Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Ahmet Sık'ın "İmamın Ordusu" adlı çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 02:46

Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Fethullah Gülen'i 1966 yılında İzmir Kestanepazarı camiindeki vaizliğinden beri tanıyan, cemaatin bugünlere gelmesinde büyük yeri olan Akyazılı Vakfı'nı kuran 12 kişinin arasında olan ve birlikte çıktıkları yolda yıllarca beraber hareket edenlerden birisi de Nurettin Veren'di. 30 yıl boyunca, iddiasına göre Gülen'in sağ kolu olarak çalışan, cemaat içinde en etkin isimlerden biri olan Veren 2004 yılı sonunda Hoca Efendisi'ne "ihanet" ederek bir çok iddia ve iftiralarda bulundu. Veren, 1995 yılında fikren ve kalben aralarında ayrılıkların başgösterdiğini açıkladığı Fethullah Gülen'le görüşmek için ABD'ye gittiğini belirterek, "Kendisi ile bir ay süresince görüşmedim. Yargılanmasına sebep olan kasetleri medyaya benim sızdırdığıma, sattığıma inanıyordu. ABD'de yaşıyor olmasını eleştirmem üzerine de şömine maşasıyla bana saldırıp çevresinde bulunanlara öldürtmek istedi. Beni kendisine suikast yapmak ve yerine geçmek istemekle suçladı. Türkiye'ye döndükten sonra Alaaddin Kaya, Harun Tokak, Ali Bayram ve Suat Yıldırım bana gelerek kırgınlığın giderilmesi için aracı olmak istediler ve Zaman Gazetesi künyesinden çıkarılan isminin Genel Koordinatör olarak yeniden kondu. Ben de bu nedenle 3 yıl boyunca basına bir açıklama yapmadım. Ancak gelinen noktada cemaatten dışlandım ve bir süre sonra Zaman Gazetesi künyesinden adımın yeniden çıkarıldığını görünce cemaatin içyüzünü kamuoyuna duyurma gereği duydum" diyordu.

Kaynakça
Kitap: İmamın Ordusu, “Dokunan Yanar”, Cemaat emniyette nasıl örgütlendi?
Yazar: Ahmet Şık
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 02:48

Cemaatten İP'ye uzanan yol

Veren, eğitim için beraber yola çıktıktan sonra cemaat üzerinde tek başına hâkimiyet kuran ve kendisini mehdi zannettiğini söylediği Gülen'in büyük bir para gücüne hükmettiğini belirtiyordu. Veren, başta İşçi Partisi'nin (İP) Aydınlık dergisi ve Ulusal Kanal'ı olmak üzere yazılı ve görsel çeşitli yayın organlarındaki ifşaatlarında Fethullah Gülen'i CIA ile ortaklık ve Türkiye'nin aleyhinde çeşitli faaliyetlerde bulunmakla da suçlayacaktı. Veren, bir de web sitesi kurup iddiaları oradan da sürdürdü. Ama hem bu site hem de sonradan yerine kurdukları sabote edilerek çalışamaz hale getirildi. Gülen karşıtı çevrelerde de tanınmasını sağlayan bu olaydan sonra Veren, 1 Kasım 2005 tarihinde yapılan bir törenle, Ergenekon sanığı Doğu Perinçek'in liderliğini yaptığı İP'ye üye oldu. Fethullah Gülen cemaatinin ilk kurulduğu günden sonra 35 yıl boyunca içinde olan Nurettin Veren, cemaatle bağlantılı Zaman gazetesinde genel müdürlük ve genel koordinatörlük görevini yürüttü. Samanyolu TV'nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan Veren, cemaatin farklı düşünce çevrelerinde de açılması için kullanılan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın kurucusu ve mütevelli heyeti başkanıydı. Azerbaycan, Kırgızistan, Gürcistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, İspanya'daki Fethullah okulları ile İstanbul Fatih Üniversitesi kurucusu ve başkanıydı. Konunun medyada tartışılıdığı günlerde Zaman gazetesi tarafından yapılan açıklamada ise "Nurettin Veren hiçbir dönemde Zaman Gazetesi'nin kurucu üyesi veya ortaklarından olmamıştır. Bu şahıs, bir dönem gazetemizde çalışmış olmakla beraber, görülen lüzum üzerine işine son verilmiştir" denilerek yöneticilik yaptığı yalanlandı.

Veren'in iddaları ve anlattıklarından bazıları şöyleydi:

• Fethullah Gülen, Amerika'da bulunmasını önce hastalık, sonra "hicret"e bağladı. Buna kendisi de inanmıyor.
• Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Şehabettin Harput gibi devlet bakanları ile yüzlerce kez görüştü. Bu bakanlar Gülen'in her isteğini yerine getirirler.
• Fethullah Gülen, cemaatine Atatürklü yıllardır din düşmanı ve deccal olarak göstermiştir.
• Gazeteci ve Yazarlar Vakfi ile Samanyolu TV'de sahte imzalarla yönetim kurulu kararları alınıyor, hisseler el değiştiriliyor.
• 1990 öncesi halktan toplanan himmet ve talebe bursu adı altında her vilayetten, her ay, kayıtsız ve makbuzsuz olarak toplanan paraların yüzde 15'i 'Kutsal Hoca'nın hakkı olarak' örtülü ödenek tahsisiyle kendisine bölge imamları aracılığıyla gidiyordu. ABD'deki çiftlik de bu paralarla alındı.
• Orduda Fethullahçılar vardır. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla Kurmay Binbaşı seviyesinde atılan pek çok asker arkadaşların isimleri ilgili makamlarda mevcuttur. Bu kişilerle Fethullah Gülen'in kaldığı her yerde görüşmeler oluyordu. Ben de tanığıyım. Bu isimleri öğrenciliğimden bu yana tanıyorum.
• Emniyet teşkilatındaki örgütlenme de K.Ö.20 hoca yürütüyor.
• 1990 öncesinde bir gün Gülen beni odasına çağırdı, elinde 100 sayfalık kağıt ve dört beş tane teyp kaseti vardı. Bunları bana gösterdi. 'Bak Nurettin Bey, bunlar sizin ve pek çok kimsenin telefon dinleme kasetleri ve raporları' dedi. Aldım, baktım. Dinlenen telefonlar, başta benim, İlhan İşbilen'in ve kendisiyle beraber hareket eden bizim arkadaşlarımızın telefonlarıydı. Ben de kendisine 'Bu dinlediklerinizin içinde ne gibi mahsurlu bir şey var ki... Bunu bize sorabilirsiniz. Fakat Müslümanlıkta, değil telefon dinlemek, birisinin penceresinden içeriye bakmak bile günahtır. Bunu siz anlatmıştınız' dedim.

Sözlerim üzerine Gülen, şu karşılığı verdi:

'Ben sizin cüzdanlarınıza bile baktırırım. Bu benim hakkım.' İşte Gülen, eskiden bu yana çok büyük bir istihbarat ağını kurmuştu. Fakat biz çok geç anlamıştık. Bu durumu İlhan İşbilen'e gidip, anlattım. Telefonlarımızı dinlettiğini söyledim. O da 35 senedir, Gülen'le beraber aynı binada, Altunizade'de ve Bornova'da kalan ilk arkadaşlardandır. Dedi ki 'Odalarımıza bile dinleme cihazı konulmuş. Ben buldum' dedi ve bunu bana gösterdi. Ben o zaman anladım ki, Fethullah Gülen korkunç bir istihbaratçı ve teşkilatçıydı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 02:48

Avukatları yalanladı

İddialarının yer aldığı her basın organına Fethullah Gülen'in avukatları tarafından gönderilen açıklamalarda ise konunun iftiralardan oluşan yalanlar olduğu söyleniyordu. Gülen'in marjinal çevrelerce karalama kampanyalarına ve iftiralara maruz kaldığı belirtilen açıklamada, Nurettin Veren'in iddialarının uydurma ve itfira olduğu belirtilerek, "Müvekkilimi karalamak, kişiliği hakkında kuşkular uyandırarak onu kamuoyu nazarında küçük düşürmek, kendisine duyulan sevgi ve güveni boşa çıkarmak amacına matuf olduğunu sağduyulu insanımız yakinen bilmektedir. Nitekim Nurettin Veren de, kendisini ölümle tehdit ettiğini ileri sürerek müvekkilim hakkında 3.1.2003 tarihinde şikâyette bulunduktan sonra; 10.1.2003 tarihinde yazdığı dilekçede, 'Fethullah Gülen ile ilgili yaptığı yazılı ve sözlü her türlü menfi beyanlarının hilafı hakikat olduğunu, bir kızgınlık anında yapılmış hınç alma amaçlı ve gerçekleri yansıtmayan beyanlar olduğunu, devlet kurumlarına verdiği yazılı ve sözlü beyanların itibara alınması gerektiğini, medya kuruluşları ve mensuplarına Fethullah Gülen ile ilgili yaptığı beyanların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini' yazılı olarak beyan etmiştir." deniliyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sağ koluydu "itirafçı" oldu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Nis 2011, 02:51

Fethullah Gülen: "Veren Şantaj yapıyordu"

Veren'in bu iddialarına o dönemde avukatları aracılığıyla yanıt veren Fethullah Gülen, Milliyet Gazetesinden, Mehmet Gündem'in kendisiyle yaptığı röportajda da konuyla ilgili soruları yanıtlamıştı.

"Nurettin Veren Şantaj Yapıyordu" diye duyurulan söyleşinin ilgili bölümü şöyleydi:

Çok güvendiğiniz, "sağ kolum" diyeceğiniz biri var mı?

Ben kimseye sağ veya sol kolum demedim. Aslen Erzurumluyum. Kırklareli'nde ve Edirne'de bulundum; oralarda bana karşı vefalı davranan çok kıymetli arkadaşlarım oldu. Sonra İzmir'e geldim. Allah, Hacı Kemal -makamı cennet olsun- Mustafa Birlik, Yusuf Pekmezci, Köse Mahmut gibi en kıymetli dostları bana orada nasip etti. Eğer bir sağ koldan bahsedilecekse işte bunlar vardı ve eğer onlardan biri benim sağ kolum olsaydı, ben o kolun altında kalır ezilirdim, taşıyamazdım onu. Çünkü bir sağ kol olacaksa, keşke bunlardan biri beni sağ kol olarak kabul etse, keşke bir Hacı Kemal, bir Mustafa Birlik olabilseydim 'keşke Yusuf Pekmezci'nin yerinde olsaydım' derim.

Sizin 35 yıllık sağ kolunuz olduğunu söyleyip, bazı açıklamalarda bulunan Nurettin Veren var. Söyledikleri doğru mu?
Eğer Allah nezdinde birinin hakkı varsa o hak asla kaybolmaz; Allah herkesin nerede olduğunu biliyor.

Sizi siyasilerle tanıştıran, yurtdışı açılımlarınızı sağlayan Nurettin Veren miydi? İddialarını okumadım; arkadaşlar internetten bir kısmını aktardılar. Özet olarak dinleyince hayret ettim, etrafında beliren birkaç insanla birlikte, herkesin takdir ettiği, bir zamanlar kendilerinin de takdir ettiği hizmetlere karşı menfi tavır içine girdiler; asılsız şeyler söylediler. Olmasını istediği şeylere bakınca şaşırıyorum, hukuk vazıı (kanun koyucu) gibi konuşuyor, "Bu hareket Kızılay gibi Yeşilay gibi şey olsun, başına (içinde kendisinin de bulunduğu) bir kayyım heyet konulsun" gibi yapılması kanunen de mümkün olmayan şeyler söylüyor. Hatta isteklerinin bir kısmını devlet bile mevcut kanunlarla yapamaz.

Siyasilerle tanışmanızda aracı olan kimdi?

Beni Sayın Süleyman Demirel, Turgut Özal ve İsmet Sezgin 'le tanıştıran merhum Hacı Kemal'di. Süleyman Bey'le eskiden beri tanışıklığı vardı, Turgut Bey'le senli benliydi. Devlet kademesinde birçok kimseyle tanışmaya ve görüşmeye büyük ölçüde vesile olan oydu.

Nurettin Veren 'in politikacılarla çekilmiş fotoğrafları var. Onun hiç katkısı olmadı mı?
Bazen bir yerlere giderken zaman zaman arabayı o kullanmış, hareketin itibarı adına bazı kimselere ulak olarak gitmişti. Fakat o da kalkıp kendisini sağ kol yerine koymuşsa istismar ediyor demektir. Anlatılanlara bakıyorum, benim yanıma birisi gelmişse onunla aynı kareye girmek istemiş, bir cumhurbaşkanına hizmet adına gitmişse onunla aynı kareye girmek istemiş sonra da bunları albüm yapmış, değişik devlet başkanlarına verilmek üzere alınan mektupları kendi adına dosyalamış. Eğer bunlarla sağ kol olunuyorsa başka kimseler de istese aynısını yapabilirdi. Açık söylemek gerekirse, yanıma gelip giden insanların geleceğe matuf (yönelmiş) derin hesapları olacağına ve bunları kullanacağına ihtimal veremezdim.

Amerika'da yanınıza geldi mi ve siz onu tehdit ettiniz mi?
Beni kendi halime bırakın, kendi işime bakmak, zengin olmak istiyorum demiş ve ayrılmıştı; uzun zamandır görüşmüyorduk. Doğrusu ben de kırılmıştım. Hizmete olan güven kredisini şahsi işleri hesabına kullanıyor, yalan söylüyor ve şantaj yapıyordu. Bir dönemde bazı arkadaşların fikrini bulandırmış, milletvekili olma, bir siyasi partinin içinde yer alarak daha güzel hizmet edileceğine inandırma gibi çabalara girmişti. Sonra bazı arkadaşlar gelip özür dilediler, "Hocam Allah senden razı olsun, bizi kandırıp siyasetin içine çekeceklerdi" dediler. Oysa siyasete girmeme, bütün partilere aynı uzaklıkta durma gibi temel disiplinlerimiz vardı. Bu sebeple kızmış, tavır koymuştum. Bu şekilde aradan uzun bir zaman geçmişti. Birkaç sene önce, Amerika'ya gelmiş, hatırını kıramayacağım bir arkadaşa "duasını almak istiyorum" demiş. Ben itimat edememiştim, görüşmek istemiyordum ama araya koyduğu arkadaş güvendiğim birisiydi; netice itibariyle geldi ve burada bir müddet kaldı. Bir gün odama girmek istedi. Ben de biraz müsamahakâr davrandım. İçeriye girince "Benim çilem hala bitmedi mi" dedi. Ben de "Ne çilesi, kim sana ne yaptı ki, çekip gittin" dedim. Haziran Fırtınası'nda montajlanan kasetleri onun verdiğine dair dedikodular oluyormuş, kastettiği şey oymuş. Halbuki ben o dedikoduları duymamıştım. Sonra bağırdı, tehdit etti. Ben de kapıyı açtım, arkadaşları çağırarak onu götürmelerini istedim.

Ölümle tehdit ettiniz mi?

Allah'ın lütfu olarak, Türkiye'de seveni, saygı duyanı çok olan bir insanım. Eğer kendisine bir fiske vuran olduysa söylesin. Allah'tan korkmak lazım.

Şimdi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uzaklaştığı dönemde gönlüm kırık olduğu halde şefkatim galip geliyordu ve dualarımda eksik etmiyordum onu. Hatta şu anda bile dualarımdan eksik etmedim. Allah kalbine hidayet ihsan eylesin dedim; Allah'a havale ettim. Sadece onun söyledikleri değil, Haziran Fırtınası 'nda ve daha başka zamanlarda da aleyhimde yazılanlara bakmamaya çalışıyorum ki, gönlümde o insanlara karşı olumsuz bir iz kalmasın. Allah'a çok şükür, içimde hiç kimseye karşı bir olumsuzluk taşımıyorum; gönlümü açıp elimi herkese uzatacak kadar vicdanım rahat...

Işık Evleri'ndeki kurallar ve yemin metni

Ancak Nurettin Veren, iddialarını 2007 yılında yazdığı kitabıyla da yineledi. "Işık Evleri, belli bir disiplin içinde namaz kılan, içki ve sigara içilmeyen, Risale-i Nur okunan evlerdi. Hatta Fethullah Gülen'in kendisi de haftada bir defa gelip Risale-i Nur okuyordu evlerde.

Gülen bir süre sonra, bu evlerin disiplini için bizi yemin etmeye çağırdı:

'Bakın bu, ciddi bir iştir. Bugün beş-on ev olabilir ama ileride sayı artabilir' dedi. 18 maddelik kuralları kâğıda kendisi yazmıştı. Bunun yanında yemin metni hazırladı. Yemin edenler, hazırlanan prensiplere uymakla mükellef olacaktı" diyen Veren'in kitabında anlatılanlara göre Fethullah Gülen'in yazdığı ve Işık Evlerinde uygulanan yemin metni ve 18 maddelik prosedür şöyleydi:

Yemin Metni:

"Gücüm yettiği kadar Kur'an'ı (bu orijinal metinde Fethullah Gülen'e idi. Sonra tepki çeker, uygun olmaz görüşü ile Kur'an olarak değiştirildi) hayatıma gaye edineceğime; kardeşlerime karşı sadakat izinde bulunacağıma; halkın ve talebe arkadaşların izzet ve onurlarını izzetim ve onurum kadar yükseltmeye çalışacağıma; kusurlarımın hatırlatılması karşısında memnuniyet ihzar ede. Dâhilden ve hariçten gelen bilumum taarruz ve tenkidleri nefsime yapılmış gibi red edeceğime, bilumum karar listesindeki esaslara riayette bulunacağıma; hizmet adına uhdeme aldığım vazifeleri veya kararla bana tahmil edilen mükellefiyetleri itirazsız yerine getirmeye çalışacağıma; Kur'an'a (bu orijinal metinde Fethullah Gülen'e iken, sonradan değiştirilmiştir) sadakatten hiçbir surette ayrılmayacağıma; münferit hareket edip bu kararlara muhalif davrandığım an ihtiyarımla bu kadrodan kendimi iskat edip herhangi bir talebe gibi dershanede gibi vazifeme devam edeceğime Vallah-Billah kasemleriyle yemin ediyor ve bu yeminin La Yenkatı olmasına Cenab-ı Hakkı istişhadda bulunuyorum."
• Finansman kaynaklarının tekele verilmesi, şahsi tasarruflar yapılmaması;
• Finansman kaynaklarının derneğe verilmesi;
• Lüksten kaçınmak, israf yapmamak;
• Dershanelere nezaret eden arkadaşlar, evde kalanlara her türlü adap ve edep kaidelerini öğretecek;
• Şahsi işlerimizi dahi görüşüp kararın varıldığı istikamette işleri yapmak;
• Dâhilde ve hariçte kim vazifelendirilirse o vazifeye o gidecek, başkası o işe karışmayacak;
• Herkesin nereye, ne zaman gideceği bir sisteme bağlı olarak yürütülecek (dışarıya gitmeler, içteki ziyaretler);
• Kusurlarını birbirine hatırlatmak için kardeş edinme;
• Bu kadroyu etrafa empoze etme, kuvvet kazandırma, çok kuvvetli gösterme (içte ve dışta olacak);
• Arkadaşların birbirlerini kabul ettirmesi ve ittifak ettikleri o mevzuda aynı şeyleri söylemesi;
• On beş günde bir, bir araya gelip arıza ve pürüzlere bakılması (pazar günü ikindi-akşam arası);
• Bilumum dışarıya giden arkadaşların tenkidinin 15 günlük toplantıda görüşülmesi;
• Acil durumlarda o mevzu ile alakalı olan arkadaş toplantı gününü beklemeksizin Hocaefendi'ye duyurabilir;
• Şeriat fikrinin müdafii olma, Risale-i Nur ve Üstadı şeriata muvafık şekliyle arzetme, Tesbihat ve evrad-ı ezkara ehemmiyet verme, bunların büyüklüğünü anlatma;
• Karara bağlanan bir şeyin hiçbir zaman aleyhinde bulunmama (ima ihsas yoluyla dahi olsa). Aksine fikir olursa hakk-ı hayat tanımama;
• Her arkadaşın resmi, gayriresmi bir işinin olmasına ihtima;
• İstişareden sonra fikir beyan etmeme, alınan kararları infaz etme. İstişareyi kimlerle yapacağını bilme (Ashab-ı rey);
• Kendi kardeşlerimize hakta öncelik tanıma. Bir kardeşin aleyhinde söylenecek söz vs'de onu müdaafa, söyleyeni de toplu olarak istintaka tutma, şiddetle bu iftirayı reddetme.
Not: Bu şartlardan birine riayet etmeyen kendi kendini azletmiş olacak, talebe durumuna düşecek. Bu kadro evdekilerden ve halktan gizli tutulacak, kimse bilmeyecek.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İmamın Ordusu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir