Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nurculuk Hakkında Ceza Genel Kurulu Kararı

20-09-1965

Burada Nurettin Veren'in Onurlu ve Şerefli Çalışmaları hakkında bütün konuları başlıklar halinde bulabilirsiniz. Yıllardır Fethullah Gülen'le beraber çalışmış olan Nurettin Veren Fethullah Gülen Terör Örgütü hakkında bütün gerçekleri açıklıyor.

Nurculuk Hakkında Ceza Genel Kurulu Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 19:28

NURCULUK HAKKINDA CEZA GENEL KURULU KARARI

(Esas:234/D-ı, Karar:3ı3, Tarih: 20.09.1965).


Ceza Genel Kurulu Kararı'na göre Nur Risalelerinin gerçek yüzü ve bu risalelerde yer alan zararlı akımlar. Nur Risaleleri ı30 kadar olup, dava konusu dosyada bulunanlar Asayı Musa, Mesnevi-i Nuriye, Gençlik Rehberi, Mektubat, Tiryak, Hutbe-i Şamiye, Hanımlar Rehberi, İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi, Barla Hayatı, Bediüzzaman Cevap Veriyor, Lemalar, Bize Nurcu Diyenler Diyoruz ki, Elhüccet-ü Zehra, Ramazan Risalesi, İhlas Risalesi ve Sönmez adlı risalelerden oluştuğu anlaşılmıştır. Nurculara esası, fikirleri, maddiyatçı ve tabiatçı modern felsefeyi reddetmekte, dünyanın geçiciliğini, ahretin geçerliliği fikrini telkin etmekte, netice olarak ta bütün dünya saadetlerini insanlara haram etmektedir. Nurculara göre laik bir devlet düzeni şeriata aykırıdır. Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzaklaştırılmış ve dine karşıdır. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için din ile dünya işleri birbirinden ayrıdır.

Reform Hıristiyanlıkta mümkündür. Türk devrimleri dahi Hıristiyan reformlarının taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek derecede mükemmeldir.

Laik Cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye maruz bırakılmıştır. Atatürk idaresi hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahirzamandır. Dinsizlik, kanunsuzluk, ifsat komitelerinin faaliyet yıl landır (Said-i Nursi, Sözler 1957, Sayfa: 143, Dr, Çetnn ÖZEK Nurculuğun İç Yüzü 09.04.1964 tarihli Milliyet Gazetesi Türkiye genel olarak ezan-ı Muhammedi'nin yasak edildiği, bidadların zorla topluma kabul ettirildiği bir dönem yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattir ve Hıristiyan kanunı kırıdır Türkiye'nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çatışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. Devlet İslam'ın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayat nuru ondan mevcuttur Alemi İslam'da yapılacak olan devrimler İslamiyetinde satirine uygun olmak mecburiyetindedir. Aksi halde gayri meşrudur. Bu bakımdan meclis aynı zamanda hilafet görevini görmelidir.

Şahıs-ı Manevi hükümetin Müslüman olması gereklidir. Türk Devleti'nin dini İslam'dır ve bunun vikayesi milletimizin mayei hayatiyesidir. Hükümet İslamiyet ve din için hizmet etmektedir. Müslümanlara Kur'an dışında bir anayasa lazım değildir. 1347 tarihinde felsefenin tahakkümü ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere duçar kılınmış ve anayasadan devletinin dininin İslam dini olduğu yolundaki hükmü kaldırmıştır. Kur'an Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil ilahi bir iradenin sonucudur. İslamiyete ve Hakikatı Kur'aniyeye karşı mürtedane mücadele eden bir desses zındıktır ki bize hücum etmek için istibdadı mutlaka Cumhuriyet namı vermekle irtadadı mutlakai rejim altına almakla sefahatı mutlaka medeniyet takmakla cebri kayfi kurfiye, kanun namı vermekle bir istibdadı askeriye ve dalalet kurmuştur. Said-i Nursi milliyete ve milliyetçilik fikirlerine düşmandır. Ona göre milliyetçilik İslam birliğine manidir. Nurculara göre milliyetçilik Bolşevizm ve Sosyalizme karşı mücadele edecek kuvvette değildir.

İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayatı maneviyeye dayanacaktır. Bu İslam devleti de hamiyeti İslamiye ve milliye altında İttihadı Muhammedi davasında olan Şeyhi Risalei Nur sayesinde kurulacaktır. İttihadı İslam Umum askere ve umum ehli İslam'a şamildir. Hariç kimse yoktur. Hutbe-i Şamiye'de Milleti İslamiye'nin sebebi saadeti yalnız ve yalnız hakiki İslamiye ile olabilir ve hayatı içtimayesi ve saadeti bünyeviyesi Şeriatı İslamiye ile olabilir. Denildikten sonra mesele şeriat hükümlerine göre hırsızların elinin kesilmesinin faidelerinden bahsedilmektedir.

17- Said-i Nursi'ye göre İslamiyet devletini Mekke-i Mükerremesi Cezinatüm Arap olacaktır. Bu arada Osmanlılıkta bin Medine-i Münevvere şeklini alacaktır İslam dininde inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı yap "inak olduğu için, İslamiyet'in Desatirine aykırı, devrimler de İslamiyete aykırıdır.

Benim tesettür, irsiyet, zikrullah ve taaddüdü zevcat hakkındaki Kur'anın sarih ayetlerine medeniyetin ettiği itirazlara karşı onları susturacak tefsirimdir. Nurculara göre, bugünkü aile sisteminden medeniyet fantezilerden ibarettir. Aile saadeti ancak dairei şeriattaki adabı islamiye ile mümkün olacaktır. Kadının erkeğinden boşanabilmesi İslami esaslara aykırıdır. Şer'i evlenme ise bu imkanı ortadan kaldıracaktır. Said-i Nursi faizin yasak edilmesini istemekte, sınıf Kavgalarının ortadan kaldırılabilmesi için bankalar kapatılmalı, Riba yasak edilmeli, Kur'an kadına üçte bir hisse vermektedir; medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi ahlaksızlıktır.

Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adaleti ilahiye ve Hakaik-ı İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşistler, yecüc mecüclere teslimi silah edecektir. Zahiren hariçten cereyan eden Maanifi Cedidenin bir mecrası da bir kısım ehli medrese olmalı, zira bu laikliği ile başka mecradan taahfün edegelmiş ve atalet bataklığından neşet ve istipdat sümumu ve teneffüs eden zulüm tazyiki ile ezilen efkara bu müteaffin su bazı aksülamel yaptığından musaffatı şeriat ile söz vermek zorundadır. Bu da ehli medresinin duşı himmetine muhavveldir. Said-i Nursi 31 Mart Vakası üzerine sevkedildiği Divan-ı Harp'te verdiği ifadede de "En mukaddes maksadın şeriatın ahkamını tamamen icra ve tatbiktir." demiştir.

Eskiden beri İlayı Kelimetullah ve Bakayı istikbaliyeti İslam için farzı kifayei cihadı beruhde ile kendini yekvücut olan alemi İslama fedaya vazifedir ve hilafeti bayraktar görmüş olan bu devleti İslamiyenin felaketi, alemi İslamın saadet ve hürriyeti müstakbelesi ile telif edilecektir. Zira musibet maye hayatımız olan uhuveti İslamiyenin inkişafını fevkalede tecif etti.

İki Mektebi Musihetin Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi örfi adlı risalede şu yazıları dikkati çekmektedir.

a - Yaşasın Şeriat-ı Ahmediye, Şeriatı Gara Kelamı, Ezelden Geldiğinden Ebede gidecektir,
b - Onüç asır Evvel Şeriatı Garra Tessüs ettiğinden Ahkamda Avrupa'ya dilencilik etmek bu dini İslama büyük bir cinayettir ve şimale mütevecihen namaz kılmaktır.

Nur talebeleri (Şakirtleri) ve Görevleri:

Nurcular, kendilerine Nur talebeleri adını vermekte ve Hizbul Kur'an olduklarını ileri sürmektedirler. Nur Şakirtlerinin Nurculuğa girebilmeleri için o mahalledeki en büyük nurcuya karşı bazı taahhütlerde bulunmaları gerekmektedir. Bu taahhütler Nurculuğun ve Nurcuların büyüklerine sadakat, Nurcuların bulundukları yerlerde Nurculuk ile ilgili olayları Nur büyüklerine bildirmeleri de mecburidir. Nur talebelerinin diğer bir vazifeleri de Nur risalelerini çoğaltıp dağıtmaktır. Said-i Nursi, Asayı Musa adlı risalesinde Nur risalelerini yazıp dağıtmayı ihmal edenlere sitem etmektedir. Nurculuğun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektedir. Said-i Nursi risalelerin yayılması için dini duygulan da istismar etmektedir. Sönmez adlı risalenin 3. sayfasında şu satırlar yer almaktadır: "Ahiret kardeşlerime mühim bir ihtar iki maddedir. Birincisi risalei nura intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak, yazdırmak ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran "Risale-i Nur Talebesi" unvanı alır ve o unvan altında her 24 saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayır dualarımda manevi kazançlarımda, hissedar olmakla beraber, benim gibi dua kazançlarına dahi hissedar olurlar. İkincisi, Risale-i Nur'un amansız ve imansız cini ve inni düşmanları onun çelik gibi, metin kalalarına ve elmas kılıç gibi kuvvetli hüccetlerine müdahale edemediklerinden çok gizli dosyalar ve hafi vasıtaları ile sınırlı olmaksızın yazanların şevklerini kırmak, fikir ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde, şeytanca hücum edip darbe vururlar.

Said-i Nursi, Nur talebeliğinin bırakmanın günah olduğunu, Nur talebelerine ilişenlerin vatan ve millet haini olduklarını ilan ederek, ayrıca tehditler savurarak gizli bir teşkilatın taktiğine başvurulmaktadır. Nur talebelerinin bekar kalanları takip edilmekte, muhakkak evlenmesi lazımsa bir Nurcu ile evlenmesi emredilmektedir. Yine Nur risalelerinden Tiryak adlı risalenin 33. sayfasında "Mevt idam değil tebdil-i mekandır. Kabir zulmetli kuyu ağzı değil, maneviyatlı alemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün şaşaası ile beraber ahrete nazaran bir zindan hükmündedir." İslam Dini Yönünden Nurculuk: Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Nurculuk (Nurculuk hakkında) adlı eserde: Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batmi ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların Müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı, Nur risalelerini toplu olarak okumanın bir nevi hizipçilik olduğu, Bir kısım ayetlerin İslamlığın usullerine göre tefsirine kalkışıldığı, Risale-i nurun mukaddesat arasına katılmak istendiği, yalnız nurcular için dua yapılarak Müslümanlar arasında bir zümre meydana getirildiği, tefrikaya yol açıldığı, Said-i Nursi'nin ve eserlerinin harikuladeliği ve kerametten hakkında indi tevillerle mübalağalı ifadeler kullanıldığı, Kur'an-ı Kerim'in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebtiğ ettiğinin iddia edildiği, Bu gibi tevil ve iddiaların İslami esaslara uymadığı, Nurculuğun milli ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu, Nur risalelerinde Kürtçülüğü körükleyen sözler bulunduğu belirtilmiş ve 22-23 sayfalarında "Nurculuğun inanış ve telakkileri, İslam dininin, Kur an-ı Kerim'in ve sünneti seniyyedeki kaide ve formüllere uymayan bir akide tarzı olmuştur. Nurculuk dini meselelerde işi çığımdan çıkaran bir istismara ilaveten milli ve içtimai konularda birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil etmiştir. Risalelerde gösterilen sırf dini ifadeleri bile yapılan aşırı teville ve keyfi görüşlerle yukarıda örnekleri ile belirttiğimiz gibi manevi, milli bütünlüğümüzü bozan, gerçek itikatı gölgeleyen bir hal almıştır.

Bu risaleleri okuyanlar kendilerini bütün Müslümanlardan üstün görmüşler, yalnız ve yalnız Nurcu olanlar cennete ehil, Nur risallerini günahlara kefil saymışlar ve netice olarak da Nur risalelerini okumayı ibadet haline getirmişlerdir. "Ey Müslüman karides; dine yararlı telif irşatta bulunanlar Peygamberin hizmetkarı durumunda bulundukları için Kuran-ı Kerim'de Peygamber Efendimize hitab edilmiş ayetleri, olanların şahsına atfetmek yakışık almaz. Böyle bir tevazuu benimsemek bile Müslüman tevazuuna sığmaz. Nur risalelerini Kur'an'ın en mükemmel tefsiri addetmek Allah kelamını kıyamete kadar.".

Nurculuğun ve Nur Risalelerinin gerçek İslam'a uymadığının açıkça ifade edildiği görülmüştür Kanunlarımızın Karşısında Nurculuk ve Sanıkların Hukuki Durumu: Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat Nur risalelerinden alman pasaj ve cümlelere göre:

Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi hiçbir zaman Türklüğü ve Türk milletini kabul etmeyerek, Kürt olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 yılında faaliyette bulunduğu anlaşılan Kürt Teali Cemiyeti'nde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dini ve milliyeti olan bir Kürt cemaati olduğunu ileri sürerek ve yine o tarihlerde kurulduğu bildirilen "Kürdistan Azmi Kavi" cemiyetinin mümessili olarak İstanbul'a gidip, Kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstererek ve "uyan ey Selahattin Eyyübinin torunları Kürtler" diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiğinin anlaşıldığı, Türk milliyetçiliğini red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Said-i Nursi'nin Türkiye'nin de dahil olacağı tamamen şeriat hükümlerine ve İslami esaslara göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir İslam devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesinin lüzumunu Nur risalelerinde teklif, takdim ve teşvik etmek suretiyle Türk Devleti'nin bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu, Said-i Nursi, Nur risalelerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamen şeriat esaslarına ve İslam siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri gelmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kur'an dışında anayasa ihtiyaç bulunmadığını İslamın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığı, mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda etmekle beraber laik bir cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk'e düşman kesilerek onu ebu sufyan ve deccala benzeterek "Tek gözlü deccal, ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın" diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle TCK'nın 163. maddesini ihlal eden suç işlediği, Yine Nur risalelerinde çok kadınla evlenmenin propagandasını yapmak, boşanma ve miras meselelerinin tamamımı şeriat hükümlerine tabii olması lüzumunu açıkça yazıp telakin etmek, faizin yasak olduğunu, bu nedenle bankaların kapatılması gerektiğini ileri sürerek, bugünkü modern mahkemeleri kapatıp yerine İslamiye dahilisinde yeni şeriat mahkemeleri açılmasını teklif etmek, parlamento üyeleri Kur'an düsturlarına uygun hareket etmeye davet etmek suretiyle yine TCK'nın 163. madde hükümlerinin ihlal edildiği, Her ne kadar Hutbe-i Şamiye ile iki mektebi musibetin şahadetnemesi veya Divanı Harbi Örfi, adlı risaleleri Cumhuriyetten evvel hazırlanıp yazılmış olduğu ileri sürülmüş ise de, bunların pek yakın tarihte yeniden basılıp dağıtılmış olması ve iki mektebi musibetin şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi adlı risalelerinin ilk sayfalarında ise "Bu müdafaayı şimdi bu asra muvafık gördük, güya o zamanlar 50 sene sonra bir hissi kablel vuku ile bir nevi ihbarı gıyabi olarak hayatı içtimaiyeyi alakadar eden çok hakikatlere temas ettiğinden neşredildi." diye açıkça kaydedilmesinin şayana dikkat olduğu,

6- Said-i Nursi'ye bağlı Nur talebelerinin ise 3. paragrafta açıklanıp izah edildiği üzere memleket ve devlet için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri ihtiva eden Nur risalelerini yazıp çoğaltmak ve halka dağıtmak vazifesi ile mükellef bulundukları, bu talebelerin dikkatli okuyup, incelediklerine şüphe olmayıp Nur risalelerindeki bu tehlikeli ve zararlı akımları bilmediklerinin ileri sürülemeyeceği, Nur risalelerinde yer alan ve yukarıda yer alan fikir ve kanaatleri kabul edip benimsemeyen bir kimsenin Nur talebesi olmasının tasavvur edilemeyeceği ve sanık Mehmet ile Tevfik kendilerinin Nurcu olmadıklarını ve dosyada mevcut olup yedlerinden zapdedilen ve dosyadaki bilirkişi raporunda da suç olduğu izah olunan Nur risalelerini okumak üzere halka verdiklerini kabul ve ikrar ettikleri ve bu hareketlerinin TCK'nın 163. maddesini açıkça ihlal eden suç teşkil ettiği ve 1. Ceza Dairesi'nin bozma kararı yerli ve yerinde bulunduğu halde nazara alınmadan ve Mahkemece işin esası laiki ile incelenip nüfuz edilmeden ve en yüksek dini müessese olan Diyanet İşlerince dahi Nurculuğun İslama aykırı olduğu tespit edilmişken kanuna, işin esasına ve gerekçelere uymayan mesnetsiz mütalaaları ile yazılı şekilde ısrara karar verilmesi yolsuz bulunmuştur. Yukarıdan beri açıklanan sebeplere göre ısrar hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi bozulmasına 20.09.1965 günü oybirliğiyle karar verildi .

Kaynakça
Kitap: Kuşatma, ABD'nin Truva Atı Fetullah Gülen Hareketi
Yazar: Nurettin Veren
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Nurettin Veren Bütün Gerçekleri Açıkladı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir