Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kafkaslarda Rus Yayılması

Burada Terekemeler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kafkaslarda Rus Yayılması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:25

KAFKASLARDA RUS YAYILMASI

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda dünya güçler dengesi Türkler aleyhine bozulmaya başlamıştı. Rönesans, Reform ve Endüstri Devrimi gibi birçok oluşumları gerçekleştiren batılı ülkeler büyük sömürge imparatorlukları kurdular. Batıdaki büyük sermaye birikimi doğu ülkelerini olumsuz yönde etkiledi. İngiltere, Fransız, Avusturya ve Rusya dünya politikasını kendi çıkarlarına göre yönlendirme yarışına girdiler.

Rus çarı Petro ise batılı' örneklere uygun reform hareketleri yaparak ülkesini kalkındırmaya çalışıyordu. Petro'nun amacı Rusya'yı açıkdenizlerde söz sahibi yapmaktı. Boğazları alarak Akdeniz'e inmek Balkanlarda kendine bağlı devletçikler kurmak Rusya'nın vazgeçemiyeceği temel politikası haline gelmişti. Bu amaca ulaşmak için Ortodoks Slav halkın haklan sorunu, uluslararası planda Rusya'nın sık sık gündeme getirdiği temel konu idi. Slav Birliği anlamına gelen Panslavizm akımı, Osmanlılar'ı olduğu kadar, yönetimi altındı bol miktarda Slav unsuru barındıran Avusturyayı da rahatsız etmekteydi.

Anahatları ile Rus dış politikası, Akdeniz'de büyük çıkarları olan İngiltere ve Fransa'nın işine gelmiyordu, dünyanın birçok yerinde önemli sömürgeleri olan İngiltere için Cebelitarık'dan Süveyş'e kadar olan bölgenin güvenliği çok önemli idi. ingiltere'yi uzakdoğudaki sömürgelere bağlıyan en kısa yol Süveyş Kanalı ve Kızıldenizden geçmekteydi. Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip, ortadoğu batılı endüstri devlerinin vazgeçemiyeceği bölgelerdi, bu nedenle İngiltere Rus istekleri karşısında hep Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü korumak istedi. Kapitülasyonlar nedeni ile Osmanlı Devleti'nin varlığı Fransız çıkarlarınada uygundu.

Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya'ya rağmen Osmanlı Devleti ile ilgili planlarını gerçekleştiremiyeceğini anlamıştı. Bu düşünceleri saklı kalmak kaydıyla değişik politikalar üretmeye başladı. Belki Akdenize inmek güçtü ama kuzeyden Baltık denizine çıkabilirdi. Bunun içinde İsveçle savaşılması gerekmekte idi. Bu amaçla yapılan Rus-İsveç savaşları sonunda Ruslar Baltık kıyılarında bazı önemli merkezleri elegeçirdiler.
ÇaV Petro Ladoga ve Yesnevodosk kanalları vasıtası ile Hazar Denizi ve Baltığı birleştirmek istiyordu.
Rusya'nın genişlemesine en büyük engel İngiltere idi. İngiltere ise gücünü Hindistan ve uzakdoğudaki sömürgelerinden alıyordu. İngiltere'yi güç kaybına uğratmanın en kolay yolu onların sömürge yollarını kontrol etmekle mümkündü. Şimdilik Akdeniz'i kullanarak bu işi yapmak mümkün değildi. Bu nedenle Petro, Hazar Denizi ve Orta Asyadaki bazı önemli merkezleri elegeçirerek Hindistan'la karadan direk bağlantı kurmayı gerçekleştirme yoluna gitti. Bu iş için ise önce Hive'yi almak gerekiyordu.
Bu sıralarda Hacı Nefes isimli bir Tüccar, Petro'ya önemli bir haber getirdi.

Buna göre:

Amuderya Nehiri eskiden Hazar Denizine akıyordu. Hiveliler bu durumu güvenlikleri için sakıncalı buldular. Rusların bu yolu kullanarak Hive'ye gelebilecekleri varsayımından hareketle Nehirin yatağını değiştirerek Aral Gölüne akmasını sağladılar. Hacı Nefes bu arada nehirin yatağında önemli altın madenlerininde bulunduğunu söylemişti.

Petro bu habere büyük bir ilgi duydu. Hem altın yataklarını ele geçirmek hemde nehirin eski yatağı vasıtası ile Hazar'a akmasını sağlamak istiyordu. Bu yolla Amuderya üzerinden sevkedilecek donanma Hive'nin alınmasında önemli Rol oynayacaktı.

Timur sonrası Orta Asya'da ve Kafkaslarda birçok hanlıklar kurulmuştu. Bunların el bazında birleşerek örgütlenmeleri düşüncesi Çarı rahatsız ediyordu. Rus-İsveç savaşı sırasında orta Asya'da Başkırtlar, Karakalpaklar, Valcutlar Çuvaşlar ve bazı Fin kavimlerininde katıldığı büyük bir ayaklanma başlamış ve Ruslar bu ayaklanmayı güç bastırmışlardı.

Çar, Türk hanlıklarını ele geçirmek için onlar arasına ayrılıklar sokmak ve ayrılıkları derinleştirerek. Birbirlerine düşmelerini sağlamaya çalışıyordu. Bu politikayı, çok başarılı biçimde uyguladı. Önce Kırım Hanı Devlet Giray'ı elde ederek Rus subaylarının desteğinde 27 şubat 1717'de 4000 piyade 1000 hassa süvarisi 30 top 400 denizciden oluşan kuvvetlerle Hive'ye saldırttı. Hive Hanı Karakalpaklardan Şirgazi idi." Şirgazi'nin usta manevraları ile saldırganlar imha edildiler. Fakat ideallerinden hiç bir şekilde vazgeçmiyen Rusya yenile yenile yenmeyi öğrenerek XIX. yüzyılın başların da Sirderya boylarına girmeyi başaracaktır.

XVIII. yüzyılın ilk çeğreğinde İran'ın durumu pek iç açıcı sayılmazdı. Safeviler Dağıstan ve Afgan Sünnileri üzerindeki baskıyı arttırmak isterken Dağıstanlılar, Osmanlı devletinden yardım istemişlerdi. Bu arada Afganlılar büyük bir ayaklanma çıkartarak İran şahı Hüseyin'i esir aldılar. İşte İran'ın bu karışık durumundan yararlanmak isteyen Rusya Baku, Şirvan Kuba ve Mazenderan'ı işgal etti. Osmanlı Devleti ise Hem İran'ın tamamen Rusların eline geçmesini önlemek hem de Dağıstanlılara yardım için İran topraklarına girerek Şirvan Hanlığını ele geçirdi. Osmanlı ve Rus orduları arasında İran topraklarında bir savaş tehlikesi belirmişti. Fakat Fransa'nın araya girmesi ile taraflar İstanbul Antlaşması imzaladılar 1724. Bu anlaşmaya göre Baku ve Derbent kaleleri ile Dağıstan'ın bir kısmı Ruslara verilirken Osmanlı Devleti ise Şirvan Hanlığını ele geçirmiş oluyordu.

bu yıllarda Osmanlı Devleti Patrona Halil ayaklanmasının doğurduğu bunalımlarla uğraşırken İranda Nadir Şah Osmanlıların ele geçirdikleri yerleri geri almak için harekete geçmişti.
Devam eden Osmanlı-İran savaşları sonunda 1746'da yapılan antlaşma ile taraflar daha önce Kasrı Şirin ile belirlenmiş sınırlarda karar kıldılar.

XVIII. yüzyılın ortalarına yaklaşırken Azerbaycan ve Kafkaslarda siyasal birlik kalmamıştı. Azerbaycan Kuzeyinde Karabağ, Gence, Şeki, Bakü, Derbent, Kuba, Nahçivan, Tiflis ve Revan Güneyinde ise Hoy, Tebriz, Meraga, Urmiye ve Erbil hanlıkları bulunuyordu. 1747 yılında Feth Ali Han uzun bir mücadeleden sonra siyasal birliği sağlamaya çalıştı isede bu birlik devamlı olmadı. Bu arada hem Osmanlı Devleti hem de İran giderek güç kaybetmeye başlamıştı. Azerbaycan ise parçalanmış hali ile Rusya'nın arzu ettiği bir manzarayı yansıtıyordu.

Durumu çok uygun bulan Rusya 1801'de Tiflis'in güney kesiminde bulunan Borçalı'yı (Lori vilayeti) işgal etmişti. 1804 yılında ise Başlıyan Rus-İran savaşı 1813'de Gülistan Antlaşması ile sona ermişti. Bu Antlaşmaya göre Gence, Baku, Şeki Derbent, Kuba ve Talis hanlıkları Rus egemenliğine geçiyordu.

Kaynakça
Kitap: KARAPAPAK VE TEREKEMELERİN SİYASİ VE KÜLTÜR TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: Orhan YENİARAS
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAFKASLARDA RUS YAYILMASI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:26

Kaçarlı Soyundan veliaht Abbas Mirza Tiflis'i Ruslardan geri almak için harekete geçmişti. Bu arada Borçalı Terekemeleri, yardım etmelerine rağmen Veliaht'ın orduları 1824'de yenilerek geri çekilince Terekemeler için artık bu yörede barınmak güçleştiğinden Borçlalıların çoğu Revan ve Karabağ'a göçtüler. Onbinlerce hanenin Hayvanları kadın ve çocuklarının kitle halinde yeni bir yurda yerleşmesinin doğurduğu siyasi, ekonomik ve sosyal bunalımlara ilaveten heran ölümü bekleme korkusu ile birlikte bir "Kaçakaç" süreci başladı.

İleri hareketi sürdüren Rus Ordusu 1827'de Naçıvanı işgal etti. Bu durum karşısında İran Rusya ile 1828'de Türkmençay Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmaya göre Aras Nehiri İran ve Rusya arasında sınır olarak kabul ediliyor ve Azerbaycan Kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Güney Azerbaycan'ın İran'a, Kuzey Azerbaycan'ın ise Rusya'ya ait olduğu kabul ediliyordu.

Kuzey Azerbaycan'ın Rus eğemenliğine geçmesi üzerine, Borçalı'dan Revan ve Karabağa göçen Terekemelerin işi iyice zorlaştı. Bu durum karşısında 800 ailelik bir göç kafilesi yola çıkarak Güney Azerbaycan'da Urmiye Valisi Pres Abbas Mirzaya sığındılar. Abbas Mirza yılda 12 bin tümen ve istendiği zaman 400 atlı asker verilmesine karşılık Salduz Bölgesini Terekemelere ikta ederek verdi. Arpalı, Saral, Tarkavün, Can Ahmetli Çaharlı ve Ulaşlı gibi altı uruğdan meydana gelen Sulduz Terekemelerinin başında Mehdi Han bulunuyordu. Bu uruğlar içinde en güçlü ve saygın olanı Tarkavünlülerdi. Han sülalesi genellikle bu aileden geliyordu Naki ve Mehdi hanlardan başka Tarkavün uruğu içindeki Ağa Ailesininde saygın bir yeri olup Aras Ağa'nın 800 atlısı vardı.

Yine 1828 yılında Tiflis'de yaşıyan Kazaklıların Şemseddinli uruğu'da reisleri Masum Bey'in ödediğinde Sulduz'un güneydoğusuna yerleştirildiler. Abbas Mirza bunlara ikta olarak yüzer kişilik üç köy verdi. 1934 sayımına göre Sulduz'du 100 den fazla köyde 6000 Terekeme ailesi yaşamaktaydı.

1925 yılından sonra İran'da Türk hanedanlığı son buldu. Yönetim Fars kökenli Pehlevilere geçti, pehleviler Bölgede Türkçe okuyup yazmayı yasaklamışlardı. Türkleri Fars unsurlar içerisinde asimile etmeyi amaçlıyorlardı. Bu kültürel baskıya rağmen Terekemeler çok sağlam boy ve oymak teşkilatlarını korudukları gibi dil, gelenek ve göreneklerimde her şeye rağmen koruyarak Pehlevilerin asimilasyoncu politikasına karşı direndiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Terekemeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir