Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yılmaz Güney Hakkında Hiç Bilinmeyen Gerçek Ne?

Burada Atatürkçü Medya'da yer alan önemli Güncel Haberler hakkında başlıklar bulabilirsiniz.

Yılmaz Güney Hakkında Hiç Bilinmeyen Gerçek Ne?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 09 Eyl 2011, 23:19

YILMAZ GÜNEY HAKKINDA HİÇ BİLİNMEYEN GERÇEK NE

Resim

Odatv’den Şahin Çakmaklı ve Fethi Yılmaz ile birlikte Sabah Duru’nun bizi davet ettiği bir mekanda akşam yemeği yiyoruz…

Şahin de, Fethi de Sabah Duru’yu ilk kez tanıyorlar. Benim dostluğum ise Sinema genel müdürcülüğü oynadığım yıllara kadar dayanır. Yani, neredeyse yirmi yıl…

Sabah Duru’yu tanırsınız. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli senaristlerden biridir ve bunu da iki önemli ödülle taçlandırmıştır: 1967 Antalya Altın Portakal Film Şenliği’nde “İnce Cumali” senaryosu ile aldığı birincilik ile 1972 yılında Adana Altın Koza Film Şenliği’nde “Kara Doğan” adlı film senaryosuna verilen birincilik ödülleriyle.

Bizim konumuz o akşam 1972 yılı 4.Adana Altın Koza Film Şenliği ile ilgiliydi. Zira Adana Altın Koza Film Şenliği organizasyon komitesi, 1972 yılında elinden ödülleri siyasi bir nedenle alınan Yılmaz Güney’e bu ödüllerinin verilmesi kararını almıştı. Biz de bu konuda neler yapabiliriz, yazabiliriz konularını tartışıyorduk.

Tam yerine düştüğümüzü de o zaman anladık.

Sabah Duru 1972 yılı 4.Adana Altın Koza Film Şenliği’nin tam göbeğinde bulunmuş bir sanatçıydı. Hem kendisi hem de o sıralarda eşi olan Yılmaz Duru ödül almışlardı.

Yılmaz Duru, “Kara Doğan” filmiyle En İyi Yönetmen ödülüne layık görülmüştü, Sabah Duru da “Kara Doğan” filminin senaryosuyla, en iyi senarist ödülüne…

Yılmaz Güney ise “Baba” filmiyle katılmıştı şenliğe…

12 Mart faşizminin izleri ve dalgaları hala sürdüğünden, Yılmaz Güney’e bu şenlik kapsamında verilen En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri, jüri üyeleri havaalanından geri çağrılarak elinden alınmış ve ardından gelen filmlere paylaştırılmıştı.

Bu durumda Yılmaz Güney’in elinden alınan En İyi Film ödülü, ikinci gelen “Kara Doğan” filmine veriliyor, En İyi Erkek Oyuncu ödülü de “Yaralı Kurt” filmindeki rolüyle Cüneyt Arkın’a aktarılıyordu.

Kuşkusuz bunlar o dönem büyük protestolara neden olmuştu.

Sabah Duru’nun ise tepkisi çok farklıydı. Sabah Duru, kendisine ve Yılmaz Duru’ya büyük tepki gösterildiğini, ama benzer bir şeyi yaptığı halde Cüneyt Arkın’a hiç tepki gösterilmediğini söylüyor, bu konuda bir konuşma bile yaptığını bize anlatıyordu.

En iyi Film ödülü “Baba” filminden alınıp, Yılmaz Duru’nun yönettiği “Kara Doğan” filmine verilmişti, ama Yılmaz Duru zaten En İyi Yönetmen ödülüyle hak ettiği başarıyı yakalamıştı. Sabah Duru ise, tamamen bileğinin hakkıyla kazandığı En İyi Senaryo ödülünü ise Yılmaz Güney’in elinden de kapmamıştı. Ama bu çifte haksız bir şekilde protestolar yağarken, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Yılmaz Güney’in elinden kapan Cüneyt Arkın’ın “omuzlarda taşınmasına” akıl sır erdiremiyordu.

Sabah Duru’dan bunu yazmasını istedi Şahin ve Fethi, ama o sıralarda çok meşgul olan Sabah hanım pek yanaşmadı.

Sonra gün geldi Yılmaz Güney’in ölüm yıldönümüne çattı…

Sabah Duru büyük bir incelik gösterip, kendi adını da kullanarak bu anıyı ve olayı yazabileceğimi telefonla bana bildirince, ben de oturdum tuşların başına. Bu öykü çıktı.

Tarihin bir köşesinde kalmış bir kırıntı, bir anı olarak…

Şimdi bu anı başka bir önem çerçevesinde yeniden gündeme gelmiş gibi görünüyor. Sonuçta, Adana Altın Koza organizasyon komitesi Ekim ayı içinde gerçekleşecek olan şenlikler çerçevesinde ödülü haksız olarak elinden alınmış Yılmaz Güney’e ödülünü iade edecek. O zaman konu zaten yeniden gündeme gelecek.

Yılmaz Güney sinemasını seversiniz, sevmezsiniz; ama onun Türk sinemasına getirdiği büyük katkıları görmezden gelmek de olanaksız. Bu konuda yazı yazacak onlarca yetkin kalem var elbette ve hakkını da vereceklerdir, ama neden bu işler ülkemde yaklaşık kırk yıl sonra gündeme gelebiliyor? Neden 12 Mart faşizminin hemen sonrasında bu işler sanatçı ve sanatın gücüyle çözümlenemiyor?

İşte asıl soru ve sorun bu.

Mümtaz İdil
Odatv.com
09.09.2011 14:59


Resim

TÜRKİYE SİNEMASININ 'ÇİRKİN KRAL'INI TARIK AKAN ANLATTI

Türkiye sinemasının 'Çirkin Kral' lakaplı ustası Yılmaz Güney'i 27 yıl önce kaybettik. Sinemaya oyunculukla başlayarak büyük başarılar elde eden Güney, aynı başarılarını yönetmenliğini yaptığı filmlerde de devam ettirdi. Yol filmiyle Altın Palmiye Ödülü'nü kazanan Güney, öylü yazarlığından oyunculuğa kadar birçok alanda ödüllere layık görüldü.

Türkiye'de soğuk savaş dönemiyle başlatılan anti-komünist avından sosyalist olduğunu her kürsüde ilan eden Yılmaz Güney'de nasibini aldı. Hayatının büyük bölümünü sürgünler ve cezaevlerinde geçiren Güney, tüm bunlara rağmen filmlerini yapmaya devam etti.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 1981 yılında cezaevinden kaçan Güney, son filmi 'Duvar'ı Fransa'da çekti.

TARIK AKAN, YILMAZ GÜNEY'İ ANLATIYOR


Oradaydım belgeselinde Yılmaz Güney ve Yol filminin çekimi ve sonrasını anlatan oyuncu Tarık Akan, Cannes Film Festivali'ndeki ödül töreninde neler yaşandığınıda anlattı.

Odatv olarak sinemanın 'Çirkin Kralı' Yılmaz Güney'i saygıyla anıyoruz.

İŞTE YILMAZ GÜNEY'İN HAYATI

Yönetmen, oyuncu, senarist ve öykü yazarı. Gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Türk sinemasında çığır açan yapımlara imza atmış, Yeşilçam’ın klişelerini sarsmış, siyası duruşu, mahkûmiyeti ve başarılı yönetmenliğiyle kilometre taşı olmuştur. Çirkin Kral lakaplı Güney, hapishane yıllarında kaleme aldığı Yol adlı filmin senaryosuyla Cannes film festivalinde Altın Palmiye ödülünü kazanmıştır. Umut, Arkadaş ve Sürü Güney’in önemli filmlerinden bazılarıdır.

1 Nisan 1937'de bir işçi ailesinin iki çocuğundan biri olarak Adana'nın Yenice köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Adana'da tamamlayan Güney, çocukluk yıllarında pamuk işçiliğinden gazoz ve simit satıcılığına kadar çeşitli işlerde çalıştı. Güney, ilerleyen yıllarda And Film ve Kemal Film şirketlerinin bölge temsilciliklerinde film dağıtımcılığı yaptı. Edebiyatla ilgilenen ve öyküler yazan Güney, üniversite eğitimini almak üzere Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Bu süre içinde usta yönetmen Atıf Yılmaz'la tanışan Güney, rejisörün desteğiyle sinema dünyasına ilk adımını attı. 1959 yılında yönetmenliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryolarını yazan ve oyuncu olarak da bu yapımlarda performans gösteren Yılmaz, Karacaoğlan'ın Karasevdası isimli filmde yönetmen yardımcılığı yaptı. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere öyküler yazan Güney'in edebiyat ve kalemle ilişkisi de hep güçlü oldu. Ancak Onüç dergisinde yayımlanan "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri" adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılandı, 1961 yılında 18 ay hapis cezasına ve 8 ay Konya'ya sürgün cezasına mahkûm oldu.

1963 yılında mahkûmiyet sonrası yeni hayatına merhaba diyen Güney, tutkuyla bağlı olduğu sinemaya döndü. Küçük bütçeli ve sıradan macera filmlerinde rol almaya başlayan Güney, şiddet temalı bu filmlerde canlandırdığı ezilen ama yazgısını kabul etmeyen; kötülüğe karşı tek başına direnip mücadele eden dürüst Anadolu çocuğu karakteriyle popüler oldu. Anadolu izleyicisi Güney'in çizdiği bu profille kendini özdeşleştiriyordu ve aktör bu özellikleriyle kendine sağlam bir yer edindi.

Güney'in o dönemde izleyiciyle buluştuğu filmlerden biri de Çirkin Kral'dı. Bu filmden sonra Çirkin Kral olarak anılmaya başlayan aktör, senaryosunu kendisinin kaleme aldığı, Ömer Lütfü Akad'ın yönetmenliğini yaptığı Hudutların Kanunu filmindeki sade ve abartısız performansıyla Türk sinemasında yeni bir oyuncu tipi yarattı. Efsaneleşmeye doğru hızla giden aktör, Yeşilçam'daki iyi karakterlerin yakışıklı, kötü karakterlerinse çirkin oyuncular tarafından canlandırıldığı sistemi tersine çevirdi. Onunla birlikte sade ve doğal oyunculuk taçlandı.

Güney'in yönetmenlik süreci At Avrat Silah isimli filmle start aldı. 1968 yılındaysa filmografisinde ilk önemli filmi olan Seyyit Han'ı çeken Güney, filmde doğu topraklarındaki bir sevda öyküsünü anlatıyordu. Üslup ve anlatım açısından büyük övgü alan bu filminden sonra Aç Kurtlar ve Bir Çirkin Adam için yönetmen koltuğuna oturan Güney vatani görevini yapmak için askere gitti.

1970 yılında Türk sineması için önemli bir yere sahip olan Umut adlı filmi izleyiciyle buluşturdu. Umut, eski faytonu ve atıyla kalabalık ailesini geçindirmeye çalışan Cabbar'ın mücadele dolu hayatını anlatıyordu ve Güney'in yaşamıyla paralellikler içeriyordu. Anlatımının gerçekçiliğiyle dikkat çeken film, Adana Altın Koza Film Şenliği'nde en iyi film ödülünün sahibi oldu. Ancak sansür kurulu tarafından yasaklanmasının ardından Danıştay kararıyla yeniden izleyiciyle buluştu. Umut, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyük ilgiyle karşılandı ve Yılmaz Güney sinemasında bir dönemi kapayıp yepyeni bir dönemi açan bir film olarak Türk sinema tarihinin de başyapıtları arasında yerini aldı.

Güney'in 1971 yılında yönetmenliğini yaptığı Ağıt, Acı ve Umutsuzlar adlı filmlerinin üçünün de Adana Altın Koza Film Şenliği'nde dereceye girmesiyle festival tarihinde bir ilk gerçekleşiyordu. Aynı yıl, gözaltına alınan Güney bir hafta süreyle gözaltında tutulduktan sonra 3 aylığına Nevşehir'e sürgüne gönderildi.

12 Mart 1972'de gerçekleşen darbe sırasında adının siyasal olaylara karıştığı gerekçesiyle tutuklanan Güney 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aynı yıl Boynu Bükükler adlı romanını Boynu Bükük Öldüler adıyla yayımladıktan sonra Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazanan yönetmenin mahkûmiyeti, Bülent Ecevit'in iktidar olduğu 1974 senesinde genel affın yürürlüğe girmesiyle sona erdi. Bu zorlu sürecin ardından filmografisi için oldukça önemi olan ve aynı adı taşıyan şarkısıyla da klasikler arasına giren Arkadaş'ı çeken Güney, filmde iki üniversite öğrencisinin, aralarındaki toplumsal uçurumların farkına varmalarını işliyordu. Ülkemizdeki kültür şokunun resmedildiği film büyük ilgiyle karşılandı. Yılmaz Güney, Endişe ismindeki filminin Adana'daki çekimleri sırasında karıştığı bir olay sırasında bir yargıcın hayatına son verdiği için 19 yıl hapis cezasına mahkûm oldu. Cezaevinde bulunduğu dönemde Güney adlı bir dergi çıkaran ve senaryo çalışmalarına devam eden rejisörün, o dönemde kaleme aldığı Sürü, yönetmen Zeki Ökten tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Büyük ilgi gören filmden sonra Şerif Gören tarafından çekilen ve senaryosunu Güney'in yazdığı Yol filmi Türk sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

1981'de Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak ayrılan ve sonrasında yurt dışına kaçan Güney, Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünün sahibi oldu. Güney yurda dönme çağrılarına uymaması sebebiyle 1983'te Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve aynı yıl Fransa'da Duvara Karşı adlı filmin yönetmenliğini yaptı.

Yılmaz Güney'in fırtınalı yaşamı 9 Eylül 1984'te son yıllarını geçirdiği Paris'te mide kanseri sebebiyle sona erdi.

Odatv.com
09.09.2011 12:43


http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-si ... 0909111200
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Güncel Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir

cron