Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Teftiş Kurulu'nun tespit ettiği Fethullahçı polisler

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Ahmet Sık'ın "İmamın Ordusu" adlı çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Teftiş Kurulu'nun tespit ettiği Fethullahçı polisler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 03:41

Teftiş Kurulu'nun tespit ettiği Fethullahçı polisler

Yürütülen soruşturmalar sonunda hazırlanan raporlar, EGM Polis Teftiş Kurulu tarafından fezlekeye dönüştürülerek Ankara DGM Başsavcılığı'na suç duyurusu yapıldı. Fezlekede, Akademi içinde faaliyet gösteren dinci bir gruba katılmadığı gerekçesiyle haksız biçimde sicil puanı düşürülerek atılan R.Y. isimli öğrencinin İdare Mahkemesi'ne açtığı dava üzerine kurum içinde soruşturma başlatıldığı belirtiliyordu. B.05.EGM.0.06.01/15-92 sayılı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın fezlekesinde 8'i Polis Akademisi'nde görevli öğretim görevlisiyle Emniyet Müdürlüğü'nün çeşitli birimlerinde görevli biri emniyet amiri 90 polis ve kurum dışından 3 kişinin daha adları zanlı olarak yer alıyordu. Kurum dışından zanlı listesine girenlerden biri Fethullah Gülen, diğerleri de cemaatin Ankara İmamı olarak bilinen bir lise din öğretmeni ve bir başbakanlık görevlisiydi. Zanlılar 1987-1991 yılları arasında Ankara Polis Akademisi'nde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca, "Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuku, sosyal, laik ekonomik düzenini değiştirmek, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek" ve "Görevin yerine getirilmesinde siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, Emniyet mensupları arasında bu yolda ayrım yapıcı, tutum ve davranışlarda bulunmak"la suçlanıyordu.

Kaynakça
Kitap: İmamın Ordusu, “Dokunan Yanar”, Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
Yazar: Ahmet Şık
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Teftiş Kurulu'nun tespit ettiği Fethullahçı polisler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 03:45

İki suç duyurusuna 6 yıl arayla takipsizlik

Büyük bir titizlikle hazırlanan EGM Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 28 Şubat 1992 ve 28 Eylül 1992 tarihli 102 ve 93 kişiyi kapsayan suç duyurularına Ankara DGM Başsavcılığı takipsizlik kararı verecekti. DGM ilk suç duyurusuyla ilgili yürüttüğü 1992/256 hazırlık sayılı soruşturmayla ilgili 14 Ekim 1992'de takipsizlik kararı verdi. İkinci fezlekeyle ilgili karar ise 6 yıl sonra 20 Mart 1998'de yine takipsizlikle sonuçlanacaktı. Ankara DGM Başsavcılığı tarafından verilen her iki takipsizlik kararının gerekçesi de aynıydı. TCK'nin meşhur 163. Maddesinin kaldırılmış olması nedeniyle takipsizlik hükmü verildiği belirtilen kararda, "Polis Akademisi'nde ekserisi öğretim görevlisi veya emniyet mensubu olan sanıklara isnat olunan suç, Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak; Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurma çalışmalarıdır. Kişilerin dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır. Buna karşın yapılan çalışmalar devletin temel düzenini değiştirip mevcut sistemi dini esasa uydurmak amacına yönelik olursa, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçu, TCK'nın 163. maddesinde hükme bağlanmış iken, bu madde 3713 Sayılı Kanun 'un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle ortada suç yoktur" deniliyordu.

Kendilerini kapsamayan Sicil Affı'ndan faydalandırıldılar

Ankara DGM'nin adli soruşturmada haklarında takipsizlik verdiği zanlıların önünde bir başka engel olan idari soruşturma vardı. Ama o engel de ilginç bir biçimde, yöneltilen suçlama tarihinden önce çıkarılan bir sicil affına zanlıların dâhil edilmesiyle aşıldı. EGM Teftiş Kurulu Başkanlığı, haklarında suç duyurusunda bulunulan zanlıların eylemlerinin idari suç kapsamında da olması nedeniyle 7 Eylül 1992'de 91/101.17498 sayılı yazı ile tahkikat evrakına fezlekeyi de ekleyerek disiplin yönünden gereğinin yapılması istemiyle EGM Hukuk Müşavirliği'ne gönderdi.

EGM Yüksek Disiplin Kurulu söz konusu dosyayla ilgili kararını 7 Ocak 1993'te verdi:

"Sanık Emniyet mensupları hakkındaki suçlamalar 18.06.1992 tarihinde kabul edilip 07.07.1992 tarihinde yürürlüğe giren 3817 sayılı Disiplin Cezalarının Affına İlişkin Kanun'un 1. Maddesiyle af edildiğinden dosyanın kaldırılmasına oy birliğiyle karar verilmiştir."
Yani 23 Ağustos 1991'de başlayıp 28 Ağustos 1992 tarihinde tamamlanarak adli ve disiplin yönünden müfettiş teklifleri getirilen ve aynı gün suç duyurusunda bulunulan soruşturmanın zanlıları olan Emniyet görevlileri, Sicil Affı Kanunu'nun çıktığı tarih 7 Temmuz 1992'den 53 gün sonra af kapsamına alınıyordu. Ancak burada yanlış olan bir durum yoktu. Sicil affı, suçun işlendiği tarihi gözönünde tutuyordu. Ancak başka bir sorun vardı. Yüksek Disiplin Kurulu'nun kararına dayanak oluşturan Sicil Affı Kanunu'nun 1. maddesinde, af kapsamının yasanın çıkmasından önce çıkan suçları kapsadığı belirtildikten sonra, "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar hariç" diyerek zanlıların suçlandığı fiillerin af kapsamına dâhil edilmediğinin de altı çiziliyordu.

Yüksek Disiplin Kurulu'ndan böyle bir sonucun çıkacağını tahmin ettiklerinden mi bilinmez müfettişler fezlekelerini de Sicil Affı çıktığını ve zaten 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 163. maddeyi kaldırdığını göz önünde tutarak hazırlamışlardı. Fezlekenin netice ve kanaat bölümünün (a) fıkrasında zanlıların TMK'nin 1. maddesinde tanımlanan suçu işlediklerinin sabit olduğunu ve bu çerçevede işlem yapılması gerektiğini vurguluyorlardı. Yine fezlekenin (b)

fıkrasında ise zanlıların görevlerini yerine getirirken, "Siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, Emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı tutum ve davranışta bulunduklarının belirlendiğini" bu fiillerin de Devletin Ş ahsiyetine Karşı İşlenen Suçlar kapsamında olduğunun da altını çizmişlerdi. Bu ayrıntılı ve adeta yol gösterici fezlekeye rağmen zanlılar suçlanmalarından 53 gün önce çıkarılan bir yasa kapsamında affedilmiş oldu. Cemaatçilerin nasıl korunduğuna örnek teşkil eden bu olay da ancak 1999 yılında, yine cemaat mensubu emniyetçilerin soruşturulduğu ve ilerleyen bölümlerde yer vereceğimiz bir başka olay sırasında öğrenildi. Bu nedenle hukuksuz bir karar alan ve haklarında disiplin soruşturması açılması gereken Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri de zaman aşımı sayesinde kurtulmuşlardı.

Bu konuyla ilgili görüş aldığımız üst düzey bir emniyet müdürü bu "hatayı" vurgulamakla beraber konunun başka bir yanına vurgu yapmanın daha doğru olacağını söylüyordu:

"Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nde cemaat üyesi olmak diye bir suç tanımı yoktur. Cemaat üyesi hangi şartlarda olunur, ne yapılırsa suç olur, ne yapılmalıdır belli değildir. O yüzden açılan soruşturmalarda hiç bir müfettiş, hiç bir makam bu disiplin tüzüğüne bakarak kimseyi cemaatçı olduğu için suçlayıp, ceza veremez. 1991 ve takip eden yılda sürdürülen cemaat soruşturmalarında bazı personele Disiplin Tüzüğü'nün 8. Maddesi uyarınca meslekten ihraç cezası teklif edildi. Ancak böyle bir suçu tanımlayan düzenleme olmadığı için ceza verilemedi."
TMK'nin 1. maddesinin de, bir fiilin terör suçu olması için birden fazla kişinin silahlı olarak örgütlenip cebir ve şiddet içeren eylemler yapmasını şarta bağladığı anımsatan üst düzey emniyetçi, "Bu nedenle cemaat örgütlenmeleri TMK kapsamına da girmez. Hangi cemaatin silahlı eylemi olduğu tespit edilebilidi ki bugüne kadar. Mesela Malatya DGM, 2000 yılında ortaya çıkarılan Hizbullah/Davet grubunun yargılamasını yaparken terör suçu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Harekat Daire Başkanlığı 'na sordu. Olmadığına yönelik rapor verildi. Çünkü silahlı eylemleri yoktu ve yasa böyle tanımlıyordu. İlginçtir bu konuda yasal düzenlemeyle gidilmesini isteyen ise Adalet Bakanı olduğu dönemde Cemil Çeçek'ti. Teklifte bulunmasının ardından yapılan 22 Temmuz seçimlerinden sonra da Adalet Bakanı olamadı. Hiç bir İstihbarat Daire Başkanlığı yasada yazılı olmayan suçtan dolayı belli inanç grupları hakkında kendi kafasına göre suç raporu düzenleyip operasyon yapamaz. CMUK değiştirilmeden yapılırsa da ortaya çıkan sonuç bugünkü Ergenekon davası gibi düzmece olur" diyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İmamın Ordusu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir