Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dadaloğlu'nun Hayatı

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dadaloğlu'nun Hayatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:36

DADALOĞLU'NUN HAYATI
( ? -1868)


Derviş Paşa yaktı yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınımız geçmez akçe tunç oldu
No: 10

Derviş Paşa'nın ve Ahmet Cevdet Paşa'nın 1865 yılında yapmış oldukları iskan sırasında Dadaloğlu hayattaydı. Bunu, Derviş Paşa'nın ve iskanın sık sık geçtiği Dadaloğlu'nun şiirlerinden anlıyoruz. Ozan iskandan sonra birkaç yıl daha yaşadığına göre, Dadaloğlu 1868 yılında ölmüş olabileceğini tahmin edebiliriz. Böylece, bugün Dadaloğlu aramızdan ayrılalı 139 yıl geçmiş oluyor. 139 yıl çok uzak bir tarih değildir.

Buna karşın, yazık ki bu değerli ozanımız hakkında doğru bilgilere sahip değiliz. Üstelik kimi aydın dediğimiz kişiler eliyle onun hayatı daha da bilinmezliklere, anlaşılmaz ve çelişkilerle dolu durumlara sokulmuştur. Gerçeklerin ve tarihin böylesine ters yorumlandığı, özünden saptırıldığı az görülmüştür. Bunların bir kısmı, "Dadaloğlu ilerici miydi, gerici miydi?" diye yorum yaparken ve kendi dar dünyalarını ortaya koyarken kimileri de bir çeşit "Osmanlı Hastalığı" na yakalandığından Osmanlı'nın da Dadaloğlu'nun da sadece bir yanını görüyorlar. Bunlar, ellerinden gelse Dadaloğlu'nun yiğitlik üzerine ve Osmanlı karşıtı şiirlerini kitaplardan silip atacaklar.

Bugün Dadaloğlu ile ilgili küçümsenmeyecek sayıda kitap, kitapçık, gazete, dergi yazısı, not ve derleme vardır. Ama tüm bu yayımlar belli yanlışlar üzerine oturtulduğundan, hep aynı hatalar yinelenerek günümüze kadar gelmiştir. Yeni şiirlerin eklenmesi dışında bu yayımlar birbirini geçmeyen bilgileri, yorumları içermektedir. Şiirlerin hemen hepsi sözlü kaynaklardan derlendiğinden, her sözlü kaynak bir şiiri kendi beğenisine uydurarak o bir şiir neredeyse birkaç çeşide (varyanta) dönüştürülmüştür.

Kaynakça
Kitap: AVŞARLAR VE DADALOĞLU
Yazar: Ahmet Z. Özdemir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:36

O bakımdan bu yayımların hepsini burada incelemek istemiyoruz. Ancak bu yayımlara kaynaklık eden eserleri öncelikle gözden geçirmek istiyoruz:

Dadaloğlu'nu Türk aydınlarına tanıtan ilk yazı Ziyaeddin Fahri Bey (Fındıkoğlu) tarafından yazılmıştır. Eski yazı dediğimiz Arap harfleriyle kaleme alınan bu yazı, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'nde "Bir Mısraa Münasebetiyle" başlığı altında yayımlanmıştır.

Ziyaeddin Bey bu yazısında Dadaloğlu'nun ünlü:

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir

Şiirini konu ederek, özellikle bu şiirde geçen, "Ferman padişahın dağlar bizimdir" dizesini bir sehl-i mümteni (kolay ve sade göründüğü halde benzeri, yapılması güç olan eser) saymaktadır.

Ziyaeddin Fahri Bey, Ahmet Cevdet Paşa'dan alıntılar yaparak Avşarlar'ın ve öteki Türkmenler'in iskan edilmeleri konusunda bilgiler vermekte, Dadaloğlu'nun yukarıda anılan şiiriyle bu iskan olayını karşılaştırarak yorumlar yapmaktadır.

Ziyaeddin Fahri Bey bunlardan başka şu bilgileri de vermektedir:

"Padişah tarafından evleri barkları dağıtılan
Dadaloğlu ve aşireti muhterem müdekkik
Şükrü Bey'in söylediğine bakılırsa
Sivas'ın Aziziye'sine gönderilmiş, Sindel köyüne iskan edilmiştir."

Bizce bu son iddia tamamen yanlıştır.

Ozanın Sindel köyüne iskan edildiğini belirten, bizzat iskanı yapan Cevdet Paşa değildir. Zaten Cevdet Paşa'nın öteki Osmanlı aydınları gibi, ozanın varlığından hiçbir zaman haberi bile olmamıştır.
Aslında bu iddiayı ortaya atan Ahmet Şükrü Esen'dir.

Ahmet Şükrü (Esen). Ahmet Şükrü Bey ilköğreniminden sonra kadı şehri diye tanınan İbradı (Antalya) rüştiyesini bitirdikten sonra memuriyet hayatına atılmış çeşitli illerde yargıçlık ve savcılık görevlerinde bulunmuştur. Bir ara milletvekili de olan Ahmet Şükrü Bey, Halk Bilgisi Derneği'ne Kayseri üyesi sıfatıyla katılmıştır. Kendisi Ziyaeddin Fahri Bey'le görüştüğü sırada Kayseri'de cumhuriyet savcısı olan değerli bir kişidir.

Ahmet Şükrü bu konuda tek satır yazmıyor. Sadece Ziyaeddin Fahri Bey'le konuşuyorlar, sohbet ediyorlar. Bu sohbetten ve Ahmet Şükrü tarafından okunan Dadaloğlu'nun şiirlerden etkilenen Ziyaeddin Fahri Bey, yukarıda söz konusu edilen yazıyı yazıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:37

Ahmet Şükrü Bey'in iddiası şunlardan dolayı yanlıştır:

1. Ahmet Şükrü, Kayseri'de görev yaptığı halde buraya yüz km. uzaklıkta olan Sindel köyüne gidip böyle bir saptama yapmamıştır. Kendisi Kayseri'de savcı olduğundan kimi söylentileri gerçek sanarak bu Sindel sözünü böylece ortaya atmıştır.
2. İskan sırasında (1865) devletin köy iskanı yoktur. Herkes bildiği gibi, istediği yere yerleşmiştir. O ba-kımdan, "Sindel köyüne iskan edilmiştir" sözü doğru değildir.
3. Öyle sanıyoruz ki, Ahmet Şükrü bu "Sindel köyüne iskan edilmiştir" öyküsünü hapishanedekilerden birinden duymuş, duyduğunu da Ziyaeddin Fahri Bey'e söylemiş. Ziyaeddin Fahri Bey de bu söylenenleri aynen yazmıştır.
4. Ahmet Şükrü Bey'in "Sindel köyüne iskan edilmiştir" diye duyduğu ozan, Dadaloğlu değil, aşık Cingözoğlu Seyit Osman'dır. Seyit Osman tıpkı Dadaloğlu gibi ve onun tarzında şiirler söyleyen güçlü bir halk ozanıdır. Hem de Avşar'dır. Dadaloğlu ile Seyit Osman'ın, şiirlerinin birbirine en çok karışan iki halk ozanıdır. İki ozan da aynı dönemde yaşamıştır

Sindel köyü Avşarlar'ın Cingözoğlu obasındandır. Anlaşılan Ahmet Şükrü Bey, Cingözoğlu Seyit Osman ile Dadaloğlu'nu karıştırmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:37

Nitekim Ahmet Şükrü Bey bu konuda tek satır yazmayarak meseleyi bilmediğini ortaya koymuştur. O kadar ki, arkadaşlarının defalarca rica etmelerine karşın yine de Dadaloğlu hakkında hiçbir şey yazmamıştır. Oysa kendisinin "Dadaloğlu Divanı" hazırladığı duyulmuştu. Bu "Divan" da neyin nesiyse? Sanki Dadaloğlu Divan şairi.

Bu konuda M. Halit Bayrı şunları yazıyor:

"...Ahmet Şükrü, Dadaloğlu'nun şiirlerini köylülerin ezberlerinden derlemiştir (Ziyaeddin Fahri Bey'e verdiği sekiz şiir) Halkbilgisi Derneği'nin ikinci kongresinde 1929 senesi Mart'ında Ahmet Şükrü'yü tanıdım. Hazırladığı Dadaloğlu Divanı'nı bastırması için teklif ettim. Defalarca rica ettiğim halde, aziz arkadaşım nedense ricalarımı cevapsız bıraktı. Şu anda bile kendisinden bunu rica ediyorum."
Ahmet Şükrü Bey'in hazırladığı Dadaloğlu Divanı değil, Kayseri'nin Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza yörelerinden derlenen ağıtlar, türküler, bu arada başta Dadaloğlu olmak üzere, aşık Seyit Osman, aşık Abdurrahman, Azmi Bekir gibi halk ozanlarının şiirleridir. Ahmet Şükrü Bey, bu yörelerden derlediği-derlettiği şiirleri yirmi beş kadar defterde toplamıştır. "Derlettiği" diyoruz çünkü defterdeki yazılar değişik kişilerin yazıları olduğu görülmektedir. Bununla birlikte Ahmet Şükrü Bey'in bu derlemeleri Türk Halk Edebiyatı bakımından zengin bir hazinedir.

Ahmet Şükrü Esen'in derlediği ağıtlar, türküler onun ölümünden sonra Prof. Dr. Pertev Naili Boratav ve Remy Dor tarafından "Anadolu Ağıtları" adıyla düzenlenerek yayımlanmıştır. Tıpkı bunun gibi yine Prof. Dr. Pertev Naili Boratav ve Yrd. Doç Dr. Fuat Özdemir tarafından "Anadolu Türküleri" adıyla düzenlenerek yayımlanmıştır.

Sonuç olarak şunu söylüyoruz:

Dadaloğlu, Sindel köyüne iskan edilmemiştir. Sindel köyüne yerleşen Cingözoğlu aşık Seyit Osman'dır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:37

2. Ali Rıza Yalman- Yalkın.Tarsus Gazetesi, Nisan 1928 Sayıları

Dadaloğlu hakkındaki ikinci yazı Tarsus Gazetesi'nde Ali Rıza Yalman tarafından yazılmıştır. Ali Rıza bu yazılarında konuyu bir söyleşi havası içinde vermekte, Dadaloğlu hakkında derlediği bilgileri ortaya koymaktadır.
Ancak biz bu konudaki görüşlerimizi yazarın Cenupta Türkmen Oymakları adlı eserini incelerken belirteceğiz.

3. Halk Bilgisi Haberler Mecmuası. 1. Cilt, sayfa: 104-109,1928.

Halk Bilgisi Haberler Mecmuası'nın 1. cilt, 104- 109. sayfa, 1928 tarihli sayısında "Dadaloğlu" başlıklı bir yazı yayımlanmıştır.

Arap harfleriyle kaleme alman bu yazı, kimi yazarların iddialarının tersine Ahmet Şükrü (Esen) tarafından yazılmamıştır. Halk Bilgisi Haberler Mecmuası'ndaki bu yazının yazarı belirtilmemiştir. Burada Ahmet Şükrü Bey hakkında sadece bilgi verilmektedir. Yani bu yazı Ahmet Şükrü Bey'in sözlü bilgilerine dayanılarak yazılmıştır.

Anılan dergide yayınlanan bu yazı, Hakimiyet-i Milliye'deki Ziyaeddin Fahri Bey'in yazılarının bir benzeridir. Aynı anlatım, aynı alıntılar, aynı bilgiler...Bundan başka Ali Rıza Yalkın'ın Tarsus Gazetesi'nde yayımlanan Nisan 1928 sayılarındaki yazılarından alıntılara da yer verilmiştir.
Bunlardan başka Dadaloğlu'nun sekiz şiiri de Halk Bilgisi Haberler Mecmuası'nda yer almıştır. Bu şiirler dergiye Ahmet Şükrü Bey tarafından verilmiştir.

4. Ali Rıza Yalman-Yalkın, Cenupta Türkmen Oymakları (Beş Cilt, Yayım Tarihi 1931-1939)

Kültür Bakanlığınca iki cilt olarak 1977 yılında yayımlanan bu eseri Sabahat Emir hazırlamıştır.
Ali Rıza Yalman; Gaziantep'te - Dörtyol'da ilköğretim müfettiş, Adana'da müze müdürü olarak görev yapmıştır.

Bu folklorcumuz güneyde bulunduğu sıralarda Çukurova'yı, Toroslar'ı karış karış gezmiş, Türkmen oymakları arasında incelemeler, derlemeler yapmıştır. Bu derlemelerini de "Cenupta Türkmen Oymaklar" adı altında beş cilt olarak yayımlamıştır.
Ali Rıza Yalman, Gaziantep'te, Kahramanmaraş'ta, Çukurova'da, Toroslar'da yüzlerce köy, oba gezmiş; yüzlerce kişiyle görüşmüştür. Bu değerli folklorcumuz tüm Türkmen oymaklarını teker teker gezip gördüğü halde, "her nasılsa Avşarlarla görüşmekten adeta kaçınmıştır. Hatta tek bir Avşarla bile görüşmemiştir." Gezdiği bunca yerlerde bu kadar kişiyle görüştüğü halde Avşarlar'ı ziyaret etmeyişi üzülerek belirtelim ki, büyük bir eksikliktir. Çünkü Dadaloğlu'nun yaşadığı dönemde Güney'in en kalabalık, en güçlü aşireti Avşarlar'dı. Onun şurada burada rastladığı sözgelimi Develi'nin Köseler köyünde görüştüğü Bebek Ağa, Dadaloğlu'nun mensup olduğu Avşarlar'dan değildir.

Demek istediğimiz şu ki, Ali Rıza Yalman-Yalkın, Dadaloğlu'nu asıl kaynağından, yani Avşarlar'dan derlememiştir. Çeşitli nedenlerle çekişme halinde bulunan, onlara kızgın olan öteki Türkmenler'den Dadaloğlu'nu derlemeye çalışmıştır. O yüzden de önemli hatalar, yanlışlar yapmıştır.

Önce Ali Rıza Yalman'ın eserinde gezdiği yerlere, görüştüğü kişilere bir göz atalım:

- Niğde'nin Eskigümüş, Yenigümüş köyleri, muhtar Şaban Ağa.
- Aladağ'ın Üçkapılı Yaylası'nda Yörük Türkmenleri'nden, Karahacılı oymağı, Kaçar oymağı
- Feke'nin Himmetli köyü.
- Horzum oymağı, Sarıkeçili oymağı.
- Aladağ'ın Üçkapılı yaylası'nda Yörük kocası Ala Yusuf.
- Göksün'ün Karaömerli ve Ericek köyü.
- Kilis'in Ispanak köyü, Gaziantep'in Kılavuz köyünden Veli Ağa.
- Develi'nin Şıhlı, Yeniköy, Kale (kiske), Hanyeri, Çadıryeri ve Köseler köyleri.
- Tufanbeyli'nin Şanşa ve Doğanbey köyleri.
- Adana'nın Saimbeyli, Feke ilçesi.
- Dörtyol'un Kuzucular köyü.
- Adana-Haruniye'deki Düziçi köyleri, bu köyler Türkmenler'in Tecirli, Fettahlı ve Farsak oymaklarından.
- Tufanbeyli ilçesi, Maraş'ın Zeytin (Süleymanlı) kasabası, Nurhak Dağları.

Yani Ali Rıza Yalman her yöreyi geziyor, hatta Binboğa Dağları'na çıkıyor, ama oranın yerli halkına bir şeyler sormuyor, orada konar göçer Yörüklere rastlıyor, bunlardan Binboğa'daki yer adlarını da yanlış tespit ediyor.

Bunu örneklerle açıklamak gerekirse:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:41

YanlışDoğru
Yaylaklı yaylasıYalak (Yeşilkent) Yaylası olacak.
Alişar isimli bir gençAlişir (Işık). 1950'den önce Binboğa'daki yaylaların bir kısmı Işıklar'ındı. Karlı Dere
Far Deresi
Karakuyu Körkuyu
GökdibiYükdibi
MorboyunMortaş
Akbaba Akkaya
Kemerli Kemer
HunuluHunu (Arıtaş)


Görüldüğü gibi Ali Rıza Yalman, Dadaloğlu'yla ilişkin bilgileri Avşarlar'dan derlememiştir. Hiçbir Avşar köyüne de uğramamıştır.
İşin en ilginç yanıysa, bu değerli folklorcumuz diğer Türkmen oymaklarını enine ve boyuna incelemiş, sözgelimi Tecirli, Cerit ve öteki Türkmenler ile geniş bilgiler verirken; onların doğum, ölüm adetlerini, onların obalarını (bölüklerini) tek tek sayıyor. Bunlardan başka kadın ve erkek kıyafetlerini, başlık paralarını, koyun enlerini inceden inceye yazıyor. Bu konularda büyük emek verdiği gözleniyor.

İşte bunun için Ali Rıza Yalman'a değerli bir folklorcu ve iyi bir derlemeci diyoruz.
Ancak Avşarlar ve Dadaloğlu hakkında bilgi verirken konunun özüne bir türlü girememiştir. Ali Rıza Yalman, Dadaloğlu'nun şiirlerini de yanlışlarla dolu olarak derlemiştir. Çünkü kendisine öyle söylendiği için öyle saptama yapmıştır. Onun derlediği şiirler gerek ölçü (vezin) gerekse uyak (kafiye) gerekse söyleyiş yönünden önemli hatalarla doludur. Bunlarla ilgili olarak çok sayıda örnek vermek olasıdır.

Ancak biz burada birkaç örnekle yetinmek istiyoruz:

"Harami'den kalkınca Haruniye'nin düzü
Üç boy beyi bir olmuş ediyor sözü
Eski kımklıyam kime eyleyim nazı
Oradan da kırılmış kolumuz bizim"
2.cilt. s. 332

"Doru at der ki ben donumu satarım
Kaçtığımdan kurtulurum koğduğuma yiterim
Zengiyi sıkarsalar azraili tutarım
Çeke dizgin, çeke bayrak gidelim"
2.cilt s. 433

Eğer Ali Rıza Yalman bu şiirleri bir Avşar'dan derleseydi kendisine bu hatalar yaptırılmayacaktı. Bugün Dadaloğlu'yla ilgili yüzü aşkın şiir derlenmiştir.
Sonra Ali Rıza Yalman "Dadaloğlu" demiyor, "Dadalı-oğlu" diyor. Çünkü Yörükler, Dadaloğlu'nu kendisine Dadalıoğlu biçiminde söylemiştir. Oysa Ahmet Şükrü Bey Avşar yöresinde derleme yaptığı için bu ozana "Dadaloğlu" diye ısrar ediyor.

Sonunda Ali Rıza Yalman da bu ismin Dadaloğlu biçimindeki söylenişini kabul etmek zorunda kalıyor.
Ali Rıza Yalman kimden dinlerse dinlesin her şeyi olduğu gibi kabul ediyor, onları öylece not ediyor. Söylenenlerin, anlatılanların gerçek olup olmadığını sorgulamaya bile gerek görmemiştir.

Sözgelimi, dağlarda bir göçere rastlıyor, kendisine Avşarlar'ın Sırplı olduğunu söylüyor:

"Onlar vaktiyle Sırplı olduklarını ve sonra tekrar Müslümanlığı tuttuklarını" söylüyor Ali Rıza Yalman da bunları aynen yazıyor.

Sırplık ayrı bir konu, bir ırk meselesi; Müslümanlık ayrı bir konu bir din meselesi diye düşünmüyor. Bunların ötesinde Avşarlar'ın Türk olduğunu hem de Oğuz'un devlet kurmuş en kalabalık boyu olduğunu herhalde bilemiyor. Eğer bunları bilebilseydi o sözleri oraya yazamazdı. Ali Rıza Yalman'ın Rumeli'nden gelmiş olması bunları bilmeye bir engel teşkil etmez.

Çok önemli bir yanlış da Dadaloğlu'nu Karahacılı Yörükleri'nin Hocalı obasına maletmesidir. Bunu önemli bir yanlış olarak görüyoruz. Çükü bundan sonra Dadaloğlu hakkında eser yazan kişiler hep bu yanlışlar üzerinden giderek daha büyük yanlışlar yapmaya devam edeceklerdir. Öyle ki, kimi yazarlar Karahacılı oymağını öyküleştirerek Dadaloğlu'nu anlatmaya çalışacaklar, kimi yazarlar da Karahacılı oymağı üzerinde geniş araştırmalar yapacaklardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:42

Karahacılılar, Aydınlı dediğimiz Yörük Türkmenleri'ndendir. Avşar oymağı içinde Karahacılı obası yoktur. Ali Rıza Yalman bu bilgileri Aladağ'ın Üçkapılı Yaylası'nda rastladığı Karahacılı Yörük ağası Ala Yusuf'tan derliyor. Ala Yusuf, Yörük Türkmenleri'nin Karahacılı oymağından-dır. Ala Yusuf'un, Dadaloğlu'nu kendi oymağından göstermesi doğaldır. Doğal olmayan Ali Rıza Yalman'ın her söylenenin gerçekmiş gibi kabul etmesidir.

Yörük kocası Ala Yusuf'un torunları şimdi Adana'nın Yumurtalık ilçesine bağlı Sugözü ve İncirli köylerinde yaşamaktadırlar.
Sevilen, sayılan kişileri ve özellikle ozanları her oymağın, her köyün, her kentin kendilerinden sayması sık görülen bir durumdur. Sözgelimi Karacaoğlan'a birçok yerin sahip çıkması gibi. Yunus Emre ve Köroğlu için de durum aynıdır. Dadaloğlu, Çukurova'da, Toroslar'da öylesine sevilmiştir ki, buralarda yaşayan bütün Türkmenler ona sahip çıkarlar, onu kendilerinden sayarlar.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

1. Karahacılı bir Avşar oymağı değildir.
2. Sindel (Kayabaşı) köyü 1865 yılında tıpkı ilk yerleş-tikleri gibi aynen yerinde durmaktadır. O günden beri bu köy Avşarlar'ın Cingözoğlu obasındandır.
Yani Dadaloğlu'nu hem hem Karahacılı sayacağız hem de Sindel köyüne yerleştireceğiz. Bunun gerçeklerle bir ilgisi yoktur.

Tıpkı bunun gibi, Ali Rıza Yalman, Ala Yusuf'un dediklerine inanarak şunları yazıyor:

"Dadaloğlu bazen imamlık yapar, bazen de sazını omuzlayarak şairlik eder dururmuş" demektedir. Bunu gerçek sanan öteki yazarlar da Dadaloğlu'nu imam yapıp çıkarlar.
Saz ile imam -özellikle o zamanlar- nasıl bağdaşırdı bilinmez ama on dokuzuncu yüzyılda, o çevrelerce ortaya atılan "saz şeytan işidir" düşüncesinin yaygın olduğunu iyi biliyoruz. Dadaloğlu, Seyrani'nin, Dertli'nin çağdaşıdır.

Dertli'nin:

"Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
şeytan sazın neresinde"

diye şiirler söylediği bir zamanda Dadaloğlu'nun hem imamlık yapması hem de saz çalması hiç de mantıklı bir açıklama değildir.

Hatta ozanın kendisi bile bir şiirinde:

Yüksek kayalardan şahan ünlemez
Kısırdır katırlar kulun kunlamaz
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
"Nedir kuru ağaç bize din gerek"
No. 41

diyerek düşüncesini dile getirmiştir.

Kaldı ki, Avşarlar, o dönemde göçebe olduklarından din konusunda öyle büyük iddiaları da yok, dinsel bir bağnazlıkları da yoktur. Göçebe Avşarlar her zaman sade ve samimi Müslüman olarak yaşamışlardır. Belirtildiği gibi Dada-loğlu, eğer imamlık yapmış olsaydı en başta onun dili Arapça ve Farsça sözcüklerle dolardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:43

5. Taha Toros. "XIX. Asır Çukurova Saz Şairi Dadaloğlu", 1941

Dadaloğlu hakkında en geniş, en doğru bilgiler Taha Toros tarafından verilmektedir. Taha Toros, Ali Rıza Yalman'ın tersine konuyu bilen, halk şiirine, halk Türkü'süne yatkınlığı olan ve çevresinde de bu konularda bilgi sahibi kişilerle konuşmuştur. Ali Rıza Yalman'ın hiçbir Avşar'la görüşmeden Dadaloğlu hakkında bilgi vermesine karşın, Taha Toros, hiç olmazsa "bir" Avşar'la görüştükten sonra kitabını yazmıştır.

Taha Toros sekiz tane Türkmen kocasıyla görüşmüştür. Bunlardan sadece bir tanesi Avşar'dır. Bizim de görüştüğümüz bu Avşar, Kayseri'nin Sarız ilçesinden (eski adı Köyyeri) Amber Eroğlu'dur. Taha Toros anılan eserinde Dadaloğlu'nun Türkmenler'in Avşar oymağına mensup olduğunu, şair bir aileden gelme olduğunu, Binboğa'daki Harmancı yurdunda yaylaya çıktığını belirtmektedir. Ozanın Kozan, Erzin, Payas civarında doğduğunu belirttikten sonra Ali Rıza Yalman tarafından anlatılan bilgileri de sıralamaktadır. Taha Toros'un kitabında Dadaloğlu ile ilgili 34 şiir bulunmaktadır.

Yeri gelmişken burada bir hususu da önemle belirtmek durumundayım:

Taha Toros, "Millet/İlim, Fikir, San'at Mecmuası"nın 12 Nisan 1943 günlü sayısında şunları yazıyor:

"Bugün elde ettiğimiz vesika, Dadaloğlu'nun köyü, adı, ölüm yılları üzerindeki örümcek ağlarını temizlemiş bulunuyor. 1262 hicri (1845- 46 miladi) tarihini taşıyan Tarsus Mahkeme-i Şer'iyye sicillerinde, Dadaloğlu aşık Veli'nin kızı Fatma'nın miras malından alacağı hakkındaki müracaatının reddine dair şu satırlar vardır:" demektedir.

Mahkeme kaydında özetle, Fatma'nın babası Dadaloğlu aşık Veli'den kendisine sadece bir inek miras kaldığı belirtilmektedir.

Taha Toros adı geçen bu yazıda devamla:

"...birçok Türkü'lerinde isminin de Veli bulunduğu, aynı zamanda 1260'(1845) tan önce vefat eylediği tahakkuk etmektedir."

Söz konusu yazıya göre, Dadaloğlu 1260 yani 18451846 yılında vefata ettiriliyor. Aradan yirmi yıl geçiyor, yani 1865 yılında Osmanlı Devleti Fırka-i İslahiyye ordusunu kuruyor, iskan olayı başlıyor.

Tam bu sırada, yani ölümünden yirmi yıl sonra Dadaloğlu mezarından çıkıyor ve iskan ordusunun baş komutanı müşir (mareşal) Derviş Paşa'ya:

Derviş Paşa yaktı yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınımız geçmez akça tunç oldu
Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan neyle
Bin yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimden sonra yaşaması güç oldu
No: 10

diye şiirler söylüyor. Onun bu iskan ile ilgili başka şiirleri de var.
Şimdi, düşünelim, bunun akılla, gerçekle ne ilgisi olabilir. Tarsus'un Dadal köyü ile ilgili açıklamalara ilerde "Da-daloğlu Şair Bir Aileden Gelmektedir" başlıklı yazıda değinilecektir.

6. Diğer Eserler

CAHİT ÖZTELLİ:


Dadaloğlu'nun şiirlerinin gün ışığına çıkartılmasında Cahit Öztelli'nin gayreti yadsınamaz. Bugün, Anadolu'nun dört bir yanında Dadaloğlu tanınıp seviliyorsa hiç kuşkusuz bunda Cahit Öztelli'nin payı büyüktür.

Hemen arkasından ekleyelim ki, Cahit Öztelli de selefleri gibi, "Dadaloğlu'nun aşireti Avşarlılar da Sivas'ın Aziziye ilçesinin Sindel (Kayabaşı) köyüne yerleştirildi" diye yaz-maktadır.1 Bir kere Aziziye (şimdi Pınarbaşı) Sivas iline bağlı değil, Cumhuriyet'ten beri Kayseri iline bağlanmıştır. Bunca zaman geçmesine karşın Pınarbaşı'nın hala Sivas'a bağlı göstermenin yanlışlığını sürdürmenin ne gereği var. Yukarıda değinildiği gibi Sindel köyüne yerleşen Dadaloğlu değil, aşık Cingözoğlu Seyit Osman'dır.

Nitekim C. Öztelli bu görüşünden vazgeçerek Sindel köyünü söz konusu etmeden:

"Obalardan bir bölüğü Orta Anadolu'ya, Kayseri, Sivas yörelerine sürülüp yerleştirildi." diyor. Aynı eserde, Cahit Öztelli bu kez de Kozanoğulları'nı tümden Sindel köyüne yerleştirmiştir.
Cahit Öztelli, Dadaloğlu'nun gezip dolaştığı yerlere uğramamış, eldeki yazılı kaynaklara göre onu yazmaya çalışmıştır. O nedenle de yer adlarını, kişi adlarını yazarken de hatalar yapmıştır.

Sözgelimi:

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum, ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür
No: 52

Şiirde geçen "cebel" sözcüğünü C. Öztelli. "Gavur dağları üstünde bir kasaba" diye açıklamış. Haşim Nezihi, Oya Adalı, Tahir Kutsi Makal ve diğerleri de bu biçimde açıklamalar yapmışlardır. Oya Adalı biraz daha ileri giderek "Cebel, şimdiki Yarpuz kasabası diye açıklıyor.

Bilindiği gibi, eskiden merkezi Osmaniye olan bir Cebel-i Bereket ilimiz vardı (Osmaniye sonra ilçe, şimdi yine il oldu) Sanıyorum, buradaki "cebel" sözcüğünden çağrışım yapılarak böyle bir açıklama yapılmış olmalı. Oysa cebel sözcüğü burada "dağ" anlamında kullanılmıştır, düpedüz dağ.

Bundan başka yukarıdaki şiirin tamamına bakacak olursak, burada Kaman Akdağ, Bozok, Yozgat, Kırşehir, Niğde, Bor, Kayseri, Erciyes gibi İç Anadolu yerleri geçmektedir. Şimdi ozan tüm bu yer adlarını sıraladıktan sonra bu bölgeden atlayarak ta Gavur dağlarındaki Yarpuz kasabasına geçmesi olası mıdır? Ayrıca "Cebel-i Bereket" sözü, Fırkai İslahiyye'nin uydurmasıdır. O tarihlerde burasının adı HACI OSMANLI KÖYÜ'dür. Yani Fırkai İslahiyye zamanına kadar ortada bir "cebel" sözü yoktur.

Dadaloğlu bu ünlü şiirini Avşarlar'ın Yozgat- Bozok sürgününde söylemiştir. Bu şiirde geçen "cebel" dediği yer de Kırşehir ilinin kuzey-batısında bulunan Kervansaray dağlarıdır. Avşar kocaları da bunu böyle bilirler. Kırşehir'den itibaren Ankara'ya giderken Çoğun yol ayrımı hatta buradaki çeşitli tesislere kadar olan kısmı pek verimli olup çayır, çimenliktir. Şimdi ise buralar geniş bahçeler ve kavaklıklarla süslüdür. Daha ilerde ise Avşarlar'ın bir başka sürgün yeri olan ünlü Malya çiftliği vardır.

Bir başka yanlış:

Ali Bey'im attığını düşürdü
Cadıoğlu'nun tedbirini şaşırdı
Mağara su yontusunda deşirdi
Kanlı gömlek oldu donu beylerin
(C. Öztelli, s. 210)

Bu şiirde üçüncü dize tamamen yanlış olarak yazılmıştır. Yanlışa rağmen yine de yeni yanlışlarla sözcükler zorlanarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Örnek vermek gerekirse:

"yontusunda: Oyuğunda, suyun oyduğu yerde, kıvrımında" diyerek zorlama bir açıklama yapılmış.

Oysa üçüncü dizenin doğru biçimi şöyledir:

Mağaralı soyuntusun' deşirdi.

Burada Mağara: Adana'nın Tufanbeyli ilçesinin eski adı. Soyuntu: Soygunda elde edilen para, eşya. Tıpkı bunun gibi bir başka şiirde: Düşmana at katmak ecdadım huyu (C. Öztelli: s. 211) dizesinde, "Düşmana at katmak: Düşman üzerine at sürerek savaşmak, korkmamak diye açıklanmış. Bu dizenin doğru biçimi de şöyledir: "Düşmana atk(ı) atmak ecdadım huyu"

Atkı: Vergi. Beylerin ya da güçlü olanların egemenliğinde olan kişilere zenginlikleri oranında vergi vermeleri için belirtilen miktar. (Bu, para olabileceği gibi canlı hayvan da olabilirdi.)

Cahit Öztelli'nin, Mistik Paşa ve Küçük Ali Oğlu Dede Bey hakkında verdiği bilgiler de yanlıştır. Cevdet Paşa'nın Ma'rûzat'ında verdiği bilgilere taban tabana terstir. Öztelli Mistik Paşa'yı Dede Bey'in oğlu olarak göstermiştir. Oysa Mistik Paşa Halil Paşa'nın oğludur. Dede Bey ise Halil Paşa'nın büyük oğludur. Ayrıca Mistik Paşa'nın bir oğlunun adı da Dede Bey'dir.
Küçük Ali Oğlu Dede Bey'i hile ile yakalatıp idam eden Adana valisi Mehmet Celalettin Paşa değil, Beylanlı (Belenli) Mustafa Paşa'dır.
Öztelli'nin kitabında başka yanlışlar da var Ancak biz burada birkaç örnek vermekle yetindik. Şunu da belirtmek durumundayız ki, Öztelli, Dadaloğlu'nun yetmiş iki şiirini birden yayımlayarak bu yönden gerçekten başarılı olmuştur.

Dadaloğlu ile ilgili başka kitaplar da yayımlandı. Bunların birinde şu bilgiler verilmektedir: Dadaloğlu'nun usta bildiği yaşlı aşık Kul Yusuf, ününü duyduğu genç aşık Da-daloğlu'nu arar. O tarihte Dadaloğlu henüz yirmi yaşına gelmemiştir. Sonunda onu bulur ve güya aralarında şu konuşma geçer: "Seni der Kul Yusuf, Sindel'de, Karaman'da, Şahanlar'da aradım. Alagazi'ye kadar geldim. Gel seninle bir sohbet edelim."1 Bu sohbetin uydurma olduğu, "Gel seninle bir sohbet edelim" sözündeki yavanlıktan bellidir. Yukarıda sözü edilen köyler 1865 yılından sonra kurulmuştur. Dadaloğlu o sohbetin yapıldığı sırada yirmi yaşından küçük olduğuna göre bu hayali sohbet 1800 yıllarında yapılmış demektir. Yinelemek gerekirse o köyler iskandan sonra yani 1865 yılından sonra kurulmuştur.

Tahir Kutsi Makal'ın kitabında yapılan öteki şiirlerdeki yanlışlara burada değinmek istemiyoruz Sözgelimi, "Emminin sakalı kaba" dizesiyle başlayan çirkin, müstehcen şiir kesinlikle Dadaloğlu'nun değildir. Bu şiir halk arasında öteden beri söylenilen anonim bir Türkü'dür.

Adı geçen kitapta yanlış açıklanmış yer adları, kişi adları da çoktur. Amacımız o gibi kitapları eleştirmek olmadığından bu konuda sadece birkaç örnek vermekle yetinmek istiyoruz:

- Aksaya: Saya olarak yazılmış," ayakkabı" diye açıklanmış.
- Oysa aksaya: Üç etekli Türkmen kadın giysisi, fistan.
- Don: Şalvar diye açıklanmış. Orada "giysi" olarak açıklanmalıydı.
- Mercin: Mersin il merkezi denmiş. Doğrusu Ceyhan ilçesinin Mercin köyü.
- Hacin: Köy denmiş, oysa bugünkü Saimbeyli ilçesinin eski adı.
- Mağara: Kayseri yakınlarında bir düzlük denmiş. Doğrusu Adana'nın Tufanbeyli ilçesi.
- Yoz: değişik, başka diye açıklanmış.Doğrusu kısır, süt vermeyen hayvan (koyun, keçi)

Dadaloğlu ile ilgili yazılan eserlerin bazılarında Dadaloğlu öykücü bir yazar gibi gösterilmiştir.
Bu gibi yazarların ısrarla belirttikleri gibi Dadaloğlu öykücü bir halk ozanı değildir. Dadaloğlu'nun diye ileri sürülen Hurşit ile Mahmihri (Hurşit Bey ile Mahmihri), Emmim Kızı, Kral Kızı gibi öyküler birer anonim halk hikayeleridir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DADALOĞLU'NUN HAYATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:43

Bu öyküler, Dadaloğlu'ndan önce de gerek Avşarlar gerekse güneydeki diğer Türkmen oymakları arasında söylenmekteydi. Ayrıca Haşim Nezihi Okay'ın da katıldığı Cahit Öztelli'nin bu konudaki görüşleri aşağıda belirtilmiştir:

"Fakat bazı araştırmacıların iddia ettikleri gibi Dadaloğlu büyük halk hikayelerinin sahibi değildir. Bunlardan Hurşit ile Mahmihri, Dadaloğlu'ndan çok önceki yazmalarda ve saz şairlerinin şiirlerinde vardır. Her güzel eserin, sevilen kimselere mal edilmesi bir halk psikolojisidir. Esasen pek heyecanlı ve hareketli olaylar arasında hayat süren şairimizin, böyle uzun hikayeler telif etmesi mümkün değildir.

Yine bunun gibi, Dadaloğlu'nu özdeyişler (vecizeler) üreten bir ozan olarak da görmek yanlıştır. Kimi yazarların "Darbımeseller" diye Osmanlıca, kimi yazarların da "Dadaloğlu'ndan Özdeyişler" diye ısıtarak Öztürkçe başlık altında okuyucularına sundukları sözler Dadaloğlu'na ait değildir. Esasen Dadaloğlu'nun diyerek bunun gibi daha nice sözler derlemek mümkündür.

Bugün bile, 1865'ten sonra iskan edilen Avşar köylerinden hangisine gidilirse gidilsin, oralarda bu konularda ciltler dolusu bilgi verebilecek Avşar kocaları vardır.
Avşarlar, atalarından kalan bu bilgileri, bu sözleri, bu şiirleri, öyküleri ve de iskan ile ilgili olayları babadan oğula kutsal bir emanet gibi taşırlar.
Yalnız bu anlatılanlar ağızdan ağıza taşındığı için bazen tarihsel gerçeklere uymadığı da görülebilir. Çünkü bu anlatılanlar her obanın her yerin kendi zevklerini taşır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir