Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soykırım

Burada Doğu Türkistan Uygur Türkleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soykırım

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 15:39

Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soykırım

Bir tanığın gözünden 5 Temmuz Urumçi katliamı

Resim

Doğu Türkistan'ın Urumçi şehrinde 5 Temmuz 2009'da Çin'in gerçekleştirdiği katliamın tanığı, Dünya Bülteni'ne katliam gününü anlattı

Hamit Göktürk/ Dünya Bülteni

Her yıl 5 Temmuz 2009 Urumçi katliamının yıl dönümünde, bu katliamın görgü tanıklarının şahit olduklarını siz değerli okuyucularımızla paylaşmaya çalışıyoruz. Bu yıl da aynı şekilde olaylara şahit olan ve bir kısmını bizzat gören bir tanıkla yaptığımız mülakatı bilgilerinize takdim ediyoruz. Tanık, kimlik ve diğer kendisini afişe edebilecek bilgilerin kendi güvenliği açısından açıklanmasını istemediğinden, kimliği ve diğer bilgileri saklı kalmak üzere anlattıklarını bilgilerinize sunarken, değerli tanığımıza da teşekkür ediyoruz.

Hamit Göktürk: Türkiye'ye hoş geldiniz. Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Doğu Türkistanlı tanık: Teşekkür ederim. Türkiye’ye birkaç ay önce İstanbul’da bulunan yakınımı ziyaret ve Türkiye’yi görmek amacıyla geldim.

Ben aslında Doğu Türkistan’ın önemli merkezlerinden bir şehirde doğdum. Çocuk yaşımda öğrenim için başkent Urumçi’ye geldim. Burada yükseköğrenim gördüm. Daha sonra, Urumçi’de evlendim ve buraya yerleştim. Hayata atıldıktan sonra öğrendiğim mesleği icra etmedim. Devlete ait medya ile ilgili bir kurumda 40 yıla yakın bir süre çalıştım. Son görevim orta düzeyde bir yöneticilikti. Nihayet emekli oldum.

Türkiye’ye gelmeden önce bu ülkeyi ve İstanbul’u nasıl hayal ediyordunuz ve geldikten sonra nasıl buldunuz?

Türkiye ve özellikle mübarek İstanbul şehrinin, Uygurların kalbinde çok özel bir yeri vardır. Türkiye Müslüman Uygurlar için tarihten beri her zaman bir ilham ve manevi güç kaynağı olmuştur. Her şeyden önce dünya Müslümanları için, özellikle biz Uygurlar için bir dini merkez ve manevi başkenttir. Doğu Türkistan’da Türkiye ve Türk imaji her zaman önemini korumuştur. İstanbul, biz Uygurlar için bir hayal, özlem ve mutlaka görülmesi gereken ideal bir şehir olmuştur. Ülkemde, “İstanbul’u gören bütün Dünya’yı görmüş sayılır.” sözü meşhurdur. Türkiye’nin diğer bölgelerini henüz görme imkanım olmadı. Ancak İstanbul’u hayallerimin de ötesinde çok güzel buldum. Bir huzur, maneviyat ve camiler şehri. Dünyanın en güzel camileri burada. Her cuma Sultanahmet başta olmak üzere bütün büyük camilerde cuma namazı kılıyor ve ziyaret etmeye çalışıyorum.

Biliyorsunuz, 5 Temmuz 2009’da Urumçi’de Çinliler, bizim Uygur kardeşlerimize karşı büyük bir katliam yaptı. Etnik soykırım uyguladı. 197 Uygur’un şehit edildiği ve 2 bine yakın kişinin yaralandığı resmi olarak açıklandı. Çinlilerin bu açıklamalarında bildirilen rakamlar sizce doğru mudur?

Çinlilerin açıkladığı hiçbir rakam ve söylediği hiçbir söz doğru değildir. Çin’de mevcut rejim ve sistem her ne kadar komünist rejim olarak lanse ediliyorsa da gerçekte idareye ve yönetime Çin şovenizm ve faşizmi hakimdir. Çin’in binlerce yıllık devlet geleneğinden süzülüp gelen bugünkü sistemde de yalan, aldatma, göz boyama ve iki yüzlülük hakimdir. Ben bu rejimde 40 yıla yakın çalıştım. Ömrüm, yalan, hile ve mekir, desise ve riya içinde ve ondan korunmaya çalışmakla sürdü. Çünkü, buna uymayana hayat hakkı yoktur. 5 Temmuz Katliamı'nda açıklanan rakamlar da diğerleri gibi doğru değildir. Çin askerleri, o zamanki bölge diktatörü ÇKP Genel sekreteri Cellat Vang’ın silahlandırıp Uygurların üzerine saldığı etnik Çinli Çeteleri ile çok iyi bir koordinasyon ve işbirliği yaparak Uygurlara karşı büyük soykırım gerçekleştirdiler. Bizim duyduğumuz ve kişisel tahminim, ölen Uygurların sayısı binlercedir. Çünkü Urumçi’de Uygurların evleri ve dükkanları günlerce arandı. Gece sokaklarda sabaha kadar Çin Askerleri, Özel Birlikler ve Paramiliter Bingtuen adı verilen Çinli Çeteler tarafından Uygurlar katliama tabi tutuldu. Açıkçası Uygurlar sokaklarda kovalanarak ve vurularak katledilidiler. Biz bu katliam haberlerini fısıltı gazetesinden duyduk. Ama görüntülerini görmedik. Türkiye’ye geldikten sonra bu katliamlara ait görüntüleri burada gördüm. Çinliler televizyonlarda bize, Uygurlar, Çinlilere saldırıp öldürdüler ve yaraladılar diye yayın yaptılar, sürekli yaralı ve ölü Çinlileri gösterip durdular. Çünkü, medya rejimin güdümünde. Rejim de etnik Çinlilerin elinde. Onlar medyayı kendilerine göre yönlendirirler. Gerçeklerin Çinliler için hiçbir önemi yoktur.

Bir de bunun dışında kaybolan Uygur gençler var. Gençler var diyorum... Kaybolanların, yani yok edilenlerin tamamı genç insanlar. Çin işgal rejimi, Uygur gençlerini potansiyel tehlike olarak görüyor. O yüzden ilk etapta onları yok etmek ve onlardan kurtulmak istiyorlar. Kaybolan gençler, Çinlilerin ev aramalarında, toplu, keyfi ve rastgele tutuklamalarda gözaltına alındıktan sonra bilinmeyen yerlerde öldürülüp yok ediliyorlar. Kaybolan Uygur gençlerinin yakınlarının durumu öldürülenlerden daha kötü. Ölenler için bir süre dertlenilir, daha sonra takdire boyun eğilinir ve dua edilir. Acılar ve ıstıraplar zamanla küllenir. Ama, hiçbir iz bırakılmadan yok edilenlerin acısı çok daha derin ve etkindir. Kaybolan kişi bulunmadan aileler tatmin olmaz ve huzura kavuşamaz. Bu durum büyük bir kor olarak yürekleri yakar ve dağlar. Ben böyle evlatları kaybolan aileler biliyorum. Allah hiç kimseyi böyle bir durumla karşılaştırmasın. Bu olay büyük bir sosyal yara ve dram olarak hala sürmektedir. Kaybolanların sayılarının yüzlerce olduğu ifade ediliyor.

Peki, kaybolduğu söylenen bu gençleri hükümet tutuklamadı mı? Aileler niye hükümete sormuyor? Her ülkede vatandaşların hayatından devlet sorumludur. Çin yönetiminin de bunlardan sorumlu olması gerekmez mi? Bunları araştırılması ve akıbetinin ailelere bildirilmesi hükümetin görevi değil mi?

Bu gençleri elbette Çin asker ve polisi tutukladı ve gözaltına alıp götürdü.Ama, Doğu Türkistan’da Uygurların devleti yok. Doğu Türkistan’da mevcut devlet, etnik Çinlilerin devletidir. Bu devlet hiçbir zaman bizim, yani Uygurların devleti olmamıştır. Olmaz da. Çünkü, Çin ordusu bizim ülkemize askerlerini salarak işgal etti. Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyetimizi yıktı. Milli ordumuzu, Cellat Stalin’in bize ihaneti ve Mao’ya yardımı sonucu hile ve mekir ile tarumar etti. Çin yönetimi biz Uygurları hiçbir zaman eşit vatandaş olarak görmedi. Hala de görmüyor. Böyle olunca biz Uygurların da Çin yönetimini kendi hükümeti olarak görmesi ve kabul etmesi mümkün değildir. Aileler elbette normal olarak hükümete gidiyor. Önce yerel hükümete, oradan sonuç alamayınca Eyalet Hükümetine, bundan de bir netice çıkmayınca 5 bin km. uzaklıktaki Pekin’e giderek, Merkezi Hükümete, Sözde Halk Kurultayı denilen Çin Parlamentosuna, Milliyetler ve Azınlık İşleri Bakanlığına kadar giderek dertlerini anlatıyorlar ve çözüm bulunmasını istiyorlar. Ancak, şimdiye kadar bundan sonuç alınmış değil. Üstüne üstlük adalet aramak için Pekin’e giden bu ailelerin bir kısmı hapsedildi. Ailelerin sözleri dinlenip çözümlendirileceği yerde yüreği zaten yanmış olan bu insanlar cezalandırılıdılar. Zaten Çin, bu aileleri dinlese ne yapacak ki? Çocuklarını Pekin’in Doğu Türkistan’a baskı, zulüm ve asimilasyon yapmaları ve Uygurları yok etmeleri, katletmeleri için gönderilen ve tamamı Etnik Çinlilerden oluşan sözde Çin Halk Kurtuluş Ordusu, bu gençleri kışlalarına götürüp öldürdüler ve cesetlerini de yok ettiler. Hükümet, ailelere, bizim sizi kurtarmak için gönderdiğimiz “Kahraman Armiyemiz (askerlerimiz) sizin çocuklarınızı kışlalarına götürdüler. Çin işkencelerinin hepsini üzerlerinde denediler. Daha sonra öldürdüler. Cesetlerini de yok ettiler.” diyecek halleri yok ya! Gözaltına aldıklarını inkar da edemiyorlar ancak, bu gerçekleri de söylemiyorlar. Büyük bir pişkinlik ve utanmazlıkla bu dertli insanları kandırıp oyalıyorlar. Sözde Özerk Bölge Hükümeti, Çin Ordusuna söz geçiremez. Çin’de ordu direkt Komünist Partisi genel sekreterine bağlı. Hükümet, Parti’nin kuklası. Kaybolan gençlerin ailelerinin bir kısmı çocuklarının derdinden ve ıstırabından kanser, kalp hastalığı ve sinir hastalıklarına yakalandılar. Dertten, elemden ve ıstıraptan hayatlarını de kaybedenler oldu. Sözde Özerk Bölge Hükümetinin bir bakanının bir kadın yakını de bu yüzden hayatını kaybetti. Ağabeyi kaybolan yeğeninin bulunması için hiçbir şey yapamadı. Çünkü, o, bakan. Fakat elinde hiçbir yetki yok. Çin’in kuklası.

Bunun dışında on binlerce Uygur genci tutuklandı. Onlarca Uygur’a idam cezası verdiler. Bunların hemen hemen tamamının idam cezası infaz edildi. Binlerce kişi ise, Çin zindanlarında yavaş yavaş öldürülüyorlar. Uygurlardan uzun süre hapise mahkum olanlar genellikle sağ çıkamazlar ve hastalanıp öldükleri söylenir. Aslında orada ilaçla veya başka bir şekilde öldürülür, sağ çıkanlar de ruh sağlıklarını kaybederler.

Siz, 5 Temmuz günü Urumçi’de miydiniz? Olaylara şahit oldunuz mu?

Ben 5 Temmuz Pazar günü Urumçi’deydim. Benim oturduğum devlete ait lojman, Çin bölgesindeydi. O gün bizim meşrep meclisimiz (çay oturmamız) vardı. Çay, Halk Meydanına yakın bir yerdeydi. Biz eşimle birlikte otobüsle oraya doğru yola çıktık. Bir süre sonra 500 – 600 kişilik bir grubun bizim yolumuzun ters istikametine, Xinjiang Üniversitesi'ne doğru sloganlar atarak gittiğini gördüm. Ne tür bir slogan attıklarını duyamadığım için bilemiyorum. Gittiğimizde çaya geç kalmıştık. Yemek faslı başlamıştı. Bir saat sonra oturuma katılanlardan bazı devlet görevlilerinin cep telefonları çalmaya başladı. Yöneticiler birer köşeye çekilerek konuştular ve tedirgin bir şekilde döndüler. Bize de hiçbir şey söylemediler. Yemek faslı bittikten sonra Yiğitbaşı (Oturma Meclisinin Başkanı konumunda= İdarecisi) “Bugün erken dağılmamız gerekiyor. Diğer faaliyetlerimizi bugün yapamayacağız herhalde.” dedi. Biz de bunun üzerine dağıldık. Yönetici olanlar derhal makam araçları ile Halk Meydanını terk ettiler. Biz eşimle otobüs durağına geldik. Fakat ileride olay var, otobüsler çalışmıyor, dediler. Ne yapacağımızı şaşırmış bir durumda iken, çocuklarım telefon etti. Uygurların oturduğu bölgelerde şiddet olaylarının meydana geldiğini, eve gitmememizi, kendilerinin de bizi almaya gelemeyeceklerini, yolların kapalı olduğunu, orada bir yer bulup gecelememizi söylediler. Bu arada telefonlarımızın çalışmadığını gördük. Telefonlar kesilmişti. Orada bulunan bir akrabamızın lojmanına gittik, kendileri evde yoktu. Bir süre sonra geldiler. Oturdukları lojmanlarda bulunan Uygur gençlerinin toplanarak Uygur bölgesine yürümek istediklerini ve kendilerinin onları ikna ederek dağılmalarını sağladıklarını bildirdi. Bu evde geceledik. Ertesi sabah otobüsle eve doğru yola çıktık. Bir süre sonra üniversitenin önündeki ana yol Çin askerleri, özel birlikler, tank ve zırhlı araçlar tarafından kesilmişti. Otobüsün daha ileri gitmesine izin vermediler. Biz yaya olarak eve gittik. Lojmanların önü ve evlerin ana girişi askerler tarafından tutulmuştu. O gece bütün Uygur evleri Çin askerlerince arandı. Bütün genç insanlar, Uygur gençleri kelepçelenerek ve başlarına torba geçirilerek götürüldü. Tutuklanıp götürülmeleri de adice ve insanlık dışıydı. Suçsuz insanlara adeta filmlerde gördüğümüz şekilde katil ve esir muamelesi yapılıyordu. Bunların bir kısmına şahit oldum. Ancak, daha fazla dayanamadım ve bu manzarayı görmek istemedim. Bu tutuklamalara ait görüntüleri bu olaydan 4 yıl sonra İstanbul’da seyrettim. Ancak sokaklardaki etnik Çinlilerin yaptığı katliamın bir kısmını evimizin perceresinden izlemiştim. Bu Uygur katliamı o gün (6 Temmuz'u 7 Temmuz'a bağlayan salı gecesi) sabaha kadar devam ettirildi. Birçok Uygur genci Çin askerleri tarafından acımasızca öldürüldü. Silah seslerini duyuyorduk. O zaman, Çinlilerin ne kadar acımasız, vahşi ve zalim olduklarını kendi gözlerimle gördüm ve etnik Çinlileri bir kez daha iyi tanıdım. Diğer Uygur Kardeşlerim gibi, ben de bundan sonra Çinlilerle birlikte yaşayamayacağımıza kanaat getirdim.

Sizce olayların çıkış sebebi nedir? Guandog’daki bir sanayi bölgesindeki etnik çatışmaların bu olayı tetiklediği söylendi. Bu görüş doğru mu sizce?

Bu olayı böyle tek bir olaya bağlamak ve basite indirgemek doğru değil. Bu olay Uygurların planlayarak ortaya koyduğu bir olay da değil. Uygurlar açısından tamamen olağan ve anında gösterilen bir tepki olarak nitelenebilir. Ancak bu vahşet ve katliamın Çin yönetimi tarafından iyi planlanmış tertipli ve organize bir olay olduğunu düşünüyorum. Uygurların, Guangdong’deki etnik çatışmalarda ölenler adına adalet istedikleri doğrudur. Genellikle üniversite öğrencileri bu olayın soruşturulması ve katillerin adalete teslim edilmesi talebi ile Halk Hükümetine ve Halk Kurultayı'na gitmiştir. İsteklerini yetkililere ileterek sakin bir şekilde üniversitede bulunan yatakhanelerine dönmek ve normal günlük hayatlarına devam için dönmüşlerdi. Bu guruplar üniversiteye daha gelmeden önündeki kavşakta Çin Ordusu tarafından önleri kesilerek durduruldu. Sıkıştırıldılar, tahrik edildiler. Yani kapana kıstırıldılar. Eğer bunlara engel olunmasa ve yatakhanelerine gitmelerine izin verilseydi olay bitmiş olacaktı. Öyle olmadı. Öğrenciler yem olarak kullanıldılar. Çin yönetimi, özellikle o zamanki tek adam ve diktatör ÇKP genel sekreteri Vang Lü Çen, Uygurlara tuzak kurdu ve etnik kıyım yaptı. Çok önceden planlanan bir senaryo, bu olay bahane edilerek sahneye konuldu. Çinliler bu tür hile ve mekirli, tertipli ve profesyonel işlere çok mahirdirlar.

Doğu Türkistan’ın esas sahibi ve tarihi sakini Uygurlar bir volkan gibi içten içe kaynıyordu. Bu etnik çatışma olayı bu volkanı tetikledi.

Komünist Çin’in kurucusu Mao’nun 1960’lı yıllarda söylediği bir söz vardır: “Nerede bir zulüm varsa, orada mutlaka onun karşılığı olacaktır. Bir yerde zulüm varsa, ona karşı konulması ve tepki gösterilmesi kaçınılmazdır ve doğrudur.” der.

Uygurlar 5 Temmuz’da Çin milli zulmüne, etnik ayırımcılığa ve Çin şovenizmine karşı kendilerini ifade etmişler ve haklarını aramışlardır. Haksızlıklara, adeletsizliklere itiraz etmiştir. Seslerini yükseltmişlerdir. Ancak bu sesi Çinliler tankla, tüfekle ve bombalarla susturmaya çalışmıştır. Dünyada hiçbir haklı dava bu şekilde bir güçle bastırılamaz ve susturulamaz. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Bu durum Çin için de geçerlidir. Çin’in önünde sonunda aynı akıbete uğrayacağı kesindir.

Uygur Müslümanları kendi ana vatanlarında;

1 Planlı doğum ve yasaklamalarla nesilleri kurutulmaya çalışılmakta.

2 “Çift Dille Eğitim” safsatası ile ana dilleri,kültür ve medeniyetlerinden koparılmaları hedeflenmekte.

3 Yasaklar,Kısıtlamalar ve Engellerle dini kimliklerinden uzaklaştırılmakta.

4 Sözde ve sahte “Milletlerin Birlik ve Beraberliği” sloganı ile etnik ayırımcılık ve ırkı aşağılamalara maruz bırakılmakta ve “Çinlileşmeye” zorlanmakta.

4 “Batı Bölgesinin Açılması” yalanı ile ekonomik hayattan dışlanmaya ve ülkenin etnik Çinlilerle doldurulmasına çalışılmakta

5 Ülkenin zengin yer altı ve yer üstü kaynakları Çinlilerin bu topraklara iskan edilip yerleştirilmeleri için kullanılmakta.

6 Ülke resmen etnik Çinlilerce soyulmakta, sömürülmekte ve talan edilmekte.

7 Milli ve dini kimliklerin açıkça ifadesi, “millî bölücülük ve dini radikalizm” olarak nitelenerek suçlanmakta.

8 Uygurlar ekonomik hayattan dışlanmakta, ayırımcılığa tabi tutulmakta.

9 Uygurlar, Kendi topraklarında yabancılaştırılmakta

Özetlersek; binlerce yıllık tarihi geçmişe, parlak Türk İslam Kültürüne sahip, büyük medeniyetler kuran bir milletin en önemli unsuru olan Uygurlar yok edilmeye ve tarih sahnesinden silinmeye çalışılmaktadır. Müslüman Uygurlar Çinlilerin bu sinsi hedefini en son 5 Temmuz 2009’da çok net ve açık olarak gördü ve bunu da hafızasına kazdı.

Müslüman Uygur Türkleri, Çin’in bu sinsi oyunlarına karşı gereken önlemi almıştır diye düşünüyorum. Uygurlar artık Çinlilerin hiçbir sözüne ve vaadine, “Tatlı ve Yumuşak Diline” hiçbir şekilde kanmayacaktır.

Sizi çok yorduk. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

Estağfurullah. Ben de teşekkür ederim. Mazlum milletim ve esir vatanım adına bir nebze olsun bir şeyler ifade edebildiysem, ne mutlu bana. Bu bizim insani, milli ve dini görevimizdir.

http://www.dunyabulteni.net/haberler/30 ... i-katliami
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 15:41

DOĞU TÜRKİSTANDA KÜLTÜR KATLİAMI VE DİRENİŞ YOLU (3.Bölüm)

Mehmet Emin HAZRET
Uygur Dilinin Sarsılmaz Kalesi Uygur toplumudur


Bir milletin eğitiminde başka bir yabancı dilin sistemli bir şekilde eğitim dili olarak kullanılması,milli kültür katliamı uygulaması demektir.Katliam illa kan dökerek olması gerekmiyor.kültür katliamı kansız katliamdır.Yurdumuzda dil katilleri alkışlanmakta,parayla ödüllendirilmektedir.Ana dilini öldüren katil,öz annesini öldüren katilden farksızdır.O katiller toplumun vicdanında ölüme mahkum edilmiştir.Bugün biz Uygurların elinde son kalan ve düşman elimizden almaya çalışan varlığımız dil ve dindir.Dil ve din bizim kültürümüzdür,hayatımızdır,her şeyimizdir.bu iki hazinemiz için savaşmak kutsal bir görevimizdir.

Uygur halkının uluslar arasındaki geçerli markası Uygur dilidir.Uygurların etnik milliyet olduğunu kanıtlayacak patent de Uygur dilidir.Fakat Uygurca konuşabilen,yazabilen,Uygur dilini seven Uygurlar bu markanın,bu patentin tescilli sahibi olmaya hak kazanır.Uygur dili,biz Uygur toplumunu bir birimize bağlayan kardeşlik tutkalıdır.Bizim çocuklarımıza mal-mülkten önce bırakacağımız mirasımız anne babamızdan miras aldığımız ana dilimiz olmalıdır.Milli dilsiz milli duygu olmaz.Çünkü,duyguyu ifade edecek olan dildir.duygu düşünceyi etkiler.düşünceyi söze dönüştürecek,yazıya dökecek olan yine dildir.Allah bizi sevdiğinin kanıtı olarak farklı bir etnik kavme olarak yaratmıştır ve bizi etnik milliyetler bahçesine farklı bir gül olarak görmek istemiştir.Allah yaradan bir etnik grubu insan eli ile başka bir etnik gruba dönüştürme girişimi,Allaha baş kaldırıdır.Tabiat yasalarına karşı savaş açmaktır.

Uygur dili ve kültürünün ne anlama geldiğini teorik olarak açıklama yeteneği olmayan,ama diline,kültürüne sadık köy,kasabalarda yaşayan Uygur toplumu bu değerlerini bütün azim ve sevgisi ile korumaktadır.Onlar,yoksulluk,acı ve tehdit içinde yavrularına evlerinde akşamları ana dilinde okuma –yazmayı,kuran okuyup namaz kılmayı öğretmektedirler.Düşmanımızın kim,dostsumuzun kim olduğu konusunda bilinçlendirmektedirler.Çocuklarına evinde dil ve din öğrettiği için tutuklansalar da,ağır para cezasına çarptırılsalar da,kararlılıklarından taviz vermeden yolunu davam ettirmektedir.Onları himaye edecek,yaptığı işin kutsal olduğunu söyleyip moral verecek parmakla sayacak kadar az olan cesaretli vicdan sahibi aydınlarda vardır.

“Çift dilli eğitim”in Uygur toplumuna kurulmuş olan en tehlikeli bir tuzak olduğunu ilk fark edenlerin başında Pekin Milletler Üniversitesi öğretim üyesi Prof.D.r.İlham Tohti gelmektedir.İlham Tohti Çince eğitim görmüş,Üniversitede öğrencilere Çin dilinde ders veren,tüm akademik eserlerini Çince yazan bir akademisyendir.O 15 sene Uygur toplumunu “çift dilli eğitim” tuzağına düşmemesi için uyardı.Uygur öğrencilerin Uygur diline iyi hakim olduktan sonra lisede Çince öğrenmeye başlamasını,ecele edenler,orta okuldan başlaya bileceğini,ilk ve ana okulda Uygur yavrularını Çin dili eğitimine vermenin tehlikesi konusunda akademik yazılar yayınladı. “Çift dilli” eğitim adı altında etnik asimilasyonu durdurması için Çin devletine defalarca rapor yazdı.Bu konuyu dünya kamuoyuna duyurmak için Batı medyası aracılığı ile dış dünyaya yorulmadan haykırdı. “5 temmuz 2009 Urumçi olayı” sonrası Doğu Türkistanda gençler sosyal medyada konuyu dile getirmeye başlamış olsa da,Çin yönetimi birkaç tutuklama ile halkın sesini susturmayı başardı.

İlham Tohti 5 ocak.2014.tarihinde Pekindeki evinde yakalanıp Urumçiye getirildi ve 18-23.eylül 2014.tarihlerinde mahkemeye çıkarıldı.Bu günlerde 50 ye yakın yabancı büyük elçi,gazeteci ve Çinli aktivistle Mahkeme önünde hazır olmuş ve protestolarını dile getirmiştir.Ancak Uygurlardan bir tek İlham Tohti’nin “Eşim suçsuzdur” diye haykıran eşi Güzelnur Hanımdan başka mahkeme önüne gelen Uygur bulunmamıştır.D.r. İlham Tohti bölücülük suçlaması ile müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Tabii ki,Mahkeme Çin polislerince çevrilmiştir.Ancak,Urumçi sokaklarında,yada sosyal medyada İlham tohti için iki kelime hak söz söylemeye cesaret gösteren Uygur aydını çıkmamıştır.(aynı gün yüzlerce Çin aydını sosyal medyada İlham Tohti,ye olan desteğini dile getirmiştir).Ben o gün,Uygur toplumunun hakiki aydınlar sınıfının henüz şekillenmediğini anladım.

Fakat Uygur dili ana okulu açtığı için ceza evine atılan diğer eğitimci Abduveli Eyup’tur.Uygur eğitimci ve dil bilimcisi Abduveli Eyup,Çinin Lanju Milletler üniversitesi öğretim görevlisi iken 2005-2006. Tarihleri arasında Ankara Ünivertesinde misafir akademisyen olarak akademik araştırma yaptı.2009-2011.tarihleri arasında ABD Kansas Üniversitesinde master yaptı.Bütün akademik imkan ve yaşam şartlarını bırakarak ailesi ile Doğu Türkistan’a döndü.Hedefi uğruna Üniversiteden istifa etti.Onun bir rüyası vardı; memleketi Kaşgar şehrinde bir Uygur dili ana okulu açmak ve birde Orta okullarda AQ su yüksek Uygur öğrencileri İngiliz dili kursu açıp,Liseyi bitirir bitirmez Uygur iş adamlarının bursları ile Amerika ve Avrupa’nın en seçkin Üniversitelerine göndermek.Tüm yasal prosedürleri tamamlayarak ,Çin’de olduğu gibi Kaşgar şehir eğitim müdürlüğünden izin aldı ve ilk özel kursları açtı.Bu haber rüzgar gibi Doğu Türkistan’a yayıldı. Özel Uygur dili ana okulu her bölgede istenmeye başladı.Uygur iş adamları içinde maddi destek sağlayıcılar,özel ana okul için ücretsiz ders vermek isteyen emekli öğretmenler kendi adlarını yazdırmaya başladı.Uygur toplumu tarihte az görülmüş kitlesel heyecan içindeydi.Urumçideki işgal yönetimi “çift dilli eğitim” maskesi ardından çıktı ve 20 ağustos 2013.tarihinde Abduveli Ayup ve ona maddi destek sağlayan iş adamı Mehmet sıdık,Dilyar Ubul’u yakalayarak ceza evine kapattı.Bu iki iş adamı tarafından Urumçide 2milyon yuan (323 bin dolar)a satın alınan ilk Uygur anaokulu binasına el konuldu. Bu mesaj tüm Uygur toplumunun tekrar susmasını sağladı.Özel Uygur dili ana okul kampanyası yapan internet siteleri bile kapatıldı ve ya parasal cezaya çarptırıldı.Önceden Uygur dili resmi dairelerin tabelalarında resmiyet için yazılı duruyordu.Şimdi Uygur dili tabelalardan da,beyinlerden de top yekun silinmek istenmektedir.

Çin devletinin kültürel soy kırım kararlılığı Uygurlar tarafında net anlaşılmıştı.susturulmuş toplum,sıkıştırılmış toplumdur.Suskunluk süreci lider arama,yön bulma sürecidir.Çıkış yolu bulanamayınca sıkıştırılmış toplum,tıpkı sıkıştırılmış gaz gibi belli bir aşamaya gelince patlar.Belirti, Doğu Türkistanda intihar saldırılırının yoğun bir şekilde artması olarak kendini gösterdi. İntihar saldırıları Doğu Türkistan’da artmakla beraber,bu defa Çinin iç kesimlerine taşındı.Abduveli ayup tutuklanan gün akşamında cevap olarak Kargalı Nahiyesi yılkıcı köyünde Çin polisi ile halk çatıştı.28.Ekim Pekin Tiyan’anmen meydanında Osman Hasan,eşi Gül kız ve 70 yaşındaki anneleri Kurban Han arabalı intihar saldırısı düzenledi.16.Kasım Maralbaşı Sarı boya karakoluna saldırı düzenlendi.30 aralık Yarken karakoluna saldırısı ve Çinin Güneyindeki Yünnen eyaliti baş kenti Kunming’de 02.mart 2014.tarihi sabahı saldırı ve buna benzer çok sayıda direniş olayları oldu.Bu olaylar tabii ki,bir çok masum sivilinin ölümüne yol açtı.Pekin durumun gidişatından ders çıkarmamıştır.

Çin Devlet Başkanı Şi Jin peng nisan ayı son haftası.2014 da Doğu Türkistan’a gizlice gelmiş ve Pekine döndükten sonra bu ziyaret hakkında haber yayınlanmıştır.xinhua haber ajansı 28.nisan 2014.tarihindeki haberinde aynen şöyle yazıyor; “Reis Şi Kaşgar Yeni şehre bağlı Tok kazak belde merkezi “çift dilli eğitim “ ilk okulu ziyaret ederken iki Uygur öğrenci “Kaşgara misafire gelin” başlıklı yazıyı Çince okudu.Reis Şi,Çinli öğretmene ,öğrenciler Çinceyi çok iyi öğret” dedikten sonra Uygur öğrencilere “Çinceyi iyi öğrenirseniz gelecekte iş bulmanız kolay olacaktır…” dedi. (总书记说 “学好汉语将来找工作方便.”) Bu Çin Devlet başkanının Uygur yavrularına yaptığı öğütleridir.Bu Çin devlet başkanı tarafından açıkça,Çince bilmeyen Uygura iş,aş yoktur,diye ilan edilmiş ültimatom dur.Neden D.r. İlham Tohti,D.r. Abduveli Ayupların tutuklanıp ceza evine konduğunun şifresini Başkan Şi açıklamış oldu.Amaç,önce kapası çalışanların ve ardından isyankarların kökünü kazarak toplumu sindirmek sureti ile,Uygurların Çinliler olmadan yaşama şansı olmayan,Çinliler çizdiği çizgiden çıkmayan,dil,din,kültür yoksunu,köleliği severek kabullenen, düşük ırka mensup sürü olduğumuzu bilinç altımıza yerleştirmektir.Çinlilerin,kendi kontrolüne alabilen azınlıklara yönelik “Bünyene katarak erit,eriterek bünyene kat”(Tunghua tungyi,tungyi tunghua) ana politikası bin yıldan beri hiç değişmemiştir.Ancak, Uygur mücahit,fedailer bu devlet politikasını değiştirmenin yol ve yöntemini bulmuşlardır.

Şi jinpen Urumçiye döndüğü 30 nisan günü akşamı Urumçi tren garında intihar saldırısı oldu.Çin devlet kaynaklarına göre saldırıda 3 kişi öldü yaralı sayısı 79. Aksuda 8.temmuz çatışmasından sonra 22.mayıs 2014.tarihi sabahı Urumçi’deki kamyonlu intihar saldırısında 39 kişinin öldüğü 94 yarılandığı açıklandı.Ölenlerin çoğu masum sivillerdi.Tabi ki,Sorumlusu Pekindir.

1 Haziran 2014.tarihinde tüm Doğu Türkistan sınırları içinde yürürlüğe sokulan olağan üstü hal ilanından yıl sonuna kadar 27146 Uygur’un eylem hazırlığında iken yakalandığı Çin güvenlik bakanlığı tarafından açıklandı. Şu anda Doğu Türkistan’da Çin polisi,askeri ölmeyen,Uygur fedailer şehit düşmeyen bir gün bile geçmemektedir.

Çin devlet başkanında ve Çinin tüm devlet kurumlarında böyle bir ırkçı zihniyet varken,Çince bilmeyen Uygurların kendi vatanlarında işe yerleşme imkanı devlet eli ile engellenmişken,Uygur toplumunun kendi imkanları ile özel Uygur dili kursları açma girişimleri Çin güvenlik kuvvetleri tarafından göz dağı vermek sureti ile engellenirken,Uygurların ne yapmasını beklerseniz?

Uygur dilinin sarsılmaz kalesi Uygur toplumudur.Kale dişten düşman tarafından kuşatılmıştır.Tüm diş dünyadan izole edilmiş durumdadır.Diş tehdit,sur içine kapatılmış Uygur halkının birleşmesini,kenetlenmesini sağlamaktadır.İçten hainlerin bozgunculuğu milleti tedirgin eden önemli etkendir.Uygur toplumu içindeki hainlerin zararını çok çekmiş olan bir halk olarak önlem ve tedbir almayı öğrenmiş olgunluktadır.
Uygurlar,şans rüzgarıyla rast gele yöne savrulan kader mahkumu olma döneminden çoktan çıkmıştır.Milli kaderinin birlik beraberlik,dayanma,dayanışma gücü ve azımdan geçtiğinin farkına varmaktadır.Dil ve din korundukça milletin yaşayabileceği,ruhu canlı tutulan toplumun kurtuluşunun kesin olduğu bilincinde hareket etmekte ve tarihi sorumluluğu üstlenmektedir. (3.Bölümün sonu-Devam edecek)

Kaynak: 习近平总书记新疆小学问“双语”教学:学好汉语找工作方便 ( ÇKP genel sekreter Şi,Şinjiangda “çift dilli eğitim” bilgisi alırken,Çinceyi iyi öğrenirseniz iş bulmanız kolaydır,dedi-xinhua haber ajansı)

http://www.uyghurnet.org/dogu-turkistan ... is-yolu-3/
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 15:43

Uygur katliamı!

Müslüman Uygurların Çin’in etnik baskısına karşı defalarca ayaklandığı Sincan özerk bölgesinin başkenti Urumçi’de barışçı bir gösteri kana bulandı. Polisin sert müdahalesi sonucu kent kan gölüne döndü.

DIŞ HABERLER SERVİSİ - ANKARA AA - ELVAN EZBER İstanbul

Cumhurbaşkanı ABDullah Gül’ün bir hafta önce ziyaret ettiği Çin’in kuzey batısındaki Sincan Uygur özerk bölgesinin başkenti Urumçi’de, önceki gün meydana gelen olaylarda, 156 kişi öldü, 828 kişi yaralandı.

Han milliyetinden Çinlilerle Müslüman Uygurlar arasında çatışmalar yaşanırken, polis ile askerler barışçı protesto gösterisi yapan 3 bin kişilik bir Uygur topluluğu üzerine makineli tüfeklerle ateş açtı. Olayların Sincan’ın öteki büyük kentleri Kaçgar ve Aksu’ya sıçradığı belirtiliyor.

Daha önce çeşitli defalar Çin hâkimiyetine karşı bağımsızlık istemiyle ayaklanan Uygurlar ile hükümet güçleri arasındaki son anlaşmazlığın geçen ay Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinde yaşanan bir kavgadan kaynaklandığı ileri sürüldü. Çin dışındaki Uygur derneklerinin temsilcileri, olayların nedeni olarak 26 Haziran’da Shaoguan şehrindeki bir oyuncak fabrikasındaki kavgayı gösterdi. Kavganın, bir Uygur işçi tarafından cinsel tacize uğradığı iddia edilen Han bir kadın işçinin erkek arkadaşı tarafından başlatıldığı belirtildi. Bu kavgada 2 kişi ölmüş, 120 kişi yaralanmıştı.

3 bin kadar Uygur önceki akşam söz konusu kavgada resmi makamların Çinlilerden yana tavır aldığını ileri sürererek protesto gösterisi düzenledi. Bazı Uygur göstericiler Han milliyetinden olanlara saldırırken otomobiller ve binalar ateşe verildi. Polisin, dağılmak istemeyen göstericilerin üzerine ateş açtığı iddia edildi. Yetkililer olaylar sonucunda, 260 araç ile 203 evin yakıldığınıve birkaç yüz kişinin tutuklandığını açıkladı. Polis, kamyonlar dolusu Alman çoban köpeği getirerek aramalar başlattı.

Rabiya Kader iddiası

Sincan valisi Nur Bekri, televizyondan yaptığı açıklamada, olayları ABD’de sürgünde yaşayan işkadını Rabiya Kader’in kışkırttığını öne sürdü. Bekri, “Rabiya, 5 Temmuz’da Çin’de bazı kişilerle telefon görüşmesi yaptı. Web sitesinde kıştırtıcı propaganda yayımladı” dedi. Bir hükümet açıklamasında da olayların dış güçler tarafından çıkarıldığı iddia edildi. Olayların ardından cep telefonuyla görüşmelerin kesildiği belirtiliyor. Eski bir iş kadını olan Rabiya Kader, ulusal güvenliği zedelediği gerekçesiyle 1999’da tutuklanmış ve 2005’te kefaletle serbest bırakılarak tedavi olmak için ABD’ye gitmişti.
Öte yandan BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde çıkan olaylarla ilgili olarak Çin’den sivil halkın güvenliğini ve hayatını korumak için özen göstermesini istedi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da, olaylardan ve can kayıplarından derin endişe duyuldu belirtildi.

Yakın tarihte 2 devlet kurdular

Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur halkı yakın tarihte iki kez devlet deneyimi yaşadı. 1930’larda bölgede patlak veren isyanlar 1933 yılında Kaşgar’da “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”nin ilan edilmesiyle sonuçlanmıştı. Ancak İslam cumhuriyeti, Çinli general Şıng Şısay’ın bölgenin kontrolünü ele geçirmesiyle tarih sahnesinden silinmişti.
1944 yılında Sincan’ın kuzeyinde bulunan bugünkü Kazak Özerk Bölgesi’nde SSCB’nin desteğiyle kurulan ikinci “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” ise 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Sincan’a girmesiyle sona erdi.

Sincan, işgalinden 6 yıl sonra 1 Ekim 1955’te Çin hükümeti tarafından eyalet statüsünden çıkarılarak Özerk Bölge olarak ilan edildi.

‘Gül’den sonra olması düşündürücü’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada olayları katliam olarak nitelendirerek, “Bu olayların ve saldırıların Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bölgeye yaptığı ziyaretin hemen sonrasında meydana gelmesi düşündürücü ve esef vericidir” dedi.

Türkiye’den tepki

Türkiye, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen olaylara sebebiyet veren sorumluların en kısa zamanda tespit edilmesinin beklendiğini bildirdi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan yazılı açıklamada, “İstikrarlı ve müreffeh bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti’nde bu tür olayların ileride meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyoruz. Yaralılara acil şifa, hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve başta Sincan Uygur Özerk Bölgesi halkı olmak üzere tüm Çin halkına başsağlığı diliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Taksim’de Çin’e protesto

İstanbul’un Beyoğlu semtinde Uygur Türkleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşu üyesi binlerce kişi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 156 kişinin hayatını kaybettiği olayları düzenledikleri yürüyüşle protesto etti.
Türkiye ve Doğu Türkistan bayrakları sallayan göstericiler, Taksim Meydanı’nda Çin bayraklarını yaktı. Aralarında İHH İnsani Yardım Vakfı, MAZLUMDER ve Özgür-Der’in de bulunduğu 14 sivil toplum kuruluşunun organize ettiği gösteride katılımcılar, “Faşist Çin Türkistan’dan defol”, “Çin katliamını kınıyoruz”, “Çin’de soykırıma hayır” yazılı döviz açtı.

07.07.2009 - 00:25

http://www.milliyet.com.tr/Dunya/HaberD ... ID=1114854
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 15:45

DOĞU TÜRKİSTAN’DA UYGUR TÜRKLERİNE YAPILAN KATLİAMLAR

Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet

Ankara Üni. Dil ve Tarih-Coğ.

Fak. Çağ. Türk Leh. ve

Ed. Böl. Öğretim Üyesi


Çinliler uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'da katliam ve soykırımı politikası uygulaya gelmektedir. Özellikle son yıllarda bu politikanın hızının arttığını görüyoruz.

Doğu Türkistan halkına yapılan soykırımı politikasının tipik örneklerinden biri olan Barın Olayı Doğu Türkistan halkı'nın soykırıma gösterdiği en sert tepkisidir. Barın olayı demir kale içinde 40 yıl kölelik fikri aşılanan Doğu Türkistan halkının köle olmayı kabul etmediğinin, özgürlük bağımsızlık duygusunun yok olmadığının ve olmayacağının da kesin bir işaretidir. Barın, Doğu Türkistan'daki binlerce Uygur köyünden biri olmakla beraber Doğu Türkistan halkının içindeki sesinin tercümanıdır. Çinlilerin tabiriyle "bir damla suda güneş ışığının aksini görmek mümkündür". Barın olayı Doğu Türkistan halkının "bize de hayat ve bağımsızlık gerek"sözünü bütün dünyaya duyuran bir hareket olmuştur.

Merhum mücahit, kahraman şehidimiz Zeydun Yusuf ve onun silah arkadaşları din, vatan ve millet için kendinden bin kat daha güçlü düşmanla savaşıp şehit oldular. Bu olaydan sonra Doğu Türkistan'daki bağımsızlık mücadelesi yeni bir döneme girmiş oldu.

Ben Barın katliamına değinmeden önce bu döneme kadar Çinlilerin Doğu Türkistan'da yaptıkları katliama değinmek istiyorum. Özellikle komünistlerin Doğu Türkistan'a ayak bastığı şu son 55 yıla yakın zamanda olanları kısaca anlatmaya çalışacağım. Doğu Türkistan halkı ne zaman güçsüz ve zayıf olduysa Çinliler o kadar vahşileşmiştir. 1949 yılının sonunda işgalci komünist Çin ordusunun komutanı Wang Zhen " biz Şin Jiang halkına borç ödemeye geldik, Go Mingdang'ın yaptığı zulmün borcunu biz ödeyeceğiz" diyerek " Şing Jiang'a yardım"sloganıyla gelmişti. Komünist ordusu Doğu Türkistan'a girmeden önce onlara Doğu Türkistan halkının örf ve adetlerine saygısızlık gösterenlerin cezalandırılacağını söylemişti. Gerçi Doğu Türkistan Cumhuriyetinin önemli liderleri uçak kazasıyla öldürülmüş olsalar da kalan milli ordu memurları Çinliler tarafından hakikaten hürmet görmüşlerdi. Çin hakimiyeti yerli halka yapılan her harekete dikkat ediyordu. Niçin? Çünkü Çin hâkimiyetini böyle ihtiyatlı davranmaya mecbur eden, iyi silahlanmış 40 bin kişilik Doğu Türkistan ordusu vardı. Eğer Çin hakimiyeti Doğu Türkistan'da hatalı bir adım atarsa milli ordunun sessiz kalmayacağını biliyordu. Çinlileri bu millete hürmetle muamele etmeye mecbur eden ordumuzdu. Wang Zhen, milli orduyu kendi kuvvetleri içine katıp işsiz kalan komutanları yükseltmek bahanesiyle milli orduyu tamamen kontrol altına aldıktan sonra komünist Çinlilerin samimiyetine inanmış milli başkanlarımız, daha önce mutlu olan aydınlarımız ve halkımız yine her tökezlediğinde düşeceğini anlamaya başlamıştı. Çünkü ordusuz halk çobansız sürü demektir.

Wang ZHen şimdi halkın içinde imanlı saygı gören, akıllı, kabiliyetli, en önemlisi vicdanlı ve gururlu milli önderleri ve cemaat mensuplarını fişlettirerek yavaş yavaş onlara cinayet arşivi yapmaya, geleneksel Çin usulü ile bizi bize düşürmeye başladı. 1959-yılına kadar birkaç siyasi komplo ile milletimizin içinden çıkan kıymetli insanlarımız yok edildi. Hayatta kalanlarda yurdundan uzak hapishanelere atıldı. Doğu Türkistan' da bu vatanın bu milletin gururunu, şan şerefini yükselten kuvvet ve kalemden ibaret müteşekkil tamamen yok edeceğine kanaat getiren Çin hakimiyeti yüzündeki maskeyi çıkardı. Bu millete reva gördüğü zulüm ve hakaretin hiçbirini çekinmeden yaptı. 1959-yılından başlayarak Çin göçmenleri sel gibi yurdumuza akmaya başladı. Doğu Türkistan'ın tahılı Çin'e götürüldü, yüz binlerce insanımız açlıktan öldü, hatta gömülmeye sırası gelmeyen pek çok ceset dağlarda, tarlalarda kargalara, kuzgunlara, köpeklere yem oldu. 1962-yılında yalnız Bay nahiyesinde 20 bin insan açlıktan öldü. Çin hakimiyeti bu kadarı yetmiyormuş gibi halkımızı günde 18 saat çalıştırmaya, dinimize, örf ve adetlerimize, tarihimize açıkça hakaret etmeye başladı, şehir halkı zorla köylere gönderilip şehirler yeni gelen Çinli göçmenlere verildi. 1944- yılında Gulca'da kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin katılımcıları olan Gulca, Çöçek, Altay halkı en ağır işkenceler altında kaldı. Yavaş yavaş vatanını terk edip Batı Türkistan'a göç etmeye mecbur edildi. Bu göçü yetersiz gören Pekin hükümeti 1962 de silah zoruyla bütün halkı yurdunu bırakıp gitmeye zorladı. Bir ay içinde 100 binden fazla insan Batı Cumhuriyetinden Çinliler böyle merhametsizce intikam aldı. Boş kalan şehirler, köyler, yaylalar Çin göçmenlerine paylaştırıldı. Milli gururumuzu yok etmek, milli mevcudiyetimizi zayıflatmak için planlı ve sistemli yapılan siyasi hareketler bir gün bile durmadı. Kültür İnkılabında ise suni "bölücü, devrimci" teşkilatlar uydurulup son 20 yıllık siyasi hareketlerde türlü sebeplerle sağlam kalmış, Çinlilerin tabiriyle " ağdan düşen" aydınlarımız ve yeni yetişen vatansever gençlerimiz dövülüp işkenceyle öldürüldü. Hayatta kalanlarda hapishanelerde ağır işkencelere maruz kaldılar.

İstiklal Mücadelesi adlı kitapta, 1970-yıllardaki olaylarla ilgili şöyle diyor: "Çin 1970 yılının Nisan ayında Ürümçi'de bir günde 74 kişinin hiç yargılanmadan ölüm cezasına çarptırılması devlet terörünün zirvesiydi". Doğu Türkistan halkının zalim bir tek Çinliyi bile incitmediği, Çin'in yok etme siyasetine hiç karşılık vermediği, kuzudan bile daha sakin durduğu bir dönemde niçin Çin hâkimiyeti bu kadar vahşileşti, bu kadar insanı öldürdü? Neden Doğu Türkistanlılar öldürüldü? Bizim bu sorumuza karşılık bazıları: "Siyası olaylar Çin'in her yerinde aynı oldu, kültür inkılâbında Çin halkı da aynı zarara uğradı" diye karşılık verebilirler. Gerçek ise öyle değil. Çin halkı sadece sosyalist sistemin zulmünü çekti. Doğu Türkistan halkı ise sosyalist sistemin zulmünü çekmekle kalmayıp, bir milyardan fazla Çinlinin ağır ekonomik yükünü birlikte kaldırmaya mecbur edildi. Bu da az diyerek yurdunu Çinlilere teslim etmekten başka hiçbir günahı olmayan bu halkın başka milletten oluşu onlara affedilmez bir suç olarak yüklendi.

1957 yılında Çinin neresinde yerli milliyetçiliğe karşı mücadele yapıldı? Sadece Doğu Türkistan'da. Çinliler, sömürgesi olan iç Moğolistan'da bile bu tür hareketlere cesaret edemediler. Tibet ise o yıllarda Çinlilerin ayak basmadığı bir toprak idi. Doğu Türkistan Çin yetkililerinin avlandığı sahipsiz bir orman mesabesine düşmüştü.

Doğu Türkistan'da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar... yerli halk aydınlarından, din adamlarından, cemaat adamlarından yüz binlerce insan sorguya çekildi, hiç sebepsiz "İtibarını çökerteceğiz" deyip dövüldü. Kişilik hakları ayaklar altına alındı. On binlerce insana milliyetçi yaftası vuruldu. Büyük Çin Milliyetçiliğiyle suçlanan veya cezalandırılan bir tek Çinli var mı? Varsa delil olarak göstersin. 1959-yılında başlayan "Şiu Ceng Cuyiya karşı mücadele" ta Mao Zedong ölünceye kadar devam etti. Şiu Ceng Cuyi'nin ne olduğunu bile bilmeyen sayısız insan Şiu Ceng Cuyiye bağlanıp cezalandırıldı. 1979 yılından sonra Çin Marksizm'i atlatıp yavaş yavaş dünya gerçeklerini görmeye bütün siyasetini süratle değiştirmeye başladı. Ama Pekinin değişmediği tek bir siyaseti var: O da sömürgesi altındaki Doğu Türkistan halkını cahil yoksul bırakıp yok etmektir. Yok etme siyasetini ise, halkı casuslukla suçlayarak, doğum kontrollerini arttırarak, yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalayarak, nükleer atıklarla zehirleyerek, halkı susturarak, kültürel ve eğitim haklarını ellerinden alarak yerine getirmektedir. Çinin göçmen seli içinde eritip yok etme siyasetinde prensip yönünden hiç değişiklik olmadı. Eğer değişme var deniliyorsa, o da, Çin hâkimiyeti’nin 1950yılından 1980yılına kadar "Sin Çan'a yardım" sloganıyla, Doğu Türkistan'ın kanını emip, kaymağını yiyenler, 1980 yılından sonra, "Sin Çan'ı açış ve İmar ediş" sloganıyla, Doğu Türkistan'ın tarihini, medeniyetini, halkını tamamen reddedip, sömürgeciliğin en çirkin vasıtalarını kullanarak Çin taşkınının yerli halkı ölüme mahkum etmesidir. Bu kadar şovence baskı, nefret, kindarlık, soy kırımı yerli halka karşı devlet tarafından elli yıldan beri yürütülmektedir. Çinli cellat Şeng Şisey'in tabiriyle "altın tabakta dilenen bu halk" dünyada en çok yer altı ve yer üstü zenginliklere sahip olmasına rağmen dünyada hiçbir milletin görmediği yoksulluğu çeken, esarete düştüğü tarihten beri hiçbir siyasi hakka sahip olmayan Doğu Türkistan halkına bir de "Komünist Partisine teşekkürler" dedirtip maskara yapıyorlar. Doğu Türkistan halkının artık dayanma gücü kalmamıştır.

Doğu Türkistan'ın dayanmaya gücü kalmadığının delili Barın olayıdır.

Barının aslı adı Kona Korgan. Kaşgarın Aktu nahiyesine bağlı, 19,650 nüfuslu bir ilçe. Bu ilçede yoğunluklu olarak Uygur ve Kırgız Türkleri yaşıyor.

Buradaki halk tarımla uğraşmakta olup, 1982-yılına kadar kişi başına düşen gelir 180 yuandan (20 dollardan) aşmamıştır.

Barın halkı arasında bu fakirliği anlatan böyle bir koşma vardır

Bizning yurtning baliliri her neme deydu?

30 jıngni 60 ölçep "toygiçe" yeydu,Ayet kilip kitap kilip bir okuganni,

Tekrarlisak tekrarlisak payda bolmaydu.

Barında halk arasında söylenegelen bu koşma oradaki halkın ne kadar fakir olduğunu ifade eder. Koşmada şöyle denilmiştir: Bizim yurdun çocukları her şeyi derler, 15 kilo unu 60 kere ölçeyip doyuncaya kadar yerler, (Mao'un) kitabını tekrar tekrar okusak da karın doymuyor.

işte bu ilçede 5 Nisan 1990 tarihinde meşhur Barın Olayı, yani Çin Komünist Partisinin diliyle "Barın Bölücü Silahlı Ayaklanması" patlak verdi. Bu olayla ilgili Uygur Özerk Bölgesi Komünist Partisi başkanı Song Hen Liyang Yabancı medyaya şöyle açıklamada bulunmuştur.

"Barın İlçesinde patlak veren Bölücü Silahlı Ayaklanma birgurup bölücüler tarafından teşkilli, planlı ve maksatlı bir şekilde düzenlenmiş silahlı ayaklanmadır. Bunların amacı: Çin Komünist partisini devirip, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetini kurmaktır".

Barın Olayı nedir? Zeydin Yusuf Başkanlığındaki 200 kişi 5 Nisan 1990 günü sabah saat 6 civarında elinde ışık Allah-u Ekber diye bağırarak ilçe hükümet binasının önüne gelirler ve ilçe hükümet binasının önünde sabah namazı kıydıktan sonra, ilçe hükümetine şu isteklerini iletmek ister:

"Hükümet insan öldüren kişileri idam eder. Kasabamızda 250 kadın kürtaj edildi. (1989-yılında bir yılda küçük bir kasabada yapılan kürtaj sayısı 250) Bu katillik sayılır mı sayılmaz mı? Neden bunu yapan kişiler idam edilmiyor? Çin'den Ürümciye her 15 dakikada bir tren geliyor, bu trenle gelen kişilerin hepsi Çinliler. Biz yerli halklara aile planlaması yapmanın yerine Çinlileri getirmezsek olmaz mı? Biz mücadele edip Çinlileri bu topraklardan kovacağız. Aile planlaması durdurulsun! Şin Jianga Çin göçü durdurulsun! Halkımız üzerindeki vergiler hafifletilsin, biz demokrasi istiyoruz. Ezilmek, horlanmak, yok

olmak istemiyoruz..."

Barın gençlerinin bu haklı isteklerini duyan Barın İlçesinin komünist parti başkanı Tursun bu olayı hemen merkeze telefonla bildirir. Bunun üzerine Kaşgar kol ordu komutanlığından 62 askerden oluşan özel tim gönderilir. Hemen ardından 130 takviye gücü daha gönderilir ve bu haklı isteklerde bulunan mazlum 200 gencin üzerine ateş açılır, anında 2 genç ölür. Bunu gören gençler de dağılır. Ama bu gösterici gençleri arama operasyonu düzenlenir ve aralarında çatışma yaşanır. Böylece aynı gün yaşanan çatışmada 6 genç ile 42 köylü ölür, 193 kişi yaralanır. Göstericilerin bir kısmı kaçtığı için geniş çapta operasyon düzenlenir...

Olayın ikinci günü Çin Genel Kurmay başkanlığının emriyle Kaşgar'daki kol ordu komutanlığından hava, kara ve topçu kuvvetlerinden oluşan 3000 kişilik özel ordu Barın'a gönderilir. Bütün yollar kapatılır. Barın ilçesine havadan, karadan askeri operasyon düzenlenir. Köy evleri hem havadan hem de karadan ağır tüfeklerle taranır. O gün 150 kişi acımasızca öldürülmüş, 200e yakın kişi yaralanmıştır. 10 Nisana kadar devam eden bu çatışmada 3000e yakın kişi acımasızca katledilmiştir. 200e yakın kişi tutuklanmış olup 10 yıldan 25 yıla kadar ve bir kısmı ise müebbet cezasına çarptırılmıştır.

Barın olayının bastırılmasına Çin devlet başkanı Jiang zemin, Çin başbakanı Li peng, Çin genelkurmay başkan yardımcısı Liu Hua Çinglar bizzat el koymuştur.

Kısacası bundan şunu görmek mümkün. Çin Halk Cumhuriyeti küçücük Barın kasabasındaki olayda 3000 kişiyi öldürdüğüne göre, Çinin Doğu Türkistan'ı işgal ettikten sonraki 150 yıllık süre içerisinde patlak veren 200den fazla olayda ne kadar kişinin katledildiğini anlamak zor olmasa gerek.

Barın olayından 7 sene sonra yani 5 Şubat 1997 tarihinde Doğu Türkistan'ın kuzey batısındaki Gulca şehrinde Kadir gecesinde evinde ibadet etmekte olan kişiler karakola götürülüp işkenceyle öldürülür ve ailelerine cesetlerinin teslim edilir. Bunu duyan millet öfkelenerek sokaklara dökülür. Aile fertleri ve bir gurup insan Hükümete şikayetini bildirmek için hükümet binasına yürür ve bu gurup gittikçe kalabalıklasın Bu gurup başka bir niyetinin olmadığını sadece şikayetini arz etmek için geldiğini anlatmak için küçük çocukları ve kadınları gösterici gurubun önüne koyarak hükümet binasına gelir. Ama Çin güvenlik güçleri gurubun önündeki o küçücük, masum çocukları hiç aldırmadan herkesi kurşuna tutar. Ve kısa sürede olay büyüyerek karşılıklı çatışmaya dönüşür. Elinde sopadan başka bir şeyi olmayan Uygur gençleri acımasızca öldürülür. Hatta Çin güvenlik güçleri Gulca şehrindeki bütün evlere operasyon düzenleyerek olaya karışan karışmayan bütün gençleri yakalayıp kimilerini öldürür, kimilerini hapse atar, kimilerindense haber bile alınamaz. O dönemde bütün hapishaneler dolduğundan okullar bile hapishaneye çevrilir. O da yetmez tutuklanan gençler derin dondurucu et depolarına atılarak acımasızca öldürülür. Eksi 30 derece soğukta yaralanarak yere yığılıp kalan insanların üzerine soğuk su serpip dondurarak öldürür. Bütün bu insanlık dışı vahşet yetmemiş gibi komşu ülke Kazakistan'a kaçmayı başarmış olan gençleri de geri alarak idam etmiştir.

Sayın okuyucular, Gulca olayından sonra, Doğu Türkistan meselesi uluslar arası af örgütü, Asya'daki İnsan Haklarını izleme Teşkilatı gibi uluslar arası sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeye başladı. Özellikle Uluslar arası Af Örgütü bugüne dek Doğu Türkistan'daki İnsan Hakları İhlalleri anlatılan kapsamlı 4 tane rapor yayınladı. Amerika Birleşik Devletlerinin senelik insan hakları raporlarında Uygur meselesine geniş bir şekilde yer verilmeye başlandı.Özellikle 11 Eylül olayından sonra, Çin Hükümeti uluslar arası terörizmi bahane ederek Uygur Türklerini keyfi tutuklamaya başlamış, dini kültürel hakları ağır bir şekilde kısıtlanmaktadır. Uluslar Arası Af Örgütünün Çin Halk Cumhuriyeti Uygurlar Çin'in "terörle savaş" Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor adlı, Temmuz 2004'te yayınladığı raporunun 4-sayfasında bu konuda şöyle denmiştir:

"Son yıllarda Şin Cang Uygur Özerk Bölgesinde İnsan Hakları İhlallerinin ağırlaşmasına bazı ek faktörler de birleşerek katkıda bulunmuş ve bölgedeki Uygur nüfusunun duyduğu hoşnutsuzluğu daha da artmıştır. Yetkililerin, bir çok Uygur'un ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının ciddi ve yaygın olarak ihlal edilmesine dair yakınmalarına hitap etmede yetersiz kalması bölgede birgerilim kaynağı olarak durmaktadır. Uygurlar arasında yüksek işsizlik oranı devam etmektedir ve bildirildiğine göre, Han Çinli işçilerin bölgeye akınının sürmesi, Uygurların iş gücü pazarında daha da fazla dışlanmasına yol açmaktadır. Uygurların büyük bir çoğunluğu çiftçidir; Çinceyi akıcı konuşamamaktadırlar ve sınırlı eğitim ve iş olanaklarına sahiptirler. Bununla birlikte, raporlara göre on yıllarda Uygur aileleri Han Çinli müteahhitler tarafından yeterli danışma hizmetleri ve tazminat verilmeden topraklarından zorla atılmaktadır. Bildirildiğine göre, on binlerce Uygur kitabının yasaklanması ve yakılması ile Eylül 2002'den itibaren Sin Can Üniversitesinde bir çok derste Uygurcayı eğitim dili olarak yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması da dahil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki kısıtlamalar da son yıllarda ağırlaşmıştır."

Şimdi Uygurlar ne istiyor? Bence Uygurların hepsi bağımsızlık istiyor ve bir tek çözüm yolunun da bağımsızlık olduğuna inanıyor. Çünkü Çinlilerin kültüründe demokrasi ve insan hakları kavramı yoktur. Çinliler bile Çin'e demokrasinin geleceğine inanmıyorlar. Ben konuşmamın sonunda Uygur Türklerinin Doğu Türkistan'ın bağımsızlığa olan inancı hakkında sizlere bilgi vermek için Doğu Türkistan'a giden bir Amerikalı gazetecinin Ürümçi seyahatiyle ilgili yazdığı yazısında anlattığı bir hatırasının bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum...

"Ben Ürümçi'nin Döng Kövrük pazarında yürüyordum. Orta yaşlarında bir Uygur önüme geçip Uygurca bir şeyler söyledi. Ben sadece onun Amerika dediğini anladım, başka bir şey anlamadım. Ben Çince olarak, sizin söylediklerinizi anlamıyorum, dedim. Adam bana "Siz Çince biliyor musunuz?" diye sordu, ben "biraz biliyorum" dedim. Yanında 8 yaşlarında bir oğlan çocuğu vardı. O adam bana, "siz Amerikalı mısınız? ... size şunu söylemek istiyorum" adam sokakları dolduran Han milletini gösterdi. " Onları bu topraklardan kovma yolunda ben ölürsem oğlum benim yerimi alır, benim intikamımı o alır" diyerek oğlunu gösterdi. "Amerikalılar bize yardım etsinler" dedi... ben Ürümçi'de Uygurlarla Çinlilerin bir-birlerine küfür ettiklerini, hakaret ettiklerini gördüm. Uygurlar Ürümçi'de az olmalarına bakmadan bir Uygur ile bir Han Çinli dövüşürken yoldan geçen diğer Uygurların o Uygur'a yardım ettiklerini gördüm. Ürümçi'de Uygurlar az olsa da, buranın asıl sahibinin kendileri olduğunu Çinlilere her zaman hissettiriyorlar.

Kaynakça:

1.Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999.

2.Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005.

3.Ahmet İgemberdi, Şerkiy Türkistan Türk Dünyasining Kanlik Yarası, Taklamekan Uygur Neşriyatı, İstanbul 2000.

4."Poliçe in Xinjiang detain protesters" (Sincan'da polis protestocuları gözaltına aldı"), RFA, 14 Haziran 2004.

5.Dr. Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti.

6." China İmposes Chinese language on Uyghur schools" (Çin, Uygur Okullarına Çinceyi

Getiriyor"), RFA, 16 Mart 2004.

. Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999, sayfa 39.

. Ezimet, İstiklal Mücadelesi, İstanbul 1999, sayfa 40.

İstanbul, Nisan 2005, sayfa 70. . Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005, sayfa 76. . Dünya Uygur Kurultayı, Barın İnkilabining 15 Yili, İstanbul, Nisan 2005, sayfa 79-80. . Ahmet İgemberi, Şerkiy Türkistan Türk Dünyasining Kanlik Yarası, Taklamekan Uygur Neşriyatı, İstanbul 2000, sayfa 134. Yakınlarda olan bir olayda, İli bölgesinde baraj gölü ve elektrik santralı projesi inşaatı nedeniyle başka yere yerleştirme programının adil olmadığını söyleyerek protesto ettikleri için en az 16 kişinin polis tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Bkz. "Poliçe in Xinjiang detain protesters" (Sincan'da polis protestocuları gözaltına aldı"), RFA, 14 Haziran 2004. Örneğin, görgü tanıkları Haziran 2002'de Kaşgar kentindeki 1 no.lu Ortaokulda toplanan kitapların istif edilerek yakıldığını bildirdi. Daha fazla bilgi için bkz. "Uygur language and culture under threat İn Xin Jiang" (Sin Çan'da Uygur Dili ve Kültürü Tehdit Altında), Dr. Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti. Bildirildiğine göre, yasaklanan ve yakılan kitaplar arasında A Brief History of the Huns and Ancient Literatüre (Hunların Kısaca Tarihi ve Klasik Edebiyat) ile Ancient Uighur craftsmanship (Antik Uygur Zanaatkarlığı) gibi Uygur tarihi ve kültürü ile ilgili kitaplar bulunmaktaydı. BKZ. "Xinjiang University to teach majör subjects in CHinese" (Sin Can Üniversitesinde ana konular Çince öğretiliyor) Xin Hua 7 Haziran 2002. Mart 2004'te SUÖB'deki elli etnik azınlık okulunun önümüzdeki beş yıl içinde etnik Çin okullarıyla birleşeceği ve derslerin olabildiğince Çince yürütülmesi gerektiği bildirilince, Uygurcanın eğitim dili olarak kullanılmasına getirilen artan kısıtlamalar ile ilgili korkular daha da çoğaldı. Bkz. "China İmposes Chinese language on Uyghur schools" (Çin, Uygur Okullarına Çinceyi Getiriyor"), RFA, 16 Mart 2004.

http://www.gokbayrak.com/dergi_oku.asp?id=105&sid=1032
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 16:31

'Katliamlar şiddetini artırdı'

AJANSLAR Giriş Tarihi: 08.07.2009 11:03 Güncelleme Tarihi: 08.07.2009 17:15


Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde sular durulmuyor...

Dünya Uygur Kongresi Genel Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk Sincan'da bir tiyatro salonunda 200 cesedin bulunduğunu bildirdi.Tümtürk'e göre ölü sayısı 3000'e çıkabilir.

"HÜKÜMET, ÖLÜMLERİN ARKASINDAKİ KİŞİLERİN İDAMI İÇİN ÇALIŞACAK"

Çin Komünist Partisi Urumçi Komitesi Sekreteri Li Cı, hükümetin, Sincan Uygur özerk bölgesindeki olaylarda ölümlerin arkasındaki kişilerin idama mahkum edilmesine çalışacağını açıkladı.

Li, düzenlediği basın toplantısında, Sincan Uygur özerk bölgesinin başkenti Urumçi'deki olaylarda 156 kişinin ölümünden sorumlu kişilerin idama mahkum edilmesine çalışacaklarını belirterek, Urumçi'de birkaç gün süren etnik şiddetten sonra istikrarın sağlandığını, güvenlik güçlerinin caddelerin kontrolünü ele aldığını kaydetti.

Li Cı, cinayetten suçlanan çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve bunların çoğunun öğrenci olduğunu sözlerine ekledi.

'ÇİNLİLER, UYGUR TÜRKLERİNİN EVLERİNİ BASIYOR'

Çin'in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde başlayan ve Çin resmi rakamlarına göre 150 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından dün akşam bölgede sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı. Sadece Uygur Türklerine yönelik uygulanan bu yasağı fırsat bilen Han Çinlilerinin Türklerin evlerine baskınlar yaparak katliamlara devam ettiği belirtildi.

İŞTE VAHŞETİN FOTOĞRAFLARI!

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, bölgeden gelen son haberlerin çok kötü olduğunu söyledi. Bölgede yaşayan halkın yurt dışındaki insanlara bir şekilde ulaşarak 'Türklere yönelik Çin'in başlattığı katliamlar şiddetini artırdı' bilgilerinin kendilerine ulaştığını belirtti.

Abdulmecit Avşar, dün gece sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen Çinlilerin, Uygur Türklerinin evlerini basarak katliam gerçekleştirdiği bilgilerinin bizzat olayları yaşayan insanlar tarafından duyurulmaya çalışılarak yardım talepleri olduğunu ifade etti. Birlik Başkanı Avşar, uydu telefonundan kendilerini arayan Uygurların, olayların tırmandığını, sokağa çıkma yasağının sadece Uygur Türklerine yönelik uygulandığını söylediklerini belirtti. Avşar, "Dün gece Uygur Türklerinin evlerini basan binlerce Çinli, çoluk çocuk, kadın erkek demeden insanları darp etmiş ve onlarca insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. Önceki gün akşam saatlerinde Urumçi'de de Tumoris Otel basılarak orada da Uygurlar linç edilmiş" diye konuştu.

Bölgedeki halkla yaptıkları konuşmalarda ilginç bilgilere ulaştıklarını anlatan Avşar, Çinli yetkililerin, televizyonlarda sürekli Uygurların kendilerini savunmak için yaptıkları gösterileri, Uygur Türklerinin adeta Çinlilere saldırıyor şeklinde vermeye çalıştığını ve Çin halkını galeyana getirdiklerini söylediğini aktardı.

Avşar, "Yaşanan hadiselerden ve katliamdan, televizyonlarda yanlı yayınlar yapan, halkı kışkırtan Çinli yetkililer sorumludur. Anlaşılan o ki, sokağa çıkma yasağı sadece göstermelik, daha doğrusu Uygurlara yönelik. Amacın Çinli yetkililer tarafından etnik çatışma bahanesiyle, Doğu Türkistan'da soykırım yapmak olduğu o kadar açık ki" şeklinde sözlerini tamamladı.

"SİNCAN'DAKİ OLAYLARDA 800 UYGUR ÖLDÜRÜLDÜ"

Çin yönetiminin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki etnik çatışmalardan sorumlu tuttuğu Rabia Kader önderliğindeki Dünya Uygur Kongresi, Urumçi'de 800 masum Uygurlunun öldürüldüğünü açıkladı.

Rakamları görgü tanıklarının ifadelerine dayandıran Kongre, 5 Temmuz'da, özerk bölgenin merkezi Urumçi'de Uygurların "barışcıl" protesto gösterileri düzenlediğini, ancak bu gösterilerin Çinli güvenlik güçlerince "kanlı" bir şekilde bastırıldığını duyurdu. Dünya Uygur Kongresi, Çin yönetimini şiddetle kınadığını bildirdi.

Kongre'den bugün yapılan açıklamaya göre, çoğu öğrenci 1000 ila 10 bin kadar Uygurlu, Pazar günü yerel saatle 17.00 sıralarında Urumçi'deki Halk Meydanı'na olaysız bir şekilde yürüdü. Göstericiler, 26 Haziran'da Guandong'da 2'si kadın 18 Uygurlunun öldüğü, 300'ünün ise yaralandığı olayları protesto etti. Uygurlu kalabalık, Guangdong'un Shaoguan kentindeki oyuncak fabrikasında çıkan olayların hükümetten tarafından soruşturulmasını istedi.

Dünya Uygur Kongresi, oyuncak fabrikasında çıkan olaylara polisin çok geç müdahale ettiğini ve Uygurları, Han Çinlilerinden "bilerek" korumadığını beyan etti. Kongre'nin açıklamasında, fabrikadaki Han Çinlilerinin "bir kamyon dolusu" sopa ile Uygurlu çalışanlara saldırdığı, fabrikadaki güvenlik güçlerinin olaylara seyirci kaldığı, hatta zaman zaman Han Çinlilerine katıldığı dile getirildi.

Dünya Uygur Kongresi, 26 Haziran'da Shaoguan'daki fabrikada, Uygur Türklerinin Çinliler tarafından linç edildiği görüntüleri de yayımladı. Görüntülerde, fabrika içerisindeki Han Çinlileri, Uygur Türklerini sopalarla dövüyor. Yerlerde yatan ölü ve yaralı Uygur Türkleri'nin "çaresiz" görüntüleri yürek burkuyor.

Kongre'nin lideri Rabia Kader, halen ABD'nin Virginia eyaleti Fairfax kentinde yaşıyor. Kader, olayları kendisinin kışkırttığı yönündeki suçlamaların doğru olmadığını belirterek, kendisinin yalnızca Çin'deki ailesini protesto hareketlerinden önce uyardığını söylüyor.

URUMÇİ BELEDİYESİ ŞİDDET OLAYLARININ BİLANÇOSUNU ÇIKARDI

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin Urumçi Belediyesi, 5 Temmuzda çıkan şiddet olayları ve yetkililerin duruma müdahalesiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

Urumçi Belediye Başkanı Jerla İsamudin, pazar günü başlayan olaylarda pazartesi akşamına kadar 156 kişinin hayatını kaybettiğini, 1080 kişinin yaralandığını söyledi.

Olaylarda 11'i polis aracı olmak üzere 60 taşıtın, 209 dükkanın ve iki binanın tahrip edildiğini belirten Belediye Başkanı, toplam 56 bin 850 metrekarelik bir alanın da ateşe verildiğini bildirdi.

Çin Komünist Partisi Urumçi Komitesi Sekreteri Li Cı da belediyenin olaydan sonra özel bir ekip oluşturduğunu, kentte hasar gören altyapı tesislerinin kısa zamanda yeniden hizmete sokulacağını ifade etti.

DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ ÇİN GANG: "ÖNLEMLER YASAL"
Bu arada Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Çin Gang, Urumçi'de patlak veren şiddet olaylarına karşı alınan önlemlerin yasal ve haklı olduğunu vurgulayarak, bu önlemlerin farklı etnik gruplara mensup halk tarafından da desteklendiğini açıkladı.

Çin Gang, Pekin'de düzenlenen olağan basın toplantısında, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yasaların uygulanmasıyla görevli makamların bazı şüphelileri gözaltına almasının, halkın can ve mal güvenliğini korumayı amaçladığını söyledi.

Sözcü, hiçbir ülke gibi Çin'in de bu tür sabotaj ve şiddet olaylarına izin veremeyeceğine, aksi takdirde ülkenin hukukla yönetilen bir ülke ve hükümetin sorumlu bir hükümet olamayacağına dikkati çekti.

ÇİN İSLAM DERNEĞİNDEN KINAMA

Öte yandan Çin İslam Derneği Başkanı imam Cın Guangyuen, Urumçi'deki olaylara karışan suçluların eylemlerini şiddetle kınadı.

Cın, Çin Uluslararası Radyosuna verdiği demeçte, İslam dininin barışçı bir din olduğunu vurgulayarak, 5 Temmuz olaylarının düzenleyicileri ve katılımcılarının İslam dinini temsil edemeyeceğini ve eylemlerinin milli ve dini sorunlarla ilgisi olmadığını söyledi.

Cın ayrıca, resmi makamların sabotaj faaliyetleriyle mücadele etmek için aldığı etkili önlemleri "kararlılıkla" desteklediklerini kaydetti.

ÇKP SİNCAN SEKRETERİ: "ASAYİŞ KISA SÜRE İÇİNDE NORMALE DÖNECEK"

Çin Komünist Partisi Sincan Uygur Özerk Bölgesi Komitesi Sekreteri Vang Lıçüen de CCTV'de (Çin Merkez Televizyonu) yayımlanan açıklamasında, 5 Temmuz'da Urumçi'de meydana gelen ciddi sabotaj ve şiddet olaylarından sonra durumun kontrol altına alındığını belirtti.

Vang, Han milliyetinden bazı vatandaşların sokağa dökülmesiyle ilgili olarak, her milliyetten vatandaşa etnik çatışma yaratmak yerine, evine dönerek, asayişin bir an önce sağlanmasına katkıda bulunma çağrısı yaptı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 16:33

Doğu Türkistan’da Uygur katliamı: 18 ölü

Haziran 25, 2015


Çin'in Uygur bölgesi olarak da bilinen Şincan eyaletinde polis ile Uygurlar arasında yaşanan olayda en az 18 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı

Enis Aksu (DHA)

Şincan’ın güneybatısındaki Kaşgar bölgesinde Pazartesi günü yaşanan olayda resmi makamlar ölü sayısını 18 olarak açıklarken, yerel kaynaklar rakamın 28 olduğunu belirtiyor.

Olaylar ilk olarak bir aracın Şincan bölgesindeki bir polis kontrol noktasında meydana geldi. İddiaya göre kontrol noktasında bir otomobilin hızlı bir şekilde geçmeye çalışması sonrasında araç bir polis memuruna çarparak bacağını kırdılar. İddiaya göre araçtakiler olay yerine hızla gelen iki polis memurunu bıçakla öldürdü. Olay sonrası bölgeye gelen silahlı destek ekibinin etrafta ateş açarak en az 15 kişiyi öldürdüğü belirtti. Olayın başlangıcında geçen arabanın da Kızılsu Kırgız menşeli plakası olduğu belirtildi.

Çin polisi, işgal altındaki Doğu Türkistan’da şüpheli gördüğü Uygurlara ateş etme yetkisine sahip. Geçtiğimiz günlerde de Guma kasabasında nehir kenarında bir araya gelen sekiz Uygur Türkü polis tarafından şüpheli bulunarak katledilmişti.

ÇİN, UYGUR’DA NAMAZ VE ORUCU YASAKLADI

Çin yetkileri, olay terör diye nitelerken Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulehed Er yaptığı yazıyı açıklamada yapılanın Müslümanlara yönelik bir saldırı olduğunu belirtti.

Doğu Türkistan’da Uygur Müslümanların dini vecibeleri yerine getirmeye izin verilmezken; Çin özellikle oruç tutmayı, camilerde namaz kılmayı yasakladı. Uygur erkeklerin sakal bırakması ve kadınların başörtü takması yasaklandı, hicap ve tesettürlü kadınlar hicapları açmaya zorlanıyor ve kabul etmeyenler para cezası veriyor ve hapse atılıyor.

OLAYIN NEDENİ: TESETTÜRLÜ KADINLARIN GÖZALTINA ALINMASINA TEPTİ

Abdulehed Er, yaşanan olayın, tesettürlü olan eşleri gözaltına alınan bir grup Uygurun polisler ile yaşadığı gerginlik sonrası başladığını duyurdu. Eşlerinin serbest bırakılmasını isteyen gruba polis müdahale edince olaylar başladı. Abdulehed Er, Çin’in Uygur Türklerine dini ve milli özgürlük tanıması halinde bölgede hiçbir olayın yaşanmayacağını; bu olmadığı için Çin yönetiminin olayları ölümler ile kapatmaya çalıştığını vurguladı.

Er, “Doğu Türkistan’da şuan hiç kimin can ve mal güvenliği yok. Her gün binlerce genç hapise atılıyor ya da öldürülüyor. Keyfi tutuklama yargısız infaz devam ediyor,.Doğu Türkistanlılar ‘Ne zaman evime baskın yapılır’ diye korku ve endişe içinde yaşıyorlar. Onların kendisi ve ailesini koruma savunma yetkisi yok. Başta Türkiye olmak özere, uluslararası insan hakları kuruluşları ve tüm dünya kamuoyuna, Doğu Türkistan’da yaşanan olayların son bulması için somut adım atılması noktasında girişimde bulunmaları, olaylara tepkisiz, takipsiz kalmamaları çağrısını yapıyoruz” dedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Haz 2015, 16:37

Japonya'da Uygur Türkleri'ne yapılan zulüm ve Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için yapılan yürüyüş...

25 haziran 2015

Ne kanı, ne dili ne de dini ortak. Ama bizden daha TÜRK'çe haykırmışlar. Japonlar kadar sahip çıkamıyoruz soydaşlarımıza!

Resim

https://www.facebook.com/atsizca/photos ... 82/?type=1
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Doğu Türkistan'da Çin Devleti'nin Türk'lere Yaptığı Soyk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Haz 2015, 01:10

Doğu Türkistan'da yaşanan insanlık dışı olayların durdurulmasını istiyoruz. Name of persecution: Uighurs of East Turkestan

Türk Milleti'ne yapılan soykırımların sonu gelmesi lazım, Türk Soyumuza karşı yapılan tüm namussuzlukların bir gün mutlaka hesabını soracağız. O gün gelene kadar, Türk Milleti'nin önderi olan Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin tepesinde(cumhurbaşkanı, başbakanı) oturanların biraz olsun adam gibi hareket etmeleri gerekir, ve tüm zorluk çeken Türklere yardım etmesi gerekir. Gerekirse Kuzey Irak'tan öncelikle PKK terör örgütünü ve bunun sahibi olan ABD'yi silip buralara örneğin Doğu Türkistan veya Afganistan'daki Türklerin tamamını Irak Türkmenleriyle birlikte doldurup Türk toprağı yapabiliriz.

https://www.change.org/p/do%C4%9Fu-t%C3 ... ion-no_msg
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Doğu Türkistan Uygur Türkleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron