Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuzey Kafkasya Türmenlerinin Halk Hikayeleri ve Aşıkları

Burada Kuzey Kafkasya Türmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kuzey Kafkasya Türmenlerinin Halk Hikayeleri ve Aşıkları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:50

KUZEY KAFKASYA (STAVROPOL) TÜRMENLERİNİN KÜLTÜREL VE MANEVİ ZENGİNLİĞİ HALK HİKAYELERİ, AŞIKLAR [BAGŞILAR]
BÜYÜK ŞAİR MAHTUMKULU PİRAKİ STAVROPOL TÜRKMENLERİ ARASINDA


"Halk, maddi ve kültürel mahsûllerin ve bütün zenginliklerin yaratıcısıdır" diye çok doğru söylenmiştir. Halkın aklıyla, halkın kudretiyle insan, yüce arzularına ulaşır ve güzel şeyler meydana getirir. İnsanoğlunun en temiz niyetleri halkın duygu ve düşüncesinde kesifleşir. Bundan dolayı da ferasetli halk atasözlerinin birinde "Elim halkım olmazsa ayım günüm doğmasın" şeklinde bir ifade vardır. Kendi kazandıkları üstünlüklerini ve hem manevi, hem de kültürel zenginliklerini geçmişten bugüne taşıyan da halktır. Türkmen halkı da milli kültür mirasını; "Göroglı", "Sayat-lı-Hemra", "Şasenem-Garıp", "Gül-Bilbil", "Zöhre-Tahır" ve diğer hikayelerini günümüze ulaştırabilmiştir.

Türkmen halkının yüzlerce yıl boyunca arzularını aksettiren eserleri, halk şiir sanatı ve meşhur kültür insanları bütün Türkmen halkının kıvancıdır. Stavropol Türkmenlerinin bundan yıllarca önce buraya göçüp gelmiş olmalarına ve arada uzak mesafelerin, aağların, denizlerin, ırmakların olmasına rağmen onların kültürel ve manevi zenginlikleri, psikolojileri ve iyi bir hayat uğrundaki niyetleri, şu anda Türkmenistan'da yaşayan Türkmenlerinkilerle ortaktır. Türkmen halkının dahi şairi, alim ve bilge insan Mahtumkulu Piraki, eski hikayeleri "Göroglı", "Sayatlı-Hemra", "Şasenem-Garıp" ve diğerleri Stavropol Türkmenlerinin de gururudur. Ben bunları gerçek hayatta, yani pratikte gördüm.

300-500 yıl yani üç beş asır az bir zaman değildir, uzun bir tarihi devirdir. Bu kadar yıldan sonra Stavropol Türkmenlerinin arasında bizzat bulunmak, bu Oğuz ve Türkmenlerin; Çovdurların, İğdirlerin ve Söyüncacıların milli geleneklerini, düğünlerini, eğlencelerini, aşıklarını, adetlerini ve günlük işlerini çıplak gözle görmek ve yakından tanımak ilgi çekici ve şaşırtıcı idi. 1957 yılının Temmuz-Kasım ayları ile 1958 yılının Mayıs-Temmuz ayları benim ilgimi çeken bu hususların tam olarak hayata yansıdığı aylar oldu. Evet, ben 7-8 ay boyunca bu Türkmenlerin arasında; onlarla birlikte düğünlerde, toplantılarda, meclislerde ve sohbetlerde bulundum. Aslında benim esas vazifem onların dil özelliklerini ortaya çıkarmak amacıyla halk edebiyatının muhtelif türleri ile basit bazı konularda canlı sohbetler ve karşılıklı konuşmalarla malzeme toplamaktı. Ancak konunun diğer yönü de beni asıl vazifemden daha az ilgilendirmedi. "Göroglı", "Dövletyar", "Şasenem-Garıp" ve "Sayatlı-Hemra" ile birlikte büyük şair Mahtumkulu'nun da bu Türkmenler için değerli ve önemli olduğunu; bunların Stavropol Türkmenlerinin de düğünlerinin, meclislerinin, eğlencelerinin ve toplantılarının gurur verici bir süsü olduğunu gözlerimle gördüm.
Stavropol Türkmenlerinin halk aşıkları, 'Göroglı'yu ve Mahtumkulu'nun şiirlerini türkü haline getirip söylerler ve halkı coştururlar.

Bu canlı seyir ve hareketler şu şekilde meydana gelir:

Düğün günleri özel bir büyük mekan bagşı için süslenip hazırlanır. Bagşı yerine geçtikten sonra oturanlara dönerek hangi hikayeyi dinlemek istediklerini sorar. Sazdan, sohbetten, destandan, türküden bıkılır mı?

İnsanlar tıklım tıklım doluşup oturdukları yerden bagşıya bir çok destanın, hikayenin ve şairin adını verirler:

'Göroglı', 'Dövletyar', 'Sayatlı-Hemra', 'Terekemli Hemra', 'Aşık Garip', 'Magtımgulı', 'Abdırahman', 'Bendimemmet', 'Garacaoglan' v.s. Sonunda bagşının etrafında oturan yaşlılar, söylenenlerden bir ikisinin adını hatırlarında tutarlar. Bagşı, kalabalıktan belirli bir tavsiye geldiğine memnun olur ve çalıp söylemeye devam eder. Bagşılar düğünlerde hikayeler söylerler ve bu durum, tan atana kadar devam eder. Bu noktada Türkmenistan'da söylenen hikayelerden pek bir farklılık yoktur. Bir farklılık varsa o da bagşının yanında kemençeci olmamasıdır. Genellikle Stavropol Türkmenlerinde kemençe olmaz. "Tamdıra"ları iki telli olup genel olarak Kazak Türklerininkine benzemektedir. "Dutar"ın telleri ise bağırsaktan yapılmış tellerdir. Bagşı, 'tamdıra'sını akort ettikten sonra yavaş yavaş terennüme başlar. Bu terennüm, basit bir terennüm değildir, gırtlak yardımıyla meydana getirilen hoş bir nağmedir. Bağşı türküsüne başlamadan önce o türkünün melodisi gereği gırtlağını kendine has söyleyişine göre terennüme hazırlar. Ondan sonra sakin bir sesle türkünün birinci bendi söylenir. Birinci bentten sonra yine gırtlak yardımıyla, söylenen türkünün mısralarına göre ses ve gırtlak nağmesi tekrar edilir. Sonra ikinci bent söylenir. İkinci bentten sonra tekrar bagşı kendine has gırtlaktan çıkardığı nağmeyi terennüm eder. Bu durum o türkünün bütün bentleri bitene kadar devam eder. Eğer söylenilen türkü beş bentten oluşmuşsa beş defa bagşının özel melodisi tekrarlanır. Eğer türkü yedi bent ise o zaman gırtlak nağmesi yedi defa tekrar edilir. Genellikle gırtlak nağmesi türkünün bentlerinin sayısına göre değişir; gırtlak nağmesinin sözü ve makamı, türkünün sözleri ve özel makamına uygun olarak söylenir.

Destanlar, yani halk hikayeleri ('Aşık Garip', 'Görog-lı', 'Dövletyar' v.d.)'nin şiirleri de aynen yukarıda beyan ettiğim gibi söylenir. Olayların anlatıldığı hikaye kısmı ise 'dutarsız', yani sözle anlatılır. Sadece hikayeler söylenirse genelde bagşılar defterlerine bakarak anlatırlar. Eski bagşıların Arap alfabesiyle yazılmış büyük defterleri vardır. Bagşı düğüne gittiği zaman o defterleri de devamlı yanında götürür. Stavropol Türkmenlerinin bütün bagşılarının ustası sayılan ve halk arasında büyük bir hürmet ve itibara sahip olan Baldan Bagşı, 1960 yılına kadar Edilbay köyünde yaşamaktaydı. O, uzak köylerde yapılan düğünlere de çağrılır ve götürülürdü. Çur köyünde yaşayan Muhammet Hanafı Bagşı ve Nazar Bagşı ile Sarıgamış köyünde yaşayan Durdı Bagşı ve Savan köyündeki Köçek Bagşı da halk arasında hürmet ve itibara sahiptir. Ben Amanyazoglu Muhammet Hanafı Bagşı'nın dilinden aşağıdaki makam adlarını yazdım. Bunların bir kısmı bizim bagşılarımız arasında da yaygın olarak bilinmektedir, bir kısmı ise Stavropol Türkmenlerinin atalarının yerleşim yerlerinin adlarıyla ilgilidir.

Bu husus, bazı Türkmen makamlarının özellikle eski olduğunu gösterir:

'Yar-yar' (Bu makam ekseri ilk olarak başta icra edilir), 'iş-bay', 'körseyit', 'altığız', 'teynus', 'çizik', 'ayçırak', 'dagaşan', 'yolaşan', 'sonsuz', 'ogulhan', 'hacımuhammet', 'bota', 'atgaçıran', 'aşdırahan papay', 'adnabay', 'köçebaglı', 'hacıgulsalman', 'yomut pirev', 'ınuhannes pirev', 'babagamber pirev', 'amandövlet', 'ödeniyaz', 'boy-boy', 'şirvana', 'beşleme', 'beşlemenin zıbırdığı', 'ekemölen', 'ertogan', 'boztorgay', 'ılgaş', 'balım', 'ülken yezmemmet', 'kiçkey yazmammet', 'ınukam', Yazı', 'gelendik' ve 'novayı'.
Beni ilk olarak Stavropol Türkmenlerinin bagşıları ve şairleri ile tanıştıran Yazlık Türkmen Karargahı'ndan İskender İlyasov oldu. O, çok tahsilli ve kültürlü bir insandı.

Stavropol Türkmenleri arasında eğitim ve bilgi yayma çalışmalarında kendini göstermiş ilk akla gelen bir kaç kişiden biri kabul edilirdi. Ben onun tavsiyesi üzerine diğer Türkmen köylerinde bulunmuş ve ilgili kişilerle sohbet etmiştim. Şu anda İskender Bey yok, çünkü vefat etti. Ancak Stavro-pol Türkmenleri kendilerini eğiten ve bilgilendiren bu kişiyi hiç bir zaman unutmamışlardır. Daha sonra Çur köyünde Pirekeyev Abdılla; Sarıgamış'ta İlağa, Halcan Ağa, Mame-dali Ağa, Gurban Ağa; Edilbay köyünde Yegeneyev Hacı-Muhammet; Savan'da 84 yaşındaki Sultan Ağa ve Baykey Ağa; Yusupgulak'ta İslam Ağa, Berdioğlu İlyas, Cuma Ağa, Hanacayev Allaşükür; Barhançok köyünde Seyit Ağa ve Cumanıyaz Ağa da benim dostum ve sohbet arkadaşım oldular. Bunlar bana kimin Türkmen destanlarını daha iyi bildiğini söylerlerdi; geçmişte ve şu andaki hayat hakkında güzel sohbetler ederlerdi. Stavropol Türkmenlerinin Türkmenistan halkının kültürel mirasına ve onun temsilcilerine olan büyük sevgisine hayran kalmamam mümkün değil. Kendi söylediklerine göre 'Göroglı', 'Zöhre-Tahır', 'Sayat-lı-Hemra', 'Aşık Garip', 'Dövletyar' ve Terekemli Hemra' gibi güzel eserler ile 'magtımgulı' ve 'Abdırahman' gibi bilge şairler yoktur.

Kaynakça
Kitap: KAFKASYA OĞUZLARI VEYA TÜRKMENLERİ
Yazar: Sapar Kurenov, Ali Duymaz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRMENLERİNİN HALK HİKAYELERİ ve AŞIKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:51

Destanlarının, mesela 'Göroglı' destanının konusu Türkmenistan'daki 'Göroglı' ile ortak ise de Stavropol Türkmenlerinde kahramanların adları ve bazı davranışları tamamiyle değişiktir, hatta bazıları tamamen zıttır. Bu gibi durumlara diğer Türkmen destanlarında da rastlanır. Bu husus, benim fikrime göre ayrıca özel olarak incelenmelidir.

Mahtumkulu Piraki ve Stavropol Türkmenleri arasındaki şanı ve şöhreti hususunda konuşmam gerekirse benim bu konuda işittiğim ve şahit olduğum bütün sohbetlerde onun baş tacı edilmesiydi. Yalnız bir hususu burada tesbit etmek gerekir. Bilindiği gibi Stavropol Türkmenleri Kuzey Kafkasya'ya Mahtumkulu'nun dünyaya gelişinden önce göçüp gelmişlerdi. Ancak Mahtumkulu ve onun eserleri, yıldırım hızıyla Stavropol Türkmenleri arasında da yayılmıştır. Herkes onun şiirlerini ezberlemeye çalışmıştır. Kırdaki çobanların bile Mahtumkulu'nun şiirlerini ezberden okuduklarına ben şahit oldum. İşte bu sebeple araştırıcı V.V. Bartold; "... Göklen aşiretinden olan Mahtumkulu adındaki şair, bütün Türkmenler için ve dolayısıyla Stavropol Türkmenleri için milli şair olmuştur" demiştir. A.E. Krımskiy; "... Mahtumkulu, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Türkmenler arasında özel bir şöhret kazanan ve birbirleriyle siyasi yönden ilişkileri olmamış dağınık Türkmen aşiretlerinin hepsi için eşit derecede kıymetli görülür ve ortak milli şair sayılır. Türk halklarının diğerlerinde böyle mükemmel bir milli şair yoktur"1 demektedir. Araştırmacı N. A. Samoyloviç ise Stavropol Türkmenlerinin arasına girerek bütün Türkmenlerin üstadı olan Mahtumkulu'nun şiirlerinden derlemeler yapmış, onun eserlerinden alınmış türküler dinlemiştir.

Stavropol bölgesi idaresindeki Türkmen köylerinin hangisine giderseniz gidin, hangi Türkmen evine girerseniz girin oraya büyük şair Mahtumkulu'nun ölümsüz şiirlerinin girmiş olduğunu ve bu şiirlerin halkın yüreğinde yaşadığım görürsünüz. Türkmen ihtiyarlarının Mahtumkulu hakkındaki çok duygulu konuşmalarına hayran kalırsınız. Mahtumkulu ve onun şiirleri hakkında nerede ve nasıl bir sohbete başlarsanız başlayın, şairin hasletleri ve zekası hususunda çok güzel ve hayret verici rivayetler ile biter. Daha sonra etrafta oturan kişilerin her biri kendilerince en uygun ve anlamlı sözleriyle ve bütün güçleriyle şairi övmeye başlarlar. Bazıları ise kendi övgü sözlerinin muhataba ulaşamamasından endişelenip söylenen güzel övgüleri vücut hareketleri ve "evet, evet, öyledir!" şeklindeki sözleriyle tasdik ederler. Her şeyden haberdar olan yaşlılar ise "Filan bagşıdan şunu işittim", "Filanın düğününde filan bagşı şöyle demişti" diyerek Mahtumkulu hakkındaki çeşitli rivayetlerden bahsederler. Daha sonra Mahtumkulu, canlı olmasa da aynen düğün-deymiş gibi hissedilir. Böyle olunca ben de şair hakkında söylenen şeylerin hepsini derleyip yazmaya çalıştım.

Köylerin bir kısmını gezdikten sonra bir gün Stavropol Türkmenlerinin Çönkey (Şarhalsun) adlı köyüne geldim. adet olduğu üzere bu defa da benim misafir kaldığım ev görmeye gelenlerle doldu. Eli asalı ve dip tarafa geçip oturan yaşlılardan biri "Altı yaşındaki yoldan gelse altmış yaşındaki karşılamaya çıkar" dedi. "Uzak yerden gelen kişinin karşılanması bizim atalarımızdan kalma adetimizdir, hoş ve safa geldiniz " diyerek söze başladı. Sonra sohbetten sohbet çıktı, konu yine dönüp dolaşıp Mahtumkulu'ya, Dövletyar'a, Bendimemmed'e ve Göroglı'na geldi.

Saçı sakalı zamanla ağarıp gitmiş, ancak gücü kuvveti yerinde ve dinç olan Halcan Ağa'nın (sonradan işittim ki, bu adam kendisinin ihtiyarlığına rağmen bu köyün tanınmış pehlivanı imiş) hararetli konuşması diğerlerinin çok ilgisini çekiyor ve meraklandırıyordu. O, kendi içinden bir şeyler sayar gibi yaptı ve birden Mahtumkulu'nun şiirlerinden söylemeye başladı. Halcan Ağa şiirin her bendini söyleyip bitirişinde oturanlar, "Bravo bravo senin aklına, baksanıza ne güzel sözler!" dediklerini bile duymuyorlardı. Aynı yaşlı zat tekrar Mahtumkulu'nın bir şiirini söyledi.

Sonra başını yukarı doğru kaldırarak:

- 'Bagtımguh' (Stavropol Türkmenleri 'magtımgulı adını 'Bagtımguh' şeklinde söylerler) usta bir anlatıcı ve mahir bir kişi olarak kendi halkına bilgelik etmiş; şiirlerini ülkesi ve halkı için söylemiştir. Mahtumkulu'nun dünyada gitmediği yer, bilmediği şey yoktur. Hindistan'da, Arabistan'da, Astrahan'da bulunmuştur. Şiirlerinin hepsi nasihat ve akıl doludur, dedi ve beni düşüncelere sevk etti.
Halcan Ağa'nın konuşmasını dikkatle dinleyenler onu tasdik ettiler.
- Evet, Mahtumkulu'nun şiirlerinin ulaşmadığı yer yoktur. Onun hikayesini bizim atalarımız ve babalarımız da söylerdi.
- O hep nasihat verici şiirler söylemiştir. Olacağı ve geleceği de bilmiştir.
- Mahtumkulu söz sanatında güçlü ve usta bir şairdir, onun söylediği sözlerde hata yoktur, hepsi altınla kaplanması gereken sözlerdir.
- Mahtumkulu'nun bulduğu sözleri hiç kimse bulamaz, böyle asil bir kişi bütün Türkmenler arasında yoktur. O, söz sanatında çok mahir bir insandır ve onun söylemediği şey, demediği söz yoktur.
- Evet, onda eksiklik yoktur. Neyi alırsan al onu Mahtumkulu söylemiştir. Dünyada Mahtumkulu'nun söylemediği şey yoktur. Söylediğini de nasıl söylemiştir? Anlaşılacak gibi değil, insanın akıl erdirmesi çok zor!..

Yan tarafta oturan sık kara sakallı ve zayıfça bir adam (Adı İlağa idi. Şarhalsunlu olan bu adam daha sonra benimle devamlı sohbet eden dostlarımdan biri oldu) bana baktı ve deminden beri düşünüp durduğu sözünü söyledi:

- Eğer bizim köyde uzun süre kalırsan Hanmürze Ağa torununu evlendiriyor. Onun düğününde 'Bagtımgu-lı'nı dinlersin. Bizim Türkmenlerin de 'Bagtımgulı'nı nasıl anlattıklarını anlarsın.

Gerçekten de benim Çönkey köyüne gelişimden daha bir hafta geçmeden köyde büyük bir düğün başladı. Köyün en çok itibar gören yaşlısı Hanmürze Ağa'nın torunu evleniyordu. Bu düğüne diğer Türkmen köylerinden de otomobil ve çeşitli taşıtlarla gelenlerin sayısı belli değildi. Bu düğüne Stavropol Türkmenlerinin tanınmış bagşısı Bayramalı Yolboldıoglu'nu da (Onun halk içinde en çok kullanılan adı, yani lakabı Baldan Bagşı'dır) özel olarak davet edip getirdiler.

Çay içilip yemek yenildikten sonra orta boylu, kırçıllı ak sakallı, bütün hayatını bagşılık ile geçirmiş yetmiş yaşındaki Baldan Bagşı, halkın günlerdir beklediği fikrini ortaya attı:

- Ey ahali, düğününüz kutlu olsun! Ben sizin düğününüzde anlatmak için 'Göroglı'nı, 'Dövletyar'ı, 'Bagtımgulı'nı ve 'Aşık Garıp'ı getirdim. Bunlardan hangisini isterseniz benim size armağanım o olsun! Hangisini istersiniz?
Binanın içi birden coşkulu sözlerle yankılanıverdi.
- 'Bahtımgulı'nu, 'Bahtımgulı'nu!
- Elbette 'Bahtımgulı'nu, evet!..
- Düğünümüzü teşrif edip geldiyseniz 'Bahtımgulı'nu anlatın!
- Beter olacağız, 'Bahtımgulı' olsun!
- 'Göroglı'nı Hacı Ağa'nın düğününe bırakın, bu defa 'Bahtımgulı'nı anlatın!
- 'Bahtımgulı'nı dinlemeye doyum olur mu? 'Bahtımgulı'nı anlatıverin'

Baldan Bagşı, 'Bahtımgulı' destanını anlatmaya karar verdi. Coşkulu gürültü kesildi. Neşeli düğün havasıyla beslenen açık ve güler yüzler, sadece bagşıya ve onun yerine yerleşmek için yaptığı hareketlere yöneldi. Ancak bagşı, acele etmedi, bağdaş kurarak yavaşça yenlerini dirseğine kadar çemredi, sonra telleri bağırsaktan imal edilmiş "tamdıra"sını itina ile kabından çıkarıp eline aldı ve kuvvetli elleriyle onun tellerine vurmaya başladı. Baldan Bagşı, önce 'tamdıra'sını akort etti. Bağşı'nın böyle bir çok düğün, coşkulu toplantı ve meclislere katıldığı belliydi; bu ona güven veriyordu. Sonra aynen bizim şimdiki Daşhovuz vilayetimizde yapılan düğünlerde bagşıların 'Şasenem-Garıp' ve 'Göroglı'nı hikaye olarak anlatışları gibi Mahtumkulu hakkındaki rivayetlerden oluşan destana başladı. Baldan Bagşı, destanın olayların anlatıldığı kısımları sözle, türkü ve şiire sıra gelince ise her şiiri kendi melodi ve makamını bularak saz eşliğinde türkü olarak söyledi.

Gecenin bir vaktine gelindiğinde bagşı üzerine aldığı vazifesini hiç eksiksiz tamamladı. Ben ise sadece o sırada Mahtumkulu'nu Stavropol Türkmenlerinin halk hikayesi haline getirerek anlattıklarını öğrenmiş oldum. Bu olaydan bir hafta önce İlağa'nın bana "Bahtımgulı'nı dinlersin" demesinin anlamı bu imiş.
Baldan Bagşı ile oturup biraz sohbet ettikten sonra onların köyüne, yani Edilbay köyüne geleceğime dair ona söz verdim. Beklenilen gün Edilbay köyü çiftliğine gittim ve Baldan Bağşı'nın dilinden şöhretli Türkmen evladı ve şiir aleminin büyük üstadı Mahtumkulu hakkındaki 'Bahtımgulı' hikayesini derledim.

Hikayeyi tam üç süreyle derledikten sonra bagşı samimiyetle benim yüzüme bakarak:

- Sizde de Mahtumkulu'ndan şiirler söylerler mi? Onun şiirlerini bilirler mi? dedi.
Ben hiç beklemediğim bu soruya birden bire nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Daha sonra Mahtumkulu'nun kendim için aldığım kitaplarından birini bagşıya imzalayıp verdim. Baldan Bagşı kitabı aldı, sanki onun ağırlığını tahmin edecekmiş gibi eliyle tarttı, kapağına baktı. Kitabı açtığı zaman gözü Mahtumkulu'nun resmine takıldı. Bagşı, şairin resmini özel bir dikkatle inceledi, gözlüğünü takıp yine baktı.

Kitabın sayfalarını, ötesini berisini karıştırdı, tekrar resme döndü, ona güzel bakışlarını kesifleştirerek:

- Hey! Mahtumkulu'nun güzelliği ve tavrı söyledikleri kadar varmış. Bunun edası da, güzelliği de sakin...
Baldan Bagşı, söylediğine göre henüz Türkmenistan'a gelmemiş, ancak Mahtumkulu'nun ata-baba yurdu olan Türkmenistan'da geniş biçimde tanındığına inanırmış. Benim Türkmenistan'dan Stavropol Türkmenleri arasına, onların dilini öğrenmeye geldiğimi duymuş.

Baldan Bagşı bana şunu da hatırlattı:

Mahtumkulu Hikayesi, Kuzey Kafkasya Türkmenleri arasında eskiden beri anlatılıp durmaktadır, hikayeyi önceleri büyük Türkmen bagşılarından Nu-ruş Bagşı, Cumalı Bagşı, Körseyit Bagşı, Gurbannepes Bag-şı, Oranyaz Bagşı, Ablemin Bagşı, Abdılhekim Bagşı, Sağandık Bagşı anlatırlardı. Bu bagşılar hikayenin olaylarını sözle söyler, şiirlerini ise saz eşliğinde terennüm ederek özel makamıyla söylerlerdi. Şu anda ise bu geleneği Baldan Bagşı, Nazar Bagşı, Muhammet Hanafı, Köçek Bagşı ve Durdı Bagşı sürdürüyorlar. Bu bagşılar Mahtumkulu ve şiirlerini kendi düğün, eğlence, toplantı ve meclislerinin baş tacı olarak aynen Türkmenistan'daki Türkmenler gibi bütün gece boyunca saz eşliğinde anlatıyorlar.

'Bahtımgulı' hikayesinin konusunu açıklamadan önce Stavropol Oğuzlarının (Türkmenlerinin) arasında Mahtumkulu'nun böyle yüksek derecede bir hürmet, büyük şan ve şöhrete sahip oluşunun sebeplerini izah etmek gerekir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRMENLERİNİN HALK HİKAYELERİ ve AŞIKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:51

Diğer sınıflı toplumlarda olduğu gibi XVII. yüzyıl Türkmen toplumunda da zengin ve üst sınıfın kültürüyle birlikte halk kitlesi için önder, ileriyi gören ve demokrat fikirli insanlar da olmuştur. Bu insanlardan birinin görkemli ve büyük Türkmen evladı Mahtumkulu Piraki olduğunu bilmekteyiz. Türkmen klasik edebiyatının dehası olan Mahtumkulu'nun eserlerinin esas kısmı hayatın olağanüstü idealleriyle ilgili olanlardır. İnsanoğlunun en güzel arzularını ve niyetlerini ifade etmeye yönelenlerdir. O, iğne keskinliği ile hayatın olumlu ve olumsuz taraflarını bütün özellikleriyle şiirlerinde ustaca ortaya koymuştur. Türkmen halkının iyi bir hayat sürme yolundaki çıkış noktalarını arayan hususlar sadece onun dikkatinden kaçmamıştır. Mahtumkulu, büyük bir insansever olarak kendi halkının milli namusunu, milli gururunu ve milli hukukunu korumaya bütün gücü ve gayretiyle baş koymuştur.

Demokratik fikirlerin ve ileriye matuf ideallerin boğulmasına karşı çıkmıştır ve bu uğurdaki mücadelenin yenilmez savaşçısı olmuştur. Bu anlamda onun tematik bakımdan çok yönlü ve zengin sanatının organik olarak ayrılmaz bir parçasının; Türkmen halkının birliği ve tarihi önemi hususundaki meseleler olduğu bellidir. Bu mesele, şairin bütün sanat eserlerinde çok sık ve yoğun olarak geçer. Elbette ki XVII. yüzyıl Türkmen toplumunun siyasi ve iktisadi sebeplerle Türkmen aşiretlerinin karşılıklı mutabakatlarının olmaması yüzünden Avrupa'ya doğru göçüp gelen Türkmenlere, yani Stavropol Türkmenlerine Mahtumkulu özel bir kıymet ifade etmektedir, çünkü onlar da umutlarını Mahtumkulu'nun şiirlerinde görmüşlerdir. Şair, ata yurdundan, doğduğu ülkeden, vatanından ayrılmayı bülbülün kızıl gülden ayrılmasına benzetmiştir. Bu yüzden o, kendi halkını, Türkmen ülkesinin ve tabii bu ülkenin hürriyetini can u gönülden arzulamıştır. Şairin 'Gözlermen', 'İl Yagşı' ve 'Der bolmaz' gibi şiirleri bu tür düşüncelerin bir cümbüşü gibidir.

Bir bivepa1 yara gülüp bakandan, Şirin cam ışk oduna yakandan, Yat illerde mısapırlık çekenden, Ursa, sökse, horlasa da il yagşı.
Yovuzlıkda gam layına gark bolan, Ukulı gözlerim gözel il gözler, Ança ahu-zarlı kapasda galan, Azat bolan bilbil gizil gül gözler, Sözlegil bilenin tilden, Bilbil ayra düşse gülden, Eşit, adam, doğan ilden, Gayrı mehriban yurt bolmaz.
Magtımgulı bu kıyamat, Goydı başıma çoh apat, Türkmen ilim, ey adamzat, Azat gül, güzer gözler men.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRMENLERİNİN HALK HİKAYELERİ ve AŞIKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:52

Böyle insan sevgisi ve vatanseverlik duyguları ile yaşayan, ülkesini ve yurdunu bu kadar gönülden seven bir kişiye halkının parçalanışını ve kavgalı günlerini görmesinin ne derece ağır geldiğini göz önüne getirmek kolay değildir. Ancak Mahtumkulu böyle ağır bir durumu gözleriyle görmüş ve bedeniyle çekmiştir. Türkmen aşiretlerinin kardeş 'uruktire'lere bölünerek her birinin kendi başına yaşamalarının işgalci saldırılarına dağınık şekilde karşı koymanın büyük zararlar getirdiğini iyi kavramıştır.

Bunun için de şair, Türkmen halkının namusunu kendi namusu bilmiş, hür ve serbest bir hayat için öncelikle etraftan gelen işgalci saldırılara birlikte karşı çıkmaya bütün Türkmen halkını davet etmiştir:

Oturmasın kempiryaşlar dul bolup, Galmanlar, Türkmenler ile dil bolup, Rakip ehli musulmana dil bolup, İlerisi Sonudag'a sürülsin imdi.
Pıragı yüz tutar Türkmen iline, Düşman gol urmasın gizil gülüne. Dostlar bizi ahıredin siline, Gark etmenke, rakip girilsin imdi.

"Çoğun ağzı bir olsa birin ağzı yok olur", ve "Değme çoğa, yayılır çöpe" gibi atasözlerinde söylendiği üzre mutabakatın, birlikte hareket etmenin her türlü karanlık güçleri yenmeye ve kavgalı günlerden kurtulmaya çok önemli bir aracı olduğu hususuna büyük şairimiz dikkat çekmiştir. Halk arasında ortak dil olmazsa, ortak çıkarlar konusunda tek fikre uyulmazsa daima kurtulamayacakları bir aşağılıkta kalacaklarını Türkmen halkına usta sözlerle anlatmıştır.

Bu yüzden o, ayrılığı devletin ve zenginliğin amansız düşmanı ve cahillik olarak değerlendirmiş ve şiddetle eleştirerek:

Birbirini çapmak' ermes erlikden, Bu iş şeytanıdır, belki körlükden, Ağzalalık ayrar'ili dirlikden, Munday dövlet dönüp, düşmana geler.
der. Mahtumkulu'nun 'Öni ardı bilinmez', 'Döker bolduk yaşımız', 'Can ister', Türkmen binası' ve 'Barımız' adlı şiirleri Türkmen halkını büyük bir şevkle birliğe çağırmak için yazdığı en güzel eserleridir. Şair, bu şiirlerinde Türkmenlerin birleşerek sadece bir devlete bağlı olmaları hususundaki çağrısını en üst dereceye ulaştırır; insanoğlunun asil niyetlerinin ve duygularının ancak birlikte gerçekleşebileceğini ilan eder. Türkmen 'uruk-tayfa'larının birleşip bir yere bel bağlayarak ortak bir sıkıntıya düşmemeleri gerektiğini yürek titreten sözlerle anlatır. Bu, aslında öncelikle şairin özlemle ifade ettiği arzuların beyanıdır. Bu noktada şairin 'Döker bolduk yaşımız' adlı şiirinin bir kaç satırını hatırlayalım:

Hızır gezen çölde iller yayılsın, Yurt binamız gayım bolsun, goyulsun, Çille-mest Herlerimiz barça ayılsın, Bir suprada eda bolsun aşımız.
Dörvüşler könli cem dursun namaza, Yiğitler yığılsın sohbete, saza, İlimiz ulaşsın sovulmaz yaza, Togsan dolup tamam bolsun gışımız.
Türkmenler, baglasak bir yere bili, Guradarıs Gurzum'ı, derya-yı Nil'i,
Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili,
Bir dövlete gulluk etsek beşimiz.
Magtımgulı diydi canın dirligne, Galmalm biz gızılbaşın horlugna, Rovaç berin Yomut, Göklen birligne, Ol Kemalhan Ovgan bolsun başımız.
Mahtumkulu'nun "Öni ardı bilinmez' ve 'Türkmen binası' adlı şiirleri özel bir öneme sahiptir. Şair, bu şiirlerinde birliği 'ülkenin solmaz ilkbaharı', 'halkın açılan gül goncası' şeklinde niteleyerek bunun önemini göstermiştir. Yüzlerce yıldan beri hatalı olduğu günlerin sıkıntısını çeken Türkmen halkının bu devirde birleşmeye doğru olan kımıldanışlarını var gücüyle desteklemiştir, ancak halk kitlesinin kuvvet ve gayretiyle asıl maksata ulaşmanın mümkün olduğunu bir iğne keskinliği ile ifade etmiş ve bütün Türkmen aşiretlerini yurdunu koruma uğrunda bağırlarını siper etmeye davet etmiştir:

Yomut, Göklen tagsıp edip özünden, Çıksa goşun öni ardı bilinmez, Sıgmay çıkdı Deşdi-dahan düzünden, Yören yolı, gonan yurdı bilinmez.

Üç mün nayzabaşı bardır nökerden, Dört mün pildarı bar gala yıkardan, Teke, Salır yöriş etse' yokardan, Yağının namardı, merdi bilinmez.
yahut:
Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Ahal ili bir olup Kılsa bir cayna yörişni açılar gül lalesi.
Böyle yüksek ideallerle beslenen şiirler ve onların şairi nasıl olup da uzak bölgelerde yaşayan Oğuzlara/Türkmenlere ulaşmaz ve yayılmaz? Bu, aslında çok yönlü şairin sadece bir yönüydü ve o hür hayat ümidiyle Avrupa'ya doğru giden Stavropol Türkmenlerine daha yakındı. Bunun için de Stavropol Oğuzlarının/Türkmenlerinin "Bagtımguh" adlı hikayesi, halkın Mahtumkulu gibi dahi bir şaire olan sınırsız sevgisinin ve hürmetinin bir çeşit ifadesidir. Bu Mahtumkulu etrafında halk arasında söylenen rivayetlerle şairin bilinen şiirlerinin temel alınarak ortaya konmuş ve halk bagşı-ları tarafından geliştirilmiş bir hikayedir.

Hikayenin konusu karmaşık değildir. Burada, diğer Türkmen hikayelerinde gördüğümüz ana konu hattı görülmez, yani daha basittir. Hikayenin baş kahramanı bizzat Mahtumkulu olup eserin başından sonuna kadar aktif bir rol üstlenir. Diğer kahramanlar arasında Mahtumkulu'nun dostu ve okul arkadaşı Allayar ile hocaları Selimhoca sayılabilir, ancak onların eserdeki rolleri pek aktif değildir. Bunlardan başka eserin tahkiye kısımlarında Mahtumkulu'nun yaşadığı devirde veya daha önce yaşayıp ölmüş bir çok tarihi şahsiyetin de adları anılmaktadır ve bunların ülkenin ve halkın hayatında kapladıkları yeriyle önemi gösterilmektedir. Bazı kahramanlar ise tarihte geçmeyen şahıslar olup hikayeye halk tarafından eklenmiş oldukları tahmin edilmektedir.

Hikayenin başlangıcı şu şekildedir: "Merkezi Hingistan, Cingistan, Aragıstan, Hive ve Buhara adlarında çeşitli kargıcı, süngücü askerden fildar, filci kale yıkıcıdan 'yürüse 'düşmanın yere, yerine "yürüyüşünü, seferini büyük yerleşim yerleri varmış. O sırada yaşayan 'il ağası', paltosunun yakası yünlü kumaştan olan, elma gözlü at binen ve 1170 yılında yaşamış olan Canbek Han'ın Nurbek, Esenbek, Kürtbek, Yusup Soltan, Eralı Han, Mertoglı Meydan, Demirçioğlı Küve, Gaytmaz Gara ve Taymaz Beg adlarında 'il ağa'ları varmış. Zenginleri cömert, dinleri kuvvetli, yiğitleri muhabbetli olduğu zamanda Allayar ve Hudayar (Mahtumkulu) adında iki talebe varmış. Bunlar Selimhoca adlı hocada okuyorlar." Sonra Mahtumkulu ve dostu Alla-yar, Selimhoca'da üç yıl boyunca okurlar. Okullarını bitirdikten ve alim olarak yetiştikten sonra Mahtumkulu, babasının, yani Dövletmammet Azadı'nın ülkesine gitmek üzere yola düşer. O sırada hocaları Selimhoca'nın kardeşinin büyük bir düğün yapmakta olduğu ve Mahtumkulu, Allayar ve Selimhoca'yı da davet ettiği şeklinde güzel bir haber gelir. Selimhoca, genç öğrencileri Mahtumkulu ile Allayar'ı da alıp kardeşinin düğününe gider. Halk, bunları hürmetle karşılar. Mahtumkulu düğün sırasında pek çok şiir okur. Bu şiirler düğüne gelenleri daha da coşturur. Yedi yerde ak otağ kurulup yedi gece yedi gündüz devam eden düğünden sonra Mahtumkulu, yoldaşlarıyla birlikte tekrar Selimhoca'nın memleketine döner.

Bundan sonra Mahtumkulu hocasına hitaben kendisine izin verilip verilmeyeceği hususunu şiirle sorar:

Alım atam, şirin dilli ussadım, Rugsat berip, dogrı yola gönderin. Arışdan aşırmışam nala peryadım, Hormat bilen dogrı yola gönderin!
Pir ussadım dogrı yoldan ötüren, Ilım berip, takık yoldan geçiren, Ab-u hayat kövser suvun içiren, Hormat bilen dogrı yola gönderin!
Atam-enem amanlıgın bileyin, Ulı zıyarata togap kılayın, Denim-duşum, gardaşlarım göreyin, Rugsat berip, dogrı yola gönderin!
Şükür bugün menin gövnüm hoş olup, Üç yıldır ilden acıra daş bolup, Ene hakı6gözi yaşlı gan olup, Rugsat berip, dogrı yola gönderin!
Oyandım, örtendim, yerimden turdum, Atam Dövletmemmet pirimi gördüm, Kırk çilten meclisli söhbetde boldum, Bahtımgulı, dogrı yola gönderin!

Mahtumkulu'nun hocasına hitaben söylediği bu şiirden de görüldüğü gibi genç alim, hocası Selimhoca'yı babası kabul ediyor, onun üç yıldan beri verdiği emeğe ve ilme, "ab-u hayat kövser suvundan" içirmiş gibi minnettarlık bildiriyor. Daha sonra da annesinin, babasının, eşinin, dostunun ve halkının memleketine gitmek için kibarca ve edeple izin verip vermeyeceğini soruyor.

Selimhoca ise Allayar'a "dövletli bol, il nayibi bolarsın!.", Mahtumkulu'na da "İline hurmatlı bol, il divanası bo-larsın hem de ilinize barıp vağız-nesihatinızı berersiniz, yagşı yola barın" diyerek onları yolcu eder.

Mahtumkulu, dostu Allayar ile birlikte yola düşer. Yolda Kürtbeg'in memleketine uğrarlar. Kürtbeg, genç alimlere çok hürmet eder, saygıda kusur etmez ve daha sonra Mahtumkulu'nu iyilik ve sağlık dilekleriyle kendi yurduna, yani babası Dövletmemmet'in memleketine uğurlar. Halk, Mahtumkulu'nu karşılamaya çıkar ve onu alıp getirerek "Dünyamızın ziyneti, ülkemize yaraşanımız, hoş sefa geldiniz" diye sevgi ve hürmet gösterirler. Mahtumkulu da halkına nasihat verici şiirlerini söyler, sadece söylemekle yetinmez, bir de sazıyla dile getirir.

Hikayede Mahtumkulu ülkesinin ve halkının en akıllı, hürmete layık ve saygıdeğer kişisi olarak yüksek bir mertebeye çıkarılmaktadır. Halk, onun şiirlerine değer vererek dinlemektedir. Onun verdiği öğütleri, tavsiyeleri istişare ile kabul etmektedirler. Mahtumkulu, hikayede yer alan pek çok şiirinde İslam dininin vasıflarını saymakta; dini hürmetle anmayı, Allah'ın yolunu doğru ve berrak şekilde takip etmek gerektiğini tebliğ etmektedir. Kısacası dini kabul etmeyi tavsiye etmektedir.

"Bahtımgulı" hikayesinde en önemli ve temel özelliği bana göre halkın kendi düşünce adamı ve üstün şairi Mahtumkulu hakkında özel bir halk eseri ortaya koyup onu düğünlerin, toplantı ve şenliklerin süsü halinde aksettirmelerinden ibarettir. "Bahtımgulı" hikayesinde ileri görüşlü şairin yüksek idealleri halk dili ve ustalığıyla birleştirerek yürüttüğü fikirlerinin bazılarının bugün için de geçerliliğini koruduğunu belirtmek gerekir. Şair, halkının arı, namusu ve milli hukuku uğrunda baş kaldıran namuslu bir kişi olarak büyük bir şevkle Türkmenleri en güzel duygulara ve dayanışmaya davet eder. Halkın birliğini bozmaya çalışan kötü niyetli kişileri ise, gıybetçi ve hain olarak damgalar. Halkın başından geçen kötü ve sıkıntılı günlerden kurtulmasının tek yolunun da Türkmen boylarının birleşmelerine ve mutabakatına bağlı olduğuna inanır.

Şair, Selimhoca'nın kardeşinin düğünü sırasında söylediği şiirlerinden birinde yürek titreten bir heyecanla Türkmen boylarını birliğe çağırır. Kendilerinin, hayvanlarının, sularının, yemeklerinin, namuslarının ve şereflerinin bir olması gerektiğini, bunun için de Türkmenlerin bir bölümünün halkın iktisadi ihtiyaçlarım temin gayesiyle tarımla meşgul olması gerektiğini, bir bölümünün ülkeye ve halka faydalı olmak üzere bilgiye dayalı hususlarda önderlik yapmaları gerektiğini, diğer bir bölümün ise halkın emniyeti ve barışı uğrunda düşman saldırılarına şiddetle karşılık vermek üzere savunmada olması gerektiğini belirterek şöyle der:

Ey ağalar, birge bolsun malımız, Birge bolsun, namısımız arımız, Bir atadan altmış oğul hemmemiz, Bir sufraga gol uzatsa barımız.
Onbeşimiz ekin-tikin eylesek, Onbeşimiz aga sözün söylesek, Otuzımız düşmanımız ızlasak, Ann yerde soltan bolsa birimiz.
Mahtumkulu'nun böyle ileri sürdüğü fikirlerine hikayenin bir çok yerinde rastlamak mümkündür. Şairin birliği tavsiye eden şiirleri sadece hikayedeki şiirler ile bitmez. Onun bu konuda söylediği şiirlerin bir kısmı Türkmenistan'da da bilinmektedir.

"Bahtımgulı" hikayesinde şairin söylediği bir kısım şiiri henüz hiç bir yerde yayımlanmamıştır. Bir kısmı ise Türkmenistan'da da çok yaygındır. Ancak bunların bazıları sadece Stavropol Türkmenlerinde söylenen orijinal bir varyanta sahiptir, yani onların söylenişinde Türkmenistan'daki benzerleriyle bir çok ortak nokta olmasına rağmen Mahtumkulu'nun şiirlerinin Stavropol varyantları beyitlerinin miktar bakımından fazla oluşu ya da mısralarının değişmesiyle kendine has bir yapıya sahiptir. Bu husus elbette ki üzerinde özel olarak durulması gereken bir meseledir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRMENLERİNİN HALK HİKAYELERİ ve AŞIKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:54

Mahtumkulu'nun şiirlerinin Stavropol varyantlarının bazılarına bakalım: Şairin "Göze mıhmandır" adlı şiirinin aşağıda verilen mısraları Türkmenistan'da yayımlanan kitaplarda görülmez:

Bağlatma şeytana barmagın, golün, Yok diyme gardaşa, her ne ber barın, Dövletiii alnında, açılar yolun, Şat olsa gardaşın, yaza mıhmandır.
Bu şiirin diğer bentlerinin bazı mısraları da değişikliklere uğramıştır.

Mesela şiirin Aşkabat'taki neşrinde:

Gara daşdan gara gılı saylan göz, Çönneler görecin göze mıhmandır .
Magtımgulı aydar, iller özümde, Ölüm yadımdadır, gorkı gözümde, Her neçe yaşasan yerin yüzünde, Adam oglı baş gün duza mıhmandır.

Stavropol Türkmenlerinde:

Gara daşdan garıncam saylan göz, Cahamii rövşeni göze mıhmandır.
Bahtımgulı, yalan yokdur sözümde, Ölüm yadımdadır, gorkı gözümde, Bagtlı yaşasan yerin yüzünde, Adam oglı beş gün duza mıhmandır.
Böyle değişiklikleri "Gözel sen" adlı şiirde de görmek mümkündür.

Bu şiirin bazı mısraları Aşkabat neşrinde şöyledir:

Ussa Çapar işi sencap cüpbesi, Isfihan'da gurlan yayı gözel sen,
Saç bağın ucunın simdir işmesi, Üstünden yol düşse kındır aşması,
Işk bilen açılgan bir teze gül sen, Yusup-Züleyha'nın tayı gözel sen.

Stavropol Türkmenlerinde ise şöyledir:

Gunça güllerinden posa alanda, Isfihan'da gurlan yayı gözel sen.
Saçbagın ucunın simdir işmesi, Yolların dağlıdır, gındır aşması.
Lam, elip çekilmiş, bir servi dal sen, Yusup-Züleyha'nın tayı gözel sen.
Mahtumkulu'nun "Bilmezmin" adlı beş mısralı bentlerden oluşan şiirinin meydana çıkışı hakkında Stavropol Türkmenlerinde güzel bir rivayet anlatılmaktadır.

Bu rivayet şöyledir:

Bir gün Mahtumkulu'nun hocası Selimhoca her nedense dünyevi bir mesele hakkında bir şey yazdırmak gayesiyle ona kağıt kalem verir. Ancak hangi hususta yazdıracağı Selimhoca'nm aklına bir türlü gelmez ve düşünmeye başlar.

O zaman Mahtumkulu:

"Hocam, ben kendi hatırıma gelen şeylerden yazayım" der ve "Bilmezmin" adlı şiirini söyler.

Bu şiirin aşağıdaki mısraları şairin Aşkabat'ta yayımlanmış şiirleri arasında yoktur:

Suvdan gana dönderip, can beruban inderdi, Hak Yaradan Biribar bizi dünye gönderdi, Nur hudayet hulkumıza şaddı bize güldürdi, Dokuz ay, dokuz sagat enemizi emdirdi, Panı dünye gızıkdınp, aldırdığım bilmezmin?

Mahtumkulu'nun şairliğinin sebeplerini ifade etmek üzere yazdığı efsanevi şiirlerinin bir tanesi "Yaranlar" adıyla halk arasında geniş biçimde yayılmıştır. Bu şiirin Stavropol varyantı ayrı bir öneme sahiptir. Bu şiirin Aşkabat neşri beş bentten ibaret olup farklı bazı mısraları olmasa Stavropol varyantından tamamen başkadır. Stavropol Türkmenlerinde "Yaranlar" şiiri, aşağıdaki mısralarda olduğu gibi Mahtum-kulu'na mahlas takılışıyla da ilgilidir. Bu şiirin orijinal bir muhtevası vardır.
Bir cumga gicesi gördüm düyşümde, Talpınıp göklere uçdum, yaranlar. Pervaz eylep", seyran kıldım asmana, Negehan bağlara düşdüm, yaranlar.
Sayraşıp ağaçlar, şeyda bilbiller, Bağımda açılan mirevvet güller, Berdiler ab-u hayat kövserden suvlar, Doymadım, ganmadım, içdim, yaranlar.
Ol düşen bağımda acayip çemen, Acayip meclisi gördü onda men, Yığılmış cem bolup, onda kırk çilten, Salam berip, golün aldım, yaranlar.
Bir işaret eylep orun berdiler, Piyala doldurıp, şerap guydular, 'Bahtlı gul' bolsun adın diydiler, Onı içip, tamam coşdum, yaranlar.

Bahtımgulı, hoşyar bolup oyandım, Oyandım, örtendim, tutaşdım, köydüm, Bahavettin Pir'e onda el berdim, Ganımat gaygısından geçdim, yaranlar.
Halk arasında "Can sağlığı olsa bir şey yeter" ve "Başın dik ise diğerlerinin bir çaresi bulunur" diye boşuna söylenmemiş. Mahtumkulu, halkın bu arzusunu usta sözlerle ifade etmiştir. Onun Stavropol Türkmenleri arasında çok bilinen "Peydalı" adlı şiirinde insanın can sağlığının her şeyden önemli ve üstün olduğu belirtilmektedir. Bu şiir de Mahtumkulu'nun şiirlerinin Aşkabat neşirlerinde görülmez. Ancak bu şiir, Stavropol Türkmenlerinde zamanla 'aydım'a çevrilerek söylenegelmiştir.

Bu şiirin bazı bentlerine bakalım:

Bir kervene üç mün düye bolandan, Ulı Seyinhan'a uya bolandan, Altın-kümüş, kemer-söye bolandan, Ah, canım, diymedik sağlık peydalı.
Panı dünye hiçbir kimse yetdirmez, Guyrugın çonkarday bular, tutdurmaz, Dokuz tapanını üçden aşırmaz, Beş gün ömrün ötür, sağlık peydalı.
Bahtımgulı, bir de yalan söyleme, Yalan aydıp, rastını gizleme, Gıbat etme, asıl dava ızlama, Çın yürekden iman nurı peydalı.
Büyük şair ve düşünürün "Durupdır" adlı şiirinin Stavropol varyantını daha hacimli olarak kabul etmek mümkündür, çünkü Aşkabat neşrinden dört bent daha fazladır.
"Galmadı" şiirinin ise bütün bentleri değişiktir.

Aşağıdaki mısralar da Aşkabat neşrinde bulunmamaktadır:

Igtıbarı yokdur yalanı söyen, Dogrusın ger goyup', yalana uyan, Yetimin-yesirin malını iyen", Yüreğin yel alan begler galmadı.
Şairin Stavropol Türkmenleri arasında çok meşhur olan şiirlerinin bazıları da bizim Aşkabat neşrimizde yoktur veya varsa da bentleri eksiktir, mısraları değişiktir.

Şairin "Bolar mı" adlı şiirinin Türkmenistan neşri dört bentten meydana gelmesine karşılık Stavropol Türkmenlerinde altı benttir ve aşağıdaki iki bent bizim için yenidir:

Asıl zovkat alan ata-eneden, Haya bilen durar, çıkar omundan", Ulusına hormat kılar pıglından18, Munday" gözel arbat20 ilde bolarmı21?
Ergenekden garar, yüzüni örtmez, Ulusın sılamaz, dilini tartmaz, Bihaya, biedep, mirada yetmez, Ol gözelde asıl hormat bolarmı?

"Canına değmez" adlı şiirin ise Aşkabat neşrinde aşağıdaki üç bent yer almamaktadır:

Cellat geldi can almağa dalaşıp, Siya zülpi dal gerdene dolaşıp, Cuvan bardır atlaz geyse yaraşıp, Cuvan bardır geyen donuna değmez.
Oğul bardır gayıp hasıl inderen, Oğul bardır ata gövnün dındaran, Oğul bardır düşman boynun sındıran, Oğul bardır iyen duzuna değmez.
Bedev minip keşt edermen cahanı, Altındandır mıhı, kümüşden nalı, Bedev bardır mün tümüne bahalı, Bedev bardır yapan çuluna değmez.

"Bolag" adlı şiirin Aşkabat neşri şöyle başlar:

Muhammet ımmatı malsız bolmasın, Malsız bolsan, dogan-gardaş yat bolar.

Stavropol Türkmenlerinde:

Goç yiğidin golı yoklı bolmasın, Yoklı bolsa, dogan-gardaş yat bolar.
Bu şiirin bir başka bendi ise Aşkabat neşrinde şöyle-

Göreş bir abray, uruş bir desttir, Kişini kemsiden, özi nekesdir, Akıllara gıbat etmek hebesdir, Gıbatkeşin baran yeri ot bolar.

Stavropol Türkmenlerinde ise:

Sabır eyle, sabırlı gul şat bolar, Yaman oğul atasına yat bolar, Gıbatçının gazananı ot bolar, Nadanların' yürekleri mat bolar.
Büyük şairin şiirlerinin Stavropol varyantları yukarıdaki örneklerle bitmez. Onun şiirlerinin başka bir takım orijinal varyantlarını örneklemek de mümkündür. Mesela "Malı bolmasa" adlı şiir, Aşkabat neşrinde beş bentli olduğu halde Stavropol Oğuzlarında yani Türkmenlerde altı benttir.

Aşağıda yer alan bent ise Aşkabat neşrinde yoktur:

Görüm görelde almasa, Hünari, şayi bolmasa, Dal gılıç, bedev minmese, Akıla gelmez deli bolar.
Bu şiirin başka bir bendinin Aşkabat ve Stavropol varyantları ise aşağıdaki şekildedir.

Aşkabat neşri:

Goç yiğidin adı çıkmaz, Dövleti, malı bolmasa. Endişeli iş bitirmez, Meydanda deli bolmasa.

Stavropol Türkmenlerinde:

Goç yiğidin adı çıkmaz, Dövleti, şayi bolmasa, Bigayratlar iş bitirmez, Yemigi dolı bolmasa.
Mahtumkulu'nun şiirlerinin Aşkabat neşrindeki "Hiç bilmez" adlı şiiri Stavropol Oğuzlarında "Nebilsin" adıyla karşımıza çıkar ve aralarında pek çok farklılıklar vardır.

Bu şiir Türkmenistan neşrinde şöyle başlamaktadır:

Harazban eline düşse algırbaz, Ganattan ayrılar, gadrin hiç bilmez,

Stavropol Oğuzları arasında:

Bir yaman adama yetse algırbaz, Saklap bilmez, onun gadrin nebilsin?

Aşkabat neşrinde:

Kemil bolmaz, ol şerbetden datmagan, Pehm eylemez, söz manıga yetmeyen, Dali Mecnun ışk eseri etmegen, Perizat Leyli'nin gadrin nebilsin?

Stavropol Türkmenlerinde:

Kemil bolmaz, ol şerbetden içmeyen, Anlap bilmez manisini seçmeyen, Mecnun bolmaz iş başına düşmeyen, Perizat Leyli'nin gadrin nebilsin?
Bunlar gibi Mahtumkulu'nun pek çok şiiri Stavropol Oğuzları (Türkmenleri) arasında yaygın biçimde tanınmasına rağmen Türkmenistan'da yayımlanan kitaplarda görülmemektedir.

Mesela; "Gün ganda" (6 bent), "Hanı" (10 bent), "Gaydınız" (7 bent), "Köpeler" (5 bent), "İnnilder" (5 bent) v.s. Bunlardan bazılarına göz gezdirelim:

GENEŞDARI BOLMASA

Aslım agaç diyip dutar söylemez, Çilleden çekilen tan bolmasa. Yiğit garıplıkda abray islemez, Arka beren geneşdarı bolmasa.
Gahfa pelek saranç oynar, utdurmaz, Alla'nın emrinden insan gutulmaz, İlde bir yekenin adı tutulmaz, Kisesinde pulı-harcı bolmasa.
Bir yiğidin elden gitse deregi, İl içinde bolmaz onun geregi, Gurı gaynar goç yiğidin yüreği, Arap atı, aramanı bolmasa.
Goç yiğidin namıs-an den bolar, Mundan öten canlar göze gen bolar', Merde mıhman gelse halı cen bolar, Hakıl goşan geneşdarı bolmasa.
Bir kimse ayralık şerabın içse, Neylesin ıgbalın daş yere satsa, Bir giz bala yıglap, yat ile gitse, Yakınında kovmıdan bolmasa.
Yiğit oldur sözün doğru sözlesin, Goçak oldur ahıradin oylasın, Kesgir gılıç, bedev atlar neylesin, Şol yiğidin namıs-an bolmasa.
Bahtımgulı aydar magnı sözüni, Toprak doldır adamzadın gözüni, Ata oğul gamçılatmaz özüni, Osal do ğan kovmudan bolmasa.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KUZEY KAFKASYA TÜRMENLERİNİN HALK HİKAYELERİ ve AŞIKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:54

İNNİLDER

Ha yaranlar Musulmanlar, Yüreğimde dert innilder. Bir mert yiğidin golunda, Sadranç oynap, mert innilder.
Ala dağın kenarından, Gün görünmez minarından, Yiğit ayrılsa yarından, Çarh urup çağlar innilder.
Ak kagızdan munlı hatlar, Altı atam görmedik yurtlar, Gök ölenli beyik sırtlar, Salgım atıp çöl innilder.
Yel övsüp, yagmır yağanda, Melevşe boyun eğende, Seher yelleri değende, Bakcadaki gül innilder.
Bahtımgulı işim hakdir, Geçenlen kelamı çokdur, Ogulsıza orun yokdu;, Ocak gidip yurt innilder.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Kuzey Kafkasya Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir