Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Poliste Ankara-İstanbul çekişmesi

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Ahmet Sık'ın "İmamın Ordusu" adlı çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Poliste Ankara-İstanbul çekişmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 04:25

Poliste Ankara-İstanbul çekişmesi

Bu yüzden İstanbul-Ankara polisi arasında zaten hiç eksik olmayan rekabet ve çekişme iyice alevlenmişti. Ortaya çıkan çekişmenin bir tarafında Cevdet Saral ve Osman Ak'ın temsil edip Tankuş'un da destek verdiği Ankara ekibi, diğer tarafta ise Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican ile İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir ve yardımcılarının yer aldığı grup vardı. Bu çekişme, Özdemir'in İstanbul Narkotik Şube Müdürü Ferruh Tankuş'u görevinden almasından sonra iyice belirginleşmişti. Tankuş, Osman Ak'la aynı devreden ve yakın arkadaştı. İstanbul Emniyet Müdürü Özdemir, Ankara ekibiyle birlikte hareket ettiğini öğrendiği Tankuş'u 1998 Aralık ayında görevinden alarak Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ne atadı. Bu gelişmelerde Saral'ın İstanbul Emniyet Müdürü olma arzusunun da fazlasıyla payı vardı. Zaten hazırlanan Fethullahçı polisler listelerinde EGM Necati Bilican, İstanbul KOM Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir ile bu isimlere yakın görevlerde bulunan çok sayıda polis ve amirin de cemaatçi olmakla suçlandığı, raporların basına sızdırılmasıyla öğrenilecekti.

Emniyeti sarsan polis

Görev yerinin değiştirilmesiyle köprüleri atan Ferruh Tankuş, 16 Aralık 1998 günü yeni makamında ağırladığı gazetecilere zehir zemberek açıklamalar yaptı. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir ve yardımcılarının tayininin çıkması için 4 milyon dolar rüşvet aldığını iddia ediyordu. İstanbul'da, Narkotik Şube Müdürü olarak başarılı operasyonlara imza atan Tankuş, bu görevinden alınması için rüşveti verenlerin de uyuşturucu kaçakçıları olduğunu söylüyordu. Televizyon kanallarının flaş haber olarak verdiği bu gelişme ertesi gün de tüm gazetelerin manşetindeydi. Tankuş vakit geçirmeden görevinden alındı, hakkında soruşturma açıldı. İstanbul

Valisi Erol Çakır, iddiaların doğru olmadığını belirterek Tankuş'un Elazığ'da görev yaptığı dönemde çetelerle ilişkisi tespit edildiği için görevinden alındığı söylüyordu. Ancak Çakır, bu gerekçeyle görevinden alınan bir emniyet müdürünün yine müdür olarak hem de Beyoğlu ilçesine atanmasının garipliğiyle ilgili soruları yanıtsız bırakıyordu. Benzer bir açıklama Emniyet Genel Müdür Necati Bilican'dan da gelince Tankuş ilk açıklamalarının ertesi günü bu kez de iddialarının odağına Bilican'ı oturttu. Emniyet Genel Müdürünün oğlu Murat Bilican'ın uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Hacı Muhittin Bektaş'ın oğlu Yılmaz Bektaş'la Bodrum'da ortak bar işlettiğini, Bektaş'ın sahte pasaportla giriş çıkışına yardımcı olunduğunu iddia etti.

Tankuş'un gevezeliği hepsini yaktı

Bu arada meslekten ihraç edilen Ferruh Tankuş, iddialarında isimleri geçen kişiler tarafından da dava edilmişti. 4 Mart 1999 günü de İstanbul Fatih Adliyesi'nde, EGM Necati Bilican'la ilgili, "Genel Müdürümüz, kardeşi eroin kaçakçısı olan karapara aklayıcısına onur plaketi verdi" suçlamasında bulunduğu Yılmaz Katmerci'nin açtığı tazminat davasının duruşması vardı. Tankuş, adliye çıkışında kendisini bekleyen gazetecileri görünce yine konuşmaya başladı, yeni iddialar sıraladı. Oğul Bilican'ın kullandığı cep telefonunun emniyete ait olduğu gibi yüklü telefon faturalarının da teşkilatın bütçesinden ödendiğini söyledi. Tankuş'un bu dikkatsizliği başlatılacak yeni bir soruşturma sonunda Türkiye kamuoyunun uzun zaman konuşacağı Telekulak skandalı ortaya çıkacaktı. Böylece İstanbul'a gelme hayalleri kuran Saral ve Ak ikilisinin planları suya düşüp yargı önüne çıkarken, Emniyet içindeki Fethullahçı cemaat örgütlenmesi soruşturmasının da sonu hazırlanmış oluyordu.
18 Nisan 1999 seçimleri öncesinde 5 Mart 1999'da İstanbul'da yapılacak olan Seçim Güvenliği toplantısına dönemin Ankara Emniyet Müdürü Necati Bilican ile İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun da katılıyordu. Ankara'dan uçakla İstanbul'a gelirken Bilican, Uzun'a dönerek, "Bugünkü Hürriyet gazetesinde çıkan haberi benim için araştırır mısın?" dedi. Emniyet Genel Müdürü'nün araştırılmasını istediği haber, daha önce de kendisi ve oğlu Murat Bilican'la ilgili bir takım iddialar öne süren Ferruh Tankuş'un, "Bilican'ın oğlunun kullandığı cep telefonunun faturasını bile devlet ödüyor" açıklamasıydı. "Tankuş yine bombaladı" başlığıyla verilen haberde62, "Ferruh Tankuş, 'Artık sessiz kalmayacağım. Bilican, devlete ait cep telefonunu oğluna tahsis etti. Devlet bu telefon için geçtiğimiz yıl 2,5 milyar lira fatura ödedi" iddiasında bulunuyordu.

Kaynakça
Kitap: İmamın Ordusu, “Dokunan Yanar”, Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
Yazar: Ahmet Şık
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Poliste Ankara-İstanbul çekişmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 04:28

Genel müdürün oğlu takip edilmiş

Uzun, Ankara'ya döner dönmez konuyu araştırmaya başladı. Emniyet Genel Müdürlüğüne kayıtlı cep telefonlarının faturası Emniyet İkmal Dairesi'nin bütçesinden ödeniyordu. İlgili birimden konuştuğu görevliye, "Cep telefonlarının faturalarını nasıl ve nerede saklıyorsunuz?" diye sordu. Görevli, emniyete kayıtlı telefonlara ait faturaların ayrıma tabi tutulmadan balyalar halinde aylık olarak depoda tutulduğu yanıtını verdi. Deponun sorumluluğunun ve anahtarlarının da sadece bir tek kişide olduğunu ve kimsenin bu faturaları göremeyeceğini de ekledi. Yapılan araştırmada Tankuş'un iddia ettiği döneme ait faturaların İkmal Dairesi'nin deposunda, balyaların içindeki diğer faturalarla birlikte durduğu ve hiç kontrol edilmediği belirlendi.
İDB yasalar çerçevesinde, GSM operatörleri şirketleriyle olduğu gibi Türk Telekom ile de koordineli olarak çalışıyordu. Diğer istihbarat kurumlarının da yaptığı gibi İDB de telekomünikasyon şirketlerinden her ay sonunda ayrıntılı fatura bilgilerini dijital ortamda bilgisayar disketleri halinde bu kurumlardan alarak kendi merkez bilgisayarındaki bilgi bankasında topluyordu. Bilican'ın oğlunun faturalarını elde etmenin diğer yolu da bu bilgi bankasından sorgulama yapmaktı. Uzun bir memura telefon numarasının istihbarat müdürlüklerinin bilgisayarlarından sorgulanıp sorgulanmadığını öğrenmesini istedi. Kısa süre sonra da Bilican'ın oğlunun kullandığı telefonun numarasının Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün bilgisayarlarıyla sorgulandığı ortaya çıktı. Sorgulamanın yapılabilmesi için bu birimde çalışan her polisin ayrı bir şifresi vardı ve şifreleri kimin kullandığı da İstihbarat Dairesi Başkanlığı sistemlerinde kayıtlıydı. Yasadışı telefon takibi yapılmasını önlemek için konulmuş bir kuraldı bu. Yapılan incelemede Ankara İstihbarat Şubesinden 6 polisin şifreleriyle sorgulamanın yapıldığı belirlenince Uzun, 8 Mart 1999'da bir yazı yazarak Emniyet Genel Müdürü Bilican'dan, kimlikleri öğrenilen 6 polisin İDB kadrosuna geçirilerek soruşturma açılmasını istiyordu. Çünkü bu polislere ait şifreleri Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, İstihbarat Şube Müdürü Ersan Dalman ve yardımcısı Zafer Aktaş'ın kullandığı belirlenmişti. Uzun, şifreleri kendilerinden habersiz kullanılan bu polisleri amirlerinin baskısından kurtularak soruşturmanın doğru yürütülebilmesini istiyordu. Bilican hemen onay verdi. Ancak Ankara Emniyet Müdürlüğü bu tayine, 1 Mayıs öncesinde çıkabilecek olaylarla ilgili araştırma yapıldığı bahanesiyle izin vermedi.

Cemaat soruşturması can simidi oldu

Ak ve ekibi deşifre olduklarını anlamış, açılacağından emin oldukları soruşturmayla da, asıl gizlemek istedikleri telekulak olayının ortaya çıkacağını anlamışlardı. Aydınlık dergisinde 10 Ocak 1999'da yayımlanan bir haberde Emniyet içinde Fethullahçı örgütlenme iddiaları dile getirilmişti. Bu haberleri ihbar kabul ederek 4 Şubat 1999'da Sabri Uzun, ertesi gün de Teftiş Kurul Başkanlığı Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bir yazı göndererek tahkikat yürütülmesini istemişti. Hatta Sabri Uzun'un başkanlığındaki İDB'den 10 Şubat 1999'da gönderilen ayrı bir görevlendirme yazısında da "Fethullahçılar Listesi" gönderilerek Emniyet'teki örgütlenmesinin ortaya çıkarılması için soruşturma yürütülmesi istenmişti. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibini bu isteğin kendilerini kurtarabileceği düşüncesiyle hummalı bir çalışma başlattılar. Bu arada Cevdet Saral'ın 18 Şubat 1999'da EGM'ye gönderdiği ve şüphelilerin telefon dinlemelerini de kapsayacak biçimde teknik izlemesi de dâhil olmak üzere "Planlı İstihbarat Operasyon" başlatılması talebini içeren yazısına 12 Mart 1999 günü yanıt İDB'den geldi. Başkan Sabri Uzun yanıt yazısında hakkında cemaatçilik suçlaması yöneltilen Emniyet mensuplarının Fethullah Gülen grubuyla bağlantıları konusundaki çalışmalara yön verme ve destek sunulacağı belirtildikten sonra Planlı İstihbarat Operasyonu talebinin reddedilerek mevcut yöntemle çalışmanın sürdürülmesinin uygun olacağını söylüyordu. Yani Uzun, mevzuata göre araştırma yaparak ortaya konulacak bulgulara göre bu isteğin yerine getirileceğini aksi durumda teamüllere aykırı davranılacağı uyarısını yapıyordu. Bundan 3 gün sonra, İDB'nin 15 Mart 1999'da Ankara Emniyeti'ne gönderdiği yazıda da onaya sunulan raporun, Gülen cemaati içinden ayrılan Eyüp Kayar63 isimli kişinin medyaya yaptığı açıklamaların dikkate alınmadan hazırlanması eleştiriliyordu.

Ankara Emniyeti çalışıyor!

EGM Necati Bilican'ın oğlunun telefonlarının Saral ekibi tarafından yasadışı biçimde sorgulandığını ortaya çıkaracak bir soruşturma başlatıldığını öğrenir öğrenmez, Emniyetteki Fethullahçı örgütlenmeye ilişkin tahkikatla ilgili 1 ay boyunca hiç sesi çıkmayan Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral 18 Mart 1999'da ilgili birimler olan Teftiş Kurulu Başkanlığı ile İDB'ye bir yazı göndermişti. Fethullah Gülen ve cemaatinin rejim karşıtı olduklarına yönelik ağır tespitleri de içeren İdeolojik Değerlendirme Raporu'nun da eklendiği, "Fethullah Gülen ve Işık Tarikatı" konulu B.05.1.EGM. 4.06.00.06 sayılı yazıda şöyle deniliyordu:

"Değerlendirme raporunun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere öncelikle; Fethullah Gülen hareketinin ve tarikatının örgütsel yapı taşıyıp taşımadığını, devletin mevcut anayasal nizamını yıkarak yerine şer-i esaslara dayalı bir sistem kurmayı amaçlayıp amaçlamadığını anlamak için taraftarlarını etkilemede kullandığı yöntemin ideolojik tahlilinin yapılmasına gerek duyulmuştur. Fethullah Gülen, alışılmış 'Din Adamı' profilinden uzak, din adına farklı söylemleri bulunan kimi zaman 'Sfenks' kadar sessiz, kimi zaman Atatürk'ü övmeye gerek duyan, kimi zaman 8 yıllık eğitime destek verecek kadar reformcu, rejim yandaşı ve aydın bir düşünür, kimi zaman da farklı dinlerin temsilcilerine dünya barışı adına çağrılar yapacak, hatta Papa ile fikir teatisinde bulunabilecek kadar da enternasyonel yanı güçlü biri olarak görüntüler vermektedir. Tarikat mensupları da baş imam Fethullah Gülen'den aldıkları fetvalar doğrultusundaki davranışları ile kendi düşüncelerinin zıttı olanlara karşı 'hile mubahtır' yöntemi ile tedbirler geliştirmektedir.
Fethullah Gülen 'nin yeterli bir din eğitimine ve bilgisine sahip olduğu kuşkuludur. Ama dini bütünüyle bilmeyen fakat itikatlı olduklarına inanan insanları etkileyebilecek noktayı iyi keşfetmiş, üstün bir zekâ sahibi olduğu söylemleri de gündemdedir. Âlim olmayı gerektirmeyen dini hikâyeleri ızdırap yüklü ses tonu eşliğinde, sohbetlerinde gözyaşı suyu ile kişilerin manevi alanlarına nüfuz edecek şekilde anlatan ve kişileri istediği yöne sevk etmeyi başarması birçok entelektüel kesimin kendisinden etkilenmesini sağlamıştır.

Özellikle birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz ve 2000'li yıllara girmek üzere olduğumuz şu günlerde Türkiye sathını mücadele alanı olarak değerlendiren ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkma, parçalama, en hafifinden Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirme veya kendine göre yön verme ya da devlet içinde hâkim güç olma savaşındaki bu gibi organize suç yapılanmalarını dünlerde olduğu gibi bugünlerde de etkileyip kullanmada ön planda tuttuğu hedef kitleleri başında, aktiviteleri, heyecanları ve coşkuları ile gençlerimizin gelmesi son derece düşündürücüdür. Gençlerimizin ülke menfaatleri ve değerleri açısından hangi noktalarda bulundukları, nihai hedeflerinin ne olduğu tam olarak belirlenmiş olanlarla kamûfle yeteneğine sahip bulunan çeşitli maskeler ve kamuoyu desteğiyle devam etmekte olan ve üzerindeki 'giz' perdesi tam olarak kaldırılmamış masumane görünümlü kimi organizasyonların çekim alanına girmelerine mani olabilecek ölçülerde uyarmadığımız ve yeterli bilgilere teçhiz edemediğimiz de bir başka gerçektir. Böyle olduğu içindir ki gençlerimiz halen bir takım kişi ya da legal ve masumane görünümlü gruplaşmaların etkinliğini arttırma bu kişi veya örgütlerin hedeflerindeki noktalara ulaşma ve bu yöndeki planlarını hayata geçirmeleri konusunda cazibe merkezi olmaya devam etmektedir.

Gençlerimiz üzerinde oynanan bu oyunlardan da anlaşılacağı gibi teşkilatımız bünyesinde bulunan başta Polis Koleji ve Akademisi olmak üzere, birçok eğitim kurumumuz adı geçen tarikatın ilgi alanına girmiş teşkilatlanmaları adeta bir sistematiğe bağlanmış gibi devam etmektedir. Teşkilat bazında stratejik öneme haiz Personel, Bilgi İşlem, Eğitim, KOM, Terör ve İstihbarat birimleri ile taşrada yapılanmaların olduğu yönünde emareler mevcuttur.

Fethullah Gülen cemaatinin devlet içerisindeki yapılanması alışılmış örgütlenme modelinin dışındadır. Tarikata göre, makamlar öncelikli, kişiler ikinci plandadır. Bu nedenle kişiler makamlara tercih edilmekte ve gerekirse ya da herhangi bir nedenle güç durumda, kalındığında kişiler feda edilerek yerlerine hazır tutulan kendilerinden olan kişilerin getirilmesi için yoğun çaba sarf edilmektedir. Mümkün olması halinde mevcut bürokrat ya da siyasetçilere hoş görünmek suretiyle 'Kullanabildiğin sürece ya da sana zarar vermeyecekse istifade et' taktiği ile yönetim kademelerini kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. 'Işık Tarikatı'nın teşkilatımız bünyesindeki faaliyetlerini sadece ilgi (d) sayılı yazı hakkında tahkikat istenen 62 kişinin yürütmediği, listenin içerisinde tarikatla ilgisi bulunmayan şahısların da olduğu, bu nedenle yapılacak olan tahkikatın sağlıklı yapılması için mümkün olduğu kadar güvenilir ve kısıtlı personelin görevlendirilmesi ile zaman tehditli olmaması gerektiği değerlendirilmektedir. Nitekim mezkûr tarikatta ilgili yapılan yazışmalar ve tahkikat istemi, mensuplar arasında yoğun panik yaşanmasına neden olmuş hücre evlerinin birçoğunu güvenlikleri için kapatmış, sosyal yaşantı tarzlarında takiyyeye veya tedbire bağlı olarak değişkenlikler gözlenmeye başlanmıştır.
Işık Tarikatı 'nın yapılanması ve ideolojik boyutu ile teşkilatımız bünyesindeki faaliyetleri hususundaki çalışmalarımız titizlikle sürdürülmektedir. Ayrıca konunun DGM kapsamına girip girmediği hususu da araştırılmaktadır."

ABD'ye hicret etti

Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hakkında detaylı bir rapor hazırlandığı ve EGM'ye ulaştığı ve hakkında dava açılabileceği cemaatindeki polisler tarafından kendisine bildirilen Gülen etrafındaki çemberin giderek daraldığını anlayarak 21 Mart 1999'da tedavi göreceği gerekçesiyle soluğu ABD'de aldı. İlginç bir tesadüf aynı günlerde cemaat soruşturmasını yürüten Cevdet Saral ve ekibinin bazı telefonları yasadışı biçimde izlediğine ilişkin bir ihbar üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü de ayrı bir soruşturtma başlatmıştı. Cemaat yanlıları da perde arkasından hamlesini yapmış, kendilerine yönelik soruşturmayı yürütenlerin soruşturulmasını sağlamıştı. Hem de haberleri dahi olmadan. Telekulak ya da Kocakulak diye anılacak bu olayla soruşturanların soruşturulup cezalandırılmasına kadar uzayacaktı.

Cemaatçi polisler Gülen'in, hakkında düzenlenen raporun gönderilmesinden 3 gün sonra ABD'ye gitmesine neden olacak önemli bir bilgi daha vermişlerdi. Bir televizyon kanalında Hoca Efendi'nin vaaz görüntülerinin olduğu kasetler yayınlanacaktı. Maltepe Askeri Lisesi öğrencilerinin cemaatini ve kendisini hedefe oturttuğu Işık Evleri'ne ilgili ifadelerinin Ankara DGM Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma dosyasına girmesinin hemen ardından Nur Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen'in müritlerine yönelik yaptığı konuşma kasetleri, 28 Şubat sürecinin bir savaş taktiği olarak medyaya sızdırıldı. 18 Haziran 1999'da ATV Haber'de yayınlanan ve ilk bölümde ele aldığımız kasetlerdeki konuşmalar, Gülen'in hedefinin devleti ele geçirmek olduğu şeklinde yorumlanmıştı. Hemen ardından Ankara DGM Başsavcılığı, Emniyet'e Gülen'in başta televizyon kanallarında yayınlananlar olmak üzere tüm kasetlerinin toplanıp gönderilmesi talimatı verdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İmamın Ordusu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir

cron