Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuzey Kafkasya Türkmenlerinde Şiir Sanatı

Burada Kuzey Kafkasya Türmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kuzey Kafkasya Türkmenlerinde Şiir Sanatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:55

KUZEY KAFKASYA (STAVROPOL) TÜRKMENLERİNDE ŞİİR SANATİ

Halk, yüzlerce yıl boyunca güzel eserler yaratmış ve onları halis fikirlerin baş tacı olarak devirden devire, nesilden nesile ulaştırmıştır. Bunun için de o eserler, halk sanatı ya da halk şiir sanatı diye adlandırılmıştır. Stavropol Türkmenlerinin, yani kadim Oğuz boylarının şiir sanatları hususunda konuşmamız gerekirse; bu Türkmenler de zahmetkeş kitlenin atalarından beri ümit ettikleri istek, arzu ve hedeflerini aksettiren halk sanatının daha zengin hazinesine, onların her çeşit görünüşüne, zengin halk folkloruna; masallara, atalar sözlerine, deyimlere, bilmecelere, ninnilere, türkülere, sayışmacalara ve fıkralara sahiptir. Aynen bizdeki, yani Türkmenistan'daki gibi onlar da kendi eserlerinin bu türlerinde halk kahramanlarını vasfetmek, onların başından geçen olaylan anlatmak, babaların, bilge kişilerin tavsiyelerine uymak, büyüklere saygı göstermek, onları dinlemek, toplantılarda, meclislerde devamlı ve tertipli olarak bulunmak, halk menfaatine olan ortak meselelerde birlik olmak, halkına, yurduna, anne babaya ve eşe bağlı olmak, emeği sevmek, zorlukları başarıyla yenmek, dayanışma ve iyilik etmek gibi güzel huyları; insanlığın bu kadar yüce duygularını ustalıkla yansıtmışlardır.

Bazı masalların, deyimlerin, atalar sözlerinin ve fıkraların konusu bütün doğu halklarında, hatta dünyanın diğer milletlerinde de geniş biçimde yayılmıştır. Bunların muhtevası, bütün milletlerde ortaktır. Aslında bu, daha eski devirlerde, günümüzden bir kaç yüzyıl önce milletlerin kültürel istek ve hedeflerinde bir müşterek yanın bulunduğuna, milletlerin duydukları arzularının saflığına, aklın ve geleceğe yönelik umutların keskinliğine ve bu umutların bütün insanlık için gerekli olduğuna şahitlik etmektedir. Bu hususların hepsi elbette öncelikle her halkın kendi başından geçen tarihi olaylar, başka milletlerle olan ilişkiler ve dış çevrelerini kuşatan tabii şartlar ve olaylarla ilgili olarak ortaya çıkarlar. Mesela Stavropol Türkmenlerinin şiir sanatındaki bazı türlerde, ekseriyetle de türkülerde daha önce bahsini ettiğimiz konularla birlikte Nogaylar, Kalmıklar, Tatarlar ve Kumuklarla olan ilişkilerin boyutu ve bu halklarla birlikte tarihi olayların zor ve ferah günlerini ortak şekilde paylaştıkları görülür.

Ancak Türkmenistan Türkmenlerinin 1917 Ekim Devrimi'nden önceki türkülerinde biz böyle hususlara pek rastlamıyoruz. Bunun sebebi gayet açıktır, çünkü Hive, Marı, Etrek, Ahal, Gürgen ve Balkan Türkmenleri yukarıda bahsi geçen halklarla ilişkide bulunmamışlardır.

Ek olarak bir husus dikkati çeker:

Türkmenistan Türkmenlerinde 'Ependi (Efenni)', 'miralışir' ve 'Soltansöyün' adları altında söylenen rivayetler, sohbetler ve fıkralar; Stavropol Türkmenlerinde/Oğuzlarında 'Hoca', 'Yigrence Seçen' ve 'Can-bek Han' adları altında karşımıza çıkmaktadır. Onlarda 'Ependi', 'miralışir' ve 'Soltansöyün' adları hiç kullanılmıyor ve geçmiyor. Ancak onların adlarıyla ilgili sohbet, rivayet ve fıkraların konulan, ifade şekli bizdekilerle ortaktır. Onlarda daha önce ifade ettiğimiz gibi 'Ependi' yerine 'Hoca'; 'miralışir' yerine 'Yigrence Seçen' ve 'Soltansöyün' yerine de 'Canbek Han' kullanılmaktadır.

"Yarinden ayrılan yedi yıl ağlar, ilinden ayrılan ölünceye kadar ağlar" şeklindeki ata sözünde görüldüğü gibi Stavropol Türkmenlerinin Kuzey Kafkasya'ya göç edişlerinden beri bir kaç yüzyıl geçmiş olsa dahi onlar kendi türkülerinde ve şiirlerinde ata yurtları olan Mangışlak'ı, Hive'yi ve Balkan'ı hala hatırlamaktadırlar.

Buraları tasvir eden şiirlerin günümüzde de türkü halinde söylendiğini ben işittim:

Horcunın Mangışlı halı, Dünyege sığmaz misali, Haybatın Göroglı yalı, Bu yagşılık galmaz yerde.

Ya da:

Hörele, gubam, hörele, Örüşin Balkan Dagı'dır.

Tarihi ve bugünkü Türkmen edebiyatında ve halk sanatlarında Türkmen halkının iyi atlara olan sempatisini, sevgisini ve atların üstün özelliklerini beyan ederek söylenmiş şiirleri, rivayetleri, masalları, efsaneleri, manzum ve mensur hikayeleri görmek mümkündür. Çünkü yürük atlar düğünlerin, eğlencelerin ve halkın güvenci olmanın yanısıra Türkmen halkının hayatında düşmanlara karşı savaşlar esnasında en zaruri harp araçlarından biri olmuştur. Efsanevi Göroglı, Kırat'ı olmadan Göroglı sayılmaz. Bunu herkes bilmektedir.

Böyle hallerde atlara ithaf edilerek söylenmiş güzel Türküler Stavropol Türkmenlerinin dilinde de yankılanıyor:

Can sakar at, mal sakar at, Dag aşanda bellenersin, Garankıda algır ursam, Sapa turup" sallanarsın.
Gayçı gulak nazik bilin, Sohbeti sen bizin ilin, Gök meydanlı uzın yılın Otun otlap yallanarsın.
Nedir oglı hat iberdi, Seni almakdadır derdi, Mün tümen bahanı berdi, Om eşitsen hallanarsın.
Berdi oglı Berdi at bilen, Üstün yapar her zat bilen, Bili yogin güyçli at bilen, Duşun alsa yellenersin.

Kaynakça
Kitap: KAFKASYA OĞUZLARI VEYA TÜRKMENLERİ
Yazar: Sapar Kurenov, Ali Duymaz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRKMENLERINDE ŞİİR SANATİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:56

Stavropol Türkmenlerinin göçebelik ettikleri yerleri, bol otlu, çayırlık ve sulu Kafkasya arazilerini, dağlarını tasvir ederek söylenmiş şiirler ayrıca özel bir öneme sahiptir. Bu şiirlerde Kuzey Kafkasya'nın insanlar için olduğu kadar, hayvanlar ve sakin bir hayat için de uygun olduğu; buraların otlaklarının çeşit çeşit otlardan meydana geldiği, bunun için de hayvanların semirdikleri, Türkmenlerin bir yerden bir yere göçtüklerinde bir dahaki bahara kadar o otluk arazilerle vedalaştıkları büyük bir ustalıkla anlatılmaktadır.
"Dağlar", "Gal indi", "Mekan" ve başka bir takım şiirler, bu güzel tabiata ve mekanlara söylenmiş şiirlerdir.

Mesela "Dağlar" ve "Gal indi" adlı şiirlerin bazı mısralarına göz gezdirelim:

DAĞLAR

Beş yaşar oğlanı çeşmesin gazar, Otları adamın burnum bozar, Yoruncası atın gerşinden ozar, Erlerin gorganı, mekanım dağlar.
Düye hayvan geler kül-küle agnap, Hatar düzüp gider öz yerin ızlap, Torumı, taylağı, barı gom baglap, Eğretin yag basan, mekanım dallar.
Goyun hayvan tayak taşlam yaylamaz, Galınlıkdan otun ba§ı oyulmaz, Datlılıkdan guzı etler iyilmez, Erlerin gorgam, mekanım dağlar.

GAL İNDİ

Buyra otları dağlar yalı, Biten otı bağlar yalı, Gören adam ağlar yalı, Gal indi, mekan, gal indi.
Mekanin tarihin sözler, Çarvalan malın gözler, Toklusı, torumı guzlar, Gal indi, mekan, gal indi.
Yokansı bekden bekler", Akın yalı çunnur kaklar, Sovuk suvlı şirin bulaklar, Gal indi, mekan, gal indi.
Ancak çarlık hükümeti Kafkas halklarının böyle güzel arazilerde göçebelik etmelerine razı olmamış ve onları zorla tutup göçebelikten ayırmış ve yerleşik hayata geçirmeye başlamıştır. Halk çimenli boz arazilerden ve otluk alanlardan ayrılmayı çok güç görmüştür.

Türkmenler kendilerinin bu üzüntüsünü şiirin son satırlarında şöyle ifade etmektedirler:

Gayta gayta' geldi perman, Biz ayrıldık yerden arman, Biten otı, barı derman, Gal indi, mekan, gal indi.
Stavropol Oğuzlarının/Türkmenlerinin bir çok türküleri lirik aşka ve sevgiye, kahramanlığa, gerçek halk kahra-

dayak, sopa atmakla 'kalınlıktan otun dibi oyulmaz yenilmez 'kıvırcık gibi kal şimdi söyler "Göçebeleri kuzular, doğurur "sağlamdan sağlamlar akın gibi derin su birikintileri, gölcükler "pınarlar, kaynaklar "döne döne "ferman, buyruk yazık ki, esef olsun "hepsi, her şeyi.

Manalarının tasvirine tahsis edilmiştir. Onların böyle ahenkli şiirlerinde kızların güzelliği aya ve güneşe, onların temiz sevgisi ise klasik Türkmen edebiyatındaki kahramanların, yani Zöhre-Tahir'in veya Şahsenem-Garip'in sevgilerine benzetilmektedir. Halk kahramanlarının tipi de gücü ve gayretiyle Göroglı'na benzetilmekte ve basit bir dil ile usta-lıkla ifade edilmektedir. Mesela "Menzer", "Göründi", "Amanmı" ve "Narıdır narı" gibi şiirler, Stavropol Türkmenleri arasında çok tanınmış olup en mıteber türküler olarak kabul edilmektedir. Bagşılar bu türküleri saz eşliğinde söylemektedirler.

Bazı şiirleri okuyalım ve onların anlamlarına dikkat edelim:

MENZERİ

Men bir ovadan cuvan gördüm, Misli aya, güne menzer. Şöhlesi aleme düşen, Işkı cövher daşa menzer,
Gara gözi alma yalı, Şekerden şirindir sözi, Ispıhan patışa gizi, Misli Ayçemen'e menzer.
Gara gaşları burmalı, Ovadan didesi sürmeli, Dayım gaşmda durmalı, Misli cennet hura menzer.
Ne ovadan aklı, huşı, Ne acapdır tomaşası, On sekize gelen yaşı, Misli totı guşa menzer.
Sallanıp sarkar sıratı, Al övser on ak yanağı, Altın halkalı gulagı, Saçları yüpege menzer.
Süycilenyer yiğit dili, Guçmaga layıkdır bili, Açılıpdır bahar güli, Memesi armıda menzer.

GÖRÜNDİ

Siyadan gara gözleri, Şirinden datlı sözleri, Tılladan açık yüzleri, Bir acayip can göründi.
Sag golunda altın yüzük, Sol golunda yar bilezik, Boyı uzın, bili nazik, Bir acayip hal göründi.
Gara saçı altı örümli, Şünkar laçın dek görümü', Bağında misli almalı, Bir acayip yar göründi.
Mahı cuvan Türkmen gizi, Mün gelne değer nazı, Sazlanıp" açık ovazı, Bir acayip gül göründi.
Altın-kümüşden nagışı, Yüzi nurlı, eğri gaşı, Yaş yigitdir on' yoldaşı, Bir acayip can göründi.

Kahramanlık konusunda söylenen türküler, gerçek hayatta yaşayıp ölmüş kahramanlar hakkındaki türkülerdir. Stavropol Türkmenleri bugüne kadar Erke Batır ve Eselbek Batır hakkındaki rivayet ve türküleri söylemişlerdir. Erke Batır ile Eselbek Batır, tarihte yaşamış gerçek şahsiyetlerdir. Bu kişiler, kendi halklarının arı, namusu ve milli hukuku uğrunda dış düşmanlara karşı ellerine silah alarak tavizsizce savaşan kahramanlardır. O yüzden de adları, Stavro-pol Türkmenlerinin dilinden düşmemiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Türkmenler bu kahramanlar hakkında sadece şiirler söylememiş, ayrıca hikayeler de anlatmışlardır. Bu rivayetlerde ve hikayelerde Erke Batır ile Eselbek Batır'ın (Eselbek Batır kahraman oluşunun yanında tanınmış bir hekimdir) Kalmık hanlarının işgalci saldırılarına karşı yaptıkları kahramanca mücadeleler ile onların insancıl vasıfları anlatılmaktadır.

Her şiirin ortaya çıkışının küçük bir tarihi vardır. Stavropol Türkmenlerinin bazı türkülerinin muhtevasından, o türkünün bir şeye tahsis ve ithaf edilerek söylendiği görülür. "Dedem", "Habar Ber" gibi şiirler de böyledir. Bu şiirlerin kahramanları sefere çıkmış, ancak herhangi bir sebeple geri dönmemiş veya saklanmış ya da savaş meydanındaki bir kişiye benzemektedir.

Gelin, bu tür şiirlere birlikte göz gezdirelim:

DEDEM


Üç dolmağa iki ay galdı, İndi' gaydıp gelsen, dedem, Maşgalalan sepil boldı, Arzımızı bilsen, dedem.
Seni görmege zar bolduk, Garıplıga duçar bolduk, Bagtı açılmaz bir şor bolduk, Bizden habar alsan, dedem.
Yaşap bolman doğan ilde, Entep gezdik yurttan yurda, Müşgül bolup galdık derde, Bizi yada alsan, dedem.
Bu gün durmuşımız düzde, Ümidimiz gaytmak yazda,
Gatı kın yaşayış bizde, İndi gaydıp gelsen, dedem.
Bedey aydar men biçare, Alla govşursın didara, Yürek boldı para-para, İndi gaydıp gelsen, dedem.

HABAR BER

Toylar bolsa barı gelen, Saz bilen sohbetler guran, Kiçisi ulusın bilen, Ulularımdan habar ber.
Düze gitsem, izim garan, Öye gelsem, halım soran, Menin üçin aglap galan, Giz doğanımdan habar ber.
Aglap göz yaşını döken, Ayralık bağrını yakan, Menin üçin cepa çeken, Canım ecemden habar ber.
Gara günler dagnık salan, Birbirinin halın soran, Bile oynap, bile gülen, Deni duşumdan habar ber.
Düşmana garşı duranım, Sırım berip sır alanım, Saz bilen sohbet guranım, Doğan dayımdan habar ber.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRKMENLERINDE ŞİİR SANATİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:57

Halk edebiyatı ve folklorun ninni türü de Stavropol Türkmenlerinin arasında özel bir yere sahiptir. Ninniler, daha basit sözler üzerine bina edilmiştir ve tıpkı Türkmenistan'daki gibi çocuğun geleceğine yönelik hayır dualarla çocuğa olan sevgi en üst seviyeye çıkarılmıştır.

Bazı ninni örneklerini birlikte okuyalım:

Haydi haydi haydası, Haçan değer peydası, Gış degmese, yaz değer, Yalkar onun Alla'sı.
Aydı aydı Alla'sı, Hanı onun peydası, Yaz degmese gış değer, Şonda geler peydası.
Başına telpek geyende, Goluna tayak alanda, Goynun çetine baranda, Şonda değer peydası.
Gizim gizim, giz tana, Gizim geler yüz tana, Yüz tanasın pıcaklar, Gizim yarın gucaklar.
Gizim geler yol bile, Kisesi dolı hoz bile, Şol hozundan bermese, Kovalarıs yol bile.
Gizim geler galadan, İki eteği saladan, Gizim Alla saklasın, Dürli dürli beladan.
Menin balam gandadır, Atlar çapan toydadır, Toyda bolsa' togtasın, Dedesini yoklasın.
Oğlum oğlum oltanı, Oğulların soltanı, Ertir bayram diyende, Oğlum geyer kürteni.
Haydi haydi halıvam, Halıvamın inciri, Tahıyamın zinan, Mansurcan'ı bir söysem, Dünya malım gucun.
Ay aşina aşina, Bereket bersin işine, Bedene dey yorgalap, Hıdır gonsun gaşına, Dövlet minsin başına.
Burma kümüş sarı altın, Suva salsa batmasın, Huday beren dövletin, Depgilense gitmesin, O çetine, bu çetine, At çapdırsa yetmesin.
Tagtlı guyı darmıka, Tartıp çapan barmıka, Aytdıranda bermedik, Atası bizden baymıka,
Gizim pzım gılıklı, Gıylan gaşı bezekli, İndi gizim bolmasın, Bolan gizim ölmesin.

Halk edebiyatında "sanavaçlar", yani sayışmacalar; orijinal bir üslûp gerektirmesiyle diğer folklor eserlerinden ayrılmaktadır. Bizim şu anki edebiyatımızda bu halk nazmı türüne pek önem verilmemektedir. Oysa sayışmacalarda şiir sanatının ve ustalığın bütün unsurları vardır; ayrıca bu türde mısraların birleşmesinde özel bir kural dikkati çekmektedir. Stavropol Türkmenlerinde söylenen sayışmacalar, esas olarak ziyafetlerde söylenir. Sayışmacaların bazı mısraları, Türkmenistan'da söylenen sayışmacaların mısraları ile ortaktır. Bu, aslında sayışmacaların da halk edebiyatının diğer türleri gibi eski tarihlerden beri devam edegeldiğini göstermektedir.

SANAVAÇLAR

Gak gak gargalar, Gatı yerde yorgalar, Uzın suvda balık bar, Yakasında yılkı bar, Kimin kimin yılkısı, Baka bayın yılkısı, Baka bay sana neme berdi, Bir alaca tay berdi. Tayını minip çapdım, Gizin" alıp gaçdım.

Hovada bulut gurulsa, Yagışmıka, garmıka, İlerde yığın gurulsa, Soltanmıka, biymike, Ol soltanın içinde, Bizin oba barmıka, Güdüriken köpcekli, Gün değmeden örtükü, Ay değmeden ayrıldı, Obamızdan tayıldı,
Bagtlı yerden gelinli, Uzak yerden gayınlı, Oydan kör de gırdan yör, Azaşarsın yoldan yör, Atın suvsar kölden yör, Acıgarsın ilden yör, Düyn çeynedim düvündüm, Düvmeli dom geyindim, Yaş oğlan dek söyüldim, Yagşılardan sayıldım, Puhar telpek, silkip gey, Yiğitliğin görünsin, Telpegini ayrıp goy, Gulpakların görünsin, Gice bolsa gaydıp bak, Garip enen söyünsin, Atın banp suva yak, Eyer-gaşı görünsin, Aydın ata bile enesine, Dayı bile dayzasına, İki aşığın gözyaşına, Bövet bolup galmasın.

İlerdeki üç guzı, Biri bizin goç gusı, Burma burma buynuzı, Geyen dom gırmızı, Gırmızım suva batdı, Güle güle bağrım gatdı, İn kiçisi tovukçı, Tovukçıda hakim bar, Yılan oglı yılkıçı, Yılkıçıda hakim bar. Hakim getir göçeyin, Öz ilime gideyin, Sonra gökde uçayın,
Gaydıp yere geleyin, Menin gökde nemem bar, Uçar uçar guşı bar, Uçdı gitdi asmana, Gayıp geldi deryaga"'. Deryan suvun gutardı, Balıkların çüyretdi, Baba enenke bar diydi, Balaların gör diydi. Aşık oynar oglı bar, Topuk oynar gulı bar. Bir azacık goynı bar, Hırrayt diyse ızlaşıp, Gurrayt diyse guyluşıp. Hasan-Huseyin urşar", Birsi gana bulaşar. Huseyn'in ganin kim yuvar, Pir sakallı pir yuvar. Pirin getir göreyin, Altın saçın öreyin. Altın saçın çözülse, Cuma güni öreyin.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRKMENLERINDE ŞİİR SANATİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:59

Stavropol Türkmenlerinin folklorunun daha geniş biçimde yayılmış şekillerinden biri de "nakıllar", yani atasözleridir. Kuzey Kafkasya Oğuzları, atasözleri bakımından oldukça zengindirler, hatta yüzlerce atasözü Türkmenistan Türkmenleri tarafından da bilinmektedir. Türkmenler, atalarımızın nasihatlerini, altınla kaplanması gereken sözlerini edebi ve kültürel bir miras olarak devirden devire, nesilden nesile aktarmışlar ve zaman içinde onları süsleyip olgunlaştırmışlardır. Söz sanatının özü olan bu atasözlerinde çok keskin ve derin fikirler ileri sürülmektedir. Halkın gözüyle görüp bedeniyle yaşadığı hakikatleri, hayatın defalarca tecrübe edilmiş acı ve tatlı tarafları, insanların işlerinde hala rastladıkları hususları göstermektedir. Bunların yanısıra gençlere akıl verme, onları eğitme, büyüklerin sözlerini dinlemelerini sağlama, her işe tedbirli ve düşünceli olarak yaklaşma gibi güzel fikirler öne sürülür. Bu fikirler, daha değerli, yeterli ve halka uygun olan kısa söz dizilerine dayalı olarak ifade edilir. Stavropol Türkmenlerinin sanatında da halk; geniş kavramları, keskin ve derin fikirleri, 'emekçi halkın ömür boyu elde ettikleri sosyal ve tarihi tecrübeleri açıkça tasvir eden' atasözleri aracılığıyla yeni nesillere aktarmayı, böylece üstün fikirleri büyük bir ustalıkla birleştirmeyi başarmışlardır.

Biz bu kitabımızda Kuzey Kafkasya'daki Oğuzların (Türkmenlerin); yani Çovdurların, İgdirlerin ve Söyüncacı-ların arasında geniş şekilde yayılan atasözlerini, deyimleri ve bilmeceleri ayrı olarak vermedik. Çünkü bu atasözlerinin kelime hazinesi ve cümle yapısında, kompozisyonunda ve manasında Türkmenistan Türkmenlerinkinden temelde bir fark yoktur. Bunlar bütün Türkmenlerin ortak hazinesidir. Onun için biz Stavropol Türkmenlerinin atasözlerini, bilmecelerini Türkmenistan Türkmenlerinin atasözleri ve bilme-celeriyle birlikte kitabın sonunda ayrıca vermeyi doğru kabul ettik (Kitabın son bölümüne bakınız.) Ancak atasözleri ve bilmecelerin, öncelikle bilmecelerin ortaya çıkarılma me-todlarıyla ilgili olarak bazı hususları işaret etmeliyiz.

Stavropol Türkmenlerinde kullanılan bazı atasözleri ve deyimlerin muhtevası, Türkmenistan Türkmenlerinde kullanılan atasözlerinin muhtevasıyla ortak olsa bile ifade ediliş tarzlarında bir takım değişiklikler vardır.

Mesela aşağıdaki tabloya bir bakalım:

Kuzey Kafkasya Oğuzlarında (Türkmenlerinde)

"Yerinden azaşan yedi yıl ağlar,
ilinden azaşan ölinçe ağlar."
"Iryören yolagçı yol alar."
"Garşan balası it bolmaz."
Türkmenistan Türklerinde
"Yanndan ayrılan yedi yıl ağlar, yurdından ayrılan ölinçe ağlar."
"ir turan işden tınar."
"Gurt çağası ekdi bolmaz."
"Öy özümki diyip söyleme, öy ardında kişi bar." 'Tamda gulak bar."
"Anasını gör de gizin al, ediğin gör de bizin al." "Enesini gör de gizini al, gırasın gör de bizin al."
"Dişim, senden razıdırın, dilime gaya boldun; dilim senden nerazıdırın, başıma bela boldun."
"Dil bela, diş gala."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRKMENLERINDE ŞİİR SANATİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:59

Kafkasya Türkmenlerinin bilmeceleri (Bilmeceleri görmek ve okumak için Bilmeceler [Matallar] bölümüne bakınız) orijinal özelliklere sahiptir. Bilmecelerde nesnelerin ve varlıkların şekilleri, özellikleri ve çağrışımları öyle güzel ifade edilir ki onun ne olduğu, yani cevap bütün özellikleriyle göz önüne geliverir. Bunun sebebi, halk bilmecelerinin asırlar boyunca işlenmiş ve her yönüyle olgunlaşmış fikirlere dayalı olarak üretilmesidir. Stavropol Türkmenlerinin bilmeceleri de bu tip bilmeceler gibidir, ancak bir farkı vardır. Bu özel farklılık, nesnelerin veya canlıların ortak ya da farklı bir tarafını tasvir etmek değildir; ancak o şeyin varlığını ortaya koyan belirli taraflarının hepsini açıklamaktır. Bazen de pek çok nesne tek bilmecede anlatılır.

Mesela 'deve' hakkında söylenen bilmece böyledir:

Dört lap lap, Eğri sap lap, İki tikeç,
Bir bulavaç.
Burada "dört lap lap" devenin dört ayağı, "eğri sap lap" ise devenin boynudur. "İki tikeç", devenin iki hörgücü ve "Bir bulavaç" da devenin kuyruğudur.

Ya da "tamdıra (dutar)" diye bilinen Türkmen sazının hakkında söylenen bilmeceye bakalım:

Uzın uzın uzlafa, Ucı menin golumda, Sandırgalı san altın, Sapı menin golumda.
Görüldüğü gibi bu bilmecede de 'tamdıra'nın uzun ve ince telleri, perdeleri, sapı ve sarı gövdesi bütün özellikleriyle tam olarak tasvir ediliyor. Ancak bu tasvir, basitçe değil ustalıkla yapılıyor.
Halk edebiyatının özellikle eskiden beri devam ede-gelen türlerinden biri de "ertekiler", yani masallardır. Masallar, Türkmenistan Türkmenlerinde olduğu gibi Stavropol Türkmenlerinde de oldukça geniş biçimde yayılmış olup ustalık isteyen sanat ve folklor eserlerindendir. Stavropol Türkmenlerinin masallarında da halkın istek ve arzuları, davranış biçimleri ve hayata bakışları ortaya serilmektedir. Ayrıca asaletin, adaletin, iyilik duygusunun, düşmanların kanlı maksatlarına karşı tedbirli davranışların, emeğin ve yılmazlığın, birlikle her çeşit zorluğu yenmenin güzel örnekleri; her olaya ve harekete insan sevgisiyle yaklaşımın özel-likleri usta bir şekilde anlatılmıştır. Her halkta masalların başlangıcının özel bir üslûbu, yolu ve metodu vardır.

Türkmenistan Türkmenlerinde masallar; "Bir bar eken, bir yok eken, gadım eyyamda (zamanda) bir garrı (ya da kempir) patışa bar eken" şeklinde başlıyorsa bu giriş Stavropol Türkmenlerinde şöyledir:

"Erteki erteki zamanda, eşeği börten zamanda, turna turgavul zamanda, gaz garavul zamanda gara torgay gazı zamanda, boz torgay molla zamanda bir bar bar eke, bir yok bar eke. Bar, pıgamber eke; yok, şeytan eke. Bir garrı mama (garip, patışa...) bar eke".

Daha soma masalın kahramanlarının özellikleri ve davranışları etrafında konuşulur. Bu sırada bir fakir, ya da fakirin oğlu; güzel bir hayat için verdiği mücadelede her çeşit zorluğa katlanır. Onun temiz niyetleri uğrunda yaptığı mücadelesini, sevdiği kıza kavuşmak hususundaki kaygılarını, savaşını ve arzulu duygularını hiç bir güç zayıflatamaz. Zalim padişahların, cinlerin ve ruhların, devlerin, perilerin engellemeleri aşılır; sonuçta kahraman galip gelir. Eserin kahramanı hah üzerinde uçar, uzak yerleri göz açıp yumma süresi içinde geçer, uzak yerlerin durumunu kısa zamanda ortaya çıkarır. Bu, aslında halkın arzularının, güzel ve barış içinde bir hayatın ve sevgiliye kavuşma duygusunun insanı harekete geçiren özelliklerinin masallarda ifade edilişinin bir işaretidir. Bunun için de halk, daima kendi müsbet kahramanını murada ulaştırır. Onları halkın menfaatlerini arayan, halfana, ülkesine ve yurduna bağlı olan kişiler şeklinde gösterir ve iyiliksever, hoş niyetli biçimde yansıtır.

Böyle bir masal tipini, "Yavıldırık" adlı masalda görmek mümkündür. "Yavıldırık" masalında yaşlı annesiyle birlikte yaşayan garip Yavıldırık'a başka bir koca karı hasetlik eder ve onu ülkenin padişahına ihbar eder. Padişah ile koca karı, halk arasında sevilip sayılan Yavıldırık'ı yok etmek gibi kötü bir niyet beslemeye başlarlar. Uğursuz koca karının tavsiyesiyle padişah, Yavıldırık'ı uzak bir yere, dönüp gele-meyeceği bir bölgeye "Maral" adlı geyiği getirmesi için gönderir. Bu durumda Yavıldırık ya ölecek, ya da padişahın emrini yerine getirecektir. Ancak yaşlı annesi Yavıldırık'a cesaret verir ve "Maral" adlı geyiğin derisini almanın yollarını öğreterek yolcu eder. Bir kaç ay sonra Yavıldırık sağ salim dönüp gelir. Padişah ve kötü koca karı bu duruma şaşırırlar. Fakat Yavıldırık'ı yine ağır bir göreve göndermenin yollarını ararlar ve bu defa padişah, kendisinin sağ tarafına altın direk, sol tarafına da gümüş direk getirip dikmesini emreder. Bu görev, çok ağırdır; çünkü altın ve gümüş direkler insanoğlunun ayak basmadığı, devlerin hüküm sürdüğü yerdedir. Ancak Yavıldırık'ın yaşlı annesinin bilgili oluşu ve ileriyi görebilme yeteneği onu zorluklardan kurtarır. Yavıl-dırık, güçlükleri yener ve padişahın sağ tarafına altın, sol tarafına gümüş direk dikmeyi başarır. Yavıldırık'ın ve yaşlı annesinin düşmanı olan padişah ile koca karı bundan rahatsız olurlar. Çünkü Yavıldırık, ölmesi kesin olan yerden sağ salim dönüp gelmiştir. Padişah bundan sonra da Yavıldırık'ı bir kaç defa korkunç yerlere gönderir. Fakat Yavıldırık bu zor işleri de halleder. Sonunda padişah iyice öfkelenir ve Yavıldırık'ı kötü koca karının tavsiyesi üzerine hiç bir zaman dönüp gelemeyeceği bir yere, ölümün iki uçsuz yerine, yani "Ölmez Han'ın Vermez Kızı"nı almaya gönderir. Zalim ve kan içici padişahı kesin olarak yenmeye karar veren garip Yavıldırık, bu defa da zorluğun demir dişlerini kırar ve "Ölmez Han'ın Vermez Kızı"nı alıp gelir. Bu kız ise padişah yerine Yavıldırık'a aşık olur. Bu yüzden de kız, Yavıldırık'a padişahı yenmenin yollarını öğretir... Yavıldırık, padişah ile koca karıyı yok eder, sevgilisi ve yaşlı annesiyle maksatlarına, muratlarına ererler.

"Yavıldırık" masalı, Stavropol Türkmenleri arasında özel bir yere sahiptir. Böyle gerçekçi halk masallarının daha onlarcası vardır. Onların arasında hekimlikte dünyaca meşhur ve büyük bir üne sahip olan "Lukman Hekim" hakkındaki masal özellikle ilgi çekicidir. "Lukman Hekim" masalında Lokman'ın hekimlik mesleğini kazanmasıyla ilgili riva-yetler vardır. Bu masal, halk arasında Lokman Hekim hakkında söylenen efsanelerden hareketle meydana getirilmiştir. Lokman, daha çocukken yetim kalır. Lokman, orada burada düşüp kalkan ve bir parça ekmeğe muhtaç bir yetim oğlandır.

Bir gün Lokman'ın bulunduğu köyün padişahı, balıkçılarını balık tutmaya gönderir. Balıkçıların ağına su altında yaşayan güzel bir kız takılır. Balıkçılar şaşkınlıkla kızı padişahın yanına alıp getirirler. Ancak kız hiç konuşmaz. Kızı konuşturmak için ne çareye başvurmuşlarsa da hepsi boşa gider, kız ağzını açıp tek laf etmez. Sonra vezirlerin birisi kızı sokak sokak, köy köy dolaştırmayı padişaha teklif eder. Öyle de yaparlar. Bu sırada kız iki yerde gülmüş, ama yine konuşmamıştır. Bu durumu padişaha gelip haber verirler.

Padişah, kızın yanına gelerek "İki yerde gülmüşsün. Eğer bunun sebebini söylersen seni daha önceki yerine gönderirim, deniz dibinde suda yaşayabilirsin" der. Kız, neden güldüğünü söyler. Bunun üzerine onu önceden tuttukları yere getirip denizin dibine bırakıverirler. O zaman kız, denizin dibinden bir avuç un alarak çıkar, fakat un kupkurudur. Kız; "Bu un benden padişahınıza armağan olsun, onunla padişahınıza ekmek pişirip verin" der. Unu padişaha getirirler. Padişah da ekmekçisine o undan ekmek pişirip getirmesini emreder. Ekmekçi, unu yoğurur, hamur yapar ve fırına kor, ancak bilmeden ekmeği yakar. Daha sonra da bu ekmeği padişaha götürmekten korkar, başka bir undan ekmek pişirip padişaha sunar. Kızın verdiği undan pişirdiği yanık ekmeği ise bir yere gizler. Tam bu sırada kapıdan dilenerek ekmek soran Lokman adındaki çocuk gelir. Bu çocuğa Lokman Yetim derlermiş. Ekmekçi, daha önce yaktığı ekmeği Lokman Yetim'e verip "Bu ekmeği köyden uzakta ye, bu civarda yeme" diye nasihatte bulunur. Lokman Yetim, yanık ekmeği alıp gider ve otluk bir arazide yemeye başlar. O sırada, yani Lokman Yetim ekmeği yerken etrafındaki otlar ve çeşitli bitkiler; "Ben filan hastalığa dermanım, ben falan hastalığa dermanım" diye konuşmaya başlarlar. Lokman Yetim, ekmeği yiyip bitirinceye kadar otların ve bitkilerin her biri hangi hastalığa ilaç olduklarını söyleyip durmuşlar. Lokman Yetim, otların hangi hastalıklara çare olduğunu bellemiş. Daha sonra köye gelerek hastalara hekimlik etme-ye başlar. Onun baktığı hastaların hepsi şifa bularak kurtulur, sağlıklarına kavuşur. Bunun üzerine Lokman Yetim'in adı Lokman Hekim olarak kalmıştır.

"Lukman Hekim" hakkındaki efsaneler, halkın arzularının bir çeşit ifadesidir. Kuzey Kafkasya Oğuzlarının, diğer bazı masallarının kahramanları, hayvanlara veya çaresiz duruma düşen fakirlere ve gariplere iyilik ederler; sonra kendi başlarına zor bir durum geldiğinde de önceden iyilik ettiği kişiler veya varlıklar yetişerek kahramanları zulümden kurtarırlar. Bazı masallar ise Türkmenistan Türkmenleri tarafından anlatılan masallarla mukayese edildiğinde daha kısa olup sadece derin bir manayı ifade etmektedir.

Mesela Kafkasya Türkmenlerinde şöyle kısacık bir hikaye anlatılır:

"... Bir padişah varmış. Onun ülkesinde bir açlık felaketi meydana gelmiş.

Fakat padişah, halkın durumuna bakmadan kendi adını yüceltmek için saf altından bir saban yaptırmış ve halkı toplayarak:

- Ey halkım, bunun fiyatı, değeri ne kadardır? Kaç para eder? diye sormuş. Toplanmış olan kalabalıktan herkes farklı bir şey demiş:
- Bunun fiyatı beş bin tümen!..
- Saban altından yapılmış, onun değeri olmaz, ona hiç kimse para yetiremez. Çok pahalı olmalı!..
- On beş bin tümen!..

Bu konuşmaları dikkatle dinleyip duran ve ülkenin içinde bulunduğu ağır durumu, açlığı ve zavallılığı gözünün önüne getiren yaşlılardan birisi:

- Padişahım, beni öldürmez de affederseniz bu sabanın gerçek fiyatını söyleyeyim, demiş.
- Haydi söyle, affettim!
- Söyleyeyim. Yazın yağmur olmazsa, güzün yağmur olmazsa bu sabanın fiyatı el kadar bir kara ekmektir!.. "
Üzerinde durduğumuz Türkmenlerin halk edebiyatı ve folkloru çok yönlüdür, kendine has bir konu zenginliğine ve ustalık gerektiren türlere sahiptir. Biz sadece onlardan bir kısmını örnekleyerek gözden geçirmeye çalıştık. Bu saha, aslında özel araştırmaları beklemektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Kuzey Kafkasya Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir