Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İlyas Salman: "Ben Türkmen'im"

Burada Atatürkçü Medya'da yer alan önemli Güncel Haberler hakkında başlıklar bulabilirsiniz.

İlyas Salman: "Ben Türkmen'im"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Nis 2011, 17:20

Resim

Malatyalı Hamal Vahap'ın oğlu İlyas neden TÜRKSOLU'nda yazıyor?

Niye soldayım?


Ben dünyaya bir kere geldim. Bir daha rüşvet versem gelemem. Ya adam gibi yaşarım ya da hemen geberirim. Bundan önceki yazılarımda solcu olduğumu söylemiştim. Sola nerden başladım solun hangi noktasına geldim anlatayım.

TÜRKSOLU’ndaki yazılarımı okuyan insanlar bana nasıl solcu olduğumu soruyorlar. O zaman şunu söylemek zorundayım. Yaşamımla ilgili bilgileri kimseye çok açık anlatmadım. Yaşamımı anlatırsam kimse kusura bakmasın. Nereden başlayıp nereye geldiğimi bilmeleri açısından anlatmak zorundayım.

1940’lı yıllarda hangi gün doğduğumu bilmiyorum. Anama sorarsan “koç salımı”nda doğmuşum. Köyümüzde toprak çoraktı. Babam üç ay bir kamyona muavinlik yapardı. Üç ay da Adana’ya pamuk toplamaya giderdi.

Malatya’da sabahın erken saatlerinde kalkar Beşiktaş fırınından simit almaya giderdim. İki üç saat mahalle mahalle dolaştırır satardım. Sonra okula giderdim. Okuldan sonra muhtar çakmaklarına benzin satardım. Akşam da gece lisesine giderdim. Babam Malatya buğday pazarında hamallık yapardı. Emeğin ekmeğin ne olduğunu babamdan öğrendim.

Gün ola devran döne…
Umut yetişe…

Üniversite çağına geldik.

Babam bana aynen şu lafı söyledi. “İlyas, ya öğretmen olacaksın ya polis”

Bizim dönemimizde öğretmen ve polisin evine ekmek götürecek kadar parası vardı. Ben inat ettim üniversiteyi bitireceğim diye. Kafamda tiyatro oyunculuğu diye bir şey vardı. Çünkü ilkokuldan kapmıştım bunu. Babamın cebinden 30 lira para çaldım. Ankara Devlet Konservatuvarı sınavına girdim.

Kazandım. Okudum.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’na girdim. 900 lira maaş alıyordum. 600 lira ev kirası veriyordum.

Bu masalı dinleyen insanlara düş gibi gelebilir. Ama ben böyle yaşadım.

Arkasından sinemaya başladım. Sinema tiyatro beraber devam etti.

Ama bu arada düşünsel anlamda boş durmuyordum. Dünyanın dibini kurcalıyordum. Et nedir, ekmek nedir, dünya nedir, ay nedir. Nere vurur dünyamızın gölgesi. Bunu araştırıyordum. Siyasi çalkantılar içindeydik. Bir kısmı kendine sağcıyım diyordu, bir kısmı solcu.

Descartes “İnsan düşünen hayvandır” diyordu. Bunu 500 yıl önce söylemişti. İnsanın düşünen hayvan olduğu 10 bin yıl önceden belliydi.

Ben bir tarafı seçmek zorundaydım. Ya havada bulup tavada yiyeni. Ya da üretip paylaşanı seçmek zorundaydım. İkincisini tercih ettim. Bunun adı soldu.

O dönemde Türk Solu, Kürt Solu diye bir şey yoktu. Yalnız sol vardı. Bu uğurda canını veren arkadaşlar vardı.

Şuna sonuna kadar inandım:

Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız

“Canan bizim canımız” dediğimiz zaman, “canan” kimdi bunu bilmek zorundaydık. Aslında cananın emekçiler olduğunu çok geç kavradık.

Hayatı derinlemesine incelediğimiz zaman gördük ki aşkı, şiiri ve kavgayı bilmeyen insandan hayır gelmez.

Emeksiz yemek olmaz anlayışına ulaştığım zaman bu merhemin solda olduğunu gördüm. Bunu gördüğüm an baktım ki bir keşmekeş yaşanıyor. Kimi Türk ırkçılığının kimi Kürt ırkçılığının peşine düşmüş. Yalpalayıp duruyor. Hangi rüzgar onları nereye götürürse oraya gitmeye çalışıyorlar.

***

Ben yerimi seçmek zorundayım. Seçme zorunluluğum olmamasına rağmen. Ya Türk olacaktım, ya da Kürt...

Halbuki ben dünyaya gelmeden önce anneme babama mektup yazmadım. Faks çekmedim. Telefon etmedim. Telgrafla bildirmedim. Alevi, Sünni, Türk, Kürt olarak dünyaya geleyim diye.

Ben çırılçıplak bir insan olarak dünyaya gelmiştim.

Sonradan bana bir takım elbiseler giydirmeye çalıştılar. Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Laz, Çerkez... Ben bütün bu elbiseleri yırttım. İnsanlık elbisesi giydim.

İnsanlık elbisesinin yanına Türkmen olduğumdan dolayı Türk elbisesi giyindim.

Aslımı inkar edemezdim.

Bu konu sakın yanlış anlaşılmasın. Hiçbir ulusu kendi ulusumdan daha yüksek ya da daha aşağıda görmüyorum.

Biz Anadolu topraklarını paylaşan eşit uluslarız.

Ya yanıma gelin, ya yanınıza geleyim.

Küçüğüm, seni sevmek.
Balığı Urfa’da avlamaktır,
Balıklı Göl’den.
Ne kadar yasaksa
O kadar güzeldir.

Seni sevmek küçüğüm
Yamadağı’nda, Munzur’da, Tunceli’de
kamalak keklik avıdır.
Hani keklikcik uçmaktan yorulur da
Kara düşünce kalkamaz.

Seni sevmek
Yedisinde bir çocuğun
Günlük gelirine konmaktır.
Alaşafakta çıkmıştır işe
Simidinin yarısını satmıştır.
Elleri büyüdükçe
Yüreği küçülmüştür.

Seni sevmek küçüğüm
Bir tren işçisinin tren altında kalması gibidir.
Çığlığı düdük sesine
Hasreti raylara takılı kalır.
Seni sevmek
Kaşarlanmış bir cellatın kendini asmasıdır.

Hani asılı cesedine bakıp da
Hem güler hem ağlarlar.
Oysa bir avuç gözyaşıdır bedeni
Astıklarından arta kalan.

Seni sevmek zordur
çelişkilidir.
Ölümle yaşamın kardeşçe birliğidir.
Cesedin mezar görüp
Ölmekten vazgeçmesidir.
Buna rağmen seni seviyorum
Ama anlarsan.
Anlamazsan geberiyorum.

ilyassalman@turksolu.org

http://www.turksolu.org/127/salman127.htm
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Güncel Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir