Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

CHP'nin Tarihi Direnişi - Yemin Etmeme Kararı

Burada Atatürkçü Medya'da yer alan önemli Güncel Haberler hakkında başlıklar bulabilirsiniz.

CHP'nin Tarihi Direnişi - Yemin Etmeme Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2011, 19:00

CHP'NİN TARİHİ DİRENİŞİ

Resim

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve önemlisi "yandaş basın!"ın önemli kalemleri -Adalet Ağaoğlu'nun da ne kadar sıkı (Gül yandaşı olarak) AKP'li olduğu ortaya çıktı!- koro halinde "Aman meclise girin, çözüm yeri orasıdır!" dediler.

Demek ki en çok korktukları şey muhalefetin blok olarak parlamentoya girmemesiydi!

Yandaş basın ve AKP çevreleri tüm güçleriyle ve yetenekleriyle tuzağı kurmuşlardı: "Geh bili bili bili!.."

Muhalefet Meclis çalışmalarına katıldığı an kafes arkalarından kapanacak ve artık 4 yıl AKP milletvekillerinin indir kaldır yaptığı parmaklara figüran olunacak hücreye girilecekti.

Oysa CHP yönetimi ve liderliği çok önemli bir “eylem koydu” ve durumu Dünya kamuoyunun gündemine getirdi.

AKP’nin en çok korktuğu şey başına geldi: Silivri Dünya kamuoyunun zihninde şekillenmeye başladı.

*

Bir önceki yazımda tutuklu milletvekillerinin yeni anayasa yapmak için adeta "rehine" tutulduklarını yazmıştım.

Emekli Korgeneral Engin Alan bizim bu düşüncemizi doğruladı.

"Balyoz'dan yargılanan hiç kimse, Apo'nun da yararlanacağı bir düzenlemeyle tahliye olmak istemez. Bunu herkes bilsin."

Ama MHP bunu anlamamıştı.

Sayın Sühel Batum da CNN Türk’de çok sert bir biçimde “Milletvekillerimiz yeni anayasayı dayatmak için rehine tutuluyorlar!” diye konuştu. (Konuşma özürlü CNN spikeri hanımın Sayın Batum’un sözünü ağzına tıkarak kesmesi ve Batum’un bu önemli vurgusunu stüdyoda konuk ettiği Hilal Kaplan gibi bir tuhaflığa yorumlatmaya kalkışması bizleri deli ettiği gibi sanırım en çok babası Şahin Mengü’yü üzmüştür!)

*

CHP’nin sonuç alana dek bu direnişini sürdürmesi gerekiyor.

Ya da AKP'yle kamuoyunun gözü önünde tutuklu tüm milletvekillerini TBMM'ye sokacak kestirme bir yasa üzerinde anlaştıktan sonra bunu yapmalı.

Cumhurbaşkanı ve yandaş gazeteciler bu denli korktuklarına göre bunda bir iş var!

İnsanın aklına geliyor: "Alıp da kaçan mı?!!"

*

Bu saptamalar ve davranışlar ayıp değil Sayın Kılıçdaroğlu.

MHP'ye aldanmayın. MHP Ecevit Hükümeti zamanında da tıngır mıngır uçuruma atlamış erken seçime evet demişti.

Cumhurbaşkanı seçiminde de tıngır mıngır oy kullanmıştı.

Siz kendi politikalarınızı dayatın!


Çünkü karşınızda, yürüdüğü yolda ne yapmak istediğini bilen ve bu amaçla her yöntemi kullanmayı mubah gören bir güç var.

Onlarla kora kor mücadele etmeden, yani aynı yöntemleri kullanmadan AKP zihniyetini geriletemede başarılı olamazsınız.

Sayın İsa Gök'ün önerisini mutlaka ciddiye alınız:

"Türkiye’de hukuk devleti olduğunu düşünmek, Türkiye’yi tanımamazlıktır, Fransız kalmaktır. Türkiye’de, YSK’sından yargıya kadar tümüyle Hükümetin baskısı, Hükümetin talimatlarıyla yürüyen bir devlet sistemi meydana gelmiştir. Şu anda kimlerin vekil olup olmayacağına karar veren merci AKP’dir."

Yandaş medya böyle bir karar alacağınızı duymak istemiyordu; şaşkınlar: Size oy veren seçmenlere haksızlık ettiğiniz saçmalığına bile sarıldılar. Size verilen oylar hapisteki o milletvekilleri içindi oysa biraz da!

AKP politikacılarının geri adım atmaları, “Yeni Anayasa” hazırlanışındaki mücadelenizde önemli bir moral durak olacaktır.

Hukukun AKP'nin arka bahçesi oluşuna karşı direniyor, "Yeni yargı"nın gerçek yüzünü ortaya seriyorsunuz.

AKP sorunu uzattıkça, Silivri, Dünya kamuoyunda daha çok sorgulanmak durumunda kalacaktır.

Büyük bir fırsat ele geçirdiniz. Her iki durumda da kazanan siz, yani haklı olan başaracaktır. Hareket her zaman bereket getirir!

Sayın Kılıçdaroğlu,

Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'i ve diğer tüm tutuklu vekilleri yanınıza almadan meclis çalışmalarına katılmayın!

Rehine krizini tersine çevirin.

Yoksa bir dört yıl AKP'nin kapanında kısılırsınız!

Maria Şatıroğlu
Odatv.com
29.06.2011 02:11


http://www.odatv.com/n.php?n=chpnin-tar ... 2906111200
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CHP'nin Tarihi Direnişi - Yemin Etmeme Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2011, 19:07

YEMİN KRİZİ DIŞ BASINDA

Resim

Türkiye Büyük Millet Meclis'indeki "yemin krizi" dünya basında da geniş yer aldı. Reuters, sürecin erken seçime gidebileceği yorumunu yaparken; İngiliz BBC televizyonu, "BDP'nin boykotu Kürt bölgesinde şiddeti yeniden ateşleyebilir" dedi. İşte dış basından, yemin krizi haberleri...

Uluslararası haber ajansı Reuters, yemin krizi için "gri bölge" benzetmesi yaptı, YSK kararının ardından yaşananların belirsizlik yarattığını savundu. Ajans, sürecin Türkiye'de bir erken seçime yol açabileceği iddiasında da bulundu.

İngiliz BBC televizyonu ise "Muhalefet yemin törenini boykot ediyor" adlı haberinde, ana muhalefet partisi CHP'nin ve Kürt destekli bağımsız adayların yemin törenine katılmadığını duyurdu. Haberde, "Seçimlere yoğun katılım, Türkiye'deki siyasi olgunluğun işareti. Ancak boykot kararı, ülkenin demokratik gelişimi tehdit eden eski alışkanlıkları tekrar ortaya çıkardı. BDP'nin boykotu Kürt bölgesinde şiddeti yeniden ateşleyebilir" denildi.

Katar kaynaklı El Cezire kanalı TBMM'nin boykota rağmen açıldığını duyurdu. Haberde, "İki muhalif parti cezaevindeki vekillerine izin verilmemesi nedeniyle yemin etmedi" denildi. El Cezire ayrıca CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun "Arkadaşlarımız dönene dek yemin etmeyeceğiz", Başbakan Erdoğan'ın da, "Bunları aday gösterenler aslında kriz olacağını biliyordu" açıklamasına da yer verildi.

Türkiye'deki kriz Alman basınında da geniş yer buldu. Taz gazetesi, "Türkiye'de parlamentonun eksik başlangıcı" başlıklı haberinde, "Hukuksal bir tartışma nedeniyle muhalefetin iki önemli grubu CHP ve BDP yemin etmedi. Kürtler meclise hiç gelmedi" ifadelerine yer verdi.

Stern dergisi ise,"TBMM'nin açılışına muhalefin yemin etmemesi gölge düşürdü" ifadesini kullandı. Haberde, "CHP oturuma katılsa da yemin etmedi. BDP ise Meclis'e bile gelmeyerek Ankara'dan çok uzaktaki Diyarbakır'da toplandı" denildi.

Çarşamba, 29 Haziran 2011 16:25

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?opt ... Itemid=174
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CHP'nin Tarihi Direnişi - Yemin Etmeme Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Tem 2011, 17:17

SİLİVRİ'DEN YEMİN KRİZİ İÇİN BİR ÖNERİ

Resim

Ergenekon davası kapsamında Silivri'de tutuklu bulunan Emekli Orgeneral Çetin Doğan Aydınlık Gazetesi'ndeki köşesinde meclisteki "yemin krizi" ve boykota değindi. "Bizim de bir önerimiz var" diyen Çetin Doğan bir an önce çıkış yolu bulunması erektiğini belirtti. İşte Doğan'ın yazısı:

Sayın Başbakan'ın pek umrunda görünmese de anamuhalefet partisinin Meclis'i kısmi boykotu ile gündeme gelen siyasi bunalımdan bir an önce çıkışın yolu bulunmalıdır. Seçim öncesi halkımızın pek duymadığı zincirleme siyasi, ekonomik ve sosyal nitelikli krizler sırada bekleşiyor. Krizi krizle çözme metodu, tuzu kuru ülkelerin başvurabileceği bir yöntemdir. Ülkemizde buna özeneceklerin, krizlerin altında kalmalarının ötesinde ülkeyi de büsbütün çıkmaza sokmaları da kaçınılmaz hale gelir.

Kendimizi "mahpus" değil, görevli saydığımız Silivri Kampüsü'nde, ülke sorunlarına çare arayışımız, yazarak devam ediyor. Bilgisayarsız, internetsiz ve de başvuracağımız referans dokümanlarının elimizin altında olmadan yazmanın zorluğu bizi yıldırmıyor. Baskıya verilen yazılarımızdaki muhtemelen el yazımın okunaklı olmayışından kaynaklanan, yazım hatalarının okurlarca hoşgörüldüğü inancındayız. Bu sefer daha okunaklı yazmaya özen göstererek, bir ucu TBMM'ye, diğer ucu Silivri Kampusü'nde yaşanan bunalımın, trajedinin sonlandırılması için, akla, mantığa, hukuka uygun düştüğünü gördüğümüz önerimizi açıklamaya çalışalım.

Başlangıç noktamızda gerçeği bir tarafa bırakarak, bütün tarafların kendi paylarına düşen kısmına katılacağı bir "iyiniyet zemini" tespiti ile işe koyulalım.

Hem iktidar sahipleri, hem de muhalefet "İş adalete intikal etti, karışmamak gerek" teranesinin sihrinde, kolaylığında birleşmiş görülüyor. Sarf edilen sözlerin doğru olup olmadığını da tartışmayalım. Savcılara, hakimlere talimat veren, vermek niyetinde olan bulunmadığı gibi (!), talimat verilmesini isteyen de yok anlaşılan! İşin "adalete" intikal etmiş olduğunu da kabullenelim. Oysa duruşmaları takip edenler, duruşma tutanaklarını gözden geçirmek için birazcık zaman ayıranlar, işin adalete intikal etmediğini pekala biliyorlar. Ancak konumuz gerçeğin ne olduğunun bilinip, bilinmediği değil.

Bir an sorunu çözüme kavuşturmak için bütün tarafların "iyi niyetinden" kuşkulanmayı da bir tarafa bırakalım. Hatta işbilir emniyetçilerimiz dışarıda, özel yetkili savcılarımızın ve özel görevlendirilmiş hakimlerimizin de Kemal'in askerlerine, aydınlarına "Kefaret ödetmek peşinde değil", adaleti, hukukun gereğini yerine getirmek için "çırpındıklarını" varsayalım.

Hal böyle olmasa da böyle kabullenince, uzayıp giden davalardan, cezaya dönüşen tutuklamalar ile ülkemiz güvenliğine indirilen darbeden, seçildikleri halde TBMM'de görev yapmaktan alıkonan vekillerimizin durumundan kimlerin veya neyin sorumlu olduğu sorusu akla gelmektedir. Bu soruya ortak yanıt bulunması, soruna çözüm önerimizin ilk adımını oluşturmaktadır. Bu noktada Haldun Taner'i rahmetle anarak, Keşanlı Ali Destanı'ndan aklımda kalan repliğinden bir alıntı yapmalıyım:

"İnsanoğlu taraftır,

Kendi yapar, kendi tapar."

Anlaşılacağı üzere, olan bitenden "mevzuat" hazretlerini sorumlu tutmak, kimseye pek dokunmayacaktır.

Hoş, mevzuatla oynaya oynaya ne hallere düştüğümüz de ortada. Gündemdeki bir sorunun üstesinden gelmek için mevzuatta yapılan "oynamaların" öteden beri yeni sorunlar yarattığı bilinen bir gerçek. Acaba "adalete", "evrensel hukuka", "eşitliğe" uygun bir mevzuat değişikliği yapılabilir mi? Öncelikle genel veya özel nitelikli bir aftan yana olmadığımızın altını çizerek, sorduğumuz soruya "Evet yapılabilir" yanıtını verelim. Yapacağımız önerinin hukuk diline çevrilmesini uzmanlara bırakarak, ana çerçevesini ortaya koyalım:

Esas itibariyle sorun, yüzlerce sanığı olan bir davanın, CMK 206.'ncı maddesine göre, "sanıkların sorguya çekilmesinden sonra, mahkemece delillerin ortaya konması ve değerlendirilmesi safhasına geçilmesi" hükmünün hakimlere tanıdığı olanaktan kaynaklanmaktadır. Bu konuyu biraz açalım. Çok sınırlı bir davada, bir iki sanığın savunma ve sorgulanmasında davanın temel dayanağını oluşturan bütün deliller çürütülmüş olsa bile, özel görevli hakimler, bütün sanıkların sorgulamalarının bütününden sonra "delillerin ortaya konacağı" hükmüne sarılarak, sanıkların tutukluluklarının sürdürülmesine ilişkin klişe kararlar vermekte hiç tereddüt göstermemektedirler. Kuşkusuz adil yargılamayı ihlal suçlamasıyla sanıklar tarafından açılmış ve açılacak tazminat davalarının yeni yasa gereği askıya alınması, devlet tarafından ödeneceğinin hükme bağlanması, hakimlerin daha da cüretkar davranmalarına yol açmıştır.

Bütün bu nedenlerle, adil yargılama adına hükümlerin takdir yetkilerini usul açısından kısıtlayıcı bazı hükümlerin mevcut mevzuatımıza konması zorunluluk haline gelmiştir. Davanın hangi safhasında olursa olsun, davanın özünü etkileyecek bulguların ortaya çıkması veya mevcut delillerin yasal delil olma özelliğinin bulunmadığının anlaşılması veya tartışılır hale gelmesi durumunda, delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesine mahkemenin ivedilikle başlamasını zorunlu kılacak hükümlerin "usul olarak" CMK'da yeralması halinde "Silivri Kampüsü"ne "Hasdal'ın" süratle boşalmasına yol açacağından kuşku duymuyorum. Gerçekte hakimlerin kendi geniş takdir yetkilerini davanın her safhasında kullanarak "delillerin değerlendirilmelerini" engelleyici bir hüküm CMK'da bulunmamaktadır. Sanırım "özel" görevlendirilmiş olmaları, bu tür takdir yetkilerini kullanmalarını engellemektedir.

Yukarıda yaptığımız öneriyi biraz daha açalım. Mahkemelerin iddianameyi kabulden önce, sanık ve sanık avukatlarına da iddianamenin dayandığı deliller üzerinde söz söyleme, açıklama yapma hakkı verilerek delillerin yasal geçerliliğinin tartışılmasına imkan verilmesi usulünün kabuluyle, ülkemizde işlenen hukuk cinayetlerinin önlenebileceğine inanıyorum. Konuyu somutlaştırmak için BALYOZ Savaşı'nda yaşadığımız iki sahneyi detaya girmeden özetleyeyim.

Balyoz Davası'nın duruşmaları başlamadan hemen önce, 1 nolu sanık olarak söz alarak mahkeme heyetinden şu mealde talepte bulunmuştum:

"Balyoz Davası'nın, sadece şahıslara değil, ülkemize de maliyetinin çok yüksek olacağı görülüyor. 5-7 Mart 2003 tarihlerinde yapılan 1. Ordu Plan Semineri'ne 162 kişi katılmıştı. Bu 162 kişiden sadece 48'i sanık olarak tefrik edilmiş bulunuyor. Bu salonda 196 sanık var. Seminere katılmayıp sanık olarak tefrik edilen 148 kişi, kimin tarafından üretildiği bilinmeyen bir CD'de yer alan dijital verilerin başlık bilgilerinde veya dijital verilerdeki listelerde ismi olduğu için huzurunuzda bulunuyor. Dijital verilerde ne elektronik ne de ıslak imza var. Günümüzde bu tür belgeleri herkes hazırlayabilir. Gelin önce bu dijital belgelerin gerçek mi, sahte mi olduğunu tartışalım. Bu dijital verilerin sahte olduğuna ilişkin elimizde yüzlerce kanıt mevcut. Bunu açıklığa kavuşturduktan sonra geriye sanık olarak 48 kişi kalıyor. Bu arkadaşlar, Ordu komutanı olarak benim verdiğim emirle seminere katılmıştır. Seminerde bir suç işlenmiş ise bunda arkadaşlarımın hiçbir dahli bulunmamaktadır. Seminerin hesabını ben tek başıma vermeye hazırım."

Bu talebimi maalesef mahkeme başkanı Ömer Diken hiç dikkate almadı. Mahkemede yaşadığım ikinci sahneye geçelim:

İddianamenin okunmasından sonra savunma ve sorgulama aşamasına geçildi. Doğal olarak sıranın en başında ben vardım. İddianamenin tamamen bir "iftiraname" olduğunu, dayandığı kanıtların içi boş ve sahteliğini bütün çıplaklığa ile ortaya koydum.

Kayıtlara geçen konuşmamın son sözleri gerçek hakim ve savcıları iyi niyetle göreve çağırma şeklindeydi:

"... Eğer hala dava hakkında bir kuşkunuz varsa, eski bilirkişi heyetlerinden de gerekirse temsilciler alarak, tarafsız bir kurumun teşkil edeceği bir bilirkişi heyetine öncelikle bu davada kanıt olarak sunulanların "yasal kanıt" niteliği taşıyıp taşımadığına ivedilikle baktırın."

Ne var ki benden sonra sırayla söz alan diğer sanıklarca da iddiaları çürütmeye devam ederek, sahte belgelerin nasıl ve kimler tarafından üretildiğine ilişkin parmak izleri mahkemeye sunulmuş olmasına rağmen, davaya bakan hakimlerimiz "delillerin değerlendirilmesine" sanıkların tamamının savunması alınmadığı gerekçesini kullanarak, bir türlü yanaşmadı. Buna karşılık, Gölcük ve Eskişehir'de bulunan dijital verilerin sahtelikleri hem sanıkları ve hem de "bilirkişi heyetlerince" ortaya konduğu halde birbiri ardından tutuklamalar devam etti. Bugün Hasdal'da 43'ü general ve amiral olmak üzere tutuklu sayısı 138'e ulaştı. İleri demokrasimize ve bağımsız yargıya bin kere "maşallah" diyelim.

Ergenekon ve bağlantılı davalarda da durumun farklı olmadığı aşikar. "Geyik muhabbetinden" öteye geçmeyen telefon dinlemelerinden, isimsiz ihbar mektupları ve kimin tarafından üretildiği meçhul DVD'ler, CD'ler ve flashdiskler, seçilmiş kişilerin başına çorap örmek için iddianamede kullanılmış. Bunun ötesinde demokratik hakların kullanılması da "hükümeti cebren devirmeye" yönelik bir eylem olarak kabullenildiği anlaşılmaktadır. Ergenekon'un sanığı ve tanığı olmadığım halde iddianamenin 1595, 1618, 1619 ve 1620. sayfalarında benim hakkımda 1997 senesinde yazılmış saçma sapan bir ihbar mektubunun yer alması, iddianamenin ciddiyeti konusunda yeterli fikir verdiği inancındayım.

CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) 252. maddesi, Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı diğer davalarda, sanıklara karşı ileri sürülen suçun "acele işlerden sayılır" hükmü bulunmaktadır. Oysa davaların görülüş şeklinden hakimlerimizin hiç de acelesi yokmuş gibi görünüyor.

CMK 250. maddesiyle "özel görevlendirilmiş" ağır ceza mahkemelerinde zıvanadan çıkmış davaların daha fazla insan hakları ihlaline yol açmadan "acele" ve "adil" görülebilmesi için, "işin" görülme usulünü hakimlerimizin kendi kefaret ödetme anlayışına bırakmamak gerektiği ortadadır. Bunu sağlamak için soruşturmanın başlangıcından itibaren davanın bütün sürecinde "kanıtların yasallığı ve gerçek olup olmadığının tartışma ve değerlendirilmesinin, sanık ve sanık avukatlarının iştiraki ile yapılmasının yasal bir zorunluluk haline getirilmesi tek çıkar yoldur. Bunun anayasal bir zorunluluk olduğu da unutulmamalıdır. Anayasamızın 38. maddesinde "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez" hükmü bulunmaktadır.

Bu nedenle çalışmaya yeni başlayacak TBMM'ye bir çağrıda bulunmak istiyorum:


İlk işiniz Anayasa ile oynamak, af çıkarmak değil, adaleti zulmün aracı olmaktan çıkarmak olmalıdır. Yargıya müdahale etmeden bunu başarmanın yolu CMK'da savcı ve hakimlerin yargılamada evrensel hukuk ilkelerine uymalarını "zorlayıcı" düzenlemeler yapmaktır. Anayasamızın pervasızca çiğnenen 38. maddesinde yazılı hükmü yerine getirin. Adaletin mülkün temeli olmaktan çıktığında kimsenin yarınlarından emin olamayacağı bilinmelidir.

Çetin Doğan
Odatv.com
06.07.2011 15:49


http://www.odatv.com/n.php?n=silivriden ... 0607111200
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Güncel Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron