Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Yakub Han Devrinde Doğu Türkistan'ın İdari, Askeri, Ekonomik ve Sosyal Yapısı

Burada Doğu Türkistan Uygur Türkleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:08

Yakub Han Devrinde Doğu Türkistan'ın İdari, Askeri, Ekonomik ve Sosyal Yapısı

İdari Yapı:


Doğu Türkistan'da, Yakub Bey e gelinceye kadar uzun süreli bir hükümet kurulamadığı için, ülkenin idari ve ordu teşkilatı ile ekonomik ve sosyal yapısı hakkında resmi bilgi vermek oldukça güç olmuştur. Doğu Türkistan 1758'de Çinliler tarafından ilk defa işgal edilince, önce bir genel vali tayin edilmiş ve bu genel valiliğe bağlı olarak askeri ve sivil makamlar oluşturulmuştu. Çin genel valisinin en büyük yardımcısı Doğu Türkistan'a yerleştirilen Çinli askeri birliklerin komutam idi. Pek çok vilayete ayrılan Doğu Türkistan'da Çinliler, doğrudan doğruya halkı idare etmekten kaçınmış ve her vilayete tayin ettiği "Beyler" veya "Hakimler" kanalıyla idaresini yürütmüştü. Yerli halkın ileri gelenleri arasında seçilen ve Çinlilere bağlılığı esas olan bu beylere veya hakimlere her vilayette bulunan Çin birliklerinin komutanları ve Çinli sivil memurlar, özellikle vergi memurları yardımcı oluyorlardı.

Ne var ki, Çinlilerin kurduğu bu sistem ister istemez bir sömürü ve soygun düzeni yaratmıştı. Zira, Doğu Türkistan halkı iki defa vergi ödemek durumunda kalıyordu. Çinlilerin koyduğu ağır vergilerden bıkan halk, ayrıca, hakimlere ve beylere de para ödemek mecburiyetinde kalıyordu. Her vilayete tayin edilen hakim veya vali, kendi pozisyonunu korumak ve adamlarının ihtiyacını karşılamak için, halika baskı yaparak, Çinlilerin talep ettiği vergilerin dışında, fazladan para topluyordu. Bu ise, halkı maddeten çok müşkil duruma düşürüyordu. Belki de bu büyük ve haksız vergiler dolayısiy-le halk sık sık isyan etmek mecburiyetinde kalmıştı.
Yakub Han, 1864 yılında Çinlileri Doğu Türkistan'dan kovunca, hem idari ve askeri alanda, hem de ekonomik ve sosyal alanda yeni düzenlemelere giderek halkı rahatlatmaya çalışmıştır.

On üç sene devam eden müstakil Doğu Türkistan Devleti esnasında, Yakub Han'ın ülkede gerçekleştirdiği yönetim şeklini şu şekilde izah edebiliriz:

Yakub Hanin kurduğu idare şekli iki safhadan oluşuyordu: Birincisi Merkezi Hükümet, ikincisi ise Eyalet Veya Vilayet Hükümeti idi.
Merkezi Hükümetin başkanlığını bizzat Yakub Han yapıyordu. Bütün kuvvetler onun elinde idi. Herşeyin kararını bizzat kendisi veriyor ve olup bitenden haberi oluyordu. Yakub Bey, 1865'de hükümdarlığını ilan ettikten sonra pek çok ünvanlara kavuşmuştu. Daha önceleri Hokand ordusunda kumandan iken, kazandığı "Kuşbeği" ünvanına sırasıyla "Han", "Bedevlet", "Atalık Gazi" ve "Emir"i ilave etmişti. İstiklalini ilan ettikten sonra "Han" ve "Bedevlet" Unvanlarını almıştı. Doğu Türkistan'ın birliğini sağladığı için kendisine 1868'de "Atalık Gazi" ünvanı verilmişti. Osmanlı Devle-ti'nin himayesine girdikten sonra "Doğu Türkistan Müslümanlarının hükümdarı" manasına kendisine Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873'de "Emir" ünvanı verilmiştir.

Yakub Han, emrinde çalışacak insanları seçerken son derece titiz davranırdı. Kendisini müdafaa etmekle görevli muhafızlarına "Yasavullar" ve onların kumandanlarına da "Yasavulbaşı" denirdi. Yakub Han'ın ve ailesinin her türlü emniyetinden Yasavulbaşı ile Yasavullar sorumlu idi. Dolayısıyla Yakub Han, bu muhafız birliği askerlerini ve kumandanlarını kendine en sadık adamlardan seçerdi. Yasavulba-şı'dan sonra kendisine en yakın kişi "Mahrambaşı" idi. "Mahram" Yakub Han'ın maiyyetinde çalışan memura verilen ad idi. Memurların, yani Mahramlann başında da Mah-rambaşı bulunuyordu. Memurların düzenli bir şekilde çalışmalarını yürütmelerine nezaret eden ve Yakub Han'a karşı onların çalışmalarından sorumlu olan kişi Mahrambaşı idi. Bu iki zümreden sonra Yakub Han'ın Merkezi Hükümetinde vazife gören üçüncü grup ise, "Mirzalar" idi. Yakub Han'ın aldığı kararları ve yaptığı işleri kaleme alan ve bir nevi "Yazıcılar Sınıfı" diyebileceğimiz bu zümrenin başında ise, "Mir-zabaşı" denilen bir başkanları bulunuyordu. Mirzabaşı yaptığı işler dolayısiyle ülke yönetiminde belki de en sorumlu mevkide bulunuyordu. Zira, Yakub Han'ın askeri, ekonomik, sosyal ve eğitim konularında aldığı bütün kararları kayda geçen, onları Vilayet Hakimlerine ulaştıran ve neticelerini Yakub Han'a arz eden kişi Mirzabaşı idi. Mirzabaşı, bir nevi Başvezir'in, yani Başbakanın yaptığı işleri yapan idareci konumunda idi.190 Bu üçlüye ilaveten Yakub Han'ın istişare ettiği başka bir grup daha vardı ki, bunlara da "Münşiler" veya "alimler" denirdi. Ülkenin en kıymetli alimlerini bu "Münşiler" grubuna tayin eden Yakub Han, bunlarla sık sık konuşmaktan ve tavsiyelerini almaktan memnun olurdu. Yakub Han'ın, Münşilerden ve Mirzalardan bazılarını, gerektiğinde elçi olarak komşu ülkelere gönderdiğini biliyoruz.

Nitekim, Osmanlı Devleti'ne elçi olarak gönderilen Seyyid Muhammed Yakub Han Töre ile Taşkent'de Türkistan Genel Valiliğine elçi olarak gönderilen Muhyiddin Mahdum ülkenin ileri gelen alimleri idi.

Yakub Hanin bu merkezi hükümetine bağlı olarak kurulan "Eyalet" veya "Vilayet" idareleri, bir nevi bugünün belediyelerine benziyordu. Tıpkı merkezi hükümette olduğu gibi, bu mahalli idareler de kendi bünyelerinde "Mirzabaşı", "Mahrambaşı" ve 'Yasavulbaşı" bulunduruyordu. Vilayet idaresinin başında "Vali" veya "Hakim" ünvanını taşıyan bir idareci bulunuyordu. Yakub Han, haklı olarak, mahalli idarelerin başında bulunan valileri de en güvendiği kişiler ara-sından seçiyordu. Merkezi hükümetten fazla olarak valilere, "Eşikağası" Unvanında bir de yardımcı veriliyordu.

Yakub Han devrinde Doğu Türkistan'ın en önemli vilayetlerini şöyle sıralayabiliriz:

Kaşgar, Yenihisar, Yarkend, Hoten, Uç Turfan, Aksu, Bay, Kuça, Kurla ve Turfan. Her vilayetin valisi ve yardımcıları vazife yaptıkları bölgede oturmak mecburiyetinde idiler. Bu mecburi ikamet ile valiler ve yardımcıları o vilayetlerde Yakub Han namına otoriteyi sağlayacak ve halktan alınması gereken vergileri zamanında toplayacaklardı.

Emniyet ve Adalet Sistemi:

Doğu Türkistan'da Merkezi İdarenin ve Valiliklerin en önemli yardımcıları Kadılar ile Polisler idi. Ülkede asayişi sağlayan ve adaletin tecellisini temin eden bu iki zümre idi. Yakub Han, polis teşkilatını iki kısma ayırmıştı. Birinci kısımda vazife gören polisler gizlice tayin edilirler ve Yakub Han'a da son derece bağlı bulunurlardı. Bunların en önemli görevleri, ülkeye gelen yabancıları takip etmekti. Değişik kılık ve kimliklerle hareket eden bu polisler, yabancı elçilerin ve tüccarların her hareketini ve sözünü anında Yakub Han'a rapor ederlerdi. Halk bu polislerden çekindiği için, Doğu Türkistan'a gelip giden yabancılar halk ile doğru dürüst temas kuramaz ve onlardan fazla bir bilgi alamazlardı. Bu sebepten Yakub Han'ın polis teşkilatı yabancı gözlemciler tarafından pek tasvip edilmemişti. Zira, onlar, Doğu Türkistan'da istedikleri casusluk hareketini rahatça yapamamışlardır.

Yakub Han'ın polis teşkilatının ikinci kısmı normal polislik vazifesini, yani emniyet görevini yapan insanlardı. Bunlar da şehir içi ve şehir dışı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Şehir dışında vazife gören polisler, gruplar, halinde gezer ve bir şehirden öbür şehire gidenleri kontrol ederlerdi. Doğu Türkistan'da iş güç sahibi ve yeteri; geliri olan kişiler rahatlıkla seyahat edebilirlerdi. Bunlar seyahate çıkmadan evvel polis şeflerinden ve valilerden bir gezi belgesi alır ve onunla seyahat ederdi. Polisler istediği zaman bu seyahat belgesini göstermek mecburiyetinde idi. Fakir ve işsiz olanlara, varlıklı birinin kefaleti olmadan şehirler arasında seyahat etmesine izin verilmezdi. Böylece, Doğu Türkistan hükümeti, kırsal alanda kimlerin dolaştığını bilir ve bir anormal gelişme veya hadise halinde derhal gerekli tedbiri alırdı.
Polis teşkilatının şehir içinde vazife gören kısmı, Adalet mekanizmasının başında bulunan Kadıların verdiği kararları uygulamakla yükümlü idiler. Bunun haricinde polisler gündüzleri ve geceleri sokak aralarında devriye gezerek asayiş ve nizamı sağlarlardı.

Kanunların uygulanması ve cezalar Valilerle beraber Kadıların elinde idi. Bir İslam devleti olan Doğu Türkistan'da "Şeriat", yani dini kanunlar uygulanırdı. İslamın yasak ettiği husustan yapanlar, kadın olsun, erkek olsun, en ağır cezalara çarptınlırdı. Uygulanan cezalar işlenen suçlara göre değişirdi. Adam öldürmenin cezası ölüm idi. Adam öldürmeden sonra en kötü fiil hırsızlık idi. Hırsızlık veya ona benzer suçları işleyenler, işledikleri suçun ağırlığına göre para ödeme, kırbaçlanma, işkence hapis gibi cezalara çarptırılırlardı. Kadılar, sanıkları sorguladıktan ve cezalarını verdikten sonra onları Müfti ve Valiye havale ederdi. Onların tasdikinden sonra suçlulara cezaları halkın önünde verilirdi. Cezalar verilirken valiler bizzat orada bulunurlardı. Böylece, Valiler, vilayetlerinde kontrol ve emniyeti sağlamış olurlardı. Şayet Valilerin yanlış bir icraatı veya kararı olursa ve bu merkeze şikayet edilirse, ilgili vali Kaşgar'a çağrılır ve bizzat Yakub Han tarafından sorgulanırdı.

Yakub Han, kurduğu bu idari sistem ile geniş bir coğrafyayı içine alan ülkesini başarıyla kontrol etme imkanı bulmuştur. Ne var ki, bu sistemin uygulanışı esnasında kullanılan otorite ve. disiplin zaman zaman dozunu kaçırmış ve bir nevi zulüm rejimi haline dönüşmüştür. Fakat, bazen uygulanan bu acımasız baskılara rağmen halk, sağlığında Yakub Han'a karşı asla isyan etmemiştir. Bilhassa Yakub Hanin son yıllarında görülen bu bozukluklar ve sertlikler kendisini de çok üzmüştür.

Kaynakça
Kitap: DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ TARİHİ
Yazar: Mehmet SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:09

B- Ordu

Yakub Bey, Büzürg Han'a yardıma geldiği zaman emrinde bir ordu yok idi. Kendi maiyyetindeki az sayıda milis kuvveti ile Büzürg Han taraftarları askeri gücü oluşturuyordu. Yakub Bey'in bu insanları askeri bir eğitime tabi tutacak ve sıkı bir disiplin içine alacak bir subaylar zümresi yoktu. Dolayısiyle, işin başlangıcında Doğu Türkistan da düzenli bir ordu bulunmuyordu. Fakat, 1865 yılında Hokand ordusunun Rus ordusuna yenilmesinden sonra, daha önce Yakub Bey'in kumandası altında çalışan subaylar, askerleri ile birlikte Kaşgar'a gelerek Doğu Türkistan ordusuna katılmışlardır. İşte bu tarihten itibaren Yakub Bey, ordusunu, Hokand ordusu nizamında yeniden kurdu. Başlangıçta bu ordu, "yiğit" adı verilen dört süvari alayı ile "Serbaz" adı verilen bir alay piyade askerinden oluşuyordu. Her alay 3.000 askerden oluşuyor ve tamamı 15.000 kişiyi buluyordu. Bu süvari alaylarından birine bizzat Yakub Bey, diğerlerine de general rütbesinde Emir-i Leşker (Leşkerbaşı) kumanda ediyordu.

Yakub Bey'in ordusunda subay sınıfı ise şöyle bir silsile takip ediyordu:

Emir-i Leşker'den sonra Pansadbaşı, kısaca Pansad geliyordu. Pansad, beşyüz kişilik bir askeri birliğe komuta eden subaydı. Pansad'dan sonra gelen rütbe yüzbaşılık idi. Yüz insana kumanda eden bu komutanlar sonra Pen-cahbaşı, yani 50 kişiye komutan eden subay idi ki, buna mülazım yani teğmen deniyordu. Her teğmenin emrinde de dört-beş onbaşı (dih-başı) bulunuyordu.

Yakub Bey'in iki sınıftan oluşan bir ordusuna, bilahere, topçu sınıfı da ilave edilmiştir. Topçu sınıfına kumanda eden subaya Topçubaşı denirdi. Çinlilerin düşmanca bir tavır içine girmeleri üzerine Yakub Bey, hem ordusunun sayısını artırmış ve hem de Osmanlı Devletinden getirttiği subaylar vasıtasiyle daha iyi eğitim ve talim görmesini sağlamıştır.

Kaşgar ordusu hakkında birinci elden bilgi veren üç kaynak bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Kaşgar ordusunu eğiten Osmanlı subaylarından Binbaşı İsmail Hakkı Bey'in raporu; ikincisi ise, Kaşgar'ı ziyaret eden Rus subaylarından Albay Kuropatkin'in Kaşgarya adlı eseri; üçüncüsü Yakub Bey devrinin hadiselerini kaleme alan Mirza Bey'in "Destan-ı Muhammed Yakub Beg" adlı eseridir. Her üç kaynağın verdiği bilgiye göre Yakub Bey'in ordusu 3540.000 kişi civarında idi. Buna ilaveten 10.000 kişilik Döngen (Çinli Müslüman) askeri gerektiğinde yardımcı olacaktı.. Fakat, bu Döngen yardımı hiç bir zaman gerçekleşmedi. Ayrıca, 10.000 kişilik Kırgız süvari birliği de gerektiğinde Yakub Bey'in ordusuna yardımcı olacaktı.

Kaşgarya adlı eserinde, Türk subaylarının Kaşgar ordusunu çok iyi eğitim ve talim yaptırdığını söyleyen Kuro-patkin'e göre Yakub Bey ordusunu muhtelif bölgelere şöyle yerleştirmişti:

Kaşgar'da 4.800, Maralbaşı'nda 400, Aksu'da 1.200, Bay'da 400, Kuça'da 1.500, Kurla'da 3.160, Divancı'da 900, Turfan'da 8.500, Toksun'da 6.000, Yenihisar ve Yar-kent'te 4.000, Hoten'de 3.000 ve diğer hudud bölgelerinde 1.500 kişi.

Toplam 35.360 asker. Mirza Bey ise, eserinde:

Kaşgar'da 7.700, Yenihisar'da 1.500, Yarkent'de 6.000, 12.000 Hoten'de, Aksu'da 6.000, Üç Turfan'da 1.500, Bay ve Bayram'da 2.000, Kuça'da 3.000 olmak üzere toplam 39.700 asker.
Kaşgar ordusu hakkında en sağlıklı bilgiyi o orduyu eğiten Türk subaylarından Binbaşı İsmail Hakkı Bey vermektedir.

İsmail Hakkı Bey, tamamının 50.000 civarında olduğunu söylediği Kaşgar ordusunun muhtelif sınıfları, eğitimi, silahları ve maaşları hakkında şu bilgileri vermektedir:

"Kaşgar hüküümetinin ordusu Süvari (Yiğit), Piyade (Serbaz) ve Topçu olmak üzere üç sınıfa ayrılır. Bu sınıflardan en mümtaz ve ehemmiyetlisi süvaridir. Süvari askeri Emir-i Leşker (General rütbesinde bir komutan) idaresinde olup, onunla yanında dört-beş tane Pansad bulunurdu. Her Pansad beşyüz kişilik bir askeri birliğe kumanda ederdi. Pansad'dan sonra yüzbaşı ve ondan da ufak rütbede Pencahbaşı gelirdi ki, o da mülazım (yani teğmen) idi. Bir Pencahbaşı (Teğmenin) nin emrinde üç-dört onbaşı bulunurdu. Onbaşılara "Dih-başı denirdi. Kumandan kadrosu bu şekilde oluşturulan Kaşgar ordusu bir namlulu (yekmile), iki namlulu (dümile) diye iki gruba ayrılırdı. Kullandıkları tü-fenkler ekseriyetle kabsüllü ve bazende fitilli idi. Fitilli tü-fenklerin bazısı ağır olduğundan ateş etmekte kolaylık sağlaması için tüfenk'in baş tarafına tutturulmuş, hareket eden iki çatallı bir sehpa bulunur ki, yere koyarak atılırdı.

Süvari askerinin bellerinde birer kılınç bulunur ki, bu kılınç bel kayışına bağlıdır. Kayış üzerinde bulunan bazı kese ve çantalar vardır. Bunlardan kimine kurşun, kimine barut ve kimine de yağ ve vida sökmeye yarayan anahtar vb. gibi aletler konurdu. Askerlerin elbisesi birbirine uymaz bir halde olup, erlerin başları bazen sarıklı ve bazen kalpaklı idi. Askerler umumiyetle "Cermine" denilen bir elbise giyerlerdi. Hayvanlara olan merak ve sevgileri dolayısiyle herkes kendi hayvanına bakardı. Harbe gidileceği öğrenilince herkes altını her türlü şartta dayanıklılığını devam ettirmesi için özel bir talime tutardı. Süvarilerin kullandığı birkaç cins at vardı ki, bunların en iyileri Türkmen, Arab, Kalmuk, Kazak ve Kırgız atları idi. Bu atlar ile ani hücum ve manevra yapma usulleri gerçekleşirdi. Binici hücum esnasında atın altma kayıp kılıç çekmeyi ve silahla sağa-sola atış yapmayı öğrenirdi. Umumiyetle oğlak oyunları tertip edilerek bu ta-limler yapılırdı. Oğlak oyunlarında onbeş-yirmi okkalık büyük bir keçiyi birden alıp kapmak ve aldığı halde üzerine gelenlere bu keçiyi vermemek şeklinde bu talimler yürütülürdü. Böylece atlar hazır hale gelirdi. Süvarilerin bu talimleri her sene teftiş edilirdi ki, buna "görün" denirdi. Bu teftişten sonra bütün süvariler Hanin önünden geçerlerdi. Geçit resminin ardından süvarilere, atlan ve kendileri atının ihtiyacı olan yemi vs. alabileceği bir "yete" yani köy tayin edilirdi. Bütün bu işler rütbeye göre ayarlanırdı. Rütbesi büyük olan askerlere daha fazla "Yete" verilirdi. Bu taksimatlar, umumiyetle üçyüz kişiye kumanda eden Pansad'lar vasıtasiyle yapılırdı. Her Pansad'ın yanında iki Laver, her Laver'in yanında iki Serzan, her Serzan'ın yanında da iki yüzbaşı bulunurdu. Aynı şekilde, yani her yüzbaşının yanında iki Pencahbaşı (Teğmen) ve her Teğmenin yanında da iki Dih-başı (onbaşı) bulunurdu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:09

Kaşgar ordusunun Piyade askerlerine gelince:

Bunları silahları kapsüllü, süngülü ve fitilli tüfenklerden oluşurdu. Askerlerin bellerinde süngü, fitilli süngü, fitilli tüfenklilerde ise pala bulunurdu. Süvarilere nispeten bu piyade askerleri daha muntazam olurlar ve rütbelerini gösteren muntazam nişanlara ve derecelere sahiplerdi. Başlarında kırmızı kalpak bulunan bu askerler, deri ceket ve geniş paçalı pantolonlar giyerlerdi. Ayaklarında ise çizmeler bulunurdu. Piyade sınıfına mensup askerlerin talimleri muntazam bir şekilde yapılırdı. Piyade askeri Türkistan'da bilinen bir husus değildi. Yakub Han'ın özel gayreti ile bu sınıf geliştirilmiştir. Piyade askerleri kurgan demlen bir kışlada aileleri ile birlikte otururlar ve başlarında bir Naib bulunurdu. Talim ve harb zamanlarının dışında askerler çarşıda, sanat ve ticaretle meşgul olurlardı. Naib, kışlaya ait arazileri askerlere işletir ve elde edilen mahsulü aralarında dağıtırdı. Eğer eldeki arazi yetmez ise askerlere ek arazi verilirdi. Yiyecek ve giyeceği karşılanan askerlerden her bir nefere üç ayda bir 15 Tenge, yani yirmibeş-otuz guruş para verilirdi.

Kaşgar ordusunun Topçu sınıfına gelince:

Topçu askerleri bir Topçubaşı idaresinde birkaç yüzbaşı ve her yüzbaşının emrinde de Pencahbaşılar (Teğmenler) ve bunların emrinde de Dihbaşıları (Onbaşı) bulunurdu. Bir Topçubaşı altı topdan oniki topa kadar kumanda ederdi. Topçular, "Karkadim kaval" adı verilen topları kullanırlardı. Topçuların bellerinde birer kılınç ve arkalarında birer tüfenk bulunurdu. Topçu askeri piyade olup, elbiseleri oldukça muntazamdı. Fakat, piyade askerlerinin aksine kalpakları siyahtı. Topların bulunduğu yere "Tophane" denir ve Topçubaşılar tarafından piyade askerleri gibi idare edilirlerdi".

Yakub Han'ın, Osmanlı subaylarının yardımı ile modernize ettiği ve adına "Nizam ı Cedidi" dediği bu ordunun disiplinini kumandanlarının yanısıra askeri hakim "Kadı Asker=Kazasker"ler vasıtasiyle sağlıyordu. Her alayın ve askeri sınıfın başında aynı zamanda birer Kazasker, yani askeri hakim bulunuyordu. Kumandanlarının seçimine çok dikkat eden Yakub Han, mümkün olduğu kadar kendine sadık olanları, özellikle Hokandlıları, kumandan yapmış, kabile reislerine komutanlık vermemiştir. Bu ise, Doğu Türkistan halkı tarafından pek hoş karşılanmamıştır.

Yakub Han, ülkesinin istiklalini Ruslara ve bilhassa Çinlilere karşı korumak için ordusunun silah gücünü artırmaya çalışmış ve bu maksatla Osmanlı Devleti ile İngiltere'den silah istemiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, Osmanlı Devleti'nden hem silah istemiş ve hem de ordusunu eğitecek ve modernize edecek subaylar rica etmişti. Osmanlı Devleti'nden bütün aletleri ile birlikte 6 adet Krupp topu, 1000 adet eski ve 200 adet de yeni yapı tüfenk almıştır. Ayrıca kapsül ve barut imali için gerekli malzeme ve ustaları da getirtmişti. Ne var ki, Yakub Han, İngilizlerden istediği silahlan almamıştır. Sadece tüccarlar kanaliyle ve oldukça pahalı bir şekilde bir miktar tüfenk satın alabilmiştir. Yakub Han'ın tüccarlar kanaliyle İngilizlerden bir miktar silah satın almaşım Rus makamları "Yakub Han'a İngiliz Yardımı" şeklinde değerlendirmişlerdir. Fakat, bu silahların yetersizliğini gören Yakub Han, ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak ümidiyle, ülkesinde iki adet tüfenk ve bir adet de barut fabrikası kurdurmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:09

C- Sosyal ve Ekonomik Hayat

Doğu Türkistan'ın sosyal ve ekonomik hayatı, bilhassa 1758'deki Çin işgalinden sonra oldukça kötüleşmiş idi. Bunun en büyük sebebi, daha önceki bölümlerde de izah edildiği gibi, Doğu Türkistan'daki Çin idaresinin tamamen halkı sömürmeye yönelik bir icraatte bulunmasıdır. Ağır vergilerden bunalan halk sık sık Çin yönetimine karşı ayaklanmak mecburiyetinde kalmıştı. Bu ayaklanmalar ve Çin idaresinin mukabil bastırma hareketleri neticesinde ülkenin sosyal ve ekonomik hayatı bozulmuş, insanları büyük bir sıkıntı içine düşmüşlerdir.
Yukarıda kısaca temas edilen sıkıntılar, Yakub Hanin 1864'de sömürgeci Çin yönetimine son vermesinden sonra kademe kademe düzelmeye başlamıştır.

Bu sıkıntıları gidermek için Yakub Han, kendisiyle ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirmek isteyen Ruslara yazdığı bir mektupta şöyle izah etmektedir:

"Bizim topraklarımız sizinkilerle karşılaştırılırsa bir fakir viranedir. Şimdi, ülkedeki Çin iktidarının kovulmasından sonra geriye bıraktığı tahribatı düzeltmeye çalışıyoruz. Altı yıldır bu düzeltme işi ile uğraşıyoruz. Ülkede iyi olan herşeyi mahvetmişler, geriye hiçbir şey bırakmamışlardır. işte bu sebepten dolayıdır ki, zengin tüccarlarınızın ülkeye girmeleri şimdilik yasaklanmıştır. Zira onlar burada ticaret yapacak hiçbir şey bulamazlar, sadece bir virane bulurlar".

Yakub Han, önündeki güçlükleri yenmek için önce ordusunu, sonra idare sistemini ve emniyet teşkilatım kurmuştur. Ülkede herşeyi kontrolü altına aldıktan sonra Yakub Han, sosyal ve ekonomik problemlere bir bir el atmış ve bu alanlarda da ülkesinin ilerlemesi için elinden geleni yapmıştır. Her toplumda olduğu gibi, eğitim kurumları Doğu Türkistan halkının hayatında en önemli yeri almakta idi. Zira, ülkenin gelişmesi ve başarılı bir şekilde idaresi için bilen ve okumuş nesillere ihtiyaç vardı. Onun için, Yakub Han, eğitim işlerine ayrı bir önem ve öncelik vermişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:11

Yakub Han Devrinde Eğitim

Her İslam ülkesinde olduğu gibi, Doğu Türkistan'da da eğitim kurumlarını mektepler ve medreseler oluşturuyordu. Mekteplerde verilen ilk bilgi, Kur'an-ı Kerim okumak üzerine olmuştur. Tecvid ve kıraat kaidelerine uygun bir şekilde Kur'an'ı okumayı öğrenen talebeler, ikinci olarak ibadet ile ilgili bilgileri öğrenirlerdi. Bu dini bilgilere ilaveten öğrencilere ana dilleri olan Türkçe, yani Uygurca ile medrese tahsili için lazım olacak olan Arapça ve Farsça hakkında da bilgi verilirdi. Fakat, bu diller hakkında verilen bilgiler son derece sınırlı ve basit olduğu için, öğrencilerin bu alanlarda aldığı eğitim oldukça yetersiz idi.

Medrese eğitimine gelince; Medreselerde dini ilimlerin yanısıra beşeri ve fen bilimleri de okutuluyordu. Fakat, beşeri bilimlerin içinde Felsefe ve Mantıktan başka konu öğretilmezdi. Verilen tarih bilgisi, sadece İslam tarihini ihtiva ediyordu. Fen bilimlerinden Matematik, Fizik, Kimya ve Astronomi dersleri okutulmakla birlikte verilen bilgi son derece yetersiz ve eksik idi. Doğu Türkistan dış dünyaya oldukça kapalı kaldığı için diğer bilim dallarının, özellikle fen bilimlerinin ne kadar ilerlediğinden Medrese hocalarının haberi yoktu. Osmanlı subayları ve teknisyenlerinin Doğu Türkistan'a gelmelerinden sonra başlatılan barut ve silah imaliyle birlikte fen bilimlerinin iyi öğretilmesinin zarureti hissedilmiş ise de, yaklaşan Çin işgalinin yarattığı telaş içinde bu alanda bir hamle yapılamamıştır.

Bu arada, Medreselerde dini ilimlerin oldukça iyi bir düzeyde öğretildiğini görüyoruz. Kur'an-ı Kerim, Hadis ve Fıkıh derslerinin yanısıra Arapça ve Farsça derslerine de önem verilmiştir. Hatta bazı dersler, özellikle gramer, hadis ve felsefe ilimleri Arapça olarak öğretilirdi. Medreselerden başarıyla mezun olanlar Müderrislik, Kadılık, Müftülük ve Kadı-Askerlik mevki ve makamlarında vazife alabilirlerdi. Dolayısiyle Medrese mezunları, ülkenin idaresinde önemli ve tesirli hizmetlerde bulunabilirlerdi.
Doğu Türkistan'daki Mektepler ve Medreseler, maalesef, on yıl gecikme ile Gaspıralı İsmail Bey'in başlattığı eğitim reformlarından nasibini alamamıştır. Bu reform hareketi Doğu Türkistan'a ulaşsa idi, Usul-i Cedid Mektepleri ve Medreseleri Doğu Türkistan halkının eğitim ve bilim alanlarında, dolayısiyle ekonomik ve askeri alanlarda daha başarılı olmalarını sağlardı. Bunun neticesinde de ülke muhtemelen Çin işgaline mukavemet eder ve istiklalini koruyabilirdi.

Bilindiği gibi, Gaspıralı İsmail Bey, uzun araştırmalardan sonra, Müslüman Türk ülkelerinin geri kalış sebeplerinin başında yetersiz ve yanlış eğitim sisteminin geldiği kanaatine varmıştı. Bu kanaat çerçevesinde önce mekteplerde ve sonra da Medreselerde bir seri reformlar yapmış, fen ve beşeri bilimlerle ilgili ders konularını bu okulların müfredat programlarına yerleştirmiş ve Müslüman Türk halklarının İslamdan ayrılmadan çağdaş bir eğitim ile muasır medeniyet seviyesine ulaşabileceğini herkese göstermişti. Nitekim, O'nun, Usul-i Cedid Mektepleri ile Usul-i Cedid Medresele-rinden yetişen genç nesiller, ülkeleri Rus işgaline uğramasına rağmen hiçbir zaman eziklik duymadan ve geri kalmadan varlıklarını sürdürme imkanını bulmuşlardır. Aynı düşünceler etrafında Gaspıralı'nın başlattığı dil ve kültür birliği çalışmaları, Rus idaresinde yaşayan Türkler arasında milli şuurun yaşamasına da yardımcı olmuştur.

Ne var ki, Çinliler, Yakub Han'ın kurduğu müstakil Doğu Türkistan Devletini 1878'de yeniden işgal ettiği sırada Doğu Türkistan Türklerinin eğitim hayatında, batılı anlamda, bir gelişme yoktu. Doğu Türkistan'ın modern dünya ile ilişkisi kesik olduğu ve Çinlilerin de Doğu Türkistanlılara modern eğitim sistemi getirme gibi bir niyetleri olmadığı için, Doğu Türkistan halkı ileri hamlelerden daima uzak kalma bahtsızlığına uğramıştır. Çin işgalinden sonra kurulan yeni yönetim şeklinde de Doğu Türkistan halkının eğitimi ve ilerlemesi ile ilgili hiçbir faaliyet yapılmamıştır. Kaderiyle başbaşa bırakılan Doğu Türkistan halkını Çinliler, ancak vergi toplamaya geldikleri zaman görmüşlerdir. Onların eğitim ve hayatına müspet hiçbir katkıları olmamıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:11

Ekonomik ve Ticari Hayat

Çok geniş bir sahayı içine alan Doğu Türkistan, zengin topraklara sahip bir ülkedir. Önemli bir kısmını çöller kaplamasına rağmen, ülke, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile mevcut nüfusu çok rahat bir şekilde yaşatacak seviyededir.

Hatırlanacağı gibi, Çin'in batı ve kuzeybatı cephelerini emniyete almak iddiasiyle Doğu Türkistan'ın işgalini tartışırken Çinli generallerin ve yöneticilerin önemli bir kısmı bu ülkeyi kontrol altında tutmanın Çin için büyük mali külfete girmesine sebep olacağını söylemişler ve işgale karşı menfi tavır takınmışlardı. Fakat, Doğu Türkistan'ı gelip bizzat görenler ve bilhassa General Tso, işgal ve kontrol için yapılacak harcamaları geri aldıktan sonra, o ülkenin verimli topraklarından ve ticari imkanlarından önemli miktarda gelir sağlayacaklarını ileri sürerek işgali gerçekleştirmişti. Çin'in, devletler arası hukuku çiğneyerek, güya kendi emniyeti için Doğu Türkistan'ı işgal ederken dahi, bu ülkenin ekonomik ve ticari imkanlarını eline geçirerek maddi gelir peşinde koştuğu bir gerçekti.

Çin ile birlikte o bölgeye sızmaya çalışan emperyalist ve sömürgeci ülkelerden Rusya ve İngiltere İmparatorlukları da Doğu Türkistan'ın ekonomik ve ticari imkanlarını ellerine geçirmek istiyorlardı. Bu maksatla her iki devlet, daha önce de izah ettiğimiz gibi, tekrar tekrar elçilik heyetlerini Doğu Türkistan hakimi Yakub Han'a göndermişler ve onunla ticari andlaşmalar yapılıyordu.

Burada, hemen belirtmek gerekir ki, Yakub Hanin Doğu Türkistan'a kazandırmasından sonra, ekonomik ve ticari hayatı kısa zamanda canlandırmak mümkün olmamıştır. Zira, 1758'den beri Çin baskısına karşı sık sık ayaklanma Doğu Türkistan Türkleri ve onların üzerine sevk edilen Çin kuvvetleri bölgenin ekonomik ve ticari hayatını altüst etmişlerdi. Nitekim Rusların, ısrarla Rus tüccarlarının Doğu Türkistan'da hemen ticari faaliyete girmelerini istemelerine mukabil Yakub Han, ortaya çıkan tahribatı hatırlatarak, ticari faaliyetler için henüz zeminin hazır olmadığını bildirmiş-tir. Ayrıca, Döngenler, yani Çinli Müslümanlar, Doğu Türkistan Türklerinde ayrı olarak Merkezi Çin idaresine karşı ayaklanarak istiklallerini ilan etmişlerdi.

Nitekim Çin yönetimi askerlerini önce Kansu Eyaletinde yaşayan bu Müslüman halk üzerine göndermiş, sonra da Doğu Türkistan'a sevk etmişti. Ne var ki, Döngenler, yalnız Kansu Eyaletiyle yetinmemişler, Doğu Türkistan'ın önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Urumçi'yi de devletlerinin bir parçası olarak görmeye başlamışlardı.

Konu şöyle bir seyir takip etmişti:

1758'deki işgalden sonra kurulan Doğu Türkistan'daki Çin yönetimi, kendi soydaşları olan Döngenlere biraz daha müsamahalı davranarak, onların Urumçi bölgesine yerleşmelerine ve bölgenin verimli topraklarım işlemelerine izin vermişlerdi. Doğu Türkistan'daki Çin yönetiminin Dön-genlere gösterdiği bu müsamahanın diğer bir sebebi ise, soydaşları olan bu insanlardan daha kolay vergi toplamaları idi. Urumçi havalisinde kurulan çiftlikleri bu Çinli Müslümanlar işletmiş, hem kendileri kazanmış ve hem de Çinli yöneticilerin istedikleri vergileri ödemişlerdir. Bu politikanın neticesinde Urumçi bölgesinde Çinli Müslümanların, yani Döngenlerin nüfusu artarken, Müslüman Türk nüfusu da azalmıştır. XIX. asrın ilk çeyreğinden itibaren sömürgeci Çin idaresine karşı Doğu Türkistan'da isyanların sıklaşması ve aynı asrın ikinci yarısında Çin yönetiminin bölgeden kovulması ile hem doğu Türkistan Türkleri ve hem de Döngenler istiklallerini ayrı ayrı ilan etmişlerdi. Yakub Han, ülkesinin istiklalini ilan ettikten sonra, Doğu Türkistan'ın bütünlüğünü sağlamak için, haklı olarak, Urumçi üzerine de bir sefer yapmış ve bu kadim Türk ülkesini devlet sınırlan içine almak istemiştir. Döngenler, Urumçi bölgesi vermemek için Yakub Han'a karşı mücadele edip savaşmışlardır. Sonunda Yakub Han, Döngenleri yenmiş ve Urumçi'yi ülkesine dahil etmişti. Fakat, Beg Kulu kumandasındaki Doğu Türkistan ordusuna karşı savaşan ve yenilen Döngenlerin önemli bir kısmı aileleri ile birlikte Kansu Eyaletine göç etmişlerdi. Neticede Urumçi havalisindeki çiftliklerin önemli bir kısmı bu mücadeleler dolayısiyle perişan olmuş ve bir süre boş kalmıştır.

Yukarıdaki tarihi gerçekleri gözardı eden bazı araştırmacı ve gözlemciler, Yakub Han'ın kasıtlı olarak Urumçi havalisindeki çiftlikleri perişan ettiğini ifade etmektedirler ki, bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Kısaca, Doğu Türkistan'ın ekonomik ve ticari hayatının yeniden canlanabilmesi için Yakub Han'ın, harplerden perişan hale gelen ülkesini yeniden imar ve tanzim etmesi gerekiyordu. Nitekim, öyle de olmuştur. Daha önce de izah edildiği gibi, Yakub Han, kendi Merkezi Hükümetiyle Eyalet Hükümetlerini tanzim etmiş, kurduğu emniyet teşkilatı ile ülkede asayiş ve istikrarı sağlamış, ekonomik ve ticari hayat için gerekli zemini oluşturmuştur. Yakub Han, istikrar ve emniyeti sağladıktan sonra da ticari hayatı serbest bırakmış, ekonomik alanda da gerekli tedbirleri almıştır.

Burada, akla, şöyle sorular gelebilir:

Acaba, Doğu Türkistan'ın nasıl bir ekonomisi vardır? İç ve Dış ticareti nasıldı?

Yakub Han devrinde Doğu Türkistan ekonomisinde bilhassa şu üç branşda ileri gidildiğini görmekteyiz:

Dokumacılık, mimarlık ve el sanatları. Ülkede bol miktarda yetiştirildiği için, onların yünlerinden ve derilerinden azami derecede istifade edilmiştir. Bu arada az miktarda da olsa ipek yetiştirilmesi ve dışarıdan satın alınması, dokuma sanayinin hammadesi olan yün ve ipeğin hazır olmasını sağlamıştır. Dolayısiyle Dokumacılık alanında dışa bağımlı kalınmadan üretim yapmak mümkün olmuştur ki, bu hem Doğu Türkistan halkının ihtiyaçlarını karşılamış ve hem de önemli miktarda dış ülkelere satımını sağlamıştır. Üretilen ipekli ve yünlü kumaşlar bütün Orta Asya pazarlarında en beğenilen mallar olmuştur. Bu arada, ülkede yetiştirilen pamuğun bu dokuma sanayiinde ihtiyacı karşılayacak miktarda olduğu görülmektedir. Bunlara ilaveden dokunan halılar, kilimler ve keçeler komşu ülkelere ihraç edilen mallar arasında bulunuyordu. Doğu Türkistan'da üretilen maların dış ülkelere satımı, ya Doğu Türkistan pazarlarına gelen yabancı ülke tüccarlarına veya Doğu Türkistanlı tüccarların komşu ülkelerin pazarlarına gittiğinde oraların tüccarlarına satmak şeklinde oluyordu. Yabancı ülkelerden alınan mallar da aynı yolla temin ediliyordu.

İnsanların hayatında önemli bir gelir kaynağı olduğu için, ayrıca pek çok insanın giyim-kuşam ihtiyaçlarını sağladıkları için tüccarların bir ülkeden başka bir ülkeye seyahatleri umumiyetle ülkeler arasında yapılan ticari andlaşmalar ile garantiye alınmıştır. Bu andlaşmaların verdiği rahatlık ve emniyet ile seyahat eden tüccarlar, yaz-kış demeden yüzlerce kilometreyi katetmişler ve mallarını muhtelif pazarlarda satmışlardır. Bu seyahatler esnasında tüccarlar, mallarını iki şekilde taşımışlardır. Ülkeye kuzeyden gelen Rus tüccarları, mallarını umumiyetle arabalar vasıtasiyle taşırlarken, ülkeye güneyden gelen Hindli tüccarlar mallarını at ve katır üzerinde taşımışlardır. Doğu Türkistan tüccarları ise mallarını hem arabalar, hem de at ve katır sırtında taşımışlardır.

Doğu Türkistan'da dokumacılıktan sonra en çok ileri giden iş kollan el sanatları ile mimarlık alanında olmuştur. İslam dininin resim ve heykel gibi sanat eserlerini yasaklaması sebebiyle, Müslümanlar, sanat zevkini İlahlara, kumaşlara, camilere ve medreselere ve diğer binalara işledikleri desen ve şekillerle ortaya koymuştur. Bu arada, kuyumculuk, bakırcılık ve deri işçiliği de oldukça ileri gitmiştir. El sanatlarının satılabilenleri yabancı tüccarlara satılmış ve karşılığında da porselen, çay fincanları, tabak ve bina camlan alınmıştır. Bu mallar daha çok mübadele şeklinde elden çıkarılmıştır. Dokumacılık alanında olduğu kadar olmamakla beraber, el sanatları alanında üretilen bu mallar, Doğu Türkistan'ın ekonomik hayatına önemli bir katkıda bulunmuş ve canlılık getirmiştir.

Yakub Han, bilhassa Osmanlı Devletinin başı olan Halife'nin himayesine girdikten sonra, İslami faaliyetlere daha çok ağırlık vermiştir. "Mektep ve medreselerde İslami eğitime ağırlık vermiş, halkın tam bir Müslüman gibi yaşaması için gereken herşeyi yapmıştır. İslami usulde yaşamını sürdürmeyenleri cezalandırmıştır. Bu arada, Yakub Han, bol miktarda Cami, Medrese ve Türbe yaptırmıştır. Bu inşaat faaliyetleri dolayısiyle mimarlık sanatı, mühendislik ve nakkaşlık alanlarında oldukça ileri gitmiştir. Masraftan çekinmeyen Yakub Han, bilhassa büyük şehirlerde yaptırdığı cami ve medreselerin mümkün olduğu kadar taş ve mermerden olmasını istemiştir. Onun bu isteği doğrultusunda hareket eden Türkistanlı mimarlar, muntazam taşlardan ve mermerlerden istifade ederek Kaşgar, Yarkent, Hoten, Aksu ve Kuça gibi merkezlerde büyük eserler vermişlerdir. Ne var ki, o devirde çimento vs. gibi inşaat malzemelerinin yokluğu dolayısiyle, yapılan bazı binaların ömrü fazla uzun olmamıştır. Buna rağmen, Yakub Han, ülkesini inşa etmeye devam etmiş, yaptırdığı hamamlar, okullar, sivil ve askeri personelin yaşayacağı lojmanlar ile hem halkına ve hem de idareci zümreye hizmet etmiştir. Bu arada, ordusunun ihtiyaçlarım karşılamak için silah fabrikaları kurdurmuştur.

Doğu Türkistan tarihinin bu birinci cildinde verilen bilgiler doğrultusunda, ekonomik ve ticari konulan izah etmek zarureti olduğu için, Doğu Türkistan'ın Orta Asya ticaretindeki önemini göstermesi bakımından şu istatistik! bilgiyi de burada nakletmek zaruretini hissediyoruz. Doğu Türkistan'a gelen Rus tüccarları 1850'li yıllarda 2.255.990 Rublelik mal satmışlar, 3.168.300 rublelik mal almışlardır. Doğu Türkistan'ın Yakub Han önderliğinde istiklalini kazanmasından sonra da Ruslar bu ticari ilişkiyi devam ettirmişler ve aşağı-yukarı aynı değerde mal ihraç edip, mal almışlardır. Rus tüccarları Doğu Türkistan'dan yukarıda zikredilen mallan alırken, Doğu Türkistan tüccarları daha çok demir, demirden yapılmış aletler, şeker, kumaş boyalan, tutkal ve tütün gibi mallan almıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yakub Han Doğu Türkistan'ında Devletin Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 17:12

Aynı devirde, İngiliz idaresindeki Hindistan'dan Doğu Türkistan'a satılan ve Doğu Türkistan'dan alınan malların değeri 802.563 rupi ile 1.508.074 rupi arasında olmuştur ki, bu ticaret hacmini artırmak için İngilizler büyük gayret sarf etmiştir. İngiliz tüccarlar pamuklu kumaşlar, baharat, çivit, çay, şeker, tütün İslamiyetle ilgili Arapça kitap ve çeşitli silahlar satar, karşılığında ise, altın, gümüş, ham ipek, yün, halı, at, kömür ve hah alırlardı.
Doğu Türkistan hükümetinin en büyük geliri vergiden olmuştur.

Yakub Han, halktan üç çeşit vergi toplamıştır:

Haraç, Zekat ve Tanabi. Haraç, toprak sahiplerinin ödediği bir vergi çeşidi idi. Çiftçinin arazisinden elde ettiği ürünün onda biri (1/10) devlete vergi olarak ödenirdi. Bahçelerden ve bağlardan alınan vergi, yetiştirilen ürüne göre vergi memurları tarafından takdir edilirdi. Vergi memurları devletten maaş almadıkları için, vergi takdirini geniş tutarlar, hem kendi maaşlarını ve hem de hükümetin hazinesine ödenecek parayı çıkartırlar idi. Bu ise, ziraatle uğraşar köylülere ve toprak sahiplerine fazladan bir yük getiriyordu. Bu vergiyi toplayan memurlar, bazen mal sahiplerini, piyasa değerinin altında mallarını satmaya zorluyorlardı ki, en büyük haksızlık da bu şekilde yapılıyordu. Doğu Türkistan'da uygulanan bu vergi sisteminden, ister Yakub Han devrinde ve isterse Çin idaresi devrinde olsun, halk oldukça büyük sıkıntı çekmiştir.

Zekat, halkın bütün kesimlerinden alınan bir vergi çeşidi idi. Herkes, elindeki malın kırkta birini beş para olarak ödemek mecburiyetinde idi. Ticari emtia olarak malını pazarlamak isteyenlerin malları Gümrükevinde günün fiyatına uygun olarak vergisi alınırdı. Vergisi alınmadan mallar Gümrükevinde kalite kontrolünden geçirilirdi. 1878'deki Çin işgalinden sonra ülkede kurulan yeni yönetim, Doğu Türkistan halkından daha fazla vergi toplamaya başladı. Yakub Han'ın memurlarının aldığı kırkta bir vergiyi önce otuzda bire, sonra da yirmide bire çıkaran Çin yöneticileri, harp masraflarını bu şekilde Doğu Türkistan Müslümanlarının sırtından çıkarmak istemiştir.

Çin yönetiminin bu insaf dışı vergi sistemi, işgal dolayısıyla zaten perişan bir duruma düşmüş olan Doğu Türkistan Müslümanlarının hayatını daha da sıkıntıya sokmuştur.
Tanabi, Doğu Türkistan halkından alman özel bir vergi çeşidi idi. Verimli ve sulak toprak sahiplerinden alınan bu vergi, toprak sahibinin yetiştirdiği ürünün değerine göre toplanırdı. Bilhassa üzüm, pamuk ve safran gibi, ülkede zor yetişen mallardan bu vergi alınırdı.

Bu üç çeşit vergiden başka, insan ve mal varlığına göre ayrı bir vergi almıyordu. Malını satarken, evlenirken, herkes muayyen miktarda bir vergiyi devlete ödemekle yükümlü idi ki, zaten perişan duruma düşmüş olan halk, bu vergilerden son derece bunalır hale gelmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Doğu Türkistan Uygur Türkleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir