Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Göktürkler'de Tanrısal İnanç ve Din (Gök Dini)

Burada Göktürk İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Göktürkler'de Tanrısal İnanç ve Din (Gök Dini)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 22:37

GÖKTÜRKLER'DE TANRISAL İNANÇ VE DİN (GÖK DİNİ)

GÖKTÜRKLER'in Tanrısal inançlarının oluşturduğu Gök Dini konusunda ayrıntılı açıklamalara girmeden önce, üzerinde değişik ırkların yaşadığı bütün bir Orta Asya toplumlarının dinsel inançlarını Şaman Dini (Şamanizm) adıyla tanımlayarak tek bir inançta birleştiren "Batılı Türkologların, hiçbir gerçeğe dayanmayan yakıştırmaları üstünde durmak gerekir.

Gerçekte, Şamanlık ya da Şamanizm diye ne bir inanç ve ne de bir din var olmadığı halde, değişik ırk, soy, dil, tarih ve kültürden gelenlerin birbirleriyle ilinti-siz inançları, Şaman Dini olarak nitelenmiştir.
Oysa, "Şaman" deyimi, Tatarların soy ve kökleri olan Tunguzlar'ın inançlarıyla ilgili törenlerini yöneten kişilere verdikleri bir unvandan başka bir şey değildi.
Nasıl ki, Müslümanların dinsel inançları için Hoca dini ya da İmam dini, Hristiyanların inançları için, Papaz dini ya da Rahip dini ve Yahudilerin inançları için Haham dini diye tanımlama yapılamazsa, Orta Asya'nın üstünde yaşayan çok çeşitli toplumların değişik inançlarını da, Şaman Dini ya da Şamanizm adı altında birleştirmeye elbetteki bilimsel bir olanak yoktur.

Kaldı ki, aynı görevi yapan kişilere, sözgelişi, Kırgızlar'da "Baskı", daha başka toplumlarda da: "Kam" deniliyordu.
Aslında, yeryüzünde ortaya çıkmış, hiçbir Tanrısal, dinsel ve düşünsel bakımlardan yerleşmiş olan ilkel ya da uygar diye nitelenen bir inanç yoktur ki, birbirinden esinlenmemiş olsun. Çeşitli çağ ve dönemlerde, Mançu, Tunguz, Tatar, Moğol ve Türk toplumları arasında incelemeler yapan, batılı ırk, dil ve tarih uzmanları, bu büyük gerçeği göz önüne almaksızın, ırk, dil, din ve tarih bakımlarından çok farklı bir geçmişten gelen Göktürkler'i de aynı kategorinin içinde göstermişlerdir.
İslam Dini'nin ortaya çıkışını izleyen dönemlerde, Araplar bu gerçek dışı yakıştırmaları benimseyerek, bütün bir Türk dünyasını, Tanrı bilinci ve dinsel inancı olmayan, yere, suya, bitkilere ve değişik putlara tapan bir kavim olmakla suçlamış, ancak İslam Dini'yle Tann'yı bulmuş olduklarını öne sürerek, Türk ulusunu ilkel bir toplum bilinçsizliğiyle niteleme yanlışına girmişlerdir.

Bu suçlamalar, olumsuz değerlendirmeler, gerçek dışı tanımlamalar, Arap diliyle Arap kültürünün baskısı ve etkinliği nedeniyle hiçbir çevrece tepkiyle karşılanmamış, bir araştırma ve inceleme gereği duyulmaksızın, tüm yalan ve yanlış açıklamalar bir gerçek niteliğinde benimsenerek, okul kitaplarımıza kadar geçirilmiştir.
Bu tutum ve davranışlar, Göktürkler'in Tanrısal ve dinsel inançlarını belirleyen Gök-Dini'nin, gerçek anlamda ve belirgin bir biçimde açıklığa kavuşmasını günümüze dek engellemiştir.

Oysa, Göktürkler'in Tanrısal ve dinsel inançlarının kaynağı olan Gök Dini, Yahudi kavminin Musevilik adıyla tanımlanan 5000 yıllık dinsel inançlarından, Arap kavminin 1400 yıllık İslam Dini'nden ve 2000 yıllık Hristiyan dünyasının bedensel biçimde üçlü Tanrısal inançlarından çok daha eski bir geçmişte, "her şeyi var ve yok eden tek Tanrı'yı, en yüce değeri ve anlamıyla dile getirmiştir.

Kaynakça
Kitap: GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: ALİ KEMAL MERAM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GÖKTÜRKLER'DE TANRISAL İNANÇ VE DİN (GÖK DİNİ)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 22:37

GÖK-DİNİ

BİLİNDİĞİ GİBİ, bütün dinlerde Tanrı katı olarak Gök benimsenmiştir. Bedensel bir biçimi ve herhangi 147 bir görünür varlığı olmayan Tanrı, yüce ve ruhsal varlığıyla yedi kat göklerde sonsuzluğu yaşar.
Tüm evreni, tüm canlıları o yaratmıştır. Her bir canlının yazgısını o çizmiştir. O, öldürür ve yok eder. Ölen kişinin bedeninden ayrılan ruh yedi kat göklerde sonsuzluğu yaşayan Tanrı'ya geri döner.
Bu dönüş, artık bedensel bir varlığı kalmayan ruhun, Tanrı katına uçmasıdır.

Türk Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin adına diktirdiği anıt taşı üstündeki söz dizilerinde, her canlının ölüp yok olacağını, sonsuz zamanı ancak Tanrı'nın yaşayacağını, daha güçlü bir anlatımla dile getirir.
Göktürkler, ölen kişiler için; "Gök Tanrı'ya uçup gitti" anlamında "uça-bardı" (Tengri, uça bardı) derlerdi.

Yeri, suyu ve tüm canlıları, yaşamı düzenleyen, Tanrı'dır. Sonsuzluğu gökte yaşadığı ve her şeyi oradan yönettiği için, O, Gök Tanrı deyimiyle anılır.
Ruh ölmez, yaratan Gök Tanrı'ya geri döner, sonsuzluğa dek yaşar. Yaşadığı sürece doğruluğu ve iyiliği görülmüş kişilerin ruhlarını, Tanrı mutlu kılar. Kötü kişilerin ruhlarını ise cezalandırır. Bu tür iyilik ve kötülüklerin karşılıklarını, Tanrı yalnızca ruhlar aleminde uygulamaz. Dünyada da iyiler ve kötüler, tutum ve davranışlarına göre değerlendirilir.

Kişileri yükselten ya da alçaltan, Tanrı'dır. Ulusal ve Tanrısal töresini, bilincini yitirerek kendinden olmayanların inançlarını benimseyen ulusları, onların ülkelerini ve devletlerini yıkıp ortadan kaldıran, yok eden Tanrı, bir ulusun adının yok olmamasını dilerse, uyarıcı, önder ve kılavuz yeteneği olan kişileri o ulusa kurtarıcı olarak gönderir.

"Yukarda Gök-Tanrı,
aşağıda yağız yer var olduğunda,
ikisi arasında insanoğlu yaratılmış,
insanoğlu üstüne, soyumun ataları Bumin
ve İstemi Kağan oturtulmuş."
(Türk Bilge Kağan Anıtı doğu yönü, 2. paragraf)

"Tanrı, göğü ve yeri, ikisi arasında da insanları yaratarak büyük varlığını belli ettikten sonra, tüm dünyaya egemen olsunlar diye soyumun ataları olan Bumin ve İstemi Kağanları hükümdar kılmış" diyen Türk Bilge Kağan, böylesine yücelmiş bir Tanrı inancı ile dopdolu kişiliğini belirtmiş olmakla kalmıyor, aynı zamanda, en yüce anlam ve değerde gelişmiş sosyal ve kültürel bir düzeyden gelen Göktürklerin fikir, düşüne ve inanç üstünlüğünü belirlemiş oluyordu.

Göktürkler'in Gök Dini'nde Tanrı'ya ellerini göğe açarak ibadet edilirdi. Yargılanma ya da dileğin yerine getirilmesi amacıyla yapılan bu yakarışlar, kişinin vicdanından kopup gelen sözcüklerle yapılırdı.

Gerek yargılanması, gerekse dileğinin yerine getirilmesi için iki diz üstünde oturularak, eller göğe açılıp, gözler gökyüzüne dikilerek yapılan bu yakarışlar, kişinin mal varlığı durumuna göre, Tanrı'ya adanan kurbanla tamamlanırdı.
Kurban hayvanlarının cinsleri, at, sığır ya da koyun olarak üçe ayrılıyordu. Bunlardan birini seçmek, yerine getirmek, kişinin mal varlığı ile orantılıydı.
Göktürkler, ölülerinin suç ve günahlarının bağışlanması, ruhlarının Tanrı katında rahat ve huzurlu olmaları için de Tann'ya yakarır, bu yakarışlarının kabul edilmesi için, her yıl kurban keserlerdi.

Gerek ibadet, gerekse yakarış ve yargılanma dileklerini, Göktürkler gece ve gündüz, her istedikleri yerde; sesli, sessiz, toplu ya da tek olarak yaparlardı.
Bundan başka, ülkenin çeşitli kent ve obalarında bulunan "Bark"larda da bu tür yakarış, yargılanma ve anma gibi ibadetlerini sürdürürlerdi. Tanrı ile ilgili, Tanrı için sürdürülen bu kişisel ibadetlerden ayrı olarak, bütün bir ulusça kağan başkanlığı altında yapılan iki ayrı dinsel ibadet ve tören vardı ki, bunlardan biri "Demir Dağ-Altın Dağ" gibi kutsal olarak benimsenmiş en yüce dağların doruğunda yapılırdı. Ulusal felaketlerden korunmak ya da kurtulmak için Tanrı'ya yakarılır, günahlarının bağışlanması dileğinde bulunulurdu.

Bu türden ikinci dinsel ve ulusal büyük törenler ise kutsal sayılan mağaralarda, devleti kuran ve yücelten ataların ruhları için yapılmaktaydı.
Her yılın Mayıs ayında yapılan bu "ulusal ve dinsel" törenin anlamı, Tanrı'ya yakarışın ve şükür edişin nedeni ve kökeni, Göktürkler'in yaratılış efsanesiyle Ergene-kon Destanı'na dayanmaktaydı.

Ulusça yok olduktan sonra, bir dişi kurttan türeyerek yeniden bir ulus olma mutluluğunun gerçekleşmesi 150 karşısında duyulan minnet, bu mağaralarda dile getirilirken, bir yandan da Demir Dağı eriterek açılan bir gedikten çıkartarak, tüm Göktürkler'i yeni bir ülkede yücelten ataların ruhları hayırla anılırdı. Onlara güç ve yetenek veren Tanrı'ya şükredilerek övgüler söylenirdi.

Gerek dağ başlarında, gerekse mağaralarda yapılan bu ibadet ve törenlerde, çok sayıda at, sığır ve koyun kesilerek Tanrı'ya kurban edilirdi.
Göktürkler, özellikle kağanların gömüldüğü Kurgan adı verdikleri mezarların yerlerini gizli tutarlardı. Bu yüzden, tarih boyunca gelip geçmiş Göktürk Kağanlarimn gömülü oldukları mezarlar bulunamamıştır. Bununla birlikte, kağanların ve ünlü Göktürkler'in, kutsal dağa başlarına gömülmüş oldukları sanılmaktadır.
Ruhların ölmezliğine inanmanın gereği olduğu anlaşılan bir nedenle, Göktürkler ölenin değer verdiği bazı eşyalarını ve kendinden sonra yerini alacak kişi olmadığı ya da bırakılması gereksiz görüldüğünde özel binek atını da, ölenle birlikte -öldürdükten sonra- aynı kurgana gömerlerdi.

Savaşta ve barışta, genel yaşamlarında büyük değer ve önemli olan atın, ölenin ardından sağ bırakılmayarak onun ruhu için kurban edilmesi vazgeçilmez bir Göktürk töresi gereğiydi.
Ölenin yöresinde, bir yandan Tanrı'ya yakarılır, bir yandan da ölçülü ve uyaklı söz dizeleriyle acıklı ağıtlar söylenirdi. Bu ağıtlar, genellikle kişinin yiğitliği, yararlılığı, iyilikleri ve doğruluğu üstüne olurdu.

Ölenin yakınları, ölünün çevresinde, atla 7 ya da 9 tur yapar, bir anlamda öleni son yolculuğa hazırlamış olurlardı. Ölen bir Göktürk, hemen o günlerde gömülmezdi. Mumyalama tekniğini çok iyi bilen Göktürkler, önce bu işlemi yapar, mevsim bahar ya da yazsa sonbaharda, kış mevsimiyse ilkbaharda gömerlerdik.
Göktürkler'de, cenaze törenine "Yuğ töreni" denirdi. Yas anlamına gelen Yuğ töreni, kişinin önemi, değeri ve varlığıyla orantılıydı. Bu törende, ölenin yakınları, yeterince acı çekmek için bir yerlerini kanatır, göz yaşlarını kanlarıyla karıştırarak ağlaşırlardı.

Bu törenlerde, özel olarak yetişmiş yasçılar, güzel koku dağıtıcıları ve ağlayıcılar bulunur, Yuğ töreninin büyüklüğü sağlanmış olurdu
Göktürkler'in Tanrısal inançlarını belirleyen Gök dini ile ilgili bu kısa özetten sonra, şu gerçeği bir kere daha açıklamakta yarar vardır: Çinlilerin, Hintlilerin, Arapların, Acemlerin, Moğolların, Mançu ve Tunguzların, günümüzdeki Hristiyanlık dünyasının, Tanrı inancından yoksun ve en ilkel bir bilinçsizlikle, türlü biçimde binlerce canlı ve cansız varlığı, Tanrı yerine koyarak putlara tapıcılığın en olumsuz örneklerini verdikleri çağ ve dönemlerde, Göktürkler Tek Tanrı'lı bir büyük dinsel inancın ve dinin sahibiydi.

Aslında bu yüzdendir ki, ulus ve devlet olarak çağın en uygar düzeyine erişmiş, yalnız ordu ve savaş bakımından değil, siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda bile, kendilerini tarihe gömenlere örnek olmuşlardır.
Bütün Türk dünyası için sonsuza dek, Göktürkler'in tarihsel varlıklarının her bir döneminden alınacak çok şey, edinilecek pek çok örnek vardır.
Hele, "bengü taşlar" üzerinde dile gelip, gök boşluğunda hala yankılanan, büyük Türk vicdanının sesine kulak verebildikçe...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Gök-Türk İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir