Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Burada Hazar Ötesi Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:08

Ekonomi

Göçebe tarzı yaşamlarıyla bilinen Türkmenler, XVIII. yüzyılın sonları ve XIX. yüzyılın ilk başlarından itibaren büyük ölçüde yerleşik düzene doğru bir kayma göstermişlerdir. Amuderya nehri boyunca, Murgap vadisi ve Merv bölgesinde Türkmen köyleri kurulmuş, tarımcılık alanında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Sanayi ürünlerinin Türkmenistan'a girişi Rus işgalinden sonraki döneme aittir. Özellikle, petrol sanayisinin gelişimi; bunun sayesinde demir yolları ve deniz ticaretindeki artış dikkati çekmektedir. Yine de, Rus işgalinden önce Tükmenistan'da canlı bir ticaret hayatının olduğu inkar edilemez.

Ticari ve Hayat Şehirlerin Konumu

Rus işgaline kadar Türkmenistan'da ticaretin kaynağını tarım ürünleri, sanayi ürünleri, hayvancılık ve ona bağlı olarak halıcılık ve bağ ürünleri oluşturmaktaydı. Türkmenler, daha Ruslardan çok önceleri Krasnovodsk bölgesinde bulunan zengin petrol kaynaklarını keşfetmiş ve kullanmaya başlamışlardır. Rus işgali sırasında, 1883 yılında bölgede çıkanları petrol 432.322 pud kadardır. Kaynaklar, Rus işgalinden önce düşük düzeyde ve ilkel aletlerle Türkmenler tarafından petrol çıkarıldığını ve ticari maksatla Orta ve Yakın Doğu ülkelerine sattıklarını, aynı zamanda silah ve diğer gereksinimleri de kendileri tarafından kullandıklarını belirtiyorlar. Petrol üretimine verilen değer Rus işgaliyle birlikte artmıştır. Ruslar, Tükmenistan bölgesini işgal etmeden önce Bakü ve Hazar sahili bölgelerde petrol üretimiyle yakından ilgilenmekteydiler. Rus dış ticaretinin en büyük kaynaklarından olan Bakü petrolleri imparatorluğa yılda büyük paralar kazandırmaktaydı. Dış sermayenin gözde en büyük yatırım alanlarından biri olan Bakü petrolleri, Rusya'da petrol teknolojisinin gelişmesinde öncü olmuştur. Ruslar, Türkmenistan'ı işgal edince, Krasnovodsk'da petrol üretiminde yeni teknoloji araçlar kullanmaya önem gösterdiler. Yapılan teknoloji yatırım Türkmenistan'da petrol üretiminin yükselmesine önemli düzeyde etki gösterdi. 1883 yılından 1889 yılına kadar olan sürede Türkmenistan'da çıkanları petroldeki artış bir buçuk katına çıkmıştı.

YılPudFiyat
1883432 32218 370nıble
1884413 22018 123
1885496 62526 570
1886427 78520 870
1887619 60324 816
1888388 72417 914
1889678 01825 225ruble 75 köpek


Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:17

Petrol üretimi Türkmenistan'da yeni çalışma alanlarının oluşumunda öncü oldu. Petrol sanayisinde çalışan Rus, Azeri işçiler arasında Türkmen işçiler de bulunuyordu. Ama, Türkmen işçileri en ağır işlerde çalıştırılmakta ve en düşük ücreti almaktalardı. Petrol üretiminde Krasnovodsk'dan sonra Çeleken ikinci sırada geliyordu. Çeleken'da çıkarılan petrolün önemli miktarda İran'a satıldığı bilinmekteydi. (Tablo 2).

Petrolden başka bir de yermumu satışı yapılmaktaydı. Yermumu Hive Hanlığı'na da ihraç edilmekteydi. 1886 yılında Hive'ye ihraç edilen 200 pud yermumundan 200 ruble gelir elde edilmiştir. Elde edilen gelir Hazar Ötesi Gubernatörlüğü'nün emrine verilmişti. 1887 yılında ise Hive'ye satılan yermumu 250 pud, bir sonraki yılda 300 pudu bulmuştu.

Demir yolu
için
İran'a Mihaylovsk'e
Gönderilen gönderilen
YılPetrol petrolToplamFiyatı
188158 62858 6284 690 r.
188242 73142 7312 563 r. 86 k.
188342 60042 6008 520 r.
188417 00033 00050 0008 300 r.
188516 99029 91346 9037 505 r. 78 k.
188660 00060 000827 r.
188727 40027 4001 084 r.
188818 15318 153663 r„ 70 k.
188915 01015 0101 045 r„ 83 k.


Türkmen petrolleri yabancı sermayenin de ilgisini çekmekteydi. Bakü petrollerinin önemli yüzdesini elinde bulunduran "Nobel Kardeşleri Şirketi" 1882 yılından itibaren Türkmen petrollerinde de söz sahibi olmaya başlamışlardır. Tükmenistan'da petrol çıkarılan 38 bölgeden 8'i "Nobel Kardeşleri"nin elinde idi. 1883 yılından 1889 yılına kadar Türkmenistan'da "Nobel Kardeşleri Şirketi"nin çıkardığı petrol aşağıda gösterilmiştir.

Türkmenistan'ın petrol üretimi ile Rusya sömürgeleri arasında öne çıkması ülkenin sanayileşmesinde büyük rol oynamıştır. Rus hakimiyeti altında olmasına rağmen ülkenin ticari hayatında önemli gelişmeler sağlanmış, dış sermayenin dikkati Türkmenistan'a çevrilmişti. Türkmenistan sadece petrolü ile değil halıcılık, dokuma, meyve üretimi ve kuyumculuğu ile de göz doldurmaktaydı. Adı geçen bu ticaret alanları daha Rus işgalinden önce de canlılığını ve konumunu muhafaza etmekteydi.

YılÇıkarılan Petrol (pud)
188315 185
188450 000
188554 433
1886700 000
1887811 500
1888286 400
1889344 080


A.A. Roslyakov, XVIII-XIX. yüzyıllarda Türkmenistan'ı ekonomik konumuna göre, üç kısma ayırıyor:

a) Hazar sahili Türkmenleri (Gürgen, Balhan ve Mangışlak Türkmenleri): Bunlar genelde natural üretimle ilgileniyorlardı. Natural üretimle, bölgenin doğal kaynaklarını kullanarak ekonomik varlıklarını sürdürdükleri kastedilmektedir,

b) Hive Türkmenleri tarımla daha çok öne çıkıyorlardı;

c) Merkez Türkmenistan (Ahal-Etek, Karrıkala, Tecen-Saragt, Murgap, Amuderya Türkmenleri). Bu bölge Türkmenistan'ın atar damarı olarak anılmaktaydı. Bölgede oturan Alililer, Mehinliler, Mürçeliler, Enevliler yerleşik yaşamı seçmişlerdi; Teke, Ersarı, Salır ve Sarık boyları ise vadilerde yurt tutmuşlardır. Bölge ticaretin ve ticari üretimin en büyük kaynağı olarak bilinmektedir.

Halıcılık, halı ticareti veya halı sanayisi Türkmenistan'ın kökleşmiş en eski ticaret mesleklerinden biri olarak bilinmektedir. Türkmen halısının ünü o kadar yaygındır ki, daha XVII-XVIII. yüzyıllarda Avrupa burjuva sınıfının önde gelen temsilcilerinin malikane veya şatolarını süslemekteydi. Sadece, Avrupa piyasasında değil, Yakm Doğu'da da Türkmen halısı en gözde halılar olarak rağbet görmekteydi. Halı sanayii Türkmenistan'da en büyük gelir kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Halıcılık sanayii birçok meslek dallarının ayakta kalmasını, gelişmesini sağlayan bir merkez konumundaydı. Hayvancılık, yün üretimi, tarama, iplik, boyacılık, yünün taranmasındaki teknik araçlar, en önemlisi tarak ve birçok meslekler halıcılığın çevresinde toplanmışlardır.

K. Bode, halı sanayisini Türkmenlerin en büyük uğraş alanlarından biri olarak tanıtarak, halıcılığın Türkmenistan'da ilkel düzeyde de olsa makina (teknoloji) kültürünü getirdiğinin altını çizmektedir. Türkmen halılarının en ünlüsü, işlemeleri ve motifleriyle dikkat çeken Teke gölü, sadece Türkmenistan'da değil, İran, Rusya, Orta Asya ve Afganistan pazarlarında da en çok rağbet gören halılardı. Her yörenin işlemeleri ve motif zenginliğine göre halıları vardı. Sarıklar'ın Sarık gölü, Salurlar'ın Salur-gölü, Yomutlar'ın Kepse gölü veya Tırnak gölü, Ersanlar'ın Güllü gölü veya Temirçin gölü ve Çavdurlular'ın Ertmen halıları yapı görselliği, dokuma ve işlemeleriyle birbirlerinden farklılıkları bulunuyordu. Çeşit bakımından oldukça zengin olan Türkmen halıları kendi aralarında da rekabet etmek zorundaydı. Türkmen halıları arasındaki fark yabancı biri için pek anlaşılmasa da, Türkmenler için hemen anlaşılmaktaydı. Örneğin, Teke halısı, yani Teke gölü ince dokuması ve sade işlemeleri ile daha çok göze hitap etmekteydi; bu yüzden Teke gölü halıları süs olarak rağbet görüyordu. Sarık halıları ise yani Sarıkgölü kaba ve kalındı, ama sıcaklığı bakımından çadır yaşamı süren Türkmen boyları ve İran'da göçebe yaşam süren Türk boyları tarafından rağbet görmekteydi. Salur gölü halıları ise Türkmen halı geleneği dışında kalarak daha çok Şirvan ve Kafkas motifleri içermekteydi. Rusya Saltıkov-Şedrin kitaplığında bulunan bir yazmada, Türkmen halılarının işlemeleri bakımından "Turan!" bir üslup gösterdiği vurgulanmaktadır.

Döneme ait çeşitli müzelerde korunan halıları incelediğimiz zaman Türkmen halılarının, İslamiyet öncesi Türklere ait kabartma resimleri arasında sıkı bir bağlantının olduğu dikkati çekmektedir. Türkmen halılarının özelliği, hayvan motiflerinin daha figüratif bir yapı göstermesidir. Türkmen halıları üzerinde sergilenen hayvan resimleri, örneğin koç boynuzu, boğa kafası o kadar ince ve figürlerle işlenmiştir ki, pek belli olmamaktadır. Bu Türkmen halılarının işleme, motif ve estetik bakımından ne kadar geliştiğine bir örnektir. Türkmenler için yeri doldurulamayan ticaret kaynağı olan halıcılıkta, Türkmen tüccarlarının yaptıkları gözlemlerle, pazar gücünü arttırmak için çeşit ve kalite bakımından da önemli ölçüde gelişme sağlanmıştır. Yukarıda halı sanayisinin, birçok mesleklerin de gelişiminde öncü olduğunu söylemiştik. Kaynaklar halıcılık yanında torba, mafraçı, çuval, çarık ve bir çeşit yünden yapılmış çanta olan "horcun" (heybe) yapıldığını da belirtmektedirler. Aynı zamanda Türkmen halkı tarafından "palas" denilen kilim yapılmaktaydı. N. N. Muravyev, Etrek ve Gürgen'de üretilen halıların Hive pazarlarında büyük rağbet gördüğünü yazmaktadır. Halı tüccarları sadece halı ve kilim değil, namazlık (seccade), ensi, gemıeç, at için eyer, gibi Türkmen ustalarının göz okşayan ürünlerini de Orta Asya, İran pazarlarına taşımaktalardı. D. Batser, Avrupa'da Doğu'nun büyük pazarlarında Türkmen "aytalık"larına rastlamağın imkansız olmadığını söylemektedir. Aytalık, Türkmenlerce 'ayetlik' olarak bilinen bir çeşit örtüydü. XIX. yüzyılın ortalarında Türkmen halı ürünlerine artan talep o kadar büyüktür ki, Merv ve diğer şehirlerde baş gösteren üretim artışı buna bir örnektir. 1890 yıllarına ait bilgiler o dönemde Merv'de 1000'dan fazla imalat yapan dükkan olduğunu kaydediyorlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:18

Türkmen ustaları kuyumculuk, değerli taşlardan yapılan zengin süs eşyalarının yapımcılığında da önde gelmektelerdi. Türkmen kadınları süslenmeye olan ilgileriyle ünlüdürler. Bütün bu süs ürünlerinin yapımını Türkmen ustaları kendileri yapıyorlardı.

Türkmen kuyumcularında en çok dikkati çeken ve rağbet gören süs eşyaları sümsüle, sıtara, eyme, cugur, açık saç yüzü, kökenli yüzük, bilezik, koza, düğmeler bulunmaktaydı.

Türkmenistan coğrafi konumu itibariyle ticari bakımdan önemli bir kavşakta bulunuyordu. İran üzerinden geçip Orta Asya'nın içlerine doğru uzanan eski ticaret yolu bu bölgeden geçiyordu. Bölge ticari ulaşım bakımından XVIII-XIX. yüzyıllar boyunca etkin konumunu sürdürmüştür. Arşiv belgelerinin birinde Nadir Şah'ın Özbek hanları üzerine saldırısının bir nedeni de İran'dan Buhara'ya kadar uzanan ticaret yolunun kontrolünü ele geçirmekti. Yolun Türkmen boylarının kontrolü altında kalan kısmı her yıl bölgeye büyük karlar getiriyordu. Ruslar'ın bölgeye artan ilgisiyle ticari bakımdan Mangışlak bölgesi de yükselmeye başladı. Mangışlak'ta oturan Türkmen beyleri ile Rusya arasındaki ticari ilişkilerin temeli daha Çar I. Petro döneminde atılmıştı. Türkmen beylerinden Hoca Nepes'in A.Bekoviç Çerkosski vasıtasıyla 1. Petro ile 1717 yılında görüşmesinde ticari konular da ele alınmıştı. Bu anlaşmadan sonra Ruslar, Mangışlak bölgesi ile Astrahan arasında devamlı olabilecek bir ticari ilişki oluşturabilmişlerdir. Bölge, Ruslar'ın Orta Asya pazarlarıyla ilişkisi bakımından da fevkalade önemliydi. Kaynaklar 1770-1780 yılları arasında Mangışlak üzerinden Astrahan ile Hive ve Buhara arasında işlek bir ticaretin olduğundan bahsetmektedirler. Türkmenler, Ruslara halı, yün, deri, kurutulmuş meyve vb. ürünler satıyorlardı. Ruslardan ise karşılığında silah dahil çeşitli çelik yapımı eşyalar satın alıyorlardı.

Böylece, Mangışlak uzun süre Türkmen boylarına büyük karlar sağlayan bir ticaret kapısı olmuştur. Şarıpin'e göre, Mangışlak Rusya ve Avrupa'ya açılan doğunun en büyük gümrük kapısıdır. Mangışlak bölgesinden Rusya, İran, Buhara, Hive ve Merv istikametinde ticaret yolları uzanıyordu. Yollar her zaman güvende olmasa da, ticari konumunu hiçbir zaman kaybetmemiştir.

XVIII-XIX. Yüzyıllarda Hive ve Buhara'dan İran, Afganistan ve Hindistan'a giden ticaret yollarına genelde Yomut, Teke ve Salur Türkmenleri hükmediyorlardı. 1820 yılından sonra güneybatı Türkmenistan bölgesi ticari bakımdan oldukça gelişme göstermeye başladı. Bölge deniz ve kara yoluyla Azerbaycan, Gürcistan, İran ve Rusya arasında bir ticari üs konumundaydı. Bundan olsa gerek Ruslar ilk önce bu bölgeyi ele geçirmeye kalkışmışlardı. Geniş kumların kıyısında denizle sürekli irtibatta olan bölge halkının esas ticaret kaynağı petrol, tuz ve balık ürünleriydi. İlkel de olsa Türkmenler buradan petrol çıkartıyor ve balıkçılıkla ilgileniyorlardı. Türkmenler bu ürünleri büyük ölçüde İran'a satıyorlardı. XIX. yüzyılın 30'lu ve 40'lı yıllarında Kafkasya üzerinden Rusya ile de sıkı bir ticaret kurulmuştu. Mangışlak, Ruslar'ın eline geçtikten sonra güneybatı Türkmenistan bölgesinin değeri daha da arttı. Artık bölge ticaret kapısı olma görevini üstlenmişti. Vambery'e inanacak olursak Yomutlar çıkardıkları petrolü İran, Hive ve Ruslar'a satıyorlardı. M. N. Galkin'e göre, çıkarılan petrol, Yomutlara yılda 1000 Rus ruble kar kazandırıyordu, bu da sadece bir ürün için oldukça önemli bir rakamdı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:21

XIX. Yüzyılda Türkmen şehirlerinden çok azı şehir olma konumuna erişebilmişlerdi. Şehir, Türkmenler için çevresi kalelerle çevrilmiş küçük bir alan demektir. Bu yüzden Türkmen şehirleri denildiği zaman XIX. yüzyıl için Merv yani Man, Murgab, Ahal ve birkaçı daha akla gelmektedir.

Merv, eskiden beri Doğunun en ünlü şehirlerinden biriydi. Mimari bakımdan önemli yapıtlarıyla karşımıza çıkan Merv, bahsini ettiğimiz dönem içinde konumunu muhafaza etmekteydi. Bir ara Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da başkentlik yapan Merv, eski ihtişamından uzak olsa da ticari ve transit ulaşımdaki konumunu korumaktaydı. Merv şehri, XVIII-XIX. yüzyılda pazarlarıyla ünlüydü. Hint, İran, Buhara ve Hive tüccarlarının buluşma noktası olan şehir, bu bölgeler arasında ulaşım içinde en iyi merkezdi. Merv'den Meşhed'e uzanan ticaret yolu bölgenin en zengin kervan yolu olarak biliniyordu. Sadece yabancı tüccarlar değil, Türkmenler'de mallarını satmak için Merv'i tercih ediyorlardı. Şehir, Teke Türkmenlerinin kontrolü altında bulunu-yordu. Şehrin bir diğer özelliği ticaret bakımından zenginliği idi. Kaynaklar, şehir pazarlarında ne aranılırsa bulunduğunu söylerler. K. Bode, Merv' in, iran'ın ünlü pazarları Şehrud, Bucnurd ve İsfahan'la yarışacak düzeyde olduğunu söylemektedir.

iran pazarlarındaki ürünlerin listesi aşağıda verilmiştir. Görüldüğü gibi fiyatlar her yıl daha da artmıştır:


185618571858
ÜrünlerRubleKöpekRubleKöpekRubleKöpek
Pirinçx60a:67,5X76
Buğdaya:20a;35X70
ArpaX15as25X30
Pamuk270420450
İpek Kozası63X62X57a:


Merv'den sonra en önemli şehir Ürgenç'ti. Şehir, 1743 yılı Hive saldırılarından sonra Yeni Ürgenç olarak ün kazanmıştı. Bölge Harezm Türkmenlerinin elinde bulunuyordu. Ürgenç ticari açıdan Merv kadar zengin olmasa da, Hive ve Buhara ile olan ulaşım, dolayısıyla gelişme gösterebilmişti. Daha sonraları Mangışlak'la ticari ulaşımda da, Ürgenç kendini göstermeye başladı. Galkin'in verdiği bilgilere bakılırsa, Merv'de Türkmenler tarafından satılan malların büyük çoğunluğu Ürgenç'te de bulunuyordu.

XIX. yüzyılda Çarcev ve Lebap şehirleri de parlamaya başladı. Bu şehirler pek zengin olmasa da Amuderya sahili boyunca uzanan kervan yolları üzerinde olmaları dolayısıyla önemliydiler.

Ticaret kervanlarla sağlanıyordu. XIX. yüzyılın başlarında ticaret yapan kervanlarda kullanılan deve sayısı 80'i aşmazdı. Çok nadir durumlarda develerin sayısı 500-1000'e kadar çıkmaktaydı. N. N. Muravyev, 1819 yılında Hive ile Mangışlak arasında yapılan ticari ilişkilerde 1000 devenin hizmet ettiğini belirtiyor.901 1880 yılı kayıtlarına göre, Merv'le Buhara arasında 2200 deve, Hive arasında 200 deve, İran arasında ise 3600 deve hizmet görüyordu. İran'dan Ahal'a yapılan ticarette 3 600 deve kullanılıyordu. Kervan yollan Merv, Tecen, Ahal, Hive, Herat gibi şehirleri birbirine bağlıyordu.

Güney Türkmenistan'dan Hive'ye giden yol deve ile 10 gün sürüyordu. Teke yurdundan Türkmenistan'ın kuzeyine varmak için 14 günlük yol katletmek gerekiyordu.

XIX. Yüzyılın en karlı ticaret kaynaklarından biri de deniz ticaretiydi. İstatistiklere göre, Güneydoğu Hazar bölgesinden Rusya'nın Astrahan limanına balık ve havyar ihraç ediliyordu. Bunun dışında Rusya ve İran'a da petrol ihracı deniz yoluyla yapılıyordu.

ÜrünlerYıllar (ruble üzerinden)
18361837183818391840184118421843
Balık6 00329 70969 87059 87223 16011 6786 7611 937
HavyarX17 30518 66021 69611 3076 5923 5551 224
Toplam6 00347 01488 53981 56834 46718 27210 3163 161
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:22

G.S. Karelin, 1830 yılında Çeleken'de üretilen 67 700 tulum petrolün 145 000 pudu bulduğunu ve bunun satışından elde edilen karın 89.700 İran riyali olduğunu belirtiyor.
1. F. Blaramberg ise 1835 yılında Çeleken'den Kuzey İran'a 135 000 pud petrol ve 186 000 pud tuz taşındığını söylemektedir. Yine, kaynaklarda 1 kg. havyarın 1 ruble 70 köpek, 1 pud gümüşün 3 ile 4 ruble değerinde olduğunu belirtmektedirler.909 1870 yılı öncesi Türkmenistan'dan Rusya'ya ihraç edilen 125 000 pud petrolün 40 000 ruble, 170 000 pud tuzun 85 000 ruble, 450 000 pud balığın 50 000 ruble kar sağladığını görüyoruz. Rakamlara dikkat edersek deniz ticareti Türkmenler için en çok kar getiren ticaret olmuştur.

Şehir yaşamı veya şehircilik Türkmenler için yaygın olmayan ve uzun bir süre yadırganmış bir yaşam tarzı olmuştu. Bu Türkmenler'de şehir hayatının olmadığı anlamına gelmez. Şehirciliğin kaynağı ticaretti. Merv, Ürgenç, Ahal, Çarcev gibi şehirler pazarları ile ünlüydü. Türkmenler'in şehir hayatına olan ilgisizliği, hayvancılığın oldukça yüksek düzeydeki gelişimi idi. Şehirler büyük Türkmen boylarının kontrolü altındaydı. Boy beyleri kendi karargahlarını şehirlerde kurmuşlardır. Şehir nüfusunun büyük bir kısmı boy liderlerinin yakın çevresinden oluşuyordu. Tüccarların da şehirde evleri bulunuyordu. Şehir nüfusunun oldukça az bir kısmını sıradan insanlar oluşturuyordu.

Ruslar, Türkmenistan'ı ele geçirdikten sonra kendi ekonomik politikalarını uygulamaya soktular. İlk iş demir yolu ağıyla Türkmenistan'ı Rusya ile irtibatlı konuma getirmekti. Hazar Ötesi demir yolu hattının çekilmesi 1880 yıllarında başladı. Haziran 1880 yılında Mihaylov'dan başlayarak yapılan demir yolu çalışmaları Eylül 1881 yılında Kızılarbat'a kadar ulaşmıştı. Temmuz 1885 yılında Kızılarbat'tan Aşkabat'a kadar uzanan ikinci demir yolu hattının çalışmaları da 30 Kasım günü tamamlandı. Temmuz 1886 yılında hattın Man'ya kadar uzanan hattı tamamlanmıştı. Hazar Denizi'nden Mihaylov'a ve burada oluşturulan Uzunada Portu'na çıkan hattın, 1888 yılında bir ucu da Semerkand'a vardı. Demir yolu ülkede yeni ekonomik kaynakların ortaya çıkmasına ön ayak oldu. Man, Aşkabat, Çarcev'de tren tamiri yapan manifakturalar açıldı. 1882 yılından itibaren şehirlerin konumu değişmeye başladı; Aşkabat, Man gibi şehirler nüfus bakımından hızla büyüyen şehirlerin başında gelmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 19:25

Tarım ve Yerleşik Olmayan Türkmen Köylüsü

Türkmen köyleri ve köylüleri üzerine değerli çalışmalarda bulunan Dj. Davletov, Türkmen köy toplumunun "ataerkil" bir yapı sergilediğinin altını çizmektedir.

Müellif, Türkmen köylülerinin yerleştikleri alanlan şöyle ayırmaktadır:

Etrek nehri boylan, Hive Hanlığının güneybatı kısmı, Aşkabat çevresi, Merkezi Karakum çölünün güneybatısı, Tecen-Serahs vadisi, Merv uyezdi, özellikle de Çaşkın ilçesi. Türkmenler köye aul ismini veriyorlardı. Kelimenin ilk kullanışı "ağıl"dır, anlamı "koyun ve keçi sürülerinin gecelediği, çit veya duvarla çevrili yer" demektir. XVIII-XIX. yüzyılda Türkmen diyalektiğinde kullanılan "aul-ayıl-ail" biçimi Moğolcadan alınmıştır. Kelime, Türkmen köylüsünü ifade eden özellikler içermektedir. Öncelikle, Türkmen köylüsü tam anlamında yerleşik olmayan köylüdür, yani hayvancılık yerleşik yaşamı engelleyen etmenlerdendi. Bu yüzden, Türkmen köylüsü mevsimlere göre, Türkmen toprağı içinde gezgin bir konumdaydı. Hayvan sürülerinin gecelediği veya konakladığı yerlerin civarına çadırlar kurarak oturan Türkmenler'in bu konumu aul olarak literatürde isim kazanmıştır.

Bu yüzden Türkmen aulları denildiği zaman buraya tarım, hayvancılık gibi sahalar katılacaktır. Zaten, Türkmenler'de ziraatla hayvancılık belirgin hatlarla ayrılmış birer üretim alanları olamamışlardır. Aksine içiçe geçmiş, ikisi birarada yürütülmüşlerdir. Burada coğrafyanın önemi en önemli etken oluşturmaktadır.
2 Ekim 1881 yılında Krasnovodsk pristavlığına ait bir belgede Türkmen aulları, aulların etnik durumu ve liderleri hakkında bilgi verilmektedir. Buna göre, Huday Nazar Hudayberdi oğlu, Türkmen asıllı olup Krasnovodsk ve Karabuğaz bölgesindeki aulların sahibi idi; Selim Mahmutoğlu - Çeleken, Oğurcinsk ve Darca aullarının; kendisi yardımcı milis güçlerinden olan Nefes Mergen Duşmemed oğlu Çikişlyar aulunun; Mirsayid Kuluoğlu Hasankulu aulunun; Borcak Han Çerkez Haııoğlu - Caferbay boylarının oturduğu aulların; Musa Han Nazar Hanoğlu - Ak - Atabay - Çoni boylarının lideri ve Etrek'deki birkaç aulun sahibiydi.
Türkmen aulları hakkındaki en ciddi bilgilere Ruslar'ın bölgeyi ele geçirdikten sonra yaptıkları tutanaklar, istatistiklerden ulaşıyoruz. Rus işgali öncesi bilgilerimiz ise düzensiz, özellikle de hayvancılıkla ilgilidir.

Hayvancılık alanında Türkmenlerin atçılık, deve ve koyunculukla daha yoğun ilgilendikleri bilinmektedir. Türkmen atlarının ünü eskiden beri bilinmektedir. Nadir Şahın Harezm üzerine seferi sırasında Türkmen atlarıyla ilgilendiği bilinmektedir. 1844 yılında Hive hanlığına karşı Salur ve Sarık boylarının savaşı sırasında Türkmen birliklerinin 200-300 baş deve ve çok sayıda atla katıldıkları kaydedilmektedir.

Bu hayvancılığın Türkmenler için herşey anlamına geldiğini göstermektedir:

ölüm ve yaşamın sınırıydı adeta. 1846 yılında Hive hanlığı Merv bölgesinde 2 bin deve, 10 bin koyun ve 500 at ele geçirmişti. Yine kaynaklar, 1836 yılında Muhammed Şah'ın Etrek-Gürgen Yomutlarından vergi olarak 4 bin manda, 60 bin büyük baş hayvan, 10 bin kısrak, 500 bin koyun ve 20 bin deve almıştır.

Bu rakamlar oldukça abamlı gibi gözükmektedir, ama gerçek şu ki, hayvancılığın Türkmenlerde yüksek düzeyde gelişme gösterdiği bilinmektedir. Hayvan, Türkmenin herşeyidir, servet kaynağı, şöhreti, iyi bir nüfuz, yaşamın temeli, eğlence vs.

Hayvancılığın başında deve gelmektedir. Deve ulaşım aracı, halıcığın kaynağı, savaş gücü, çeyiz, yiyecek olarak Türkmenlerce birçok amaç için kullanılmaktaydı. Türkmenler çeşitli deve yetiştirmektelerdi. En çok arabi, kürdi ve Türkmen! denilen çeşitleri yaygındı. 1890 yılı Hazar Ötesi Gubernatörlüğü'nde yapılan bir istatistiğe göre, bölgelere göre hayvan sayısı şöyleydi.

ÇeşitlerBölgelere Göre
AşlıabadMervTecenKrasnovodskMangışlakToplam
Koyun262 991754 75894 935350 400355 0811 818 165
Deve15 65729 9492 34742 25025 121115 324
Büyük baş hayvan2 94449 8392 1163 70065659 255
At4 50724 0311 7736 01947 95984 289


XIX. yüzyılın 70'li yıllarına ait bilgilerde Lebap bölgesinde köylüler işlerinde deveden yararlandıkları kaydediliyor. Yine, kaynaklar bu dönemde Çarcev ve Kerki bölgesinde, yani Amuderya orta akarı kısmında Ersarı boylarının elindeki hayvan sayısının miktarını açıklamaktadır: deve: 3 058; at: 2 203; öküz: 5 761; inek: 5 551; koyun sayısı ise 95 395'i buluyordu. Güneybatı Türkmenistan Yomutları'nın elinde bulunan hayvan sayısı XIX. yüzyılın ortalarında 15 bin koyun, 200 deve, 20-30 baş mandayı buluyordu. Anlaşılan, Muhammed Şah'ın saldırısı Yomutlar'da koyunculuk dışında diğer hayvancılığın zayıflamasına neden olmuştur.

Avcılık da, Türkmenler'de en önemli meşguliyet alanlarından biriydi. Türkmenlerin avladığı kuşlar arasında: keklik, pelikan, tok-dan, toklutay gibi bölgede yaşayan kuşlar; hayvanlardan tavşan, tilki avlanıyordu.

XIX. Yüzyıla kadar büyük ölçüde göçebe hayat süren Türkmenler, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren yerleşik düzene geçmeye başlamışlardı. Türkmenistan'ın doğal şartları geniş düzeyde bir tarım hayatının yaşanmasına müsait değildi. Çöl, ülkenin yarıdan fazlasını kaplamıştı ve tanın için verimsizdi. Bu yüzden tarımla ilgilenen Türkmenler nehirlerin, su kaynaklarının yanında iskan tutmuşlardı. Amuderya'nın orta ve aşağı kısımlan, Murgap vadisi, Etrek, Gürgen bölgeleri Türkmenlerin tarımla en fazla irtibatta oldukları topraklardır. Ahal, Etek, Serahs, Tecen, Pendi, Etrek nehirlerinin civan boydan boya ekin alanlarıydı. Türkmenler tarlaların sulanmasında özel bir sulama sisteminden yararlanarak, dağ eteklerini ve su kaynaklarının olmadığı toprakları da ekine yararlı hale getirmişlerdir. Bu sulama sisteminin adı Türkmen ve Rus kaynaklarında "çiğir, jıkır, çıkır" olarak geçiyor. Bir nevi kuyu sularından faydalanmak için kurulmuş bir su çıkarma tekniği olan "cıkır" yerel halk tarafından en çok benimsenmiş sulama sistemidir. En çok yararlandığı bölge Lebap bölgesi idi. Bir bölgenin sulanması gerektiğinde 3-4 gün boyunca cıkırların devamlı çalışması gerekiyordu. Ağır ve meşakkatli bir sulama tekniği olsa da suyun bulunmadığı yerlerde tek sulama kaynağı olarak öne çıkmaktaydı. Cıkırın ünü o kadar yaygındır ki, Türkmen edebiyatında onunla ilgili onlarca şiir, hikaye bulunmaktadır.

Türkmenlerin tarımda yetiştirdikleri ürünlerin başında:

Buğday, arpa, bostan ürünleri gelmektedir. Bostan ürünlerinden en meşhuru sadece Türkmen yöresinde yetişen bir çeşit kavundu. Bağcılık da Türkmenlerin en çok ilgilendikleri alanlardandır. Türkmen bağları üzüm, şeftali vb. meyvalarıyla ünlüydü. Türkmenler üzümün ondan fazla çeşidini üretiyorlardı. Üzümcülüğün önemi şarapçılığın yaygınlaşmasında etkin olmuştur. Dolayısıyla, tarım XIX. yüzyıldan itibaren Türkmenler arasında yaygın hale gelmeye başlamıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenler'de Sosyal ve Ekonomik Yapı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 18:33

SEYYAHLARA GÖRE 19. ASIRDA TÜRKMENLERİN SOSYAL VE EKONOMİK YAŞAMI

19. yüzyıl Çarlık Rusyası'nın Türkistan ve Kafkasya'daki istila faaliyetlerini arttırdığı bir dönemdir. Yüzyılın ilk yarısında Kafkasya'yı kontrolü altına almayı başaran Rusya, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sistemli bir şekilde Türkistan'ı işgal hareketini tamamlamıştır. Rusların işgal ettiği topraklarda yaşayan Türk topluluklarından birisi de Hazar Denizi'nin doğusunda, genel olarak günümüz Türkmenistan topraklarında yaşayan Hazar ötesi Türkmenleridir. Bu çalışmamızda 19. yüzyılda Türkistan'ı gezen Vambery. Blocqueville ve Mehmet Emin Efendi'nin seyahatnamelerinden yararlanarak Türkmenlerin sosyal ve ekonomik yapılarını inceleyeceğiz.

19. yüzyılda Türkmenler geleneksel yapılarına uygun olarak boy ve aşiretler halinde yaşıyorlardı. Teke, Yamud, Çavdur (veya Çavuldur), Göklen, Sarig, Salur, Esrarı, Ali Eli, Ata kabileleri Türkmenlerin belli başlı boylarıdır. Türkistan sahasının genelinde olduğu gibi Rus tehlikesi ile karşı karşıya olan Türkmenler arasında bir birlik yoktu. Her boy müstakil bir şekilde hareket ediyordu. Aynı zamanda Yamut ve Teke Türkmenleri arasında olduğu gibi boylar arası mücadeleler de mevcut-
tur.

Kaynaklarda yer alan kayıtlara göre Türkmen boyları kendi aralarında oymak ve aşiretlere bölünmüş olarak yaşamaktadırlar. Boylarda yaşayan aileler kendilerine bir kişiyi reis olarak seçerler. Türkmen boylarının bir reisi olmasına rağmen reislerin halk üzerinde ezici bir üstünlüğü yoktur. Kanun önünde herkes eşittir. Seyyah Blocqueville bu durumu; "Türkmenler şu veya bu şahsı reis olarak seçerler ama eşitlik ve hürriyet esaslarına son derece bağlıdırlar. Türkmenler birbirlerine dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir samimiyet ve karşılıklı bir anlayışla bağlıdırlar. Kabilenin reisi ile bir koyun çobanı arasında hiçbir fark yoktur. Kabilenin her ferdi umuma açık olarak yapılan toplantılara katılmak ve orada fikrini serbestçe açıklamak hakkına sahiptir. Efendilerinin emrine itaat etmek zorunda olan köleler de bu hürriyetten istifade eder." Şeklinde açıklamaktadır. Türkmen boylarının yönetimi aksakal adı verilen ileri gelenlerle birlikte gerçekleştirilir. Aksakallar itibarlı aileler arasından seçilmekle beraber, itibar sahibi olmak aksal olmak için yeterli değildir. Aksakalların akıllı, tecrübeli, adil ve kabilenin menfaatlerini koruyabilecek kişiler olması gerekmektedir. Aksakallar belirli dönemlerde toplanarak savaş, başka topraklara yapılacak seferler, su kanallarının açılması ve tamiri gibi toplumu ilgilendiren birçok konuda karar vermektedirler.

Seyyahların verdiği bilgilere göre Türkmen boylarını yönetmek üzere seçilen kişiler, boyun işlerini yürütmek üzere görevlendirilmiş bir memur konumundadırlar. Türkmenlerin yazılı kanunları olmamasına rağmen, yüzyıllardır süre gelen örfi kanun ve gelenekleri karşısında bütün Türkmenler eşittir. Bu veriler Türkmen boylarının 19. yüzyılda, asırlardır süre gelen Türklerin örfi hukuk geleneklerini devam ettirdiklerini göstermektedir. Hazar ötesi Türkmenleri Türkistan sahasında yaşayan Türk grupları arasında geleneklerine en bağlı Türk toplulukları arsında yer almaktadır. 19. yüzyılda olduğu gibi günümüzde de geleneklerine bağlıdırlar. Türkmenistan Cumhuriyeti'nde yönetimde hala aksakalların söz sahibi olması Türkmenlerin geleneklere bağlılığının bir göstergesidir.

Türkmen Ailesi

Toplumun temel yapı taşlarından biri olan aile Türk milletinin en önemli değerleri arasında yer alır. Yaşanan değişimlere rağmen tarihin her döneminde aile kurumu Türk milleti için bir değer olma özelliğini sürdürmüştür. Hazar ötesi Türkmenlerinin gelenek ve göreneklerinde ailenin önemli bir yeri bulunmaktadır. Seyyahlar Türkmen ailelerinin günlük yaşmaları, düğünleri ve törenleri ile ilgili bilgiler vermektedirler. 19. yüzyılda bulundukları coğrafyanın şartlarına uygun olarak çadırlarda yaşayan Türkmen aileleri anne-baba ve çocuklardan oluşmaktadır. Her çadırda bir erkek, bir kadın ve çocuklar yaşamaktadır. Çadırlarda evlenmemiş birden çok erkek bulunabilmektedir. Türkmenleri ziyaret eden yabancılar tarafından bu durum yadırganmaktadır. Ancak Türkmenler için bu durum doğaldır. Çünkü Türkmenler arasında dönemin diğer Müslüman toplumlarında olduğu gibi kadınlar erkeklerden ayrı tutulmamaktadır. Seyyah Blocqueville Türkmen kadınlarının toplum içindeki konumunu belirtmek için "Kadınlar Türkmenler arasında diğer Müslüman toplumlara nispetle çok daha fazla saygı ve itibar görürler." şeklinde yazmaktadır.

Türkmen kadınlarının toplum içindeki durumu diğer seyyahların eserlerinde de yer almıştır. Mehmet Emin Efendi seyahatnamesinde Türkmen kadınlarının güzel ve cesur olmasına değinmiştir. Ayrıca Blocqueville gibi Türkmen kadınlarının toplum içindeki konumunu belirtmek için de "Türkmenler arasında haremlik, selamlık anlayışı yoktur. Kadın erkek yan yanadır." İfadelerini kullanmaktadır. Seyyah, Türkmenlerin Müslüman olmalarına rağmen kadınlar arasında aşırı örtünme olmadığına dikkat çekerek İstanbul'daki kadınlarla karşılaştırmaktadır. Osmanlı toplumundaki kadınların dayı, amca gibi akrabaları ile bile yan yana dolaşmaya çekinmelerine rağmen Türkmen kadınlarının toplum hayatında erkeklerle yan yana olmalarını olumlu bir durum olarak değerlendirmektedir. Türkmen ailesi geleneksel olarak düğün ile kurulur. Türkmenler yaşadıkları coğrafyanın çetin şartları nedeniyle erken yaşta yaşam mücadelesine başlarlar. Bu nedenle diğer toplumlarda çocuk olarak addedilen kişiler Türkmenler arasında yetişkin bir birey olarak kabul edilirler. Dolayısıyla Türkmenler 16-17 yaşlarda evlenmektedirler.

Türkmenlerde ailenin kurulması çeşitli törenlerle gerçekleşmektedir. 11-12 yaşlarına gelen bir kişi için öncelikle aytışma adı verilen bir nişan töreni yapılır. Damat adayı kız evine hediyeler ve törende kesilmek üzere koyunlar göndermektedir. Aile kurma yolunda atılan ilk adım olan bu törenden 3-4 yıl sonra ise düğün yapılır.
Düğün töreni gerçekleşmeden önce kız ve erkek tarafının yapması gereken bazı hazırlıklar vardır. Evlenen delikanlının babası oğluna yeni bir avul (çadır) yapmak zorundadır. Türk toplumu arasında çeşitli alanlarda görülen dayanışma bu ev kurma işinde de görülür. Damadın ne kadar akraba ve dostu varsa, onların eşleri hanımları bir araya gelerek avulu kurmaya yardım ederler. Avul kurmada gelin de yer alır. Avulun inşası eğlenceli bir şekilde geçer. Avul halılar, heybeler ve ipekli kumaşlarla süslenir.

Evlilik için gelinin yapması gereken hazırlıkların başında çeyiz gelir. Gelinin çeyizi içinde çuvalların önemli yeri vardır. Seyyah Mehmet Emin Efendi bu çuvalların sağlam ve zarif olduğundan bahseder. Seyyah çuvalları o kadar beğenmiştir ki "Biz olsak bunları halı yerine kullanabiliriz." demektedir. Çeyizde yer alan bu çuvallar göç esnasında kullanılmaktadır. Ayrıca her Türkmen'in evinde birkaç çuval pirinç, buğday veya un bulunur. Bu erzakları saklamak için de dokunan çuvallardan yararlanılmaktadır.

Kız ve erkek tarafı üzerine düşen hazırlıkları tamamladıktan sonra düğün gerçekleştirilmektedir. Düğün töreni damat tarafının kadınlarının ve erkeklerinin süslenerek kızın ailesinin çadırına gitmesi ile başlar. Kız evine gelen damadın yakınları gelini götürmek üzere kızın anne ve babası ile görüşüler. Bu sırada iki taraf arasında çekişmeler yaşanır. Gelin nazlanarak gitmek istemiyormuş gibi davranır. Gelin razı olduktan sonra çadırın önünde bir halının üzerinde oturtulur. Halının dört bir yanından damat tarafından erkekler tutarak daha önceden süslenip hazırlanmış develere doğru koşarak hareket ederler. Bu sırada kız ve erkek tarafı arasında çeşitli mücadeleler görülür. Akrabaları gelin develere ulaşıncaya kadar kafilenin arkasından koşarak takip ederler. Daha sonra deveye bindirilen gelin ve damadın ailesi başta olmak üzere kafile, erkek evine doğru hareket eder. Gelin alayı damadın evine varmadan önce, süvariler atlarını sürerek kafileye katılırlar. Bu sırada tüfek sesleri ve bağrışmalar birbirine karışır. Gelinin yoluna çocuklar için çörekler atılır. Çocuklar çörekleri kapışır.

Gelin çadıra ulaştıktan sonra eğlenceler devam eder. Düğün eğlencelerinde at yarışlarının ayrı bir yeri vardır. Evlenecek olan gencin babası maddi durumuna göre üç çeşit ödül hazırlar. Yarışlarda ilk üçe girenler bu ödülleri alırlar.

Türkmenlerin evlilikle ilgili bir geleneği de gelinin düğünden sonra baba evine dönerek bir yıl orada kocasının avulu için çuval ve halı dokumasıdır. Gelin eğer bir yıl içinde bunları tamamlayamazsa, kocasının yanına gelir, bir iki ay kaldıktan sonra, tekrar çuvalları tamamlamak üzere baba evine döner. Dokumaları bitirdikten sonra, kocasının akrabaları gelerek gelini damadın evine götürüler. Düğün ve eğlencelerle kurulan ailenin devamlılığını sağlamak Türkmenler için önemli bir durumdur. Bu açıdan çocuklara çok değer vermektedirler. Seyyahların verdiği bilgilere göre Türkmenler için evlat en büyük servet ve kudret sayılır. Çocuk doğunca çeşitli kutlamalar yapılır, çörekler pişirilip dağıtılır. Çocuk erkek ise adeta düğün-bayram ederler. Bahşılar gelip Türkmen geleneklerine göre şiirler söylerler. Törenin sonunda doğan çocuğun kılıcı keskin bir bahadır olması için dua edilir.

Türkmenler, çocuklara genelde atalarının ismini verirler. Çünkü Türkmenler arasında yaşlılara büyük saygı gösterilir. Yaşlılar gençlik dönemlerine dönemeyeceklerinden torunlarına verilen isimlerle kendi adlarının yaşamasından memnun olurlar. Ayrıca bu gelenekle kuşaklar arasındaki bağları koruyarak ailenin devamlılığını da sağlamaktadırlar. Türkmenler çocuk altı, yedi yaşlarına geldiği zaman ona ata binmeyi ve silah kullanmayı öğretmeye başlarlar. Bu şekilde uçsuz bucaksız çöllerde mücadele etmeyi erken yaşlarda öğretmiş olurlar. 14 yaşına geldiğinde bir Türkmen artık bir çocuk değil yetişkin bir bireydir.

Türkmenler yaşadıkları coğrafyada dış dünyaya en kapalı topluluk olarak addedilmektedirler. Temel amaçları çetin yaşamlarını sürdürmek, bu amaçla hayvancılık yapmak olan Türkmenlerin yaylak ve kışlaklar arasında geçen yaşamlarında eğitime fazla önem vermedikleri görüşü yaygındır.

Seyyah Blocqueville Türkmenlerin içinde bulundukları şartlara rağmen çocuklarının eğitimine verdikleri önemle ilgili bilgiler vermektedir:

Halk öğrenmek iştiyakı ile eline tesadüfen geçen kitapları okumak arzusuyla dolu. Çocuklar on veya on iki yaşına gelinceye kadar asla çalışmazlar. Anne babaları çocuklarını okuma yazmaya teşvik ederler. Yazın bağda, bahçede çocuklarının yardımına muhtaç olan aileler kışın kaybedilen zamanı telafi etmeye ve çocuklarını okutmaya çalışırlar. Çocuklara okuma yazma öğreten kişilere "molla" denir. Bunların hizmetine karşılık, ailelerin maddi durumuna göre birkaç parça hediye veya tahıl, meyve, soğan, para gibi şeyler verilir.

Her çocuğun elinde mollanın üzerine alfabeyi veya ev ödevini yazdığı bir taş tahta bulunur. Öğrenciler yazıyı ezberleyince tahta silinir. Analar babalar, çocuklarının okula gitmeden önce derslerini hazırlamaları ile verilen parçaları ezberlemeleri ile ciddi surette meşgul olurlar.

Seyyahın eğitim ve okuma ile ilgili verdiği bir diğer bilgi ise erkeklerin Buhara ve Hive'den getirdikleri şiir kitaplarını okuyup anlayabilmek için günlerce uğraştıklarıdır. Çocuklara eğitim veren mollalar ise Buhara ve Hive'deki medreselerde eğitim görmektedirler. Seyyahlar Türkmenlerin ham sofu ya da bağnaz olmadıklarını belirtmektedirler.

Ancak duanın önemine de inanmaktadırlar. Bunun göstergelerinden birisi de hastalıklardan korunmak için taşıdıkları muskalardır. Muskalar çocukların üzerinde olabildiği gibi atların ya da develerin boyunlarına takılabilmektedir. Nazara inanan Türkmenler nazardan korunmak için çocuklarının üzerinde gümüşle kaplanmış kuş pençeleri bulundurmaktadırlar. Çadırlarında da çeşitli nazarlıklar mevcuttur.

Müslüman ve Sünni mezhebinden olan Türkmenler atalarından kalma geleneklerini devam ettirmektedirler. Her yıl büyük bir dini şölen düzenlemektedirler. Huda Yolu adını verdikleri bu törende, aile üyelerini ve hayvanlarını hastalıklardan koruması, yaptıkları akınlarda zafer ihsan etmesi, işlerinin yolunda gitmesi için Allah'a dua ederler. Herkes Huda Yolu şenliğine imkanlarına göre hazırlanır. Eğer şenliği zengin bir aile düzenliyorsa her gün on-on beş koyun kurban edilir. Konu komşu yemek pişirmek için yardıma çağırılır. El birliği ile yemekler, ekmekler ve çörekler hazırlanır. Çadırların önüne halılar serilir, misafirler bu halıların üzerinde ağırlanır. Ev sahibi her misafirin hazırlanan yemeklerden yemesine özen gösterir. Yemeğin sonunda ise yaşlılardan birisi Huda Yolu şenliğini hazırlayan hane sahibi için dua eder.

Türkmenler kendileri için çok değerli olan aile bireylerinden birisi öldüğünde, bir yıl boyunca yas törenleri yaparlar. Türkmenler arasında bir kavim ya da kabile mezarlığı yoktur. Ölülerini derince bir mezara gömerler. Mezarın üstüne tepe şeklinde toprak yığarlar. Ölen kişi bir savaşta ölmüşse tepenin üstüne bir beyaz bayrak dikerler. Cenaze evinde toplanan kadınlar arasından en iyi söz söyleyeni, ölenin yiğitliğini, cesaretini ve güzel ahlakını anlatan sözler söyler. Türkmenler mezarlara saygı gösterirler. Ölülerinin anısına kurbanlar kesip yemek verirler.

Türkmen Çadırları

Çadır, Altaylardan Anadolu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hayvancılıkla uğraşan grupların yaşamlarının bir parçasıdır. Besledikleri hayvan türüne göre temel malzemesinde ve şeklinde bazı değişiklikler gösterse de çadır Türkmen gruplarının tümünde görülen bir yapıdır. Batı Anadolu'da keçi kılından olan çadırlar Türkistan'da ya da Karadeniz'in kuzeyinde koyun yününden veya deve tüyü kullanılarak hazırlanan keçelerden yapılmaktadır.

18. yüzyıl seyyahlarından Baron de Tott, Kırım Hanlığı'nı ziyareti sırasında karşılaştığı çadırları şu şekilde tarif etmektedir:

Çatısı kafes şeklinde örülmüş olup, daire şeklinde yapılmış olan obanın tepesi açıktı. Dıştan bütün çadırı örten, deve tüyünden keçe kullanılmıştı. Özellikle çatıda sağlanan sağlamlık ile zarafetin bir araya getirilmiş olmasını hayranlıkla seyrettim.

Türkmenler çadırlarda yaşadıkları için seyyahlar tarafından boyların nüfusu çadır sayıları ile ifade edilmektedir. Örneğin Blocqueville, Teke boyundan bahsederken "Teke kavmi yaklaşık 30.000 çadırdan ibarettir." ifadesini kullanmaktadır.

Türkmen çadırları yapı olarak bir birine benzemektedir. Zengin bir kişi ile fakir bir Türkmen'in çadırları aynı tarzda kurulmuş ve donatılmıştır. Yalnız zenginlerin çadırları daha iyi durumdadır. Yeni bir çadırın kurulması Türkmenler arasında bir bayram sevincine ve eğlencelere vesile olur. Çadırın açılışı birkaç gün önceden eşe dosta duyurulur. Davetliler belirlenen günde çadırın önünde toplanır. Yurdun çatısı tamamlanmış, fakat henüz kalın bir keçe ile kaplanmamıştır. Konu komşu hediye olarak halı, seccade, heybe gibi hediyeler getirirler. Düğünlerde olduğu gibi yeni kurulan çadırın açılışı sırasında da müsabakalar ve at yarışları düzenlenir. Dörtnala koşan atların üzerinde biniciler belirlenen hedeflere tüfek ya da tabanca ile ateş ederler. Yarışmalar sonunda bir şölen yemeği verilir. Koyunlar kesilir ve bütün konuklara pilav dağıtılır. Akşamleyin çay ve nargile içilir.

Ozanların şarkıları dinlenir. Seyyah Vambery'nin kayıtlarına göre Türkistan sahasında çadırlar hep aynı şekildedir. Türkmenlerin Ak ev ve kara ev olarak adlandırılan iki çeşit çadırı vardır. Kara ev denilen çadırlar zamanla kararmıştır. Ak evler ise beyaz ve lekesizdir. Bu çadırlar yeni evliler ve konuklar için kurulmaktadır. Bu çadırlar aynı zamanda misafirperverliğin bir göstergesidir.

Kılık-Kıyafetler

Birçok alanda olduğu Türkmenlerin kılık ve kıyafetinde de bölge coğrafyasının, dolayısıyla ekonomik faaliyetlerin etkisi görülür. Türkmenler dizlere kadar inen ve bel kısmı kuşakla boğulan geniş bir şalvar giyerler. Mintanları yakasız olup, sağ tarafı boylu boyunca açıktır. Bunun üzerine bir veya birkaç tane uzun, önü açık göğüste birbiri üstüne gelen cüppeler giyilir. Kaftan da diyebileceğimiz bu elbiseler bellerin-den pamuk veya yünden yapılmış bir kemerle boğulur. Elbiselerin yenleri uzun ve geniştir. Türkmenler kafalarına küçük takke geçirirler. Bunu kalpak denilen koni şekilde, yukarıya doğru darlaşan bir başlık tamamlar. Kalpaklar kuzu ya da koyun derisinden yapılır. Kullanılan ayakkabılar deve veya at derisindendir. Yünden örülmüş bir iple ayağa sıkıca bağlanır. Türkmenler kışın ve ata bindiklerinde çizme giyerler. Kadınlar da çizme giyer. Çizmeyi giymeden önce keçe gibi bir dokuma ayaktan başlanarak dize kadar dolanır. Türkmen kıyafetlerini yanlarından ayırmadıkları silahları tamamlar. Silahlar kemerin yan tarafına bir kayışla veya sırımla asılır. Türkmenler çadıra girerken mızraklarını yurdun önünde, girişin hemen yakınında bir yere saplarlar.

Seyyahlar Türkmen kadınların güzelliklerinden ve Müslüman olmalarına rağmen kılık kıyafetlerinde aşırı bir kapalılık olmadığından bahsetmektedirler. Kadınlar giyimlerine özen gösterirler. Elbiseleri ayak bileğine kadar inen ve orada darlaşan bir şalvardan ve yine ayak bileklerine kadar uzanan geniş bir fistandan oluşur. Kadınlar da erkekler gibi kaftanlar giyerler. Evli kadınlar ise fistanlarının üstüne kemer bağlarlar. Kadınlar başlarına ise yuvarlak bir fes giyerler. Fesin üzerine topuklara kadar inen ipekten veya pamuktan bir tülbent takarlar. Üzerine gümüş plakalar dikilmiş üç parmak genişliğindeki desenli bir kumaş parçası fesin alt tarafından bağlanır. Tülbentin ucu çenenin altından, sağdan sol tarafa doğru geçirilir ve başın sol tarafına gümüş zincirli bir çengelle tutturulur.

Türkmen kadınlarının kullandığı takılar arasında küpeler ve bilezikler ön plandadır. Cam boncuklar ya da gümüş takılar kullanırlar. Küpeler saf gümüşten yapılmış olup üçgen şeklindedirler. Üzerlerine altınla motifler işlenmiştir. Ortalarına sarı veya kırmızı akik taşı konulmuştur. Bilezikleri oval şekildedir. Diğer takılar gibi altın motiflerle süslenmiştir. Gümüşten yapılır ve bunlar da akiklerle süslenirler. Türkmen kadınlarının kullandıkları gerdanlıklar da benzer şekilde süslenmiştir. Yaşlı kadınların düğünlerde ve bayramlarda taşıdıkları taçlar yaklaşık 40 cm yüksekliğinde süslerdir. Bunlara da altın ve gümüşle süslenmiş zincirler takılmıştır. Türkmen kadınlarının giydikleri elbiselerde hakim olan renk sarı ve koyu kırmızıdır. Kadınlar bayramlarda ve özel günlerde giydikleri kırmızı renkli ipek gömleğin üzerine şal sarıp iki ucunu sarkıtırlar. Bu kıyafetlere uygun sarı ve kırmızı renkli, yüksek ökçeli çizmeleri vardır.

Çocuklar, yaz kış sadece ipekten veya pamuklu kumaştan biçilmiş bir gömlek giyerler. Gömlekler ailenin mali gücüne göre gümüş yapraklarla veya başka şeylerle süslenmiştir. Çocukların başında takke bulunur. On yaşına kadar bu takkeyi giyerler. Kız çocukları da erkekler gibi giyinir. Fark sadece elbiselerinin ayaklarına kadar uzanmasıdır. Kızların takkelerini erkeklerinkinden ayıran özellik bunlara yünden veya siyah ipekten yapılmış kordonlar ve püsküller takılmış olmasıdır.

Yemekler ve içecekler

Türkmenlerin gıdası az veya çok herkes için aynıdır. Sabah kahvaltısı, ailenin kuru ekmek ve soğandan veya çorbadan ibarettir. Türkmenlerinin hepsi çadırlarının yakınında bir koyun veya keçi bulundurur. Besledikleri bu hayvanları önemli günlerde keserler. Hayvanın gövdesi parçalanarak tuzlanır. Etin bir bölümü ayrıca kurutulur. Türkmenler bu kurutulmuş eti çok beğenirler ve zevkle yerler. Etin büyük bir parçası ince ince doğranır ve bir işkembesinin içine sıkıca doldurulur. Çorba pişirilirken içine işkembeden alınan et parçaları atılır. Kemikler ve arta kalan diğer parçalar toplanır, kocaman çömleklerde iyice kaynatılır. Bayramlarda konu komşuya çorba hazırlamak için kullanılır.

Çorbanın yerini bazen küçük, yuvarlak fasulyelerle yapılmış ve içine un, ayran, biber ve tuz katılmış bir yemek alır. Bazen de keşkek veya ince ince dilinen hamurla erişte yapılır. Eğer hava ocağın yakılmasına imkan vermiyorsa, ekmek hamuru pide şeklinde iki kısma ayrılıp içine iri doğranmış etle biraz soğan konulur. Közde kısa bir süre pişirildikten sonra yenir. Her Türkmen'in evinde birkaç çuval pirinç, buğday veya un bulunur. Gürgan taraflarında oturan Türkmenlerin yedikleri çoğunlukla pirinç pilavı olduğundan, avullarında çuval çuval pirinç vardır. Türkmenler arasında en çok sevilen yemeklerden biri de pilavdır. Pilav, et. susam yağı, kıyılmış havuç, biber, tuz ve su ile hazırlanır. Yağda kızartılarak hazırlanan hamur işleri de Türkmenler tarafından çok sevilir. Türkmenlerin başlıca gıdasını, ekmek, soğan, ayran, kabak, kavun ve karpuz teşkil eder. Türkmenler koyun derilerini de yiyecek olarak kullanmaktadırlar. Koyun derileri şeritler şeklinde kesilerek közde pişirilerek yenilir. Bunun yanı sıra av hayvanlarından yapılan yemekler, bahar aylarında çıkan yabani ıspanakla yaptıkları çörekler ve tuz ekerek közde pişirdikleri mantarlar Türkmenler yemekleri arasında yer alır. Türkmenler arasında tahılın önemli yeri olmasına rağmen rüzgar ya da su ile çalışan değirmenleri yoktur. Her evde elle çevrilen bir el değirmeni bulunmaktadır. Türkmen avulunda bulunan diğer eşyalar ise; kazan, ağaçtan yapılmış yemek tabakları, tahta kaşıklar ile zengin evlerinde bulunan çağ ibriği ve çay kaseleridir.

İçecek olarak deve sütü küplerde mayalanır. Mavimsi, berrak bir görünüş kazanır. Tadı limon gibi ekşidir. Bu içki Türkmenlerin kullandığı tek içkidir. Yemekten sonra ise nargileye benzeyen çelim içerler. Çelimin su kabı camdan değil tahtadan yapılmıştır. Kabak şeklindedir. Bazen de bu kap kabaktan oyulur. Türkmenler yemek yerken ya da yemekten sonra çay içerler. Çaylar şekerli veya şekersiz içilir.

Ekonomik Yaşam

Konar-göçer yaşam sistemini benimsemiş olan Türkmen toplumunda aile bireyleri arasında iş bölümü yapılmıştır. Kadın ve erkeklere özgü sorumluluklar vardır. Kadınlar öncelikle ailenin yemek ihtiyacını karşılamak için uğraşırlar. Bu nedenle ailenin ihtiyacı olan tahılı değirmende öğütmek kadının görevidir. Bunun dışında Türkmen kadının görevleri yine ev ile ilgilidir. Süt sağmak, yün eğirmek, pamuktan iplik bükmek, halı-kilim dokumak ve keçe imal etmek gibi işler Türkmen kadının uğraşları arasındadır. Türkmen kadını özellikle güzel havalarda çadırın önüne tezgah kurarak halı dokur. Halıcılık, Türk toplumlarının genelinde görüldüğü gibi Türkmenler için önemli el sanatları arasında yer alır. Her Türkmen boyunun ayrı bir halı deseni vardır. Daha önce bahsettiğimiz gibi halı, çuval gibi dokumalar Türkmen gelinlerinin çeyizlerinin önemli parçalarıdır. Bunun yanı sıra keçecilik de önemli Türkmen sanatları arasında yer almaktadır.

Seyyahların verdiği bilgilere göre Türkmen kadınının ekonomik uğraşları gelir elde etmekten çok evinin, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılan işlerdir. Türkmen erkeğinin de belli işleri vardır. Bağ-bahçe işleri, ekinin kaldırılması, hayvanların bakılması erkeğin görevleri arasındadır. Türkmen erkeği zaman zaman ganimet elde etmek için baskınlara katılır. Yünden ip örer. Demir işçiliği yapar. At veya deve için gerekli olan eğer, koşum gibi malzemeleri hazırlar.

Türkmenlerin geleneksel ekonomik faaliyetleri hayvancılıktır. Bu nedenle Türkmenlerin günlük hayatında birçok faaliyete hayvanlar ve hayvan ürünleri damgasını vurmuştur. Türkmenlerin kullandığı çizme, kalpak, palto gibi kıyafetler koyunların derisinden ya da yününden yararlanılarak yapılmaktadır. Keçeden çizmeler yapılmaktadır. Türkmenlerin yaşadıkları coğrafyanın şartları genelde küçük baş hayvanlarının yetiştirilmesine uygundur. Bunun yanı sıra deve, inek ve at yetiştirilmektedir. Özellikle Türkmen atları günümüzde dünya çapında ün kazanmıştır.

Seyyah Mehmet Emin Efendi, Türkmenler için atın önemini şu şekilde açıklamaktadır:

Orta Asya için atların önem derecesi dünyanın hiçbir yeri ile kıyaslanamaz. Öyle çöllerde at insanın yalnız arkadaşı ve yardımcısı olmayıp adeta diğer yarısıdır. Türkmen, anasından yarı at yarı insan olarak doğmuş denilse yeri vardır. Türkmen yeri geldiğinde kendisini kurtaracağından kendisinden çok atma önem verir. Bunun yanı sıra at Türkmenlerin en büyük süsü sayılır. Avulunun önüne bir at bağlamak ululuk ve büyüklük işaretidir. Atın yanı sıra Türkmen için kılıç yani silah da değerlidir. Sürekli yanında taşıdığı kılıcı ile de gurur duyar. Mehmet Emin Efendi gibi Blocquevile de Türkmenlerin hayatında atın önemini anlatmak için seyahatnamesinde bir bölüm ayırmıştır.

Türkmenler hayvanların sütlerinden tereyağı ve süzerek kuruttukları ve muhtemelen bu yüzden "kurut" adını verdikleri yiyecekleri yaparlar. Türkmenlerin yaşamının her alanında hayvancılığın izleri görülür. Yemeklerinde olduğu gibi kullandıkları sicim ve ipler, deve tüyünden dokudukları bezler bunların örnekleri arasındadır.

Türkmenlerin ekonomik uğraşları arsında balıkçılık ve sandalla iki nehir arasında yapılan taşımacılık da yer almaktadır. Bunun yanı sıra Buhara ve Hive'den getirilen esirlerin ticareti de seyyahlara göre Türkmenlerin gelir kaynakları arasındadır. Kullandıkları ipleri ve yünleri Buhara'dan getirilen maddelerle boyadıklarına dair kayıtlar vardır. Bu veriler bize Türkmenlerin ihtiyaçlarının büyük bir kısmını kendi çabaları ile karşılamalarına rağmen bazı ihtiyaçlarını da dışarıdan karşıladıklarını göstermektedir.

Türkmenlerin alışverişlerinde pazarlık önemli bir etkendir. Pazarlık bazen iki veya üç ay sonra sonuçlanır. Bir kere söz verildi mi ne pahasına olursa olsun sözünde durulur. Seyyahların kayıtlarında Türkmenlerin doğruluğu dürüstlüğe her alanda önem verdikleri görülmektedir.

Türkmenlerin bulunduğu coğrafya tarım için fazla elverişli alanlara sahip değildir. Bu nedenle tarım daha çok Hazar Denizi'ne yakın olan kısımlarda ve nehir kıyılarında yapılmaktadır. Türkmenistan sahası sulak bir alan olmadığı için tarım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için kanallar açılmaktadır. Blocqueville, Tekelilerin her sene sulama kanalları ile uğraşmak zorunda kaldıklarından bahsetmektedir. Tarım arazilerini sürmek için ucuna sivri bir demir parçası geçirilmiş hafif bir saban kullanmaktadırlar. Sabanlar çoğu zaman boyunlarına keçe sarılmış iki at tarafından çekilir. Tarım ürünleri ise buğday, arpa, yeşil sapı kıyılarak hayvan yemi olarak kullanılan kırmızı ve beyaz darıdan ibarettir. Çadırlarda yeterli alan olmadığı için saman ve tahıl kışa kadar kalmak üzere kazılan derin çukurlara gömülür. Buğday ve arpa temmuz ayında hasat edilir. Yetiştirilen diğer tarım ürünleri ise; mısır, kavun, karpuz, kabak, havuç, soğan, Hint biberi, yeşil fasulye, susamdır.

Seyyahların verdikleri örneklere göre Türkmen toplumunda kadın ve erkek her alanda belirli sorumluluklara sahiptir. Toplumun temeli olan ailede iş bölümü yapılmaktadır. Aile bireyleri ailenin devamlılığı için üzerine düşen görevleri yerine getirmektedir. 19. yüzyıla ilişkin bu verilerin örnekleri günümüzde de görülmektedir. Hem Türkmenistan da yaşayan hem de Anadolu ve diğer coğrafyalarda yaşan Türkmen gruplarında ailenin kurulması, günlük yaşam, ekonomik faaliyetler ve aile bireyleri ile toplum içindeki dayanışmaya ilişkin gelenek ve görenekler sürdürülmektedir.

Kaynakça
Kitap: OSMANLIDAN CUMHURİYETE YÖRÜKLER ve TÜRKMENLER
Yazar: Hayati Beşirli, İbrahim Erdal
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hazar Ötesi Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir