Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

On Uygur Toplumunun Tarihsel Durumu

Burada Göktürk İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

On Uygur Toplumunun Tarihsel Durumu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 22:02

ON UYGUR TOPLUMUNUN TARİHSEL DURUMU

UYGURLAR, tarih sahnesinde görüldükleri çağların hemen hiç birinde, özgür ve egemen bir devlet kuruluşu olma mutluluğunu gerçekleştirebilmiş değillerdi.
Zaman ortalaması 2.000 yılı bulan bu süre içinde sırasıyla, Hun (Kun), Çin, Avar (Apar), Göktürk; sonra Çin, Kırgız, Moğol (Karahitay) ve yemden Çin'in egemenliği altında bağımlı bir yaşam sürme zorunluluğunda kalmışlardı.

Tarihin hiçbir döneminde ulusal benliklerinden yana olmayan Uygurlar, Türklerin "tek Tanrılı" din (Gök-Dini) kuram ve kavramı dışında olan ilkel Moğol inançlarını benimsemişlerdi. Daha sonraları, İranlıların Mani (Manihaizm) dinine bağlanmış, ardından Buda (Budizm) dininden yana olmuşlar. Bu arada, bir Hristiyanlık mezhebi olan Nasturiliği ve daha sonraları, İslamı kabul etmişlerdi.

Bu dinsel inanç değiştirmelerin yanı sıra, özellikle Çinliler ve Moğollarla sürdürdükleri cinsel ilişkiler yüzünden, Moğol ve Çin melezi bir etnik tip ortaya çıkmıştı.
Uygurların toplumsal tutum ve davranışlarındaki olumsuzlukları belirleyen Türk'ten yana olmamak, Türk gibi düşünmemek, Türk yaratılmış olmanın değer ve anlamını kavramamak gibi bilinçsizlikler, kuşkusuz tarihsel yaşamlarındaki değişikliklerin ve bu yolda bilinç dışı direnişlerinin bir sonucuydu.
Aynı kökenden geldikleri halde Göktürkler'e karşı direnişe geçen Türk boylan yalnızca Uygurlar değildi. Çağların ve dönemlerin Orta-Asya'sında, Türk ırkının Göktürk boyu dışında kalan hemen her toplumunda, birbirinin eşiti bir ulusal bilinçsizlik sürüp gidiyordu.

Dokuz Oğuzlar, Kırgızlar, Karluklar ve Basmiller de bu durumdaydı. Onlara oranla Türgişler (Türkeşler), biraz daha ulus bilincine sahip olduklarını, Müslüman Arap saldırılarına karşı direnişleri ve savunmalarıyla ve daha başka türde gelişen olaylarla ortaya koymuşlardı.

Ancak, şu bir gerçekti ki, Asya'da 18 milyon km2 üzerinde yüce bir imparatorluk kurabilme mutluluğunu gerçekleştirmiş olan Göktürkler'in ruhsal, düşünsel, kültürel ve sosyal alanlarda yaygınlaştırarak uyguladıkları ulusal yöntemlerin bir benzeri, bu boyun dışındaki hiçbir Türk boyunda ve devlet kuruluşunda görülmüş değildi.
Çin uydusu bir "Beğlik" (beylik) olarak ilk kez tarihi içinde boy gösteren Uygurlar, önceleri "Kuzey'in kızıl göçebeleri" anlamına gelen "Çidis" adını taşıyordu.
M.Ö. 3. yüzyılda steplere çekildiklerinde "Çilis" adıyla anılır olmuşlardı. Çin'de, "Wei" ailesinin hüküm sürdüğü çağda (M.S. 227-264), "Yüksek arabalı" anlamına gelen Çin deyimiyle "Kao-Çe" diye adlandırılan Uygurlar, Hun (Kun) împaratorluğu'nu oluşturan federasyona katıldıklarında, 15 kabileyi içeren büyük bir topluluktu:
Ungur, Sie-yen, Tu-po, Su-kit, Ki-yü, Kurı-kan, Tel-lam, Kat, Put-kut, Bayır-ku, Tonğra, Hak Siet, Hi-Kit, A-Tit, Pak-Sap adlarını taşıyan birleşmiş Beyliklerden kurulu bu topluluk, Çin'de, "Sui" ailesinin hüküm sürdüğü dönemde "Ui-gir" adıyla tanınıyordu.

Hun İmparatorluğu'nun çöküp dağılışından sonra bir güçlü devlet ve imparatorluk kuran Moğolların, Avar (Apar) adıyla tarihlere geçen egemenliklerinde, bağımlı bir devlet kuruluşu olarak yaşamışlardı.

Göktürkler'in, Avar İmparatorluğu'nu ortadan kaldırmaları sonucunda, ülkenin dört bir yöresindeki öteki toplumlarla birlikte Uygurlar da, Göktürk egemenliğine boyun eğmek gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kaldı.

(545-552)

Ancak, birleşik Uygur Beyliği'nin büyük nüfus bakımından kalabalık oluşu, Göktürk imparatorlarını düşündürüyordu. Gerek din konusunda, gerekse cinsel karışım ve değişmelerle ulusal varlıklarını yitirmiş olan Uygurlar, gelecekte sakıncalı durumlar yaratabilirlerdi.

Daha şimdiden ilk fırsatta baş kaldırma eğilimi gösteren Uygurların güçlerini yıpratma amacıyla, onlara karşı savaşmak gerektiğini düşünen Şibi Kağan, Göktürk ordularını Uygur ülkesi üstüne saldırıya geçirdi.

(615)

Uygurlar, beyliklerine bağlı öteki 15 toplumu ayaklandırarak bağımsızlık ve egemenlik savaşına giriştiler. Göktürk Kağanı, kesin türde bir sindirme ve yıldırma politikası izledi; birleşik Uygurların "Sie-Yen" ve "Tu-Po" beyliklerinin ileri gelenlerini ele geçirerek öldürttü.
Bu olay, Uygurlar ve onlara bağlı öteki 15 toplumun daha kızgın bir biçimde savaşı sürdürmelerine yol açtı. Aylarca süren savaşın sonucunda Uygurlar, kendilerine bağlı beyliklerle birlikte bağımsızlıklarını elde ettiler.

(616)

Savaşın böyle sonuçlanması, Göktürkler'in prestijini önemli ölçüde sarsarken, Uygurlar ilk kez adlarını duyurmuş oluyorlardı.
Selanga Irmağı dolaylarında yerleşerek düzenli bir devlet kuruluşu görüntüsü veren Uygurlar'ın bu dönemdeki hükümdarı Sukun-Şike'nin ölümünden sonra yerine, savaşlarda başarılı olmuş, yararlılıklar göstermiş olan Pu-Sa hükümdar oldu.

(629)

Uygur Kralı Pu-Sa'nın annesi U-Lo-Hoen, ülkede bilgeliğiyle ün salmış bir kadındı. Oğlu Pu-Sa'ya, devlet işlerinde en etkili biçimde yardımcı oluyordu.

Göktürk İmparatorluğu'na karşı bağımsızlıklarını kazanmış olan Uygurlar, gerçekte Çin uydusu bir topluluk olmaktan öte varlık gösteremiyorlardı. Her alanda Çinlilerle ilişkiler kuruyor, Çinlilerin iç ve dış düşmanlarına karşı kendi savaş güçlerini kullanmaktan çekinmiyorlardı. Göktürkler'e bağımlı olmaktansa Çin uydusu olmayı bir çeşit onur sayan Uygurlar da, Çin'in ulusal amacı doğrultusunda bir siyaset izlemekte, Göktürk İmparatorluğu'na ortadan kaldırma ilkesini benimsemekteydiler.

Kaynakça
Kitap: GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: ALİ KEMAL MERAM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ON UYGUR TOPLUMUNUN TARİHSEL DURUMU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Ara 2010, 22:03

Uygurlar bu amacın gerçekleştirilmesi zamanının gelmiş olduğunu hesaplayarak, Göktürk İmparatorluğu'nun kuzey yönünü kapsayan bir saldın düzenlediler. Birçok kenti yağma ve talanla yakıp yıktılar.

(628)

Uygurların bu saldırısı karşısında Göktürk İmparatoru Kara Kağan (Kie-li Kağan), oğlunun buyruğu altına verdiği 100.000 kişilik bir orduyu Uygurlar üstüne, karşı saldırıya geçirdi.

Çeşitli nedenler yüzünden, giderek gücünü yetiren Göktürk orduları yenik düşmüş ve Uygurlar bir kez daha başarı ve ün sağlamışlardı. Oysa bu yenilgiyi doğuran nedenlerin başlıcalarından biri, Çinlilerle sürdürülmekte olan büyük savaştı. 200.000 kişilik bir ordunun başarısı karşısında, ülkenin batı bölgesini yöneten Tun Yapgu Kağan'ı (To-Li Kağan) Uygurlar üstüne savaşla görevlendiren Kara Kağan'ın bu çabası da olumlu bir sonuç vermemişti.Tun Yapgu Kağan (To-Li Kağan) buyruğundaki savaş birlikleri de Uygurlar'a yenik düşmüştü.

Yenik düşmüş olması yüzünden Tun Yapgu Kağan'ı zincire vurdurup zindana atan Kara Kağan'ın bu tutum ve davranışı karşısında, bu kez de Batı ve Doğu Göktürk Kağanlıkları arasında savaş başladı.
Zindandan kaçırılıp ordularının başında savaşan Tun Yapgu Kağan, yenik düşeceğini anlayınca, Çin'den yardım istemek gibi, bir ulusal ihanet örneğini vermekten çekinmedi.

Bu sırada, Göktürk egemenliği altındaki öteki toplumlar da başkaldırdılar. Uygurlar, Çinliler ve öteki ülke toplumları, hep birden Göktürkler'e karşı saldırıya geçti.
Göktürkler'in 50 yıl süreyle Çin boyunduruğu altında tutsak bir yaşam sürmeleriyle sonuçlanan bu savaşta, Çinliler en büyük yardımı, Uygurlar'dan görmüştü.

(630-680)

Bu nedenle, Çin-Uygur ilişkileri daha da güçlendi. Şimdi çökmüş bir imparatorluğun kalıntısı üzerinde yaşayan Göktürkler'le birlikte öteki toplumlar, Çin tutsağıydı. Bütün ülke Çin egemenliğine boyun eğmişti.

Çinliler ilk olarak, Uygur ülkesine giden yolu onarıp düzelttiler. Bu yol, yakın bir gelecekte nasıl olsa Çin'in işine yarayacaktı. Ama şimdilik, her şey bir dostluk görüntüsü içinde yürütülüyordu.

Göktürk İmparatorluğu gibi bir güçlü devlet kuruluşunun çökertilip tutsak edilmesinde ve daha başka Çin düşmanı toplumların yenik düşürülmesinde, Çin uğruna büyük çabalar harcamış, önemli ölçüde yararlıkları görülmüş olan bu güçlü dost, Çin'in geleceğini gölgeleyen bir büyük düşman olarak, düşündürücüydü.
Ne var ki Uygurlar'ı kuşkulandırmamak için, bu dönemde yakın ilişkiler sürdürülecekti. Bu nedenle, On Uygur ülkesinin çeşitli bölgelerinde, posta merkezleri kurdular; buralarda, kervansaraylar yaptırılarak iki ülke arasında sıkı işbirliği sağlandı.

Tarihin akışı içinde güçlü bir toplum ve devlet gelişimi dönemine girmiş görünen Uygurlar'ın en önemli eksiği, kuşkusuz, ulusal bilinçten yoksun olmasıydı. Göktürkler'e, bir imparatorluk kurabilme gücünü veren ulusal bilinç, nasıl ki olumsuz dış etkenler yüzünden zayıfladığında yenilgiler birbirini izlemiş, Çin tutsaklığı kaçınılmaz bir sonuç olmuşsa, tarihin karşısına çıktıkları çağdan bu yana ulusal bilinçten yoksun olarak yaşam süren Uygurlar da, tarihin bu tip toplumlara özgü kesin yargısı gereğince cezalandırılacaktı.

Çin yararına sürdürülen çabalar ve saldırılar sonucunda Göktürk İmparatorluğu'nu dağıtmış, Türk ulusunun ve öteki toplumların üzerinde Çin egemenliğini sağlamış olan Uygurlar, Göktürkler'in devlet ve imparatorluk düzenini benimseyerek, kendi hükümdarlarına da "Kağan" unvanı verdiler; bu unvanı da bir yasayla sonsuzlaştırdılar.
On Uygurlar'ın Çin uyduluğunda yeni bir tarih dönemini yaratma çabası içinde bulundukları bu sırada, Uygur tahtında Tu-Mi-Tu adlı bir Kağan hüküm sürüyordu.

(640-652)

Uygur kağanının adı, bir Çinli adıydı. Dönemin Uygur hükümdarları ve soylularca, Çinli beylerin adlarım almak, onurlu bir davranış olarak benimsenmişti.
652 yılı başlangıcında Tu-Mi-Tu Kağan, yeğenince düzenlenen bir baskın sonucunda öldürüldü.

Boyun Kağan'ın 6 yıllık hükümdarlığından sonra Bilir Kağan başa geçti, onun ardından da Tok-Kait-Si kağan oldu.

(660-680)

Çinlilerin ve Uygurlar'ın bir kez daha dirilip, özgür ve egemen olamayacaklarına inandıkları Göktürkler, gözlerini Çin tutsaklığında dünyaya açmış ve ulusunun kötü alın yazısını paylaşmış olan Kutluk Tigin'in önderliğindeki özgürlük ve egemenlik savaşının başarıyla sonuçlanması üzerine, tarihin karşısına yeniden çıkıyorlardı.
Eziklik ve yılgınlık içerisinde, zulüm ve aşın yoksullukla geçip gitmiş bir 50 yıl soma, yüce bir önderin başbuğluğunda girişilen kurtuluş ve egemenlik savaşı Çinlilere karşı sürdürülürken, Uygurlar da, Çinlilerinkine eşit bir amaçla Göktürkler'e saldırıyordu.

Ne var ki 50 yıl süreyle birikmiş bir tarihsel öçle güçlenen Göktürkler, bir yandan Çin ordularım yenik düşürürken, öte yandan Uygur ordularını da çölün öte yanına dek kovalamaktaydı.

Bu inanılmaz sonuç, On Uygurlar'ı şaşkına çevirmişti. Uygur Kağanı Tak-Kait-Si, Çin imparatoruna başvurarak ülkesi ve toplumunun, Çin egemenliğini resmen kabulü karşılığında, korunmasını istedi.

Kağan Tok-Kait-Si'nin ölümü üzerine tahta çıkan Bugdai, On Uygur boyu toplumuyla birlikte, Çin ülkesine göçtü. Çin'e göçen Uygur boyları, bu kez şu adları taşıyordu.
Uigir, Yo-le-ko, U-tut-kat, Tu-lo-but, Mak-ka-sit, A-but, Tik-kat-sat, Hak-ut-su, Yak-but-kat ve He-ya-but.

(680)

Önceleri On-Uygurlar'a bağlı bulunan Kırukan, Ba-yır-ku ve Tongra gibi beylikler, onlardan ayrılarak ülkelerinde kalmışlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Gök-Türk İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir