Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dokuz Oğuz Beyliği

Burada Göktürk İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Dokuz Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 17:52

Dokuz Oğuz Beyliği

Oğuzlar'ın Tula boylarına kesin olarak ne zaman ve hangi nedenlerle geldikleri bilinmiyor. Bir malumata göre, Kutluk Hakan II. Göktürk Devleti'ni kurduğu sırada Oğuzlar bu bölgede bulunuyorlardı. Bu göçün, F. Sümer'e göre, 630 yılında 1. Göktürk Devleti'nin yıkılışından sonra gerçekleşme olasılığı çok yüksektir. Oğuz göçlerinin tesadüfi olmadığını, aynı tarihte Kemçik'e akan Çırgak çayı boylarında oturan Ediz boylarının güney-batıya inerek Oğuzların yakınından bir yerde yurt tuttukları kanıtlamaktadır. Anlaşılan bir etki bunları buralara kadar kovalamıştı.

Oğuzlar Tula ırmağı boylarına yerleştikleri zaman onlara bazı katılmalar olmuş ve sayılan altıdan dokuza çıkmıştır. Dokuz Oğuzlar olarak karşımıza çıkan Tula boyu Oğuzlar'ının başında bu dönemde bir hakan bulunmaktaydı. Eski Türk Yazıtlarında bu hakandan Baz Kağan olarak söz edilmektedir. Muhtemelen, Tula boylarına geldikten sonra burada kendilerine özgü bir idare tesis eden Oğuzlar başlarında bulunan bir kağan emrinde Dokuz Oğuz Beyliğini kurmuşlardı. Bazı araştırmacılar Oğuzlar'ın Tola-Selenga ırmakları bölgesini ele geçirerek Dokuz Oğuz Kağanlığını kurduklarından söz etmektedir. Ancak, bu pek mantıklı gözükmemektedir. Muhtemelen, bu görüşün ortaya çıkma nedeni Oğuz liderinin 'kağan' unvanı taşımasıdır. Kanaatimizce, Oğuz beyi Baz Kağan'ın adındaki 'kağan' ünvanı Çinliler tarafından verilmiş olmalıdır ve buradaki amaç Göktürkler arasında bir karışıklık çıkartmaktır. Nitekim, Kutlık Kağan Oğuzlar'ı sıkıştırmaya başladığı sırada, Oğuzlar'ın Kunı ve Tonra boylarından birer elçi Çin'e ve Kitaylar'a sefaret etmiştir. Adı geçen kavimlerin Dokuz Oğuzları oluşturan iki önemli boy oldukları anlaşılmaktadır. Dokuz Oğuz Beyliğinin bağımsızlık dönemleri Kutluk Kağan'ın onlar üzerinde Göktürk hakimiyetini tesis etmesine kadar sürmüştü. Oğuzlar'ın ittifak aramak amacıyla bir haberciden Çin ve Kitay'a elçiler gönderdiklerinin duyan Kutluk Kağan vezir Tonyukuk'a "gönlünce ordu sevk et" talimatını vermiş, taraflar arasında meydana gelen İnekler Gölü' savaşında Oğuzlar ağır bir darbe almıştı. Bu olaylar 682 yıllarında olmalıdır. Yapılan savaşta Baz Kağan'ın sağ kurtulduğu ve Göktürkler'e tabi olmayı kabul ettiği bilinmektedir292. Yenilginin ardından Oğuzlar direkt merkezi idareye bağlanmışlar. Yazıtlarda hakanın kendi ulusuna Türk ve Oğuz beyleri' diye hitap etmesi, Oğuzlar'ın Göktürkler arasında Türkler'den sonra ikinci büyük ve önemli unsur olduklarını göstermektedir.

Ancak 682 ile 691 yıllan arasındaki on senelik kısa dönemde Dokuz Oğuzlar ile Göktürkler arasında yedi savaşın olması dikkat çekicidir. Anlaşılan, Oğuzlar sık sık Göktürk idaresine karşı baş kaldırıp, savaşmışlardı. Bunun nedeni Dokuz Oğuzlar'ın kendilerinden değil, hakan tarafından atanan bir idareci tarafından yönetilmesinden duyulan memnuniyetsizlik olmalıdır. Ancak, bu olaylardan sonra Dokuz Oğuzlarla Göktürkler arasında ki 715 yılına kadar sakin geçmişti. Muhtemelen, Oğuzlar beylik statülerini geri kazanmışlardı. Kapagan Kağan döneminin sonlarında ağır Göktürk idaresinden bunalmış Türk boyları sırasıyla isyan etmeye başladılar. Bunlar arasında Oğuz ve Ediz boylarının da adlan geçmektedir. 715-716 yılları arasında taraflar arasında peş peşe çok sayıda çatışmalar gerçekleşmişti. İlk çatışma Toğu Balık'ta cereyan etti. Tula nehri kıyılarından küçük bir şehir olan Toğu Balık çevresinde vuku bulan bu savaştan bir netice husule gelmemişti. Taraflar pozisyonlarını koruduklarından çözüme gitmek için Andırgu'da bir kez daha karşılaştılar. Ancak yine bir sonuç ortaya çıkmayınca Çüş Başı denilen bir yerde bu zamana kadar yapılanlar arasında en ciddi çarpışma gerçekleşti. Kıran kırana geçen bir muharebenin sonucunda Oğuzların ciddi kayıplar verdiği anlaşılmaktadır. Savaş sonucunda Göktürk birlikleri Oğuz Tonra boyundan Alpagut ve on akrabasını esir olarak ele geçirmişti. Şubat-Mart 715 yılında yapılan (muhtemelen Mart ayının ortasında gerçekleşmiştir) ulusal Yug/Yuğ törenlerinde esirler idam edilmişlerdi. Ancak bu savaş Göktürkler'e öne geçme şansı tanımışsa da henüz Oğuzlar pes etmemişlerdi. Bunun üzerine taraflar bir kez daha Ezgenti Kadaz mevkinde karşı karşıya geldiler. Ancak, sonuç namına ortada yine bir olay yoktu. İşi inada bindiren Göktürkler hasımlarını yenmeyi kafalarına iyice yerleştirmişlerdi. 715 yılı sonunda Oğuz birliklerine yaklaşmaya çalışan Göktürkler, kışı Amgı sığınaklarında geçirdiler. 716 yılı başlarında buradayken muhtemelen kışın aşırı soğuk geçmesinden dolayı hayvanları ölmeye başladı. 'Yut' veya hayvan ölümü adı verilen bu olay korkulacak düzeyde olmadığından Göktürkleri pek etkilemişe benzememektedir. Bahar mevsiminde Kül Tigin tekrar Oğuzlar'a karşı sefere geçti. Ancak, Oğuzlar da tetikteydiler. Ordunun harekete geçtiğini gören Oğuzlar, muhtemelen farklı bir taktik geliştirip aniden Kül Tigin'in bulunduğu karargaha saldırdılar. Kül Tigin bu saldırı karşısında inanılmaz bir cesaret sergilemişti. Sonuçta Oğuzlar bazı kayıplar verdirerek geri çekildiler. Sinirleri iyice gerilen Göktürkler, Oğuz yurtlarına saldırarak bazı obaları yağmaladılar. Bunun üzerine Oğuzlar eskiden beri beraber oldukları Dung-hu/Tunguz boylarından Tokuz Tatarlarla ittifak oluşturup Göktürk yağmalarının önüne geçmeye çalıştılar. Ağu yakınlarına Oğuz-Tatar birlikleriyle Göktürkler arasında ardarda iki savaş gerçekleşti. Ancak her iki savaşta Göktürkler lehinde sonuçlandı. Bu yine Oğuzlar'ın tabi olduğu anlamına gelmiyordu. Nitekim, kaybedenler meydanı bırakarak kaçmak zorunda kalmışlardı. Bu olayların ardından Oğuzlar'ın Çin'e sığındıkları bilinmektedir. 717 yılında gerçekleşen bu olay üzerine Göktürkler Oğuzlar'ın bu ihanetine sinirlenip onlara karşı sefere çıkarak, çocuk ve kadınlarını esir olarak ele geçirmişlerdi. Muhtemelen bu olay üzerine Oğuzlar tekrar hakimiyet altına alınmıştır. Nitekim, 726 yılında dikilen veya bu tarihte dikildiği tahmin edilen Tonyukuk Kitabesinde Türk hakanın 'Türk ve Oğuz boylarını iyi yönettiği'nin yazılması bunu teyit etmektedir.

Yazıtlarda ve Oğuzlar'la ilgili anlatılan olaylarda Tonra boyunun öne çıkması düşündürücüdür. Anlaşılan bu dönemde Dokuz Oğuz boylan arasında hakimiyet onların elinde bulunuyordu. Tonra boyundan sonra en etkin kabile Kum olmuştur. Bu bir anlamda Dokuz Oğuz Beyliğinde 'Yabgu-Subaşı' sisteminin olduğunun habercisidir. Bilindiği gibi, Oğuz Yabgu Devleti'nde böyle bir sistem mevcuttu. Buna göre, 'yabgu' hakim boydan, subaşı ise ikinci dereceden bir boydan seçiliyordu. Dokuz Oğuz Beyliğinde Tohra-Ka-nı boyunun siyasal konumlan böyle olsa gerek.

Oğuzlar, Göktürk Devleti'nin sonuna kadar tabi pozisyonlarını korumuşlardı. Ancak bu bağlılığın Göktürk Devleti'nin sonlarına yakın sarsıldığı ve aradaki iplerin koptuğu bilinmektedir. Göktürkler'e aşırı sadık kalan bazı Oğuz grupları ise onlarla birlikte devletin çöküşü üzerine Çin'e gitmişlerdi.

742 yılında üç büyük Türk boyu: Uygurlar, Basmıllar ve Karluklar anlaşarak II. Göktürk Devleti'ne son verdiler. Hakimiyet, Basmılların eline geçti. Ancak 744 yılında bu defa Uygurlarla Karluklar bir araya gelip Basmıl hakimiyetine son verince tahtın yeni varisleri Uygurlar oldular. Her iki savaşta da hakimiyet dışına itilen Karluklar bu defa Basmıllar'ı yanlarına alıp Uygurları bertaraf etmek istediyseler de başarılı olamayınca yurtlarını terk edip On-ok sahasını işgal ettiler. Uygurlar'ın bir diğer başarısı bu savaşlarda Dokuz Oğuzlar! kendi saflarına çekmeleridir.

Şine Usu yazıtında Uygur Devleti'nin kurucusu Moyunçur şöyle demektedir:

"Su... orada kalmış [olan] halk On Uygur, Dokuz Oğuz üzerine yüz yıl [hakim] olup".

Bir başka yerde ise, "Dokuz Oğuz kavmimin hepsini topladım" denilmektedir. Bu durum, devletin kuruluşu aşamasında Dokuz Oğuzlarla Uygurlar'ın birlikte hareket ettiğini göstermektedir. Araştırmacılara göre, bu durum Göktürkler döneminde olduğu gibi, Uygurlar döneminde de Oğuzlar'ın ikinci asli unsur olduklarını göstermektedir. Ancak, Uygur-Oğuz birliği fazla sürmedi.

Şine Usu yazıtlarında Moyunçur'un onlarla savaştığı anlatılmaktadır:

"Tuttum... bir... orada ormanlığa yetiştim. Gece ışık batarken harbettim. Orada mızrakladım. Gündüz [dağılmışlar], gece derlenmişlerdi. Ormanlıkta Sekiz Oğuz, Dokuz Tatarlar kalmadı. İkinci gününde gün doğarken harpettim". Burada ilginç olan Oğuzlar'ın dokuz değil sekiz boy halinde zikredilmesidir. Nitekim, Moyunçur Oğuzlarla yaptığı ikinci savaşında da onlardan Sekiz Oğuz olarak söz etmektedir. Bu olaylarda Oğuzlar'ın bir boy haricinde Uygurlar'a karşı ayaklandıkları görülmektedir. Bir diğer açıklama ise, ilk iki savaşta Oğuzlar'ın sekiz boy olarak zikredilmeleri, bir boyun daha önce Çin'e gitmesinden ileri gelmektedir. Üçüncü savaş arifesinde bunlar geri dönerek tekrar Oğuzlar arasına katılmışlardı. Nitekim, bir sonraki olaylarda Oğuzlardan yine Dokuz Oğuz olarak söz edilecektir. Oğuzlar'ın Uygurlar'a karşı savaşlarda yanlarına çeşitli boyları da aldıkları bilinmektedir. Başından beri sanki kader birliği yapmışcasına Oğuzlar'la Dokuz Tatarlar'ı ittifak halinde görmekteyiz. Yine bu savaşlarda Kırgızlar ve Çinliler de Oğuzlar'ın yanında yer alarak Uygurlar'a karşı çetin savaşlar vermişlerdir. Ancak bu savaşların hepsi Uygurlar lehinde sonuçlanmıştı.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dokuz Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 17:54

Oğuzlar'ın Türkmen Eli'ne Göçleri

Oğuzlar'ın Uygurlar'a yenildikleri tarihten Sırderya boylarına göçlerine kadar olan dönemler çok karanlıktır. Bu hususta ileri sürülen açıklamalar, maalesef bilgi yetersizliğinden dolayı faraziyeden öteye gitmemektedir. F. Sümer'in iddiasına göre, Sırderya Oğuzları ile Dokuz Oğuzlar arasında bazı farklılıkların olması mümkündür. Bunlar ya aynı kavmin iki kısma ayrılarak biri batıya göç edip Sır-derya Oğuzlar'ın, diğeri ise eski yurtlarında kalarak Oğuzlar'ı oluşturmuşlardı. Veya her iki kavim arasında isim benzerliğinden başka hiçbir özellik bulunmuyordu. Son açıklamanın kabul edilmesi imkansızdır. İlkinin ise biraz daha sağlıklı hale getirilerek ortaya konulması durumun açıklanmasına yardımcı olabilir kanısındayız.

Uygur yazıtlarında Oğuzların en son ismi 751 yılında gerçekleşen üçüncü Uygur-Dokuz Oğuz savaşı dolayısıyla geçmektedir. Bundan sonra Uygurlar'la Oğuzlar arasında bir etkileşimden söz edilmez.

Resim
6-8. Yüzyıl

Bu durumu açıklayacak tek görüş, bu tarihten itibaren batıya doğru bir Oğuz göçünün meydana geldiğidir. Nitekim, Arap kaynaklarında yer alan bazı küçük açıklamalar bu görüşü desteklemektedir. İbnü'l-Esir'e göre, Halife Mehdi zamanında (775-785) Türk ülkesinin uzak bölgelerinden Maveraünnehr'e Oğuz boylan geldiler.

İbnü'l-Esir, bu göçü tarif ederken özellikle onlann nereden geldiklerine dikkat etmiştir. Müellif açık ve net bir biçimde Oğuzlar, "Tokuz-Guzlar'ın yurdundan ayrılarak" Maveraünnehr'e geldiler demektedir. Hemen ardından Narşahi, bölgeye gelen Oğuzlar'ın Mukanna isyanına karıştıklarını haber verir306. Bir sonraki dönemde ise Oğuzlar'ın bölgeyi iyice tehdit ettiklerinden dolayı Tahiri emiri Abdullah'ın (828-848) onlara karşı sefer düzenlendiğinden söz edilmektedir. Arap kaynaklarının Oğuzlar'ın kademeli olarak İslam sınırlarında gözükmesine dair aktardıkları üç açıklama bir yanlış anlaşılma olarak görülemez. Gerek, İbnü'l-Esir'in aktardığı bilgisine kaynaklık eden Anonim Horasan müellifi, İbnü'l-Esir'in kendisi, Narşahi ve Belazuri, gerekse de Uygur yazıtlarında 751 yılından sonra Oğuzlar'ın gözükmemesi bize bazı ip uçlan vermektedir. Bu iki olay arasında bağlantı ancak bir şartla sağlanılabilir: Oğuzlar'ın Uygur yenilgisinden sonra batıya göç ettikleriyle. Ancak, batıya gelen ve daha sonra 24 boy halinde organize olan Oğuz boylan arasında Dokuz Oğuzlar arasında etkin bir rol oynayan Tonra ve Kum boylarının adlan geçmemektedir. Bu duruma da bir açıklık getirmek için F. Sümer'in ilk görüşü yabana atılmamalıdır. Böylece, aktarılan bilgilerden ortaya çıkacak netice şudur: 751 yılında Dokuz Oğuz Beyliği başında bulunan Tonra ve Kum boylan Uygurlar'a karşı yapılan üç büyük savaşta büyük kayıplar vererek yıpranmışlardı. Bu durum, Dokuz Oğuz Beyliğinin çökmesine neden oldu. Onlara tabi olan diğer Oğuz boyları kitleler halinde batıya akın etmeye başladılar. Geriye ise bazı küçük Oğuz grupları ile Tonra ve Kum boyu kalmıştı. Bunlar yapılan göçlerden sonra zayıflayarak Uygurlar'a karşı ciddi bir sorun oluşturacak pozisyonlarını kaybettiler. Dolayısyla, Uygurlar'ın hakimiyetini büsbütün benimseyerek tabi konumuna düştüler. Bunlar daha sonra Uygurlar'a karışarak erimişler ve 840 Kırgız-Karluk saldırısından sonra da Uygurlar arasında Beş Balık ve çeşitli istikametlerde dağılmışlardı. 751 yılı yenilgisinin hemen ardından ise önemli bir Oğuz kitlesi batıya doğru harekete geçti. Onların batıya doğru hareket etmelerinin nedeni daha önce birkaç kez gittikleri Çin'den pek memnun kalmadıkları gösterilebilir. Muhtemelen 760 yılında, yani Karluklar daha Türgiş Dev-leti'ni ele geçirmeden önce Oğuzlar bir zamanlar Tölesler tarafından kurulan Türkmen Eli'ne, Talaş, Isficab, ve Sırderya boylarına dağılmışlardı. Onlara bölgedeki bazı On-ok gruplarının da karıştığı muhtemel gözükmektedir. Neticede, Türkmen Eli'ni ele geçirip, buradaki boyları kendi saflanna katan Oğuzlar, Halife Mehdi zamanında Maveraünnehr'e inmişlerdi. Ancak Maveraünnehr'e sadece belli başlı Oğuz gruplarının inmesi söz konusudur.

Oğuzlar'ın bu şekilde iki kısma ayrılarak göç etmesi hadisesi gayet mantıklıdır. Nitekim, gerek Zahireddin Nişaburi, gerekse de diğer Oğuz-name rivayetlerinde yer alan bir bilgi bu görüşü doğrulamaktadır. Her iki görüşün doğruluğunu tartışan S. Agacanov'a göre, Selçuklu göçlerindeki en temel etken Oğuz boyları arasında çekilen yaylak ve kışlak sıkıntısıydı. Bu duruma bazı siyasal etkenler de eklenince Selçuk Bey yanma aldığı büyük sayıda hayvan sürüsü ve insan gücüyle Oğuz yabgusundan ayrılıp yurdunu terk etmiş ve Cent'e gelmişti. Ayrıca, Tercüme-i mesalik el-memalik eserinin müellifi açık biçimde, göçebelere otlak ve yaylakların dar gelmesi üzerine Selçuk liderliğinde Türkistan'dan ayrılarak Semerkand, Buhara ve Nur yakınlarına göç ettiler tarzında ifadelere yer vermişti.

Aynı olayın daha önce 751 yılında Uygurlar'ın Dokuz Oğuzlar'ı yenilgiye uğratması sonucunda Dokuz Oğuz Beyliği içinde meydana gelme olasılığı çok yüksektir. Burada da yurtta kalan yönetici boy olmuş, bölgeyi terk edenler ise tabi boylar olmuşlardı. Tıpkı, Oğuz yabgusunun Türkistan'da kalıp, Selçuk'un Cent'e gelmesi gibi.

760 yılında göç eden Oğuz boylarının Türkmen Eli'ne geldikleri kesin gibidir. Göçebeler Talaş ovasına, lsficab açıklarına, Sırderya boylarına yayıldılar. Bazıları da ganimet amacıyla Maveraünnehr'e sokulmuşlardı. Oğuzlar'ın Türkmen Eli'ne gelmesi görüşünü, İslam kaynaklarında Oğuz yabgusu ve Selçuklular'ın ilk vatanı olarak 'Türkistan' tabirinin ortaya çıkışıyla kanıtlayabiliriz. Nişaburi, Selçuklu boylarının ilk vatanının Türkistan olduğunu belirtmektedir. Aynı bilgiler, sonraki dönem İslam müelliflerinde de geçmektedir.

Ayrıca, Türkmen rivayetlerinde şu hususa dikkat çekilmektedir:

"Türkmenler ana yurtlarının şimdiki Türkistan şehri olduğunu söylerler. Semerkand ve Buhara Türkmenleri kendilerini, Amu-Derya'ya göç eden halkın ana kitlesinden arta kalanlar olarak kabul ederler. Onların anlattıklarına göre, Türkmen halkının ataları, Türkistan'dan hareketle Buhara'nın Nur beldesine ve buradan da Hazar civarı bozkırlarına girmişlerdir". Ayrıca, Türkistan coğrafi tabiri Oğuzlarla ve daha ziyade Selçuklularla birlikte ortaya çıkmaktadır. Türkistan'ın Türkmen Eli'nde bir şehir olduğuna inanmalıyız. Bu durum, 751 yılı göçünden sonra Oğuz kitlelerinin yoğunlukta olarak Türkmen Eli'ne geldiklerini göstermektedir. Ancak bu bölgenin bazı kısmları daha sonra onların elinden Karluklular ve Karluklular'dan da Samaniler tarafından alınmıştır. Samaniler'in eline geçen Türkmen Eli'nin bazı kısımları ve çevresinde oturmaya devam eden eski Töles boyları, Oğuzlar ve Karluklar'ın İslam'ı kabul etmeleri üzerine İslamlaşmış 'Türkmen' etnik adı ortaya çıkacaktır. Arap müellifleri de Türkmen ulusununa bu bölgede rastlamışlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dokuz Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 17:55

Oğuz göçlerinin gelip yerleştiği bu saha pek de korunaklı sayılmazdı. Bölge gün geçtikçe artan Karluk etkisini sırtında hissetmekteydi. Öte yandan Sırderya boylarının belli kısımlan daha önce bölgeye gelen Peçenekler tarafından tutulmuştu. Kuzeyde, yani Kazak bozkırlarında Kimekler dolaşmaktaydılar. Aral'ın yukarısına doğru, Hazar taraflarında Hazarlar bulunmakta, Mangışlak ve Balhan çevresi Araplar'ın Sul adını verdiği Eski Töles boylarınca kapatılmıştı. Bunlar arasında Oğuzlar'ın en fazla rahatsızlık duydukları Karluklar'dı. Zira onlarla daha önce de tanışıyorlardı. Ayrıca, Karluklular'ın Oğuzlar'dan alınacak bir intikam borçları da vardı, çünkü Göktürk tahtını Uygurlar'a onların desteği ile kaptırmışlardı. Bu durum karşısında Oğuzlar bulunabilcek en zayıf düşmanı seçtiler: Peçenekler. Böylece yüz yıl sürecek Oğuz-Peçenek savaşları sonucunda adım adım onların topraklarını ele geçirecek olan Oğuzlar, nihayet Sırderya boylarını kendilerine vatan yapacaklardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dokuz Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 17:56

Oğuzlar ve Türkmenler

Göktürk İmparatorluğunun çöküşü üzerine başta Töles boylan olmakla bu siyasal birliği oluşturan kavimler kendi bağımsızlıklarına kavuştular. Bunlardan üçü Basmıllar, Uygurlar ve Karluklar Göktürk tahtı uğrunda kıyasıya savaşa tutulunca, geri kalanlar henüz ortaya yeni bir siyasal gücün çıkmadığını fırsat bilerek kendi bağımsızlıklarını korumak için bir takım önleyici tedbirler almaya başladılar. Ancak, Karluklar'ın Uygurlar'a yenilip hakimiyeti onlara kaptırınca On-ok boylarının yurtlarına doğru inişi, bölgedeki siyasal dengeleri altüst etti. Karluk etkisi sonucu bazı On-ok kavimleri yurtlarını terk ettiler. Bu sırada Sırderya'nın kuzeyi boyunca Aral Gölü'ne kadar geniş saha Oğuz boylarının tekelindeydi. Ancak, Oğuzlar'ın bu geniş coğrafyayı bir başlarına paylaştıkları söylenemez. Zira, arazi çeşitli Türk boylarının üzerinde şiddetle yaşam mücadelesi sergiledikleri bir alanı andırıyordu. Karluklar, Oğuzlar, Peçenekler, biraz daha yukarıda Kimekler gibi güçlü Türk boyları dışında Araplar'ın ve Abbasi İmparatorluğundan ayrılan Tahiriler'in de gözü kulağı buradaydı. Çetin mücadeleler sonucunda coğrafyayı ancak Oğuzlar kendi ellerinde tutma başarısını göstereceklerdir.

İkinci Göktürk İmparatorluğunun çöküşü üzerine Ötüken'deki hakimiyeti ellerine geçiren Basmıllar ancak iki yıllığına mevkilerini korumayı başardılar. Ardından Uygur-Karluk ittifakı sonucu ortadan kalkıp, Beşbalık çevresine göç ettiler. Bunun üzerine Ötüken tahtı Türk boylarından Uygurlar'ın eline geçti. Uygurlar, Basmıl-Karluklu birliklerini hezimete uğrattıktan sonra 744 yılında hakimiyetlerini resmen tescil ettirmiş oldular. Bu savaştan yenik çıkan Karluklar'ın bir kısmı Uygur, bir grubu da Çin hakimiyetine geçmesine rağmen ana kitle Balgaş, Urungu ve Zaysan'ın aşağı bölgesine inerek On-ok sahasına geldiler. 766 yılında Türgiş Devleti'nin başkenti Talas'ı ele geçirip bu devlete fiilen son verdikten sonra kendi devletlerini kurdular.

Bu sırada, Oğuz ana kitleleri Yedi Su çevresinde oturmaktaydılar. 'Yada Taşı' hakkında anlatılan rivayetlerden anlaşıldığına göre, Oğuzlar ile Karluklar arasından ciddi savaşlar cereyan etmiştir. Oğuz-Karluk savaşlarının aralıklarla X. yüzyılın başlarına kadar sürdüğü ve savaşlarda baskın tarafın Karluklar olduğu anlaşılmaktadır. Kononov'a göre, Oğuzlar'ın ataları bu sırada Isık-Göl çevresinde yurt tutmuşlardır. Karluk-Oğuz savaşları sonucunda bazı Oğuz gruplarının yurtlarından çıkarıldıktan söylenilebilir. Nitekim, Gardi-zi ve Mücmelü't-Tevarih'e göre, bazı Oğuz grupları kuzeye doğru hareket etmişlerdir.

Bir diğer açıklamaya göre, Abbasi halifelerinden el-Mehdi zamanında (775-785) bazı Oğuz grupları Maveraünnehr'e geldiler. İslam'ı benimseyen bu göçebeler daha sonra hilafete karşı ayaklanan el-Mukanna'nın yanında yer almışlardır. O. Pritsak, Maveraünnehr'e gelen bu Oğuzlar'ın Müslüman olduklarının inandırıcı olmadığını, Oğuzlar'ın İslam'ı ancak iki yüz yıl kadar sonra benimsediklerini vurgulayarak, adı geçen göçün doğru olduğunu belirtmiştir.

Ancak, gerek O. Pritsak, gerekse de Agacanov İbn Funduk'a atıfla gösterilen bu bilgiyi pek ciddiye almamışlardır. Oysa, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu olay Oğuzlar'ın Türkmen Eli'ne ilk gelişlerini canlandnmaktadır. Maveraünnehr'e inen bu Oğuz gruplarının siyasal anlamda ciddi bir güç teşkil etmedikleri, Samaniler'in bu bölgeyi ele geçirmesinden sonra da İslam'ı kabul ederek Müslümanlaştıkları ve bölgede bulunan Karluklar'la birlikte 'Türkmen' adıyla anıldıkları kuvvetle ihtimal olunmaktadır. Bu göçlerin bazı nedenleri olmalıydı. Muhtemelen, Oğuzlar Karluklular'ın baskısı sonucu kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu göç sırasında Oğuz boylarının üç kısma ayrıldıkları söylenilebilir. Birinciler, Aral Gölü çevresiyle Seyhun kıyılarına göç ederken; ikinciler, Guz b. Mansak liderliğinde Bulgar sınırına hareket etmişlerdir. Muhtemelen, daha sonra Doğu Avrupa'da ortaya çıkacak olan Uzlar bunlar olsa gerek. Üçüncü küçük bir grup ise Maveraünnehr'e inmiştir.

Bu göçler arasında Oğuzların en önemli kitlesinin Seyhun nehri kıyısıyla, Aral Gölü çevresine geldiği anlaşılmaktadır. Bu saha ve güneyindeki geniş toprakların Arap Abbasi devletinin nüfuzu altında olduğu bilinmektedir. Nitekim, X. yüzyıl başlarında Oğuzlar ile Horasan'daki yan bağımsız Tahiriler hanedanlığı arasında bazı çatışmalar gerçekleşmiştir. Arap müellifi Belazuri'ye göre, Tahiri hakimlerinden Abdullah b. Tahir (828-844) oğlu Tahir b. Abdullah'ı Oğuzlar üzerine bir sefer düzenlemesini emretmiştir. Anlaşılan, Oğuzlar, Aral ve Seyhun'un güneyindeki İslam ülkelerine saldırılarda bulunmuş, bunun üzerine Tahiri hakimleri de önleyici tedbirlerde bulunmuşlardır. Harekete geçen Tahir b. Abdullah komutasındaki Tahiri orduları, Türkmenistan'ın batısına sızan Oğuzları mağlup ederek onların daha yukarılara çekilmesini sağlamışlardır.

Oğuzları bir anda Orta Asya'nın siyaset sahnesine iten bu olayları üzerinde tarihçiler çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. V. V. Barthold ve O. Pritsak tarafından savunulan görüşe göre, 766 yılında Karluklar'ın Suyab'ı ele geçirip On-ok boyları üzerindeki denetimi ellerine almalarıyla Sırderya ve Aral çevresine kayan Oğuzlar burada kendi devletlerini tesis etmişlerdir. Bu görüşe karşı çıkanların başında ise S. G. Agacanov gelmektedir. Ona göre, "Oğuz Devlet'ine ilişkin ilk kayıtlara, ancak IX. yüzyılın sonu ile X. yüzyıl başlarına ait Arapça kaynaklarda rastlamak mümkündür. Sırderya Yabgu Devleti'nin nihai şekillenişi, büyük bir ihtimalle tam bu tarihte gerçekleşmiştir".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Gök-Türk İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir