Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Devrimci mi Karargâh mı

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Ahmet Sık'ın "İmamın Ordusu" adlı çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Devrimci mi Karargâh mı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 06:39

"Devrimci mi Karargâh mı?"

Devrimci Karargâh (DK) adı, Türkiye'nin siyasi çizgisini değiştiren Ergenekon soruşturmalarından sonra girdi ülke gündemine. Başta pek adını duyuramadığı iki eylem yaptı. Ama Bostancı'da yaşanan ve televizyon ekranlarından ilginç bir şekilde naklen yayınlanan saatler süren çatışma görüntüleriyle belleklerde yer etti. Bir emniyet müdürünün, Hanefi Avcı'nın Fethullah cemaatini hedef alan bir kitap yazmasından sonra bu örgüte yardım yataklık ettiği iddiasıyla tutuklanmasıyla da örgütün adı herkesin hafızasına kazındı adeta. Ama bir o kadar da soru işareti doğurmuştu. "Var mı yok mu?", "Kim bunlar?, "Devletin örgütü", "Ergenekon'un örgütü" ya da az da olsa "Gerçek devrimciler" olduklarına yönelik şehir efsaneleri aldı yürüdü. Bu efsanelerin hangisi gerçek bilmiyoruz. Ama özellikle son çevrelerde, pek açık dillendirilmese de ortada şaibeli bir durum olduğu da herkesin ortak fikri neredeyse. Gazeteci Gürkan Hacır da, "Tuhaf bir örgüt; Devrimci Karargâh"115 başlıklı yazısında, "Türkiye'nin 40 yıllık silahlı sol örgüt tarihine tepeden paraşütle iniverdi. 2008'de ilk eylemleriyle duyduk. Şimdi en çok konuştuğumuz örgüt oldu. Ne bir gelenekten geliyorlar, ne de bir tabanları var. Sosyalist solun içinde dostları yok. Bir yığın komplo ve dedikoduyla beraber solun alışık olmadığı bir yığın tuhaflıkla devrim yolunda (!) ilerliyorlar. Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 'nın tutuklanmasıyla beraber gözler bir anda DK örgütüne çevrildi. Peki, nereden çıktı bu örgüt?" diyerek bu kuşkuları dile getiriyordu. Bir dönem Sky Türk televizyonunda da program yapan Hacıroğlu, cezaevine girmeden önce konuk ettiği Sarp Kuray'ın116 televizyon ekranlarından söylediklerini anımsatıyordu: "Kuray, Devrimci Karargâh'ın öncülü sayılan 16 Haziran örgütünün lideri olmakla suçlanıyordu. TV ekranından bu örgütle yollarının nasıl ayrıldığını anlatmıştı. 'Örgütün 1990'lı yıllardaki bütün eylemlerinden beni sorumlu tuttular. Oysa eylemleri benim talimatım dışında yapanlar şu an dışarıda rahatça geziyor. Bense tek suçlu olarak müebbet hapis aldım. Örgüt benim kontrolümden daha başında çıkmıştı. Beni hainlikle suçlayıp attılar. Örgüte bu kadar istihbarat nasıl geliyordu, ben de anlamadım zaten' demişti."
Gazeteci Ayça Söylemez de, bir internet sitesinde yayınlanan ve daha sonra bazı gazetelerin de kullandığı DK operasyonlarını irdeleyen, "Devrimci mi karargâh mı" başlıklı117 analitik bir yazı kaleme almıştı. Söylemez, yazısında Sarp Kuray'ın o dönemki bazı yol arkadaşlarını İsyan ve Tevekkül adlı kitabında, "1988 yılından sonra oluşturulan 16 Haziran Hareketi süreci ile başlayan tartışma 1991 yılında bir ayrışma ile noktalanmıştır. Bu tartışma sürecini en açık biçimde takip edebileceğiniz belge, yargılandığım mahkeme dosyalarındaki polise teslim edilen bantların çözümlenmeleriyle ortaya çıkan 480 sayfalık konuşma dokümanlarıdır. 1988'den 1991 'e kadar aşağı yukarı günbegün, ülkedeki sorumlu kişiler (Serdar Kaya) tarafından bilgim dışında banda alınmış konuşmalarım kasetler halinde polisin eline geçmiştir" diye anlattıktan sonra Kuray'ın bu kişilerin bir yıl sonra da tahliye olduklarını yazdığını da belirtti.

Devrimci tedrisattan geçmiş kahvehane üslubu

DK'nin internet sitesinde yer verilen bir yazıda örgütün nereden çıktığı, "2005 yılının yaz aylarında, Bedrettin Hareketi ve 16 Haziran Hareketi kadrolarının Türkiye devrimci hareketinin dibe vurmuş konumu ve bundan çıkış yolları üzerine yaptıkları ilk tartışmalar, hızla savaşkan bir sosyalizm çizgisini devrimci bir direniş merkezi olan Kürt özgürlük çizgisiyle yoldaşlaştırarak Türkiye sosyalizminde egemenliğini sürdüren oportünizme ve reformizme alternatif devrimci bir yol çizme görevinde birleşik bir örgütsel yapı oluşturma kararına vardı" diye özetleniyordu. Ancak ne yaptıklarıyla eylemler ne de internet sitesi üzerinden haklarında çıkan haberlerle ilgili girdiği polemikler özellikle sosyalist sol ve hatta illegal örgütler gözünde dahi DK hakkındaki şaibeleri gidermeye yetmedi. Hele ki kullandığı üslup sosyalist solun alışıldık dilinden ve jargonundan hayli uzaktı. Bildirilerinde, açıklamalarında politik bir dilden ziyade, bol sloganla süslenmiş daha çok devrimci tedrisattan geçmiş bir kahvehane üslubunu barındıran söylemler bulunuyordu. Hanefi Avcı'nın da DK ile ilişkilendirilerek tutuklanmasıyla ilgili operasyonlardan sonra 24 Eylül 2010'da internet sitesinde yapılan açıklamada bu çok açık görülüyordu. Mesela, Hanefi Avcı'yla DK arasındaki ilişkiyi kuran köprü vaziyetteki kişi olan Necdet Kılıç'la ilgili, "Bu kişinin yapımızla herhangi bir bilinen ilişkisi ya da kaydı yoktur. Hele ki iddia edildiği gibi finansörümüz ise, yaşadığımız mali sıkıntılarımız üzerinden kolayca diyebiliriz ki, Allah onu nasıl biliyorsa öyle yapsın!" yazılmıştı. Sosyalist ya da devrimci sol çevrelerin kullandığı dilin aksine, hem yukarıda verilen örnekte hem de aynı açıklamada hem de, daha öncekilerde olduğu gibi Fethullah Gülen yine hedefte olduğu, "Fethullahçı gericiliğin militan devrimciliği en ilkel yalanlarla kirletme çabası, sağdakileri geçtik, demokratından solcusuna tüm Türkiye liberallerinin devrim karşıtlıklarının ve korkularının doğal bir algısı olarak kolayca kabul gördüğü sürece, AKP'nin tasfiye etmeye niyetlendiği kim varsa DK yapılanmamıza dâhil edileceği ortadadır. Asıl korkumuz bu gidişle örgütte bize yer kalmayacağı üzerinedir" denilen satırlara bakarak DK'de ince bir mizah olduğunu da söylemek mümkün. Kendileri dışında kalan sol yapıların da eleştirildiği aynı açıklamada, diğer sosyalist solun, üzerlerindeki şaibe nedeniyle kendilerini dışlamalarına ilişkin yazdıkları da hiç yabana atılır gibi değildi. Açıklamada Ankara, İstanbul ve İzmir'de operasyona yönelik yapılan protesto açıklamalarında Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) ile Red Dergisi ile Bilinç ve Gelecek Dergisi çalışanlarının anılırken DK'nin yayını olduğu öne sürülen Demokratik Dönüşüm dergisi çalışanlarıyla ilgili herhangi bir şey söylenmemesi, örgütün dışlanıyor olması eleştiriliyordu. Derginin, Türkiye'de uzun yıllardır unutulan ve unutturulmaya çalışılan "savaşkan sosyalizm anlayışını" ve bu anlayışın Kürt özgürlükçülüğü ile yoldaşlaşmasını savunduğu için "düşman" diye adlandırılan devlet tarafından hedef seçildiği belirtilen açıklamada şöyle deniliyordu: "Sosyalist ortam, sırf bu dergi düşmanın gözünde Devrimci Karargâh'la ilişkilendiği için bu dergiyi savunan bir açıklama yapmaktan özellikle kaçınıyor. Demokratik Dönüşüm'ün yasaklanmış olmasına gerici iktidarın demokratik alanlara tecavüzüne karşı çıkma sorumluluğu ile tavır alınacağına, bunu böyle bir otosansüre gerekçe kılmak ya da başka sözlerle salonlarda su gibi okudukları Brecht'in ilgili şiirini mücadele alanlarında bir anda unutuvermek ise tam da statüko sosyalizminin meşrebine uygun bir tavır oluyor. Bu tavırla düşmana verilen mesaj açıktır: 'Bizim Devrimci Karargâh'ın gündemleştirmeye çalıştığı çizgi ile alakamız yoktur, biz cici sosyalistleriz'. Hayrını görsünler. Devrim karşıtı, özü Laz İsmail'in 'ilerlemeci' TKP'sinde mayalanan Veysi Sarısözen, Devrimci Karargâh yapılanmasını 'varsa' parantezine alarak hakkımızda şaibe yaratmaya çalışan bir üslup kullanıyor. Oluşmasıyla ve eylemleriyle artık dost düşman herkesin bilgisi dâhilinde olan Devrimci Karargâh yapılanmasının varlığı, hele ki kurucu komutanının ağzından şehadetinin hemen öncesinde de ilan edilmişse bu harekete ve varlığına saygısızlık kimsenin haddi değildir... Doğrudur, Hareketimiz çıkış momentine uygun bir yeniden üretim sürecini henüz oluşturamamıştır. Türkiye devrimci hareketinin bugününde bu durumda olan; geçmiş militan çizgilerini sürdürmekten uzun süredir uzak düşmüş birçok örgüt mevcuttur. Devrimin savaşkan bir sosyalizm anlayışıyla gelişeceğini ideolojik ve politik olarak inkâr edenler açısından bu, onların kendi sağ çizgilerinin doğruluğuna bir kanıt olarak değerlendirilebilir. Ama hiçbir öznel doğruluk iddiası, devrimci hareketlerin varlıklarını inkâr ve çizgilerini şaibe altına alma hakkını kimseye vermez."

DK= Bedreddini Hareketi+16 Haziran+Devrimci Sol

Örgütün, adıyla anılmadan önce, sol çevrelerde Bedreddini Hareketi diye bilindiğini söylemek mümkün. Ancak tarihsel geçmiş bağlamında değerlendirilirse 1980 öncesindeki Partizan Yolu hareketine kadar inilebilir. Zaten Partizan Yolu'nun kurucusu olan Serdar Kaya da şu anda DK'nin lideri olarak anılıyor. Ancak DK'nin 30 yıllık geçmişe sahip örgütsel ve ideolojik bir birikimin sonucu çıkmış bir yapılanma olduğunu söylemek zor. Ergenekon soruşturmalarının Amirallere Suikast iddianamesi diye bilinen dosyasındaki ek delil klasörleri arasında yer alan, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce hazırlanan 9 Aralık 2009 tarihli rapor, DK'nin kuruluşuyla ilgili bilgiler içeriyordu. Rapora göre DK'nin kökeni Partizan Yolu'nun içinden çıkma, Sarp Kuray'ın liderliğindeki 16 Haziran Hareketiydi. 1988'de Paris'te yapılan bir toplantıyla kuruluşunu ilan eden bu örgütün darbede deşifre olmamış kadroları Lübnan'da Bekaa kamplarında silahlı eğitim alıp Türkiye'de birçok silahlı ve bombalı saldırı gerçekleştirse de 1990 yılındaki operasyonlarla çökertilmişti. Örgütün Türkiye'deki lideri Serdar Kaya ve eylemleri gerçekleştiren askeri kadrosu da tutuklanmıştı. Serdar Kaya'nın cezaevinden, Paris'te bulunan Sarp Kuray'a gönderdiği mektupta ağır eleştiriler yöneltmesi sonucu dağılma yaşandı. Yunanistan'da 1991'de yapılan kongreyle de Kuray ve bir grup arkadaşı örgütten ayrıldı. Kuray, örgütün o dönem Türkiye'de bulunan lideri Serdar Kaya'nın kendisine gönderdiği örgütsel raporlar yüzünden yargılandığı davada verilen müebbet hapis cezasını Yargıtay'ın da onaylamasından sonra 2010 yılında, Fransa'dan Türkiye'ye döndükten 10 yıl sonra tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu arada Serdar Kaya tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılınca Hollanda'ya kaçtı.

Bu arada 1999'da Sosyalist İşçi Partisi'nden (SİP) ayrılan ve Sosyalist Birlik Hareketi (SBH) diye anılan grup, aralarında Bostancı çatışmasında öldürülen Orhan Yılmazkaya'nın da bulunduğu yapıyla bir araya gelip Gerçek Çevresi adıyla faaliyet yürütmeye başlamıştı. 2004'de Bedreddin Hareketi adını alarak aynı isimle bir de dergi çıkaran grup kısa süre sonra silahlı mücadele yürütülüp yürütülmeyeceği konusundaki fikir ayrılığı nedeniyle yılın sonuna doğru kendini feshetti. Silahlı mücadele yanlısı olmayanlar Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) içinden ayrılan bir grubun 2002 yılında kurduğu Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) içinde faaliyet göstermeye devam etti. Zaten, Hanefi Avcı'nın da dâhil olduğu operasyonlarda SDP'li grupla Devrimci Karargâh arasındaki ilişki de buradan yola çıkılarak kurulmuştu. Orhan Yılmazkaya'nın bilgisayarında Bedrettin Hareketine ilişkin yazıların arasında, "SDP içinde faaliyet yürüten arkadaşların bulunduğuna" dair ibareler üzerine de her haliyle komplo olduğu belli olan bir operasyonla SDP'liler bu örgüt soruşturmasına dâhil edilmiş oldu. Bedrettin Hareketi içinde Orhan Yılmazkaya ile birlikte silahlı mücadeleyi savunanlar kendilerine lojistik destek sağlayan PKK'nın önce İran sonra da Kuzey Irak'taki kamplarında askeri ve teorik eğitim aldı. Bedrettin Hareketi kadroları, 16 Haziran örgütünün yeniden canlandırılması için faaliyete geçen ekiple bir araya gelerek 2005 yazında DK adını aldı. Örgüt üyeleri 2008 yılında tekrar Türkiye'ye döndü. Aynı yılın sonunda da DK'ye, Devrimci Sol121 Bedri Yağan grubu da katıldı. Polis raporlarına göre de sonradan TKP/K (SODAP) ve DSİH (Kaldıraç) örgütleri ile TİKKO ve PKK'dan ayrılanlar kimi militanlar da bu örgüte katıldı. Örgütün silahlı eylemler yapan askeri kadrosu Bekaa'da bulunan kamplarda askeri eğitim gördüğü için PKK'nın üst düzey kadrosu ile kurdukları ilişkiyi günümüze kadar sürdürdü. Siyaseten de PKK çizgisine yakın duran DK, bildirilerinde Kürt mücadelesine verdiği desteği de hiçbir zaman gizlemedi.

Devrimci Karargâh Kimin Karargâhı?

Örgütün, kendi adına açtığı internet sitesi İngilizcede şirket anlamına gelen company sözcüğünün kısaltması olan "com" uzantılıydı. Basit bir ayrıntı gibi görünse de antikapitalist, emekçi sınıfın mücadelesini verdiğini iddia eden bir örgütün, benzer siyasetleri savunanların yaptığı gibi "net, info, org" yerine "com" şeklinde bir adresi alması hayli garipti. Hollanda Amsterdam'dan sunucu hizmeti sağlayan bir şirketten alınan Fout! De hyperlinkverwijzing is ongeldig. adresini Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş'ten türetildiği anlaşılan Mahir Deniz ismiyle alan kişi adres olarak da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne komşu olan Vatan Caddesi No:121 adresini vermişti. Ergenekon'la bağlantılı olduğu öne sürülen örgütün internet sitesinin faaliyete başladığı tarih de Ergenekon'un ilk iddianamesinin açıklandığı 14 Temmuz 2008'den bir ay öncesine 12 Haziran 2008'e aitti. Herhangi bir siyasi geçmişi, örgütsel altyapısı, kadrosu, kendini tanımladığı ideolojik bir belge doküman bulunmayan örgütle ilgili bu kuşkular polis tarafından hazırlanan bir raporda da dile getirilmişti. İnternet sitesini açmasından 2 ay sonra da ilk eylemini yapan DK örgütüyle ilgili İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 9 Aralık 2009 tarihli, "Devrimci Karargâh Terör Örgütü Ergenekon Bağlantısı Değerlendirme Raporu" nda internet sitesinde ve yapılan operasyonlarda ele geçirilen dijital malzemelerde örgütün herhangi bir tüzük, mali yapısı, özeleştiri, görevlendirme türü belge ya da bulgulara rastlanılmadığı belirtiliyordu.

Tüzük ve programının bulunmamasının örgüt hakkında şüphe uyandırdığı vurgulanan raporda şöyle deniliyordu:

"Özellikle sol örgütler, fikir birliği içindeki yandaşları ile bir araya gelerek kuracakları örgüt hakkında geniş tahliller ve stratejiler ortaya koyarlar. Tartışmalar ve öneriler getirirler. Anlaşma halinde örgütün ismini, bayrağını belirleyerek tüzük üzerinde çalışma yaparlar. Tüzük neticelenince kongre yapılarak genel sekreter, MK (merkez komite) üyeleri ve görevlendirmelerle örgütün yapısı belirlenir. Legal-illegal kuruluşlar, yayın kurulu oluşturulur, mali yapısı ele alınarak kongre sonuçlandırılır. Yapılan bu aşamalar örgütün tarihi açısından raporlanarak arşivlenir. İnternet ortamında da örgütün programı, amacı ve tüzüğü ile illegal yayınlarına yer verildiği hep görülmüştür. Oysaki DK herhangi bir kongre yapmayarak tüzük ve programları ile organlarını oluşturmadan büyük çaplı eylemlere başlamıştır. Ayrıca bünyesinde bulunan 16 Haziran Hareketi ile Bedreddini Hareketi'nin 2005 yılının yaz aylarında birleşmesinde ve DK ismi ile ortaya çıktıktan sonra Devrimci Sol örgütü ile birleşmesinde herhangi bir kongre emareleri bulunamamıştır. Yine örgütün kuruluş aşamasında yapmış olduğu açıklamalarda amacının 'Türkiye'de devrimci yapıyı bir araya getirme ve birleştirme" olduğunu açıklamasında da büyük çelişki vardır. Bu çelişkinin başında; devrimci yapının ideolojisinin, komünizm ve komünist fikir adamlarının (Karl Marx, Lenin, Mao vb) ideolojilerinden yola çıkarak, Türkiye'deki sol örgütleri bir araya getirmesi lazım iken, örgütün açıklamalarında bu keskin durum bulunmamaktadır. Terör örgütüne yönelik olarak yapılan operasyonlarda ele geçirilen belgeler ve örgüt mensuplarının yapılan iletişim tespitlerinde örgütün hali hazırda mevcut bir altyapısını olmadığı görülmüştür. Örgütün ismini duyurduğu tarihle birlikte başlayan eylemlerinde hedeflerinin daha önce sol örgütlerde pek rastlanılmayan türde sansasyonel boyutta olduğu, sol örgütlerin genelde sivil halk ayrımı yaparken DK'nin bu ayrımı yapmadığı, eylemlerinde yüksek düzeyde patlayıcı kullanarak sivil insan kalabalığının bulunduğu hedeflere yöneldiği görülmüştür."

Kaynakça
Kitap: İmamın Ordusu, “Dokunan Yanar”, Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
Yazar: Ahmet Şık
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Devrimci mi Karargâh mı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 06:47

Selimiye Kışlasına havan mermisi

Türkiye'de PKK dışında en çok silahlı eyleme girişen örgüt olan DHKP-C, ardı ardına yediği operasyonlar ve kadrolarının cezaevlerinde ya da birçoğunda yargısız infaz kuşkusu dile getirilen çatışmalarda ölmüştü. Özellikle batı kentlerinde silahlı ve bombalı saldırılar düzenleyen örgüt, lideri Dursun Karataş'ın da kanserden ölmesinden sonra sessizliğe gömülmüştü. Derken 2008 yılında adını ilk kez Selimiye Kışlası'na yönelik havan toplu saldırıyla duyuran bir örgüt, Devrimci Karargâh (DK) ortaya çıktı. Silahlı mücadele yürüten sol örgütler, eğer yeni kurulduysa ortaya çıkışını mutlaka sansasyonel bir eyleme yaparlardı. DK'de geleneği bozmadı ama polis raporunda da dile getirildiği gibi sivil halk ayrımı yapmamıştı. 7 Ağustos 2008 günü Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'ndan ateşlenen el yapımı 4 havan mermisi, hedeflenen yer olan 1. Ordu Komutanlığı'nın bulunduğu Selimiye Kışlası'na değil, 300 metre uzaktaki Üsküdar Belediyesi ek hizmet binasının bahçesindeki çöp konteynırına isabet etmiş ve 4 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Diğerleri de mezarlıktaki ağaçlara isabet edip patlamıştı. Bu olaydan 4 ay sonra da örgütün hedefi AKP İstanbul İl Başkanlığı binası oldu. 1 Aralık 2008 günü, binanın giriş katında patlayan parça tesirli bomba 4'ü polis 10 kişinin yaralanmasına yol açtı, Yaralılardan polis memuru Hüsnü Uyan bir kaç hafta sonra da tedavi gördüğü hastanede öldü. Bu saldırının organize ediliş biçimi ise biraz garipti. İddiaya göre DK militanları, Sütlüce'deki AKP il merkezindeki bir güvenlik görevlisinin internetten cep telefonu siparişi verdiğini tespit etmişlerdi. Eylemden iki gün önce, deneme amaçlı olarak AKP il binasına tesadüfen tanışılan bir kurye olan İbrahim Şahin aracılığıyla kitap gönderildi. Saldırı günü de kurye Şahin'e yeniden telefon açılarak yine AKP'ye bir paket gönderileceği söylendi. İçinde bomba olan paketi, sipariş edilen cep telefonuymuş gibi görevlinin adına gönderilmişti. Kurye Şahin'in paket teslim edip ayrılmasından kısa süre sonra da patlama meydana gelmişti. Teslimat kâğıdına kendi kimlik bilgilerin yazdığı için Şahin gözaltına alınarak tutuklandı.

Antisemitik bir örgüt

12 Ocak 2009'da ise örgütün hedefinde bu kez İsrail sermayeli Bank Pozitif vardı. Bankanın İstanbul 4. Levent şubesine gece düzenlenen bombalı saldırıda maddi hasar meydana gelmişti. Her üç saldırıyı da internet yoluyla DK üstlenmişti.

Bank Pozitif'e yönelik saldırıdan sonra yayınlanan bildiride kullanılan dil ise buram buram antisemitizm kokuyordu:

"Selam Olsun İstanbul'dan Gazze'ye" başlıklı bildiride, Bank Pozitifin İsrail'in en büyük bankası olan Bank Hapoalim'in Türkiye ayağı olduğu belirtilerek, "Siyonist finans kuruluşu Bank Hapoalim, 2005 yılında Türkiye 'ye girmiş, 2008 Mart ayındaki sermaye artışıyla Bank Pozitifteki payını yüzde 65'e yükseltmiştir. BankPozitif, halis muhlis Siyonist İsrail bankasıdır. Bankanın hâlihazırdaki 9 kişilik yönetim kurulu üyelerinin beşi İsrail vatandaşı, birisinin adı ise Zion Kenan'dır. İlişki bu kadar nettir... Devrimci Karargâh, Siyonist İsrail devletiyle girişilen her tür askeri, ekonomik, kültürel ilişkiyi hedef alma kararlılığındadır. Bunu daha önce değişik vesilelerle dile getiren örgütümüz, bu sözünü tutmuş olmanın huzuru içindedir. Ama dahası da gelecektir. Buradan, İsrail'le ilişki geliştiren her Türkiye cumhuriyeti vatandaşını ve kurumunu, özel-kamu ayrımı yapmadan uyarıyoruz. İlişkilerinize bir an önce son verin. Aynen ırkçı hükümet döneminde Güney Afrika'ya yapıldığı gibi, İsrail de her tür araçla boykot edilmelidir. Akademisyenler ortak bilimsel çalışma yapmamalı, iş adamları üç beş kanlı kuruş kazanıp Gazze'de çocukların katlini finanse etmekten vazgeçmeli, sporcular İsrailli sporcularla maç yapmamalıdır" deniliyordu. Türkiye solunun örgütlerinin İsrail'in Siyonizm eksenli politikalarına ve Filistin'de yaşanan insan hakları ihlallerini yönelik karşı tutumu biliniyordu ancak ilk kez resmi sivil ayrımı yapmadan herkesin hedef olacağın söyleyen bir örgüt ortaya çıkmıştı. Örgütün genel çizgisi ve kullandığı dilde de sürekli antisemitizm vurgusu ve İsrail düşmanlığı öne çıkarılıyordu. Hatta örgütün hemen sonra yayınladığı bir başka bildiride ise Türkiye solunun İsrail'e karşı tutumu sert biçimde eleştiriliyordu.
DK'nin internet sitesinde yer alan, "Kahrolsun emperyalizm ve siyonizm" sloganını başlığa taşıdıkları yazı da yine örgütün antisemitik tutumuna atıf yapabileceğimiz bir diğer örnek. Yazıda, "Yahudinin sırrını onun dininde aramayalım, dininin sırrını gerçek Yahudide arayalım. Yahudiliğin seküler temeli nedir? Pratik ihtiyaç, kendi çıkarı. Yahudinin dünyevi dini nedir? Tüccarlık. Dünyevi Tanrısı nedir? Para. Tamam o halde!
Tüccarlıktan ve paradan, bunun sonucunda da pratik, gerçek Yahudilikten kurtuluş, zamanımızın öz-kurtuluşu olurdu.
Dolayısıyla Yahudiliği şimdiki zamanın genel bir toplum karşıtı unsuru olarak; tarihsel gelişimin bugünkü yüksek seviyesinde zorunlu olarak çözülmeye başlaması gereken bir unsur olarak görüyoruz.

Son tahlilde insanlığın Yahudilikten kurtuluşu, Yahudilerin de kurtuluşudur." diye Karl Marx'ın, "Yahudi Meselesi" adlı eserine atıf yapıldıktan sonra, "Dünyada Yahudiliği besleyip büyüten emperyalizmdir. Bu demektir ki aslında dünyada emperyalizmi yıkmak Yahudiliği yok etmekten, Yahudiliği yok etmek emperyalizmi yıkmaktan ayrı ele alınamaz. Uluslararası proletaryanın zaferi emperyalizmi ve Yahudiliği tarihe gömdüğü gün gerçekleşmiş olacaktır" deniliyordu.

Türkiye devrimci soluna Siyonizm eleştirisi

Ardı ardına yaşanan bombalı saldırılardan sonra İstanbul polisinin yaptığı operasyonlarda DK örgütü üyesi olduğu öne sürülen 8 kişi gözaltına alınmıştı. Polis 13 Ocak 2009'da yapılan operasyonlar sonucunda gözaltına aldığı kişilerin, 1'nci Ordu Komutanlığı Selimiye Kışlası'na havan saldırısı ve AKP İl Merkezi'ne bombalı saldırı olaylarıyla ilgileri olduğu öne sürüyordu. Saldırılardan sonra yapılan çalışmalarda ise örgütle ilgili oldukları ve saldırıları koordine ettiği öne sürülen Cemal Bozkurt ile birlikte 8 kişi gözaltına alınmıştı. AKP il binasına bombalı paket götüren kurye İbrahim Şahin'in, paketi kendisine veren kişi olarak teşhis ettiği Bozkurt tutuklanırken, diğer zanlılar serbest bırakıldı. Sözkonusu bildiri de bu operasyonlardan sonra yayınlandı.

"Tel Aviv'in Saldırısı Püskürtüldü" başlıklı bildiride sözkonusu operasyonların İsrail Bankası'nın hedef olmasından sonra yapıldığı belirtilerek, "Yahudi sermayesinin merkezine saldırımız İstanbul'dan Gazze'deki direnişi selamlamak içindi, TC hükümetinin DK'ye yönelik saldırısı Tel Aviv'den İstanbul'daki Filistin halkının kurtuluş mücadelesine verilen desteği söndürmek içindi" denildikten sonra genel olarak Türkiye solu özelde de kendini devrimci diye tanımlayan sol çevreler şöyle eleştiriliyordu:

"Devrimci geçmişine öykünmelerle kattığı, uğruna şehitler verdiği Filistin direnişi için ne yaptı? Hamas'ı İslamcı olduğu için beğenmeyen Kemalizm inmeli laisist, modernist bilincinin prangalarına mı tutsaktı? Kendisini Yunanistan'daki direnişe yakın gördüğü kadar Gazze'deki direnişten uzak tutacak kertede doğu halklarına sırtını dönmüş batı hayranı, Tanzimat solcusu kimliğinden bu kadar mı hoşnuttu? Ya da emperyalist-siyonist beyaz terörün terbiyesiyle, 'halkların kardeşliği' adına Yahudi devletinin bekasını tanıyacak kertede ideolojik-politik rönesanslara uğrayıp ikinci enternasyonal solculuğuyla mı bütünleşmişti? Bununla, yakın günlerin emperyalist-siyonist saldırganlıklarını meşru göreceklerini şimdiden teyid altına mı almış oluyorlardı?... Devrimci olmanın ahlakı sizi içinizden yakalamıyorsa, sözler yetersiz kalır."

Tartışmalı bir örgüt haline geldi

Bu üç eyleme karşın yine de DK, ilgilileri dışında kimsenin aklında yer etmedi. Ta ki 27 Nisan 2009'da Bostancı'da yaşanan ve televizyon kanallarından naklen yayınlanan çatışmaya kadar. Örgütün kurucularından Orhan Yılmazkaya adlı DK militanı, polislerle saatler süren çatışma sonunda öldürülmüştü. 7 kişinin yaralandığı çatışmada Başkomiser Semih Balaban ile çatışmayı izleyen Mazlum Şeker isimli çocuk da hayatını kaybetmişti. Sonra seri operasyonlar yapılmış ve birçok kişi gözaltına alınmış ya da tutuklanmıştı. DK'nin adını, eğer kaldıysa duymayanlara da duyuran, elbette Hanefi Avcı'nın, bu örgüte yardım yataklık ettiği iddiasıyla gözaltına alınıp 28 Eylül 2010'da tutuklanması oldu. İddialara göre Hanefi Avcı, yakın arkadaşım dediği Necdet Kılıç'ın DK örgütünün yöneticisi olduğu iddiasıyla gözaltına alınmasından sonra kendisi de örgüte yardım etmek ve hazırlık soruşturmasını ihlal etmek iddiasıyla tutuklanmıştı. İşte bu iki sansasyonel olaydan sonra da adı, bildirilerinde savunduğu mücadelede izleyeceğini duyurduğu sertlik, antisemitik dili ve ortaya çıkan bağlantıları nedeniyle bir çok kişinin varlığından bile şüphe ettiği ya da varsa "devlet güdümlü" olduğuna inanılan bir örgüt haline geldi Devrimci Karargâh. Liderliğini yurtdışında bulunan Serdar Kaya'nın yaptığı öne sürülen DK, sol örgütler arasında da tartışma konusuydu. Herkes böyle bir örgütün kurulduğundan, var olduğundan, kendilerine lojistik destek veren PKK kamplarında silahlı eğitimler yaptıklarından ve yurtdışındaki örgütlenmesinden haberdardı ama soru işaretleri de vardı. Bu soru işaretlerine hem neden olan hem de arttıransa örgütün Ergenekon'la ilintili olduğuna dair çıkan haberlerdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Devrimci mi Karargâh mı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 06:50

Cemaat medyası tedavüle soktu

Bostancı'daki çatışmadan bir süre önce DK adı, başta STV Haber olmak üzere cemaat medyasında sıkça dile getirilmişti. Ergenekon'un birinci iddianamesinden yola çıkılarak hazırlanan ilk haber 20 Mart 2009 günü yayınlandı. "Şok ifadeler"126 başlığıyla duyurulun haberde bazı örgütlerin Ergenekon'la bağının ortaya çıktığı sürülerek yeni bir örgütün, DK'nin devreye sokulduğu öne sürülüyordu. "Şiddet eylemlerinde bulunan Hizbullah, PKK, DHKP-C, MLKP gibi terör örgütlerinin Ergenekon bağlantıları ortaya çıktı. Terör örgütlerinden kopmalar yaşanıyor. Teröre bulaşmış kitleler kendi içlerinde sorgulamalara başladılar. Bütün bu kaçışları yeni ve adı kirlenmemiş bir örgüt etrafında toparlamak ve ülkemizde akan kanı devam ettirmek için DK diye bir örgüt çıkarılmıştır" denilen haberde örgütün uyuşturucu kaçakçıları tarafından finanse edildiği öne sürülüyordu. 1998'de Nizamettin Baybaşin ile birlikte uyuşturucu kaçakçılığı yapma suçundan Hollanda'da, 2007'de de da kokain satma suçundan Türkiye'de yakalanarak tutuklanan bir uyuşturucu kaçakçısının ifadelerine dayanılarak hazırlandığı söylenen haberde, "Ben bazı devlet görevlileriyle görüşüyorum. Aldığım talimat doğrultusunda ve onların bilgisi dâhilinde uyuşturucu kaçakçılığı yaparak DK terör örgütünü finanse ediyorum'' diye ifade verdiği de iddia ediliyordu. Ergenekon davasında gizli tanık olan uyuşturucu satıcısının ifadelerinde DK'nin eylem planlarının da geçtiği belirtilen haberde, örgütün alınan karar doğrultusunda dağda asker öldürmekle bir yere varılamayacağı ve Güngören eylemine benzer şekilde şehirlerde kanlı eylemler gerçekleştirilerek kamuoyu oluşturulmak istendiği öne sürülüyordu. İfadelerde DK'nin bazı sendikalarla bağlantılı olduğu iddia edilerek, "DK terör örgütü mevcut hükümete karşı şiddet eylemlerini tırmandırırken, legal alandaki uzantıları olan sendikalar da işçileri hareketlendireceklerdi. Legal ve illegal eylemler birbirlerini destekler tarzda devam ettirilerek bu şekilde sonuç alınması amaçlanıyor" deniliyordu.

Desa direnişini de Ergenekon örgütlemiş!!!

Aynı haber kanalı kısa süre sonra da bu "acar gazetecilik" başarısına devam etti. Bir gün önceki haberinin kaynağı olan "muteber gizli tanığın" ifadelerinde geçen Ergenekon bağlantılı sendika ve AKP hükümetini zor durumda bırakacak olan işçi eyleminin de adı konulmuştu:

Deri-İş Sendikası ve Desa direnişi. Fethullah Gülen cemaatine bağlı STV Haber kanalında 22 Mart 2009 günü yayınlanan haber "ETÖ'den akılalmaz oyunlar"129 başlıklıydı. Haberde öne sürülen ve bolca Ergenekon sosuna bulanmış iddialar deyim yerindeyse deli saçması gibiydi. Her ne kadar iddia olsa da, Ergenekon'la ilgili olduğu için kesin doğrular içeriyormuş gibi sunulan haberde, "Ergenekon Terör Örgütü'nün, bazı sendikaları kullanarak işçiler

üzerinden akıl almaz oyunlar tezgâhladıkları ortaya çıktı" deniliyordu. Ergenekon'un gizli tanıklarına dayandırılan haberde anlatılanlara göre Ergenekon'a bağlı DK örgütü, sendikalar aracılığıyla işçileri sokağa dökecek ve kargaşa çıkaracaktı. Böylece legal eylemler illegal eylemlerle desteklenerek hükümet zor durumda bırakılacaktı. Gizli tanığa göre terör örgütü, mevcut hükümete karşı şiddet eylemlerini tırmandırırken, legal alandaki uzantıları işçileri hareketlendireceklerdi. Tüm bunlar anlatılırken, ekranda ise yüzü maskeli bir kişi gösterilerek habere inandırıcılık katılmaya çalışılıyordu. Bir süre daha örgüt hakkında bilgi veren haberde, "Sendikaların desteği ile işçilerin işsiz kalmasını ve böylece krizin derinleşmesini planlayan Ergenekon'un oyunu, gizli tanık ifadelerinde ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. Türkiye'nin en önemli deri firmalarından birinin yönetim kurulu başkanı, oynanan sendika oyunun bakın nasıl anlatıyor" denilerek söz DESA deriye getiriliyordu.
"İşte bu tezgâh, Türkiye'nin en köklü tekstil firmalarından Desa Deri'de de uygulanmaya çalışılmış. Çok iyi şartlarda çalışan işçilerin bir kısmı ortada hiçbir sorun yokken iş yavaşlatmaya başlamış" denildikten sonra da söz Desa patronu Melih Çelet'e veriliyordu.

Çelet de sanki işçiler ve sendika Ergenekoncuymuş gibi konuşuyordu.:

"Bir anda çok iyi giden huzurlu bir iş ortamı, bir takım işi yavaşlatma işi bozmayla ilgili bazı arkadaşlarımız tarafından bu hareketler başlayınca ilk önce uyarılarımızı yaptık. Tekrar aynı huzuru ve iş etiği açısından gerekli iş ortamına tekrar dönülmesi için çaba gösterdik... İş akdi feshedilenler kapının önüne çıktılar ve bir direniş başlattılar. Bu direniş sırasında ve kendilerinin sendika mensubu olduklarını ve bundan dolayı da iş akitlerinin feshedildiği savı ile firmaya karşı dava açtı... Bunlardan bir kısmı sendika mensubuymuş bir kısmı da iş akdi feshedildikten sonra aynı gün ve ertesi gün sendika mensubu olmuş."

Herhangi bir belgeye, resmi bir bilgiye dayanmayan bu haberle, fabrikasında çalışan işçileri sendikaya üye oldukları için işten atan Desa Deri patronu STV ekranlarından aklanmaya çalışılıyordu. Desa Deri'deki direnişin sembol ismi haline gelen ve haberde Ergenekon'la ilintili olduğu iması yapılan Emine Arslan bir basın toplantısı yaptı. Patronunun kendisine daha önce de vatan haini ve terörist dediğini aktaran Arslan, "Tamamen yalan ve uydurma bu habere göre anayasal hakkımı kullanmak suç gibi gösterilmiş. Peki, bu hakkı kullanmanın engellenmesi suç değil mi? Madem işyerinde huzur vardı neden öğlen yemeğine çıkarmıyordu, neden günlerce evimize gidemiyorduk, neden emeğimizin hakkını alamıyorduk. İşsizlik korkusundan işçiler sesini çıkarmayınca o da huzur var sanmış galiba" diyordu. Kısa süre sonra cemaat medyasının assolisti Zaman Gazetesi de koroya dâhil oluyordu.

Fatih Uğur imzalı, "Müthiş iddia: Devrimci Karargâh'ı Ergenekon kurdu" başlıklı haber aslında STV Haber'de yayımlananla aynı içerikteydi. Cemaatin televizyonunda görsel olarak hazırlanan haber, Zaman gazetesi aracılığıyla da bu kez yazılı hale getirilmiş ve DK'nin, "Ergenekon'un kullandığı PKK, Hizbullah, DHKP/C ve MLKP gibi terör örgütlerinin işlevsizleştiği gerekçesiyle kurulduğu" öne sürülmüştü. Haberdeki bir başka ayrıntı ise, Zaman gazetesinde de tıpkı diğer medya organlarında olduğu gibi daha önce PKK'nın yaptığı yazılan Güngören saldırısını bu kez DK'nin yaptığı öne sürülüyordu.

Gözaltına alınan gizli tanık ve sanık ifadelerine göre yazıldığı belirtilen haberde Güngören saldırısı Ergenekon'la da bağ kurularak şöyle yer aldı:

"Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamındaki 7. dalga, 1 Temmuz 2008'de gerçekleştirildi. Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Söz konusu operasyondan 26 gün sonra, 27 Temmuz 2008'de İstanbul Güngören'de korkunç bir bombalı saldırı düzenlendi."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Devrimci mi Karargâh mı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 06:53

Naklen yayınlanan çatışma

Bu haberlerden bir ay sonra, 27 Nisan 2009'da da meşhur Bostancı baskını ve çatışması gerçekleşti. 1977 katliamından sonra ilk kez Taksim'de kutlanması kesinleşen 1 Mayıs öncesinde yaşanan bu çatışma ilginç bir şekilde TV kanallarının naklen yayımlamasına izin verilerek gerçekleşti. En sıradan olayda dahi çevre güvenliğini yüzlerce metre öteden alan polis, kameramanlar başta olmak üzere tüm gazetecilerin çatışma bölgesine girmesine izin verdiği gibi görev gereği değil meraktan çevrede biriken vatandaşlara da sesini çıkarmamıştı. Bu nedenle de zaten olayları izleyen 16 yaşındaki bir çocuk ölürken, NTV kameramanı İlhan Kandaz da hafif yaralanmıştı. Başkomiser Semih Balaban'ın da öldüğü çatışmada 8 polis de yaralanmıştı. Aylar süren Ergenekon soruşturmasının ortaya çıkan iddianamesiyle dolaşıma sokulan DK örgütü, cemaat medyasının haberleriyle de Ergenekon'la ilintilendirilmiş nihayetinde de herkesin naklen izlediği 6 saatlik bir çatışmayla belleklere kazınmıştı. Orhan Yılmazkaya'nın öldürüldüğü çatışmanın yaşandığı ev de dâhil olmak üzere 60 ayrı adrese operasyon düzenlenmişti. Gözaltına alınan 40 kişiden 29'u, naklen yaşanan çatışma görüntülerinin dehşetiyle de, adeta sorgusuz sualsiz tutuklanmıştı. Yapılan aramalarda ve incelemelerde örgütün Türkiye sorumlusu olduğu belirtilen Orhan Yılmazkaya'nın gazetecilik ve editörlük yaptığı, hamamlar üzerine yazdığı kitabına tanıtım kokteyli yapıp televizyona çıktığı da belirlendi. Yılmazkaya'nın örgüt sürecinde PKK kamplarında askeri eğitim alırken yaptığı konuşmalar ve kamptaki günlerini anlatan adeta bir belgesel kıvamındaki video kayıtlarını bulunması da illegaliteye geçmiş biri için tuhaftı. Bu arada DK'nin ne kanlı bir Ergenekon bağlantılı örgüt olduğuna yönelik haberlerden de geçilmiyordu. Vatan Gazetesi İnternet Yayın Editörü Aylin Duruoğlu da tutuklananlar arasındaydı. Tıpkı diğerleri gibi mahkeme önüne çıkabilmek için neredeyse 1 yıl beklemiş ve ilk duruşmada tahliye edilmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İmamın Ordusu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir