Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dadaloğlu'nun Yurt Güzellemeleri Ve Sosyal Şiirleri

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dadaloğlu'nun Yurt Güzellemeleri Ve Sosyal Şiirleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:49

51. AÇTI M'OLA ILICA'NIN GÜLLERİ

Garipçe garipçe öten ibili Acep göçtü m'ola Avşar elleri Alabel bahçesi çokça konalga Açtı m'ola Ilıca'nın gülleri
Arıkyazı nergizlerin bitti mi Turnaların garip garip öttü mü Seyfi gözlüm senden yükün tuttu mu Çalkan bire Yarsuvat'ın gölleri
Hublarm durağı Cihan'ın suyu Güzel eğlencesi Mercin'in kıyı Gitti de gelmedi bir delim deyi Ara sıra gözler m'ola yolları
Dadaloğlu'm der de bulandı bendim Badeyi içti de söylüyor kendim İzin ver kuluna beyim efendim Yakın olsun Irak'taki yolları

ibili : İbibik,
Alabel : Saimbeyli- Tufanbeyli arasında Obruk çıkışındaki yer.
Ilıca : Kozan ilçesinin doğusunda bir köy.
Konalga : Göçerlerin göç sırasında konakladıkları yer.
Arıkyazı : Kadirli ilçesinin Tozlu köyünün güneybatı kesimine düşen büklerle dolu yer. İnce Memed romanının bir bölümünün geçtiği yer.
Seyfi : Gözleri güzel şahin cinsinden bir kuş.
Yarsuvat : Ceyhan.
Hûblar : Güzeller.
Mercin : Ceyhan ilçesine bağlı, Ceyhan nehri kenarında bir köy.

52. AL YEŞİL BAHÇELİ KAMAN GÖRÜNÜR

Çıktım yücesine seyran eyledim Cebel önü çayır çimen görünür Bir firkat geldi de coştum ağladım Al yeşil bahçeli Kaman görünür.
Şaşüm hey Allah'ım ben de pek şaştım Devrettim Akdağ'ı Bozok'a düştüm Yozgat'ın üstüne bir ataş saçtım Yanar oylum oylum duman görünür
Biter Kırşehir'in gülleri biter Çığrışır dalında bülbüller öter Ufacık güzeller hep yeni yeter Güzelin kaşında keman görünür
Gönül arzuladı Niğde'yi, Bor'u Gün günden artmakta yiğidin zarı Çifte bedestenli koca Kayseri Erciyes karşımda yaman görünür
Dadaloğlu'm der de zatıdan zati Çekin, eyerleyin gökçe kır atı Göçmek değil bizim elin muradı Ağyare gitmemiz güman görünür
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:50

53. SELVİLİ SÖĞÜTLÜ ŞARIN VAR DAĞLAR

Dinlen ağ'lar birem birem söyleyim Arşı çarşı gider yolun var dağlar Kamalaklı kar'ardıçlı sekiler Selvili söğütlü şarın var dağlar
Binboğa'yı dersen dağların beyi Görüken Soğanlı hani Koçdağı Aladağ, Bakırdağ, Bolgar'ın tayı Erciyes ulunuz, pirin var dağlar
Ahırdağ'da gördüm Maraş beyini Engizek'te derler elin çoğunu Gezdim, seyreyledim Konur Dağ'ını Göğsü gök ördekli gölün var dağlar
Vaktinde çekilir Akdağ'ın eli Sızır'dan da aşar şol Örmeyol'u Sana derim sana koca Gövdeli Koca Torun derler elin var dağlar
Dadaloğlu'm bunu böyle diyeli Üç yüz altmış altı dağı sayalı Burnu hırızmalı katar mayalı Kol kol olmuş gelir elin var dağlar

Ağ'lar Ağalar.
Arşı çarşı Kıvrımlı, eğri büğrü.
Kamalak Sedir ağacı.
Kar'ardıç Karaardıç, ardıç ağacının en iyi cinsi.
Şar Şehir, kent.
Soğanlı Tahtalı dağlan üzerinde. Yüksekliği:2562 mt.
Koçdağı Sarız- Pınarbaşı karayolu üzerinde, 2217 mt.
Aladağ Toroslar'm bir kolu. 3726 mt.
Bakır Dağı Toroslar'ın bir kolu. 2171 mt.
Bolgar Dağı Bolkar, Toroslar'da. 3240 mt.
Erciyes Kayseri'de. 3916 mt.
Ahırdağı Maraş'm kuzeyinde. 2325 mt.
Engizek Ahir dağının kuzeyinde.. 2815 mt
Konur Dağı Maraş- Elbistan arasında.
Tay Eş, denk.
Hırızma Süs için burna takılan küpe gibi takı.
Maya Dişi deve.
Ormeyol Hınzır Dağı'mn kuzeydoğu yamacında Romalılar zamanında yapılmış kaldırımlı yol.

54. FARİZ AVCI İSTER YERİN BİNBOĞA

Dadaloğlu ya da aşık Veli tarafından Binboğa üzerine söylenmiş tamamı 24 dörtlükten ibaret çeşitli şiirler vardır. Bize göre bu şiirlerin hepsi Dadaloğlu'nun olmayabilir. Dilden dile, telden tele dolaşan Dadaloğlu'nun Binboğa şiiri yeni dörtlükler eklenerek çoğaltılmıştır.

Öyle ki hayatında Binboğa'yı görmeyenler bile bu dağa şiir söylemiştir. Bunlardan biri, "Binboğa ırmakların çağla-şıp akıyor- Tepesinde bin bir gölün Binboğa" (Hilmi Dulkadır derlemesi) diyerek işi komediye çevirmişlerdir.

Bereket var toprağında taşında Kırık kırık eser yelin Binboğa Seyfilerin döner yanı başında Fariz avcı ister yerin Binboğa
Binboğa'yı dersen ünlüdür ünlü Güz aksaya giyer yaz ipek donlu Sağ yanın Saraycık solun Reyhanlı Elin Avşar değil Cerit Binboğa
Dadaloğlu'm der ki sen seni tanı Adam arap ata vermez mi yanı Sana derim sana dağlar sultanı Sana eş olur mu Berit, Binboğa

Binboğa: Toroslar'ın Uzunyayla'ya uzanan bir kolu.2830 mt.)
Seyfi : Gözlerinin güzelliğiyle ünlü şahin cinsinden bir kuş. Seyfi kuşu yavaş avaş, sarsak sarsak uçar, avına yaklaşınca birden hızını artırır.
Fariz : Becerikli, kurnaz, usta.
Don : Giysi.
Aksaya : Üç etekli Avşar kadın giysisi, fistan.
Saraycık: K. Maraş'ın Göksün ilçesine bağlı köy. (kimi yazarlar Saraycık adını hep "Saracık" olarak yanlış yazıyorlar. Saraycık köyüne sonradan Çerkez-Çeçenler yerleştirilmiştir.
Reyhanlı: İskandan önce Binboğa'nın en otlu, en güzel yerine Reyhanlı oymağı yaylaya çıkardı. Bu oymak kışın da Amik'te kışlarlardı. Binboğa'daki Rey-haniye Yeşilkent kasabası yaylasının doğusunda, Göksün ilçesinin Kavşıt ve Kızılcık köylerinin olduğu yerdir.
Ceritler : Binboğa'nın batı kesiminde yaylaya çıkarlardı.
Berit : Göksün - Elbistan arasındaki dağ (3025 mt.)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:52

55. KIRIK KIRIK ESER YELİN BİNBOĞA 2

Kimya vardır toprağında taşında Tor seyfiler yuva kurar döşünde Kamalağın, karaardıcın içinde Kırık kırık eser yelin Binboğa
Başın görünmüyor dumandan, pustan Bağrışır geyiğin durulmaz sesten Sağ yanın Saraycık, Solun Elbistan Övünmeye değer dilin Binboğa
Karların yağmış da ardıç boyunca Lale, sümbül, gül boynunu eğince Yaz baharda aşiretler gelince Karışır sağmala yozun Binboğa
Binboğa'da Koçdağ'ını gözetir Lale, sümbül, gül boynunu uzatır Ablak sığınların boynun' uzatır Ediyor methini Veli'm Binboğa

Şiir, 1974yılında Sarız'dan DavavekiliHasan Gürbüz'den derlenmiştir.

56. FARİZ AVCI İSTER SANA BİNBOĞA

Binboğa'da Koçdağı'nı gözetir Geyik, ceren, lale, sümbül tazedir Ablak sığınların boynun' uzatır Fariz avcı ister sana Binboğa
Binboğa'da Koçdağı'ndan otludur Kış ak giyer, yazın yeşil postludur Sağ yanı Saraycık, solu Reyhanlı'dır Elin Avşar değil Cerit Binboğa
Başında var senin ak kuğulu gölün Senirden gider de on iki yolun Ayağından çekilişin kız, gelin Aslın toprak değil yağdır Binboğa
Bereket var toprağında, taşında Seyfi kuşlar yuva yapar başında Kamalağın, kar'ardıcın kaşında İmil imil eser yelin Binboğa
Karlar yağıp kar'ardıcı basınca Gıcılı boranlı yeller esince İmaların kamalağa pısınca Fariz avcı ister gölün Binboğa
Dadaloğlu'm der de şu bana noldu Gözüm aktı da kan ile doldu Saatim ay oldu günüm yıl oldu Ne pek metheyledim seni Binboğa

Senir : Dağların sırtı, zeh, dağın en yüksek yeri.
Göl : Sarız- Dayıoluk ve Ördekli köyü yaylasında, kar sularının oluşturduğu birikinti.
Gıcı : Doluya benzer, ondan daha küçük taneli yağış şekli
Boran : Yel, şimşek ve gök gürültüleriyle yağan ve kısa süren zorlu yağmur.
İma : Dağ keçisi.
Pısmak : Saklanmak.

57. DUDULU KUMRULU BAŞIN BİNBOĞA

Binboğa da Koçdağı'nı gözetir Laleleri, sümbülleri tazedir Akça turnaların başın' uzatır Dudulu, kumrulu başın Binboğa
Duman duman başın görünmez pustan Aksayalı gelinlerin çekilir hastan Bir yanın Avşar, bir yan Elbistan Zamantı'dan gelir kışın Binboğa
Yıldır yıldır eder toprağın, taşın Yüz bin yılı geçkin belki de yaşın Bulutlarda, gökler de can yoldaşın Güzelleri seyir, işin Binboğa
Kamalağın, kar'ardıcın bitiyor Dadaloğlu'm cıdasını atıyor Kara gözlüm senden yükün tutuyor Bulunmaz menendin, eşin Binboğa

Pus : Sis, duman.
Dudu : Papağan kuşu, tuti.
Zamantı : Seyhan ırmağının batı kolu.
Has : İyi, güzel.
Yıldır yıldır : Yaldır yaldır, parıl parıl.

58. GİTTİM AMMA GELİNİR Mİ

Avşarlar, Yozgat- Bozok yaylasına sürgün edilmişti fakat Dadaloğlu Çukurova'yı, Kozan'ı ve yaylaları özler.
Çıkarım Bozok dağına Avşar eli görünür mü Mevlam bir de işi iki Gittim amma gelinir mi
Yücelerde olur geyik Yol gözlüyor gözü büyük Benim yarim allar geyik Nazlı nazlı salınır mı
Yeğin ekinin firezi Takım koymuşlar Kiraz'ı Yedi Ülker üç terazi Salın ağ yar görünür mü
Sehilin kuşu Ur'ma uçtu Eğlenmenin vakti geçti Yaylalar aklıma düştü ' Coştu gönül yorulur mu
Dadal'ım der ki zatımız Her gün artar firkatimiz Yaylaya dönse atımız Hasret olan yorulur mu

Geyik : Beşinci dizede hayvan, yedinci dizede "giymiş"
Firez : Anız.
Takım : Sınır.
Kiraz : Adana- Saimbeyli, Feke arasında yer adı.
Yedi Ülker üç terazi: Gökyüzündeki takım yıldız, Süreyya.
Sehil : Sahil, deniz kenarı, burada Çukurova.
Zat : Öz, kişi, biz.

59. SU YOLUNA ÇIKTI M'OLA

Derviş Paşa'nın Fırka-i İslahiyye denilen ordusunun yaptığı ıslahat, düzenli ve de planlı bir ıslahat olmadığı için bu hareketle aşiretler perişan olmuşlardır. Obalar dağılmış, çadırlar yıkılmış, aileler perişan olmuş, bunlardan bir kısmı da dağlara kaçmıştır.

Dadaloğlu'nun dayısı Avşarlar'ın Kocanallı obasmdan-dır. Fırka-i İslahiyye askerleri bir Kocanallı ağasını Gemerek'te yakalar. O zamanlarda Avşar'ı yakalayanlara beylik var, Osmanlı altını var, ak akçe var. Osmanlı zabiti (subayı) yakaladığı Kocanallı'ya "Avşar mısın?" diye sorunca, "Hayır efendim, ben Avşar değilim" diye yanıt verince tutsaklıktan kurtulur. Ama beri taraftan yerin kulağı var derler, bu haber Dadaloğlu'na kadar ulaşır. Avşar olduğunu inkar eden bu Kocanallı ağasına kızar, sitem eder.

Bu arada, Kırım savaşının arkasından çok sayıda Çerkez göçmeni Anadolu'ya gelmişlerdir. İskanı yapan Padişah Abdülaziz Çerkezler'i çok sevmekte, Avşarlar'a ise çok kızmaktadır. Bu yüzden de Avşarlar'ın dedelerinin yurdu olan Uzunyayla'ya Çerkezler'i yerleştirmiştir. Dadaloğlu bu olup bitenlere üzülür ve şöyle söyler:

Yürü bire Pınarbaşı Acep karın kalktı m'ola Boynu uzun tor sunalar Su yoluna çıktı m'ola
Tez gelir Kaynar'ın yazı Hoş akar Munzur'un özü Koc'ırmak tutardı buzu Garbi değdi söktü m'ola

Kabaktepe asıl yurdum Nadir Şah'tan gelir soyum Kocanallı büyük dayım Avşarlık'tan çıktı m'ola
Bugün ben bir rüya gördüm Eskisinden beter derdim Uzunyayla dede yurdum Çerkez kazık kaktı mo'la
Dadaloğlu'm oldum yetim Nerde kaldı gök kır atım Melul olan aşiretim Avşarlıktan bıktı m'ola
Pınarbaşı: Kimi yazarlar bu şiirde geçen Pınarbaşı sözcüğünü AZİZİYE olarak kayda geçiriyorlar. Padişah Abdülaziz'in adından dolayı Pınarba-şı'nın Aziziye olması Dadaloğlu'nun hayatında sadece birkaç yıllık bir süreyi kapsar. aşık Musa, aşık Veli zamanında ise Aziziye adı hiç yoktu. Başlangıcından beri burasının adı Pı-narbaşı'dır Hatta Selçuklular zamanın da bile burası liva (tugay düzeyinde askeri birlik) merkeziydi. Bu şiirler derlenirken (1927- 1938) yıllarında burasının adı Aziziye olduğu için bundan dolayı şiire Aziziye olarak monte edilmiştir.
Kaynar : Pınarbaşına bağlı bir kasaba.
Munzur : Uzunyayla'da bir akarsu.
Nadir Şah : İran'da devlet başkanı olmuş Avşar Türk hükümdarı (1688-1747) Kazık kakmak:Bir yere yerleşmek için temel atmak.

Şiir, 1964 yılında, Ceyhan'ın Hürüuşağı (Türk Şükriiye) köyünden İsmail Halis Çelik ile, Sarız- Karayurt köyünden Mustafa Bozbıyık'tan derlenmiştir.

60. ÇIĞIRINDAN ÇIKTI M'OLA

Avşar beylerinden Halit Bey, padişah tarafından Erzurum'a sürgüne gönderilir. Halit Bey orada memleketini özler. Dadaloğlu da onun ağzından bu türküyü söylüyor. Kayseri- Pınarbaşı ilçesi yakınlarında bir "Halit Bey Öreni" vardır. Şimdi Çerkezler'in oturduğu bu köy işte o Halit Bey'in yurdudur.

Yürü bire Pınarbaşı Acep karın kalktı m!ola Boynu uzun tor sunalar Çığırından çıktı m'ola
Tez gelir Kaynar'ın yazı Ötüşür ördeği kazı Koc'ırmak tutardı buzu Garbi değdi söktü m'ola
Geri gitmek benim derdim İçerimde yanar odum Koyak koyak belli yurdum Lale sümbül bitti m'ola
Arada muzu yelişir Oturmuş düşman gülüşür Halit el için çalışır Avşar eli battı m'ola
Dadal'ım da coşar çağlar Nic'oldu kır atlı beyler Yüksek olur bizim dağlar Gukkuğusu öttü m'ola
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:52

61. ÇIĞIRINDAN SAPTI M'OLA

Erzurum'a padişah buyruğu ile sürgüne gönderilen Halit Bey'in ağzından Dadaloğlu bu türküyü söylüyor.
Yürü bire Pınarbaşı Acep karın kalktı m'ola Gözü büyük ablak sunam Çığırından saptı m'ola
Huda sılaya niyetim Gurbete verdin kısmetin Möhör gözlümün hasretim Yüreğini yaktı m'ola
Bülbülüm altın kafeste Yar sılada kulak seste Usul boylum Gördeles'te Yollarıma baktı m'ola
Bıktım usandım canımdan Ayrı düştüm vatanımdan Bizimkiler kavgasından Sağ selamet çıktı m'ola
Erciyes gibi kuşanan Yarsuvat gibi boşanan Sümbülleri nazlı Anşam Zülüfüne taktı m'ola
Dadal'ım sıladan haber Gözümde dağların tüter Koçdağı'nda keklik öter Burcu burcu koktu m'ola

Yarsuvat: Ceyhan.
Gördeles: Gövdeli olacak. Uzunyayla'nın güney sınırı.

62. DİLBERLERİN HEP DE BÖYLE ALA MI

Dumanlıdır Aladağ'ın alanı Ortasında sarı çiçek savranı Yiğitler durağı, aslan yatağı Dilberlerin hep de böyle ala mı
Pınarında bir yenice sağlık var Çimeninde ıstar görmüş yağlık var Kızlarında bir başkaca ağlık var Irmağı da şu dağların ala mı
Koçyiğitler cirit oynar dölekte Geyiklerin yaylım eder yaylakta Bir koku var toprağında, ırmakta Gözüm yaşı duvarında kala mı
Dadal'ım der bin bir dağı gezerim Aladağ'da bir yapılı gözerim Hak vergisi şıvgaların ezerim Bağışla gör mor sümbüllü Ala'mı

Savran Küme, öbek.
Ala İyiden daha iyi, pekiyi.
Ala Alaca, kanşık renkli.
Ala'mı Aladağ'ın sıfatı, Tanrı'dan Aladağ'ı bağışlamasını diliyor.
Istar Kilim dokunan tezgah.
Yağlık Mendil, başörtüsü.
Ağlık Aklık, beyazlık.
Cirit Atlı spor oyunu.
Dölek Düzlük yer.
Yaylım etmek Yayılmak, otlamak.
Gözer İri gözlü kalbur.
1730- 1800 yıllarında Avşarlar, Aladağ'a yaylaya çıkarlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:56

63. SENDE BİR GÜMANIM VAR ÇİÇEKDAĞI

Bu şiirin, Avşarlar'ın Yozgat-Bozok sürgünü sırasında söylendiğini ileri sürenler olduğu gibi, başka bir çiçekli dağa söylenmiş olabilir diyenler de vardır. Ama Kırşehir, Kaman, Çiçekdağı Dadaloğlu'nun yabancı olmadığı yerlerdir.

Alayıdım cura sazım dizime Çekseydim sürmeler ala gözüne Cihan güzel olsa girmez gözüme Sende bir gümanım var Çiçekdağı
Şu karşıki dağda yanar bir ışık Aldırmış sevdiğin ağlar bir aşık Bir ceren bakışlı, zülfü dolaşık Sende bir gümanım var Çiçekdağı
Arıyorum bulamadım eşimi Kahpe felek sarpa sardın işimi Yol al atım yol al kaldır başını Sende bir gümanım var Çiçekdağı
Dadaloğlu'm gözüm görmez borandan Yıkılsın dağların kalksın aradan Elbeyli'den geldim koru Yaradan Sende bir gümanım var Çiçekdağı

64. GİDİYOM YA GELECEĞİM GÜMAN MI

Hey ağalar kış m'olacak bilemem Gavurdağı gene başın duman mı Padişahtan ferman gelmiş "gel" deyi Gidiyom ya geleceğim güman mı
Kırpık olur Gavurdağı'n ormanı Padişah derdimin olmaz dermanı Devlet hakkımızda vermiş fermanı Yen' evliyim ayrılacak zaman mı
Dadaloğlu'm hile yoktur işinde Yiğit olan yiğit görür düşünde Alışkan tüfekle dağlar başında Azrailden başkasına aman mı

Gavurdağı : Amanos dağları üzerinde Osmaniye- Fevzipaşa arasındaki dağ. (Ne hikmetse şimdi Nurdağı)
Şiir, 1982 Osmaniye- Kadirli ilçesinin Avşarlar köyünden Mahmut Taşkaya'dan derlenmiştir.

Bu şiirin bir çeşitlemesi (varyantı) de Karacaoğlan adına kayıtlıdır (S. Nüzhet Ergun, 54) Ancak Karacaoğlan'ın öyle tüfekle falan pek ilgisi olmadığından bu şiirin Dadaloğlu'na ait olması daha doğrudur.

65. KIZLAR GELİR YAYLAMIZA

Bizim yaylamız meşeli Dibinde güller döşeli Altı top top menevşeli Kızlar gelir yaylamıza
Bizim yaylamız otl'olur Südü, kaymağı tatl'olur Kız gelinden kutlu olur Kızlar gelir yaylamıza
Bizim yaylamız kayalı Pınarları süt mayalı Çadırda ıstar dayalı Kızlar gelir yaylamıza
Bizim yaylamız oluklu Akar suları balıklı Dadaloğlu'm çift belikli Kızlar gelir yaylamıza

Oluk: Ağaçtan oyularak yapılan çeşme.
Belik: Saç örgüsü. Tek belik, çift belik olarak kızların saçı örüldüğü gibi bazen de daha süslü olması için çok örgülü olurdu.

66. VAKTİ GELDİ ÇAĞI ŞİMDİ

Dadaloğlu ve Avşarlar sürgündedir. Ozan yaylaları anımsayarak ve oraları özleyerek bu şiiri söyler.

Ahmet Cevdet Paşa, Tezakir'inde de Ma'ruzat'ında da Dadaloğlu'ndan hiç söz etmez. Nasıl olmuşsa bu şiirle ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:

"Bayazıtoğlu Süleyman Paşa, Cabbarzade Celal Paşa'ya yenilir, Kozanoğlu'ndan imdat ister. Ol vakit Başkonuş yaylasının zevk ü safasını tahattür ve tahassür ederek söylemiş olduğu şarkının bir bendi budur. (Çık bakalım görünür mü/ Başkonuş'un dağı şimdi/ Maraş'ın bahçesi bağı/ Hubların oymağı şimdi, Tezakir)

Cevdet Paşa şiiri yanlış ve eksik tesbit etmiştir. Çünkü Osmanlı ulemasının halkla yakın bir ilişkisi yoktur.

Şiirin tamamı şöyledir:

Seyir etsem görünür mü Başkonuş'un dağı şimdi Yaylalarda dem sürmenin Vakti geldi, çağı şimdi
Bizim yaylanın kuşuna Can dayanmaz ötüşüne Serin yaylalar başına Kuraydım otağı şimdi
Geldi yaylaların çağı Seyrana çıkarlar çoğu Maraş'ın bahçesi bağı Hubların oymağı şimdi

Başkonuş'un pınarbaşı Mücevher toprağı taşı Yar ile etsek savaşı Sevişmenin çağı şimdi
Kalbi mahzun olanların Görek diye evenlerin Dadaloğlu beylerinin Sis'tedir oymağı şimdi

Başkonuş : Maraş- Andırın arasındaki en yüksek dağ.
Dem sürmek: İyi ve mutlu yaşamak.
Otağ : Süslü çadır.
Hublar : Güzeller.
Görek : Görelim
Evmek : İvmek, acele etmek.
Sis : Kozan ilçesinin eski adı.
Oymak : Aşiret, burada topluluk, küme.

Şiirin üçüncü ve dördüncü dörtlüğü İsmail Görkem'in eserinden aktarılmıştır.

67. ŞAHPAZ ATLI AV KOVANLAR NİC'OLDU

Anavarza Türkçe söyleniş biçimidir. Anazarba, Aynzar-ba, Anazarbus diye de söylenir. Ta Asurlular'dan kalma bu kale Çukurova'nın ortasında bir bayrak gibi yükselir. Konuştuğumuz Türkmen kocaları bu şiirin Dadaloğlu'nun olduğunu söylediler. Fakat halk ozanı Buruklu Kul Mustafa da şiirin kendine ait olduğunu belirtmiştir. O zaman şiirin tabşırma kısmında niçin "Dadaloğlu" mahlasının geçtiği ise yanıtlanmamıştır.

Sana derim Anavarza kalesi Sana konup göçenlerin nic'oldu Doğru söyle garip başım belası Şahpaz atlı av kovanlar nic'oldu
Vahşi kuşlar ötüşüyor şu yüzde Binaları harap olmuş hep düzde Yedi arşın loğ taşını omuzda Of demeden getirenler nic'oldu
Memnun musun seni gelip gezenden Usanman mı şu yapıdan düzenden Şah kızını almak için Kozan'dan Alapınar'(dan) su verenler nic'oldu
Ebbasına yumuşların' buyuran Sayısız askerin karnın doyuran Kılıç vurup orta yerden ayıran Nara atan aslanların nic'oldu
Dadaloğlu'm yoktur sözün hilesi Hangi tarihtedir bunun çilesi Ayas, Payas, Misis, Tumlu kalesi Beş kaleye hükmedenler nic'oldu

68. ÖTÜŞÜ GÜL DALIN D'OLUR

Turnam gelir katar katar Kanadın' boynuna atar Seher ile bir kuş öter Ötüşü gül daim d'olur
Kır atın sarı donlusu Yiğidin gözü kanlısı Güzelin göğsü benlisi O da binde birin d'olur
Kederlenme deli gönül Yiğide hürmetler olur Namlı namlı kar istersen O da Çiçek Dağın d'olur
Dadal'ım ben, yoktur malım Her sözlerim Hakk'a malum Allah'ın sevdiği kulun Sevdiceği yanın d'olur

Katar katar : Dizi dizi.
Dalın d'olur : Dalında olur (ölçü için)
Sarı donlu : Sarı renkli. At tüyünün rengi.

69. COŞAR ÇAĞLAR ŞİMDEN GERİ

Gene geldi yaz ayları Göçeceğim şimden geri Yaz yağmuru sulu olur Coşar çağlar şimden geri
Ağaçlar pürçüğün' açtı Kuşlar kılavuzun' seçti Yolumuz gurbete düştü Garip düştüm şimden geri
Ağaçlar geydi donunu Kuşlar artırdı ününü Garip olan vatanını Anar, ağlar şimden geri
Dadaloğlu'm der ki bana Derdim artar ondan yana Öter bülbül yana yana Gözüm çağlar şimden geri

Yaz ayları: Eski Türkmen takviminde ayların adları şimdikinden farklıydı. Yaz için "yay", bahar karşılığı olarak da "yaz" deyimi kullanılırdı. Yine bu takvime göre; "yediye aylan, beşe aylan, üçe aylan (üç ayları) ve bire aylan" vardı. Ali Rıza Yalkın.
Pürçü'nü : Pürçüğünü, Tomurcuk.
Don giymek: Giysi giymek. Burada, ağaçlar yeşillendi.

70. YANAR BAĞRI ATEŞİNEN KÖZÜNEN

Atım kalk gidelim sılaya doğru Tırnağını taşa vurmam düzünen Koç yiğit de gurbet ele düşerse Yanar bağrı ateşinen, közünen
Bilirdim Kilis'i ezel ezeli Çok olur oranın okur yazarı Şirin olur Antep eli güzeli Eğler koç yiğidi cilve nazınan
Kapıçam'ı dersen yurtlar alası Ne zor olur kılmcının yarası Gönül arzuluyor koca Maraş'ı Güzelini seyredeyim yazman
Karakuyu derler beyler dolanır Ordan içen Gövdeli'de sulanır Pazarcık suyunda gönlüm bulanır Ötüşür ördeği turna, kazınan
Ahırdağ'ın erken geçin ağalar Alişar çevresi bahçeler, bağlar Kısık'ın yöresi şol ulu dağlar Karı yatar namlı namlı buzunan
Der Dadal'ım Cela'ya varalım Orada dost haürını soralım Ketizmen'den Pınarbaşı'ın bulalım Eşe, Fatmam oynar, döner közünen

Kapıçam: Maraş-Gaziantep karayolu üzerinde, Maraş'a yakın yer adı.
Karakuyu : Uzunyayla'da bir köy.
Gövdeli : Sarız- Gürün arasında dağ.
Pazarcık : K.Maraş'ın ilçesi, Gövdeli'de bir dere.
Ahırdağı : K.Maraş'ın kuzeyindeki dağ.
Alişar: K. Maraş'ın Süleymanlı bucağı yakınlarında yer adı.
Kısık : Elbistan- Süleymanlı arasında geçit.
Cela : Elbistan'a bağlı kasaba, şimdi Ekinözü ilçesi.
Pınarbaşı: Ceyhan nehrinin kaynaklarından biri, Elbistan'ın yakınlarında.

71. ONUN GEÇİNMESİ MÜŞKÜL HALIN AN

Yaz gelip de beş ayları doğunca Bülbülün figanı gonca gülünen Bir fıkara bir zenginin yanında Onun geçinmesi müşkül halınan
Sırrını verme de avrada, yada Rızgını verir de şol Bar- Hüda Kendi başın için yaptır bir oda Zarar eyle adam olman karınan
Benim sözüm dinleyene bir kışta Sırrını çok verme yabana, dosta Adam olursan da çıkarsın üste Zamananın geçinmesi şerinen
Gardaştan gardaşa kemlik mi olur Şahanın yuvası ıssız mı kalır Emmi, dayı adama çok gerek olur Kab'ağacın gürlemesi dalınan
Der Dadal'ım der ki coş etti yürek Bir zaman ağlayak da bir zaman gülek Şimdi muhabbetli on gardaş gerek Konsak göçsek devran sürsek elinen.

Şiir, 1959 yılında Kayseri- Sarız ilçesinin (Yalak) Yeşilkent kasabasından Osman Özer ile, Adana- Ceyhan ilçesinin Yalak köyünden İsmail Hakkı Koç'tan derlenmiştir.

72. KENDİSİNE GÜLDÜRÜR HEP ELLERİ

Yücesine çıktım baktım engine Ovasının köpüklenmiş selleri Yiğit olan düşmez ise dengine Kendisine güldürür hep elleri
Yücesine baktım gördüm uzağı Kahpe düşman kurar m'ola tuzağı Seçemedim hırsız ile kaçağı Daha kimler tuttu acep yollar
Çok geçmeden nice atlı sökülür Cümlesi de yolumuza dökülür Yenilirsem boyuncuğum bükülür Eller derer has bağımda gülleri
Beri gel de yayla kızı beri gel Kollarımı kemer yapsın ince bel Saçların' omuza dökülsün tel tel Uzat bana tombul beyaz elleri
Dadaloğlu der ki halim yamandır Dağ başları yine tozdur, dumandır Hakk bilir ya bugün hodri meydandır Tutmak gerek geçitleri, belleri

Kaçak : Dadaloğlu zamanında (19. yüzyıl) Osmanlı
İmparatorluğu çöküşe doğru gitmekte olduğundan dağlar asker kaçaklarıyla doluydu.
Sökülmek : Gelmeye başlamak, çıkagelmek.
Hodri meydan: Kavgaya çağırma sözü, meydan okuma, işte meydan.

73. KUL EDNANIN MURADINI ALIR MI

Yaz bahar ayında çek etti gitti Acep sılasına giden gelir mi Kadir Mevlam bize hidayet etse Kul ednanın muradını alır mı
Şol koca Nalbat'a biz de varalım Serimizden şu sevdayı ıralım Emlek kazasıda bir dem sürelim Sultan Akdağ gibi dağlar olur mu
Kızılırmak coşkun akar selinen Güzellerin suya iner alınan Altın halhal ile (gümüş kemer) ince belinen Seni seven şu fanide kalır mı
Soğanlı da Koçdağı'nın eteği Koca Buzluk şo Malya'nın yatağı Geç Hıdır Dağı'ndan Kurtul eteği Kaşı keman bu sularda kalır mı
Dadaloğlu'm der de hub tatlı dilli Güzellerin var da cığallı telli Edna kullarının sohbeti belli Yalan dünya hiç kimseye kalır mı

Kul edna : Tanrı karşısında küçük,aşağılık kul.
Nalbat : Nalbant. Yozgat_ Akdağmadeni Kefenni yayla-
sında, Üçoluk yöresinde.
Emlek : Şarkışla yöresinde bölge, yöre adı.
Halhal : Kadınlarda ayak bileklerine takılan süs takısı.
Buzluk : Kırşehir, Malya'da yer adı.
Malya : Kırşehir'de ünlü Malya Devlet Üretme Çiftliği.
Hıdır Dağı : Kırşehir'in kuzeydoğusunda.
Kurtul : Hıdır Dağı eteklerinde yer adı.

Şiir, 1982 yılında Adana- Ceyhan'ın Tatarlı köyünden Mehmet Onay'dan derlenmiştir.

74. DOST AĞLASIN KAHPE FELEK UTANSIN

Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz Dost ağlasın zalim felek utansın Kıyamete kavuşmak var, biliriz Dost ağlasın kahpe felek utansın
Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz Geçit vermez sağımızla solumuz Kalır gayri bizim burda ölümüz Mert ağlasın namert olan utansın
Avşar eli yaylasına göçmedik Aşın yiyip sularını içmedik Tenhalarda kendimizden geçmedik Can ağlasın hayın felek utansın
Dadaloğlu'm yine coştu, çağladı Ağ üstüne karaları bağladı Firkat geldi yüreciğim dağladı Ben ölem de Çapanoğlu utansın

Namert Mert olmayan, korkak, alçak.
Aş Yemek.
Çapanoğlu : Yozgat'ta hüküm süren derebeyi, o soydan gelen kişiler.

75. İNSAN SIFATINA DÖNDÜRDÜN FELEK

Hakk'ın kandilinde ben bir sır idim Anamın rahmine indirdin felek Ak mürekkep idim kızıl kan ettin İnsan sıfatına döndürdün felek
Ellisinde yaşım yarıyı geçti Altmışında yolum yokuşa düştü Yetmişinde her tedbirim dolaştı Mertebe mertebe indirdin felek
Sekseninde vasiyetim yazıldı Doksanında her düzenim bozuldu Yüz yaşında kemiklerim ezildi Sabi- sübyanlara döndürdün felek
Der Dadal'ım da yaktın yandırdın Verdim ağzımı da içtim kandırdın Son hitamı azraili gönderdin Ağaçtan bir ata bindirdin felek

Tedbili dolaşmak Şaşırmak, şaşkına dönmek.
Mertebe mertebe Aşama aşama.
Son hitam Sonunda, ensonunda.

Karacaoğlan ayağında söylenmiş bu şiiri Cahit Öztelli derlemiştir.

SULTAN SÜLEYMAN'A KALMADI DÜNYA

Sökün geldim şu cihana beriden Ah çekip de dağı, taşı eriten Bakırları adam edip yürüten Sultan Süleyman'a kalmadı dünya
Yalansın hey dünya, önceden yalan Baykuşlar tüneye, olasın viran Telli Ayvaz'ınan zevk, safa süren Koç Köroğlu'na kalmadı dünya
Baktım yüksek görünüyor ovalar Yeryüzünü tutmuş sinsi yılanlar Mızrağın ucunda al kanlar damlar Çölde Daşbaşoğlu'na kalmadı dünya
On beş oğlu var da kolları bağlı O Aşkın elinden yüreğim dağlı Ortada çadırı, başları tuğlu Zor Pehlivanoğlu'na kalmadı dünya
Bekledi de şu Yozgat'ın ardını Çekeriz de Bozoklu'nun derdini Çok şükür İsmail tuttu yurdunu Çapanoğlu Mustafa'ya kalmadı dünya
Hey bileği var da kaplan bilekli Kadife yorganlı, eli gerekli Ortada çadırı dokuz direkli Milliboy Bey'ine kalmadı dünya
Dadaloğlu'm der de dünya bir idi Korkusundan cümle alem dururdu Şu Çukurova'nın bendi, kilidi Şamlı Has Paşa'ya kalmadı dünya

Sökün gelmek : Çıkagelmek, gelmek.
Cihan : Dünya.
Sultan Süleyman :İsrailoğulları'dan peygamber Hz. Süleyman.
Telli Ayvaz : Köroğlu'nun sevgilisi.
Daşbaşoğlu : Elbeylioğlu'nun arkadaşı.
Tuğ : Sorguç, tüy ve püskül biçimindeki süs.
Zorpehlivanoğlu : Köroğlu'nun arkadaşlarından biri.
Bozoklu : Yozgat'ta oturan Türkmenler.
İsmail : Bir Avşar beyi olacak.
Çapanoğlu Mustafa : Yozgat'ın kurucusu, Çapanoğlu soyundan bir bey.
Eli gerekli : Elinden her iş gelen.
Milliboy : Çukurova'da bir Türkmen oymağı.

Şiir, 1958 yılında Kayseri- Sarız, Oğlakkaya köyünden Yusuf Ateş'ten derlenmiştir.

77. USTAM DİVANINA DURMAYA GELDİM

Avşar ellerinden sökün eyledim Şam'da Kul Yusuf'u görmeye geldim Ziyaret eyledim Şam-ı şerifi Ustam divanına durmaya geldim
İsa peygamber de havaya uçtu İdris peygamber de sahlebi içti Suyu suya köprü kurdu kim geçti Bu suali Yusuf'a sormaya geldim
Pınarları vardı üstü kapalı Elleri var hocasına tapılı Bir şar gördüm üç yüz altmış kapılı Kimin' açıp kimin' vermeye geldim
Hanı benim asa ile postlarım Yavru şahin can kafeste beslenir Yüküm ipek kumaş, ağaç isterim Kimin' alıp kimin' vermeye geldim
Der Dadal'ım da kaynadım taştım Aleme yettim, kırklara eriştim İkindi zamanı beyte ulaştım Eşiğine yüzüm' sürmeye geldim

Şam-ı şerif : Kutsal Şam, şerefli Şam.
Sahlep : Salep. Salepgiller otundan hazırlanan içki.
Şar : Şehir, kent.
Asa : Baston yerine kullanılan sopa.
Beyt : Peygamber Hz. Muhammet'in makamı.

Şiir, Tahir Kutsi'nin Dadaloğlu kitabından alınmıştır.


78. GEÇTİ DEVİR O SULTANA KALMADI

İnsanoğlu şu dünyaya aldanma Fani dünya hiç kimseye kalmadı İskender dünyadan aldı haracı Geçti devir o sultana kalmadı
Mümin olan sürer zevk ile sefa Münafık olanlar çekecek cefa Dediler hükmetti şol Kaf'tan Kaf'a Davutoğlu Süleyman'a kalmadı
Dinleyin ağalar da çekmeyin cefa Menzilim artırdım ben vara vara Der ki "ölüme bulduydum çare" Dünya Hazreti lokmana kalmadı
Tenimiz iskandan yesir olacak Dost ağlayıp düşmanımız gülecek Dadaloğlu'm dünya kime kalacak Nuşirevan-ı adil'e kalmadı dünya

İskender Makedonyalı Büyük İskender, onun adı.
Mümin Emin olan, inanan, Müslüman.
Münafık İkiyüzlülük eden.
Kaf Anka kuşunun yaşadığı sanılan masal da-
Lokman Lokman Hekim.
Yesir Esir.
Nuşi Revan-ı Adil Adaletiyle ünlü Pers (İran) hükümdarı.

Şiir, 1958 yılında Kayseri- Sarız, Oğlakkaya köyünden Yusuf Ateş'ten derlenmiştir.

79. SAÇI SÜMBÜL TELLİ SUNAM AĞLASIN

Avşarlar, Yozgat- Bozok'a sürgün edilmişlerdi. O sıralar Bozok'ta Pehlivanlı aşireti vardı. Bu aşiretin en güçlü adamları da başkanları bulunan Abidin Bey'dir. (Avşarlar, ona Abidin Paşa diyorlar. Çünkü o aynı zamanda devletin de görevlisidir.) Hem de yörenin kırserdarıdır.

Bir gün, Abidin Bey Avşar çadırları arasında gezerken çok güzel bir kıza rastlar. Bana anlatılanlara göre bu kız Avşar beyinin kızıdır. Abidin Bey görür görmez bu kıza vurulur, ona talip olarak babasından ister. Fakat Kamer adındaki bu kız Abidin Bey'e varmak istemez.

Bey sıkıştırınca da kız:

"Dağın tazısı çölün cerenini alamaz" der. Bundan anlaşılıyor ki, kız Abidin Bey'e gönülsüzdür.

Gel zaman, git zaman Avşarlar bu sürgün yerinde fakir düşerler, hayvan sürülerinin çoğunu da yitirirler. Ekip biçmeyi de yeteri kadar bilmediklerinden gittikçe de fakirleşirler. Bu sıkıntı içinde babasının da isteği üzerine Kamer kız Abidin Bey'le evlenmek zorunda kalır.

Bu kez Abidin Bey, hem de gerdek gecesi, Kamer Kız'ın eski sözünü hatırlatarak, "Nasıl, dağın tazısı çölün cerenini alır mıymış, almaz mıymış" diyerek kızı utandırmak ister.

Buna içerleyen Avşar kızı Abidin Bey'e şu yanıtı verir:

"Ben nerden bileyim karın çok yağıp da böyle könes avı olacağını" Könes, cins olmayan köpeğe derler. Kar çok yağarsa av kaçamaz, könes bile onu yakalar.

Günler gelir geçer. Beyin atkı (vergi) atma zamanı gelir. Abidin Bey'in ilk hanımı dayısının kızıdır. Abidin Bey'i uyarır: "Avşar'a fazla atkı atma, bu, senin için iyi olmaz, hem Avşarlar sana vergi vermezler, başına iş açarsın" der.

Abidin Bey'in Haydar ve Paşa adında iki çocuğu vardır, (Burada Paşa onun gerçek adı değil, sıfatıdır.) "Onları yetim koyarsın" der.

Fakat Abidin Bey bu hanımı dinlemez, "Benim adaletim budur" der. Avşarlar'a atkıyı da atar.
Çok geçmeden Abidin Bey'le Avşarlar'ın arası açılır, vergiyi de alamaz. Avşarlar ise bir gece çadırlarını söktüğü gibi Bozok'tan ayrılırlar. Abidin Bey de onları bırakmaz, askerleriyle önlerini kesip onları geri döndürmek ister.

Bir söylentiye göre Kırşehir-Malya düzlüğünde, diğer bir söylentiye göre Kayseri-, Boğazköprüsü denilen yerde savaş başlar.
Bu savaşta Avşar'ın Torun obasından Muhazimoğulla-rı'ndan Tırnaksız Ahmet, Abidin Bey'i vurur. Şimdi torunları Kayseri Sarız'ın Damızlık köyünde oturan Sarı Veli'nin oğlu Kara da Tırnaksız Ahmet'e yardımcı olur. Bu öldürme işinde Avşar beylerinden Mehmet Bey isimli birisi de vardır. Abidin Bey'i vuranın da bu Mehmet Bey olduğunu söyleyenler vardır.

Bunlar, Abidin Bey'in cesedi üzerine ayaklarını dayayıp sigara içerler. Sigaranın küllerini de Abidin Bey'in yüzüne dökerler. Bundan anlaşılıyor ki Abidin Paşa (Bey) Avşarlar'a çok baskı yapmış, onlardan çok vergi almıştır. (O tarihlerde vergi dediğin de baç, işgaliye, otlak ve mera karşılığı olmalı)

Eğer Abidin Bey tarafından Avşarlar'a yapılan zulüm olmasa herhalde bunlar ölünün yüzüne sigara külü dökmezlerdi. Demek ki ortada bir zulüm ve buna karşı bir öfke vardır. Burada şu da söylenebilir: "Pehlivanlı Aşireti Tarihi"nde anlatılanlar tek taraflıdır.

Kadim dostum Sabahattin Yaşar'ın araştırmalarına göre (Folklor/ Edebiyat Dergisi 2002/4, 32. sayı) Abidin Bey, Kırşehir-Malya'da vurulup öldürüldükten sonra adamları tarafından oradan kaldırılarak, Kenan Bey obasında kendi yaptırdığı caminin avlusuna defnedilmiştir.

Ve mezarı başında Arap harfleriyle şu satırlar yazılıdır:

Hüve-i Baki

Meskenim dağlar başı Sahraya hacet kalmadı İçtim ecel şerbetini Lokmana hacet kalmadı
Haremeyn aşireti hanedanından ve aşireti mezkurenin müdiri Muhammed Abidin Bey

Ruhu için el Fatiha.
Sene 1268 fi 7 m. (Yani 2 Kasım 1851)

Dadaloğlu bu olay ile ilgili olarak aşağıdaki ağıdı söylemiştir:

Hani benim ile harbe girenler Benim imdadıma gelen ağlasın Kem haberim söylen Avşar kızına Saçı sümbül telli sunam ağlasın
Dokuz boğum idi kargımın boyu Düşmana atkı atmak ecdadım huyu Tavlada bağlı da küheylan tayı Oturak da yavru şahan ağlasın
Takdir böyleymiş de benim kaderim Karalar bağlasın kalan pederim Yetim kaldı Paş(a) Efendim, Haydar'ım Ağlarsa da benim elim ağlasın
Takdir böyleyimiş yazılan yazı Ciğerime koydu ateşi, közü Evvelinden sadık dayımın kızı Top top eğricesin yolsun ağlasın
Dadaloğlu'm der de maslahat bitmez Torun'un uşağı başımdan gitmez Kardeşlerim kötü yerimi tutmaz Abidin'im deyi anam ağlasın

Kem haber Kötü haber
Atkı Salma, vergi.
Oturak Oturalım.
Eğrice Saç teli, saç, zülüf.
Maslahat İş.

Şiir, 1974 yılında Sanz Dayıoluk köyünden Mehmet Veziroğlu'ndan derlenmiştir.

80. BEKLETMEN DİVANDAN SÖZ ALIN GELİN

Padişah 2. Mahmut, Rumeli'deki olaylar üzerine, özellikle de Yunan isyanı üzerine Anadolu'daki Türkmenler'den yardım ister. Bunlardan Bayazıtoğlu'nu, Kozan- oğlu'nu, Çapanoğlu'nu, Mürseloğlu'nu İstanbul'a davet eder.

Bu beylerden Bayazıtoğlu Kalender Bey, padişah tarafından çok sevilir, o yüzden de İstanbul'da alıkonur. Bayazıtoğlu Kalender Bey uzun yıllar Maraş, Antep ve Şam valiliğinde bulunmuş, son olarak da Kuşadası muhafızlığı görevini ifa etmiş. Napolyon'un Mısır seferi sırasında üç bin askerle Fransızlar'a savaşmıştı, (ölümü 1821)'

Fakat öte yandan hanımı kara Hatun (Bozdoğan aşireti beyi Kerim Bey'in kızı Fatma) Maraş'ta Kalender Bey'i çok özler. Bu türküyü Kalender Bey'in (Paşa) ağzından Dadaloğ-lu söylüyor.
Bu şiirin Dadal Musa'ya ait olduğunu söyleyenler var. Ama Dadal Musa'nın böyle düzgün şiir söylemesi pek mümkün görünmüyor. Bundan başka , Dadaloğlu'nun yaşadığı dönem ile Yunan İsyanı (1821- 1830) aynı zamana denk geliyor. Bu tarihte Dadaloğlu 25 yaşında olmalı.

Turnam katar katar sefere varın Kalender Paşa'mı siz alın gelin Urum diyarından, han huzurundan Bekletmen divandan söz alın gelin
Çıksın Sultan Mahmut seyrana çıksın Sıvasın kolların aslana baksın Hilatlar giydirip çelenkler taksın Durdurman divandan tez alın gelin
Davetçi göndermiş şol Çapanzade Muhabbeti eskisinden ziyade Şilinsin, süprülsün döşensin oda Zayıftır bedeni uz alın gelin
Mürseloğlu karşı çıkar elinen Hanesine teklif eyler yolunan Döşetmiş yolları Acem şalınan Küheylan atları yüz alın gelin
Der Dadal'm leyi ü nehar işim zar Efendisiz yalan dünya bana dar El aşiret bütün beyler intizar Bekletmen temmuzu, güz alın gelin

Şiir, 1974 yılında Sarız-Dayıoluk köyünden Mehmet Vezir-oğlu'ndan derlenmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:58

81. YARİM DİYEN BÜLBÜL DİLLER İNİLER

Can evimden vurdu felek neyleyim Ben ağlarım çelik teller iniler Ben almadım, toprak aldı koynuna Yarim diyen bülbül diller iniler
Doya doya mah cemalin görmedim Saçlarını çözüp çözüp örmedim Bir gececik safasını sürmadim Sarmadığım ince beller iniler
Kara olur Okçular'ın yoncası Görülmemiş bu dünyada buncası Açılmadan kopup düştü goncası Bahar ağlar, açan güller iniler
Gider oldum Avşar eli yoluna Bakmam gayrı bu diyarın gülüne Karalar taksın çapar kuluna Yağız atlı nice kullar iniler
Göremedim baharını, yazını Çalamadım curasını, sazını Özge yarin nice çekem nazını Gözlerimden akan seller iniler
Varayım da mezarına varayım Baş ucunda el kavuşup durayım Bıktın mıydı benden, deyip sorayım Mezarına giden yollar iniler
Yürü bire Dadaloğlu'm yürü git Dertli dertli Çukurova yolun tut Bunda suçun varsa Hakk'a tövbe et De ki gayri bizim eller iniler

Okçular : Bir Türkmen obası. Kozan'ın doğusunda otu-
rurlardı, şimdi orada yer adı.
Çapar : Çiçek bozuğu yüzlü, çillos..
Cura : Üç telli tambura, saz.

82. YASAK MEZARIN GEZENE

Kozan'a eller Kozan'a Akıl ermez bu düzene Öldürmüşler beyimizi Yasak mezarın gezene
Kara çadır is mi tutar Altın tabak pas mı tutar Kozanoğlu ölmeyinen Avşar kızı yas mı tutar
Şu Feke'nin hanımları Kara bilmez alınları Kör olasın Derviş Paşa Hep dul koydun gelinleri
Kozan Dağı çatal matal Arasında güller biter Ünü büyük Kozanoğlu Kürk giydirir at bağışlar
Çıktım Kozan'ın dağına Karı dizleyi dizleyi Yaralarım göz göz oldu Hekim gözleyi gözleyi
Kara çadır eğmeyinen Önü çapraz düğmeyinen Ne kaçarsın Kozanoğlu Beş yüz atlı gelmeyinen
Çıktim Kozan'ın dağına Remil attım dost bağına Aşiretten imdat gelmez Kaç kurtul Gavur Dağı'na
Kır atım ürktü boşandı Üzengi yere döşendi Ne yatarsın Kozanoğlu Kılıcı düşman kuşandı
Kozan Dağı karlı buzlu İçi dolu gelin kızlı Gitme beyim öldürürler O hayınlar dünden sözlü
Sürdürür atım sürdürür Sürgüsü duman püskürür Yiğitliğin şerefi cenk Hem ölür hemi öldürür
Kozanoğlu oturuyor Beylik toplar atılıyor Ne durursun Kozanoğlu Kan gövdeyi götürüyor
Kozanoğlu avdan gelir Avını elinden alır Buna Kozanoğlu derler Yiğit ölür namı kalır
Kara kavak yıkıntısı Dallarının döküntüsü Kozanoğlu düğün tutmuş Nerde bunun okuntusu
Odasında gergef işler Küheylanlar çayır dişler Buna Kozanoğlu derler Kürk giydirir at bağışlar
Tütün gelir keseyinen İçemedim tasayınan Kozanoğlu yaralanmış Su istiyor kaseyinen
Karadır yağlık karası Karıştı Kozan arası Ben öpmeye kıyamazdım Ağ göğsü kurşun yarası
Su akar yarılır yerler Haber versem niye derler Ünü büyük Kozanoğlu Konak Gürleşen'de parlar
Avlusunda binek taşı Bahçesinde gül ağaçlı Kozanlı'run hatınları Ağ sayalı üce başlı

Derviş Paşa : Fıka-i İslahiyye komutanı.
Remil atmak : Bazı işaretlerle gayıptan haber çıkarmak.
Okuntu : Davetiye, düğün davetiyesi.
Gürleşen : Feke yakınlarında Kozanoğullarının yaylası.
Saya : Fistan, entari
Üce : Yüce

Ağıdın tamamının Dadaloğlu'na ait olduğu kuşkuludur. Tıpkı bunun gibi ağıt tek bir Kozanoğlu'na da söylenmemiştir. Anlaşılan Kozanoğlu beylerine, değişik kişilerce söylenmiş dörtlükler buraya karıştırılmıştır.

83. ÖLÜM DE GÜZELİ SEVERE BENZER

Gecebaş bir salgın hastalık, kolera. Fırka-i İslahiyye zamanında, Kozan'da böyle bir hastalığın çıktığı bilinmektedir. Bu hastalıktan çok sayıda insan ölmüştür. Ahmet Cevdet Paşa Ma'ruzat adlı eserinde askerler arasında da ölenlerin olduğunu anlatır.

Gecebaş geldi de nerde kışladı Ufacık evlere neler işledi Taze gelin, büyük kızdan başladı Ölüm de güzeli severe benzer
Gecebaş geldi de el, ayak şaştı Han evler kapandı, dükkanlar göçtü Koçyiğit kalmadı toprağa düştü Analar yürekten yanara benzer
Ulu minarede sala verildi Binbir ayak bir araya derildi Kabirciye kazma kürek verildi Arkadan da Mehdi gelire benzer
Dadal, Mevla'nın sunduğu ağıdır Pençe vurur can evimi dağıtır Ecel değirmende unun öğütür Teknenin başında yük vara benzer

Han evi : Bey evi, büyük ev, ağa evi.
Binbir ayağın bir araya derilmesi: Ölü evine toplanılması.
Mehdi: Dünyanın sonunda, kıyamete yakın zamanda meydana çıkarak kötülükleri giderecek olan kimse. Şii inanışına göre Mehdi yaşamaktadır ve kıyameti beklemektedir.
Kabirci : Mezar kazma işiyle görevli kimse, kimseler.

84. SEVERİM KIR ATI BİR DE GÜZELİ

Dadaloğlu'nun, at üzerine söylemiş olduğu çeşitli şiirler vardır. Bu şiirler hem duygu ve düşünce yönünden hem de göçebe bir toplum içinde yaşamış olan ozanın, bu özellikleri yansıtması bakımından çok önemlidir. Ancak bu şiirlerin halk arasında dilden dile dolaşmasından dolayı çeşitli değişikliklere uğramıştır. Her yörenin, her köyün kendi beğenisine göre bu şiirlerin değişikliklere uğradığını görüyoruz. Öyle ki şiirlerin, şiirsel özelliklerini bozarak düzyazıya (nesir) dönüştürdükleri bile görülmektedir.

Şu yalan dünyaya geldim geleli Severim kır atı bir de güzeli Değip on beşine kendim bileli Severim kır atı bir de güzeli
Atın beli kısa, boynu uzunu Kuru suratlısı alma gözünü Kızın iplik iplik süt beyazını Severim kır atı bir de güzeli
Atın höyük sağrı, kalkan döşlüsü Kalem kulaklısı, çekiç başlısı Güzelin dal boylu, samur saçlısı Severim kır atı bir de güzeli
At koşu tütmesin çıktığı zaman Yalı kaval gibi yıktığı zaman At dört, kız on beşe yettiği zaman Severim kır atı bir de güzeli
Dadaloğlu'm hile yoktur işimde Yiğit olan yiğit görür düşünde At dördünde, güzel on beş yaşında Severim kır atı bir de güzeli

Höyük :Tepecik.
Sağrı : Atın kıç tarafı.
Kalkan döşlü : Geniş göğüslü.
Yalı kaval : At koşarken yelelerinin havalanması.

85. EŞKİNİ SELDİR YİĞİDE EŞKİN GEREK

At kulağın' dikmiş gözünü süzer Gövel ördekler gibi çöllerde gezer Çırpıştırınca ağca cerendir, tozar Eşkini seldir, yiğide eşkin gerek
Hey ağalar sözümün doğrusu böyle Noksanı varsa beri gel, bana söyle Türkmen'e bir at, bir yayla, davarıyla ala dilbere mor çimenli yurt gerek
Atın tımarını kendin yap da arsınma Çifte ver yemini de eksiğin koyma Kendi elinle atın' hoyrata salma Ağır devlete eşkince bir at gerek
Dadaloğlu, ata der "aşkın denizi" Hiçbir şey bilmiyor da sanmayın bizi Binit atlar içinde yamandır doru Üveyik kır ile sakarsız al gerek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:58

86. YALIMLAR ARKAMDAN SÜNDÜĞÜ ZAMAN

Kula at da der ki yavuz koşarım Kepir tosba'sının uğrun geçerim Üstümde, yiğidin kanın' içerim Yalımlar arkamdan sündüğü zaman
Yağız at da der ki bağlan koruya Varırsam ileri, dönmem geriye Üstümde, yiğidi Mevlam koruya Kılıçlar başıma döndüğü zaman
Al at der ki güzel olur donumuz Cinsimizden çatal olur dilimiz Kavga görünce sağalır ölümüz Üzengi üzengiye değdi (ği) zaman
Kır at der ki ben atların başıyım Yiğitler elinde serdar kuşuyum Dar yerde de can kurtaran kişiyim Üzengi böğrümü yirdiği zaman
Doru at da der ki ben donumu satarım Kaçtığımdan kurtulur da(kovduğuma) yeterim Sıkışırsam Azraili tutarım Çeke dizgininen vardığım zaman

Kula at : Al ile kır arası at donu (at tüyünün rengi)
Kepir tosboğası: Çorak toprak kaplumboğası.
Yağız : Esmer.
Al at : Dorunun açığı, kızıl alev rengi.
Üzengi : At üzerinde ayak basmaya yarayan demir
halka.
Kır at : Beyaz ile siyahın karışımı at donu.
Doru at : Kızıl kahve rengi at rengi.
Donunu satmak: "Eğer yarışı kazanamazsam tüyümün rengini
değiştiririm" anlamında. Çeke dizgin : Dizgine hakim olmak.

Şiir, 22.7.1960 tarihinde Kayseri- Sarız Oğlakkaya köyünden Ali Karakuş'tan derlenmiştir.

87. ZÜLÜF KIVRIM KIVRIM EĞRİ BAŞ GEREK

Her sabah her sabah ata binilmez Ata binince de uğru boş gerek Her güzele benim diye yanılmaz Zülüf kıvrım kıvrım eğri baş gerek
Atın iyisi de tezceden alır Güzelin yüzünde çifte ben olur Hey ağalar at dördünde çiğ olur Güzele on dört de ata beş gerek
Atın iyisi de kulağın' diker Güzel ırgalanır, omzunu silker Kınalı keklik gibi gürleyip kalkar Güzele gerdan da ata döş gerek
Dadaloğlu'm der de gel böyle söyle Eksiği var ise sen tamam eyle Bin arap ata da gönlünü eğle Yavuz ata uygun arakadaş gerek

Uğru : Önü.
Yanılmaz : Yanılınmaz, aldanılmaz.
Çiğ : Gerekli olguya erişmemiş olan.
Irgalanmak : Sallanarak kostak kostak yürümek.
Döş : Atı göğsünün yukarı ve ön kısmı.

Şiir, 1959 yılında Kayseri- Sarız ilçesinden Nadir Gürbüz, Mustafa Gürbüz ile Karayurt köyünden Yusuf Ozdemir'den derlenmiştir.

88. MEĞER DÜNYA DÖRT SULTANLIK YER İMİŞ

Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Meğer dünya her tarafta bir imiş
Ben dünyayı Al-Osman'ın sanırdım
Meğer dünya dört sultanlık yer imiş
İrili ufaklı insan piç oldu
Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
Altı arap atlı şahbaz nic'oldu
Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuttuğun tutmaz oldu alimler Kalktı da kitaptan arttı zulümler Terlemeden mal kazanan zalimler Can verirken soluması zor imiş
Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet Benim sözüm dinleyene nasihat Besmelesiz kazanılmış piç evlat O da dünyasına ziyankar imiş

Al- Osman : Osmanlı ülkesi
Terlemeden mal kazanmak: Vurgun vurmak, kolay olmayan
yoldan zengin olmak. Mamur : Bayındır. Solumak : Nefes almak.

Şiirin bir çeşitlemesi 1940 yılında Fahri Bilge tarafından derlenmiştir. Ve şiir burada Dadal Musa adına kayıtlıdır. Sözlü gelenekte değişikliğe uğrayan bu tür şiirlerin zaman içinde çeşitli ozanlara mal edildiği hep görülegelmiştir. Bunun gerçek şairini bulmak da oldukça güçtür.

89. FİRUZ BEY ACEM'E GEÇTİ TURNALAR

Yine şenliklendi dereler, düzler Ağyari görünce yüreğim sızlar Yeşil cübbe giymiş gelinler, kızlar Firuz Bey Acem'e geçti turnalar
Uçurun da ördek ile kaz ilen Ötüşün de avaz ilen, saz ilen Sizi çevirirler davlumbaz ilen Firuz Bey Acem'e geçti turnalar
Çağrışa çağrışa yayladan inen Aynalız Gölü'ne sabahtan dönen Bu yıl rey sizin, koruya kanun Firuz Bey Acem'e geçti turnalar
Benden selam edin anam ağlasın Bıraksın akları kara bağlasın Mehmet Bey küçücük Kurt Bey eğlesin Firuz Bey Acem'e geçti turnalar

Firuz Bey: Beğdilli Oymağı beyi. Firuz Bey, padişah tarafından belalı bir sürgün yeri olan Halep'in doğusundaki Rakka'ya sürgün edilmiştir. Firuz Bey oradan kurtularak Acem'e (İran'a) geçmişti
İlen : İle.
Aynalız Gölü: Urfa'nın Akçakale istasyonunun Suriye sınırları içinde bulunan küçük bir köydür. Halk şairleri arasında bu gölün ismi sık sık geçer. Osmaniye-Kadirli ilçesinden tarihçi ve Muharip Gaziler derneği Başkanı değerli insan Safa Vayısoğlu ise, Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesinde bulunan "Gavur Gölü" diye bilinen göle eskiden Aynalız Gölü derler diye belirtmiştir.

Şiir, Ali Rıza Yalman tarafından derlenmiştir.

90. FELEK BİR YANIMI BOŞA GETİRDİ

Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum'dan Gam kasavet kalkmaz oldu serimden El ayırsa ayrılmazdım yarimden Felek bir yanımı boşa getirdi.
Başım' koydum eşiğine, taşma Kurban olam ela gözün kaşına Bizi kınayanın versin başına Felek bir yanımı boşa getirdi.

Haşim Nezihi Okay'ın "Dadaloğlu Hayatı ve Deyişleri" kitabından alınmıştır.

91. HANİ CÜMLEMİZDEN ULU GELMEDİ

Büyük beğlerinen yan yan' oturan Bağda vurup bu beğleri batıran Neşeli sözler ile keyf yetiren Hani cümlemizden ulu gelmedi
Söyle nice ehl-i kamil şor sende Çekelim gayreti bu yıl ar sende Ne acep eğleşti kaldı Tarsus'ta aşıklar serdarı Veli gelmedi
Dadaloğlu der ki sözlerim haktır Hüsn-i kadiminen ocağım paktir Urum'da, sehilde rahatlık yoktur Bu yıl aşıkların yüzü gülmedi

Bağda Çelme.
Ehl-i kamil Kemal sahibi, metinde olgun ve doğru söz.
Şor Laf, söz.
aşıklar serdarı aşıklar başı, baş aşık.
Hüsn-ü kadim Eski güzellik, güzel geçmiş.
Urum Çukurova'ya göre Toroslar'm öte yüzü, Anadolu.

Şiir, Ahmet Şükrü Esen derlemesidir. (ismail Görkem)

92. VER SAZINI BANA EY SARI ÇOCUK

Suriye Osmanlı sınırları içindeyken Şam'da Kul Yusuf derler ünlü bir halk ozanı vardı. Kul Yusuf tüm aşıkları sa-zıyla da sözüyle de yenmiştir.
O sıralar Dadaloğlu on beş yaşlarında genç bir aşıktır ve anlatılanlara göre adı da Veli'dir. Artık bu tarafta da aşık Veli'nin ünü yavaş yavaş yayılmaya başlamıştır.
İşte Kul Yusuf asıl adı Veli olan Dadaloğlu ile karşılaşmak ister. Sorup soruşturur sonunda Kul Yusuf Dadal'ı bulur. Dadal sarışın olduğu için Kul Yusuf ona sık sık "Sarı Çocuk" diye seslenmektedir. Kul Yusuf konuk olduğu için Dadaloğlu ilk sözü ona verir.

Yusuf:

Acem ellerinden coştum da geldim Arayı arayı çocuğu buldum Altmış iki aşık sazını aldım Ver sazını bana ey sarı çocuk

Dadaloğlu:

Ben ne bilem Acemler'den geldiğin Arayı arayı hasmın bulduğun İsbat et altmış iki saz aldığın Dediklerin yalan ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Ağ'lar nedir bu çocuğun davası Yüreğimin ağı frenk ağısı Nerde çocuk yerin, göğün çivisi Bunun da manasın' ver sarı çocuk

Dadaloğlu:

Emmi, çocuk gibi söyleme sözü Hiçbir şey bilmez mi sandın bizi Yeryüzünde dağı, gökte yıldızı Bilemez mi sandın ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Ağ'lar bu çocuğun bana kastı ne Bağlamasın kıvrak çalmış destine Yedi kat yer, yedi kat gök (neyin) üstüne Buna da bir çare bul sarı çocuk

Dadaloğlu:

Senin dediğin de yeşille sarı Şeriat yakınken danışsak bari Hakk'ın özenerek verdiği nuru Su gibi bilirim ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Aman ağ'lar bu çocuğu niderim Kovarım buradan, tektir ederim Sazın' alır kuzu gibi giderim Ver sazını bana ey sarı çocuk

Dadaloğlu:

Nereye gidersen ben de giderim Her ne sorar isen onu bilirim Üleş gibi seni dağda sürürüm Tellerim zehirden ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Hendeklerden deve gibi hoplatırım Sıkarım da gözünü patlatırım Erciyes'in başından atlatırım Ben Yörük'üm anla ey sarı çocuk

Dadaloğlu:

Arkan yaz günü de uğrun kış günü Çeke varıyorsun sık tut dizgini Yavaşça üzengile doru kuzgunu Önü hendek gelir ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Haydi çıkak Erciyes'in başına Seyredelim etrafına, döşüne Erciyes de girmiş kaç bin yaşına Bunun karşılığın' ver sarı çocuk

Dadaloğlu:

Çıkalım da Erciyes'in başına Seyredelim etrafına, döşüne Aç ağzını ben bakayım dişine Aldın mı alımın' ey Yusuf Emmi

Yusuf:

Nice aşık alamadı sazımı Koç yiğitler çeker miydi nazımı Yiğit başın için alma sazımı Hayır dualarım' al Dadaloğlu

Dadaloğlu

Ben Dadal'ım bilmedin mi zatımı
Al altımdan gel de gezdir atımı
Somruk verem sana eşşek etini
Ver sazını var git, ey Yusuf Emmi

Acem elleri : İran ülkesi.
Ağ'lar : Ağalar.
Frenk : Latin ırkından olanlar.
Dest : El.
Tektir etmek : Azarlamak, paylamak.
Üleş : Leş, burada ceset.
Çeke varmak : Çekinerek varmak.
Çıkak : Çıkalım.
Alım : Alınacak şey, yanıt.
At gezdirmek : Birinin seyisi, at bakıcısı olmak.
Somruk : Emzik.

Şiir, Kayseri- Talaş Ortaokulu Türkçe öğretmeni Orhan Aydemir derlemiştir.

93. UNUTMA HARNI'NIN ALTINI DURNAM

İsmail Görkem'in Fahri Bilge ve Ali Rıza Yalkın'dan aktardığına göre; aşık Kadir diye birisi, Dadaloğlu'na meydan okur. Dadaloğlu buna kızar ve "Deniz kıyısında kuyu kazılmaz" demiş ve bu şiiri okuyarak aşık Kul Kadir'e kendini göstermiştir.
Bir bölücek durna kalktı Ayaş'tan Yönün tutmuş Mindilli'den Payas'tan Uğruna yad avcı geliyor Has'tan Unutma Harnı'nın altım durnam
Ceyhan'a varınca eğlen azıcık Çiğ vurup da kılavuzu düzücek Ardın Hemite (de) uğrun Üzücek Çevril Andırın'ın gölünü durnam
Uğrunda Bayazıtoğlu kaçar bileğe Datlı dil döker de salmaz sılaya Konman Kozlu'ya, konun Akkale'ye Çınkıloğlu duzak kurar alınan durnam
Halbır'ı, Sınak'ı yaylanın şanı Çık Meyremçil'e de kendini tanı Ağır ziynetinen inin Çinçin'i Çözülün Göksun'un elini durnam
Göksün dediğin göğal yazılar Garip durnam Kaz Ovasın' arzular Garbi değmiş kamalağın sızılar Sıyırt Binboğa'nın zamanı durnam
Törbüzek'e varınca kurun avazı Geç Sakaltutan'dan Yalak'ın düzü Sabahın seherinde geçin Sarız'ı Aş git Yed'oluk'un belini durnam
Koca Şirvan senin karın kalkma mı Ablak sığınların dönüp bakma mı Kızılırmak kıvrım kıvrım akma mı Geç git şu Akdağ'ın yoluna durnam
Uç durna uçurdum güzün sonuna Garip kılavuzu düşmüş önüne Kadir sesleniyor Bozok dağına Davi diler Dadal'ın dölünü durnam

Ayas : Hatay- Dörtyol ilçesine bağlı kasaba. Şimdi
Adana Yumurtalık ilçesi.
Mindilli : Yumurtalık- Dörtyol arasında yer adı.
Payas : Dörtyol'a bağlı kasaba.
Yad : Yabancı.
Has : Tecirliler'in kışlak yurdu, Düziçi.
Harnı : Haruniye- Düziçi.
Hemite : Osmaniye- Kadirli Karayolu üzerinde köy.
Üzücek : Hemite- Andırın arasında yer adı.
Bayazıtoğlu : Kahramanmaraş'ta ünlü bir aile.
Akkale, Kozlu: Andırın- Göksün yakınlarında yer adı olmalı
Halbır, Smak, Meyremçil, Çinçin, Kaz Ovası, Törbüzek: Gök-sun'un güneyinde yer adları.
Kazovası- Törbüzek: Göksün yakınlarında yer adı.
Sakaltutan:Göksun-Yalak arasında, Keklikoluğu köyü yakınlarında yer adı.
Yalak : Sarız'a bağlı kasaba. Şimdiki adı Yeşilkent.
Sarız : Kayseri ilçesi.
Yedioluk : Sarız'm köyü.
Şirvan : Pınarbaşı ilçesinin yaslandığı dağ.
Ablak sığın : Sığın: Ala geyik, ablak. Dolgun yüz.
Güzün sonu: Sonbaharın sonu. (metinde Gözün Sonu yakıştırması yanlış)
Davi : Dava, çekişme.

94. AŞİRETTEN HAYDAR BEY'İM GELİR GÖVDELİ

Yayılır atlar da allı, dorulu El kovar mayalar ufakl' irili Haydar Bey'in aslı Pehlivanoğlu Aşiretten Haydar Bey'im gelir Gövdeli
Çiçeklerin top top açmış yazman Sığınların oynaşıyor nazınan aşıkların varır da çifte sazınan Üsküdar'dan ünün gelir Gövdeli
On direkten çadır dutar karalı Güzellerin var da ağlı, sarılı Çarhacısı biner ufakl' irili Haymana'dan elin gelir Gövdeli
Yüksek yüksek konalgana varılır Ağ evinen kara çadır kurulur Samur kürklü koca beyler derilir Koc'Amik'ten yolun gelir Gövdeli
Dadaloğlu'm der ki sen seni tanı Arap atlı koç yiğitlerin hani Avşar'ı dersen yaylanın şahanı Her dereden selin gelir Gövdeli
Gövdeli : Sanz ilçesinin kuzeyinde bulunan dağ. (Koca gövdesi olduğu için böyle denir.) Doru : Kızıl kahve rengi at donu, rengi. Üsküdar : Burada, "İstanbul'dan" denmek isteniyor. Çarhacı : Çarkçı, kılıç, kama, bıçak bileyen. Hizmetçi. Amik : Hatay'daki Amik ovası, gölü.

Şiir, Fahri Bilge derlemesidir, (İsmail Görkem).
Şiirdeki ölçü ve söyleyiş hatası derlemelerden kaynaklanmış olmalı.

95. EMREYLEDİ ÜSTÜMÜZE TUĞLARI

Niçin melul durun sen Kabaktepe Sana konan evler çok sürdü safa Halimiz arzetsek sultana, şaha Emreyledi üstümüze tuğları
Altmış ayak kara çadır dutardık Bu meydanda ne cıdalar atardık Herbirimiz bir orduya yeterdik Şimdi sığınç olduk ıssız dağlara
Serhoş yürür atlısının yarısı At oynatır akıllısı, delisi Öğüt verir aksakallı ulusu Gayip olmuş al yelekli evleri
Der Dadaloğlu'm da söylüyor yine La'net eyleyelim bundan dönene Meydanda kırılan hep döne döne Ne yaman hayf aldı kalan sağları

Sultana, şaha : Metinde sultan-ı şaha.
Tuğları : Burada, tuğlu vezirleri, komutanları.
Cıda : Uzun sırıkla oynanan oyun, bu oyunda atı-
lan sırık.
Al yelekli evler : Dağ ve tepe eteklerindeki evler, çadırlar
kastediliyor.
Hayf almak : Öç almak.

Şiir, bir Ahmet Şükrü Esen derlemesidir. (İsmail Görkem)

96. ŞU ÖNÜNE AKDAĞ SENİN

Dadaloğlu çoluk çocuğuyla Yozgat- Akdağ'a yaylamak maksadıyla geldiği zaman söylenmiş. (Fahri Bilge derlemesi, (İsmail Görkem)
Aşağıdan beri geldim Şu yanma Akdağ senin Nazlı yarı aldım geldim Şu önüne Akdağ senin
Akdağ hiç mi gitmez gamın Acem'de söylenir namın Her derede yüz bin çamın Şehit düşer Akdağ senin
Sırıklı'dan Sıradaş'tan Kevenin görünmez göçten Eğrikıyı'dan Dolambaç'tan Elin gelir Akdağ senin
Sırıklı'nın Pat'tan yüzü Yalan mı aşığın sözü Şifa olur Ayanözü İçenlere Akdağ senin
Der Dadal'ım söyler ezel Kervanlar yükünü çözer Al öğnüklü kızlar gezer Salınarak Akdağ senin

Akdağ : Akdağmadeni olmalı- Yozgat.
Eğrikıyı, Dolambaç, Sırıklı, Pat (Çat).
Ayanözü: Akdağ- Şefaatli arasında yer adları

97. AVŞAR ELİ YAYLASINA GÖÇTÜ MÜ

Sana derim Anavarza kalesi Başucunda garbi yeli esti mi Yeğin Çukurova'nın (da) sıcağı Avşar eli yaylasına göçtü mü
Çıkart siyahları giyin alları Avşar eli yeni tuttu yolları Kozan, Feke, Saimbeyli elleri Avşar eli Şunutluk'a geçti mi
Yaz gelir sevdiğim savrulur harman Sabahın seheri çöküyor duman Yedi sinekler de kalmadı dermen Avşar eli Akköprü'yü geçti mi
Dadaloğlu'm der de Avşar darılır Kalırsa sehilde hepsi kırılır Çıkarsan Mağ'raya Yalak görünür Avşar eli (şu) Sarız'ı geçti mi

Akköprü : Kozan- Kadirli arasındaki ünlü Çukur köprü.
Mağara : Tufanbeyli.
Yalak : Şimdiki adı Yeşilkent.

Şiir, F. Gülay Mirzaoğlu'nun hazırladığı tezden alınmıştır. F. Gülay Mirzaoğlu tarafından "yüksek lisans tezi" olark hazırlanmış bu çalışmada kimi bilgi eksiklikleri ve acemilikler de gözden kaçmıyor. Sözgelimi, ikinci dörtlükteki "Saimbeyli" sözcüğü. Dadaloğlu zamanında Sainıbey adı yoktu. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Sairn Bey adına 1923'te burası Saimbeyli oldu. Buranın eski adı Hacın'dı. Sonra Mirzaoğlu'nun derlemesinde Sarız yerine Sarıkız denmektedir. Öte yandan yazın harman savrulmaz, güzün savrulur. Dadaloğlu şiirlerinde "sevdiğim" sözünü de kullanmaz. Bunların zaman içinde aktarıldıkça değiştirilmiş olduğunu varsaymamız gerekiyor.

98. BU YARAYA MERHEM SARILMAZ GAYRI

Fahri Bilge'ye anlatılanlara göre şiir, Cerit Aşireti Beyi Osman Bey'in bir davetine geç gelen Paltalıoğlu'nu öldürmesi üzerine söylenmiştir. İsmail Görkem bu şiirin Dadal Musa'ya ait olduğunu söylüyor ama nedenini belirtmiyor. Oysa Fahri Bilge'nin yazmasında bu olaydan haberli olan Dadaloğlu da vardır. Üstelik o metinde "Musa" adı da yoktur.
Yürü bire yürü Hasan çölleri Çöktü dumanın da sorulmaz gayrı Kılıç, kalkan birbirine giriyor Bu yaraya merhem sarılmaz gayrı
Padişah fermanı sorulmaz oldu Şor ayağa düştü bilinmez oldu Bu işlerin önü alınmaz oldu Bozuldu güller de derilmez gayrı
Bozuldu aşiret elini yokla Muzular arada kendini sakla Aman beğ efendim dizgini topla Bu sevda başlardan ırılmaz oldu
Dadaloğlu'm da söyler kendi fendinden Kuşa bir ok değmiş kendi telinden Sağ ol beğ efendim kendi kendinden Pınar gözden bulandı durulmaz gayrı

Hasan Çölleri : Çukurova denmek isteniyor. Burada, Hasan
adlı bir beyin bulunduğu yer olmalı.
Şor : Laf, söz.
Muzu : Ara bozan, söz getirip götüren.
Şiir, bir Fahri Bilge derlemesidir. (İ. Görkem)

99. AK KUĞUM KARIŞMIŞ KAZINAN GELİR

Göçebelik döneminde sürülerle yaylaya çıkmak, atlı, koyunlu, kuzulu, çadırlı bir yaşam içinde olmak insana mutluluk verirdi. Ayrıca dağlarda yanı tazılı, eli kuşlu ava çıkmak maceralı ve hoş bir yaşantıydı. Bunu beyler de ağalar da yapardı.Ayrıca bu şiir 110 nolu şiirin bir benzeridir.

Sıkman canınızı ağalar, beyler Baharın ayı da yazman gelir Cümle kuşların da sökün zamanı Ak kuğum karışmış kazınan gelir
Nice beyler vardır yanı tazılı Kolları bağlı da şahan bazılı Göğala koyunlu körpe kuzulu Karışmış sağmalı yozunan gelir
Sana diyom sana arılık peklik Yiğidi kötüye düşüren yokluk Kendini sarpa çek kınalı keklik Beyoğlu üstüne bazınan gelir
Korkarım Göksün'un köprüsü bağlı Yarimin elinden ciğerim dağlı Avşar'ın yanında Bayazıtoğlu Cümle beyler ona sözünen gelir
Dadaloğlu'm der ki beri gel beri Ağustosta erir dağların karı Gayet güzel olsa yiğidin yari O da sevdiğine nazınan gelir

Baz : Doğan kuşunun erkeği.
Sağmal : Sağılır süt veren koyun, inek.
Arılık peklik : Doğruluk, temizlik.
Göksün : Maraş'ın ilçesi.
Bayazıtoğlu : Maraş'ta ünlü bir aile.

Karacaoğlan'ın da aynı ayaktan söylenmiş bir şiiri vardır ama orada Karacaoğlan tabşırması yoktur.
Şiir, Fahri Bilge derlemesidir. (İsmail Görkem)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:00

100. GÜLLERİ GÖRDÜM DE BULANDIM BUGÜN

Evvel bahar yaz ayları gelince Selleri gördüm de bulandım bugün Lalesi bitmiş de gülleri taze Gülleri gördüm de bulandım bugün
Eli göçmüş ıssız kalmış yurtları Söyleyelim başa gelen dertleri Kolu tor şahanlı yavuz atları Elleri gördüm de bulandım bugün
Başı karardıçlı soğuk pınarlar Evleri göçmüş de yurtları belli Altı arap atlı kolu doğanlı Beyleri gördüm de bulandım bugün
Hazni Dadaloğlı sıkma sayalı Hiç aklımdan gitmez yarin hayali Başı kara taçlı, kalem kayalı Dağları gördüm de bulandım bugün

Eli göçmüş : Eli-obası anlamına. Metinde "İli, yani vilayeti
göçmüş" olarak yanlış yazılmış.
Kar'ardıç : Karaardıç ardıç ağacının en iyisi.
Doğanlı : Doğan kuşlu denmek istiyor.
Hazni : Hüzünlü, üzgün.

Şiir, Bir Fahri Bilge derlemesidir (İsmail Görkem)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:01

101. DÖNMEZ İSEM BİR DE GİDEN BAKINDI

Allı turnam ana kuzudan çekildi Uğru vardı Ağşâr'a döküldü Görebilsem gül yüzlümün boyunu Dönmez isem bir de giden bakındı
Turnam tergetme (n mi) Boraman Dağını Aş görelim Kırşehir'in bağını Seyfe Gölü'nde de kur otağını Yel estikçe burcu burcu kokundu
Turnam tez getirir baharı, yazı Ötüşün del'eyler avazı bizi Geç Kırık Köprü'yü, seyirt Tekgöz'ü Allı turnam katarını çekindi
Kayseri'ye varınca yüksek dökülür Cığalların dal gerdana dağılır Erciyes'e doğru boynun eğilir Allı turnam Koramaz'a çekindi
Dadaloğlu dost eline varınca Usuldur boyların, bellerin ince Nasip olup gül yüzlüyü görünce Siyah zülfe mâh cemale bakındı

Şiir, bir Ahmet Şükrü Esen derlemesidir. (İsmail Görkem)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL ŞİİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 17:01

102. HARPBOGAZ'DAN AŞAR YOLU AVŞAR'IN

Şol Çukurova'da bitirir işin Er göçen bu sene kurtarır başın Andırın beyliye bildirmez yaşın Harpboğaz'dan aşar yolu Avşar'ın
Tereli Yokuşun' pek erken dolan Düzelse yolları Alın, Sapılan Kastal'a varınca yayladır kalan Artık burda soğur beli Avşar'ın
Kozlu, Karakulak da konalga yeri Oradan (da) geçer sürer ileri Andırın kasaba az solda yeri Artık burda söyler dili Avşar'ın
Sorar gördüğüne Çinçin nerede Bulmak ister pınarları sırada Erdim derler şol Göksun'da murada Öter kekliğinin dili Avşar'ın
Dadaloğlu'm der de bu böyle olmaz Avşar eli yaylasız sehilde kalmaz Açmış Binboğa'nın gülleri solmaz Burcu burcu kokar gülü Avşar'ın

Andırın : Kahramanmaraş'ın ilçesi.
Harpboğaz : Andırın - Kadirli ilçeleri arasında olmalı.
Tereli : Türkmen aşiretlerinin göç yollarından
Alın, Sapılan : Andınn'da Tereli rampası yakınlarında yer adı.
Kastal : Andırın yakınlarında yayla.
Kozlu, Karakulak : Pınarlı köyü yakınlarında yer adı.
Çinçin : Göksün ilçesinin güneyinde yer adı.

Şiir, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünce 1968 yayımlanmıştır. Derleyen Zeki Güneri.

103. AĞIR SOHBET EYLER SÖZÜNEN BİLE

Şiirde, ozan, Ceyhan ırmağının doğu tarafında (Aslında sağ yanında) kışlayan Avşar Türkmenleri'nin, Kayseri tarafına Kozan üstünden giderken konakladıkları ve bu arada gördükleri yerleri dile getiriyor.
Avşar Osman Bey'i (de) gezdim bir zaman Çık Göveloğlu'na kalmasın güman Ağcalıoğlu senin ahbabın tamam Ağır sohbet eyler sözünen bile
Bayadoğlu'm tülülerin yedelim Paşalıoğlu'm ikrarını güdelim Çıkalım Kiraz'a seyran edelim Çok yerler görünür gözünen bile
Hacın bir kasaba uğra da savuş Yeğin olur Obrukbaşı, boranınan kış Mağara'da Bekir Ağa'ya kavuş Garip gönlün eyler sazınan bile
Aş Katrabbeli'ni yüksek yekin Tekesuy'u kıblesine (de) akın Soğanlı'ya garbi Suçatı yakın Erir karı çağlar buzunan bile
Velid Kahya derler uğra bir hana Derdimin ortağı uğra lokmana Peri Kahraman' durun divana Düş hak-i payına yüzünen bile
Tez geldi Urum'un baharı, yazı Ötüşür ördeği, çerpizi, kazı Eğer Dadal'ı da anarsa bizi Neyleyim menzile yazman bile

Avşar Osman Bey : Kayseri- Pınarbaşı Toybuk köyüne iskan edilenlerin atası. Onun konduğu yurt kastediliyor.
Göveloğlu : Kadirli yöresinde Göveloğlu Mahmut Bey.
Ağcalıoğlu : Kozan'ın Akçalı köyünü kuranlardan ünlü biri.
Bayadoğlu : O dönemin varlıklı ailelerinden biri.
Ağır sobet : Koyu, derin söyleşi.
Tülü : Erkek deve.
Hacın : Saimbeyli.
Obruk : Adana'nın Saimbeyli- Tufanbeyli arasında
yer adı.( Halk da "Obrukbaşı" diye söyler. Obruk'un başı ile aşağısı arasında önemli iklim değişikliği yaşanır. Az ötede Fıyrat "Feryat" dağı, rüzgann feryat ettiği yerdir.)
Mağara : Tufanbeyli ilçesinin eski adı.
Bekir Ağa : Tufanbeyli'de Keçeler lakaplı aileden biri.
Yedmek : Hayvanı yedeğine alarak götürmek.
Kiraz : Feke ilçesi yakınlarında.
Katranbeli : Tufanbeyli yakınlarında yer adı.
Teke Suyu : Sarız-Değirmentaşı köyü güneyindeki dere.
Soğanlı-Sımatı : Metinde "Sımatu"Tahtalı Dağı'nın içinden akan Kuruçay'ın güneyindeki dağ.
Velid Kahya : Sanz-Değirmentaşı köyü yakınında, Kuru-çay'ın başlangıcındaki han. Bir adı da Mırık'ın Hanı. Eskiden Mınk adlı bir Ermeni işletirmiş bu hanı.
Lokman, Peri Kahraman : Efsane kişiler.
Hak-i payına : Ayağının toprağına.
Urum : Toroslar'ın öte yüzü, Anadolu.
Çerpiz : Angıt.

Dadaloğlu. Şiir cönge 1920'li yıllarda girmiştir. (İsmail Görkem) Derleyen: Ahmet Şükrü Esen
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir