Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Pers İmparatorluğu-Ak Hunlar Savaşı

Burada Ak Hun İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Pers İmparatorluğu-Ak Hunlar Savaşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:17

Pers İmparatorluğu-Ak Hunlar Savaşı

Persler -İran- dünyanın sayılı devletlerinden biri. Tarihi düşmanları Bizans ve Çin. Sıkletlerine yaraşır rakipler hayli kilolu. Ak Hunlar onların yaranda henüz bebek sayılır. Ünlü Birinci Yezdigird'in oğlu Behram Gür'ün İmparator olduğu (420-438) senelerde, onlara bağlı bir eyalet olan Horasan dahi Ak Hunlar tarafından istila edilmişti. Gerçi Behram Gür'ün Merv yakınlarında Hunlarla savaşıp, onları kovaladığı söyleniyor ama, Ak Hunlar değil, onlar daha, dolaşan perakende Hunlular idi.

Ak Hunların Hindistan sınırkarı zorlamaya başlaması İran'la çatışılan senelere rastlar. Demek ki kabına sığmaz olmuşlardı. Hayır, oldukları yerde barındırılmadıkları için sağa sola dalıyorlardı" denemez. Az aşağıda görülecek. Hindistan'da, Gupta hükümdarlığının başında Skandagupta bulunuyordu. Önemli bir Ak Hun akınıyla karşılaştılar. Guptalar bu, ilk Ak Hun akınını püskürttüler, bir süreliğine ülkelerini korumuş oldular.

458'den önce

Sosyolojik tahlili erbabına bırakıyoruz. Olayları görüntülerine göre nakleden başka bir şey yapmayacağız. Arada bir taaccüp ettiğimiz durundan da arzetmeden geçemiyoruz. "Hangi taş kaldırılsa altından bir Hım kabilesi çıkıyor" denecek duruma geldik. Hepsi de devlet kurmaya yeterli sayıyı hesaplamadan sürüden ayrılmış gibi görünüyorlar. Tarbagatay eteklerinde Yüeban Hunları yaşıyorlar, bunların kendi hallerinde etliye sütlüye karışmadan durdukları, durduruldukları anlaşılıyor; önemli olaylan yok. Onların "güneyinde Yayık ve Emba nehirleri sahillerinde "Psedo-Avar" yahut "Var" kabilelerinden ayırt etmek için "Gerçek Avarlar" denilen Abar kabileleri yaşıyorlardı. 460 civarında "Ak Hunlar" kuzeye bir sefer düzenlemişler ve Abarlara öyle bir korku salmışlardı ki, bunlar canlarım kurtarmak için kaçarak Bati Sibirya'da orman ve bozkır sınırında yaşayan Sabir kabilelerine saldırmışlardı."

Firuzla Savaş

İran Şehinşahı yani Şahlar şahı Yezdicerd'in Hürmüz ve Firuz adlı iki oğlu, babalarının ölümünden sonra taht kavgasına giriştiler. "Sicistan valisi olan Hürmüz, hükümdarlığı etine geçirdi. Firuz ise kaçarak Ak Hunların ülkesine gitti ve onların hükümdarından kardeşine karşı yardım istedi. Bunun üzerine Ak Hun hükümdarı Talekan'ı Firuz'a bağışladıktan sonra asker vererek yardımda bulundu. Nihayet Firuz askerleri alıp kardeşi Hürmüzün üzerine yürüdü ve kardeşini Rey'de öldürdü."

Değişik bir şekilde anlatılışa göre Ak Hun "hükümdarı önce -Firuz'a- istediğim vermedi.

Fakat Hürmüz'ün zalim bir hükümdar olduğunu anladıktan sonra, Ak Hun hükümdarı:

"Tanrı zulmü istemez, zalimlerin işi doğru gitmez, onların memleketinde ancak zulümle hak alınır diyerek, Firuz'a Talekan şehrini bağışladıktan sonra askeri yardımda bulundu."

İran'da, daha adil olduğuna inanılan kardeşin tahta geçmesi Ak Hun desteği ile mümkün olmuştu. Güya iyi olan Firuz idi ve Ak Hun askerlerinin yardımıyla hükümdarlığı sahiplenmişti. Fakat, İran'ın şanlı hükümdarı Firuz bir zaman sonra kadir bilmezliğini göstererek velinimeti Ak Hunlara karşı sefere çıktı. Onlara hükümdarlığı çok görüyordu. Tarihçilerin nakline göre kendisi memleketine uğursuz gelmiş, kıtlıktan uçan kuşlar bile nasibini almış, bir çok inşam ölmüştü.

Ak Hunlar üzerine yürüyüşü de Firuz intihara gidiyor, askerlerini de aynı akibete sürüklüyordu. Çok güç şartlar altında derleyip, sonunda tuzağa düştü. Savaşacak hali kalmadığı için barış istedi. Bunun için ağır sözler verdi. Bundan sonra asla Ak Hunların toprağına girmeyecek, asker göndermeyecek. "İki memleket arasında tayin edilecek sının geçmeyeceğine Tanrı adına and içerek söz verdi. Bu şartlara uyacağına dair senet yazarak tanıklar huzurunda mühürledi. -Ak Hunların hakanı da- onun bu teklifini kabul ederek, memleketlerine dönmelerine müsaade etti."

Firuz hükümdarlığa 459' da başlamıştı. Yukarıda anlatılan vakadan kaç sene sonra ise-ki, şimdi anlatılacak olay 484'de yaşanmıştır- Firuz başının ne kadar darda kaldığım ettiği yeminleri, mühürlediği senedi unutmuştu. Hatırlatılması da işe yaramadı. Bir kere daha, Ak Hunlar'ın memleketine saldırmaya hazırlandı.

İbnü-l Esir'e göre Ak Hun hükümdarının adı İhşenvar idi ve olayı onun kitabından veriyoruz:

Firuz'u "hamiyet ve gayreti tekrar İhşenvar'ın üzerine yürümeğe sevk etti. Vezirleri daha önce yapmış olduğu sulh anlaşmaşını bozmasının doğru olmayacağını söyledilerse de, sözlerine kulak asmadı." (... ) "Nihayet iki taraf birbirlerine yaklaştıkları zaman, İhşenvar'ın emriyle ordugahın arkasında on arşın genişliğinde ve yirmi arşın derinliğinde derin bir hendek kazıldı. Bu hendeğin üzeri hafif tahtalarla kapatılıp üzerine toprak serpildi. Sonra İhşenvar ve askerleri bu hendeğin gerisine çekildiler." Verdiği sözün değerini bilmeyen Firuz, düşmanım korkutup kaçırdığı zannıyla hücuma kalktı. "Neticede Firuz ve askerleri hendeğe düşüp öldüler."

Bu savaş uzun ve farklı biçimlerde anlatılmakta; ama netice itibariyle birbirinden farksızdır. Taberiye göre savaş esnasında Ak Hunların hükümdarı Firuz'un mühürlü senedini bir süngünün ucuna takmış ve şöyle haykırmıştır:

"Ey Rabbim, şu yazıda olan şeyi yerine getir."

Saldıran taraf feci bir mağlubiyete uğramıştır. Kazanan taraf düşmanın bütün işe yarar mallarının ganimet olarak alıp savaşın kanununa uygunluk göstermiştir. İnsani görevde ihmal edilmeyip Firuz'un ve adamlarının cesetleri hendekten çıkartılıp sandukalara konulmuşlardır.

Sonuç olarak söylenebilecekler ise şöyledir:

"Yaklaşık elli yıl kadar, şahların şahı yani İran'ın krallar kralı barbarlara haraç ödemek zorunda kalırlar, bu çok aşağılayıcı bulunur. Kazandıkları zafer Eftatitler'e Kabil, Gazne, Kandehar ve tüm Horasan olmasa bile en azından Merv ve Herafı ele geçirme olanağı verir. Zafer kazanan göçebelerle yenilgiye uğrayan yerleşikler arasında belirsiz ilişkiler kurulur." Bu yorum Jean-Poul Rauks'un.

Mazdek Dolayısıyla

İran'da her başı sıkışan -sonunda kalleşlik edecek olsa da-Ak Hun hükümdarına müracaat etmeden duramıyordu. Firuz'dan sonra oğulları Belaş de Kubad arasında taht kavgası çıktı. Her milletin tarihinde acayip hikayeler vardır, aslında olmasa bile uydurulmuştur, fakat İran da daha fazla sıra dışı olaylara rastlanıyor. Kubad, kardeşi Belaş'a karşı yardımım istemek üzere Ak Hun hükümdarına giderken yolda bir Ak Hunlu kızıyla evlendi. Onu orada bırakıp hakanın yanına geldi. İstediği yardım için söz verildiği halde her neden ise burada dört sene oyalanıldıktan sonra Kubad büyük bir Hım ordusuyla mükafatlandırıldı. Sevinç içinde memleketinin hudutlarına yaklaştığında, evlendiği kızın ikamet ettiği yere uğradı. Burada ne görse iyi? Kadını bir erkek çocuk doğurmuş. Mutluluğuna değmeyin gitsin Kubad'ın, aynı zamanda kardeşi Belaş'ın ölüm haberimde alınca adeta uçtu. Oğlunun uğurlu geldiğine inanmıştı, ona Anuşirvan deniyordu. Bu hikayeyi uzatmayalım. Kubad Ak Hunların damadı olmuştu. Memleketine varıp tahta oturdu.

Komünizmin mücidi sayılan Mazdek, Kubad'ın saltanat yıllarında ortaya çıktı. Acayip bir görüş sahibiydi. "Bütün haramları ve kötülükleri" helal sayıyor, "hiçbir insanın diğerine üstün olmadığım deri sürüyor, mal, mülk, kadın, köle ve cariyelerden faydalanma hususunda bütün insanları eşit kılıyordu."

"Bu tipik komünist propaganda neticesinde arazi ve servet sahipleri de aile müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müridleri tarafından ayaklandırddı. Din adamları ve asiler öldürüldü, kadınlar tecavüze uğradı, evler ve konaklar yağmalandı, tahrip edildi.""Kubad hapse atılmış, oradan kurtulup Ak Hunlara sığınmıştı."

(Sene 496)

"Ak Hun hükümdarı, insanlık yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketim kırıp, yok etmek için, Kubad'ı 30 bin kişilik Hun süvari birliği başında İran'a gönderdi. Bu sürede Şah, ihtilali bastırdı."

Eftalit (yahut Ak Hun)'lar İran'a bir fatih olarak girmeyi istemeyip, onlara iç kavgalarında yardıma olmaya çalışıyorlar. Bunun sebebini tam olarak çözebilmek zor. Kubad'ın istediği desteği vermeleri kendileri için hangi manaya geliyordu? Bunu bilmekte mümkün değil. Ak Hun Han'ı yeğeni de Kubad'ı evlendirmiş, bir de böyle yakınlık kurmuştu.

Bütün bunları, daha küçük düşmanlarıyla rahat savaşmak, büyük rakipler yaratmamak için yapılmış sayabiliriz.
Başka kimlerle çatıştıklarına balonca ilk nazarda görülen Cücen (Ju-juan)lar Teleütler, ki Teleütler Cücenlere bağlı yaşıyorlardı; 487'de onlardan koptular. Kendi başlarına uzun süre mutluluğu tadamayan Teleütler, Ak Hunlar tarafından itaat altına alındılar.

(sene 495-...)

Dağınıklığın Adı


Türkler'in çoğu, henüz Türk olduğunun farkında bile değildi. Taşıdıkları isimlere bakarak, herkes kendisini ayrı bir kavim sanıyordu. Şartların kovaladığı büyük ve asıl Hun kütlesi Avrupa'ya doğru coşkun bir nehir gibi akmış, diğerleri parça parça kendilerine mecra aramaktalar.

Türkler'in kadın yurdu Asya, sonuna kadar hepsine ana kucağı olamıyorsa, bunda kendi kendilerini tanımayışlarının rolü birinci sırada gelir, sonra da diğer şartlar. Ama her şeye rağmen kuvvetli bir vatan duygusunun eksikliğinden söz edilemez mi? Görebildiğimiz kadarıyla, savaşın sihirbazları olan bütün Türk kabileleri, bu meziyetlerini yaşamak uğrunda kullanabiliyorlar, fakat topraklarım koruma da azimli değiller.

M. Ö. ikinci asrın başlarında, Mete'nin halkını ve toprağını korumak için düşmanın bütün kaprislerine boyun eğdiğini, cins atını sevgili karısını feda ettiğini, işe yaramaz küçük bir arazi parçasına sıra gelince savaştığını görmüştük. Aynı kavmin insanı yüzlerce sene sonra, o kadar kolay mekan değiştiriyorki, acaba vatan toprağı kutsiyetinimi kaybetti, yoksa yeni vatan bulmanın kolaylığımı böyle davranmaya yol açıyor? Bir de, bizim kimse birbirini iyi tanımıyor, aynı kökten geldiklerini bilmiyorlar zannımız yanlış mı? Çokça olan, bir Türk kavminin toprağım başka bir Türk kavminin işgal ettiği şeklindedir. Saydan kavimlerin saflığından bahs edilemez, her savaş sonunda karışmaların da meydana geldiği görülür; öyleyse ayn devlet adıyla anılmanın insanlara rahatsızlık vermediğini, asi olanın bulundukları bayrak altında, isim altında varlıklarının devamına çalışmak sayıldığını kabul edebiliriz... Biz anlamaya hevesliyiz. Bunun kolay tarafı yok, biliyoruz. Daha önce anlamaya çalışanların kendilerine göre yorumlan mevcuttur. Doğrusunu söylemek lazımsa bu husus, savaşların tasvirinden daha önemlidir; ama zordur. Konuyu uzatmayacağız. Belki taşınan renkler, özü unutturuyor. Aynı yünden eğritip, pek çok renge boyanan ipliğin birbirine karıştırılıp, yumak yapılması orada kendi renkleri de bağırmalarını gerektiriyordu. Hun adı taşıyanların kaç renge büründüğünü gördük. Türk oldukları bilinen ve tahmin edilenlerin ayrılığına ne diyebiliriz? Türgiş, Siyenpi, Teleüt, Yüeban ve diğerleri... Şimdilik konuyu dağıtmamak için Ak Hunlar'a dönüyoruz...

Kaynakça
Kitap: TANRININ ASKERLERİ
Yazar: NAZIM TEKTAŞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ak Hun İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir