Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlılar Döneminde Alevi-Kızılbaş Gerçeği

Burada Kızılbaş Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlılar Döneminde Alevi-Kızılbaş Gerçeği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 18:11

OSMANLILAR DÖNEMİ

Osmanlılar dönemine geldiğimizde kuruluş aşamasında devlet yöneticilerinin baskın şekilde uyguladıkları bir mezhep yoktu. Ancak Osmanlı Devleti de Sünni-İslam karakterli bir devletti. Osmanlı'nın kuruluş aşamasında önemli olan ve imparatorluk karakteri kazanmasında hayati öneme sahip olan Yeniçeri Ocağı fethedilen topraklardaki gayri-Müslim ailelerin çocuklarından oluşmaktaydı. Bu ocak Aleviliğin bir kolu veya yorumu olan Bektaşiliğe bağlıydı. Yeniçeri Ocağı'nda devletin askeri ve sivil çekirdek kadrosu yetiştiriliyordu. Gelişen zaman içinde Alevi-Kızılbaş varlığını Osmanlı İmparatorluğu tehdit olarak algıladı. Osmanlı Devleti'nin yayılması ve ardından imparatorluk karakteri kazanmaya başlamasıyla Sünni-İslam anlayışı devletin yapısını oluşturmaya başladı. Osmanlı'nın İslami devlet olmasının doğal sonucu olarak Şeriat geçerli olmaya başladı. Şeriat anlayışı da Sünniliğin Hanefi mezhebi ile kurumsallaştı.
Genel olarak Osmanlı belgeleri Kızılbaşlar'a karşı önyargı ve düşmanlıklarla doludur. Bunlardan birkaç örnek vermek istiyorum.

Bunlar:

Aşıkpaşaoğlu, Işıklardan sözederken "cünüp Işıklar" diyor'. Bir başka yerde "Danişmend azsa Işık olur, Işık azsa şeytan olur." Osmanlı'nın ilk vakanivüsü olan Hoca Sadettin Efendi "Kızılbaş fitnesinin çıkardığı yangını kanlar saçan kılıcın suyuyla söndürüp, onların kirli varlıklarını ortadan kaldırmaktır" diyor. Yine aynı kitabın değişik yerlerinde Şahkulu taraftarlarını kuduz köpekler olarak değerlendiriyor. Başka bir sayfada da İran Kızılbaşları nikahla evlilik yapmıyorlar. Ona göre herkes Şah dahil birbirinin haremine serbestçe giriyordu. "Ayıplı mezhep ve geniş meşrep" olarak nitelemekle kalmıyor ve saldırılarına devam ediyordu. "Sapkınlıkta pişkin halifeleriyle her yıl sayısız adaklar gönderip, ol yasaklara öğünç duyan mubahinin yıkılasıca dergahı gölgesini haşa hacet kapısı ve dilek kabesi belirler ve ergin kızların, belki kızkardeşlerini tepelenesice adamlarına peşkeş çekip, adın işitseler secde ederler" diyerek karalamaya devam eder. Osmanlı'nın ünlü tarihçileri, hepsi ağız birliği yaparcasına aynı şeyleri söylemektedirler. Tarihçi İbrahim Peçevi de "Şah'ı sapkın sayıyor ve İranlı Kızılbaşları da İslam olarak saymıyordu". Celalzade de Şiiliği "kötü yol ve boş inanç (batıl) mezhep" olarak sınıflandırıyordu7. Bu tür karalamalara Solakzade ve Mustafa Naima da aşağılayıcı ifadelerle katılıyorlardı.

Çalışmamızda bize önemli dayanak noktalarından biri de Tacü't-Tevarih adlı çalışma oldu. Kültür Bakanlığı tarafından basılan bu eserde Hoca Sadettin Efendi hakkında da uzunca bilgi verilmiştir. Bu eserin ilk girişinde dönemin Sosyal Demokrat Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın önsözü bulunmaktadır. Bu önsözde "Bir toplumda ve ülkede kitaplar yasaklanıyorsa, tutuklanıyorsa, kitaba yönelik girişimler 'suç' olarak değerlendiriliyorsa, farklı düşüncelerin yazılı ürünleri zaman zaman dışlanıyorsa, kaygı verici bir yanılgı yaşanıyor demektir. Kültür Bakanlığı olarak, bu zorunlulukların bilinciyle, öncelikle kitaplara yönelik yasakları kaldırarak attığımız ilk adım, ikinci aşamada, insanlık tarihini, aydınlanma geleneğini, demokrasi klasiklerini... kısacası, çağdaş insan düşüncesinin oluşumuna katkıda bulunmuş tüm verimleri dilimize kazandırarak, bu konudaki toplumsal üretimimizi destekleyerek sürdüreceğiz. Toplumsal düşünce birikimimizi oluşturan, o arada da ulusal kültürümüze katkıda bulunmuş olan ve fakat özel yayınevleri tarafından yayınlanmasında bilinen güçlükleri yaşayan yapıtları yayınlayacağız. Böylece, ulusal kültür birikimini, yalnızca koruma mantığıyla değil, günün gereksinimlerini karşılayacak bir yaklaşımla ele almış olacağız." denilmektedir.

"II. Selim döneminden itibaren yazılmaya başlanan bu eser Murad-i Hüdavendigar'ın ölümüne dek gelen sürede tamamlandı. Paraya ve mala olan tutkusundan dolayı III. Murat onu hep hoş tutmuştur. Osmanlı Padişahlarından III. Murad'a doğrudan doğruya, III. Memed'e ise görevi gereği öğretmenlik etmiş bulunan Saddetin Efendi'nin taşıdığı Hace-i Sultani ünvanı, yetiştirdiği pek çok bilginle sadece, resmi bir ad olarak kalmamıştır. Gerçekten Hoca Çelebi, yani Ebussuud Efendi ile birlikte, XVI. yüzyılın en şöhretli iki öğretmeninin ilkincisi olmuş, bundan ötürü de Koca Hoca Efendi sanıyla bilinmiştir. 943 (M.1536/37) yılında İstanbul'da doğan Hoca Efendi'nin ailesi, aslında İsfahan'dandır. Dedesi Hafız Mehmet, Çaldıran Savaşı'ndan sonra Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'den alıp İstanbul'a getirdiği zanaatkarlar, bilginler ve sanatçılardan biri idi. Sesiyle kendini tanıtmış ve Yavuz Selim'in özel hafızı olmuştu. Oğlu yani Hoca Efendi'nin babası Hasan Çan'ı ise Padişah, kendisine sırdaş eylemişti. Bunun içindir ki aile, İstanbul'da Tebrizi/Tebrizli olarak tanınmıştır."

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Belgelerinde KIZILBAŞLAR HAKKINDA İDAM ve SÜRGÜN FERMANLARI
Yazar: Cemal CANPOLAT
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLILAR DÖNEMİNDE Alevi-Kızılbaş Gerçeği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 18:11

ŞEYH BEDRETTİN AYAKLANMASI

Şeyh Bedrettin 1358-1359 (iki tarih de kullanılıyor), Edirne yakınlarında bulunan Samona'da doğdu. Babası İsrail, Simavna kadısı olduğu için bu adla anılmaktadır. Şeyh Bedrettin ilk eğitimini babasından almış ve daha sonra sırasıyla Edirne, Bursa, Konya, Kudüs, Suriye ve Mısır (Kahire) giderek eğitimini tamamlamıştır. Şeyh Bedrettin dini eğitim, tefsir, astronomi, ilahiyat, felsefe ve mantık dersleri aldı. Kahire'de yaşayan ünlü mutasavvıf Hüseyin Ahlati'den dersler aldı ve onun ölümünden sonra vasiyeti üzerine altı yıl Tekke'nin şeyhliğini üstlendi ve 1403'te Anadolu'ya döndü.

Bu dönemde Anadolu'da Fetret Devri (1402-1413) yaşanmaktaydı. Bu ortamda Şeyh Bedrettin düşüncelerini yaymaya başladı. Hareketini Batı Anadolu'da Torlaklar arasında yaymaya başladı ve daha sonra düşüncesini yaymasında yardımcı olan önemli isimlerinden Torlak Kemal ile tanıştı. Sonrasında Edirne ve çevresini kontrol altına alan Yıldırım'ın dört oğlundan olan Musa Çelebi'nin dikkatini çekti ve onu Kazaskerlik makamına getirdi. O dönemde bilindiği üzere Şeyhülislamlık makamı yoktu bu durum da ona Hükümdardan sonra en güçlü kişi niteliği kazandırıyordu. Mehmet Çelebi'nin yönetimi ele geçirmesinin ardından zorunlu olarak İznik'e gönderildi.

Şeyh Bedrettin'in Eserleri:

Fıkha Ait Eserleri:


1. Letaifül İşaret
2. Cami'ul Fusuleyn
3. El-Teshil

Tasavvufa Ait Eserleri:

4. Matla Şerhi
5. Meserret'ül Kulub
6. Varidat
7. Füsusu'l Hikem Haişyesi

Tefsir ve Gramerle İlgili Kitapları:

8. Nuru'l Kulub
9. Ukudü'l Cevahir
10. Çirag'ül Fütuh
11. Tarikat'a Dair

Şeyh Bedrettin, tasavvuf konusunda Muhittin-i Arabi'den etkilenmiştir. Ona göre varlık ilk, son bir ve tek varlıktır. Varlığın tecellisi yani ortaya çıkış alanı ve görünüş alanı olmak üzere iki yönü vardır. Kimisi de onu dinsiz olarak nitelemektedir. Hatta Peygamberliğini ileri sürdüğü dahi iddia ediliyor. "Bedrettin'e göre evren ve varolan her şey Tanrı'dan ibarettir. Tanrı bütün evreni doldurur. Madde ve ruh çeşitli görünümlerinde ibarettir. Tabiat ve Tanrı aynı şeydir." Tam anlamıyla belirtmek gerekirse Şeyh Bedrettin'in düşünceleri üzerinde ortak bir kanı yoktur. Temelde Şeyh Bedrettin, bütün insanların eşit olduğunu, ve insanların yaşamları arasındaki büyük farkların hikmete aykırı düştüğünü belirtir. Bütün değişik dinler ve inançlar mensup insanların kardeş olduğunun altını çizer. Şeyh Bedrettin'in isyan ettiği koşullar aslında zaman, mekan farklı olsa bile diğer isyan nedenleriyle örtüşmektedir. Toplumda Fetret Devri'nden sonra doğan bunalım ve bunun insanlara getirdiği güvensizlik duygusu ile bu kaos ortamında insanlar yerlerini terk etmek zorunda kaldılar, işsizlik ve soygunun artması nedeniyle toplumda hareketlenme Bedrettin'in önderliğinde kendini ifade etti. Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa bu isyanın önemli isimlerindendir.

"Bu İsyana katılanların büyük kısmının Alevi-Bektaşi inancına sahip Türkmenler olduğu bazı kaynaklarda öne sürülüyor." İsyan sonucunda Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa ve taraftarları büyük bir kıyımdan geçirildiler. Şeyh Bedrettin, Divan-ı Hümayun'daki kendisine atfedilen suçlamaları kabul etmedi. Mevlana Haydar'ın verdiği fetva ile 1415 yılında Şeyh Bedrettin idam edildi. Neticede bu isyan sonucunda da isyankârlar en sert biçimde cezalandırılmış, ancak bunlar sorunu çözmek yerine bir sonraki isyanın mayası topluma çalınmıştır.

Şeyh Bedreddin Ayaklanması konusunda Osmanlı döneminin büyük tarihçisi olarak kabul edilen Hoca Sadettin Efendi, Tacü't Tevarih isimli çalışmasında; onun zamanla elde ettiği şöhretini kötüye kullandığını savunarak "kavrayışı kıt Türkler'in" onun çevresinde birleştiklerini ve ondan etkilendiklerini savunmuştur.

"Sofu davranışıyla hilekârlıkta başçekti, nice düzenler kurdu. Hilebaz yapısıyla feleği aldatıp ne oyunlar oynadı. Aslında tek inandığı sapıklık, gerçek tutumu da fesatlık olup kalp ocağında serkeşlik ateşini yakmakta idi. Nitekim dünya tutkusunu dile getiren dolu ile sarhoş, şehvet azgınlığı ile kendini kaybetmiş, nefis denilen şeytana tutsak olmuş bir nice cahil ve günü gününe yaşayan insanı, refah ve güzel günler umuduyla tava getirip, aldatıcı sözlerle kendi tarafına çekmişti."

"İşin sonunda sapıklık ve ahlaksızlık denizinde yüzen kendini bilmezler, kaçış yolunu tutmuşlar, yiğitlerin saldırıları karşısında helak olmuşlardır. Başbuğları olan sözde sofuyu ise müşrifiye (Mısır'da yapılan bir cins kılıca verilen ad) lokma eylemişlerdi. Beklenmeyecek derecede ganimet çıkaran askerler gelince, onlar eşrefi (Bir altın sikke, Reşat altını gibi, Fındık altını) altınlarına sahip oldular. Şehzade (Sultan Murad) bu ili tımarlara bölerek askerlerine üleştirdi. Bayezit Paşa'yı Manisa yöresine gönderdi. Paşada burada yakaladığı Kemaloğlu Torlak Hud'u idam etti ve adamlarını temizlemekle koparılan bu fitneyi bastırdı. Mevlana İdris, Bayezit Paşa'nın Şeyh ile savaşarak galip geldikten sonra, bazı güvendiği kimseleri Şeyh'in yanına gönderdiğini, biat ettirir gibi yaptırarak onu, bunların eliyle yakalattığını söyler. Yüce Padişah'ın önünde din bilginleri toplanarak söz aldılar. Her biri Şeyhi bilim oklarına hedef alarak serzenişlerde, azarlamalarda bulundular. Ayaklanmakla, başkaldırmakla bilim adamlarının bilim yüzlerini kara toprağa düşürdüğü için onun ağır hakaretlere ve cezalara layık olduğunu, açık ve kesin sözlerle belirttiler ve ortadan kaldırılması gereğini bildirdiler."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Osmanlılar Döneminde Alevi-Kızılbaş Gerçeği

Mesajgönderen Avşaroğlu » 16 May 2011, 15:19

Şeyh Bedrettin ayaklanmasında adı geçen Torlaklar'dan Balkanlar'da da köy kuranlar olduğunu buldum. Razgrad'ın Torlak adında bir ilçesi var ve bu ilçeye bağlı Torlak adında köyler de var. Aynı zamanda İslimiye'de de Torlak Mahalle adında bir yerleşim yeri var.

http://www.balkanlar.net/BilgiBankasi/#

Buradaki arama bölümüne Torlak yazdığınızda karşınıza çıkacak.
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17

Re: Osmanlılar Döneminde Alevi-Kızılbaş Gerçeği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 May 2011, 15:32

Anadolu'da Torlaklar adında bir aşiret var, Yüreğir Boyundanlar ve Adana'dan geliyorlar. Aşiret ismi "Torlak Döğen Cemaati" olarak geçiyor.

CEMAATTAIFEGRUPBOYSHMYURTSANCAKKAYNAK
Torlak Döğen Camaati-YüreğirT41Torlak Döğen MezraasıAdana S.- Yüreğir Nah.BOA, TD, nr. 254, s. 97, sene 954 (1547-48)
Torlak Döğen Cemaati-YüreğirT50-Adana S.- Yüreğir Nah.TKA, TD, nr. 114, s. 41a, sene 980 (1572-73)
Torlak Döğen Cemaati-YüreğirT00Torlak Döğen m. (ziraat yeri)Adana S.- Yüreğir Nah.TKA, TD, nr. 114, s. 46a, sene 980 (1572-73)
Torlak Döğenlü CemaatiYüreğirT58-Adana S.- Yüreğir Nah.BOA, TD, nr. 177, s. 81, sene 943 (1536-37)
Torlak Döğenlü Cemaati-YüreğirT59Torlak Döğen der-nezd-i Zirzar ekinlikAdana S.- Yüreğir Nah.BOA, TD, nr. 969, s. 41, sene 932 (1525-26)


Bu sayfada "Döğen" kelimesi hakkında bilgi veriliyor:

DÖĞEN: 1- Dövüşçü,döven 2- Ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Alevi-Kızılbaş Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir