Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İngilizler AKP'yi Neden Seviyor

Burada Atatürkçü Medya'da yer alan önemli Güncel Haberler hakkında başlıklar bulabilirsiniz.

İngilizler AKP'yi Neden Seviyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Nis 2011, 20:51

İngilizler AKP'yi Neden Seviyor

Resim

Önce Abdullah Gül’ün İngiltere seyahatinden başlayalım. Yakın arkadaşı ve öğrencilik yıllarını Londra’da paylaşmış olan Yeni Şafak yazarı Fehmı Koru ne yazmıştı? Gül eğitimini tamamlamak için Londra’dan Exeter Üniversitesine ima edildiği gibi “casus olmak için” gitmemişti. Londra’daki arkadaş çevresinin genişliğinden dolayı eğitimi aksıyordu da, o nedenle gitmek zorunda kalmıştı. Kim bilir, belki o üniversite ile yakın ilişkileri olduğu söylenen Prof.Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sabahattin Zaim’in de yardımları olmuştur bu yatay geçişte.

Ancak talihsiz bir tesadüfle kendisini “Dünya lideri” ünvanına layık gören Chatham House direktörü Dr.DeAnne Julius CIA kökenli bir kimseymiş. Diyeceksiniz ki, nedir CIA’nin bizim bu yeni iktidar sahiplerine gösterdiği ilgi? Malum, anayasa referandumunun en hararetli destekleyicilerinden cemaat lideri Fethullah Gülen de ABD’deki yaşamını sürdürebilmek için Graham Fuller gibi üst düzey CIA yöneticilerinden referans almıştı. O Fuller ki Türkiye’deki “etnik ve mezhepsel ayrışmaları Kemalizmin sonunu getirdiği için olumlu buluyor,” demokrasinin en sonunda ete kemiğe büründüğünü iddia ediyor ve dolayısı ile feodalleşmeyi ilerleme olarak gösterme dehasını sergiliyordu. Her halde bu tür dedikodular Abdullah Gül’ü çok üzmüş olmalı ki-haklı olarak-merasimde yaptığı konuşmada sinema yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ı çağrıştıracak şekilde “Bu ödülü kendim için değil ülkemin başarıları için aldığıma inanıyorum,” demiş.

Ne var ki CIA’ye de hasızlık etmeyelim, çünkü Abdullah Gül’ü bu ünvan için öneren kişi bizim ünlü Sabancı ailesinin bir ferdi olan Suzan Sabancı Dinçer miş. Sayın Sabancı hem Akbank’ın yönetim kurulu başkanı hem de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu bünyesindeki Türk-İngiliz İş Konseyi başkanı. Daha da önemlisi, Chatham House’un 16 kişilik mütevelli heyetinin üyesi. (Böylece Koçların Council on Foreign Relations ve Bilderberg gibi ABD etkinliğideki üst düzey sermaye kuruluşlarına karşı İngiliz etkinliği de Sabancılarca dengelenmiş olduğunu anlamış bulunuyoruz.) Dolayısı ile Sabancı Dinçer kendi adayının kazanmasından son derece mutlu. Nasıl mutlu olmasın ki? Abdullah Gül’ün “Dünya lideriliği” için rakibinin minnacık Hırvatistan’ın cumhurbaşkanı Boris Tadiç olduğunu gözönüne alırsanız günümüzde dünya lideri sıkıntısının vehametini kolayca idrak edersiniz.

KRALİÇE NEDEN ÖPTÜ

AKP sempatizanları arasında bile sadece CIA’nin değil, İngiliz Kraliçesi’nin de Türkiye’ye karşı olan ilgisi dikkat çekiyor. Örneğin Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarlarından Yusuf Kaplan Kraliçe’nin Bursa’daki Ulu Camii’yi de içine alan son Türkiye ziyareti sırasında yazdığı bir yazıda “Bayram değil, seyran değil, Kraliçe bizi neden öptü?” diye yazacak oldu. Malum bizim dine meraklı erbabımız İngilizlerin İslam dünyasına karşı olan ilgisine çok dikkat eder. Kimi bunu” İngiliz İslamını” yaratma çabası olarak görür ve şüpheyle bakar-Yusuf Kaplan gibi, bir diğer kesimi de “Keşke bizi İngilizler yönetseydi, o zaman dini özgürlüklerimizi tam olarak yaşardık,” diyerek iç geçirir ve İran rejimine olan hayranlığını açıkça dile getirir, kendisi bir kadın olduğu ve İran’da kadınların taşlanarak ölüme mahkum edildiğini bildiği halde. Ancak Erdoğan’ın yakın arkadaşı Remzi Gür’ün İngilizlerin İslama olan merakını açıklarken söyledikleri en dikkat çekici. Merasim vesilesi ile Hürriyet’ten Vahap Munyar’a konuşan Sabancı’nın yardımcısı Gür “İslamofobiye ilk karşı çıkan İngilizler oldu. Arap ülkelerinden para çekebilmek için İslam bankalarına kapılarını açtı,” demiş. Bu arada Kraliçe’nin oğlunun da Konya’yı ziyaret ettiğini, ara sıra da olsa kendisinin Müslüman olduğu şeklinde rivayetler dolaştırıldığını, eski başbakan Blair’in Kuran-ı Kerim’i okuduğu şeklindeki haberin Yeni Şafak gazetesinin manşetinde verildiği ve hatta baldızının Müslüman olmaya karar verdiğini hatırlatalım. Ha, bu arada Gülen tarikatına ABD’den sonra en büyük desteğin İngiltere’de olduğunu ve tarikatla ilgili arka arkaya “akademik” konferanslar yapıldığının da altını çizelim.

9000 ŞİRKET VAR

Erdoğan’nın yeni İngiliz Başbakanı David Cameron’un ziyareti sırasında iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini vurgulama için söylediği şu söz Sayın Kaplan’ı tatmin eder mi acaba:

”Şu anda Türkiye’de faaliyet gösteren 9.000 İngiliz şirketi var.” Eğer tatmin etmezse bir başka referansa atıfta bulunalım o zaman. Geoffrey Robertson çok ünlü bir İngiliz hukukçusu. Kendileri ayni zamanda BM’e danışmanlık yapıyor. Bu zat Ermenilerin talebi üzerine “Ermeni Soykırımı” iddiası hakkında bir rapor yazıyor, hukuki mütala şeklinde. Robertson raporunda “Ermeni Soykırımı” iddiasının hukuki açıdan sonuca bağlanmadığını, sadece zamanın İngiliz hükümetinin politik nedenlerle davanın peşini bıraktığını iddia ediyor ve dolayısı ile hükümetin İngiliz Parlamentosu ve Ermeni halkına karşı hukuki sorumluluğunu yerine getirme mecburiyetinin hala gündemde olduğunu ifade ediyor. Rapor dışişleri bakanlığına gönderiliyor ve harekete geçmesi isteniyor.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın bu talebe verdiği cevap şöyle oluyor:

Türkiye ile çok önemli ticari ve stratejik ilişkilerimiz var, o nedenle talebinizi uygun bulmuyoruz....Malum son yıllarda Gül ve Erdoğan İngiltere ile arka arkaya iki stratejik anlaşma imzaladı. Ticaretimiz de 1990’larda 2 milyar dolardan 2007’de kriz öncesinde 14 milyar dolara çıkmış. Demek ki Erdoğan bir zamanlar boşuna “Avrupalı liderler arasında beni en iyi anlayan Tony Blair,” dememiş. Tony Blair de görevini bırakıp anılarını yazdığında bu iltifata karşılık verip Gül ve Erdoğan’ın çok kolay anlaştığı iki lider olduğunu yazmış. Hatta bu dostluk o kadar samimi boyutlar kazanmış ki, Tony Blair Erdoğan’a mektup yazıp İngiltere’den viski ithalatının önündeki engellerin kaldırılması için ricada bulunmuş. Demirbank’ın nasıl satıldığı da hatırlardadır. Bu olumlu koroya Suzan Sabancı da katılmış ve Gül’e verilen ödül vesilesiyle yaptığı açıklamada Türkiye’nin İngiltere ile ilişkilerinin ekonomiden siyasete her alanda altın çağını yaşadığını ilan etmiş. TUSİAD’a düşmancasına tavır sergileyen Erdoğan’nın buna karşılık Sabancı sermayesi ile çok yakın ve sevgi dolu ilişkiler yaşamasının anlamı bir kere daha bu vesile ile ortaya çıkmış.

YENİ İŞ BÖLÜMÜ

Tüm bunlar Batı içinde yeni bir iş bölümünü anımsatmıyor mu? Hatırlanacaktır 1979 yılındaki, o zamanki şekliyle G-7 zirvesi Guadeloupe adasında yapılmış ve 12 Eylül darbesi öncesi ortamındaki Türkiye’yi çekip çevirme görevi ekonomimizi “domuz ahırına” benzeten Alman başbakanı Helmuth Schmidth’e bırakılmıştı. Şimdi de Türkiye’yi Fransa ve Almanya’nın direnmesine karşı AB’ye girmesi için ABD ile birlikte en çok destekleyen ülke İngiltere. Öyle ki, yeni dünya lideri Abdullah Gül BBC televizyonun Hard Talk programında yaptığı söyleşide dünya lideri ve İngiltere’de olmanın verdiği güven ve de lidere yakışan diplomatik dil ile “Fransız ve Alman liderlerinin Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmakla vizyon sahibi olmadıklarını gösterdiklerini” açıkça söyleyebilmiştir.

Alman başbakanı Merkel geçenlerde “Çok kültürlülük politikamız iflas etti,” derken bir yandan da Türkiye’den, Türklerden umudunu yitirdiğini ima ediyor olsa gerekti. 1970’lerde Alman işçi hareketinin en önünde yürüyen Türk göçmenlerini dini ve etnik temelde bölerek ayrıştıran Almanya hiç beklemediği bir gettolaşma problemi ile karşı karşıya kalınca politikasının iflasını ilan ediverdi. Nitekim bu konularda pür dikkat olan Fehmi Koru Alman mahkemeleri Deniz Feneri derneğinin sahtekarlık yaptığı gerekçesiyle davalar açmaya başlayınca “Almanlar bunu hep yapıyor,” diyerek girişimin AKP’ye karşı olduğunu ima etmek istemişti. İngilizler ise tam aksine dinsel ve etnik temelde çok kültürlülüğe tam destek veriyorlar ama sadece Türkler için.( Irak ve Afgan işgalleri nedeniyle radikalleşen Pakistanlı ve Bangladeşli gençleri ise tam aksine asimilasyona teşvik ediyorlar, Tony Blair’in Dinlerarası Diyalog girişimleri ile yumuşatmaya çalışıyorlar.) Türbanı bireysel özgürlük olarak değerlendirirken öbür taraftan bireyleri vatandaşlıklarına göre değil de etnik temelde muhatap alıyorlar. Mesela İngiltere’deki Türkiyeli göçmenleri nüfus sayımında Türk, Kürt diye ayırırken kendi insanlarını vatandaşlık adı olan British olarak tanımlıyorlar. İngiltere’nin bu politikası sonucunda Almanya’da ortaya çıkan İslami ve Kürt ayrımcılığı hareketlerinin merkezi de bu ülkeye taşınmış bulunuyor.

YATIRIM ÇAĞRISI

Gül’ün Londra ziyaretinin ortaya çıkardığı bir diğer ilginç gelişme de “Türkiye-İngiltere ilişkilerinin altın çağını yaşadığını” söyleyen Suzan Hanım’ın İngiliz sermayesine Türkiye’de yatırım yapması için yaptığı hararetli çağrı oldu. Genellikle sermayedarlar diğer ülkelere yatırım yapma fırsatlarını değerlendirmek için giderler halbuki. Muhakkak ki ki Türk Telekom’u, Telsim’i(Vodafon), Demirbank’ı(HSBC), Kipa’yı(TESCO), TEKEL’i(BAT), MİGROS’u, TANSAŞ’ı, KENT Şekerleme’yi(Cadbury) alan İngilizler bu çağrıya sevineceklerdir. Ayrıca dünyaca ünlü BP, SHELL gibi maden ve petrol şirketleri, UNILEVER gibi gıda ve kozmetik şirketleri de mevcut Türkiye pazarında var güçleriyle. Bu arada Remzi Gür’ün rakamlarına göre İngiltere’de kebaçılık ve restorancılık yapan 6 bin Türk işletmesi varmış ve Türk müteşebbislerinin sayısı 11 bini buluyormuş. Yani bir başka deyişle madem ki bu ülkedeki Türk nüfusu 500 bin, öyleyse her 50 Türkten biri müteşebbis olmuş!

O zaman Sayın Gür’e sormak lazım:

Acaba Türkler Almanya’da olduğu gibi dil öğrenmedikleri ve eğitim almadıkları için şirketlerde çalışamayıp ancak dönerci, manav, bakkal olarak mı çalışabiliyor ve müteşebbis olmak zorunda kalıyor?

KARAR BOZULDU

Remzi Gür bir başka Türk girişimciliğini atlamış yalnız. Resmi rakamlara göre İngiltere’de satılan eroinin %80’i Türkiye’den geliyormuş. Londra sokaklarında Türk gangasterlerinin silahlı çatışmaları bilinen gerçekler. Bunların sonucunda esrar ticaretinin %90’ını yönettiği iddiası ile Abdullah Baybaşin adlı şahsa 2006 yılında 10 yıl hapis cezası veriliyor. Baybaşin’i ayni mahkeme Türklere ait işyerlerinden haraç almak amacıyla santaj yapmak ve adaletin tecellisini engelleme suçlarından dolayı ayrıca 12 yıla mahkum ediyor. Mahkeme sırasında Baybaşin’in İngiliz gizli servisi MI5 için çalıştığı şeklinde iddialar ortaya atılıyor. Mahkümun avukatları geçen yıl esrar ticareti ile ilgili karar için İngiliz yargıtayına başvuruyor ve geçtiğimiz Ekim ayında, yani Abdullah Gül’ün ziyaretinin hemen öncesinde, yüksek mahkeme adaşı Abdullah Baybaşin’in mahkumiyet kararını “delil yetersizliğinden” bozuyor. Böylece ilişkilerde yaşanan altın çağa bir katkı da bu şekilde adaletin tecellisi ile yapılmış oluyor. Ancak kendisinin İngiltere’de bulunmasının kamu zararına olduğuna karar veren mahkeme diğer cezasından daha 8 yıllık mahkumiyeti olmasına rağmen sınır dışı edilmesine, yani serbest bırakılmasına, karar veriyor. Bir televizyon kanalında Baybaşin’i yakından tanıdığı iddia edilen ünlü AKP’li milletvekili kimbilir ne kadar sevinmiştir.

Enis Üser
Odatv.com
26.12.2010 15:43


http://www.odatv.com/n.php?n=ingilizler ... 2612101200
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Güncel Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir