Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Burada Hazar Ötesi Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:42

XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Türkmenistan Cumhuriyeti 488.100 km2 toprak sahasına ve 6 milyon nüfusa sahiptir.533 Batıdan Hazar Denizi, güneyden İran ve Afganistan, doğu ve kuzey-doğudan Özbekistan, kuzeyden ise Kazakistan'la komşudur. Deniz vasıtasıyla Azerbaycan, Rusya ve İran'la bire bir ilişkisi bulunmaktadır.

Bugünkü coğrafi tanımlamaya göre, ülke esasında iki kısma ayrılıyor:

350.000 km2'lik bir alanı işgal eden Karakum Çölü'nün bulunduğu çöl bölgesi ve Köpet Dağı etekleri, Murgap, orta ve aşağı Amuderya'yı içine alan vaha bölgesi. Tanımı yapılan bu bölge için Türkmenistan ismi ilk defa 1924 yılında Türkmenistan SSC'nin kurulmasıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle XIX. yüzyıl Türkmenistan'ından bahsedeceksek, bölge için bu dönemde geçerli olan isimler kullanmak zorundayız.

Rusya Merkez Devlet Arşivi'nde bulunan, XIX. yüzyıl Türkmenistan tarihini belgeleyen çok sayıda resmi devlet vesikalarında genelde bölge için "Türkmen" ismi kullanılmaktadır. 1741 yılında coğrafya uzmanı lvan Muravin tarafından hazırlanan bir haritada Amuderya'nın aşağısında yer alan topraklar sınır ayrımı yapılmadan "Truhmen" olarak tanıtılmaktadır. 1816 yılında hazırlanmış bir haritada ise Türkmen topraklarının sınırlan da çizilmiştir, fakat sıkça hata bulunmaktadır. Bu haritada, var olmayan çok sayıda nehir gösterilmiştir. Balhan körfezine dökülen Tecen nehrinin sahilinde ise Serahs, Kelat, Bagvace, Abiverd yerleşim alanları; Sumbar ve Etrek nehrinin sahil kenarlarında ise Habuşan (Koçan), Durun, Hurman-Kala vs. gösterilmiştir. 1781-1782 yıllarında Graf Voynoviç'in liderlik ettiği komisyonun hazırladığı haritadaki bazı yerler son 2-3 asırda değişikliğe uğramıştır.

Resmi kayıtların dışında yer alan bilgilerin dışında, XIX. yüzyılda çeşitli nedenlerden dolayı bölgeye gezi düzenleyen, A. Borns, Benevini Florio ve diğerlerinin eserlerinde kuzey-doğuda Amuderya'dan Hazar Denizi'ne kadar, Mankışlak'tan Horasan'a doğru uzanan, içinde geniş Karakum Çölü'nü de barındıran sahaya "Türkmen Ülkesi" denilmektedir.

XIX. yüzyılın ortalarında Türkmenler üzerine yaptığı parlak ça-lışmalarıyla dikkat çeken K. Bode'nin tanımlaması, daha çok Türkmen boylarının nüfus olarak dağıldığı sahalara göre ayarlanmıştır. Örneğin, K. Bode, Elburus dağı eteklerinde oturan Türkmenleri göz önüne alarak Kuzey Iran bölgesini de Türkmen coğrafyası içine almaktadır. Burada dikkati çeken en önemli husus, ister Rus devlet kayıtlarında, ister hususi yapıtlarda bölgenin bir tek isimle, "Türkmen" adıyla tanıtılmasıdır.

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Türkmenler arasında sınırları belirlenmiş bir toprak sahası, yeni ülke bilincinin olduğu tartışmalıdır. Ama yerel kaynaklar, yani Türkmen divan edebiyatında yer alan edebi parçalara bakılırsa Türkmenler için ülke bilincinin varlığı şüphe içermezdir. Gelmiş geçmiş en büyük Türkmen şairi olarak kabul edilen Mahtımkulu'nun "Türkmenin" isimli şiiri, adeta Türkmen ülkesinin coğrafi sınırlarını çizmektedir.

Dörtlük tarzında yazılmış şiir şöyle başlar:

Ceyhun ile Bahr-ı Hazar arası,
Çöl üstünden eser yeli Türkmenin.

1842 yılında I. Danilevskiy, Türkmen ülkesini ana hatlarıyla şöyle tanıtmaktadır:

Hazar Denizi ile Amu-Derya arasında kalan geniş saha Türkmen topraklarıdır. I. Danilevskiy'in bu tanımına, Hive hanlığı döneminde kaleme alınmış edebi eserler kaynaklık etmektedir.

İran kaynaklarında da bölge için genel anlamda "Türkmen" ismi kullanılmaktadır. Afşarlar döneminin vak'anüvislerinden olan Muhammed Kazım Name-i alem-ard-i Nadir! adlı eserinde Merv ve Türkmen-kala denilen bölgelerin yukarısında kalan toprakları, Türkmenlerin oturdukları ülke olarak tanıtıyor. Muhammed Kazım'a göre, Merv, Türkmenler'in en büyük şehirlerinden biridir.

Türkmenistan'ın Rusya tarafından işgali tamamladıktan sonra, Çarlık idaresi bölgeye Hazar Ötesi Gubernatörlüğü idari ismini verdi. Bu tarihten sonra Türkmen adı genelde topluluk ismi olarak anılıyordu. Dolayısıyla, Rus istilasına kadar bölgenin "Türkmen ülkesi" olarak tanıtıldığı bilinmektedir. Bu hususta yerli, Rus ve Fars kaynaklar ittifak etmektedirler.

Coğrafi olarak XIX. yüzyılda Türkmen ülkesi şu bölgelere ayrılıyordu:

Amuderya bölgesi, Merv vahası, Tecen ve Serahs, Ahal ve Etek, Güneydoğu ve Güney Türkmenistan, Merkez Türkmen topraklan, Mangışlak ve Üstyurt.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:43

Amuderya Bölesi

Klasik edebiyat kaynaklarında ve gezi raporlarında Amuderya bölgesi Türkmen topraklarında yoğun olarak Ersan boylarının oturduğu bilinmektedir. Rus ve Türkmen tarihçileri bu bölgeyi Amuderya'nın Orta Kısmı olarak tanımlamaktadırlar. Oldukça verimli bir arazi olan Amuderya bölgesi, Türkmen ülkesinin suyu bol olan ve tarım kadar hayvancılık alanında da en başta gelmektedir. Nehir her yaz Afganistan'ın kuzeyinde yer alan dağlardan alıp getirdiği bol miktarda kar ve yağış suyu ile Özbekistan ve Türkmenistan'ın geniş toprak sahasını sular altında bırakıyordu. İlkbaharın ortalarına doğru dinen su baskınları eski akanna çekildiğinde nemle kaplı alan tarım sahası olarak işletilmekteydi. İsmi günümüzde olduğu gibi, o dönemde de zaman zaman Lebap olarak anılan bölge ziraat olarak Türkmenistan'ın en verimli sahasıydı. Tarıma elverişli olması bakımından bölgede büyük yerleşik alanlar oluşturulmuştu. Küçük feodal tipi bir yapılanmanın gözlendiği Lebap bölgesinde toprağın sahibi toprak ağası beyler, bir diğer anlamda feodallardı. Kaynaklarımız, XVIII-XIX. yüzyılda Lebap'ta gelişmiş bir sulama teknolojisinin varlığından haber vermektedirler. Başlıca tarım ürünü olarak buğdayın yetiştirildiği topraklarda arpa, pamuk gibi bitkiler de ekilmekteydi. Elde edilen gelir, daha ziyade Özbekistan'ın ticari bakımından olağanüstü zenginlikler içeren belli başlı şehirlerine transfer ediliyordu. Üretimdeki gelişimi korumak, şehir ve köylerin su ihtiyacım gidermek için Lebap bölgesinde genelde kuyu sularından yararlanılıyordu. Bu kuyu suları o kadar ünlüydü ki XVIII. yüzyıl divan edebiyatına bile konu olmuştur. Yerliler arasında ismi "cıkır" olan bu özel sulama tesisatı Amuderya bölgesinde oldukça yaygındır. Bu kuyuların bir zamanlar, şimdiki petrol kuyuları kadar değerli olduğunu da belirtmek gerekir. Öyle ki, her kuyu bir sahipkarın idaresinde bulunuyordu. Yazın sularım kurutan, kışında buzlarla kaplanan, faaliyetini ancak ilk ve sonbaharlarda gerçekleştiren sayılı küçük nehirleri bulunan Amuderya bölgesinde Burdalıka, Hocambaz ve Mukrı bölgeleri nehire sahip ender yerleşim alanlarıdır. Güney kısımlarına göre yazı pek sıcak olmayan, kışı da Amul bölgesine göre pek fırtınalı geçmeyen bölgenin insanları doğanın lütfundan olsa gerek güneyli boydaşlanna göre daha açık tenliydiler. Yerleşiklik yanında göçebe hayat olanca parlaklığı ile bütün bir asır boyunca Amuderya bölgesinde hiç din-memiştir. Nehrin donduğu pek nadir oluyordu. Donma hadisesi bile zamanla ulaşım açısından işe yaramaktaydı. Ama, bu Rus işgaline kadar Türkmenler için arzu edilir bir durum olmamıştır. Çünkü, Özbek hanlıklarının saldırıları genelde suların donduğu dönemlere rastlamaktaydı. Kısacası doğal zenginlikleri bakımından Amuderya sahası Türkmen ülkesinin baştacı sayılıyordu.

XIX. yüzyılın 70'li yıllarında Lebap bölgesinde oturan Ersanlar'ın elindeki sulanmış ekin sahaları 107 bin tanapı buluyordu. 2.5 tanapın bir desyatine eşit olduğunu kabul edersek bu 45-50 bin desyatinlik bir ekin alanı demektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:43

Man Bölgesi

XIX. yüzyılda Merv eski bir tarihin sonbaharını canlandırıyordu. Şehir, o dönem için pek de dağınık olmayan ihtişamın sessiz güzelliğini aksettiriyordu. Güneyden kopup gelen zamansız saldırılar bütün bir yüzyıl dinmedi. Horasan'da Safevi fütuhatının bekçisi olan komutanların yerini Afşarlar, daha geç vakitlerde ise Kaçarlar alarak, Merv'e sık sık önemini hatırlatmaktaydılar. Bu işgal sendromu Rusların nihai zaferleriyle kapandı ise de Merv uzun bir dönem eski karanlık dünyasını üzerinden söküp atamadı. Merv şehri Man bölgesinin bir başkenti konumundadır. Belh'den gelip İran'a ve Lebap'a doğru uzanan eski kervan yolu çapulcuların nezaretinde olsa da ticaret için vazgeçilmez olduğunu bu dönemde de korumuştur. Horasan'a ulaşımda Merv eşsiz bir kale konumundaydı. Eskiden beri gelen şehircilik konumu şehir ve civarını yerleşik hayata müsait kılmıştır. Şehir nüfusu ticareti, şehir civarındakiler de ziraatı esas meslek olarak edinmişlerdi. Kaynaklar XIX. yüzyılın 60-70'li yıllarına kadar Man bölgesinde ziraatle geçen canlı bir hayatın yaşandığını kaydetmektedirler. 1843 yılında Hive'ye gelen Rus gözlemcisi G. 1. Danilevskiy'e göre, Man bölgesinin tarım kadar hayvancılık için de en zengin topraklardan olduğunu haber veriyor. Ziraat alanında tarımla birlikte bağcılığın da geliştiği dikkat çekmektedir.

Q döneme ait bir kaynak şöyle der:

Man bağları çok zengindir. Bağlarda elma, armut, erik, şeftali, nar, iğde, dut, üzüm gibi meyveler bulunuyordu. Man üzümü çok meşhurdur ve birkaç çeşidi mevcuttur. Bunlardan kızıl üzüm, gelin parmak, montı, bidane ve şarap yapımında kullanılan kara üzüm en başlıcalarıdır.

Bölge kuraklık olduğundan dolayı sulama, arklar vasıtasıyla yapılıyordu. Man'daki en büyük ark Kızıklıbent'tir. 45 varsak uzunluğunda olan Kızıklıbent en büyük su kanalıydı. Man'da yazın sıcaklık 40 derecenin üzerinde oluyordu, kışı ise fazla soğuk geçmezdi. Bölge, deniz üzerinden akıp gelen serin havanın, güneyden kopup gelen kuru hava akımlarının etkisinde kalmaktaydı. Rutubet oranının az olduğu bölgede, iklimin etkisi de insanlar üzerinde hissediliyordu. Bölgede oturan Türkmenler hafif siyah tenleriyle kuzeyli soydaşlarından seçiliyordu.

Tecen ve Serahs

Türkmenistan'ın en önemli bölgelerinden olan Tecen ile Serahs diğer bölgelere göre daha küçük bir alanı içine almaktadır. Türkmenistan'a özgü bulunan iklim koşullan burada da kendisini aksettirmektedir. Bölgenin en verimli sahası Tecen nehrinin geçtiği bölgelerdir. Nehir, Amuderya ve Murgap'la birlikte ülkedeki kuraklığın giderilmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Bugün hala Tecen nehri, ülkedeki hayatın canlılığını korumasında büyük önem oynamaktadır.

Serahs ise eskiden beri önemli bir üst konumundadır. XV. Yüzyıldan itibaren değişim geçirmeye başlayan bölge yerleşik hayat için vazgeçilmez bir alan olmuştur. XIX. Yüzyılda bölge geniş tarlalarıyla dikkat çekiyor. Ama bunların devamlılığı pek gözlenilmemiştir. Çünkü bölge hep tehdit çanlarının çaldığı bir mekan konumuna sahiptir. Bölgede en çok ekilen bitki buğdaydır. Aynca, Serahs ve Tecen köylüleri yüzyıllar boyunca uğraşları sonucunda buğday ve kavunun yeni çeşitlerini de elde edip, üretmişlerdi. Bağcılık pek yaygın olmasa da mevcuttur.

Ahal ve Etek

Bugünkü Aşkabat ve civarını teşkil eden bölgelerde oturan Karadaşlı, Yemreli, Alili, Mehirli, Nohurlu, Enevli, Mürçeli, Sünçeli Türkmenleri yerleşik bir hayata sahiptirler. XIX. yüzyılda bölge geniş tarım alanlarıyla dikkat çekiyordu. Bölge çok sayıda küçük nehirlerle kaplıdır: Rudhana veya Rudbar, Gozgansu, Loinsu, Arçinyan, Deyçe, Çardey, Nourek bunlardan başlıcalarıdır. Bunların dışında Güllügala, Köne Bavert, Karnava, Çilgez, Buyangala, Kuşlıcar, Goşa depe, Goşagum, Karahan, Gindepe, Atçapan, Yandaklı burun, Domuz çeşme, Novrek çeşme gibi çaylar yer almaktadır. Nehirlerin ve çayların her iki sahili ekin sahalarıyla kaplıdır. Etek arazisinde bulunan bu nehir ve çayların yıllık su miktarı oldukça düşüktür ve bazen, yazın artan sıcağında kuruyarak kaybolup giderlerdi. Etek'in ekine ayrılmış topraklarında Rus işgaline kadar birkaç çeşit bitki yetiştiriliyordu, istiladan sonra ise bölgede soğan, erik, elma, üzüm gibi meyva ve bostan ürünleri de üretilmeye başlandı. Ahal bölgesinin coğrafi konumu da Etek'le aynıdır. Bölge küçük nehirler, dere ve çaylarla kaplıdır. Bölgedeki su ihtiyaçları dağ eteklerinden kaynayarak yer altından çıkan sularla temin ediliyordu. Ahal-Teke'de bulunan belli başlı dereler şunlardı; Germap veya Sekizyap, Gozluk veya Altıyap, Gözbaşı, Karasuv, Aşgabat, Köşi, Pövrize, Gotursuv; Bağır, Seravı, Börme, Durun, Arvaz, Kelteçmar, Sünçe ve diğer kaynak suyundan beslenen çaylar. Bunun dışında o dönemde Ahal-Teke bölgesinde 25den fazla su kuyusu faaliyet göste-riyordu. Dağ eteklerine arpa ve buğday ekiliyordu, su kaynaklarına yakın alanlarda ise meyve ve bostan ürünleri ekiliyordu. Genelde ürünler Temmuz ayında kaldırılıyordu ve bundan sonraki birkaç ay boyunca süren kuraklık sürecinden sonra topraklar tekrar ekine hazırlanıyordu. Ahal ve Etek bölgesinin en zor dönemi Temmuz ile Eylül ayı arası hesap ediliyordu. Bu iki aylık sürede bölgede aşırı sıcaklar yaşanmaktaydı. +50°C'ye kadar çıkan sıcaklık bazen günlerce inmezdi. Bu dönem bir anlamda köylülerin de rahat ettiği devirdi, çünkü göçebelerin akıp gelen saldırısı bir anlamda diniyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: XIX. Yüzyılda Türkmenistan'ın Coğrafyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:43

Etrek-Gürgen Bölgesi

Günorta-günbatar (güneybatı) Türkmenistan'ı olarak bilinen Ertek-Gürgen bölgesi Yomut boylarının esas alanlarındandı. Küçük dağ ve tepelerle kaplı arazi verimi bakımından ihtişamlı idi. Eskiden beri göçebe kavimler için aranan özelliklere sahip bölgeler bol su ve yeşilliğin arttığı topraklardı. Etrek-Gürgen bu özelliklerden nasibini almıştır. Dağların eteklerinde bulunan su kaynakları civarında küçük ormanlık alanlar nar, elma, armut, şeftali gibi yararlı meyva ağaçlarıyla kaplıydı. Bunun dışında tarıma elverişli alanlara da sahipti. Burada tarım ürünü olarak genelde buğday ve çeşitleri ekiliyordu.

Mangışlak

Bir diğer adıyla Balhan olarak bilinen bölge bir yarımada olarak Hazar'ın içine doğru sokuluyor. Hazar Denizi'nin en büyük yarımadası Mangışlak'tır. Daha Selçuklulardan beri bölge Türkmen boylarının vatanı olmuştur. Bugün bölge Kazakistan Cumhuriyeti'nin elinde bulunsa da, XIX. yüzyıl boyunca Türkmen boylarının kalabalık olarak bulunduğu topraktır. Sahillerini denizin tatlı, sert sularının yıkadığı bölge Türkmenistan'ın diğer bölgelerine göre daha ılıman bir iklime sahiptir. Denizden karaya doğru çekilip gelen rüzgarlı hava bölgeye serinlik getirmektedir. Mangışlak, sanki çevresinden koparak ayrılan yeşil bir diyar gibidir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hazar Ötesi Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir