Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hükümet düşüren ihale

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Ahmet Sık'ın "İmamın Ordusu" adlı çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Hükümet düşüren ihale

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 05:48

Hükümet düşüren ihale

Çalışanlarının ve emeklilerinin yüzde 85'lik hissesine sahip olduğu Türkbank çökme aşamasındaydı. Hazine, Türkbank'a Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) vasıtasıyla el koyar ve hemen ardından bankaya 485 milyon dolar nakit para pompalandı. Daha sonra da banka, 1998'de Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı döneminde kasası dolu halde satış için ihaleye çıkarıldı. İhaleyi, 605 milyon dolara işadamı Korkmaz Yiğit kazandı. Ancak, yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Alattin Çakıcı bu satışta Korkmaz Yiğit lehine devrede olduğu anlaşılınca ihale iptal edildi. Yiğit lehine devrede olan sadece Çakıcı değildi. Dönemin Mesut Yılmaz iktidarının da Çakıcı'nın girişimleriyle Yiğit'e iltimas geçtiği anlaşıldı. Bunları ortaya çıkaran da dönemin CHP İçel Milletvekili Fikri Sağlar'ın açıkladığı Korkmaz Yiğit'le, mafya lideri Alattin Çakıcı arasındaki telefon konuşması kayıtlarıydı. Bankalar, gazeteler, televizyon kanallarıyla hızlı bir yükselişe geçen Yiğit'in, Çakıcı'yla yaptığı konuşmalar Milliyet gazetesini satın almasından 6 gün sonra 13 Ekim 1998'de Sağlar tarafından açıklandı. Konuşmalarda, Çakıcı'nın ihaleye girecek diğer işadamlarını tehdit ettiğinden ve hükümetin geçtiği iltimaslardan bahsediliyordu. Kasetin şalvarlı bir kişi tarafından kendisine elden verildiğini belirten Sağlar'ın açıklamaları üzerine Yiğit, Türkbank ihalesine katılmasının nedeninin Alaattin Çakıcı değil, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve daha sonra da Güneş Taner'in yönlendirmesiyle olduğunu söyledi. Türkbank'la kendisi ilgilenmeden önce devletin iki defa bankayı satma teşebbüsünde bulunduğunu ve Çakıcı'nın her iki satış teşebbüsüne de müdahale ettiğini hatırlatan Yiğit, Mesut Yılmaz'ı kastederek, "En büyük hatam devletin Başbakan'ına inanmamdı" dedi. "İhaleye fesat karıştırmak" suçlamasıyla açılan soruşturma tutuklanan Yiğit, gözaltında tutulurken emniyette verdiği ifadede, Türkbank ihalesiyle ilgili kendisine komplo kurulduğunu öne sürerek, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner'in bankanın satışı ile gelişmelerden önceden haberdar olduğunu iddia etti. Skandalla birlikte Yılmaz Hükümeti de sarsıldı. CHP, verdiği güvenoyonu çekti ve 25 Kasım 1998'de hükümet düştü. Yılmaz, Devlet Bakanı Güneş Taner'le birlikte Cumhuriyet tarihinde Yüce Divan'da yargılanan ilk başbakan da oldu. Yüce Divan, 23 Haziran 2006'da davanın kesin hükme bağlanmasını kendisinin de Başbakan Yardımcısı olarak görev aldığı DSP, MHP ve ANAP hükümeti zamanında 22 Aralık 2000'de çıkarılan ve Rahşan Affı olarak bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverilme Yasası uyarınca erteledi.

Kaynakça
Kitap: İmamın Ordusu, “Dokunan Yanar”, Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
Yazar: Ahmet Şık
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hükümet düşüren ihale

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 05:50

Yılmaz'ın suçladığı polis

Mesut Yılmaz, daha sonra ANAP-DSP-DTP koalisyonunu bitiren Türkbank skandalıyla ilgili istihbaratçı Adem Demir'i suçladı. Dönemin Başbakanı Yılmaz, Demir'in Çakıcı-Yiğit kasetlerini, kendilerine değil de muhalefete ulaştırarak krizi ateşlediğini söyledi.

ANAP lideri olarak Başbakanlığını yaptığı ANAP-DSP-DTP koalisyonunun gensoruyla düşürülmesine neden olan Türkbank skandalındaki kaset karambolünün izini süren Mesut Yılmaz'ın karşısına polis istihbaratının kilit bir ismi çıktı:

İstanbul İstihbarat eski Şube Müdürü ve DYP milletvekili aday adayı Adem Demir. Yılmaz bu iddialarını 11 Haziran 1999 günü bir grup gazeteciyle yaptığı sohbette dile getirdi.
İlk kez isim vererek Alaattin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasında geçen konuşmaların kaydedildiği bandın CHP'li Fikri Sağlar'a ulaşmasını sağlayan kişinin Adem Demir olduğunu söyledi.

ANAP Lideri, bu konudaki ilk ipucunu hafta içinde ANAP grubunda yaptığı konuşmada vermiş ve şunları söylemişti:

"55'inci hükümetin zamansız görevden uzaklaştırılmasının en önemli nedeni Emniyet'teki hizmet yetersizliğidir. Eğer belli birimler görevlerinin gereğini yapıp sahip oldukları bilgileri bize zamanında aktarmış olsalardı, o siyasi kriz yaşanmayacaktı. Ama bazı görevliler yasadışı olarak ulaştıkları bilgileri amirlerine ve bize değil de muhalefet milletvekiline verince Türkiye siyasi krize girdi."

Yılmaz konuşmasında suçlama yönelttiği emniyet görevlilerinin adını bilip bilmediğini açıklamasını isteyen gazetecilere, tereddüt etmeden Adem Demir'in adını vererek şöyle konuştu:

"Adem Demir, İstanbul polisinde istihbarat şube müdürüydü. Bize kendisiyle ilgili bazı bilgiler ulaşınca oradan alınmasını istedik. Merkeze alındı. Ancak bizim sakıncalı diye merkeze aldığımız bu kişiyi tutup istihbarat başkanlığında en kritik yer olan teknik servisin başına koymuşlar. Bunun üzerine yine uyardık. Bu kez geri hizmete çekildi. Sonra da zaten DYP'den milletvekili adayı oldu."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hükümet düşüren ihale

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 05:51

İlginç bir ihbar mektubu

Üst düzey polis müdürleri Sabri Uzun, İsmail Çalışkan ve Emin Arslan'la olan ilgisi ise Fikri Sağlar'ın açıkladığı telefon dinleme kayıtlarıydı. Yılmaz'ın Yüce Divan'da yargılandığı o günlerde Ahmet Büyükkaya adını kullanan ihbarcının gönderdiği ve söz konusu üç müdür ile o tarihte Kaçakçılık ile İstihbarat dairesinde önemli görevlerde bulunmuş pek çok emniyet görevlisini; Alaattin Çakıcı'nın Türkbank ihalesine yaptığı müdahaleyi ilgililere zamanında haber vermeyip uyarı görevlerini yerine getirmeyerek "görev kusuru" işlemekle suçluyordu mektubunda. Burada ilginç bir hatırlatmayı yapmakta fayda var. İhbar mektubunda suçlananlar arasındaki Emin Aslan o dönemde KOM Başkanı olarak hazırladığı yazıda Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakıcı arasında bağlantı olduğunun tespit edildiğini anlatan kişiydi.

Merkez Bankası'nın talebi

Türkbank ihalesi öncesinde Merkez Bankası, EGM'ye gönderdiği bir yazıda, ihaleye katılacak işadamlarına suikast yapılacağına ilişkin gazetelerde haberler çıktığından hareketle iddiaların gerçek olup olmadığına ilişkin bilgi istiyordu. Talep üzerine İstanbul polisi ile yapılan görüşmeler üzerine TMSF'nin yazısında sözü edilen konuyla ilgili bilgi ve ifadeler "yakalanan silahlar ve eylemlerin türü nedeniyle" ilgili birim olan Terörle Mücadele Dairesi'ne gönderildi. Buradan da araştırma yapılmak üzere 14 Temmuz 1998'de KOM Dairesi'ne aktarıldı. KOM da aynı gün konuyu İDB'ye bildirdi. Çünkü TMSF'nin talep yazısıyla 14 Temmuz 1998'de İstanbul Emniyeti'nden gelen üst yazıda ve sanık ifadelerinde Türkbank adı geçmiyordu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Atilla Çınar imzasıyla İstanbul DGM'ye gönderilen yazıda da, ne Türkbank adı geçiyor, ne de Yiğit-Çakıcı bağlantısı ile ihaleye dayalı işadamlarına baskı yapıldığına ilişkin bir ifade bulunuyordu.

Skandalı kanıtladı mağdur oldu

KOM Başkanı Arslan'ın 14 Temmuz 1998'de gönderdiği yazının yanıtı, başında Sabri Uzun'un bulunduğu İDB'den 23 Temmuz 1998'de KOM'a geldi. Notta ne tehdit eden, ne edilen bir isim ve ne de bir menfaat grubundan söz ediliyordu. Çünkü Çakıcı-Korkmaz Yiğit arasındaki konuşmaların bandı ortaya çıkmamıştı henüz. Oysa ihale zarfı alan 20'ye yakın grup ile ihaleye katılan 5 grup vardı. Bunlardan hangisinin kiminle ilişki kurarak, kimleri tehdit ettiğine dair açık bir bilgi de yoktu yazışmalarda. Yani Merkez Bankası'nın, talep ettiği bilgiler gelen bilgi notlarında bulunmuyordu. Ama konu Emin Arslan'ın Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olarak sorumlusu olduğu başında Sabri Uzun'un bulunduğu İstihbarat Daire Başkanlığı'nın çabalarıyla çözüme kavuşuyordu. Yapılan çalışmalar sonunda ihaleden bir gün önce İDB, Başbakan ve İçişleri Bakanı'na Çakıcı-Türkbank-Korkmaz Yiğit bağlantısının ayrıntılı olarak anlatıldığı, isim isim tehdit eden ve edilen ile işbirliği yapılan işadamlarının belirlendiği bir bilgi notu gönderiyordu. Ancak resmi bir yazı olmayan bu bilgi notuyla ihalenin iptali söz konusu değildi. İhalenin iptal edilmesini gerektirecek, Emin Arslan ve Sabri Uzun tarafından hazırlanan resmi yazı ancak ihale günü olan 4 Ağustos 1998'de Başbakanlık ve Merkez Bankası'na, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Yahya Gür imzasıyla gönderildi. Altı imzanın bulunduğu zimmetli yazı Merkez Bankası'na saat 17.45 sularında; Başbakanlığa da 18.00'de ulaşabilecekti. Merkez Bankası o saatte bir girişim yapmazken Başbakan Mesut Yılmaz ise "Ben yazıyı almadım" diyecekti. Hem de özel kaleminin "Ben gönderdim" şeklindeki açıklamalarına rağmen. Anlaşılan yazı "ortadan kaybolmuştu". Emin Aslan, dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve kendi yardımcısı İsmail Çalışkan Türbank soruşturmasındaki rollerine rağmen ismi kusurlu gösterilmeye çalışanların arasına monte edildi.

Henüz Alaattin Çakıcı yakalanmamıştı. İstanbul İstihbarat Şubesi, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'ndan aldığı dinleme kararıyla Çakıcı'yı dinliyordu. Asıl amaç, Çakıcı'yı yakalamaktı.Bunun için 1996 yılında Amerika'ya gönderilen polis ekibi, siyasetçi vekiller tarafından Çakıcı'ya bildirilerek kaçması sağlanmıştı. Adli bir görev yapıldığından, yargı sahası yetkisi gereğince, İstanbul'da dinlemesi yapılan Çakıcı'nın hiçbir ses kaydı İstihbarat Dairesi'ne getirilmemişti. Bu arada,

Türkbank İhalesi ile ilgili bilgi talebine verilecek cevapta da, hem yapılan yakalama operasyonu'nun ortaya çıkmaması gerekiyordu; hem de ilgililere kapalı cümlelerle bilgi verilmesi gerekiyordu.
Ayrıca, 5 Mayıs 1998 günü, İstanbul Valisi Kutlu Aktaş tarafından, Başbakan Mesut Yılmaz'a yazılı bilgi notu verilmişti. Yılmaz, bu bilgi notunu, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'na vermiş, o da, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'a ulaştırmıştı. Bilican'da, İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'e telefon açarak, "Bu bilgiler, İstihbarat Daire Başkanlığı'na gelip, Emniyet Genel Müdür tarafından, İçişleri Bakanı'na ve Başbakan'a dağıtım yapılması gerekirken, siz, tersini yapmışsınız; bir daha böyle bir şey olmasın" şeklinde ikaz etmişti. Yani Mesut Yılmaz'ın, Çakıcı-Korkmaz Yiğit ilişkisinden önceden bilgisi vardı. Ancak, Korkmaz Yiğit-Mesut Yılmaz görüşmesinden, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bilgisi yoktu. Üstelik, 170 milyon dolar değer belirlenen Türkbank'a 485 milyon dolar ek para aktarıldığını hiç bilmiyorlardı. Polis, 170 milyon doların üstünde yapılacak her satış işlemini, devlet adına bir başarı olarak değerlendiriyordu. Hele de 605 milyon dolara satılmış olmasını, büyük bir başarı olarak anlıyordu. Başbakan Mesut Yılmaz, MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü ile toplantı yaparak, ellerinde Türkbank'ın satışına engel olacak herhangi bir belge olup olmadığını sormuş karşılığında da herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı yanıtını vermişti. Çünkü Başbakan Yılmaz, 1998 Mayıs'ında Yiğit-Çakıcı ilişkisi konusunda bilgilendirilmiş olması sebebiyle, bu toplantıyı yapma ihtiyacını duymuştu.

Görev kusuru

Türkbank ihalesinde Alaattin Çakıcı'nın rolü konusunda Meclis'te üç defa soruşturma komisyonu kurulmuş ve Başbakanlık Teftiş Kurulu pek çok soruşturma yapmıştı. Aynı zamanda İçişleri Bakanlığının dört müfettişi de ayrı bir soruşturma yürütmüştü. Türkbank olayı ile ilgili açılan davada İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Yargıtay'da noktalanmıştı. Sadece daha önce tutuklu bulunduğu Fransa'da hükümet izin vermediği için yargılanamamış olan Alaattin Çakıcı daha sonra İstanbul'da, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz ile devlet bakanı Güneş Taner ise Yüce Divan'da yargılanması sonraya kalmıştı. Sözkonusu ihbar mektubu da eski Başbakan Yılmaz ile Bakan Taner'in Yüce Divan'da yargılanmasına neden olan süreci başlatan mafya lideri Çakıcı ve işadamı Korkmaz Yiğit arasında geçen telefon konuşmalarının bu üç emniyet yetkilisi tarafından bilindiği ancak yetkililere iletilmediği öne sürülüyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hükümet düşüren ihale

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 05:52

Hanefi Avcı kitabında yer verdi

Hanefi Avcı da, "ağabey" dediği Uzun'un bu başına gelenleri kitabında şöyle anlatıyordu:

"...Bu arada Sabri ağabey, Emin ağabey (Arslan) ve Güvenlik Dairesi Başkanı İsmail Çalışkan i kapsayan bir ihbar mektubu Mesut Yılmaz ve arkadaşlarının yargılandığı anayasa, mahkemesine gönderilmişti. Mektupta Mesut Yılmaz in yargılandığı Türkbank olayında, Alaaddin Çakıcı-Korkmaz Yiğit arasında geçen konuşmalardan haberdar olmalarına rağmen hükümete bilgi vermemekle suçlanıyorlardı. Bu suretle çeteye yardım ettikleri iddia ediliyordu. Mektubun içeriği ve yazım dili itibarıyla İstihbarat ve Kom Dairesi arşivlerinden faydalanılarak resmi birileri tarafından yazıldığı anlaşılıyordu. Telefonla kendileriyle görüştüğümde bir mülkiye müfettişi ya da onları sevmeyen Emniyette yönetici konumunda bulunan birilerinin yazmış olabileceğini düşünüyorlardı. Mektubu bana da okuttuklarında, benim izlenimim de mektubun kesinlikle Emniyet içerisinden birileri veya onlarla yakın ilişki içinde olan ve desteğini alan kişiler tarafından yazıldığı yönündeydi. Mektubun Mesut Yılmazı korumak için suçu bürokratlara atma amacıyla yazıldığı gösterilmeye çalışılmışsa da gizli ipuçlarıyia hedef olarak Emin ve Sabri ağabeyler ile İsmail Çalışkanı kapsayan, onları kötüleyen ve görevden aldırmaya yönelik çok planlı bir tasarıydı. Bu olaydaki tüm bilgilere sahip olunduğu ama bilgilerin istenildiği gibi kullanılıp çarpıtılarak olumsuz bir kanaat oluşturulmak istendiği açıkça anlaşılıyordu."

Uzun kimi işaret etti?

Türbank soruşturmasıyla ilgili sekiz yıllık süreç boyunca haklarında ihbar mektubu gönderilen üç emniyet yetkilisine hiçbir somut suçlama yöneltilmediği halde Uzun ve diğer emniyet müdürleri hakkında soruşturma açılmıştı. Yürütülen idari soruşturma sonunda Uzun, Aslan ve Çalışkan aklandı. Hatta Uzun, Yüce Divan'da Yılmaz ve Taner'in yargılamaları sırasında tanık olarak ifade bile verdi. 15 Nisan 2005'te yapılan duruşmada dinlenen Uzun, mafya lideri Çakıcı'nın telefon konuşmalarıyla ilgili kendilerine gelen bilgilerin İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlığa gönderildiğini anlattı. O dönemde herşeyin çetelerin emrine girdiğini ve herkese korku salındığını belirten Uzun, en korkulan kişinin de Çakıcı olduğunu söyledi. Tanık ifadesinde, o dönemde KOM Dairesi'nden bu kişilerin Türkbank konusunda aktif duruma geldiğine ilişkin yazı gönderildiğini ve bilgilerinin sorulduğunu anlatan Uzun, "Biz de bir organize suç grubunun bu ihaleyle ilgilendiğini ve etki etmek istediklerini bildirdik. Mevcut çalışmamızın zedelenmemesi için isim bildirmedik" dedi. Uzun, mahkemece yöneltilen "Sağlar ile emniyetin kaseti aynı mıydı?" sorusunu da, "Kaset yayınlandıktan sonra üzerine çok düştüm. Sağlar'ın kaseti ile emniyetin kasetini mukayese ettim. Aynısı olduğu kanaatine vardım. Sağlar'a bu kaset Çakıcı ya da bizim görevliler tarafından verildi. Bundan hala üzüntü duyarım" diye yanıt verecekti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hükümet düşüren ihale

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 05:54

Hedefteki emniyet müdürleri

Uzun, bu ifadesiyle o zamanlar daha farkında bile olmadan aslında o dönemde emniyet istihbaratta yuvalanmaya başlayan cemaatçi polislerin söz konusu kaseti Fikri Sağlar'a sızdırdığını ima etse de kimse üzerine düşmedi. Zaten Sağlar da kasetin kendisine, tanımadığı "şalvarlı bir kişi" tarafından elden verildiğini savunuyordu. Emniyet personelini yaptığı işe göre değerlendiren birisi olması nedeniyle o dönemde, Fethullahçı polislerin emniyet içinde örgütlenmesini göremeyen Uzun, aklandığı soruşturmanın ihbar mektubunu gördüğünde kendisine yönelik komployu fark eder. O dönemin dedikodularına göre 2004 yılından başlayan organize bir komployla Uzun dışında Hanefi Avcı, İsmail Çalışkan, Celalettin Cerrah ve Emin Aslan hakkında örtülü bir operasyon yürütülmeye başlanmıştı. Bu komployu tetikleyen ise AKP'nin iktidarından sonra 2003'te yapılan atamalardı. Başbakan, KOM Dairesi'nin başına Hanefi Avcı'yı, İstihbarat Dairesi'nin başına da Sabri Uzun'u atarken Celalettin Cerrah İstanbul Emniyet Müdürü olmuştu. Bu süreçte Hanefi Avcı ve Sabri Uzun işbirliğiyle enerji yolsuzluğu, mazot kaçakçılığı, Uzanlar, Kentbank operasyonlarını yapıldı. Soruşturmaların İstanbul ayağında da Cerrah'ın ekibinden destek gelmişti. Avcı'nın Susurluk sürecinde kamuoyu önünde çizdiği dürüst imajıs yapılan ve giderek yayılan yolsuzluk operasyonları bir süre sonra nedendir bilinmez AKP'yi ürküttü. Hanefi Avcı, sonradan varolmadığı anlaşılan bir mahkeme kararı ile eski daire başkanı geri geldi gerekçesiyle 2005 yılında görevden alınıp Edirne Emniyet Müdürlüğü'ne gönderildi. KOM Daire Başkanı olan Avcı görevinden alınmadan önce AKP milletvekillerinin de adının karıştığı Enerji Bakanlığı'na yönelik operasyonları gerçekleştirmişti. İstanbul'a geldiğinden bu yana birilerinin hedefinde olan Celallettin Cerrah'la ilgili de medyaya sürekli olarak, "Cerrah küçük bir ile vali olarak atanacak" şeklinde sızdırılan haberlerin gerisinde de Türkiye'nin en büyük ilinin emniyet müdürünün görev yerini değiştirilmesi arzusu yatıyordu. Yine görevlerinden alınmak istenen diğer isimler ise elbette ki Sabri Uzun ve ve Avcı'dan önce 4 yıl süreyle KOM Daire Başkanı olarak görev yapmış olan Emin Arslan ile o dönemde yardımcısı olan dönemin EGM sözcüsü İsmail Çalışkan'dı. Bu emniyet müdürlerinin hepsi Sadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı dönemindeki yolsuzluk operasyonlarını yapan ekibin beyin takımıydı.

Teker teker görevlerinden oldular

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, CHP'lilerin yerel yönetiminde olduğu Edirne'ye emniyet müdürü olarak atanan Avcı'nın hemen ardından koltuğunu kaybeden isim oldu. Çeteler, uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluklara karşı 1988-2005 arasındaki 7 yıl boyunca önemli operasyonlara imza atan ekibinin başındaki isimlerden olan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan görevinden alınıyordu. Adeta "kızağa çekilen" Arslan 1997 - 2001 yılları arasında KOM Daire Başkanlığı, sonrasındaki 4 yıl boyunca da KOM'dan sorumlu Genel Müdür Yardımcısıydı. Arslan da tıpkı Avcı gibi emekliliğine iki ay kalmış olan bir genel müdür yardımcısı mahkeme kararı ile görevine döndü gerekçesiyle görevinden oldu. AKP hükümetinin göreve gelmesinin ardından APK uzmanı Mehmet Tokgöz, genel müdür yardımcısı yapılırken, Feyzullah Arslan bu görevden alınarak Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'ne getirilmişti. Arslan, açtığı idari davayı kazanarak Ankara'ya döndü. Diğer Genel Müdür Yardımcısı Abdullah Bolcu, Arslan'ın göreve başlatılması için Gaziantep'e kaydırıldı. Bu işlemin ardından Bolcu da dava açtı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun bilgisinde gerçekleşen operasyon çerçevesinde Bolcu'nun kazandığı idari davada verilen "göreve iade kararı" yürürlüğe konuldu. Bolcu, yeniden genel müdür yardımcısı olurken, Emin Arslan ise APK uzmanı olarak kızağa çekildi. Yeni görev dağılımı çerçevesinde KOM'un da aralarında bulunduğu birimler, diğer genel müdür yardımcılarından Ramazan Er'e bağlanırken, Bolcu ise trafik birimlerinden sorumlu oldu. Geriye sadece Uzun ve Çalışkan kalmıştı. Onlar hakkında da asılsız ihbar mektupları ortalığa dökülmeye başlamıştı ve eski Başbakan Yılmaz'ın Yüce Divan'da yargılanmasına neden olan Türkbank'la ilgili soruşturmanın yeniden tedavüle sokulmasıyla da İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve Güvenlik Dairesi Başkanı İsmail Çalışkan'ın görevleriden alınması hedefleniyordu. Anlaşılan o ki, Ergenekon Operasyonu sanıklarıyla ilgili ihbar mektupları, elektronik postalar, telefon ihbarları yapılmadan önce Emniyet Genel Müdürlüğü KOM'dan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, KOM Daire Başkanı Hanefi Avcı, İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun ve Güvenlik Dairesi Başkanı İsmail Çalışkan'ın görevlerinden alınmaları için "ihbar mektubu entrikası" başlatılmıştı. Ergenekon Operasyonu öncesinde, bu operasyonun yapılmasına elverişli Emniyet teşkilatı düzenlemesi yapılmıştı.

İhbar mektupları

Eskiden Ankara polisi-İstanbul polisi çekişmesi şeklinde yaşanan Emniyet içi çatışma, siyasal İslamın hükümet ortağı ya da tek başına iktidar olmasını sağlayacak biçimde yükselişe geçtiği 1990'ların sonuna doğru ilginç bir hal almıştı. Hemen her görüşteki emniyetçi hakkında çeşitli ihbar mektupları ilgili makamlara ve hatta savcılara dek ulaştırılıyordu. Sosyal demokrat kimliğiyle bilinen Emin Arslan, milliyetçi muhafazakâr ve hatta Fethullahçı olarak anılan Hanefi Avcı, dürüstlüğüyle bilinen Sabri Uzun, liberal görüşlü İsmail Çalışkan ve merkez sağı temsil eden Celalettin Cerrah'ın ortak paydası ise asılsız ihbar mektupları ve görevden alma girişimleri oluyordu. Gönderilen ihbar mektuplarındaki suçlamalar ise çok ilginçti. Rütbesi ne olursa olsun emniyet içinde istenmeyen kişilere "irticacı, Fethullahçı, aşırı solcu, Bulgar Alevisi, Sabetayist, mason, cemaatçi, tarikatçı" gibi suçlamalar yönelitliyordu. Bu ihbar mektuplarında ilginç olan ise dinci ve hatta tarikatçı olduğu bilinen bir emniyetçi "sarhoş işe gelmek" ya da "taciz"; solcu ya da demokrat kimliğiyle bilinenler "tarikatçı, sabetasiyst, mason", milliyetçiler ise "aşırı solcu, komünist, mason" gibi suçlamalar içermesiydi. Özellikle İstihbarat ve KOM Daire Başkanlıkları ile bu birimlere bağlı il emniyet müdürlüklerinde herkesin birbirinden kuşkulandığı o dönemde kimsenin dikkatini çekmeyen ise sadece gerçekten tarikatçı, cemaatçi ya da ismini koymak gerekirse Fethullahçı olarak bilinen kişiler hakkında ihbar mektubu gitmemesiydi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İmamın Ordusu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir