Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk İl Teşkilati'nın Ana Hatları

Burada Terekemeler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türk İl Teşkilati'nın Ana Hatları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:12

TÜRK İL TEŞKİLATI'NIN ANA HATLARI

Herhangi bir Türk boyu ve kavminin tarihdeki rollerini doğru olarak anlayabilmek için, Türklerin yaşadıkları bölgenin coğrafi özelliklerini ve il teşkilatını bilmek gerekir. "Türkler'in anayurdu Osta Asya'dır". Biz bu sözü ilkokul dördüncü sınıflardan beri duymaktayız. Orta Asya kavramı Türklerin yaşadıkları bölgeyi tanımlamak için yeterince açık bir kavram değildir. Bu nedenle konuya açıklık getirmek gerekir. Türkler tarih boyunca çok geniş bir alanda hareketli bir yaşam sürmüşlerdir. Bu nedenle sınırları değişmeyen belirli bir alan tayin etmek oldukça zordur. Fakat araştırmalar Türklerin taş devrinden beri Altay-Sayan Dağları'nın kuzeybatı bölgesinde başka bir deyişle Abakan bozkırlarında yaşadıklarını göstermektedir. Yine çeşitli nedenlerle yaşadıkları ve alıştıkları iklime uygun çeşitli yörelere göç ederek geniş bir çoğrafyaya yayılmışlardır. Bunun doğal sonucu olarak konuştukları dilde ve törelerinde bazı farklılıklar meydana gelmiştir. Kısacası Türkler bir bozkırlı olarak yaşamışlardır. Bozkırın doğal yapısı tarıma elverişli değildi?. Şartlar daha çok hayvan besiciliği yapmaya uygundur.

Bozkırda sert bir kara iklimi hüküm sürmektedir. Kışlar soğuk ve uzun yazlar ise kurak olup yağışlar düzensizdir. Geniş ovalar ve yüksek yaylalarda at ve koyun besiciliği yapan Türkler, yazın "yaylak" denilen otu ve suyu bol alanlarda kışın ise nisbeten ılık ve "kışlak" denilen yerlerde yaşarlardı. Mevsim şartlarına göre farklı iki bölge arasında hareketli bir yaşam sürdükleri için kimi araştırmacılar tarafından Türkler'in göçebe ve uygarlıktan yana yeteneksiz topluluklar olduğu öne sürülmüştür. Bu görüş hatalıdır. Çünkü göçebelik apayrı ekonomik ve sosyal özellikleri olan bir olgudur. Bugün kışın Şişli'deki evinde yazın da Adalar'daki yazlığında oturan çağdaş insana nasıl göçebe diyemiyorsak iklim şartları nedeni ile yazın ve kışın farklı bölgede yaşaması gereken insanlara da göçebe diyemeyiz. Türklerin çoğunluğu genel olarak bozkır yaşamı sürerken bir kısmı da nisbeten elverişli bölgelerde yerleşerek çiftçilikle uğraşmışlardır.

Bazı yıllar çok uzun geçen soğuk kış mevkimi, hayvan hastalıkları ve kuraklık gibi olaylar bozkırlılar içni büyük bir felaket olur. Böyle yıllarda yağma akınları ve göçlerle yörede yoğun bir hareketlilik izlenir.
Bir boyun, onbinlerce at ve koyun sürülerini sevk ve idare etmek yırtıcı hayvanlardan ve yağma akınlarından korumak için sürekli uyanık ve hareketli olması gereken bozkır insanı, zamanla sert ve savaşçı bir mizaç geliştirmişlerdir. Yaşadıkları bölgenin doğal özelliklerini ana hatları ile belirlemeye çalıştığımız Türkler'in teşkilatlanarak bir il haline gelmesi de kendine özgü bir yapılanma ile mümkün olur. Şimdi bir Türk ilinin oluşum aşamalarını sıra ile görmeye çalışalım.

Kaynakça
Kitap: KARAPAPAK VE TEREKEMELERİN SİYASİ VE KÜLTÜR TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: Orhan YENİARAS
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK İL TEŞKİLaTI'NIN ANA HATLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:12

a- Aile (Oguş):

Türklerde en küçük sosyal birlik aile olup kan bağına dayanmaktadır. Türk ailesinin görünümü geniş aile tipini hatırlatmasına rağmen esasta ondan çok daha farklıdır. Örneğin Eski Yunan da görülen "Genose" Roma'da "Gens" slavlarda ise "Zadurga" adı verilen geniş aile tipinde, aile fertlerinin hepsi aile reisinin kölesi gibi olup ailede babanın egemenliği mutlaktır. Okadar ki babanın aile fertlerini öldürme hakkı olduğu gibi mülk'de tamamen babaya aitti. Bu yapıya ataerkil aile tipi denir. Türk aile sistemi böyle değildir. Baba egemenliğine dayanmasına rağmen bu egemenlik sınırsız değildir. Bir Türk'ün evlatlarını öldürmek hakkı yoktur. Ziya Gökalp Türk ailesini ataerkil değil 'Pederi" olarak niteler. Pederi ailede babaya saygı ve hürmet var. Fakat babanın da sevgi, koruma ve gözetme gibi sorumlulukları vardır. Aile fertlerinin hak ve sorumlulukları gelenekselleşerek töre haline gelmiştir. Herkes bu töre içinde doğar ve buna uymak zorunluluğunu duyar.

b- Uruğ:

Bozkır şartlarında bir ailenin tek başına bağımsız yaşaması zordur. Dış saldırılar ve yağma akınlarına karşı aile tek başına güvenlikli sayılmaz. Bu nedenle baba tarafından kan bağı olan tüm akrabalar genel olarak bir arada yaşamayı tercih ederler. işte baba tarafından akrabaların oluşturduğu bu soy birliğine Uruğ denilir. Uruğ olarak birlikte yaşamak fert ve aile açısından daha güvenliklidir.

c- Boy:

Bod veya kabile gibi kelimeler anlamdaş olup aile ve Uruğlardan meydana gelen birimlerdir. Bozkırda en küçük siyasal teşkilatlanma biçimi boydur. Bir boyda yaşamak aileler açısından daha güvenliklidir. Boyların yöneticilerine bey adı verilir. Bir Türk boyunda beyin ve bireylerin hak ve sorumlulukları törelerce belirlenmiştir. Boy beyini, aile reislerinin oluşturduğu ve adına "Ağ sakallılar" denilen bir çeşit ihtiyarlar meclisi seçer. Bu meclis aynı zamanda iç ve dış politikanın saptanmasında da beye yardımcı olur. Görüldüğü gibi Türk boyunda kendine özgü demokratik bir anlayış vardır.

d- Bodun:

Boyların birleşmesi ile oluşan bir siyasal teşkilatlanma olup yöneticilerine Han adı verilir. Her Bodun'un kendine göre sembolleri ve işaretleri vardır. Bir boduna ait sürüler o bodunun damgasını taşır.
Yağmacılar, güçlü bir boy ve bodunun sularına otlak ve yaylalarına giremedikleri gibi onların damgalarını taşıyan sürü ve yılkalara kolay kolay dokunazlar. Görlüdüğü gibi güvenlik içinde olmak için güçlü olmak güçlü olmak için de üst düzeyde örgütlenmek gerekir. Bir Türk boy ve bodununda herkesin yararlanabildiği otlak ve sular dışında taşınır ve taşınmaz mallarda özel mülkiyet anlayışı da gelişmiştir. Bodun bazında beylerin yetkilerinin önemli bir kısmı hana devredilmiştir. Han yasama, yürütme ve yargı konusunda önemli bir güce sahiptir. Bununla beraber onun bu gücü mutlak değildir. Belirli zamanlarda toplanan boy ve aile reislerinin oluşturduğu meclis (toy)un han üzerindeki etkisi çok önemlidir. Buraya kadar anlattığımız bilgiler bize Türk bodun idaresinde demokratik bir anlayışın varlığını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK İL TEŞKİLaTI'NIN ANA HATLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:13

İL:

Bu kelimenin baş harfi "i" ile "e" karışımı bir sesle okunmaktadır. Bu nedenle biz bunu transkrisyonla "e" şeklinde göstereceğiz. O zaman doğru olarak Türk el i şeklinde okunmuş olur.

Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Yöneticisine Kağan denilmektedir. Eller Bodunlann Birleşmesi sonunda ortaya çıkar.

Bozkır şartlarında yaşayan aile boy ve bodunların bir ele ait olması şans sayılmaktadır. Çünkü el bazındaki bir örgütlenmede boy ve bodunların can, mal ve namus güvenlikleri sağlam ve güçlü bir örgütün garantisi altındadır. Bir ele, boy ve bodun gibi alt birimlerin saldırması son derece zordur. Bir ele ancak kendisi gibi güçlü eller rakip olur. Bu nedenle Türk kağanları barışın ve mutluluğun kalıcı ve sürekli olabilmesi için tek elli ve tek kağanlı bir dünya özlemi içindedirler. Bu anlayış gelişerek tarih sürecinde "Türk cihan hakimiyeti mefkuresi" olarak adlandırılan bir dünya egemenliği düşüncesine dönüşmüştür. İslam öncesi ve İslam sonrası bütün Türk devletlerinde bu inanç çok güçlüdür. Örneğin Oğuz babası Kara Han'ı öldürüp tahta çıktığı zaman her yana elçiler göndererek Ben artık bütün dünyanın kağanıyım" der.

Burada sözü edilen oğuz ve Kara Han'ın Asya Hun tan-husu Mete (Motun) ve babası Teoman (Tuman) olması ihtimali çok güçlüdür.

Yine 568 yılında Bizans elçisi Zemarkos İstemi Han'a geldiği zaman çok duygulanarak gözyaşlarını tutamayan han, şöyle der "Atalarımızdan duyduk ki Roma elçisi geldiği zaman bu, bizim için artık yeryüzünü fethedeceğimize delalet sayılır".3 Yine Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Sancar "Allah bu dünyayı bizim tasarrufumuza emanet etmiştir. Bütün hükümdarlar bizim memurumuzdur" der. Aynı inanışı Osmanlılar'da da görürüz. Osmanlılar dünyaya düzen vermek düşüncesini "Nizamı Alem" kavramı ile ifade etmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet "Dünyada tek bir din, tek bir devlet tek bir padişah olmalıdır" der. Görüldüğü gibi Oğuz Kağan'dan Fatih'e kadar tüm hüdümdarlarda dünya egemenliği inancı çok canlıdır.

Siyasal örgütlenme modelini açıklamaya çalıştığımız Türk ilinde kağanın, ili meydana getiren boy ve bodun gibi alt birimler üzerindeki egemenliği mutlak ve sınırsız değildir. Yani Türk Kağanları İran, Mısır ve Mezopotamya'da örneklerini gördüğümüz mutlak egemenliğe sahip ilah ve yarı ilah hüviyetindeki krallar gibi değildir. Ailelerden boylara, boylardan bodunlara ve bodunlardan ile kadar uzanan yapılanmada eli oluşturan birimlerle el arasındaki görev ve sorumluluklar törelerce belirlenmiştir. Yılın belirli günlerinde toplanan ve (Kurultay) adı verilen meclis iç ve dış politikada \ kağanın üzerinde önemli bir etkinliğe sahiptir. Örneğin Bilge Kağan Budizm'in resmi bir din olmasını ister fakat kurultay bu görüşü benimsemediği için Kağan kararını geri alır.

Bu ve benzer örnekler Türk eli'nin demokratik esprisini yansıtması bakımından çok önemlidir.
Türk elinde, kağanlıkla, boy ve bodunlar arasındaki bağ bir tür konfederatif yapıya benzer. Kağanlığın alt birimler üzerinde haksız tasarrufu sömürü ve baskısı söz konusu olmaz. Böylesi bir örgütlenmede kağanın adaletten ayrılmaması, elin devamlılığı açısından çok önemlidir.

Eğer kağan iç ve dış politika saptanırken belirli otlak ve su başlarının kullanımındaki önceliğin, vergi oranlarının yağma alanlarındaki ganimetlerin dağıtımı gibi önemli konuların belirlenmesinde, Kağan kendine yakın boy ve uruğları kayırır ve diğerlerine çifte standart uygularsa bu haksız tutum elin geleceğini ciddi biçimde etkiler:

Durumdan memnun olmayan birimler elden ayrılmaya başlarlar. Bir süre sonra el atomize olur ve dağılır.
"Adalet mülkün temelidir" sözü Türkeli için söylenmiş gibidir.

Dağılma süreci, elden ayrılan boy ve bodunlar için mutsuzluk ve felaket yılları olur. Dağılan birimler başka güçlü boy ve bodunların saldırıları karşısında çoğunlukla yurtlarını terkederek göçerler. Bağımlı ve tutsak yaşamaktansa göç bozkırlı için her zaman tercih edilmiştir. Örneğin Mete'nin (Motun) örğütlediği büyük Han eli parçalandığı zaman Hunların bir kısmı Çin egemenliğine girerken önemli bir kısmı ise batıya doğru göçe başlamışlardır.

Göç yolu üzerindeki boy ve kavimler bilardo topu gibi birbirlerini batıya doğru itmeye başladılar. Böylece Karadeniz'in kuzeyindeki ve doğu Avrupadaki Germenler Roma topraklarına girdiler. Bu büyük nüfus hareketi sonunda batının bugünkü siyasi ve etnik yapısı oluşmaya başladı.

Yine Göktürk siyasal birliği dağılınca birliğe bağlı boy ve bodunlardan birçoğu göç etmek zorunda kaldılar. Bulgar, Macar, Peçenek, Kuman ve Oğuzlar batıya doğru haraket etmeye başladılar. Bu mecburi göç hareketleri Balkanlar'ın siyasi yapısını önemli ölçüde etkiledi.

Türklerin yaşadıkları coğrafyanın özelliklerini il teşkilatı ve göç gerekçelerini ana hatları ile belirlemeye çalıştık. Karapapak veya Terekeme adı verilen Türk kavmini incelerken onu Türk tarihinin bütünlüğü içerisinde gerektiği yere oturtmaya çalışacağız.

Şimdi bozkırlılarla yerleşiklerin yaşam tarzlarına ve birbirleri ile ilişkilerine kısaca göz atalım. Bozkır, yerleşik ilişkileri bir bakıma sürü sahipleri ve çiftçilerin ilişkilerine indirgenebilir. Çiftçiler köy ve kasabalarda otururlar, tarım, zenaat ve ticaretle uğraşırlardı. Bunların yaşamında ekilebilir topraklara sahip olmak ve onları korumak önemli bir yer tutardı. Temel enerji kaynağı insan ve hayvan gücüne dayanmaktaydı. Uçsuz bucaksız tarlaların ekimi, biçimi ve ürünlerin taşınması gibi önemli işler yerleşikler arasında kölelik kurumunun doğmasını kolaylaştırmıştır. Bozkırlıların yüzbinlerce baş yılkı ve koyun sürüleri ile göç dalgalarının, ekili dikili alanlarda yarattıkları tahribat yerleşiklerin korkulu rüyaları idi.

Sürü sahiplerine gelince bunlar bir çeşit atlı çobanlar olup yaylak ve kışlak hayatı yaşarlardı. Onlar için geniş otlaklar ve sulak yaylalara sahip olmak çok önemli idi. Yerleşiklerin, geniş otlakları çitlerle çevirerek tarla yapmaları bozkırlıların istemediği bir şeydi. Hızla artan nüfusa, sınırlı araziler dar geldiği için her iki grup arasında beliren gerilim bazen savaşla sonuçlanırdı. Bozkırlılar genellikle sürdürdükleri hayat tarzının sonucu olarak usta binici ve savaşçı insanlardı. Yerleşikler ise daha çok diplomaside usta idilir. Bozkırlıların zayıf yanlarını iyi biliyorlardı. Onları birbirlerine düşürmek ve içten yıkmak için çeşitli yöntemler geliştirmede son derece başarılı idiler. Uzun yıllar Çin ve Bizans savaşçı Türk komşularına karşı içten yıkma politikasını büyük bir ustalıkla uygulamışlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Terekemeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir