Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:59

KONU VE ÖZ YÖNÜNDEN

Dadaloğlu'nun şiirlerini konu ve öz yönünden üç başlıkta incelemek istiyoruz:


1 - Kavga, yiğitlik ve iskan ile ilgili şiirleri.
2 - Yurt güzellemeleri ve sosyal konulan içeren şiirleri.
Dadaloğlu'nun şiirlerinde at.
3 - Sevgi üzerine söylediği şiirleri.

1. KAVGA, YİĞİTLİK VE İSKAN İLE İLGİLİ ŞİİRLERİ

Dadaloğlu'nun şiirlerinde temel konu kavgadır, yiğitliktir. Türk Halk Edebiyatı'nda cenk (savaş) ozanı denince hemen akla Köroğlu ile birlikte Dadaloğlu gelir. Köroğlu'nun bireyciliği, kişisel haykırışı yanında o, kendi toplumu adına konuşan bir sözcü oluverir. Fakat bu sözcülük yapay, kuru ve yavan bir sözcülük değildir. O, şiirlerini söylerken hem doğal, hem de «gözünü budaktan, sözünü dudaktan» esirgemeyen bir kişidir. Bu yönüyle benzerlerinden ayrılır ve özgün bir halk ozanı olur.

Dadaloğlu ancak kavga olmadığı zamanlar diğer konularda şiirler söylemiştir. Ozan yiğitlikle ile kahramanlık ile iç içedir. Yiğitlik, kavga onun yaşamının bir parçasıdır.
Bahar gelecek, Avşar atlıları cıda atacak, Dadaloğlu şiirler söyleyecektir.

Bunu sabırsızlıkla bekler:

Selam söylen Reyhanlı'da Arap'a
Hesap etsin yaz ayına ne kaldı
Nevruz biter, sümbül biter, gül biter
Top top edip dermemize ne kaldı
Babına da Dadaloğlu'm babına
Koç yiğitler sığmaz oldu kabına
Kamalağın, kar'ardıcın dibine
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı
No: 1

Dadaloğlu'nun şiirlerinde o dönemin ünlü silahşörleri bir bir boy gösterir. Cıdalar, kılıçlar, kalkanlar, naralar gerçek bir tablo içinde gözlerimizin önüne serilir.

İşte Avşar-Cerit kavgasından bir görünüm:

Karataş dersen de bir düzgün ova
Yükletmiş göçünü gidiyor dağa
Kılıcına yavuz derler İsmail A
Çalıp çalıp dallarını eğiyor
İbiş A'yı dersen yiğitler bendi
Kocaman orduya koydu bir yangı
İnanın ağalar «sığanıs» kendi
Çalıp çalıp gölgesini kovuyor
Bekir A'yı dersen yüksekten uçar
Narasın duyanlar akşamdan kaçar
Girgin deve gibi köpüğün saçar
Sanasın havadan yağmur yağıyor
Dadaloğlu'm der ki giydik karayı
Koç yiğit olanlar açtı arayı
Cerit ovası mı sandın burayı
Top top olmuş seyfilerin kovuyor
No: 11

Şiirde geçen a'lar (ağalar) o bildiğimiz ağalardan değildir. Eli kamçılı, halka zulmeden kişiler değildir burada geçen ağalar. Bunlar yiğit, ağabey, sevilen, saygı duyulan kişilerdir. Bu tür ağalar düşmanlara karşı toplumunu korumuş, kollamış, günü gelince de kendi toplumuna yargıç olmuş kişilerdir.

Şimdi bir başka kahramanı; Apalak'ı Dadaloğlu'nun şiirlerinden izleyelim:

Bir vuruşta düşmanların ikiye
Yarın aslanlarım derdi
Apalak Serden geçin yaralan yarayla
Sarın aslanlarım derdi Apalak
Halep'in, Antep'in soyun keserim
Cehdedersem Elbistan'ı basarım
Bağdat kapısına kilit asarım
Varın aslanlarım derdi Apalak
No: 5

Bu ve bunun gibi yiğitlere onun şiirlerinde sık sık rastlanılır. Burada kahramanlar gerçek, olaylar gerçek, her şey bir gerçek tablo içindedir.

Dadaloğlu bir kavgadan arta kalan durumu, aşiret büyüğüne şöyle anlatır:

Çekildi kılıçlar çok indi başa
Kartallar kuzgunlar indi üleşe
İkisi boy beyi, bir Miktat Paşa
Döğüşü döğüşü öldü duydun mu
Parladı kılıçlar, bindi kılıca
Atı yavuz olan çıkıyor uca
Çukurova girdi kılıç kılıca
Kanl'üleşe kartal indi duydun mu
Der Dadal'ım söyler sözün merdini
Yavru şahin ıssız koymaz yurdunu.
Biz de verdik beş kardeşin dördünü
Bu işimiz böyle oldu duydun mu
No: 19

Dadaloğlu bir meydan ozanıdır. Kavga bu, yenmek de var yenilmek de. Osmanlılar deneyimli, çağına göre modern silahlarla donatılmış bu orduyu Türkmenler'in üzerine gönderiyor. Çukurova'nın en güçlü aşiretleri bu orduya karşı koyamıyorlar. Ahmet Cevdet Paşa'nın deyimiyle, "Garbi (Batı) Kozan ağası Ahmet Ağa (somadan Osmanlılar tarafından paşa yapılacaktır) Osmanlı paşalarıyla anlaşmaya çalışır. Şarki (Doğu) Kozan ağası Yusuf Ağa ise savaşa karar verir.

Savaş çetin olur ama sonunda Yusuf Ağa hile ile yakalanır, yaralı yaralı idam edilir, (kurşunla vurulup öldürüldü).

Yusuf Ağa öldürülünce Dadaloğlu yıkılır, kahrolur:

Nolaydı da Kozanoğlu'm nolaydı
Sen ölmeden bana ecel geleydi
Bir çıkımlık canı mı da alaydı
Böyle rüsvay olmasaydık cihanda
Neyledik de Hakka büyük söyledik
Ne akılla kahpeleri dinledik
Cahil idik n'ettiğimiz' bilmedik
Aciz çıktı bak adımız her yanda
No: 18

Yusuf Ağa idam edildi, onun mezarını ziyaret etmek bile yasaklandı. Dadaloğlu bunu duyunca:

Kozan'a eller Kozan'a.
Akıl ermez bu düzene
Öldürmüşler beyimizi
Yasak mezarın gezene
Kara çadır is mi tutar
Altın tabak pas mı tutar
Kozanoğlu ölmeyinen
Avşar kızı yas mı tutar
No: 82

diye yanıp yakılacaktır.
Bizim edebiyatımızda Osmanlı'ya, padişaha, onun fermanlarına açıktan açığa meydan okuyan şiirler pek yazılmamıştır. Divan Edebiyatı bu konuda dalkavukluğa varan övgülerle doludur. Layık olmadıkları halde nice padişahlara ne ünlü kasideler yazılmıştır.

Şair Eşrefin hicivlerini bir yana bırakırsak Türk Edebiyatında Osmanlı'ya, padişahlara onların fermanlarına meydan okuyan, kafa tutan şiirleri sadece Dadaloğlu söylemiştir.

Daha önce de belirtildiği gibi Osmanlı'nın yaptığı iskan zora dayalıdır. Her şeyi hesap kitap ederek belli bir plan dahilinde yapılan iskan değildi bu iskan. Aynı etnik kökenden gelen bu kardeşlerini Osmanlılar sopayla iskana zorlamıştır. Bu ise aşiret çıkarlarına aykırıydı. Çünkü bu iskan yüz binlerce hayvan besleyen göçerleri bazı otlaklardan yoksun bırakıyordu. Bu noktada konu bir çıkar sorunu oluyordu. Sonra Osmanlılar halka ulusal bilinci de verememişti, zaten "ümmet" ideolojisiyle yola çıkanlarda ulusal bilinçten pek söz edilemez.

İşte bunun için Dadaloğlu haykıracaktır:

Belimizde kılıcımız kirmanı
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir
No: 9

Bir başka şiirinde de şunları söyleyecektir:

Aşağıdan akça çığın ötünce
Katar başı mayaların' sökünce
Şahtan ferman Türkmen eli göçünce
Daha da hey Osmanlı'ya aman mı
Aşağıdan iskan evi gelince
Sararıp da gül benzimiz solunca
Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca
Kaypak Osmanlılar size aman mı
No: 17

Köroğlu, Bolu Beyi'ne çatmıştı. Bolu Beyinin «kıymeti harbisi» kaç paradır. O tarihte Osmanlı'da yüzlerce Bolu Beyi vardır. Dadaloğlu yiğit bir Türkmen olarak Osmanlı'ya kafa tutan şiirleri söylemeyi göze almıştır.
Dadaloğlu göçebe bir toplum içinden çıkmıştır, bu nedenle de o dağlara vurgundur, yaylalara vurgundur, soğuk pınarlara, kamalaklı, karaardıçlı yurtlara vurgundur. Böyle bir toplum içinden çıkmış insanları belli bir yere bağlamak onlara zor gelir. İskan olmak, göçerlikten kurtulmak ne kadar ileri bir düzen olursa olsun, başıboş özgürce dolaşmış bir toplum için kolayca alışılacak bir durum değildir. Dada-loğlu da öteki Türkmenler de işte bu yüzden iskan olmak istemiyorlar. Bunlar daha önce iskan olan Türkmenler'i beğenmiyorlar. Onlara "köylü" diyorlar, bunu onları küçümsemek için söylüyorlar.
Nitekim bu gün bile Zamantı ve Tufanbeyli yörelerinde oturanlara "köylü" diyorlar. Bunu bugün bildiğimiz "şehirli- köylü" ayırımı anlamında söylemezler.

Anılan yörelerde adama sorarlar:

— Nerelisin?

Öteki bu soruyu yanıtlar:

— Tomarzalıyım. (Kayseri ilçesi.) Hemen arkasından ilginç soru gelir
— Avşar mısın, köylü müsün?

Burada «Köylü" sözlüklerin yazdığı anlamda, idari birim yeri olan yer değildir. Avşar'ın dilinde köylü, yayla bilmez, gezip tozmayı bilmez, orada ağaç gibi öylece yerleşip kalmış anlamında insan demektir. Onların dilinde köylü demek yerleşmiş demektir. Buna karşın, kendileri göçerdir.
Dadaloğlu'nu derinden etkileyen olayların başında iskan meselesi gelir. Çünkü Osmanlılar'ın yaptığı iskan onları yoksulluğa götürmüştür Tek ekonomik varlıkları olan hayvanlarını otlatmak için geniş otlaklardan yoksun kalmışlardır. Bu yüzden de iskan güç gelmiş onlara. İstemişler ki Uzunyayla'daki, Binboğa'daki, Toroslar'daki, Çukurova'daki birbirinden güzel yaylaların hepsi kendilerinin olsun, istedikleri gibi, gönüllerinin çektiği kadar oralarda kalsınlar. Göçer ruhunun bu dileğini 12 Eylül askeri darbesi gölgesinde at oynatan kimi devlet görevlileri bu dileği utanmadan "ayrılık" olarak değerlendirmişlerdir.

İşte göçerlerin ve Dadaloğlu'nun bu masum isteği ozanın şiirlerinin oluşmasında ve edebi kimliğinin şekillenmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden iskana da Osmanlı'ya da karşıdır Dadaloğlu, Onun için Osmanlı'ya da, Padişaha da kızgındır.

Yerleşmek acı geliyor onlara:

Bütün iskan oldu Avşarlar,
Kürtler Yürekten mi çıkar ol acı dertler
Mezada döküldü boyn'uzun atlar
At vermemiz iskanlıktan zor oldu
No: 4

Fırka-i islahiyye komutanı Derviş Paşa ile bu ordunun kurmay başkanı (komiseri) Cevdet Paşa iskan için İstanbul'dan bastırıp getirdikleri bildirileri halka dağıtıyorlar. İleri gelenleri toplayıp onları iskan için inandırmaya çalışırlar.

Adana'ya divan harbi konunça.
On yedi bey o celseye varınca
Derviş Paşa iskan emrin' verince
Kozanoğlu beyliğinden düştü mü

İskan emri oldu aşiret yasta
Kız, gelin kalmadı hep oldu hasta
Dadaloğlu'm hapis derler
Payas'ta Kanat takıp sur duvardan uçtu mu
No: 6

O zamanlar iskan olmak ayıplanacak bir durumdu,
bunların gözünde yaylalardan yoksun kalmak demektir.
Tenimiz iskandan yesir olacak
Dost ağlayıp düşmanımız gülecek
No: 78

Ama olan olmuş, iskan işi bütün Türkmen oymaklarında tamamlanmıştır. Çok sonraları Avşarlar da bir yere yerleşmek zorunda kalmışlardır. Ekip biçmeyi bilmeyen bu insanlar, çiftçilik yapmayı da bilmiyorlardı. O yüzden bir hayli perişan olmuşlardır Bu olanlar elbette Dadaloğlu'nun şiirlerini de beslemiştir.

Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum'dan
Duydum perişandır hali
Avşar'ın Gam kasavet kalkmaz oldu serimden
Döndü gurbet ele yolu Avşar'ın

Bize haram oldu Çukurovalar
Şahin uçtu ıssız kaldı yuvalar
Türkmen kızı katarlamış mayalar
Bozuldu katarı, teli Avşar'ın
No: 37

Dadaloğlu nice kavgalar görmüş, nice yiğitlerin meydanlarda al kanlara bulandıklarına tanık olmuştur. Onun şiirlerinde savaş tabloları hayali bir olayın anlatılması değildir. O, bizzat gözüyle gördüğünü, yaşadığını söylemiştir.

Mağara çölünde kavga kuruldu
Öttü tüfek davlumbazlar vuruldu
Duydum Bozoklu'nun beli kırıldı
Bin atlıya yamaç onu beylerin

Paşa Bey'in oğlu Deli Osman Ali Alayından
Mehmet Ali'm zorbalı Bağrını kurşuna verdi
Seyf' Ali Etten kale oldu canı beylerin
No: 28

Sana derim sana Hasan kalesi
Alt yanında döğüş oldu, hûn oldu
Yiğit olan yiğit çıktı meydana
Koç yiğitler arap ata bin oldu
No: 2

Onun şiirlerinde biz gerçekten yaşanmış bir olayın öykülerini görürüz. İşte Urban Arapları denen ve halk arasında, Cızık Çöl Arapları diye bilinen bir Arap aşireti ile Avşarlar'ın savaşını onun şiirlerinde duyar gibi oluyoruz:

Bugün meydan günü döğüş olucu
Kötüler de geri geri durucu
Koç yiğit elinde tartar kılıcı
Kılıç kalkanınan vuruşur bugün

Sıkılır tüfekler tütünler tüter
Çalınır davullar mehterler öter
Kesilir kelleler meydanda yatar
Üleşler ayağa dolaşır bugün
No: 31

Sadece böyle meydan kavgaları değil, bazen de baskınlar önemliydi. Baskınlar, tuzaklar, kalleşçe hileye dayalı saldırılar Dadaloğlu'nu daha çok kahretmiştir.

İşte böyle bir durumda kalan Avşarlar için Dadaloğlu:

Yara yara bir kavgaya girmedik
Sağa sola kılıçları vurmadık
At üstünde döğüşerek ölmedik
Ok değmeden gözlerimiz kör oldu
No: 4

diye hayıflanır.
Beyler, yiğitler, oymak ve oba ileri gelenleri Dadaloğlu'nun şiirlerinde herkes kendi kimliği içinde konuşurlar. Karşılıklı atışmalar, meydan okumalar hep yiğitlik üstünedir.
Kozanoğlu'na karşı devlet Necip (Mecit) Paşa'yı Mecit Paşa'yı görevlendirmiştir. Mecit Paşa, Kozanoğlu'nun teslim olmasını istemekte ama Kozanoğlu buna karşı direnmektedir.

Dadaloğlu bunları şöyle konuşturur:

Mecit Paşa:


Yozgat tarafından çıktı bir paşa Avşarınan,
Kürt'ü yaktı ateşe
Dövüşün dövüşün de çıkaman başa
Sen de gönlünle gel Kozanoğlu

Kozanoğlu:

Ben Kozanoğluyum sırta kaçarım
Ağzımdan burnumdan köpük saçarım
Bir varırsam bin taneni biçerim
Beri gel hasmını gör Mecit Paşa

No: 40

Kavgalar, döğüşler, meydan okumalar Dadaloğlu'nun sık sık karşılaştığı olaylardır. Yenilen yenilir, kahramanlar ölür, ölenlerin arkasından ağıtlar yakılır. Bu suretle ölenlerin anıları yaşatılmış olur. Ağıt söylemek Türkler'de çok eski bir gelenektir. Ta Orta Asya'dan beri Türk toplumu edebiyatımızın en duygulu türü olan ağıtlarla ağlamış, ağıtlarla yüreğini hafifletmeye çalışmıştır.
Eski Türkler'de ağıda "sagu" denirdi, Divan Edebiyatı döneminde buna mersiye dedik.

En eski sagularımızdan:

Alp Er Tunga öldü mü
Esiz acun kaldı mı
Özlek öçin aldı mı
Emdi yürek yırtılır

diye başlar.
Dadaloğlu, şiirlerinde ağıt türünün en güzel örneklerini vermiştir.

Avşar kocaları hastalanınca, tıpkı "bana bir Köroğlu oku" der gibi Dadaloğlu'ndan şiirler okuturlar:

Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım, toprak aldı koynuna
Yarim diyen bülbül diller iniler

Doya doya mah cemalin görmedim
Saçlarını çözüp çözüp örmedim
Bir gececik safasını sürmedim
Sarmadığım ince beller iniler
No: 81

Onun Kozanoğlu ağıdında her şey bir çırpıda dile getirilir:

Şu Feke'nin hanımları
Kara bilmez alınları
Kör olasın Derviş Paşa
Hep dul koydun gelinleri

Tütün gelir keseyinen
İçemedim tasayınan
Kozanoğlu yaralanmış
Su istiyor kaseyinen
No: 82

Bozlaklar duygu dolu şiirlerdir. Uzun hava içinde bir bozlak okumak, Türkmen'in gönlünü, kafasını doyuran en değerli hediyedir.
Bozlağın develerin bozulamasından çıktığını söylerler.

Develer yaz gelince yaylaları, güz ayında da kışlakları özlerler. Bu özlem sırasında yanık, uzun soluklu sesler çıkararak duygularını dile getirirler. Develerin çığlık koparır gibi, bağırarak çıkardıkları bu sesin adına "bozulamak, bozlamak" denir.
Dadaloğlu'nun Türkü'leri okunurken en başta "ay dost!.." söyledikten sonra asıl Türkü'nün sözlerine geçilir. Karacaoğlan'da ise girişe "aL.heyL." diye başlanır.

Kaynakça
Kitap: AVŞARLAR VE DADALOĞLU
Yazar: Ahmet Z. Özdemir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:00

2. YURT GÜZELLEMELERİ VE SOSYAL KONULARI İÇEREN ŞİİRLERİ

Dadaloğlu'nun yurdu konup göçtüğü yerlerdir. O, gözünü açmış ala karlı, mor sümbüllü yaylaları, Çukurova'nın bereketli topraklarını görmüştür. Ta Halep'ten itibaren tüm Çukurova, oradan Toroslar'a, Uzunyayla'ya kadar uzanan yerler Dadaloğlu'nun yurdudur. Mevsim olarak da yazın keklik öten kekik biten, kışın ise turaç öten nergiz biten yerler Dadaloğlu'nun yurdudur.

Çukurova'dan Uzunyayla'ya bir dizi dağlardan sonra varılır. Bu dağlar otludur, ormanlıdır her deresinden yüzlerce pınar akar. Buralarda dağlar çok görkemlidir. Ayrıca dağlar yiğit kalesidir. Dadaloğlu dağlar içinde Binboğa'yı bir başka türlü sever. Bana anlatılanlara göre çoğu zaman onun yaylası Binboğa'daki Harmancı Yurdu denilen yerdir.

Belirtelim ki o, daha başka yaylalara da çıkmıştır fakat Binboğa hiçbir dağa benzemez, Ozan Binboğa'ya şöyle seslenir:

Başın görünmüyor dumandan pustan
Bağrışır geyiğin durulmaz sesten
Sağ yanın Saraycık, solun Elbistan
Övünmeye değer dilin Binboğa

Karların yağmış da ardıç boyunca
Lale, sümbül gül, boynunu eğince
Yaz baharda aşiretler gelince
Karışır sağmala yozun Binboğa
No: 55

Yazık ki, bugün Binboğa'daki yaylaların pek muhteşem-liği kalmamıştır. Şimdi Binboğa'daki Harmancı Yurdu da Ceritli Hasan Bey'in yurdu da bir bozkır görünümündedir. Ormanlar, o güzelim ağaçlar bir bir yok olunca dağların ne kıymeti kalır! Binboğa'da şimdi dünyanın en güzel kokan çiçekleri olan "geyik göbeği" , "sarı sümbül" ve "kekik" buraları hala güzelleştirmeye devam ediyor.

Bereket var toprağında, taşında
Kırık kırık eser yelin Binboğa
Seyfilerin döner yanı başında
Fariz avcı ister yerin Binboğa
No: 54

Binboğa'dan sonra Pınarbaşı'na varılır. Eskiden Aziziye adıyla Sivas iline bağlı olan bu ilçe Cumhuriyet'ten sonra Kayseri'ye bağlanmıştır. Ta Selçuklular zamanın da bile liva (tugay düzeyinde askeri birlik) merkezi olan Pınarbaşı Uzunyayla'nın kapısıdır.

Dadaloğlu, sürgüne gönderilen Halit Bey'in ağzından seslenir:

Yürü bire Pınarbaşı
Acep karın kaktı m'ola
Boynu uzun tor sunalar
Çığırından çıktı m'ola

Tez gelir Kaynar'ın yazı
Ötüşür ördeği, kazı
Koc'ırmak tutardı buzu
Garbi değdi söktü m'ola

Dadalı'm da coşar, çağlar
Nic' oldu kır atlı beyler
Yüksek olur bizim dağlar
Gukkuğusu öttü m'ola
No: 60

Dağlar birbirinden güzel, Toroslar'da bir Aladağ vardır.
Aladağ yiğitler durağıdır, aslan yatağıdır.
Geyik sürüleri dolaşır Aladağ'ın yücelerinde.
Dumanlıdır Aladağ'ın alanı
Ortasında sarı çiçek savranı
Yiğitler durağı, aslan yatağı
Dilberlerin hep de böyle ala mı

Koç yiğitler cirit oynar dölekte
Geyiklerin yaylım eder yaylakta
Bir koku var toprağında, ırmakta
Gözüm yaşı duvarında kal'a mı
No: 62

Yaylalarda, pınarlara ağaçlardan oyara "oluk" yaparlardı. Pınar bu oluktan akardı, çeşme diyoruz şimdi buna.

Dadaloğlu yaylasını tanıtıyor bize:

Bizim yaylamız meşeli
Dibinde güller döşeli
Altı top top menevşeli
Kızlar gelir yaylamıza
Bizim yaylamız oluklu
Akar suları balıklı
Dadaloğlu'm çift belikli
Kızlar gelir yaylamıza
No: 65

Dadaloğlu'nun sazı cura'dır. O, curayı kucağına alınca konup göçtüğü yerleri bir bir sayıp sıralar. Yozgat-Bozok sürgünündeyken bir sevgilisi vardı, kim bilir şimdi kuşkulu, belki de Çiçek Dağı'nda kalmıştır.

Alayıdım cura sazım dizime
Çekseydim sürmeler ala gözüne
Cihan güzel olsa girmez gözüme
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı
Dadaloğlu görülmüyor borandan
Yıkılsın dağların kalksın aradan
Elbeyli'den geldim koru Yaradan
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı
No: 63

Onun şiirlerinde Gavur Dağı önemli bir yer tutar. Kış aylarında Gavur Dağları'nın üzerinde sis, boran eksik olmaz.

Gene tuttu Gavur Dağı boranı
Hançer vurup acarladın yaramı
No: 10

Kırpık olur Gavur Dağın ormanı P
adişah derdimin olmaz dermanı
No: 64

Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor
Gavur dağlarının başı dumanlı
Gönül binmiş aşk atına aşıyor
Bire beyler cünunluğun zaman mı
No: 17

Dağlar hoş, dağlar yiğit kal'asıdır ama Dadaloğlu Çuku-rova'yı akıldan çıkarır mı? Kış aylarında gıcılı, boranlı, fırtı-nalı, karlı dağlarda kim durur, kim eğlenir!..

O zaman açar Çukurova kucağını Dadaloğlu'na:

Hûbların durağı Cihan'ın suyu
Güzel eğlencesi
Mercin'in kıyı
Gitti de gelmedi bir delim deyi
Ara sıra gözler m'ola yolları
No: 51

Çukurova'nın ortasında bir bayrak gibi yükselen Anavarza kalesi vardır. Anavarza gün görmüş, tarih görmüş bir kaledir. Dadaloğlu ona sormadan edemez.

Sana derim Anavarza kalesi
Sana konup göçenlerin nic'oldu
Doğru söyle garip başım belası
Şahpaz atlı av kovanlar nic'oldu
Dadaloğlu'm yoktur sözün hilesi
Hangi tarihtedir bunun çilesi
Ayas, Payas, Misis, Tumlu kalesi
Beş kaleye hükmedenler nic'oldu
No: 67

Çukurova'da kaleler çoktur. Anavarza, Yılan (Şahmaran), Tumlu, Misis...kaleleri. Derken bir de Hasan kalesi vardır. Hasan kalesi Gavur Dağları'nın eteklerinde, Osmaniye iliyle Bahçe ilçesi arasında, Hasanbeyli köyündedir. Bugün tamamen yok olma tehlikesi içinde bulunan bu kalenin önünde aşiretler arasında zorlu bir kavga olmuştur. Kavganın yapıldığı yere bu gün de Kanlı Geçit derler. Kanlı Geçit'ten Humus Suyu geçer. Osmaniye-Düziçi yolu geçer.

Dadaloğlu, Kanlı Geçit'te tamamlanan bu kavganın tanığı Hasan kalesine seslenir:

Sana derim sana Hasan kalesi
Alt yanında döğüş oldu, hûn oldu
Yiğit olan yiğit çıktı meydana
Koç yiğitler arap ata bin oldu
No: 2

Ceyhan yakınlarında Yılan (Şahmaran) kalesi, Osmaniye yakınlarında Toprakkale vardır. Çukurova'da kaleye çıkılmazsa insan ötesini göremez. Kaleye çıkılacak, etraf gözetlenecek; gelenlerin dost mu, düşman mı oldukları belli olacak. Hele bir Hemite kalesi vardır ki öykülere, romanlara, destanlara konu olmuştur. Hemite kalesi Osmaniye-Kadirli kara yolu üzerinde, Ceyhan Nehri'nin kenarındadır. Buralar güney Türkmenleri'nin "cevelangahı"dır, at oynattığı gezinti yeridir.

Göründü de Hemite'nin kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
No: 32

Çukurova yaz aylarında çekilmez olur. Sıcak etrafı kasıp kavurur. Mucukları, üvezleri ve öteki sinekleri insanı çileden çıkarır, sıtma eder.

O aylarda suları pis kokar, buralardan içen insanın beti benzi solar:

Eser garbisi de adamı yakar içilmez suları yosunlu kokar
Yatılmaz gecesi mucuğu çokar Sehillemiş açılmıyor gülümüz
No: 32

Dadaloğlu böyle günlerde yaylaları özler, oraları yaşar gibi anımsar:

Bizim yaylanın kuşuna
Can dayanmaz ötüşüne
Serin yaylalar başına
Kuraydım otağı şimdi
No: 66
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:00

DADALOĞLU'NUN ŞİİRLERİNDE AT

At, göçerlerin vazgeçemediği bir arkadaştır. Ciritler, cıdalar at ile oynanır; kavgalar, yarışlar at ile yapılır. Gerektiğinde göçler at ile taşınır, haberler at ile ulaştırılır.

O nedenle:

Güneyde yaşayan Avşarlar, Ceritler, Tecirliler, Bozdoğanlar özetle Çukurova'da yaşayan tüm Türkmen oymakları atların en iyisini yetiştirmek için birbirleriyle yarışırlardı. Bu Türkmenler'in yetiştirdikleri atlara "ÇUKUROVA KOLU KISASI" denirdi.
Osmanlılar orduya gerekli atları işte bu Türkmenler'den temin ederlerdi. Yazın Kozan yaylalarında, Uzunyayla'da; kışın ise Çukurova'da beslenen bu atlar ordu için çok elverişliydi. Çünkü bu atlar hem dağlık araziye hem de ovalık araziye uygundu.
"Macar atları kalp ve kaltabandır. Arap atları süs ve ziynet hayvanı olarak kullanılmıştır."

Türkmen atlarının özellikleri de şöyledir:

"Atın adı: Çukurova Kolu Kısası. Bu atların belleri kısa, gözleri iri, cazip ve cevval. Sağrıları bağdaş kurup oturacak kadar geniş. Ayakları kalın ve iri, kemikli, tırnakları vasat derecede katı, rengi sincabi ve teşekkülatı muntazam idi. Kuyrukları yerde sürünecek kadar uzundu. Yazın Kozan yaylalarında, kışın Çukurova'nın payansız (sonsuz) çayırlıklarında beslenen bu atların duruşu, gezişi bile cazip ve ruhnevaz idi. Bunların gezmeleri, hoplamaları genç ve dilber bir kızın yürüyüşü kadar cazibedardı. Gözleri ahular kadar güzeldi"

Yazık ki bu güzel atların daha sonraları yok olup gittiklerini görüyoruz. Bu atların yok oluş nedenlerini Besim Atalay şöyle açıklıyor:

a) Türkmenler iskan edilince otlu yaylaklardan ve kışlaklardan yoksun kalan atların yetiştirilmeleri güç oldu.
b) O dönem hükümetlerinin yerli atlara önem vermeyip orduya gerekli olan atların dışarıdan tedarik edilmesi.
c) Hayvan hırsızlığı.

İşte Dadaloğlu bu Türkmen atlarına vurgundur. Ozan onlarla bir arkadaş gibi konuşur. Daha hızlı gitmesini istediği kır at ile tıpkı bir dost gibi söyleşir:

Deh bire deh bire nazlı kır atım
Yarsuvat'ta kaldı atım, pusatım
No: 8

At ile kadın aynıdır ozanın gözünde, ikisini de sever:

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır ah bir de güzeli
Değip on beşime kendim bileli
Severim kır atı bir de güzeli
Atın beli kısa, boynu uzunu
Kuru suratlısı, alma gözünü
Kızın iplik iplik süt beyazını
Severim kır atı bir de güzeli
Atm höyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlısı
Güzelin dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli
No: 84

Göçebe Türkmen'e ne gereklidir?
Dilber, at, davar ve bir de mor çimenli yurt.
Dadaloğlu bunu bilmez mi.
Türkmen'e bir at, bir yayla davarla ala dilber, mor çimenli yurt gerek
No: 85

Ata nasıl binilir, iyi at nasıl olur, Dadaloğlu bunları bir bir sayıp döker ortaya:

Her sabah her sabah ata binilmez
Ata binince de uğru boş gerek
Her güzele benim deyi yanılmaz
Zilif kıvrım kıvrım eğri baş gerek

Atın iyisi de tezceden alır
Güzelin yüzünde çifte ben olur
Hey ağalar at dördünde çiğ olur
Güzele on dört de ata beş gerek

Atın iyisi de kulağın' diker
Güzel ırgalanır, omzunu silker
Kınalı keklik gibi gürleyip kalkar
Güzele gerdan da ata döş gerek
No: 87

Dadaloğlu bir şiirinde atları tek tek konuşturur. Her at kendi özelliğini yine kendisi söyler:

Kula at der ki yavuz kaçarım
Yağız at da der ki bağlan koruya
Al at der ki güz el olur donumuz
Kır at der ki ben atların başıyım
No: 86

At, en başta kavga içindir, hızla düşmana yaklaşacaksın, ona kılıç çalacaksın yine aynı hızla oradan uzaklaşacaksın.

Parladı kılıçlar bindi kılıca
Atı yavuz olan çıkıyor uca
No: 19

Kavgadan sonra yenilen tarafın atları yağmalanırdı. Kimi kez de baskınlar yaparak karşı tarafın atlarını sürüp kendi bölgelerine geçirirlerdi.

Bu biçimde yaşayan bir toplum içinde yaşayan Dadaloğlu elbette gördüklerini dile getirecektir:

Arap atlar yağma oldu arada
Fitiller işliyor azgın yarada
Küheylanım yedi yedi yederler
Olanca malımı talan ederler
No: 27

Yavuz at besleyen el malı için
Bölük bölük bölmemize ne kaldı
No: 1

Altı arap atlı Avşar beyleri
Çek atın başını Urum'a doğru
No: 35

At, arkadaştır, eskiden varlıklı ve soylu aileler at sürüleri beslerlerdi.Dağlar da sürü sürü yılkılar olurdu, ata binen Türkmen yiğidi onun üstünde şöyle bir kasılır ve ondan sonra kendisini güçlü hissederdi.

Bindiğin at Aşkar mıdır ya
Düldül İrengi bozadır der Türkmenoğlu
Eyerlen kır atı mahzun kalmasın
Biner dövüşürüm der Türkmenoğlu
No: 20

Ata herkes binemez. At, yiğidin hakkıdır. At, bileği güçlünün hakkıdır. At, zamanın en hızlı ulaştırma aracıdır. Eskiden yiğitlerin; ağaların, beylerin çadırlarında atlı konuklar eksik olmazdı. Bir beyin yanında ne kadar çok at olursa, o beyin şanı-şöhreti o kadar fazla olurdu.

Dadaloğlu Mistik Paşa için söylüyor:

Tavlasında arap atlar beslenir
Konağında baz şahinler seslenir.
Duldasında nice yiğit yaslanır
Boz kır atlı yüce beyler nic'oldu
Ha deyince beş yüz atlı binerdi
Sana inip konan beyler nic'oldu
No: 10

Halk ozanı cağının gözüdür, kulağıdır. İskan sırasında aşiretin başına bir felaket geliyor: Kolera. Dadaloğlu da Avşarlar da koleraya «gecebaş» diyorlar. O yıl gecebaştan binlerce insan ölüyor. Fırka-i İslahiyye subayları ve erleri arasında da bu gecebaş yüzünden çok sayıda ölenler oluyor.
Gecebaş (kolera) en çok da taze gelin, büyük kıza (yetişkin kıza) musallat oluyor. Demek ki «ecel bile güzeli nasıl biliyor, nasıl seviyor!»

Gecebaş geldi de nerde kışladı
Ufacık evlere neler işledi
Taze gelin büyük kızdan başladı
Ölüm de güzeli severe benzer
Gecebaş geldi de el ayak şaştı
Han evler kapandı, dükkanlar göçtü
Koç yiğit kalmadı toprağa düştü
Analar yürekten yanara benzer
No:83

Aşirette akrabalık çok önemlidir. Her oba, her aile birbirine kardeş gibi bağlıdır. Başlarına gelecek bir kötülüğü, bir felaketi birlikte göğüslerler. Kalabalık ailelerden düşmanlar çekinirler, onlardan korkarlardı. Güçlü ailelerin, obaların önüne kimse duramazdı.
Kalabalık aileler içinde yayla yaylamak büyük mutluluktu. Birisinin beş tane oğlu olması, on tane kardeşi bulunması büyük mutluluktu.. Şimdi bile Anadolu'da çok çocuklu ailelerin bulunmasının bir nedeni de bu olsa gerektir.

Bileği güçlü olmak kalabalık olmaktır. Bir kavgaya girilince «ölen ölür kalan sağlar» ailenin ocağım tüttürmeye yeterdi. Zenginlerin yanında fıkaralar da geçinirdi ama onların geçinmesi «müşkül halman»
Kardeş-karındaş, birbirlerini canı gibi severler.

İşte bu durumları Dadaloğlu'nun şiirlerinden izlemek mümkündür:

Yaz gelip de beş ayları doğunca
Bülbülün figanı gonca gülünen
Bir fıkara bir zenginin yanında
Onun geçinmesi müşkül halınan
Benim sözüm dinleyene bir kışta
Sırrını tez verme yabana, dosta
Adam olursan da çıkarsın üste
Zamananın geçinmesi şerinen
Kardeşten kardeşe kemlik mi olur
Şahanın yuvası ıssız mı kalır
Emmi, dayı adama çok gerek olur
Kab'ağacın gürlemesi dalınan
Der Dadal 'ım der ki coş etti yürek
Bir zaman ağlayak bir zaman gülek
Şimdi muhabbetli on kardeş gerek
Konsak, göçsek, beylik sürsek elinen
No: 71
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:01

3. SEVGİ ÜZERİNE SÖYLEDİĞİ ŞİİRLERİ

Dadaloğlu öncelikle bir cenk (savaş) ozanıdır. Fakat aşk üzerine şiirler yazmaktan da geri durmaz. Kavgalar -döğüşler, vuruşmalar, sürgünler, acılar onun bu türlü şiirler yazmasına pek zaman bırakmamıştır. Hatta konuştuğumuz kimi Avşar Kocaları arasında «Dadaloğlu aşk konusunda hiç şiir söylememiştir.» diyerek kestirip atanlar da oldu. Elbet de bu düşünceye katılmak olanaksızdır. Ancak gözü, gönlü yiğitlik duygularıyla dolu olan ve yedi yaşından, yetmiş yaşına kadar cenk türküleriyle beslenen bu Avşar Kocalarını da hoş görmek gerekir.

Dadaloğlu göçebe bir halk ozam olarak bunca yaylalar, bunca günler, bunca güzeller görecek ama hiç aşk şiiri söylemeyecek. Bu, olası değildir. Dadaloğlu'nda aşk gerçek aşktır. Yayla yollarında, pınar başlarında gördüğü güzellere tıpkı hemşehrisi Karacaoğlan gibi vurgundur.

Karacaoğlan:

Yaylalarda bir güzele uğradım
Gümüş nalın giyer altın halınan
Onun her bakışı bir «gazi» değer
Şu dünyada paha yetmez malınan

Dadaloğlu düşlerindeki güzellere şiirler söylememiştir, onun güzelleri hep gerçek, hep yaşayan Türkmen kızlarıdır.

Çelenbel'de bir güzele uğradım
Cemalini denk ederim gülünen
Öleneçe ben methini ederim
Edebinen, erkamnan, yolunan

Kirpiklerin can almaya kasteder
Kimini öldürür, kimin hast'eder
Bağdat'ın, Mısır'ın malın üst'eder
Baha yetmez paşa efendim malınan
Der Dadal'ım bulamamış eşini
Pınar sandım kız gözünün yaşını
Çevşiri bağlamış yüce başını
Adana şehrinin kıvrak şalınan
No: 105

Bazen de şikayetçidir bu tür güzellerden Dadaloğlu. Çünkü bu güzeller ozanı yaralamıştır. Ama yine de ne olursa olsun bunlar birer «huridir, melektir»

Ben sana ne ettim hey kanlı zalim
Siyah zülfün mah yüzüne moy dedi
Bir ok vurdun deldi geçti sinemi
Ne ağrıdı, ne incidi oy dedi

Bir keten giymiş de eğninde sarı
Kokar güller gibi dökülen teri
Huri mi melek mi yoksa bir peri
Hiç görmedim böyle persek soy dedi
No: 110

Onun ünlü "Ağ Gelin" türküsü Güney Türkmenleri arasında çok sevilen, hala dillerden düşmeyen bir şiirdir. Ağ Gelin saçını tarayınca günümüzdeki örneklerinde görüldüğü gibi balkona çıkmaz, çarşı pazar arşınlamaz.

Göçebe toplumlarında Ağ Gelin yayla yollarında, pınar başlarında ya da bir taşın üzerinde görünür:

Oturmuş ağ gelin taşın üstüne
Taramış zülfünü kaşın üstüne..
Bir selam geldi de başım üstüne
Alırım kız seni komam ellere
No: 111

Dadaloğlu'nun sevgi üzerine söylediği şiirler oldukça azdır. Elde mevcut aşk şiirlerinin bir çoğu da Karacaoğlan'ın şiirleriyle karıştırılmıştır. Onun kendi şiirleri daha sade, daha açık bir Türkçe ile söylendiği halde, Karacaoğlan ayağında söylediği saptanan şiirlerinde araya bazı yabancı sözcüklerin sokuşturulduğu görülmektedir.

Özellikle "din" ile ilgili şiirlerinde bu durum daha açık olarak görülmektedir:

Mü'min olan sürer zevk ile safa
Münafık olanlar çekecek cefa
Dediler hükmetti Şol Kaftan
Kafa Davutoğlu Süleyman'a kalmadı
No: 78

Hani benim bezirganlık ettiğim
Türlü libasını alıp sattığım
Hazreti Hamza ile güreş tuttuğum
Güvercinlik denen Şar'a vardın mı
No. 120

Dadaloğlu'nun kavga, yiğitlik konusunda söylediği şiirleri hiçbir halk ozanının söylediği şiirlere benzemez. O bakımdan Dadaloğlu kendine özgü bir ozandır. Ama aşk konusunda söylediği şiirleri başka halk ozanlarının şiirleriyle karıştırılmıştır.

Bu durum salt Dadaloğlu'na özgü de değildir, tüm halk ozanlarında görülen genel bir etkileşimdir. Bunun nedeni ise halk ozanlarının çoğunlukla okur yazar olmaması ve bu şiirlerin belleklerden derlenmesidir.

Bu gerçek ortada dururken kimi edebiyatçı ve bilim adamlarımız; Dadaloğlu'nu da kastederek:

"Türkmen oy-makları arasında büyük şöhretleri olan, şiirleri hala dillerde dolaşan bu şairleri, Karacaoğlan'ın 19 uncu asrın ilk yarısında yetişmiş birer, mukallidi (taklitçisi) addetmek hiç de yanlış değildir" demektedir.

"Üstad" böyle dedi ya, ondan sonra tüm edebiyatçılar ağızbirliği etmişçesine aynı şeyi tekrar edeceklerdir.
İlk başta, Karacaoğlan bunca şiirler söylemesine karşın kavga-yiğitlik konusunda hiç şiir söylememiştir. Sonra Karacaoğlan'ın şiirlerinde temel konu aşktır, tabiattır. Oysa Dadaloğlu'nun şiirlerinde temel konu kavgadır, yiğitliktir.

Karacaoğlan'ın, Uyvar Kalesi'ni fethedip Uyvar fatihi olan, «Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli» sözünü söyleten, 1664 yılında Vasvar Barışı'nı imzalayan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa için söylediği:

Hazır ol vaktine Nemçe kralı
Yer götürmez asker ile geliyor
Patriklerin inmiş tahttan diyorlar
Bir halife kalmış o da geliyor
Gelen Ahmet Paşa kendidir kendi
Altmış bin dalkılıç kusuru cündi
Kaçma kafir kaçma ölümün şimdi
Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor

şiiri bu konuda tek örnektir. Bu şiirin de Kul Mustafa'nın bir şiirine benzek (nazire) olarak söylendiği belirtilmektedir.

Kul Mustafa'nın bir başka şiirini yazalım:

Hercai dilbere gönül verince
Havaya kuşunu salmış gib'olur
Yalancı dünyanın sonun düşünen
Gemisin deryaya salmış gib'olur

2 Sadeddin Nüzhet Ergun. Karacaoğlan, 20. baskı, sayfa:

Şu şiirde Karacaoğlan'ın:


İnsanoğlu yeryüzüne gelince
Kuru ağaçta meyve bitmiş gib'olur
Kamil olup kendi kendin bilince
Cevahirden yükün tutmuş gib'olur

Dadaloğlu da şöyle başlar:

Bir yiğit de anasından doğunca
Kuru ağaçta bir dal bitmiş gib'olur
Yaşı varıp on beşine değince
Yükünü kumaştan tutmuş gib'olur
No: 116

Bu gibi karışıklıklar ister cönk sahibinden, ister onu derleyenlerden gelsin genel olarak tüm halk ozanlarında bu gibi durumlarla karşılaşmak mümkündür.
Dadaloğlu söylediği cenk şiirleriyle kendine özgü bir ozandır. Daha çok da kavga ve yiğitlik üstüne şiirler söyle-miştir.Bu yönden Karacaoğlan'a uzak, yakın bir benzerliği yoktur. Hele Dadaloğlu'nu «mukallid» (taklitçi) saymak onu hiç tanımamak olur. Halk tarafından karıştırılmış birkaç şiiri öne sürerek bu yargıya varmak talihsiz bir değerlendirmedir.

Eğer bu mantıktan hareket edersek tüm halk ozanları bir-birinin «mukallidi» sayılırlar. Bundan da ötesi tüm divan şairlerini; belirli edebiyat akımı içinde olan tüm şairleri, yazarları "mukallit" sayabiliriz.

Bu konuya ilerde değinmek üzere yine, Kul Mustafa'ya dönelim; Kul Mustafa'nın:

Kulak verdim dört köşeyi dinledim
Arkamızdan gıybet eden çok imiş
Çok yaşayıp kötü günler görmeden
Az yaşayıp bir dem sürmek yeğ imiş

diye başlayan şiiri, Karacaoğlan'ın şu şiirine ne kadar benzemektedir:

Kulak verdim dört köşeyi dinledim
Arkam sıra gıybet eden çok imiş
Çok yaşayıp minnet ile ölmeden
Az yaşayıp devran sürmek yeğ imiş

Bu şiirin de Gündeşlioğlu adına kayıtlı olduğunu Sadeddin Nüzhet Ergun söylüyor.

Karacaoğlan'ın diye bildirilen:

Güzel derler bir dilbere uğradım
Siyah zülfün mah yüzüne gül gibi
Boyu kısa amma kendi münasip
Uzar gider bir şıvgacık dal gibi
Giydireyim yeşil ile al ile
Besleyeyim kaymak ile bal ile
Anan bana versin şunca mal ile
Kokulayım bir tomurcuk gül gibi.

Bir de şu dörtlükleri inceleyelim:

Kalem aldık kaşın gözün çatmaya
Hicap ettim adın sual etmeye
Seni satan az bahaya satmaya
Bakıp durur yüz altınlık mal gibi

Hazere de Karaç'oğlan hazere
Bir merhem yap yarelerim tazele
Bir saray yaptırdım şöyle güzele
On halayık hizmet etsin kul gibi

Bu şiir, Dadaloğlu'nda da şu biçimdedir:

Gel ha güzel gel ha methin eyleyim
Ağzın şeker dudakların bal gibi
Yaşta küçük amma boyda münasip
Sallanıyor bir fidanca dal gibi

Kalem aldım kaşlarını çatmaya
Hicabettim adın sual etmeye.
Baban seni az bahaya satmaya
Bakıp durur bin liralık mal gibi

Gezdireyim yeşil ilen alınan
Besleyeyim şeker ilen balinan
Baban seni bana verse malınan
Koklarıdım yeni açmış gül gibi

Hezele de Dadaloğlu'm hezele
Melhem eyle gel yaramı tazele
Aksaray gerektir böyle güzele
Çalışırdım on halayık kul gibi
No: 106

Gerçekten de tek ozanın dilinden çıkmış gibi birbirine benzeyen iki şiir. Ancak Dadaloğlu'na ait şiir hem dil ve söyleyiş, hem de anlam ve biçim bakımından Karacaoğlan'ın şiirinden daha düzgündür.

Yukarıda, Karacaoğlan'ın şiirinde «Kalem aldım kaşın gözün çatmaya» söyleyişi yanlıştır. Çünkü kaş ve göz birbirine çatılmaz. Ama kalem ile boyayarak iki kaşı birbirine çatabiliriz. O zaman olur bir "çatıkkaş..."

Sonra, Karacaoğlan'ın şiirinde, «Anan bana versin şunca mal ile» deniyor. Türkmen'de kızı ana değil, baba verir. Yine «boyu kısa» deniyor, sonra da «uzar gider bir şıvgacık dal gibi» diye söyleniyor. Bu, bir çelişkidir, «hazere» kelimesi de yanlıştır. Doğrusu «hazale» ya da «hezele»dir; yaramaz, geveze anlamında.

Görüldüğü gibi, bu şiir Karacaoğlan'ın diye tespit edilirken, cönkten de alınmış olsa; birinin ağzından da derlenmiş olsa acemice yanlışlar yapıldığı ortadadır. Dikkat edilirse Dadaloğlu'nun şiirinde bu yanlışlar, bu çelişkiler yoktur.

Bir de şu şiire bakalım:

Ilgıt ılgıt esen garbinin yeli
Şol Gavur dağının başı dumanlı
Deli gönlüm ne kaynayıp coşarsın
Yoksa bu gün delirdiğin zaman mı

Karac'oğlan der ki girdim düşüne
Tor balaban oynandım kuşuna
Alışkan tüfekle dağlar başına
Ezrailden özge kula aman mı

Bir de aynı ayakla söylenmiş Dadaloğlu'nun şiirine bakalım:

Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor
Gavur dağlarının başı dumanlı
Gönül binmiş aşk atına aşıyor
Bire beyler cünunluğun zaman mı.

Aşağıdan iskan evi gelince
Sararıp da gül benzimiz solunca
Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca
Kaypak Osmanlılar size aman mı

Dadaloğlu'm sevdası var başımda
Gündüz hayalimde, gece düşümde
Alışkan tüfekle dağlar başında
Azrailden başkasına aman mı
No: 17

Burada da görüldüğü gibi Karacaoğlan'ın şiirinde temel konu aşktır (şiirin tamamında), Dadaloğlu'nun şiirinde ise bir şahlanış, bir meydan okuyuş ilk bakışta belli oluyor. Sonra Karacaoğlan'ın öyle tüfekle falan pek işi yoktur. Hem Karacaoğlan'ın döneminde «çakmaklı tüfek» dediğimiz, tarihte ilk kullanılan, «orkibüz» tüfekler Osmanlı'da yaygın değildi. Bu tüfekler ancak Napolyon savaşlarından sonra yaygınlaşmıştır. XIX. yüzyılda da Avşar'ın vazgeçemediği bir arkadaşı olmuştur.
Kısacası bu şiirin Dadaloğlu'na ait olması daha akla yakındır.

Bir de Karacaoğlan'ın şu şiirine göz atacak olursak:

Yürü bire yürü Antep elleri
Senin yakışığın yazman gelir
Başı top top olmuş eğri peçeli
Gelinler karışmış kızman gelir

Yürü bire yiğit yürü yolundan kalma
Her yüze güleni dost olur sanma
Ecelden korkup da sen geri durma
Yiğidin alnına yazılan gelir

Bu şiirde Karacaoğlan tabşırması geçmiyor. Aynı ayakla söylenmiş Dadaloğlu şiiri de şöyledir:

Yürü yiğit yürü yoluna yürü
Ağustos'ta erir dağların karı
Gayet güzel olsa yiğidin yari
O yiğit yanına nazının gelir

Dadaloğlu'm der ki kolum bazılı
Atım gök-kır attır, yanım tazılı
Gelir koyunları yanı kuzulu
Karışmış sağmalı yozunan gelir
No: 108

Bunlardan başka, Dadaloğlu'nun, Karacaoğlan ayağında söylenmiş 109, 112, 122, 129 nolu şiirleri de vardır.

Bu durum karşısında, sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Dadaloğlu da, Karacaoğlan da aynı Türkmen oymakları içinde yaşamıştır. Her iki Türkmen ozanı da aynı bölgenin çocukları olarak aynı havayı teneffüs etmişler, aynı yaylalara, aynı dağlara çıkmışlar, aynı pınarlardan su içmişlerdir. Bunlardan başka Karacaoğlan'ı Avşar oymağından uzak tutmaya olanak yoktur. Çünkü Çukurova'nın en güçlü halk ozanı Karacaoğlan'ı, Çukurova'nın en güçlü Türkmen oymağı Avşar'dan ayrı düşünemeyiz. Karacaoğ-lan'ın geçtiği yollar, göçtüğü yaylalar, kışladığı kışlaklar Avşar oymağının egemen olduğu yerlerdir.
Esasında Karacaoğlan'ın "Barak Türkmenleri'nden (Avşarlar-Farsaklar) olduğu biliniyor".

Karacaoğlan'ın şiirlerinin bir kısmı cönklerden alınmış, bir kısmı da halkın ağzından derlenmiştir. Bu derlemeler sırasında büyük karışıklıklar meydana geldiği ortadadır. Her iki ozan da halk tarafından çok sevilmiştir. Bu yüzden de her iki ozanın şiirleri birbirlerine karıştırılmıştır.
Osmanlı aydınlarının halk ozanlarına önem vermemeleri, şiirlerin zamanında tam olarak saptanamaması yüzünden bu karışıklık nice halk ozanlarında olduğu gibi burada da kendini göstermiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:01

B) BİÇİM YÖNÜNDEN

Bilindiği gibi Dadaloğlu'nun şiirleri tümüyle ağızdan derlenmiştir. Buraya Ahmet Şükrü Esen ile Fahri Bilge'nin derlediği şiirler de dahildir. Çünkü onlar da sonuçta bu şiirleri halk ağzından derlemişlerdir. Çok sevilen halk ozanlarının şiirleri yayladan ovaya, köyden kasabaya, ağızdan ağıza durmadan biçim değiştirir. Şiirin ilk doğduğu biçimi, yeni bölgelerde, yeni kişilerin ağzında değişik durumlara sokulur. Hele aradan 120-150 gibi bir süre geçince iş daha da karmaşık hale gelir.
İşte Dadaloğlu'nun şiirlerinin başına gelen de budur. Söz gelimi Adananın bir köyünden bir şiir derliyoruz, aynı şiirin bir başka köyde daha değişik biçimde söylendiğini görüyoruz.

Bu kez yaylaya gidince, burada da itirazlar oluyor:

«Hayır efendim, bu şiirin aslı öyle değil, böyledir.» deniyor.

Aynı şiiri dağın bu yüzündekiler başka türlü söylüyorlar, öbür yüzündekiler başka türlü söylüyorlar. Fakat tüm bu durumlarda şiirin içeriği genel olarak büyük değişikliğe uğramıyor. Yalnız bu değişiklik daha çok biçim yönünden ve de kimi sözcüklerin söylenişi bakımından kendini gösteriyor.
Dadaloğlu'nun şiirlerinde biçim ve teknik yönden hatalar vardır. Bu hataların da yukarıda anlatılan nedenlerden doğduğu kanısındayız.

Burada 4 nolu şiirin her kıtasının son dizelerindeki uyak durumuna bakacak olursak:

Ok değmeden gözlerimiz kör oldu
Mahşerecek söylenecek şor oldu
At vermemiz iskanlıktan zor oldu
Her birisi bir kötüye kul oldu
Size bol da bizim ele dar oldu
No: 4

Burada 4. dörtlüğün uyak durumu diğerlerine uymamak-tadır.
Dadaloğlu'nun bir çok şiirlerinde bu uyak durumu bazen bir ses benzerliğinden öteye geçmediği görülür. Fakat bu durum göze hitap ettiği zaman bir kusur olarak görülürse de, kulağa hitap ettiği için bunu bir kusur olarak göremeyiz.

Onun ünlü:

Kalkü göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler yırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Ferman padişahın dağlar bizimdir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
No: 9

şiirinde bu durum açıkça görülür.
Dadaloğlu şiirlerini hecenin 6+5=11, 4+4+3= 11 ve 5+3=8, 4+4=8 ölçüsü ile söylemiştir.
Ozanın bu kurallara uymayan şiirleri de vardır.

Örneğin Cahit Öztelli'nin derlediği:

Gene göründü Anavarza kalesi (12 hece)
Hiç gitmiyor aşiretin belası (11 hece)

Bu şiir, Avşar oymağından derlenince ölçü yerine oturuyor:

Görünüyor Hemite'nin kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
No: 32

biçiminde ortaya çıkıyor. Ve böylece ilk dizede 12, ikinci dizede 11 olan hece normal biçimini alıyor.
Hiç kuşkusuz onun şiirlerinde bu gibi durumlar az değildir. Özellikle Ali Rıza Yalman-Yalkın'ın derlediği şiirler hemen tümüyle böyledir.

Buna binen gönül yorulur mu derler
Aplak sığın gibi urgunu ister
Akça ceylan gibi ayakta seker
Benim metettiğim ata dutkun yoldaş
İle uzak yol gerek

Ey ağalar sözümün doğrusu böyle
Noksanım varsa, gel bana söyle
Ala dilber, soğuk su, mor çimenler gerek
Ağır devlet, her kuvvet eşkin bir atla gerek

Görüldüğü gibi bu şiirler içerik ve biçim yönünden hatalıdır. Oysa üç ayrı kişiden derlediğimiz bu şiirin aslı şöyledir:

Her sabah her sabah ata binilmez
Ata binince de uğru boş gerek
Her güzele benim diye yanılmaz
Zilif kıvrım kıvrım, eğri baş gerek
Atın iyisi de tezceden alır
Güzelin yüzünde çifte ben olur
Hey ağalar at dördünde çiğ olur
Güzele on dört de, ata beş gerek
No: 87

Yine Ali Rıza Yalman tarafından derlenen:

Binboğa'da Koç dağından otludur.
Kışın ağ giyer, yazın yeşil postludur
Sağ yanı Saracık solu Reyhanlıdır
İlin Avşar değil, Cerit Binboğa

şiirin ikinci dizesi on iki hecelidir.
Bunlar Dadaloğlu'nun şiirlerinin uzun hava «bozlak», bi çiminde söylenmesinden de ileri gelir. Genel olarak okuma sı-yazması olmayan tüm halk ozanlarının kaderidir bu. Şiirler ilk söylendikleri gibi yazıya geçmediklerinden her bölgede, her kişi kendi zevkine göre değişiklikler yaparak bunların asıllarından uzaklaşmalarına neden olmuşlardır. Ozan büyük çoğunlukla 11'li hece ölçüsünü kullanmıştır.
Dadaloğlu tür olarak da en çok koşma, varsağı, Türkü, semai ve destan gibi halk şiirinin geleneksel nazım biçimlerini kullanmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Dadaloğlu'nun şiirleri hakkında değerlendirmeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 16:02

C) DİL VE SÖYLEYİŞ

Dadaloğlu şiirlerini sade halk diliyle söylemiştir. Onun şiirlerinde geçen -çok az sayıda da olsa bazı yabancı sözcükler o zamanlar halk arasında kullanılırdı.

Aşağıya aldığımız dizelerde bu durum açıkça görülmektedir:

ikrarından döndü m'ola dostumuz
No: 128

Hûbların durağı Cihan'ın suyu
No: 51

Zülfünün telleri pek reyhanlıdır
No: 123

O, göçebe bir Türkmen çocuğu olduğundan yabancı sözcüklere gerçekten yabancıdır. Göçebe haliyle dış etkilere kapalıdır. O nedenle kültür alışverişi bu gibi toplumlarda söz konusu olamaz ya da çok yavaş bir akış gösterir.

Ahmet Cevdet Paşa Çukurova Türkmenleri için diyor ki:

«Bu Türkmenler Arap kültürünü Amanos Dağları'ndan beriye geçirmeyecek kadar güçlü, köklü bir kültürü yaşatmışlardır».

Dadaloğlu'nun dili yapmacıktan, özentiden uzaktır. O, medresede, mahalle mektebinde okumamıştır. Her hangi bir hocanın, mollanın «rahle-i tedris» inden geçmediği için hep saf bir Türkmen olarak kalmıştır. Kafasından doğduğu gibi, gönlünden koptuğu, gibi seslenmiştir. Şiirleri çoklukla sanki karşısındaki biriyle konuşuyormuş, gibi, ona bir şeyler haber veriyormuş gibi hitap biçimindedir. Böylece bir «teşhis» sanatı yapmaktadır. Dadaloğlu seslendiği cansız varlıkları kişileştirmektedir.

Sana derim sana Hasan kalesi
Alt yanında döğüş oldu hûn oldu
No: 2

Sana derim Anavarza kalesi
Sana konup göçenlerin nic'oldu
No: 67

Onun şiirlerinde her şey kendi doğal gelişmesi içindedir. Şiirlerinin çoğunda daha ilk dizeler konu cümlesi biçimindedir: Bu. tür şiirleri öyle sade, öyle içtendir ki. sanki bir şeyi haber veriyormuş gibi doğaldır, Dizeler kurallı cümle gibidir.

Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor
No: 27

Elbistan çölüne bir aslan geldi
No: 29

Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor
No:17

Cerit Rakiye'den sökün eyledi
No: 35

Dinlen ağ'lar birem birem söyleyim.
No: 53

Bu biçim hitaplar Dede Korkut Destanları'nda, Göktürk Anıtları'nda da görülür.

Dadaloğlu geçmiş şanlı günleri anarken de o geçmiş günlerde kalan acı-tatlı anıları taşıyan yaylaları özlerken de hep saf ve duygu dolu içli bir dille seslenir:

Duldasında nice yiğit yaslanır
Boz kır atlı yüce beyler nic'oldu
Yoksulların işlerini bitiren
Samur kürklü koca beyler nic'oldu
Gözleri kudretten siyah sürmeli
Mor bilekli güzellerin nic'oldu
No: 10

Yürü bire Pınarbaşı Acep karın kalktı m'ola
Koyak koyak belli yurdum Lale sümbül bitti m'ola
No: 60

Onun şiirlerinde seslenişler Köroğlu edasında ama ondan ayrı bir söyleyiş içindedir:

Bir vuruşta düşmanları ikiye
Yarın aslanlarım, derdi Apalak
Serden geçin, yaraları yarayla
Sarın aslanlarım, derdi Apalak
No: 5

Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
No: 9

Güzel yaylalara, geniş kışlaklara konmuş Avşar oymağı çok büyük acılara da uğramıştır. Büyük acılar, akıldan çıkmayacak olaylar Dadaloğlu'na güçlü ve etkili şiirler söylet-miştir, «Ne Kaldı», «Ne Deyim», «Nic'oldu» sözleriyle biten şiirleri işte o büyük olayları anılarda canlı tutmak için söylenmiştir.

Bu söyleyiş biçimi hep Dadaloğlu'na özgü bir kahramanlık havası içindedir:

Sekiz yüz çadırda sekiz yüz gelin
Al çıkarır kara bağlar ne deyim
Koc'aslan Kenan'ın Elif anası
Çıkar yollarımı bağlar ne deyim
No: 8

Nevruz biter, sümbül biter, gül biter
Top top edip dermemize ne kaldı
Yavuz at besleyen el malı için
Bölük bölük bölmemize ne kaldı
No: 1

Dadaloğlu'nun kullandığı sözcüklerin çoğu ta eskiden beri Avşarlar'ın ve diğer Çukurova Türkmenleri'nin kullandıkları sözcüklerdir.

Bu sözcükler bu gün bile Avşarlar arasında aynen yaşamaktadır:

Avrat ile don yumağa giderler
No: 22

Heves güves yaptırdığım odalar
No: 27

Aşın yiyip sularını içmedik
No: 74

Mahşerecek söylenecek şor oldu
No: 4

Duldasında nice yiğit yaslanır
No: 10

Bin bir ayak bir araya derildi
No: 83

Sehillemiş açılmıyar gülümüz
No: 32

Bire Memicioğlu unutma bunu
No: 12

Gukkuğusu öttü m'ola
No: 60
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir