Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dadaloğlu'nun Kavga, Yiğitlik Ve İskan İle İlgili Şiirleri

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:32

14. ACEMİ İMAMA SAF ETTİN BENİ

Felek senden şikayetim çok benim Tilki derisinden tef ettin beni Ya ben mi yanlışım yoksa imam mı Acemi imama saf ettin beni
Dadaloğlu'm güler iken ağladı Aktı gitti gözüm yaşı çağladı Erkek çakal kollarımdan bağladı Amma dişi aslan affetti beni

15. ÖRDEKLERİN ÇAĞRIŞIRDI KAZINAN

Dadaloğlu Hasibe Hatun sayesinde Yazıcıoğlu'nun elinden kurtulur. Bundan sonra Bozok'ta sürgünde bulunan Avşarlar'ın yanına gitmek ister. Ta Payas zindanından kaçalı beri çok zaman geçmiştir. Üstelik bu kılık kıyafetle aşiretin kendini tanıyıp tanımayacağı kuşkuludur.

Yaya yapıldak Tanır beyi Yazıcıoğlu'nun yanından ayrılır, dağlardan dağlara gizlenerek Göksun'un kuzeyindeki Dirgen dağına gelir. Bir hayli yol aldığından yorulmuştur, acıkmıştır. Bir soluk almak için oraya oturur.

Bir de bakar ki biraz ötede bir Türkmen kadını sırtındaki şelekle karşıdan geçmektedir. Onun kendisini ihbar edeceğini sanır, bereket ki kadın kendisini görmeden geçip gider.
Orada arkasına bakar Binboğa dağları tüm heybetiyle sı-ralanmaktadır. Payas zindanında da gözüne en çok tüten bu dağlardı. O zamanlar bu dağlarda geyik sürüleri vardı, türlü kokulu çiçekler vardı, dünyanın en kıymetli gür ormanları vardı.
Biraz ötede aşağıdaki düzlüğe bakınca Seyhan nehrinin bir kolu olan Sarız suyu ve Yalak köyü görünür. O sıralar Sarız suyu da Yalak çukuru da henüz tarıma açılmamıştır, otlaktır.

Dadaloğlu duygulanmıştır, sazını alır ve Çukurova'da çok yaygın olan şu Türkü'yü söyler:

Çok göresim geldi Binboğa seni Ne hoş olur baharınan yazınan Dirgen dağı Koç dağının dengidir Ördeklerin çağrışırdı kazman
Ne kara yazılmış anlıma yazı Varsak da aşiret tanımaz bizi Sarız'dan aşağı Yalak'ın düzü Sağmalların yayılırdı yozunan
Kuruçay'dan Deliçe'yi aşalım Çapanoğlu eteğine düşelim Elbistanlı kızı helallaşalım Çok ekmeğin yediyidim tuzunan
Dadaloğlum der de bu nasıl haldir Seneler sayılmaz kaç tane bıldır Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır Puşt Osmanlı duralaştı biziynen

Türkü bitince doğru yoluna devam eder, Sarız suyunu geçer, Tahtalı dağlarının içinden geçen Kuruçay'ı da aştıktan sonra Yozgat- Bozok'ta bulunan Avşarlar'ın yanına varır. Burada kerpiç kestirip ev yaptırır. Fakat bu yeni yerlerine ne Avşarlar ısınır ne de Dadaloğlu.

Dirgen Dağı : Binboğa dağlarının içinde, Afşin ilçesinin batısındaki dağ.
Koç Dağı : Sarız- Pınarbaşı yolu üzerinde, Tahtalı dağları
içinde bir dağ.
Kazman : Kaz ile.
Yalak : Sarız ilçesinin kasabası, şimdiki adı Yeşilkent.
Sağmal : Sağılır koyun, inek.
Yoz : Kısır, süt vermeyen koyun,

16. ÇUKURUN KİLİDİ BEYLER NİC'OLDU

Avşarlar iskan oldukları Bozok'a ısınamazlar. Toroslar'ı, Çukurova'yı geçmiş şanlı günleri anarlar.

Dadaloğlu bu duygularla söyler:

Bizim dağlar çam ardıçlı meşeli Yaylasında lale sümbül döşeli Hayli zaman şu Tapan'dan aşalı Çukur'un kilidi beyler nic'oldu
Gördüm Anavarza bir duvar taşlı Aşiret iskanda binalar başlı Altı arap atlı böğrü kılıçlı Eli kuşlu boy beylerim nic'oldu
Nerde aşiretler edepli uslu Oda çadırımız pek muhabbetli Üst yanı Bozdoğan, altı Ceritli Kaplan postlu kır atlılar nic'oldu

Tapan : Adana Feke ilçesinde bir kasaba.
Çukur : Kozan- Kadirli karayolunun Adana yol ay-
rımında bir köy. Çukurköy de denir. Şimdiki adı Naşidiye, Kadirli'ye bağlı.
Eli kuşlu olmak : Eskiden Türkmenler avlanmak için özel olarak alıcı kuşlar beslerlerdi
Üst yanı Bozdoğan: Suların akışına göre Çukurova'nın üst kesimi, burası Kadirli yöresi ki buraya Bozdoğanlar konardı.
Altı Ceritli : Çukurova'nın aşağı kısmı, buraya da Cerit
Türkmenler'i konardı.

Şiir, Buruklu aşık Kul Mustafa'dan derlenmiştir. Ozan son dörtlüğü anımsamadığını söylemiştir.

17. BİRE BEYLER CÜNUNLUĞUN ZAMAN MI

Osmanlılar, devlete vergi vermekten, asker vermekten habersiz, üstelik dolaştığı yerlerde soygunlar, kovgunlar yapan Avşarlar'ı bir toprağa bağlamak, oraya yerleştirmek isterler. Fakat onların bu isteği hep zora dayalı olarak yürütülmek istenir. Onun için de Avşarlar direnirler, sürgünler, kırgınlar olur.

Osmanlılar'ın zora dayalı olarak yapacakları iskana Av-şarlar karşı koyarlar. Kavgalar olur, çakmaklı tüfekler, kılıçlar konuşur. Dadaloğlu bu gerçekler üzerine söyler.
Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor Gavur dağlarının başı dumanlı Gönül binmiş aşk atına aşıyor Bire beyler cünunluğun zaman mı
Aşağıdan iskan evi gelince Sararıp da gül benzimiz solunca Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca Kaypak Osmanlılar size aman mı
Aşağıdan iskan evi geliyor Bezirganlar koç yiğide gülüyor Kitabın dediği günler oluyor Yoksa devir döndü ahir zaman mı
Aşağıdan akça çığın ötünce Katar başı mayaların sökünce Şahtan ferman Türkmen eli göçünce Daha da hey Osmanlı'ya aman mı
Dadaloğlu'm sevdası var başımda Gündüz hayalimde gece düşümde Alışkan tüfekle dağlar başında Azrailden başkasına aman mı

Cünunluk : Delilik, mecnunluk.
Çığın : Bir çeşit alıcı kuş.
Seyfi : Gözleri güzel bir çeşit alıcı kuş.
Maya : Dişi deve.
Sökmek : Gelmeye başlamak, çıkagelmek.
Bezirgan : Tüccar. O dönemde ticaret işiyle daha çok azınlıklar uğraşırdı.
Kitap : Burada Kur'an.
ahir zaman : Son zaman, kıyamet günü.
Kaypak: Sözünde durmayan. Çünkü Osmanlılar, Uzunyayla'yı önce Avşarlar'a vereceklerdi sonra bundan vazgeçtiler. O nedenle "kaypak" diyor.

Aynı ayakla söylenmiş Karacaoğlan'ın da bir şiiri var. Ancak Karacaoğlan'ın Osmanlı'yla, tüfekle, topla bir ilgisi yok. O nedenle bu şiir Dadaloğlu'na aittir.

18. BÖYLE RÜSVA OLMASAYDIK CİHANDA

Derviş Paşa'nın ordusu Kozan'a geldiği zaman Uzun Yayla, Pınarbaşı, Sarız, Haçin (Saimbeyli) ve Feke yöresinin derebeyi Kozanoğlu Yusuf Ağa'dır.

Yusuf Ağa ile Derviş Paşa'nın anlaşması şöyle olur: Yusuf Ağa önce iki bin beş yüz kuruş aylıkla Maraş'ta ikamete razı olur. Sonra da bundan vazgeçer Sivas'ta ikamet etmek ister. On üç yaşındaki oğlu Ali Bey'in de Mekteb-i Harbiye'de (Harp Okulunda) okutulmasını şart koşar. Paşalar bunu da kabul ederler. Lakin Yusuf Ağa yine de birkaç kez isyan eder. Sonunda bir gece hapis olduğu çadırdan kaçarken vurularak yakalanır. Yaralı yaralı idam edilir.

Şiir bu olay üzerine söylenmiştir:

N'olaydı da Kozanoğlu'm n'oyladı Sen ölmeden bana ecel geleydi Bir çıkımlık canımı da alaydı Böyle rüsva olmasaydık cihanda
Neyledik de Hakk'a büyük söyledik Ne akılla kahpeleri dinledik Cahil idik n'ettiğimiz bilmedik Aciz çıktı bak adımız her yanda
Beyim gelir arkasında bin atlı Cümlesi de sanki kuştur, kanatlı Ölürsek derdimiz olur (i)ki katlı Yar yetimi kalır mıydık meydanda
Derviş Paşa gayri kına yakınsın Böbürlensin dört bir yana bakınsın Emme bizden gece, gündüz sakınsın Öc alırız ilk fırsatı bulanda
Dadaloğlu'm söyler size adını Şimdiden yok bilsin hasım kendini Bağlasalar parçalarım bendimi Yatacağım bilsem bile zindanda

Bir çıkımlık can: Dayanıksız, sağlıksız ve yaşlı kişiler için söylenir. Dadaloğlu'nun son yıllarıdır.
Rüsva olmak Yar : Ayıpları meydana çıkmak.
yetimi kalmak : Sevgilisini kaybetmek.
Kına yakmak: Sevinmek, neşelenmek. Avşarlar üzüntü­lü, yaslı günlerde kına yakmazlardı.
BöbürlenmekÖğünerek kubarmak,kurulmak.
EmmeAma
ZindanHapishane.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:38

19. AŞİRETİN DÖĞÜŞ ETTİ DUYDUN MU

Çukurova Türkmenleri içinde bir Bekir Ağa vardır. Bekir Ağa kimilerine göre Cerit oymağından, kimilerine göre ise Avşar oymağındandır. Hangi oymaktan olursa olsun Bekir Ağa aşireti tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişi idi.

Henüz bilinmeyen bir nedenle Bekir Ağa padişah tarafından Halep'in Rakka ilçesine sürgün edilmiştir. O zamanlar Halep Osmanlı topraklan içindedir. Bekir Ağa orada on beş yıl kalır. Günü tamamlanınca da oradan ayrılır.

Ama beri taraftan bu on beş yılda çok şeyler değişmiştir. Bekir Ağanın kendisinden başka beş erkek kardeşi daha vardır. Bir aşiret kavgasında bu beş kardeşten dördü öldürülmüştür. Aşiret bu dört ölüyü Bekir Ağa'ya nasıl duyuracak. Aralarında tartışmalar olur. Sonunda bu görevi Dada-loğlu üstlenir.

Bekir Ağanın sürgün yılları dolmuştur. Kendisi Akbez, Haltanlı (İslahiye güneyinde bir köy) İslahiye, Hacı Osmanlı (Osmaniye). Akyar (Osmaniye'de bir köy). Toprakkale. Mustafabeyli. Hürüuşağı (Türk Şükrüye-Yeni Kent) yoluyla Ceyhan ilçesinin şimdiki Tatarlı köyünün bulunduğu yere gelir.
Bekir Ağa'nın aşireti de o zamana kadar Tatarlı'ya gelmiştir. Burada karşılaşılır. Hal, hatır sorulur, hoşbeş edilir. Bekir Ağa bir de bakar ki aşirette bir durgunluk var.

Hele kardeşlerinden dördünü orada göremeyince merak içinde kalır ve Dadaloğlu'na sorar:

— Dadaloğlu, aşiretteki bu durgunluk nedir? Bana bir haberin yok mu?

Dadaloğlu da heyecanlanır, Cevap verir:

— Ağa, telden mi söyleyim, dilden mi?

Bekir Ağa:

— Dadaloğlu telden söyle ki hem kasavetim dağılsın hem de durumu anlıyayım, der. Bunun üzerine Dadaloğlu sazını eline alır ve şöyle söyler:

Esti poyraz yeli bulandı hava Zatıdan gamlısın sen Çukurova Atına bin gel de ey Bekir Ağa Aşiretin döğüş etti duydun mu

Dadaloğlu böyle başlayınca Bekir Ağa hayıflanır.

Çekildi kılıçlar çok indi başa Kartallar kuzgunlar indi üleşe İkisi boy beyi bir Miktat Paşa Döğüşü döğüşü öldü duydun mu
Acep hayfın alır mola sağları Mızrakları deldi, geçti dağları Boynu uzun İrecepli Beyleri Çark elinde kavga etti duydun mu
Parladı kılıçlar bindi kılıca Atı yavuz olan çıkıyor uca Çukurova girdi kılıç kılıca Kanl(ı) üleşe kartal indi duydun mu

Der Dadal'ım söyler sözün merdini Yavru şahin ıssız koymaz yurdunu Biz de verdik beş kardeşin dördünü Bu işimiz böyle oldu duydun mu

Türkü bitince Bekir Ağa uzun bir "ah!" çeker.

— Ey Dadaloğlu. eğer böyle olduğunu bilseydim, dönüp de buralara gelmezdim, der.

Ceyhan'ın şimdiki Altıgözbekirli köyü ile Ceyhanbekirli köyü işte o Bekir Ağanın adından gelir. Her iki köy de aynı aşirettendir. Bekir Ağa'nın torunları dahi Altıgözbekirli köyünde yatarlar. Altıgözbekirli köyünün şimdiki halkı ise 1865 iskanından sonra oraya yerleşmiş Cerit Türkmenleri'dir.

Zatıdan : Zaten, eskiden, esasen.
Üleş : Leş, burada insan ölüsü, ceset.
Miktat Paşa : Bekir Ağa'nın kardeşlerinden biri.
Hayf : İntikam, öç.

Şiir, 1954 yılında Sarızlı Amber Eroğlu ile Ceyhan Hürü Uşağı (Türk Şükrüye-Yeni Kent) köyünden Hürü Oğlu İsmail (İsmail Halis Çelik) 'den derlenmiştir.

20. BİNER DÖVÜŞÜRÜM DER TÜRKMENOĞLU

Avşarlar içinde Türkmenaliler (kısaca Türkmenler de denir) diye bir oba vardır. Türkmenler'in büyük çoğunluğu Sarız ilçesinde otururlar. "Türkdönmez, Pontömeroğlu, Türkmen" soyadlı kişiler. Sarız ilçesinin İncedere köyünde de Türkmenler vardır. Bunların soyadları da "Tunç"tur. Ayrıca Çukurova'da da Türkmenler'den bazı aileler bulunmaktadır. Şiir acaba bu Türkmenleri mi yoksa başka Türkmenleri mi anlatmaktadır. Orası tam olarak bilinmemektedir.

Şiir iki aşiret arasında yapılan bir kavgayı anlatmaktadır. Ama kavganın tarihini, kavgada geçen kişileri şimdi hatırlamıyoruz. Dadaloğlu bu kavgada kahramanlık gösteren Türkmenoğlu'nu övmektedir.
Bindiğin at Aşkar mıdır ya Düldül İrengi bozadır, der Türkmenoğlu Eyerlen kır atı mahzun kalmasın Biner dövüşürüm der Türkmenoğlu
Ali Paşa'm her ülkeyi bağladı, Ah etti de Torun deyi ağladı. Her obadan üç beş yiğit hoğladı Siftah hoğlayan da bir Türkmenoğlu
Karartısı çoktur ordusu fena Döğüşen yiğitler boyanır kana Kasavet mi çeker doğuran ana Nöbet bıçağa bindi der Türkmenoğlu
Kara Ahmet der ki etme inadı Bıldır deden dedemizi sınadı Benim koğduğumun kalkmaz kanadı Çekerim çeneni der Türkmenoğlu
Elinde kargısı oylukta satır Kesilen kelleler meydanda yatır Korkma beyim korkma salavat getir Arkamızdan gelen koç Türkmenoğlu
Gezdir Dadaloğlu'm kır atı gezdir Nallan dökülmüş yeniden düzdür Kargının ucuna «Maşallah» yazdır İlet Sadık Bey'e ver Türkmenoğlu

Aşkar: Battal Gazinin ünlü atı.
Düldül: Hz. Muhammed'in Hz. Ali'ye hediye ettiği ünlü at, katır.
Torun Avşarlar'da bir oba adı.
HoğlamakYardıma koşmak, nara atarak öne atılmak.
Siftah Ülkeyi Bağlamak İlk kez olarak Ülkeyi emri altına almak.
ObaÜç beş çadır halkı, aşiretlerin küçük bölümleri.
KarartıBurada öz ve esastan yoksun kalabalık.
KasavetÜzüntü, sıkıntı.
Bıldır Geçen yıl.
YatırYatıyor.
Ali Paşa, Kara Ahmet: Avşar savaşçıları.
Sadık Bey:Avşar beylerinden biri.


Şiir, Halkbilgisi Haberler Mecmuasından alınmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:41

21. HANİ YA KABAK HASAN KODAZ ALİ'NİZ

Avşarlar, Kozanoğulları'nın süvari askerleri. Farsaklar (Varsaklar) da piyade askerleriydi. Kozanoğulları daha çok Avşar gücüne dayanarak saltanat sürmüşlerdir. Ayrıca onlarla yakın akrabalıkları da vardır.
Bu sırada Anadolu'nun orta yerinde (Cevdet Paşa'nın deyimiyle) ziyade kuvvet bulan Çapanoğlu Cabbarzade, Kozanoğlu'nu çekemez. Büyük bir kuvvetle Kozan üzerine yürür. Rum nahiyesini zapteder. Fakat Feke'nin Belen köyü yakınlarında Kozanoğlu Büyük Yusuf Ağa'ya yenilir.

Bu yenilgiyi hazmedemeyen Çapanoğlu bir takım planlar yaparak Çukurova'daki diğer Türkmenler'i kışkırtıp Avşarlar üzerine saldırtır.
Bu kavgada Avşarlar bir yanda; Karalar, Sırkıntıoğulları, Karahacılılar, Menemenciler, Ceritler, Tecirliler, Bozdoğan ve Reyhanlı diğer yanda olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Sabahın erken saatlerinde başlayan kavga akşama kadar sürer. Adana'nın doğusundaki Misis bölgesinde başlayan bu zorlu kavga Sarıçam ve Buruk köyü yörelerine kadar yayılır.
Değerli derlemeci Fahri Bilge'ye anlatılanlara göre kavga tam üç gün sürer.

Dadaloğlu, yedi boya karşı yapılan bu kavgada gördüklerini dile getirir:

Misis köprüsü de mühengi aştı Karalar, «ho!» dedi Buruk'a düştü Sırkıntı, Menemenci hep yalın kaçtı Hani ya Kabak Hasan; Kodaz Ali'niz
Avşar'ın uyluğu tutmuyor atta Tecirli de kaçtı gitti firkatta
Cerit(in) hopuru çıktı Yarsuvat'ta Boz kartala pay oldu ya ölünüz

Bozdoğan davaya girmeden kaçtı
Reyhanlı beyi de Halep'e düştü Kozanoğlu duydu buna pek şişti Hani ya hiç beri gelmez biriniz
Çekildi Avşar'ın atlısı bindi Cerit'in üstüne peştemal döndü Göçmüş Sırkıntılı yurduna kondu Nerde kaldı kolu bağlı deliniz
Der Dadal'ım hani beyler kalanı Mistik Paşa'm ne tez tuttun Belen'i Çapanoğlu gene yaptın planı Hani sizin çakmak çakan eliniz

Misis : Adana ilinin doğusunda, Ceyhan ırmağı kenarında bir kasaba. Eski adı: Havraniye, Yeni adı: Yaka Pınar.
Mühengi Aşmak: Ölçü olmak, denektaşı olmak. Burada ölçüyü aşmak.
Buruk : Adana-Kozan yolu üzerinde, 'Sarıçam
yöresinde bir köy..
Ho demek : Ho'lamak, saldırmak.
Kabak Hasan, Kodaz Ali: Dönemin ünlü kavgacı yiğitleri. Bunlar Tecirli savaşçılarıdır. Kavgaya girmeden önce karşı taraf: "Bu gelenler bizim Kabak Hasan'a, Kodaz Ali'ye yetmez" demişlerdi.
Hopurunu çıkarmak: Dağıtmak, perişan etmek.

ŞişmekKurulmak, memnun olarak kubar -mak.
Peştemal Dönmek Birinin üzerine saldırmak.
Mistik PaşaKüçük Alioğulları'ndan Halil Paşanın oğludur.
Belenİskenderun-Antakya arasında, Gavur Dağı üzerinde bir ilçe
ÇapanoğluYozgat'ta hüküm süren bir Türkmen beyi, bu adda ünlü bir aile.
Çakmak çalmakÇakmaklı silahı sıkmak.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:43

22. ULAŞTI HAYFINI ALDI KARALAR

Karalar, Avşar oymağı içinde küçük fakat belli özellikleri olan bir oba. Bu özelliklerinden bazılarını şöyle sıralamak mümkün: Kadınlarla birlikte çamaşır yıkamak, yaman kavga yapmak. Karalar, Yüreğir bölgesinde kışlak yurt tutmuşlardı. 'Tuzla, Misis, İncirlik ve Dede Dağ yöreleri de Karalar'ın otlak olarak kullandıkları yerlerdi. Karalar'ın Avşarlar içinde bir oba adıydı.

Yörük Türkmenleri'nden Karahacılı ve Kuzulgüdenli obaları da aynı yörelerde kışlarlardı. Otlak meselesinden Karalar ile bunların araları açılır. Yapılan kavgada Karahacılı, Kuzugüdenli ve Şamboyadı obaları yenilirler.

Dadaloğlu bu kavgayı dile getirir:

Karalar. Karalar ünlü Karalar Davanızı ancak mahşer aralar Hacı Osman tuttuğunu yaralar Ulaştı hayfını aldı Karalar
Avrat ile don yumağa giderler Yine de kavgasın yaman ederler Karahacılı da kuzu güderler Daha kime cıda atar Karalar
Karalar «ho!» dedi Buruk'a düştü Misis meheng imiş alasın açtı Karahacılı da Kuzugüdenli Şamboyadı hem de yalın kaçarlar
Dadaloğlu der de şu bana noldu Aktı göz yaşlarım kan ile doldu Saatim ay oldu günüm yıl oldu Gelip geçmez kara günden sayarlar.

Karalar obasında bir savaşçı. Öç almak, intikam almak. Kadın.
Sonuca bağlamak, çözümlemek. Çamaşır yıkamak. Kuzu otlatmak. Ölçü.
Ho'lamak, saldırmak.
Savaşlarda, kavgalarda kargı gibi bir çeşit döğüş aracı. Kuzugüdenli : Bir Türkmen oymağı.

23. VARILMAZ YURDUNA KÜÇÜK ALİOĞLU

18. yüzyılın ikinci yarısında. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulundukları bölgeleri istedikleri gibi yöneten derebeyler türemişti. Bunlardan birisi de Küçük Alioğulları'ydı. Bunlar Payas-Dörtyol bölgesinin derebeyleriydi.

Bu şiir Küçük Alioğlu Halil Paşa için söylenmiştir. Halil Paşa. zamanında Küçük Alioğulları en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde üzerlerine gönderilen orduları yenen Halil Paşa aynı zamanda Hac'dan dönen 3. Selim döneminin sadrazamı Yusuf Ziya Paşayı da korkutmuştu. Sadrazam Yusuf Ziya Paşa, Antakya'ya gelmiş iken Payas'tan geçemeyip kuzeye yönelerek Anadolu içlerinden ancak İstanbul'a gelebilmişti. (A. Cevdet Paşa, Ma'ruzat. S.125-126)

Dadaloğlu, işte bu Halil Paşa'yı övmektedir:

Bozok Han'dan sürer gelir ötesi Özeroğlu Seyfi Han'dır atası Baz şahinler sarı kaplan yuvası Varılmaz yurduna Küçük Alioğlu
Dağlarında hüma, geyik sekişir Engininde keklik turaç ötüşür Düşmanların sınırından bakışır Giremez yurduna Küçük Alioğlu
Aşık Dadal varsın ünün(ü) söylesin Halep'in . paşası sofrasın dersin Beylan'ın beyleri pekmezin satsın Tuğlar sana layık Küçük Alioğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:43

24. KALMADI MURADIM DER GÖK ALİOĞLU

Değerli halkbilimi eserleri derleyicisi Fahri Bilge'ye göre bu şiir, Çukurova'da Kadirli'nin Karaömer köyünde halen soyundan gelenlerin olduğu Gök Alioğlu Mahmut Bey'in vereme yakalanması üzerine söylenmiştir.

Gene baş kaldırdı şol Çukurova Kimi alkış eder kimisi dua Şahin beyliğine yetmez tülü deve Kalmadı muradım der Gök Alioğlu
Kuş kemiğinden saraylar yaptırdım Şahinime gökte turna kaptırdım Gökteki kartala çanlar taktırdım Kalmadı muradım der Gök Alioğlu
Nice kuşlarımı dumanda buldum Menemenci'ye de atımı saldım Cerit'in, Avşar'ın güzelin seçtim Kalmadı muradım der Gök Alioğlu
Dadal'ım de der ki samurdan kürküm Odadan odaya çağrılır türküm Ulu devlet ordusundan yok korkum Kalmadı muradım der Gök Alioğlu

Tülü deve : Uzun tüylü erkek deve.
Kuş kemiğinden saraylar yaptırmak : Çok değerli, çok süslü saraylar yaptırmak.
Menemenci : Melemenci, melemenli de denir. Karaisalı yöresinde oturan bir Türkmen oymağı.
Oda : Eskiden beylerin, ağaların herkese açık olan
konuk odaları vardı. Buralarda sohbet edilir, saz çalınır ve türkü söylenirdi.

25. AVLAR SANA LAYIK KÜÇÜK ALİOĞLU

Bu şiir Küçük Alioğlu Halil Paşa hakkında söylenmiştir. Halil Paşa'nın küçük oğlu Mistik Paşa'dır. Büyük oğlu ise Dede Bey'di. Sadrazam Fuat Paşa zamanında Halep'ten üzerlerine gönderilen orduyu Ulaşlı aşiretinin yardımıyla yenen Küçük Alioğulları, bu ordunun komutanı Çatalbaş Mustafa Paşa'yı da esir etmişlerdi. Mustafa Paşa, sonradan Mistik Paşa'nın gayretiyle serbest bırakılmıştı. (Ahmet Cevdet Paşa, Ma'ruzat.) Bilindiği gibi o zamanlar hac yolunun da güvenliği kalmamıştı. Sadrazam Fuat Paşa bunlardan dolayı Üsküdar, Beyrut ve Şam yoluyla Hacca gidilmesini uygun bulmuştu.

Şol Çukurova'da benim diyenler Yanıma gelir ünümü duyanlar Beş arap at ile beş yavru şahin Avlar sana layık Küçük Alioğlu
Arap at üstünde cıda atanlar Ejderhayı ağzı ile tutanlar Soyunup meydanda savaş edenler Beylik sana layık Küçük Alioğlu
En küçük kardeşin yerini tutsun Oğlun Mistik Paşa cıdanı atsın Beylanlı Mustafa pekmezin satsın Tuğlar sana layık Küçük Alioğlu
Der Dadal'ım eyleyelim niyazı Ak üstüne yazar bir kara yazı Kara gün kafadarın kar beyazı Dağlar sana layık Küçük Alioğlu

Pekmez satmak : Savaştan ne anlarsın, ticaret yap.
Kafadar : Aynı kafada olanlar.

26. HEY AĞALAR NERE VARDI YARIMIZ

Avşarlar da Ceritler de Rakka'ya sürülmüşlerdi. Rakka Halep'in doğusunda bir ilçe, şimdi il, burası çok belalı sürgün yerlerinden biri. Ancak Ceritler de Avşarlar da orada uzun süre kalamazlar

Dadal, burada eski günleri, yaylaları anımsar:

Gitti Cerit gitti, gider Avşarlar Gider oldu namusumuz arımız Kavga kuruldu da kılıç çalındı Hey ağalar nere vardı yarımız
Ağamız da çadırını tutardı Kabıtını dal boynuna atardı Her birimiz bin atlıya yeterdi Döğüşerek ölemedi birimiz
Daloğlu'm şu dağlara varınca Korkarım yurtları ıssız kalınca Saçılıp da Binboğa'ya konunca Yaylalara dokunmazdı şerimiz

Kabıt Kabut, Palto.
Şer Kötülük, zarar.
Namusumuz, anmız Mecit Paşa, "Bunlar uslu durmazlarsa atlarını ve bumu hınzmalı kızlarını Adana pazarlarında satarım" demişti, buna telmih ediyor.

Şiir, Tahir Kutsi Makal'ın "Dadaloğlu" adlı kitabından alınmıştır.

27. ASLI KURT YAVRUSU GENE KURT OLUR

Ahmet Cevdet Paşa, Kozan'dan Uzunyayla'ya kadar olan bölgeye "Şarki Kozan" (Doğu Kozan), Kozan'dan Adana'ya kadar olan bölgeye de "Garbi Kozan" (Batı Kozan) diyor.

Doğu kozan, Kozanoğlu Yusuf Ağa'nın yönetimindedir. Koca Osmanlı ordusu Mareşal Derviş Paşa'nın yönetiminde Türkmenler'i ıslah ve iskan etmek için ta İstanbul'dan Çukurova'ya gelir. Fakat halkı kavgaya teşvik eden aşiret beyle-riyle pazarlık yapmak zorunda kalır. Örneğin, Kozanoğlu Yusuf Ağa 2500 kuruş aylıkla Maraş'ta kalmak ister. Daha sonra bu istekten vaz geçer. Sivas'a gitmek ister, oğlu Ali Bey'in de Mekteb-i Harbiye'ye (Harp Okuluna) alınmasını şart koşar. Yusuf Ağa'nın tüm bu istekleri Derviş Paşa tarafından kabul edilir.

Ama Yusuf Ağa yine de isyan eder, sonunda hile ile yakalanır, hapse atılır. Yusuf Ağa gece hapisten firar eder. Sonunda askerler tarafından vurularak yakalanır ve yaralı yaralı idam edilir.
Gerçekten bu şiirin büyük bir kavga sonunda söylendiği belli olmaktadır. Aşiretin de çok perişan bir durumda olduğu da şiirde açıkça görülmektedir. Avşarlar Yusuf Ağa'ya Yusuf Paşa diyor.
Aşağıdan Yusuf Paşa'm geliyor Düşmanına karşı koyan mert olur Şahin kocasa da vermez avını Aslı kurt yavrusu gene kurt olur("Aslı kurt eniği gene kurt olur")

Arap atlar yağma oldu arada Fitiller işliyor azgın yarada Bana derler ne gezersin burada Öleneçe yüreğime dert olur
Küheylanım yedim yedim yederler Olanca malımı talan ederler Heves güves yaptırdığım odalar Korkarım ki düşman konar yurt olur
Dadaloğlu'm der ki göründü dağlar Aşiret kavgasını görenler ağlar Ben öldüğüme kayırmam beyler Zalim düşman üstümüze mert olur

28. BİN ATLIYA YAMAÇ ONU BEYLERİN

Avşarlar, sürgün oldukları Yozgat-Bozok'ta fazla kalamazlar. Oradan kaçarken Pehlivanlı aşireti beyi Abidin Bey'i Kayseri'nin Boğazköprüsü denilen yerde (bir söylentiye göre de Kırşehir'in Malya'sında) vurarak öldürürler.

Bunun üzerine Padişah Abdülmecit, Avşarlar üzerine Sivas Gemerek tarafında bulunan Cadıoğlu'nu gönderir, ona tuğ verir. Cadıoğlu Bozoklu Türkmenleri'ndendir. Cadıoğlu, Avşarlar'ın önünü beş yüz atlıyla (kimilerine göre de bin atlıyla) keser. Karşılaşma Mağara denilen bugünkü Tufan-beyli ilçesinin Hökeççe Boğazı, Katran Gediği ve Kayapınar'ı yörelerinde olur. Kavgada çok sayıda ölenler olur. Bu kavgaya at oynatarak, ilvan yaparak en önde gelen Cadıoğlu da ölenler arasındadır. O sıralar bu bölge Maraş sancağına bağlıdır. Maraş'ta bulunan Paşa derhal emir verir, yaralıları tedavi etmek için burada bir hastane kurulur. Bu hastanenin kurulduğu yerde bugün "Hastane" köyü vardır. Muhtemelen bu sırada çıkan kolera hastaları da buraya yatırıldı (Mustafa Onar, Saimbeyli). Ne hikmetse hastane köyünün adı Pınarlar olarak değiştirilmiştir.

Bu şiirin bir başka öyküsü de değerli halkbilim araştırmacısı Fahri Bilge'ye anlatılanlara göre de şöyledir:

İstanbul'dan Süleyman Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa kuvvetlerine karşı bütün derebey-lerin ve aşiretlerin karşı durmalarını söyler. İskenderun'dan Nizip'e kadar savunma düzeni alınır.

Fakat Çapanoğlu ve Cadıoğlu bozguna uğrayıp kaçarlar. Bunlar Mağara (Tufanbeyli) düzlüğüne gelince su içmek vesilesiyle orada bulunan Avşar çadırlarına uğrarlar. Bunlardan biri bir kıza şer atar (Laf dokundurur). Bunun üzerine orada bulunan Avşarlar'ın eli silah tutanı bir araya geliyor ve burada zorlu bir kavga oluyor.

Bu kavgaya çok sayıda Avşar beyleri katılmıştı. O yüzden bu kavgaya Avşar beylerinin kavgası da denir.
Mağara çölünde kavga kuruldu Öttü tüfek davlumbazlar vuruldu Duydum Bozoklu'nun beli kırıldı Bin atlıya yamaç onu beylerin
Cad'oğlu geliyor bakın ilvana Öttü tüfek seyreyleyin dumana Uğrunda Avşar var sen seni sına Elden ele gider ünü beylerin
Deli Hacı ile Gö'oğlan geldi El-aman vermedi hepsini kırdı Her birine yetmez böyle beş ordu İstanbul'a gitti ünü beylerin
Halil Ağa'm attığını düşürdü Cadıoğlu'nun tedbirini şaşırdı Mağaralı soyuntusun deşirdi Kanlı gömlek oldu donu beylerin
Paşa Bey'in oğlu Deli Osman Ali Alayından Mehmet Ali'm zorbalı Bağrını kurşuna verdi Seyf'Ali Etten kale oldu canı beylerin
Yaşa Dadaloğlu'm sen binler yaşa Cadıoğlu'nu düşürdüler şol Aslantaş'a' Yaralının uğru indi Maraş'a Abdülmecit geri alsın tuğları

Mağara : Tufanbeyli ilçesi.
Bozoklu : Oğuz Hanın oğullarından üç büyük kardeşin soyundan gelenler.
Yamaç : Denk, eşit.
Cadıoğ[u : Gemerek dolaylarında yaşayan Bozoklu Türkmenleri'nin beyi.
livan : Gösteriş, fiyaka.
Deli Hacı : Torunları Sarız-Kuşçu köyünde otururlar.
Atasoy, Akpınar soyadlı kişiler.
Gö Oğlan (Gök Oğlan): Pınarbaşı Akin köyünden ünlü Cin Yusuf. Torunları bu köye yerleşmişlerdir.
Halil Ağa : Pazarörenli, ünlü Gedik Ahmet'in dedesi.
Soyuntu : Soygunda elde edilen para. eşya.
Paşa Bey'in Oğlu Del'Osman Ali : Pınarbaşı ilçesinin Pazarören bucağında torunları Yaşar, Akı ve Özhan soyadlı kişiler.
Alayından : Hepsinden,
Mehmet Ali : Beylerden birisi, Torunları Pınarbaşı ilçesinin Karamuklu köyünde otururlar. Özocak ve Yıldırım soyadlı kişiler.
Seyf'Ali (Seyfi Ali): Kimilerine göre Pınarbaşı ilçesinin Toybuk köyünde oturanların dedesi, kimilerine göre ise; Sarız ilçesi Damızlık köyünde oturanların dedesi (Sarı Veliler'in dedesi, Kaygusuz soyadlı kişiler) Hassa beylerinden olduğunu söyleyenler de vardır.

Abdülmecit : Padişah Abdülmecit (1839-1861)
Aslantaş : Tomarza Yöresinde bir köyün ve yaylanın adı. Savaşçılar Cadıoğlu'nu As-lantaş'a kadar kovalamışlar ve orada öldürmüşler.
Tuğ : Sorguç, nişan. Padişah. Avşarlar'ı yenmesi halinde Cadıoğlu'na Tuğ vereceğini vaat etmişti.

Şiir, 1958 yılında Sarız ilçesi Ayranlık köyünden Yusuf Polat'tan (Çaparınoğlu Yusuf Çavuş) derlenmiştir. Şiirde geçen kişi adlarının saptanmasında Sarız'dan Mehmet Eroğlu, Hasan Gürbüz, Nuri Kara'dan yararlanılmıştır.

29. BEL VER DANACIOĞLU VARIYOR ÇERKEZ

Avşarlar arasında çok sayıda "Çerkez" adına rastlanılır. Bu duruma vaktiyle Çerkez kızlarıyla evlenen Avşarlar'ın erkek çocuklarına çoğunlukla Çerkez adının verilmesine neden olmuştur.

Öykümüze konu olan Topuz Bey'in torunu Çerkez de bunlardan biridir. Şiirle ilgili söylentinin birisi şöyledir:

Reyhanlı oymağının Mürselli obasından bir bey Tecirli beylerinden birinin kızını kaçırır. O sıralar Avşarlar'ın başında Topuz adında bir bey vardır. Kara Topuz, tüm Avşar oymaklarının beyi, yani "boybeyi"dir ve çok sevilen, saygı duyulan birisidir.

Kız kaçırma olayında Topuz Bey de aracı olur.Tecirliler'e ricada bulunur: "Sulh olsun, kötülük olmasın" der. Fakat "Bu bir namus meselesi" diye ortaya atılan Tecirliler'i ikna edemez.

Hatta kendini bilmez Tecirli'nin biri Topuz Bey'e kızar:

- Kara Topuz da Avşar da alsın "nü" sünü Mürselli'nin üstüne koysun,

der. Nü eskiden Avşarlar arasında kullanılan bir ağırlık ölçüsü birimidir (429 gr. kadar). Bununla Avşar'ın ağırlığı söz konusu edilmiştir.

Topuz Bey bundan çok alınır ve:

— Ben nü değil, okkayım, koyduğum yeri tartarım"

diye haber gönderir. Okka (1283 gr.dır). Kimilerine göre ise "Ben batmanım" der. (8 kg civarında).
Avşarlar, Mürseller bir taraf; Tecirliler, Ceritler, Bozdoğanlar, Karalar diğer taraf olur. Kavga Elbistan ovasında, bugünkü Tilköyü, Çiçek köyü ve Elbistan arasında olur.

Kural gereğince önce meydana iki kişi atılır:

Avşar'dan Çerkez Bey Tecirli'den Danacıoğlu.

Kılıçlar, cıdalar parlar, çakmaklı tüfekler öter. Çakmaklı tüfeklerin doldurulmasında Çerkez'e dedesi Topuz Bey'in çok yardımı olur. Bu kavgada Çerkez Bey'in ilk kurşunuyla Danacıoğlu yere serilip ölür. Bundan sonra kavgada Tecirİiler, Ceritler ve diğerleri yenilirler.

Başka öykü anlatıcılarına göre olayın başlangıcından itibaren gelişimi şöyledir:

Çukurova'da yaşayan Türkmenler Avşarlar'a karşı birleşirler. Ceyhan ilçesinin bugünkü Mercin köyü yakınlarında zorlu bir kavga olur. Bu kavgada Avşarlar yenilirler, çok sayıda savaşçılarını yitirirler. Hatta bu kavgada ünlü Topuz Bey'in oğlu Halit de ölür. Gerçek adı Kulaç Kollu Halit'tir.

Avşar aşireti bunun üzerine dokuz yıl yas tutar. Kınalar yakılmaz, dibekler dövülmez, beyazlar giyilmez. Bu sıralarda Topuz Bey'in Kulaç Kollu Halit'ten olma torunu Çerkez de yavaş yavaş büyür. Artık Avşarlar intikam almak için fırsat kollamaya başlarlar.

Nihayet bir yayla zamanı Avşarlar, Tecirliler'in ve Ceritler' in üzerine saldırırlar. Elbistan'ın bugünkü Termik Santral olduğu yerden başlayıp Afşin İlçesi altlarından Kanlıkavak köyüne kadar bu kavga uzar. Çerkez Bey ilk kez böyle bir kavgaya katılmaktadır. Fakat bıyığı yeni. terleyen bu delikanlı dillere destan olacak şekilde bir kavga yapar.

Dedesi Topuz Bey'in, onun çakmaklı tüfeğini dolduruşu ve torunu Çerkez'e zaman yitirmeden verişi hiç unutulmaz. Bu kavgada Halloğlu ile Abıka'nın oğlu da çok yararlıklar gösterirler. Halloğlu abası ile öğünür, Abıka'nın oğlu babası ile öğünürmüş, Birinin abası, diğerinin babası ünlüymüş.

Dadaloğlu bu olayı dile getirir:

Elbistan ovasına bir aslan geldi Ecelini ağzına alıyor Çerkez Dartmış odasını da almış eline Bel ver Danacıoğlu varıyor Çerkez
Daha ilk kavgası da bulman mahana Takım koydu Kaçar Hüyük'ünden Cihan'a Kazın derneği dayanır mı şahana Seçip kılavuzunu vuruyor Çerkez
Sizde de yok muydu frenk barutu Yitirmiş Tecirli'yi arar Cerit'i Unuttun mu Kulaç Kollu Halit'i Geçmiş hayıflarını alıyor Çerkez
Nice mızraklılar var hep kara tuğlu Dayısı Torun, babası İbrahimbeyoğlu Babalı boynuna Muratbeyoğlu Halloğlu İki başın hükmünü veriyor Çerkez
Karalar'a boran oldu kış oldu Dağıldı Bozdoğan da baş baş oldu Hesap eylen elden çıkan beş oldu Bel ver has evleri geliyor Çerkez
Dadaloğlu'm der de hileye gitme Gözünle gördüğünü hak inkar etme Deden Koca Topuzun da hakkın unutma Doldurup doldurup veriyor Çerkez

Şiir, 1959 yılında Sarız-Oğlakkaya köyünden Ali Karakuş'tan derlenmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:44

30. BEY BABAN ZORUNAN ALDI TUĞLARI

Payas bir Avşar savaşçısıdır. Hatay'ın İskenderun ilçesinin bir kasabasının adı da Payas'tır. Payas-Dörtyol, Osmanlılar zamanında önemli bir yerdi. Çünkü hac yolu buradan geçerdi. Burada derebeylik yapan Küçük Alioğulları gelip geçen hacılardan belirli miktarda "baç" (haraç) alırlardı. Osmanlılar buranın emniyetini sağlamak için zaman zaman güç durumlarda kalırlardı. Yolun hacılara açılması için yine Osmanlılar asker göndermişlerdir.

Dadaloğlu böyle nice kavgaların verdiği deneyimle söyler:

Koca Payas bu oyunu çok gördü Yedi dağ üstüne ordusun kurdu Yavuz Sultan Selim korkup da verdi Bey baban zorunan aldı tuğları
Ahır Dağından da Kara-Beyaz'ın Bir yazın ağlattın, bir de bu güzün Karbeyaz'ı alırsak Şam'aca bizim Daha Şam'dan öte bir güz ağları
Der' Dadaloğlu'm da böyle söyledi Yedi Avşar Türkmen beyi varidi Tüfeğimiz Macar, Frenk barutu Ölen ölmüş hesap edin sağları

Yavuz Sultan Selim: Yavuz, Mısır seferi için Çukurova'dan geçerken Avşarlar'a bazı ayrıcalıklar vermişti. Ozan bunu abartıyor. (C. Öztelli)
Kara-Beyaz (Karbeyaz): Dörtyol'un doğusunda bir dağ adı ve yayla. Burada aynı zamanda Karbeyaz isimli bir kasaba vardır.
Ahır Dağı : Maraş'ın kuzeyinde bir dağ.
Şam'aça : Şam'a kadar.

31. ÇIKAR KOÇYİĞİTLER DÖĞÜŞÜR BUGÜN

Tüm Arabistan, Osmanlıların toprağıdır. İşte bu zamanlarda "Cızzık Çöl Arapları" denilen bir Arap aşireti, Ramazanoğlu Ahmet Bey'in kızını "odalık" olarak istiyorlar. Bunun üzerine kızın anası Türkmen aşiretlerini yardıma çağırıyor. Çukurova'da yaşayan tüm Türkmen oymaları önce yardım yapacaklarını söylüyorlar. Daha sonra da bundan vazgeçiyorlar.
Sayın Hasan Gürbüz'ün, Amber Eroğlu'ndan naklen ba-na anlattığına göre; Avşar Osman Bey, Ramazanoğlu'nun yardımına üç yüz atlı ile katılır. Bunlar bugünkü İncirlik Havaalanının kuzeyinde konaklarlar. Bu arada Dadaloğlu, Osman Bey'in çadırına kadar gelerek bu Türkü'yü söyler.
Bu kavgada karşı taraftan iki yüz kişi ölür. Böylece Ramazanoğlu ile Cızzık Çöl Arapları'nın meselesi de bitmiş olur.

Avşar savaşçıları konakta ağırlanır, Evin hatunu Osman Bey'e:

- Bizi de kızı da siz kurtardınız Bu kızı isterseniz Allah'ın emriyle oğlunuza alabilirsiniz, deyince Osman Bey:
- Biz buraya kız almaya değil, ün almaya geldik. Eğer böyle bir düşüncemiz olursa bu, yaraların sarılmasından sonra ortaya atılabilir. Şimdi savaşta ölen aslanlarımızın (şehitlerimizin) yası içindeyiz, der.
Savaşçılar, sabahleyin atlarına atlayıp Sarıçam'a doğru yol alırlar.

Kalktı havalandı ey deli gönül Varır bir menzile erişir bugün Meydan benim diye kabak asanlar Çıkar koçyiğitler döğüşür bugün
Bugün meydan günü döğüş olucu Kötüler de geri geri durucu Koçyiğit elinde tartar kılıcı Kılıç kalkanınan vuruşur bugün
Sıkılır tüfekler, tütünler tüter Çalınır davullar, mehterler öter Kesilir kelleler meydanda yatar Üleşler ayağa dolaşır bugün
Dadaloğlu'm der de eyledi hengi Bugün kötülerin çıkar mehengi Solar koçyiğitler gülgün irengi Çıkar arap atlar yarışır bugün

Şiir, 1981 yılında Pınarbaşı-Cinniyurt köyünden öğretmen Durdu Demirel ile Sarız'dan Hasan Gürbüzden derlenmiştir.

32. BU YILLIK DA BURDA KALSIN ELİMİZ

Henüz bilemediğimiz bir nedenle Avşarlar'a yaylaya gitmek yasaklanır. Tıpkı kış mevsimlerinde olduğu gibi o yıl ilk baharı da yazı da Çukurova'da geçirirler.
Ama Çukurova yazın çok sıcaktır. Sulan içilmez, üvezi var, mucuğu, var, sıtması var. O yıl hastalıktan, sıtmadan çok sayıda kız, gelin ölür. Erkekler, tüm aşiret perişan olur.

Dadaloğlu, Ceyhan nehri kıyısında bulunan Hemite Kalesi'ne bakarak eski günleri, yaylaları, o görkemli göç günlerini anar ve bu türküyü söyler:

Göründü de Hemite'nin kalesi Hiç gitmiyor aşiretin belası Yıkılıp Yarsuvat viran kalası Bu yıllık da burda kalsın elimiz
Eser garbisi de adamı yakar İçilmez suları yosunlu kokar Yatılmaz gecesi mucuğu çokar Sehillemiş açılmıyor gülümüz
Gün burnuna İmeli'den inerdik Sallanır da Saçaklıya konardık Şöhret için yiğit ata binerdik Çakmaklı tüfekti bizim zorumuz
Devemiz gelirdi tülülü, bazlı Tülünün sesi de bülbül avazlı Aşığımız vardı kucağı sazlı Bahşişina cömert idi elimiz

Melik Ejder evliyalar yatağı Ahır Dağı yaylamızın eteği Bayazıtlı elimizin tutağı Cihan köprüsünden bağlı yolumuz
Arabistan atlarına binerdik Al kabutu ağ kendire atardık Her birimiz bir orduya yeterdik Alışkan tüfekti bizim zorumuz
Kavrık'a varınca semah dönerdik Genişleyip Suçatına konardık Ha deyince bin gö (gök) atlı binerdik Mertlik köprüsünden geçer yolumuz

Karadik'ten öte Harnı'nın düzü Oturmuş beyler de ediyor sözü Fettahlı Beyleri (yok) kim'edek nazı Enden enden kırık bizim kolumuz
Der Dadal'ım der de bu sitem yeter Yaylaya çıkınca gukkular öter Kız gelin kalmadı hep hasta yatar Döğüşerek ölemedik birimiz

Şiir, 1958 yılında Kayseri- Sarız, Ayranlık köyünden Mehmet Yıldırım'dan derlenmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:45

33. ESKİ KİTİRETLER KİNDİR BU BİZE

Avşarlar talan yapıyor, yerleşik halka zarar veriyor diye ta İstanbul'a kadar şikayetler olur. Bunu sık sık çıkan fermanlardan anlıyoruz. İstanbul'da divan toplanır. On iki vezir katılır bu divana. Divandan karar çıkartılır: Avşarlar Halep'in Rakka kazasına sürülecek. Kır ata binen padişahın ulakçısı fermanı boybeyine verir. Aşiret arasında üzüntü başlar, dağılma başlar.

Öte yandan bu sürgünden yararlanmak isteyen Tecirliler, Ceritler, Bozdoğanlar Avşarlar'ın mallarını sürüp kaçırırlar.

Dadaloğlu bu olayları dile getiren bu Türkü'yü söyler:

Sana derim sana ey Türkmen kızı On iki vezirler bir etmiş sözü Yok kalemine de çalmışlar bizi Eski kitiretler kindir bu bize
Padişah fermanı kır atta olur Fermanlı olanlar vurmadan ölür Geçer bu kara gün böyle mi kalır Dağılman arkadaşlar ündür bu bize
Biz de neler ettik Antep eline Nameler gönderdik Anadolu'ya Benden selam söylen Mirze Ali'ye Koçyiğide (kanlı) gömlek dondur bu bize
Şebekeye uğrattılar yolumuz Neye varır ahvalimiz halimiz Gidi düşman kovar gider malımız Sinirirse şeker şerbet baldır bu bize Der Dadal'ım der ki davı bu davı
Gökte gövel ördek sahanın avı Ne kadar methetsem Avşar'ın beyi Yalman mızraklı eldir bu bize

Kitiret : Kin, buhuz.
Ferman : Padişah buyruğu.
Mirze Ali : (İmirze Ali), Cerit beyi.
Sinirmek : Hazmetmek.
Şebeke : Hile, al.
Ahval : Haller, durumlar.
Gidi : Şaka yollu söylenince yaramaz demektir.
Davı : Dava, mesele, sorun.

34. YOL ALIP GİDİYOR GÖÇÜ AVŞAR'IN

Avşarlar'ın sürgünü için padişahtan ferman çıkmıştır. Artık göç için yol görünmüş, şimdi Avşar'a gitmek düşmektedir. Vehbi Cem Aşkun'a göre Avşarlar bu kez Çorum'un Hüseyin Ovası'na sürülürler. Özellikle Torun obasının yaylası olan Gövdeli Dağları'ndan uzak kalmak Avşarlar'a güç gelir. Öyle anlaşılıyor ki bu kez sürgüne gönderilen Avşarlar'ın Torun obasıdır.

İşte Dadaloğlu bu olay üzerine söyler:

On bir kişi Horasan'dan çıkanda Aksayaya yeşil düğme dikende Çıkıp yücelerden engin bakanda Yol alıp gidiyor göçü Avşar'ın
Avşar'ın uşağı şöhretli gezer Gördüğü düşmanın bağrını ezer On beş yirmi atlı bir ordu bozar Yenilmez kuvveti gücü Avşar'ın
Çıkılı, Çakmaklı, Kütüklü yurdu İndi Kığılı'ya çok safa sürdü Hüsey'n Ovası'ndan haberler geldi Acıya uğramış ucu Avşar'ın
Bitmesin ekini, selvi söğüdü Sait Battal hiç içinde yoğudu Filor fesli, dal püsküllü yiğidi On kişiye yamaç üçü Avşar'ın
Coşkun sular gibi dolanıyorduk Ne duruluyok ne bulanıyorduk Firkattan firkata ulanıyorduk Sankim neydi bunda suçu Avşar'ın
Taşlar Dadaloğlu'm bağrını taşlar Gözümüzden akar kan ile yaşlar Bize yol görüktü kavim kardeşler Kalmaz yanımızda öcü Avşar'ın

Horasan : İran Horasan'ı. Avşarlar'ın, Selçuklular zamanında Horasan'dan on bir oymak halinde geldikleri söylenir.
Aksaya : Üç etekli Türkmen kadın entarisi, fistan.
Çıkılı, Çakmaklı, Kütüklü: Sarız, Pınarbaşı, Gürün üçgeni içinde ki Gövdel dağlarındaki yurtlar.
Kiğılı : Maraş altında yer adı. Gövdelide'de Kiğılı adlı yer adı vardır.
Hüseyin Ovası: Çorum ilinin Alaca ilçesinin ve köylerinin bulunduğu geniş ova.
Sait Battal : Aşiret ileri gelenlerinden.
Filor fes : Fesin etrafını ipek mendille sararak şekil verile fes. (Eskiden erkeklerin fes giydiği anımsanmalı).
Sankim : Sanki.
Kavim kardeş: Boy ve soy bakımından birbirine bağlı insan topluluğu.

50 no'lu şiirin bir varyantıdır. Bu şiir, 1970 yılında Sarız ilçesi Kızılpınar köyünden Nuri Kara'dan derlenmiştir.

35. ÇEK ATIN BAŞINI URUM'A DOĞRU

Türkmenler'in Cerit oymağı sürgün yıllarını tamamlamış, Halep'in Rakka yöresinden Çukurova'ya ve oradan Toroslar' doğru hareket etmiştir. Şimdi yayla zamanı gelmiştir. Avşarlar da onlarla birlikte yayla yolunu tutmuştur.

Ceritler Rakka'dan sökün eyledi Bir firkat geldi de serime doğru Altı arap atlı Avşar beyleri Çek atın başını Urum'a doğru
Cerit, Rakiye'den arayı açın Murat'ın altından Kinet'i geçin Sarardı benzimiz yaylaya göçün Çek atın başını Urum'a doğru
Dolanayım Yarsuvat'ın yolundan İçen ölmez Binboğa'nın gölünden Aslan Bey'in Sar'aslan'm yolundan Çek atın başını Urum'a doğru
Dadaloğlu'm der de ne söylesem hak Şükrolsun Mevla'ya yüzlerimiz ak Bize bu ellerde devir günü yok Çek atın başını Urum'a doğru
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:46

36. YİĞİTLİĞİN HAKKIN VER KOZANOĞLU

Ahmet Cevdet Paşa "Tezakir" adlı eserinde anlattığına göre, Kozanoğulları'nın ceddi Antep'ten gelmedir. Oranın Kozan köyünden on iki aşiret kethüdalığına bölünmüş Kozanoğulları'nın her biri bir derebeyi hükmünde idi.

Eskiden Kozan ve Feke ilçelerinde Divanoğulları hüküm sürmekteydi.
İşte bu on iki kethüdalıktan üç yüz haneli Arıklı obası Divanoğullarını devirip yerine geçtiler. Kozanoğulları işte bu Arıklı obasıdır. En eskisi Hacı Ağa ve biraderi Topal Ağa'dır. Sayın Münür Kozanoğlu'nun hazırladığı soykütüğüne göre, Kozanoğlu Türkmen beyliğinin nesli Yusuf Bey'den gelmekte olup Yusuf bey'in torunları da Kozan dağı yöresinde hükümlerini geçirdiklerinden kendilerine Torun Beyleri denilmektedir.. ' Gerçekten de Cevdet Paşa'nın bu konuyu iyi bilmediği anlaşılmaktadır. Çünkü bu Osmanlı "alim" ine medresede Türk, Türkmen, konusunda bir şey öğretmemişler ama Arap ve İbrani öykülerini, efsanelerini iyi öğretmişlerdir. Münür Kozanoğlu, Amasya tarihine dayanarak 14. yüzyılda bile Kozanoğulları'nın, Çukurova'nın şöhretli beyleri arasında olduğunu belirtmektedir. Torun, Avşarlar içinde kavgacı, yiğit bir obanın adıdır. Kozanoğulları'nın bu obadan gelmiş olması daha akla yakın olmalıdır. Çünkü Kozanoğulları Türkmen oymakları içinde en fazla Avşarlar ile akrabalıklar kurmuşlardır. Ayrıca Kozanoğulları'nın Avşar yeğeni olduğunu söyleyenler de vardır.

Avşarlar, Kozanoğulları'nın süvari askerleri, Farsaklar da piyade askerleriydi. Bunlardan başka Kozanoğulları en çok Avşarlar'a dayanarak hüküm sürmüşlerdir. Buna rağmen Avşarlar ile Kozanoğulları'nın aralarının açıldığı da olurdu.

Şiire konu olan öykü de şöyledir:

Kozanoğulları, Avşarlar'ın bu kadar etkili olmalarını istememektedir. Çok akıllı olan Kozanoğlu bunun için bir plan yapar:

Tüm Avşar beylerini toplar, onlara Feke'nin Belen köyünde (Bu köy aynı zamanda Kozanoğulları'nın merkezidir.) bir şölen verir. Bunlar sabahleyin Ceritler üzerine saldırı kararı alırlar.

Sabah olur olmaz Avşar atlıları Çukurova'ya inerler, Ceritler de haberi almış ve oradalar. Burada müthiş bir kavga olur, lakin verilen sözün tersine Kozanoğlu bu kavgaya katılmaz, verdiği sözden cayar. Amacı Avşarlar'ı kötü duruma düşürmektir. Bu kavgada iki taraftan da çok insan ölür.

Dadaloğlu buna bakalım ne söylemiş:

Yiğit olan yiğit dönmez sözünden Sözünün üstünde dur Kozanoğlu Yiğit ikrarında katı sayılır Yiğitliğin hak'kın ver Kozanoğlu
Namert kulsun dünkü sözde durmazsan Kötü kulsun ileriye varmazsan Ben vururum sen Cerit'e vurmazsan Bari beş on atlı ver Kozanoğlu
Cerit sardı çöl ovayı, bayırı Dölek yüzü, Zmgarlık'ın çayırı Ho diyenin hoyuk kadar hayırı Gel gitme yerinde dur Kozanoğlu Davlumbazlar koygun vurdu havayı

Koçyiğitier Hakk'a etsin tövbeyi Cerit'e vermeyek Çukurova'yı Bura kan dökecek yer Kozanoğlu
Yiğit cenge gider asla sorulmaz Bu kavgada ölsek ayıp görülmez Çukurova yabancıya verilmez Bura kan dökecek yer Kozanoğlu
Dadaloğlu'm der ki aslım nereli Bizde ölen şehit, gazi yaralı Haydin aslanlarım haydin ileri Seyret kavgayı da gör Kozanoğlu

İkrar : Ka arlaştırma.
Namert : Me rt olmayan
Zıngarlık : Ad ana- Ceyhan arasında yer adı.
Ho demek : Hcğlamak, saldırmak, ileri atılmak.
Hoyuk : Kcrkuluk.
Davlumbaz : Büyük cenk davulu.
Koygun : Dokunaklı, acıklı.
Vermeyek : V« rmeyelim.

Şiir, 1983 yılında Adana- Buruklu aşık Kul Mustafa'dan derlenmiştir.

37. DÖNDÜ GURBET ELE YOLU AVŞAR'IN

Bu şiir, Avşarlar'ın iskanında söylenmiştir. Fakat hangi iskan? Kaçıncı iskan? Çünkü bunu tam olarak bilemiyoruz. Bilindiği gibi Avşarlar yedi kez iskana zorlanmıştır.
Sayın Şükrü Elçin'e göre, "Avşarlar Amik Ovası'ndan dönüp Anavarza'ya gelirler. Bir müddet sonra Avşarlar'ın üzerine hükümet bir baskın kuvveti yollar ve onları Diyarbakır'a sürer.
Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum'dan Duydum perişandır hali Avşar'ın Gam kasavet kalkmaz oldu serimden Döndü gurbet ele yolu Avşar'ın
Gitti geldi baharları, yazları Ağlattılar şahinlari, bazları İskan oldu gelinleri, kızları Duydum Kars'a gitmiş gülü Avşar'ın
Bize haram oldu Çukurovalar Şahin uçtu ıssız kaldı yuvalar Türkmen kızı katarlamış mayalar Bozuldu katarı, teli Avşar'ın
Avşar dediğin de bir büyük oba Çağırsan beyleri etmiyor töbe Al çuha üstüne boz beden aba Giyinir, sallanır eli Avşar'ın
Ovalar ovalar Çukurovalar Uçtu şahin ıssız kaldı yuvalar Amber Ağam çeker tülü mayalar Bozuldu katarı, teli Avşar'ın
Dadaloğltı'm bu iş bize güç oldu Osmanlı'dan altınımız tunç oldu Gözükarılı şahpazların nic'oldu Ermedi çakmağa eli Avşar'ın

Ilgıt ılgıt : Hafif hafif, yavaş yavaş, esmek, akmak, itmek.
Gam kasavet : Tasa kaygı, üzüntü sıkıntı.
Baz : Doğan kuşunun erkeği.
İskan : Yurtlanma, yerleşme. Burada zorla bir yere yerleştirme.
Kars : Kadirli ilçesinin eski adı.
Katarlamak : Dizmek, sıraya koymak.
Maya : Dişi deve.
Oba : Oymakların bölükleri
Töbe : Tövbe, burada dönü, verilen bir karardan dönme.
Al çuha : Kırmızı renkli yün kumaş.
Boz beden aba Türkmenler'in dokuyarak yaptıkları bir çeşit kaba ipten aba.
Amber Ağa : Halloğlu ünlü Amber Ağa.
Çakmak : Önden doldurulan çakmaklı tüfek.

38. ONLARIN MAŞKINA BAKMAM VAR DEDİ

Gerek yaylak yurt gerekse kışlak yurt olarak her oymağın hatta her obanın yeri bellidir. Sözgelimi Avşarlar, Uzunyayla, Pınarbaşı, Zamantı kıyıları ve Sarız yöresini yaylak yurt olarak kullanırlardı. Ceritler Binboğa'nın batı kesimini, Mürseller Binboğa'nın doğu kesimini kışlak yurt olarak seçmişlerdi. Bununla birlikte bunlar zaman zaman birbirlerinin yerlerine girdikleri de olurdu.

Söylentiye göre Reyhanlı aşireti beyi Mürseloğlu Haydar Bey, Avşar Beyi Mirzaoğlu'na haber göndererek ondan toprak ister. Eğer isteği yerine getirilmezse savaşacaklarını bildirir. İstek yerine getirilmez.

Savaş Elbistan Ovası'nda olur. Çok kanlar dökülür, çok çadırlar yıkılır.
Bu kırımdan dolayı Elbistan'a "Kırım" da denir.
Dadaloğlu, Avşar Beyinin isteği üzerine bu karşılaşmayı dile getirir.
Mürseloğlu der ki, ey Mirzaoğlu Evimden meydana çıkmam var dedi Binbir atlım var da ağalı, beyli Onların maşkına bakmam var dedi
Mirza, savaş paklar işin sağını Küküm ettim Kürdistan'ın beğini Başına yıkarım Berit dağını Yazın Andırın'a dökmem var dedi
Mürsel der de, Mirza etme inadı Bıldır dedan, dedem ile sınadı Benim kovduğumun kalkmaz kanadı Çelen kanatların' çekmem var dedi

Mirza der, bir edek ellerimizi
Eski Reyhanlı da sınıyor bizi
Kavga temizlesin Elbistan düzü
Gök kanatlıyı (meydana) dökmem var dedi

Mürsel der, erlerim hep farizatlı İngiliz çıkmaklı, frenk barutlu Şahit olsun Tecirli'yle Ceritli Kara çadırları yıkmam var dedi
Mirza dar, ne gelir erin elinden Avşarlar da kaçmaz, geçer serinden Kovarım da Saraycık'ın belinden İpi boğazına takmam var dedi
Mürsel der de, ey benli cırık Kalkmıyor kanadın, kolların kırık Sana derim sana ey hain çürük Senin de üstüne çökmem var dedi
Bilmem neylediler bilmem nettiler Elbistan düzünde düğün ettiler Kimin' öldürdüler, kimin azat ettiler Cafer'i de azat etmem var dedi
Dadaloğlu'm der ki gözlerim kanlı Nice l)ey öldürdüm hep ünlü ünlü İmda dına gelsin Cerit, Mendilli Yüce dağ başına çıkmam var dedi

Maşk : Savaş oyunu, vuruşma, kapışma, döğüşme.
Küküm olmak : Kötürüm olmak
Kürdistan : Burada, Gavur dağlarının doğusunda, ona parelel uzanan Kürt dağlarında yaşayan Celikanlı ve Delikanlı aşiretleri kastedilmektedir. Bu aşiretlerin aslında Türkmen olduğu söylenir.
BeritDağı : Toroslar'ın bir kolu.Göksun- Elbistan arasında.
Andırın : Kahramanmaraş'ın ilçesi.
Sınamak : Denemek.
Çelen : Çelimsiz, zayıf.
Edek : Edelim
Reyhanlı : Bir Türkmen oymağı.
Gök kanatlı : Kır atlı savaşçılar kastediliyor.
Farizatlı : Usta, kurnaz, talimli.
Çakmaklı : Önden doldurmalı çakmaklı tüfek.
Saraycık : Göksün ilçesinin doğusunda bir köy.
Cırık : Zayıf, çelimsiz.
Cafer : Elçi.

Şiir, 1958 yılında Sarız- Oğlakkaya köyünden Yusuf Ateş'ten derlenmiştir.

39. PENÇE VURUP KANADINI SÖKMEM VAR

Radyonun, sinemanın, televizyonun olmadığı zamanlar. Avşarlar büyük çadırlarda toplanır, uzun kış gecelerinde halk ozanlarının söylediği türküleri dinlerlerdi. Bu türküler bazen doğayı, bazer güzeli, bazen de yiğitlik konularını içerirdi. Halk bu türküleri sessizlik içinde İçtenlikle ve saygıyla dinlerdi.

Dadaloğlu bu kez Kozanoğlu ile Adana'daki Ramazan-oğlu Hasan Paşa'yı karşılaştırmaktadır.

Hasan Paşa:

Sana derim sana ey Kozanoğlu Sefer edip üzerine kalkmam var Bu seneyi her seneye benzetme Pençe vurup kanadını sökmem var

Kozanoğlu:

Ben Kozanoğlu'yum da yapaman bunu Aslım kurt eniği sen seni tanı Adam evreniyim yutarı seni Her senede üç beşini yutmam var

Hasan Paşa:

Kozanoğlu yapma benimle inadı Deden dedem ile bir dem sınadı Benim kovduğumun kalkmaz kanadı Pençe vurup ciğerini çekmem var

Kozanoğlu:

Dereceyiyim de menendim yoktur Sorun aşirete, şecerem çoktur Elde yalın kılıç çarka çalıktır. Al kanını Adana'ya dökmem var

Dadaloğlu:

Issız kalmış Fettahlı'nın dağları Dikiş tutmaz kalan bunun çağları Dadaloğlu'm çakıştırır beyleri İkinizin bir maşkına bakmam var

Evren : Evran, ejderha.
Dem : Zaman.
Menent : Eş, benzer, denk.
Seçere : Soy bildiren yazma tablo, burada kahramanlık, yiğitlik.
Çarka çalık : Bilenmiş
Fettahlı : Bu adda bir Türkmen oymağı.
Maşk : Kapışma, vuruşma.

Şiir, 1964 yılında Adana- Haruniye (Düziçi) Böcüklü köyünden Asaf Demir'den derlenmiştir.

40. SEN DE GÖNLÜNLE GEL EY KOZANOĞLU

Necip Paşa, Yozgat- Bozok'ta derebeylik yapan bir beydir. Çapanoğulları'yla Kozanoğulları öteden beri hep birbirlerinin rakibidirler.
Ahmet Cevdet Peşa Ma'ruzat'ında anlattığına göre, Çapanoğlu Cabbarzade Kozan üzerine sefer yapmış Feke'nin bazı yerlerini, bu arada Rum nahiyesini zabdetmişti. Fakat sonunda Kozanoğlu Büyük Yusuf Ağa'ya yenilerek geri çekilmişti.

Şiirde anlatılan Kozanoğlu'nun hangi Kozanoğlu olduğu belli değildir. Cahit Öztelli'nin anlattığı gibi Kozanoğlu Ahmet Bey olmayabilir. Çünkü Ahmet Bey daha sonra Fırkai-i İslahiyye zamanında Akif Paşa tarafından yakalanarak İstanbul'da ikarrete memur edilmişti.

Halk Edebiyatı şiir geleneğinde dövüşlerde karşı karşıya gelen kuvvetlerin komutanlarım konuşturmak, bunları birbirlerine meydan okutmak sık sık başvurulan bir yoldur.

Bu şiirde de Dadaloğlu, Necip Paşa (bazen Mecit Paşa) ile Kozanoğlu'nu konuşturmaktadır. Ancak son yedi dörtlüğünü İsmail Görkem in kitabından aldığımız bu şiire başka dörtlüklerin de kar ştırıldığını tahmin ediyoruz.

Necip Paşa:

Yozgat tarafından çıktı bir Paşa Avşar inan Kürt'ü yaktı ateşe Dövüşün dövüşün de çıkaman başa Sen d<; gönlünle gel ey Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Ben Kozanoğlu'yum sırta kaçarım Ağzımdan, burnumdan köpük saçarım Bir varırsam, bin taneni biçerim Beri gel, hasmını gör Necip Paşa

Necip Paşa:

Sen bir boz ağaçsın ben yeni balta Dövüşün dövüşün de sen giden alta Boğazına takarım demirden halka Sen de gönlünle gel ey Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Ben Kozanoğlu'yum okur yazarım Atamdan, dedemden serbest gezerim Bir varırsam bin taneni ezerim Beri gel hasmını gör Necip Paşa

Necip Paşa:

Askerim(i) çekerim dağın ardına Seni yakarım da ateş ördüne Öldürür de arp'ekerim yurduna Sen de gönlünle gel ey Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Uç paşa üstüme eylesen tayın Bu aslan kimseye aldırmaz avın Avşar eli olmuş bir sürü koyun Beri gel hasmını gör Mecit paşa

Necip Paşa:

Ben Necip (metinde Mecit) Paşayım zurbadan sökerim
Vurduğumu aslan gibi yıkarım Yetkin alma gibi daldan dökerim Verdiğim nişanı al Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Avşar gibi var mı sana zararım Kavgayı görünce kalmaz kararım Karşıma dayanır aslan ararım Beri gel hasmını gör Necip Paşa

Necip Paşa:

Duymadınmı Koc'avşar'ın ününü Söktüm çadırını, yıktım damını Acısu'ya iskan verdim önünü Ondan da bir ibret al Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Ben Kozanoğlu'yum sarpa çekerim Aslan gibi vurduğumu yıkarım Yetkin alma gibi daldan dökerim Beri gel hasmım gör Necip Paşa

Necip Paşa:

Ben de devlet emri ile gezerim Silah atmaz nüfuz ile bozarım Kırk ellini bir zincire dizerim Verdiği m nişanı al Kozanoğlu Der Dadaloğlu'm da bulunmaz ara Aslan vurmayınca açılmaz yara Köpüklü kanman dolmasın dere Bu yıl da böylece kal Kozanoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:46

41. HİLEBAZ OLAMAZ YİĞİT BÖN GEREK

Gönülden gönüle yol gider derler Onu söndürmeye hoşça can gerek Doğru söyle yiğit işin doğrusun Hilebaz olamaz yiğit bön gerek
Buna kılıç derler aralar açar Püskürür meydana al kanlar saçar Bazı kötüler de övünür geçer Yiğit batman döğer, gözde hun gerek
Yüksek kayalarda şahan ünlemez Kısırdır katırlar, kulun kunlamaz Bazı hocalar da sazı dinlemez "Nedir kuru ağaç bize din gerek"
Dadaloğlu'm der ki belim bükülür Gözümün cevheri yere dökülür Yalnız taştan duvar olmaz, yıkılır Koçyiğide emmi, dayı el gerek

Hilebaz : Hileci, burada kurnaz.
Bön : Burada saf..
Batman döğmek: Ağır, oturaklı olmak.
Hun : Kan.
Kunlamak : (Memeli hayvanlar için) doğurmak, yavrulamak.

Şiir, 1965 yılında Sarız- Yalak (Yeşilkent) kasabasından Abdülkadiroğlu Mehmet Işık'tan derlenmiştir.

42. ELLERİN SERDARI AVŞAR NİCOLDU

Avşarlar yine bir sürgüne gönderilmişlerdir. Bu sürgün Halep'in Rakka yöresine mi yoksa Yozgat- Bozok yaylasına mı burasını kesin olarak bilemiyoruz.
Sürgünde bulunan Dadaloğlu, Çukurova'yı, aşiretini, yaylaları ve geçmiş parlak günlerini anımsar, bunları özler.
Aşağıdan bir yel esti Urum'dan Gam kasavet kalkmaz oldu serimden Bu dert bize beter oldu ölümden Ellerin serdarı Avşar nic'oldu
Çukur' m köprüsü de Avşar'ın yurdu Nerede kaldı da aslanı, kurdu Aralıkta kaldı Hacılar Kürt'ü Aralıkta kalan beyler nic'oldu
Bilmez misin sen Avşar'ın elini Tor mayalar çekmez miydi gelini Sarı çiçek, mor menevşe, gülünü Eli isk.in gidik Avşar nic'oldu
Görüyor Anavarza kalesi Hiç gitmiyor aşiretin belası Mecit Paşa hey Allah'tan bulasın Ellerin serdarı Avşar nic'oldu
Dağlar senin koc'Avşar'ın varidi Yaylatmazdı Bozdoğan'ı, Cerit'i Tor mayalar (uğrunda) güzellerin yürürdü Aralı <ta kalan beyler nic'oldu
Güzeller yaylası Harmancı Yurdu Nic'oldu dağların aslanı, kurdu Aralıkta kalmış Hacılar Kürt'ü Altı arap atlı beyler nic'oldu
Yaylamaya Binboğa'ya çıkardık Katarınan tavsı maya çekerdik Şöhret için sar'al tınlar takardık Aralıkta kalan beyler nic'oldu
Bir bostan ektim de güllü, goncalı Mızrak kullanırdık ucu gancalı Babası Mustafa Bey de oğlu Genç Ali Çukur'un beyleri Avşar nic'oldu
Uç gün oldu Bozdoğan'dan aşalı Sarı çiçek, mor menevşe döşeli Ufacık filizli de seyrek meşeli Top top gezen güzellerin nic'oldu
aşık Veli'm bunu böyle söyleyen İnip aşkın deryasını boylayan Hırsızını terk-i salat eyleyen Arap atlı koca beyler nic'oldu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKaN İLE İLGİLİ ŞİİRLE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:48

43. ÇEL ATIN BAŞINI KIRIM'A DOĞRU

1865 iskanından önce Çukurova'da sayıları 26'ya varan oymak, oba ve aileler yaşardı. Avşarlar, Ceritler, Tecirliler, Bozdoğanlar, Sırkmtıoğulları, Menemenciler, Gökvelioğulları, Mürseloğulları... Bu Türkmen oymakları arasında bazen kavgalar da olurdu. Fakat illa da Avşalar ile Ceritler birbirleriyle daha çok kavga yaparlardı. Kavgaların baş nedeni otlak meselesiydi. Kışlak yurt olarak Ceyhan nehri iki Türkmen aşireti arasında sınır sayılırdı. Yaylak yurt olarak da Avşarlar; Uzunyayla, Pınarbaşı, Sarız, Zamantı kıyıları; Ceritler de Binboğa dağlarının batı kısmına yaylaya çıkarlardı.

Şiirde Dadaloğlu bir Cerit Beyi ile atışmaktadır. Aslında Cerit Beyini konuşturan da Dadaloğlu'dur.

Dadaloğlu:

Ceritler Rakka'dan sökün eyledi Çek atın başını Urum'a doğru Urum'da Avşar var öldürür seni Çel atın başını Kırım'a doğru

Cerit Beyi:

Dadaloğlu bu tehdidin bana mı Benim çöl ovaya inmek niyetim Yarın gör kavga sana mı, bana mı Çöl ovada bir harp etmek niyetim

Dadaloğlu:

Gel edek kavgayı etme bahane Karganın derneği olmaz şahana Susundan ölsen de girme Cihan'a Örkleme atını koruma doğru

Cerit Beyi:

Gel edek cavgayı etme bahane Karganın derneği (nasıl) olur şahana Malayım olmaz girmezsem Cihan'a Akan suyu takım etmek niyetim

Dadaloğlu:

Ceritoğk bu sözümü tutmazsan Benim sözüme riayet etmezsen Eğer dönüp sen Kırım'a gitmezsen Çeviririm yönünü geriye doğru

Cerit Beyi:

Altmış bin piyade, doksan bin atlı Çakmak ı tüfekler yalım barutlu Önde Bozdoğan, artta Ceritli Çöl ovada bir harp etmek niyetim

Dadaloğlu:

Dadaloğlu'm bura bizim yurdumuz Zulkadiroğlu asıl kurdumuz Kozanoğlu, Kadiroğlu dördümüz Yoksull ak kondururum serine doğru.

Cerit Beyi:

Der Ceritoğlu kim girer yasa Kendina güvenmeyen eylesin tasa Güvenmeyin beyler sözde hülasa Dördünüze birden vurmak niyetim

Şiir, 1982 yılında Adana- Kadirli ilçesinin Azaplı (Avşarlar) köyünden Mahmut Taşkaya'dan derlenmiştir.

44. AH NEYLEYİM TAYYAROĞLU KOYMADI

Hey ağalar hey paşalar hey beyler Murtaza Bey benden şerrin ırmadı Benim gönlüm dönüp döğüşmek ister Ah neyleyim Tayyaroğlu koymadı
Akşam namazı göç göçe oldu Çarhacılar birbirine düş oldu Balıklı derede zor döğüş oldu Toygun oldu baba oğlun bilmedi
Ben göçerim kendi konar yurduma Zırh giydirem aslanıma kurduma Zalim düşman ne çok düştü ardıma Suçum yoktu günahımı bilmedi
Dadaloğlu der ki belim büküldü Oynadı şelfeler, zırhlar söküldü Gelin, kız kalmadı yola döküldü Ağlaşır analar oğul gelmedi

Şer : Kitülük.
Irmak : Uzaklaşmak, uzaklaştırmak.
Tayyaroğlu : Bir Türkmen beyi.
Çarha : Çarka, Düşman saflarını çevirmek için yapılan hareket.
Düş olmak : E'üşüp gelmek.
Balıklı Dere : Gaziantep dolaylarında.
Şelfe : Vücuttaki azalar.

Şiir, Halk Bilgisi Hıberler Mecmuasından alındı.Sayı: 79, Nisan 1938 (Ali Rıza Yalman)

45. ÇIKIP DA CANA KIYANLARDANIM (EFENDİM)

Aslımı sorarsan Avşar soyundan Ayrı düştüm aşiretten, beyimden Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen Çıkıp da cana kıyanlardanım (efendim)
Bineyidim gök kırımın üstüne Çekeyidim yan kılıcı destime Gafil varmazdım da düşman üstüne Hazır ol vaktine diyenlerdenim (efendim)
Çekerim çileyi böyl'olsun bugün Alırım mı sandın şol Kozan dağın Biz bir kurt idik Bozoklu koyun Çıkıp da cana kıyanlardanım (efendim)
Urum kuşu Çukura'da kışlamaz Allah'tan olmazsa devlet boşlamaz Üfürdüğüm su da ocak istemez Su döküp ocak söndürenlerdenim (efendim)
Dadaloğlu'm der de böyle olmazdım Gördüğüm günlerin birin görmezdim Kavga kızışınca da geri durmazdım Meydanda kardaşa kıyanlardanım (efendim)

Pınarbaşı : Kayseri ilçesi.
Bozoklu : Oğuz'un boyu, Gemerek yöresinde otururlardı.

Şiir, 1979 yılında Kayseri- Sarız Karayurt köyünden Mustafa Bozbıyık'tan derlenmiştir. (Gö Oğlan, Lakabı Löngür) Bu şiirin ikinci ve dördüncü dörtlüğü İsmail Görkem'in eserinden alınmıştır.

46. TEKKEŞLİOĞULLARI TORUN DEĞİL Mİ

Torun, Avşarlar içinde bir oba adıdır. Ama en yiğit, en gözükara bir oba. Tüm Avşarlar bunu böyle bilirler. Yozgat-Bozok'ta oturan Pehl vanlı oymağımn beyi Abidin Paşa'yı Kayseri- Boğazköprü denilen yerde vurup öldürenler de işte bu Torun savaşçılarıdır. Kozanoğulları'nın da Torun obasından olduğunu söyleyenler de vardır.
Bu şiirde Dadaloğlu, Torun obasının ileri gelenlerini ve bunların özelliklerini sıralamaktadır.
Sen Herekçioğlu'sun bilirim seni Oymağı cı Gılılı da kendini tanı Urum'dan Şam'a da gitmiştir ünü Terkeşlioğulları Torun değil mi
Kabaktf pe, Koç dağına konardı Odasına nice beyler inerdi Düşmanına gayet şahpaz dönerdi Şahmetlioğulları Torun değil mi
Bayazıt oğulları da methin ederdi El konunca daim uca konardı Döğüşlerde bir orduya yeterdi Mucuk oğulları Torun değil mi
Evvele en evveli kılıcı zağlı Kühaylan atları tavlada bağlı Samur kürk giymiş de omuzu tuğlu Sarıvelioğulları Torun değil mi
Bozhi yük, Akoluk belli yurtları Çayıra çıkardı arap atları Haraca bağlardı bütün Kürtler'i Muhazimoğulları torun değil mi
Der Dadal'ım Avşar aslın bilirdi Elden evvel yaylasına gelirdi Umum halkın haracını alırdı Hösükoğulları torun değil mi
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

ÖncekiSonraki

Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir