Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dadaloğlu'nun Sevgi Üzerine Söylenmiş Şiirleri

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dadaloğlu'nun Sevgi Üzerine Söylenmiş Şiirleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:03

105. EDEBİNEN, ERKANINAN, YOLUNAN

Çelembel'de bir güzele uğradım Cemalini denk ederim gülünen
Oleneçe ben methini ederim Edebinen, erkanınan, yolunan

Kirpiklerin can almaya kasteder Kimini öldürür kimin' hast'eder
Bağdat'ın Mısır'ın malın' üst' eder Baha yetmez paş(a) efendim malınan

Kirpiklerin birbirine bakışır Gören kafir eski dinden çıkışır
İnce bele gümüş kemer yakışır O da savat ister altın halınan

Der Dadal'ım bulamamış eşini Pınar sandım kız gözünün yaşını
Çevşiri bağlamış yüce başını Adana şehrinin kıvrak şalınan

106. SALLANIYOR BİR FİDANCA DAL GİBİ

Gel ha güzel gel ha methin eyleyim Ağzın şeker dudakların bal gibi
Yaşta küçük amma boyda münasip Sallanıyor bir fidanca dal gibi

Kalem aldım kaşlarını çatmaya Hicabettim adın' sual etmeye
Baban seni az bahaya satmaya Bakıp durur bin liralık mal gibi

Gezdireyim yeşil ilen alınan Besliyeyim şeker ilen balinan
Baban seni bana verse malınan Koklarıdım yeni açmış gül gibi

Hezele de Dadaloğlu'ın hezele Melhem eyle gel yaramı tazele
Ak saray gerektir böyle güzele Çalışırdım on halayık kul gibi

Çatmak : İki kaşı boyayarak birbirine birleştirmek.
Hicabetmek : Utanmak.
Satmak : Evlendirmek.
Hezele : (hazele) Yaramaz, rahat durmaz.
Halayık : Cariye, köle.

107. KARIŞMIŞ CURASR BAZINAN GELİR

Andırın boğazı ufacık taşlı Ağlama sevdiğim gözlerin yaşlı
Beyleri gelir de hep eli kuşlu Karışmış curası bazınan gelir

Evimizin önü ova yazılı Nece yiğidimiz yanı tazılı
Koyunumuz gelir körpe kuzulu Karışmış sağmalı yozunan gelir

Azgıt'ın kalesi yüksek görünür Ah dedikçe yüreciğim delinir
Ağyar çıkmış yükseğinde salınır Ovanın avcısı bazınan gelir

Dadal'ım der de dostlar başına Dost top kadifeler çekmiş döşüne
Elvan elvan yazma atmış başına Karışmış gelini kızman gelir

Andırın : Maraş'ın ilçesi.
Baz : Doğan kuşunun erkeği
Cura : Doğan kuşunun dişisi.
Neçe : Nice.
Azgıt kalesi : Göksün- Andırın arasında yer adı.
Elvan : Renkler, çeşit çeşit renk.

Şiir, 1958 yılında Sarız ilçesi Mollahüseyinler köyünden Osman Çelik (Osman Çavuş)ten derlenmiştir.

108. O YİĞİT YANINA NAZINAN GELİR

Yürü yiğit yürü yoluna yürü Ağustosta erir dağların karı Gayet güzel olsa yiğidin yari O yiğit yanına nazınan gelir
Sana derim sana ey kınalıtaş Gözümden akıttım kanlar ile yaş Göllerde oynayan iki yeşil baş Göllerin safası kazınan gelir
Yürü yiğit yürü yolundan kalma Her yüze güleni dost olur sanma Ölümden korkup da sen geri durma Yiğidin alnına yazılan gelir
Misis köprüsünde kollarım bağlı Ayrılık elinden ciğerim dağlı Göksun'a varınca Bayazıtoğlu Sana gelen beyler sözünen gelir
Dadaloğlu'ın der ki kolum bazılı Atım gökkır attır, yanım tazılı Gelir koyunları yanı kuzulu Karışmış sağmalı yozunan gelir

Misis : Bugünkü adı Yakapınar- Adana.
Bayazıtoğlu : Kahramanmaraş'ta ünlü tarihi bir aile. Eskiden
Bayazıtoğulları Göksun'da yaylaya çıkarlardı.
Baz : Doğan kuşunun erkeği.

Şiir, ilk kez Ahmet Şükrü Esen tarafından derlenmiştir, ve orada bu şiir Dadaloğlu adına kayıtlıdır. Şiirin bir çeşitlemesi de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. (Sadeddin Nüzhet Ergun no: 187). Ayrıca Halil Atılgan tarafından Karacaoğlan adıyla Hataylı İzzet Özkan'dan derlenip notaya alınmıştır. MÖ. 522.

109. YÜRÜYÜŞÜ KOSTAK OLUR GÜZELİN

Güzelin yüzü de ayın tekeri Dili oğul balı nöbet şekeri Omuzlar aşağı gerdan yukarı Yürüyüşü kostak olur güzelin
Güzelin yüzü de ayın tekeri Dili oğul balı nöbet şekeri Omuzlar aşağı gerdan yukarı Yürüyüşü kostak olur güzelin
Güzellerin salağına varmalı El bağlayıp divanına durmalı Kırmızı önlüklü, altın burmalı Ağ elleri topak olur güzelin
Başı burada da boynu şurada Koş kolan yetmiyor, göbeği yerde Dün Dündaroğlu'nda bu gün şu evde Ayakları ufak olur güzelin
Dudağından şeker şerbet bal döker Gülüşünden inci, mercan gül döker Saçlarından sırma sırma tel döker Göğsü, kolu yumşak olur güzelin
Dadaloğlu'ın dört köşeyi gezerim Nerde güzel görsem cismin överim Güzellerin bakışını severim Bakışları kaçak olur güzelin

Nöbet şekeri : Bazı hastalıklara ilaç olarak kullanılan çok tatlı bir şeker çeşidi.
Salak : Salınıp gezindikleri yer.
Kostak : Zarif, kibar, güzel, işveli yürüyüş.
Koş kolan : At takımlarından. Burada ata övgü yapılıyor. Dündaroğlu : Avşarlar'da bir aile.

Şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) Karacaoğlan adına kayıtlıdır. (S. Nüzhet Ergun NO: 139) Ancak bu şiirin Dadaloğlu'na ait olması kuvvetle muhtemeldir (İsmail Görkem)

110. NE AĞRIDI NE İNCİDİ OY DEDİ

Ben sana ne ettim ey kanlı zalim Siyah zülfün mah yüzüne moy dedi Bir ok vurdun deldi geçti sinemi Ne ağrıdı ne incidi oy dedi
Bir keten giymiş de önleri sarı Kokar güller gibi dökülen teri Huri mi, melek mi, yoksa bir peri Hiç görmedim böyle Persek soy dedi
Efiler saçağı sırması telden Araşan bulunmaz değme bir telden Ne selvide, ne semende, ne dalda Hiç görmedim böyle uzun boy dedi
Dadaloğlu'ın der de sen seni tanı Gökteki turnadan şahanın avı Ne al giymiş ne kırmızı ne mavi Ne düğün ne bayram illa toy dedi

Moy : Muy, mu, saç teli, kıl.
Persek: Ayazın nadiren gösterdiği beyaz renk. Persek aynı zamanda Avşar'da bir oba adı. Bu oba iskanda Kayseri-Tomarza ilçesinin Persek köyüne yerleşmiştir.
Efilemek : Yel vurdukça hafif hafif sallanmak, ırgalanmak.
Semen : Yasemin.
Toy : Ziyafet, yemekli eğlence.

111. ALIRIM KIZ SENİ KOMAM ELLERE

Oturmuş ağ gelin taşın üstüne Taramış zülfünü kaşın üstüne Bir selamın geldi başım üstüne Alırım kız seni komam ellere
Bir taş attım karlı dağlar ardına Vardı m'ola nazlı yarin yurduna Ben yeni de düştüm sevda derdine Alırım ahdimi komam ellere
Atımın kuyruğu cura saz gibi Divana durmuş da ergen kız gibi Alarmış yanağı bahar yaz gibi Getirin kır atım göçem ellere
Dadaloğlu'ın der de oldum kastana Gelir geçer selam verir dost bana Eğer kavuşmazsam güzel ben sana Göçeyim mi kahpe Bolgar ellere

Ak.
Koymam, bırakmam.
İki ya da üç telli tambura, saz.
Allanmak, al renk haline dönüşmek.
"Kasdetmek"!in halk dilinde bozulmuş biçimi.
Bolkar dağı çevresi ve halkı.

112. DOĞAN AYLAR GİBİ DOĞDU SABAHTAN

Gelin ağ'lar seyredelim güzeli Gövel ördek gibi indi göllere Cilalar sürünmüş, allar giyinmiş Doğan aylar gibi doğdu sabahtan
Güzel yarin karşısında durulmaz Huri müdür, melek midir bilinmez Acar akça ile satın alınmaz Huri mü, melek mi geçti sabahtan
Mecnun gibi ben dağları gezerim Bir güzelde ahtım kaldı, nazarım Nerde güzel görsem ismin yazarım Defterim' elimden aldı sabahtan
Dadaloğlu'ın der ki usuldur boyu Kirpikler ok olmuş, kaş hallaç yayı Çatılmış kaşları yıkar yaylayı Kirpiği sinemi deldi sabahtan

Ağ'lar : Ağalar.
Cilalar sürünmek : Makyaj yapmak.
Acar akça : Kullanılmamış yeni para.
Usul boy : İnce, uzun, düzgün boy.
Kirpik : Kibrik.
Hallaç yayı : Yün tarayan, pamuk atan kişinin kullan-
dığı yay, kiriş.

113. HOŞ BENZETTİM SAMUR KAŞLAR KEMANA

"Dadaloğlu, Fettahlı beylerinin yurduna varıyor. O sıralar orada erkekler yok, sadece kadınlar bulunmaktadır. Bunun üzerine Dadaloğlu geri dönmek isteyince beyin hanımı onu çağırır ve "Ağalar kadar biz de bahşişini veririz. Bizi avrat diye mi geri dönüyorsun, söyle bakalım?" diyor. Bunun üzerine Dadaloğlu bu türküyü hanımlara hitaben söylüyor" Pertev Naili Boratav (İsmail Görkem)

Her sabah her sabah seyran gezersin Iras geldim selvi boylu fidana Top top olmuş kirpikleri bölünmüş Hoş benzettim samur kaşlar kemana
Al yanağın elmas m'ola, kar m'ola Çapraz vurmuş düğmeleri dar m'ola Acep mislin şu cihanda var m'ola İnsem, gitsem Hindistan'a, Yemen'e
Eliftir kirpiği ira'dır kaşı Bu güzellik sana Mevla bağışı Araşan cihanda bulunmaz eşi Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana
Dadaloğlu'ın der de hubların hası Ferhat'ın Şirin'i, Mecnun' Leyla'sı Aklın eğlencesi, gönlüm yaylası Bir yel esti başımdaki dumana

Seyran : Gezme, gezinme.
Samur kaş : Kumral, yumuşak ve gür kaş.
Misil : Eş, benzer.
İra : Eski abecenin (alfabenin) r harfi olup yay biçi-
mindedir.
Hüb : Güzel, güzeller.

Kimi kaynaklarda bu şiir altı dörtlük olarak görülmektedir. Ancak bu iki dörtlükte ölçü bozuk olduğu için ve şiirin genel havasına uymadığı için buraya alınmadı.

114. ŞİMDİ DÖNDÜM DÜZEN TUTMAZ TELE BEN

Yükseklerde şahin gibi süzülür Enginlerde turna gibi düzülür Haçan dostu ansa gönlüm üzülür Şimdi döndüm düzen tutmaz tele ben
Adama bakışta bir hoşça bakar O dostun hasreti sinemi yakar Ağ göğsün arası mis gibi kokar Bülbül gibi kona idim dala ben
Din İslam içinde olmaz gideler Ağ elini altın tasta yudular Seni bana gövel ördek dediler Onun için dolanırım göle ben
Dadaloğlu'ın der ki zatı zatman Bir güzel sevdim de pek firkatınan Önü sinebentli bir al atınan Düşeyidim o dost ile yola ben

Süzülmek : Kayar gibi yer değiştirmek.
Düzülmek : Dizilmek, sıralanmak, katarlanmak.
Haçan : Ne zaman, ne vakit.
Düzen tutmaz tel : Akordu bozuk saz.
Gide : İslam olmayanlar.
Sinebent : Göğüs bağı. Atların göğsüne mavi bon-
cukla işlenmiş olarak süs için takılırdı.

115. ŞU DÜNYADA BAHA YETMEZ MALINAN

Yaylalarda bir güzele uğradım Gümüş nalın giyer altın halınan Onun her bakışı bin gazi değer Şu dünyada baha yetmez malınan
Entarisin' giydirsinler sivayı Hiç giymesin atlas ile dibayı Beş yüz arşın yüksek olsun sarayı Al yanağa gün değmesin yılman
inanmayan gelsin baksın maşkına Altın tasta bade içmiş aşkına Ben ilayık gördüm sultan köşküne Dört çevresi sümbülünen gülünen
Ben ilayık gördüm onu paşaya Arap köle tayinini taşıya Yurttan yurda bindirsinler köşşeğe Göçebe de böyle gitsin elinen
Dadaloğlu'ın bunu söyler yolunan Ebruları sırmayınan, telinen Sallanı sallanı gidiyor mayan Gezdir zalim yeşilinen, alınan

Kaynakça
Kitap: AVŞARLAR VE DADALOĞLU
Yazar: Ahmet Z. Özdemir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:04

116. YÜKÜNÜ KUMAŞTAN TUTMUŞ GİB'OLUR

Bir yiğit de anasından doğunca Kur'ağaçta bir dal bitmiş gib'olur Yaşı varıp on beşine değince Yükünü kumaştan tutmuş gib'olur

Kolda götürürler şahanı, bazı Güzeller ikrarı yiğidin sözü Her daim severler gelini, kızı Taze yağı bala katmış gib'olur
aşıklar sazını eline alsa Güzeller perdesin yüzüne vursa Bir yiğit sevdiğin' sesini duysa Gölde gövel ördek ötmüş gib'olur
Eğlene de bire gönlüm eğlene Ay gele de orta yeri dolana Yiğidin sevdiği yanınd'olana Günde düğün, bayram etmiş gib'olur
Dadaloğlu'ın der ki sözün kayıran Sevenleri birbirinden ayıran Daim muhanetten karın doyuran Eli ile ağu yutmuş gib'olur

Kur'ağaç : Kuru ağaç.
Gib'olur : Gibi olur.
Gövel ördek : Yaban ördeği, yeşil başlı ördek.
Muhanet : Yaptığı iyiliği başa kakan, iş bitirmeyen.
Ağu : Zehir.

Şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır (S. Nüzhet Ergun no: 207).

117. SIRMA İLE ÖRMÜŞ SÜMBÜL SAÇINI

Afşar içinde bir güzel gördüm Kozan arasından çeker göçünü Kınalamış ayağını, başını Sırma ile örmüş sümbül saçını
Her sabah her sabah kendini över Altın saç bağları topuğun' döver Sade kaşı ile gözleri değer Acem ülkesinin tahtla tacını
Dadaloğlu'ın al yanağın gülünden Misk kokuyor saçlarının telinden İnce belli nazlı yarin elinden Üç beş sene bekleyeyim Haçın'ı

Kozan arası : Adana'nın Kozan-Feke arası. (Burası Avşar göç yoludur.)
Kınalamak : Kına yakmak. Eskiden süs için başa ve ayağa,
ellere kına vurulurdu.
Sırma : Altın yaldızlı ya da yaldızsız gümüş tel.
Acem : İran.
Taht : Hükümdarlık koltuğu.
Taç : Hükümdarlık belgesi olarak onların başlarına
giydikleri cevahirli başlık.
Misk : Güzel kokulu bir madde. (Asya'nın yüksek dağlarında bir cins ceylanın erkeğinin karın derisi altındaki bir bezden çıkarılır.)
Haçın : Adana'nın Saimbeyli ilçesinin eski adı.

118. DOST İSE ÇEVİRMİŞ YÜZÜNÜ BENDEN

Dost dost diye hayaline yeldiğim
Dost ise özünü ayırmış benden Çatık kaşı, benlerini saydığım Dost ise çevirmiş yüzünü benden
Hani dost uğruna can, baş verenler Hasretin' söylesin gözle görenler Şimdi bizden yüz çevirmiş yarenler Evvel ayırmazdı gözünü benden
Gözüm' yaşı döner m'ola sellere Bu ayrılık har düşürür güllere Evvel aş'na idim her bir hallere Şimdi de saklıyor sözünü benden
Sadık gerek dost yoluna, suyuna Gönül kayıl Hak'tan gelen oyuna Besbelli ki oynayamam yayına Onun için kaldırmış nazını benden
Her sabah naz ile gelip geçersin Doldurup da al badeler içersin Veli'ın ider ak göğsünü açarsın Şimdi Nakaplanmış yüzünü benden

Har : Burada, ateş.
aş'na : aşina, tanıdık, bildik.
Kayıl : Razı.
Bade : İçki.
Nakaplamak : Nikap'lamak, örtmek, saklamak.

Şiir, 1626 yılında Sivas-Şarkışla'nın Sivrialan köyünden aşık Veysel Şatıroğlu ve İbrahim Şatıroğlundan derlenmiştir. (Yusuf Ziya Demircioğlu, Semiha Karacabey).

119. KEM RAKİBİN BAĞINDA GÜL BİTMESİN

Yüce Hak'tan bir dileğim var benim Yaşadıkça yardan cüda etmesin Yar yanında geçer olsun her günüm Kem rakibin bağında gül bitmesin
Aradım da en son buldum dengimi Yar hasmıyla çıkıp ettim çengimi Sen söyle de doldurayım cöngümü Muhabbetlik aramızdan gitmesin
Kara meşe üzerinde mazı var Aramızda nice nice muzu var Şah Suna'nın verilmiş bir sözü var Olur mu hiç ikrarını gütmesin
Beri gel de Dadaloğlu'ın beri gel Niceleyin sarılırız görsün el Zülüflerin dökem yüzüne tel tel Bin bir buse az gelsin de yetmesin

Cüda : Ayrı düşmüş, ayrılmış.
Kem : Kötü.
Cönk : Halk ozanlarının şiirlerinin yazıldığı defter.
Muhabbet : Sevgi.
Muzu : Söz getirip götüren.
İkrar : Dil ile söyleme, tekrarlama.
Niceleyin : Ne kadar, oldukça çok.

120. GÜVERCİNLİK DENEN ŞAR'A VARDIN MI

Üç beş güzel bir araya derilir Sıra pınarında abdest alınır Nice camiinde namaz kılınır Güvercinlik denen Şar'a vardın mı
Hani benim bezirganlık ettiğim Türlü libasını alıp sattığım Nice yiğitlerle güreş tuttuğum Güvercinlik denen Şar'a vardın mı
Bizim elde derya çoktur kum çoktur Buranın İslam'ı kafirden çoktur Oradan Kabe'ye seksen konaktır Güvercinlik denen Şar'a vardın mı
Çağırın gelsin de aşık Veli'yi Aşk elinden içirdiler doluyu Orada derler Hazreti Ali'yi Güvercinlik denen Şar' vardın mı

Güvercinlik : Adana Tufanbeyli ilçesine bağlı ŞARKÖY ile Kan (Bozgüney) köyü arasındaki tepe. Bu günkü adı GUMÜLEK'tir. Mermerle kaplı Gümü-lek mağarasında şimdi bile bir sürü güvercin yaşamaktadır. Halk burasını kutsal sayar, ziyaret eder.

Şar

Bezirgan Libas
Derya: Şehir demek olup eskiden buranın nüfusu iki
yüz binden fazlaydı.:
Tüccar.: Elbise, giysi.: Deniz.

Şiir, 1958 yılında Kayseri- Sarız Oğlakkaya köyünden Ali Karakuş'tan derlenmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:04

121. ELİNDE TURNALAR SÖYLEŞİP GİDER

Beni yay eyledi bu ah u zarlar Çan çalıp develer nazlaşp gider Altı arap atlı dolu cıdalar Elinde turnalar söyleşip gider
Boyunu benzettim ol selvi dala Yanakları benzer tomurcuk güle Seherin vaktinde düzülmüş yola Bir bir katarım gözleşip gider
Gene şenliklendi dereler, düzler Otağın' yüklenmiş gidişin gözler Simden çuha giymiş gelinler, kızlar Hani yayla der de özleşip gider
Dadaloğlu'ın der ki yürekte derdim Güzeli methetmek dilimde virdim Salını salını giderken gördüm Yürekte yaralar sızlaşıp gider

Yay eylemek: Yay gibi bükülmek. Ozan belinin yay gibi büküldüğünü belirtiyor.
Ah u zar : Ah çekmek ve ağlamak.
Katar : Dizi, burada göç dizisi.
Çuha : İnce ve sık dokunmuş tüysüz kumaş.
Virdim : Dilimden düşürmediğim, durmadan tekrar ettiğim.

Şiir, 1928 yılında yayımlanan Halk Bilgisi Haberler Mecmuasının 1. cilt, 107. sayfasından alınmıştır.

122. KUĞUYA BENZETTİM GÖLLER İÇİNDE

Şöyle bir güzelin sallanışını Selviye benzettim dallar içinde Irmak kenarında, derya yüzünde Kuğuya benzettim göller içinde
Yürü güzel yürü yolun' basmazlar Söyletip de şirin dilin kesmezler Güzel sevdi diye çekip asmazlar Ko ben söyleneyim diller içinde
Benim yarim gelişinden bellidir Ak elleri deste deste güllüdür Yarinden ayrılan neden bellidir Gezer melul melul eller içinde
Alına hey deli gönlüm alına Ciğerciğim aşk oduna deline Eller libasını giymiş salına Ko ben de yanayım sallar içinde
Veli'ın der ki işim ah u zar m'ola Aşk kemendi boynumuza dar m'ola Acep Yarim gibi güzel var m!ola Hakk'ın yarattığı kullar içinde

Kuğu : Ördekgillerden güzel bir su kuşu. Libas : Giysi, elbise.
Şal : Çoğu Hindistan'da dokunan değerli bir yün kumaş.
Sal : Salaca.

Şiir, ilk kez Yusuf Ziya Demircioğlu tarafından derlenmiştir. Anadolu Köylerinin Türküleri, sayfa: 98- 99.
Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. (Sadeddin Nüzhet Ergun no: 398)

123. ZÜLFÜNÜN TELLERİ PEK REYHANLIDIR

Yine bir dilbere meyil aldırdım Ak gerdanda benler zer nişanlıdır Çift çift olmuş kirpiklerin bölünür Zülfünün telleri pek reyhanlıdır
Bana nisbet çıkmış yolun üstüne Samur kürk giyinmiş alın üstüne Taramış saçların' belin üstüne Bir alma yanaklı, sim gerdanlıdır
Ne yaman bahçeli, güllü goncalı Sinem' vurdu bir kirpiği kancalı Bilmem Ödemişli bilmem Genceli İlle yanılmazsam Pehlivanlı'dır
Eliftir kirpiğin, kaşların ıra Saydım ak gerdanda benleri sıra Yaralı geyik midir de giden kara Ağ yanağı iplik iplik kanlıdır
Salınıp gelişen balkan kaz gibi Yanar ağ gerdanda altın köz gibi Garip garip öter yavru baz gibi Bir ispir bakışlı Şehrivanlı'dır
Çıktım yükseğine pursludur purslu Elem çeker ağlarım, gözlerim yaşlı Bir bölük asker var dal filor fesli Gülgülü (suratlı) bir kuğu gerdanlıdır
Dadal sarpa düşürmüşüm yolumu Gördü gözüm, kabul ettim ölümü Geldi geçti hiç sormadı halimi ala güzel amma pek ilvanlıdır

Meyil aldırmak: Gönül vermek, aşık olmak.
Zer nişan : Altın benekli nişan
Sim gerdan : Gümüş gibi ak ve parlak gerdan.
Ödemişli, Genceli, Pehlivanlı: Bunlar yer adı değil, birer Türkmen obaları.
Ira : Eski abecenin r harfi olup yay biçimindedir.
Balkan kazı : Boynu uzun, değişik yürüyüşlü bir kaz.
Baz : Doğan kuşunun erkeği.
İspir : Gözlerinin güzelliğiyle ünlü bir kuş.
Filor fes : Fesin etrafını ince ipek mendille sarılarak
biçim verilen fes. (Eskiden erkekler de fes giyerlerdi.)
Gülgülü : Gül renkli, kırmızı.
ala güzel : Çok güzel.

Şiir, Ahmet Şükrü Esen derlemesidir (İsmail Görkem). 4., 5., 6. dörtlük oradan aktarıldı. Ancak bu üç dörtlük, diğer dörtlükler gibi düzgün tespit edilmemiştir.

124. ELLER GÜLER OYNAR, AĞLAR FADİME

Bilmem küçük amma bilmem divane Kuşumu koyurdum gitti zamana Ötesin' zikrettim ahir zamana Eller güler oynar, ağlar Fadime
Yürü bire Fadime sana ne dedik Ağ topuk üstünü döğüyor edik Mevlam seni özeninen yaratık Ala gözü sürmelemiş Fadime
Sallandıra şu boyuna bakasın Ağ göğsüne gümüş düğme dikesin Söyletmeden al yanaktan öpesin Ağzı şeker, dili şirin Fadime
Sallansın Fadime keyfine değme Karakaş üstüne kirpikler eğme Ağ topuk üstüne kınalı düğme Boğum boğum kınalanmış Fadime
Fadime'yi dersen güzeller bazı Değme yiğitler de çekemez nazı Mürseloğlu'nun da sürmeli kızı Dağı taşı yakar gider Fadime
Dadaloğlu'ın der de bu kadar övdün Olanca emeğin' havaya yordun Soyundum bir gece koynuna girdim Yoksa geri get mi dersin Fadime
Edik : Daha güzelleri Maraş'ta yapılan ayakkabı.
Mürseloğlu : Reyhaniye boy beyi.
Şiir, 1964 yılında Osmaniye-Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünden, Sailoğulları soyundan İsmail Güngör (aşık Kır İsmail)' den derlenmiştir.

125. BİR KIZ GÖÇÜN ÇEKMİŞ GİDER EĞLENMEZ

Kelep kelep olmuş dostun zülüfü Dökmüş ay yüzüne gider eğlenmez Bilmem Begdilli, bilmem Köşekli Bir kız göçün' çekmiş gider eğlenmez
Yedeğine almış bir katar maya Haline münasip bir karşı taya Sarı salta ile sıktırma saya Yıkmış hilal kaşın' gider eğlenmez
Bir çift güzel gördüm salınıp gider Cemalin şulesi beni del'eder Kaşlar helallanmış, gözler el eder Kan bulanık akar gider eğlenmez
Yaylasın' yaylamış inmiş düzlüğe Vardır hasretlisi yolun' gözleye Acep o yar indi m'ola Tuzla'ya Bir kız göçün çekmiş gider eğlenmez
Adını sorarsan Hürü'dür Hürü Tığ-i müstakimden uygun her yeri Yörükler başına bıraktın narı Cayır cayır yakar gider eğlenmez
Veli'ın eydür usul boyu dal gibi Eli heril kesme, kekil dal gibi Firdevs-i ala'da gonca gül gibi Burcu burcu kokar gider eğlenmez

Şiir, 1964 yılında Adana- Ceyhan ilçesinin Türk Şükrüye köyünden Hürüoğluİsmail'den (İsmailHalis Çelik) derlenmiştir.

126. KÖTÜLERİ ÜSTÜMÜZE GÜLDÜRDÜ

Dinleyin ağalar bir söz edeyim Güzel beni diliyinen kandırdı Söz verdi de geri döndü sözünden Kötüleri üstümüze güldürdü
Deşir ey sevdiğim simleri kuşan Deli olur senin sevdana düşen Dostum nerde deyi sorup sormaşan Muhabbeti ara yerden kaldırdı
Senin için giyeceğim alları Uzak idi yakın ettim yolları Heves güves yetirdiğim gülleri Korkuyorum bir kötüye yoldurdu
Dadaloğlu'ın der ki bakın halime Değirmen dönüyor çeşmim seline İnanmam güzelin tatlı diline Çokça beni serseriye yeldirdi

Diliyinen : Dili ile.
Deşirmek :Devşirmek, derlenip toparlanmak,
Değirmen döndürmek : Eskiden değirmenler su ile döndürülürdü, abartma var.

127. UYANIP SOHBETE BAŞLAMAK GEREK

Şu yalan dünyaya geldim geleli Giyinip kuşanıp işlemek gerek Cahil yar sevenin uykusu gelmez Uyanıp sohbete başlamak gerek
Münafıklar var da burda duyarlar Duyarlar da birbirine koyarlar Şöylesi güzele nasıl kıyarlar Güzeli gül gibi beslemek gerek
Ne güzel yetmiş de dostumun bağı El sürüp gülleri dermenin çağı Sıra sıra olmuş yanakta beni Öperken onları dişlemek gerek
Dadaloğlu'ın der de bahar yaz gelir Bizim göle ördeğinen kaz gelir Bu gün kış da yarın bahar yaz gelir Yiğit yar koynunda kışlamak gerek

Münafık : Ara bozan, fitneci. Cahil yar : Genç, yeni yetişen toy sevgili.

Şiir, 1965 yılında Osmaniye- Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünden aşık Kır İsmail' (İsmail Güngör) den derlenmiştir.

128. ERİTİR HA NAZLI DİLBER ERİTİR

Dostun bahçesine yad el değmesin Kurutur ha nazlı dilber kurutur Senin sevdan yüreğimde yağ komaz Eritir ha nazlı dilber eritir
Yüksek olur arap atın kaltağı Eşsiz kalmaz koç yiğidin yatağı Korkarım kötüye değer eteği Geri dur ha nazlı dilber geri dur
Arap at üstünde olsa postumuz ikrarından dödü m'ola dostumuz Bir gün kara toprak örter üstümüz Çürütür ha nazlı dilber çürütür
Dadaloğlu'ın der ki ben ne yapayım Hangi din hak ise ona tapayım Eğil de bir al yanaktan öpeyim Beri dur ha nazlı dilber beri dur

Yad : Yabancı.
Kaltak : Eyerin tahta bölümü, kuskunsuz eyer.
ikrar : Karar'dan, söz verme.

Şiir, Ahmet Şükrü Esen derlemesidir (İsmail Görkem). Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır. (Sadeddin Nüzhet Ergun no: 433) Fakat şiiri 1928 yılında ilk derleyen A. Şükrü Esen bunu Dadaloğlu adına yazıya geçirmiştir.

129. DUZULUR YOLLARA EL KARMAKARIŞ

Sakın akça ceren çölden kaçınca Savrulur dumanlar yol karmakarış Vakti gelip cümle alem göçünce Düzülür yollara el karmakarış
Yücesinde kuşlar pervane döner Altın ak gerdanda mum gibi yanar Sırtında libası al yeşil döner Giyinmiş kuşanmış al karmakarış
On üç, on dördünde var m'ola yaşı Alemi devretsem bulunmaz eşi Katar katar olmuş gözünün yaşı Akıyor çeşminden sel karmakarış
Dadaloğlu'ın der de bu kimin nesi Gören aşıklar da çekiyor yası Eğildi pınardan doldurdu tası Veriyor içene bal karmakarış

Ceren : Ceylan.
Libas : Giysi, elbise.
Katar katar : Sıra sıra.
Çeşm : Göz.

Şiir, 1955 yılında Kayseri- Sarız Oğlakkaya köyünden Yusuf oğlu (İnce) Mehmet Ateş'ten derlenmiş tir. 1983 yılında Kadirli'nin Tutarlı köyünden Mehmet Onay'dan derlenmiştir.
Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır (Sadeddin Nüzhet Ergun no: 219)

130. NİÇİN DÖNDÜM DÜZEN TUTMAZ TELE BEN

Enginli yüksekli inen turnalar Onun için dolanırım ele ben Gönlüm durmaz şu alemi dolanır Niçin döndüm düzen tutmaz tele ben
Din İslam içinde olmaz gideler Ağ elini altın tasta yudular Seni bana gövel ördek dediler Onun için dolanırım göle ben
Adama bakınca bir hoşça bakar O dostun hasreti sinemi yakar Ağ göğsün' arası mis gibi kokar Bülbül gibi konayıdım dala ben
Seni saran yiğit çeker mi yokluk Gözlerin gel eder kaşların yıkık Sallanıp giderken kınalı keklik Sararıp da solan döndüm güle ben
Der Dadaloğlu'ın da kendi zatınan Doldu şu gönlüm de pek firkatınan Uğru beder beder benli atınan O dostunan gidemedim yola ben

Bu kitaptaki 121 nolu şiirin benzeridir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:06

131. ÜSTÜNE DE BİBER EKTİN ÖL DEYİ

Yüce dağ başında kar var buzunan Yaktın beni edayman, nazınan Yaremi doldurdun ince tuzunan Üstüne de biber ektin öl deyi

Sabahtan kalktım da günden ileri Ben kimi sevmişim senden ileri Ziyaret olmuşsun, kurban istersen Daha malım yoktur candan ileri

"Bu türkü ünlü halk ozanı aşık Veysel uzun zamandan beri söylemektedir. Veysel, Türkünün Dadaloğlu'na ait olduğunu bildirmekte ancak sonunu hatırlamamaktadır. Türkü konservatuar arşivinde fişlenmiş 17370 numara ile Columbia plağında yer almıştır." Tahir Kutsi Makal, "Dadaloğlus. 126".

132. İŞİTTİM KULAMA BİR AVAZ GELİR

Bülbül ne durun bahar yaz gelir Bizim ele durna ile kaz gelir Boyları uzun ablak kuğunun İşittim kulama bir avaz gelir
Ne hoş olur bizim elin cereni Gönül arzu eder eşi yareni Bize döndü şu dağların boranı Yare dönsem mor sümbüllü yaz gelir
Gönül arzu eder dostun elini Iğrar m'ola kara saçın telini Verseler istemem dünya malını Gönül dostu görmeyince zor gelir
Aslımı sorarsan Dadalı zatım Yaz bahar ayında arttı firkatim Sılada sıkıldı benli kır atım Kalk gidelim karlı dağlar düz gelir

Ablak : Yayvan ve dolgun yüz.
Kulama : Kulağıma.
Ceren : Ceylan
Boran : Yağmur, yel, şimşek ve gök gürültüsüyle çıkan sa-
ğanak yağışlı hava.
Iğramak : Hafif hafif sallanmak.
Zatım : Kendim.

Şiir, Ali Rıza Yalgın derlemesidir.

133. HİÇ GİTMİYOR HINZIRLI'NIN DUMANI

Deli gönlüm kaynayıp da coşunca Yanar yürek yardan ayrı düşünce Ağyarinen Örmeyol'dan aşınca Hiç gitmiyor Hınzırlı'nın dumanı
Kaldır oğlan çemberini, valanı Açılmadan soldurdular laleni Güzeller esmeri Kavakören'i Ne hoş bitmiş Çukuyurt'un çimeni
Doyulmuyor cilvesine nazına Sürmeler çekilmiş ala gözüne Uyma sevdiceğim elin sözüne Yastıpmar sende kaldı amanı
Huri mi melek mi ağyarin soyu Selvide, kavakta bulunmaz boyu Bozbulanık akar Tersakan suyu Ağyarinen biz' ettiler gümanı
Dadaloğlu'ın ben de böyle söylerim Derdim yeğin içerimden ağlarım Varın böyle deyin ben inanırım Hassasında gördüm kaşı kemanı

Örmeyol : Pınarbaşı- Pazarören yakınlarındaki Hınzır Dağı eteğinde eskiden yapılmış yol.
Vala : İpekten yapılmış fese takılan ponpon.
Kavaköreni: Pınarbaşı- Hınzır Dağı eteğinde yer adı.
Çukuryurt: Sivas- Gürün yakınlarında yer adı. Yastıpmar: (Yassıpınar) Pınarbaşma bağlı bir Çerkez köyü.
Tersakan : Hınzır Dağı'nın güneyinde, Uzunyayla sınırları içinde akan bir çay. Kangal- Pınarbaşı arasında.
Hassa: Hassa bezi, patiska. (Başörtüsü olarak).
Şiir, bir Fahri Bilge derlemesidir (ismail Görkem)

134. KOKUSU CENNETİN GÜLÜNE BENZER

Bir güzel sevdim de kale boynunda Kameti selvinin dalına benzer Ayva, turunç, nar bitirmiş koynunda Kokusu cennetin gülüne benzer
Bir güzel sevdim de ceminen cesten Karadır kaşları gözleri mesten Öğlenin üstüne ne deli estin Değişi seherin yeline benzer
Şöyle bir güzeli sevmesi muraz Sıyırt kenarını köndelen curaz Gerdan beyaz, dudak sultani kiraz Zülüfü turnanın teline benzer
Gelir gelir üstümüzde eğlenir Garbi vurmuş zülüfleri ığranır Şahin gibi güne çıkmış ballanır Duruşu ispirin tuğuna benzer
Dadaloğlu der de el aman aman Bir daha o yari görmemiz güman Çokça bakamadım azıcık heman Gidişi baharın seline benzer"

Şiir, Semiha Karacabey derlemesidir.
(ismail Görkem)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:06

135. VAR GİT EŞE'ın SEN AĞLAYI AĞLAYI

İsmail Görkem'in bildirdiğine göre, şiirde geçen olayların Payas derebeyi Küçük Ali Oğullar! ile Osmaniye'nin Zorkun yaylasında oturan Ali Bekiroğlu'nun yurtlarında geçtiği anlaşılıyor. Şiirde geçen yer adları da bu yöreyle ilgili olmalı.

Gövel ördek kim uçurdu gölünden Zalim olan yar azdırmış elinden (Geç koca) Çeşmigir'de Kürecik'in belinden Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı
Görünüyor dağların boranı, karı Eşe'yi soranlar neylesin malı Payas kalesidir yolların yari Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı
Payas kalesi de dardır geçilmez Ab-ı hayat suları var içilmez Eşe'ınin zülüfü telden seçilmez Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı
Eşe'ın seni kara deyi vermezler Korkarım ki seni bana vermezler Küçükçınar, Kürecik'ten salmazlar Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı
Eşe'ın çıkmış kapılarda salınır Kara zülüf mah yüzüne bölünür Şavkı düşmüş ağ gerdanı görünür Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı
Dadaloğlu'ın der de şu dağların aslanı, kurdu Ciğerime sapladılar hançeri, odu Şol Küçükçınar'da dedenin yurdu Var git Eşe'ın sen ağlayı ağlayı

Eşe : Ayşe'nin yörede söyleniş biçimi.
Çeşmigir, Kürecik : Osmaniye-Zorkun yaylasında olmalı.
Boran : Zorlu yağmur, dolu, tipi.
Payas : Hatay'ın Dörtyol ilçesine bağlı kasaba.

Şiir, bir Fikri Gönen derlemesidir. (İsmail Görkem) Ancak bu şiir sözlü gelenekten derlendiği için hece sayısı ve uyak düzeni de bozuktur.

136. DAKSAM CIRNAĞIMA GİTSEM ÇÖLE BEN

Saç bağı da topuğuna değen yar Nasıl getireyim seni ele ben Ben bir şahin olsam sen bir balaban Daksam cırnağıma gitsem çöle ben
Gemilerden gemilere atıldım Bulmadın bahanı ucuz satıldın Kız ben senin cemaline katıldım Kurban ollum ağzındaki dile ben
Giden gider geri dönmem izine Sürmeler çekmiş de ala gözüne Seni avlattırrım keskin bazıma Onun için fırlanırım göle ben
Dosta doğru gider benim katarım Met'amı alanıma satarım Bülbül olur has bahçede öterim Nasıl konmam yen' açılmış güle ben
Yükümü de çezdim çayır çimene Benden selam söylen kaşı kemana Sevdim ise ben yarimi kime ne N'etti idim şu koğlaşan ele ben
Dadaloğlu'ın da söyler sözü özünden Çok güzel sevdi de kendi zatından Uğru sinebentli gök kır atman Düşe idim o dostunan yola ben

Balaban: Atmaca, doğan gibi yırtıcı kuşların kimi bölgelerdeki adı.
Cırnak : Tırnak.
Baz : Doğan kuşunun erkeği.
Matah : Meta da denir, tüccar eşyası, malı.
Çezmek : Çözmek.
Koğlaşmak : Dedikodu etmek, çekiştirmek.
Sine bent: Atların döşüne takılan kayış ve ona bağlı mavi boncuklu, ponponlu süsler. Göğüs bağı (Buna sülenbet diyenler varsa da bizce yanlış).

Şiir, bir Ahmet Şükrü Esen derlemesidir. (ismail Görkem)
Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır
(S. Nüzhet Ergun no: 123)

137. BENİM GÖNLÜM BİR YOSMAYA VURGUNDUR

Baharın geldiğin' neden bileyim Gül açılmış yaprakları solgundur Gece gündüz ah ü feryat ederim Benim gönlüm bir yosmaya vurgundur
Kudretten karadır yarimin kaşı İnciye benziyor ağzında dişi Sallanı dallanı dostun gelişi Süzünerek gelir güzel üzgündür
Yatayıdım nazlı yarin dizine Doyup usanmadım şirin sözüne Taramış zülfünü dökmüş yüzüne Benim gönlüm bu (ablak) sunaya vurgundur
Dadaloğlu'ın der ki aktan karadan Aman bize yardım eyle yaradan Nasıl ayrılayım şöyle sunadan Benim gönlüm bir güzele vurgundur

Şiir, bir Fahri Bilge derlemesidir (İsmail Görkem)
Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır.
(S. Nüzhet Ergun, no: 204)

138. AMAN GEÇ DOĞ TAN YILDIZI


Bir alm(a) attım tekerlendi Tan yerleri sakarlandı Her öptükçe şekerlendi Aman geç doğ tan yıldızı
Harlar arap atlar harlar Çıkmış tan yerleri parlar Yar koynuna giren terler Aman geç doğ tan yıldızı
Tan yıldızı karşımızda Sevdası var başımızda Uzak değil komşumuzda Aman geç doğ tan yıldızı
Aşık Veli'ın hiç yenilmez Tan yıldızı aman bilmez Yar koynuna giren ölmez Aman geç doğ tan yıldızı

Harlamak: Coşmak.

Şiir, Fahri Bilge tarafından Sarızlı Amber Eroğlu'ndan (Kekeç Amber) derlemesidir. (İsmail Görkem)

139. YAYLA GÜLÜ SEHİLLERDE SOLAR MI

Göçtü m'ola yiğit elin hepisi Doldu m'ola Ereğli'nin sekisi Yel eser de gelir yarin kokusu Yayla gülü sehillerde solar mı
Yüce dağ başında bir gelin gezer Gelinin bakışı ciğerim' ezer Yaylada türer mi böyle bir güzel Yayla gülü sehillerde solar mı
Yandım'ola Yıkık Han'ın feneri Avcılar da dolanıyor kenarı Sana derim Ayvalı'nın çınarı Yayla gülü sehillerde solar mı
Dadaloğlu selvi boylun dinelmiş Sol yanımda kara gözlüm gücenmiş Kaçak deyi boy atımda direnmiş Yayla gülü sehillerde solar mı

Şiir, Ali Rıza Yalgın derlemesidir. (i. Görkem.)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:06

140. GÖRÜNCE AKLIMI SALDI TALANA

Şol göçen ellerde bir çiçek kokar Cennet' âlâ kokusu var alana Lâlesi, sümbülü kendi yanında Görünce aklımı saldı talana
İkrar versem ikrarımdan alman mı Bir söz desem hatırımı kırman mı Al yanaktan bir çift öpüş vermen mi Kömür gözlüm seni deyip gelene
Yeryüzünde arıların balısın Gökyüzünde hurilerin pirisin Engininde mor sümbüllü korusun Kız hatırın kıymetini bilene
Dadaloğlu der de yâr sende âhım Güzeller içinde sultan-ı şâhım Bir sualim vardır zülf-i siyahım Ne veriyon kız derdinden ölene

Şiir, S. K. Karacabey bitirme tezi, İst. Ünv. (İsmail Görkem).
Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır.
(Sadeddin Nüzhet Ergun, no: 354)

141. KİMSELERE BEYAN ETMEM ARIMDAN

Cünûnluğu var da deli gönlümün Dost sevdası irilmiyor başımdan Aşkın ateşine düştüm yanarım Kimselere beyan etmem arımdan
Gece gündüz durmam yola bakarım Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim Bir âh çeksem şu dünyayı yıkarım Dağıtırsam zerre kadar nârımdan
Her gün her gün dolap durmaz iniler Arttı derdim yarelerim yeniler Ağrır başım kulaklarım çınılar Nazlı yârim of çekiyor zârımdan
Garibim Dadalar'ın dilinden bilmem Der Dadaloğlu'm şâd olup gülmem Hama, Humus derler eğlenip kalmam Gene selâm geldi nazlı yârimden

Şiir, Ahmet Şükrü Esen derlemesidir (İsmail Görkem).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir