Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İskan (Yurtlandırma, Yerleştirme)

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İskan (Yurtlandırma, Yerleştirme)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:30

İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Osmanlılar'ın; Avşarlar'ı, Ceritler'i, Tecirliler'i ve öteki Türkmen guruplarını "iskan etme" adı altında cezalandırmaları eskiden beri süregelmiştir. Bu Türkmenler'i sürgüne göndermek, onları yaylalarından, mallarından etmek yöneticilerin gözünde iskan etmek oluyor. Oysa bilim dünyasının öngördüğü iskan hesaplı, kitaplı ve belli bir plana dayanmalıdır. Avrupalılar'ın zorlamasıyla ve devletin sıkışmasıyla yapılan iskanlar hep haksızlıklar, olumsuzluklar yaratmıştır.

Eldeki belgelere göre 1690 yılında çıkan bir fermanla, Padişah ikinci Süleyman zamanında bu Türkmen oymaklarının Halep'in Rakka yöresine sürgün edildiklerini biliyoruz. Fakat çok belalı bir sürgün yeri olarak bilinen Rakka'da bunların fazla kalmayarak Çukurova'ya ve Toroslar'a geri döndüklerini görüyoruz.
Bundan sonraki yıllarda sürgün için yeni fermanlar çıkmış, Avşarlar ve öteki Türkmenler bu fermanları dinlemeyerek tekrar Çukurova'ya dönmüşlerdir. Yeniden sürgün, yeniden kaçış... Yaklaşık iki yüz yıllık bir iskan mücadelesi. Buna iskan adı altında cezalandırma da diyebiliriz. Belirtildiği gibi, taşradan İstanbul'a şikayetler geldikçe sürgün işi de başlamış oluyordu. Yine yukarılarda belirtildiği gibi binlerce hayvan besleyen bu insanları belli bir program dahilinde ama onları ikna ederek, incitmeden iskan etmek o tarihlerde mümkündü. Avşarlar birkaç kez Kuzey Suriye, Rakka yöresine, sonra Yozgat-Bozok eyaletine, Zamantı kıyılarına sürgün edilmişlerdir.

Fakat Avşarlar'ın her seferinde iskan adı altındaki bu sürgünlere karşı çıktıklarını görüyoruz. Çünkü yüz binlerce hayvan besleyen bu Türkmenler için iskan demek, geniş otlaklardan, bin bir güzellikteki yaylalardan yoksun kalmak demektir. Onların ekonomik çıkarlarının baltalanması demektir. İskandan sonra Avşarlar'ın gittikçe yoksullaşması bunu gösterir.

Kimi Avşar kocalarının anlattıklarına göre Avşarlar yedi kez sürgüne gönderilmiştir.
Bu kitapta anlatılan iskan 1865 yılında yapılan son iskandır.

Avşarlar, Ceritler, Tecirliler, Bozdoğanlar ve o tarihte sayıları 26'ya varan öteki göçerlerin Osmanlılar tarafından iskan edilme nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

1. O tarihlerde asker azlığı nedeniyle sıkışık durumda bulunan devletin asker gereksinimini karşılamak.
2. İskan ederek devlete vergi vermelerini sağlamak.
3. İmparatorluk içinde huzursuzluk yaratmalarını ve halkın tarım ürünlerine yapılan zarar ziyanı önlemek.
4. Avşarlar'ında içinde bulunduğu Kozanoğulları'nın saltanatına son vermek.
5. Kozanoğulları'nın Kırım Seferi'ne katılmadığını bahane ederek Güney Türkmenleri'ni cezalandırmak.

Sayılan bu nedenlerden dolayı devlet yöneticileri Güney Türkmenleri'ni itaat altına almayı kararlaştırıyor. Artık siyasal ortam da bu konuyu halletmeye elverişlidir. Çünkü Kırım Savaşı sona ermiş, Paris Barış Antlaşması imzalanmıştır.

Nihayet Padişah Abdülaziz zamanında (1861- 1876) bir ordu kuruldu. Ordunun kısa adı fırka-i islahiyye'dir. Bu ordunun komutanlığına Dadaloğlu'nun şiirlerinde adı geçen Müşir (mareşal) Derviş Paşa, kurmay başkanlığına da tarihçi ve bilim adamı Ahmet Cevdet Paşa getirildi. (Gerçek görevi hükümet komiserliğidir.)

Bu fırkanın (tümenin) gücü de şunlardan kuruludur:

Yedi Balkan taburu, bir tabur Girit askeri, iki Hassa süvari alayı (yani padişahın muhafız alayı), Çerkez, Kürt, Gürcü, Arnavut atlıları da olmak üzere toplam:

On beş piyade alayı, iki alay süvari, beş kıta şeşhaneli dağ topu...
Görünüşe göre, sanki devlet Viyana Kuşatması'na ya da Mohaç Savaşı'na gidiyor.
Osmanlı yöneticilerinin fırka-i islahiyye'ye çok önem verdikleri anlaşılıyor. Fırka tümen demek olduğuna göre bu tümende Derviş Paşa gibi bir mareşal, Ahmet Cevdet Paşa gibi bir tarih ve bilim adamından başka; seçkin komutanlar ve seçkin erler de vardı. Ünlü Ahmet Muhtar Paşa, Sivas'tan Kurt İsmail Paşa, Halep'ten beşinci ordunun ünlü paşalar bile bu orduda görev almışlardı.

Cevdet Paşa'nın deyimiyle:

"Mükemmel bir fırka idi". Ayrıca fırka dönemin en güçlü silahlarıyla donatılmıştı.

Nihayet Fırka-i islahiyye İstanbul'dan hareketle deniz yoluyla 28 Mayıs 1281 (1856) yılında İskenderun'a geldi. Çukurova Türkmenler'ine hitaben yazılmış bir fermanı da yanlarında getirdiler.

Okuması ve yazması olmayan insanlara dağıtılan bu fermanda ıslahatın önemi ve devletin gücü vurgulandıktan sonra özetle şöyle deniyordu:

"Bir elde merhamet ve aman fermanı ve diğerinde adalet kılıcıyla gelindi. Hemşehrilerimizden bir ferdin bir damla kanının dökülmesi istenilmez. Lakin serkeşlik ve kötülük edenin dahi terbiyesi kanunların hükmündendir."

Önce Gavur Dağları'nda ve Kürt Dağları'nda, Amik ve Dumdum Ovası'ndan ıslahata başlandı. Bu yörelerde yapılan ıslahat başarılı da oldu. Buralarda yeni kasabalar ve köyler kuruldu Örnek vermek gerekirse, Padişahın hassa alayının çadır kurduğu yere "Hassa ilçesi", ıslahatın adından dolayı da bugünkü "İslahiye ilçesiyle" kuruldu. Ayrıca Cevdet Paşa'nın adına "Cevdetiye", Derviş Paşa adına da "Dervişiye" köyleri kuruldu. Bu köyler Osmaniye iline bağlıdır.

İslahiye ilçesinin bulunduğu yerden Gavur Dağları (Amanos) aşılarak Bulanık ilçesi (Bahçe), Osmaniye ve Hemite bölgesi iskan edildi. O zamanlar Çukurova tarıma kapalıydı. Pek öyle yerleşim merkezleri ve kasabalar yoktu. Koca ova hemen hemen ıpıssızdı. Sadece kış aylarında buraları şenlenirdi.

Osmaniye'nin bugünkü Hemite köyünün bulunduğu yerden Kozan'a (Sis'e) giderken bölgenin durumunu Cevdet Paşa şöyle anlatıyor:

"Temmuz ve ağustos içinde her yerin otları kurumuş iken yol boyu henüz solmaya yüz tutmuş ipek gibi otları kaldırdığımızda, altından taze otlar ve zümrüt gibi çimenler görünüyordu. Aşiretlerin gezinti yeri olduğundan hiçbir tarafta ziraat yok idi. Kışın aşiretlerin kışladıkları yerlerde çadır yerleri ve ocak taşları görülüp andan başka bir emare yok idi. Adım başında uçan durraç (turaç) kuşları, ca-beca (yer yer) seğirtip geçen ceylan sürüleri..."

Yaşı doksanın üzerinde bulunan, görüştüğümüz Avşar kocası Alişir Işık çocukluğundaki Çukurova'yı şöyle anlatıyor:

"Bizler sekiz-on yaşlarında vardık. Kışın Çukurova'ya hayvan otlatmaya giderdik. Oralarda öyle otlar vardı ki içine tavşan kaçınca çıkamazdı .Tavşanlar atıla atıla, sıçraya sıçra-ya bu otlar içinde yorulur, nihayet otlara dolaşır kalırdı. Rüzgar esip havalar soğuk olunca biz bu otları duldalık yapar, kendimize siper edinirdik."

Fırka-i İslahiye ordusu Kozan'a (Sis'e) bu ot deryası içinde kolay kolay varamaz. Önce, otların temizlenip yol açılması için bir tabur asker görevlendirilir. Otlar temizlendikten sonra ancak Kozan'a varılabilir. Fırka-i İslahiyye kuvvetleri gelinceye kadar Kozan'a devlet kuvvetleri girememişti.

Ermeniler, başta piskopazları Katogigas olduğu halde Fırka-i İslahiyye'yi neşeyle karşıladı, manastırda şenlikler yapıldı. Kozanoğlu ve Avşarlar Fırka-i İslahiyye'yi karşılamaya gelmediler. Zaten halk yaylada olduğundan Kozan'da birkaç bekçiden başka kimse yoktu.
Hemen belirtelim ki, Kozan denince sadece Adana'nın bugünkü Kozan ilçesi sınırları anlaşılmamalıdır. O zamanlar burasının adı Sis'ti.

Sis denince:

Kuzeyde Sivas hududu, Güneyde Adana, Doğuda Maraş ve Batıda Kayseri- Niğde illeriyle çevrili bölge anlaşılmalıdır.
O zamanlar Çukurova'nın büyük bir bölümü Sis, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Sarız, Pınarbaşı hatta Uzunyayla'ya kadar olan bölge Avşarlar'ın konup göçtükleri yerlerdi. Dolayısıyla buralarda Kozanoğulları'nın da hükmü geçerdi.

Kaynakça
Kitap: AVŞARLAR VE DADALOĞLU
Yazar: Ahmet Z. Özdemir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:32

Cevdet Paşa'nın anlattığına göre o tarihlerde Kozan iki kısma ayrılmıştı:

a) Garbi (Batı) Kozan: Kozanoğlu Ahmet Ağa'nın yönetiminde, Kozan'dan Adana'ya kadar Çukurova bölgesi.
b) Şarki (Doğu) Kozan: Kozanoğlu Yusuf Ağa'nın yönetiminde, şimdiki Kozan ilçesinden Uzunyayla'ya kadar olan bölge.

Derviş ve Ahmet Cevdet Paşalar önce Ahmet Ağa ile anlaştı. Derhal padişahtan irade çıkartılarak Ahmet Ağa, Ahmet Paşa yapıldı ve Kütahya mutasarrıflığına (valiliğine) atandı.
Yusuf Ağa'ya gelince, önce iki bin beş yüz kuruş aylıkla Maraş'ta ikamete razı oldu. Sonra bundan vazgeçerek Sivas'ta ikamet etmek istedi. On üç yaşındaki oğlu Ali Bey'in de Mekteb-i Harbiye'de (Harp Okulunda) okutulmasını şart koştu. Paşalar bütün bu önerilere razı oldular. Kozanoğulları'ndan öteki kişiler de birer miktar maaşla başka illere gönderildiler.

Görüldüğü gibi Kozanoğulları, Avşarlar oldukça güçlü bir durumdalar. Öyle ki devletle pazarlık yapacak kadar ileri gitmişlerdir.

Nitekim Yusuf Ağa, Sivas'a gitmez, Fırka-i İslahiyye'ye karşı isyan eder. Çokluğu Avşarlar'dan Kurulu olan kuvvetleriyle Hacın (Saimbeyli), Feke ve Gürleşen bölgelerini yeniden ele geçirir, Çukurova'ya beyannameler yayınlamaya başlar.
Fırka-i İslahiyye askerleriyle Yusuf Ağa kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar olur. Paşalar yöre halkını Yusuf Ağa aleyhinde ayaklandırmaya çalışırlar.

Fakat onlar:

"Biz Kozanoğulları'na tüfeng atamayız."diye bu öneriyi geri çevirirler. Tam bu sırada Gürleşen (Feke köyü) köyünden Metli Hasan (Misli Hasan) Kahya, hileyle Yusuf Ağa'yı uyurken yakalar. Onu Fırka-i İslahiyye askerlerine teslim eder. Yusuf Ağa, Fırka-i İslahiyye askerlerinin elinden kaçmayı başarırsa da askerler tarafından kurşunla vurularak yakalanır ve yaralı yaralı idam edilir.

Dadaloğlu, bir şiirinde işte bu Yusuf Ağa'yı anlatır. Avşarlar, Yusuf Ağa'ya Yusuf Paşa diyorlar:

Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor
Düşmanına karşı koyan mert olur
Şahin kocasa da vermez avını
Aslı kurt yavrusu gene kurt olur
Dadaloğlu'ın der ki göründü dağlar
Aşiret kavgasını görenler ağlar
Ben öldüğüme kayırmam beyler
Zalim düşman üstümüze mert olur
No: 27

Bu sıralar, daha ordu Sis'teyken (Kozan) halk arasında yayılmış olan kolera hastalığı Fırka-i İslahiyye askerleri arasında da yayıldı. Bu hastalık yüzünden ölenler oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:32

Dadaloğlu'nun ve Avşarlar'ın "gecebaş" dedikleri bu kolera hastalığından halk arasında nice kızlar, taze gelinler kara toprağa düştü.

Dadaloğlu:

Gecebaş geldi de nerde kışladı
Ufacık evlere neler işledi
Taze gelin, büyük kızdan başladı
Ölüm de güzeli severe benzer
No: 83

Şiirini işte bu kolera olayıyla ilgili olarak söylemiştir.

Kolera yüzünden Derviş Paşa'nın askerleri daha ileri gidemedi. Feke'de bir miktar asker bırakılarak geri kalan kuvvetlerini oradan çektiler.

Derviş ve Cevdet Paşalar'ın yapmış oldukları ıslahatın İskenderun, Maraş, Elbistan ve Çukurova bölümleri başarılı olmuş, Kozan ıslahatı ise yarıda kalmıştır.

Avşarlar, 1867 yılma doğru ancak Fırka-i İslahiyye ile anlaşmaya varabilmişler ve Uzunyayla'ya yerleşmeye razı olmuşlardır. Ancak Kırım Savaşı'nın arkasından, Kafkasya'dan gelen çok sayıdaki Çerkez muhacirleri Padişah Abdülaziz tarafından Uzunyayla'ya yerleştirilince Avşarlar da böylece ortada kalmış oldu.
Avşarlar'ın üç yüz yıla yakın süre kullandıkları Uzunyayla'nın Çerkezler'e verilmesini özellikle Padişah Abdülaziz ve o dönemin hükümeti kararlaştırmıştır.

Bunda da herhalde şu gerçeğin etkisi olsa gerektir:

"... Çerkezler'e daha fazla rağbetin, imparatorluk inhitata (gerilemeye, düşmeye) uğradıktan ve artık her taraftan bol bol esir gelmez olduktan sonra çoğaldığını söyleyebiliriz. On dokuzuncu asırda Rus istilası neticesinde Osmanlı topraklarına Çerkez muhaceratı başlayınca, padişah sarayıyla büyük konaklar Çerkez cariyeleriyle dolmuş ve son zamanlarda kadın efendiler ile valide sultanlar Çerkez saraylılar arasından çıkmıştır."

Uzunyayla'nm Çerkezler'e verilmesinden sonra artık çok yaşlanan Dadaloğlu üzüntüsünü şöyle dile getirir:

Bugün ben bir rüya gördüm
Eskisinden beter derdim
Uzunyayla dede yurdum
Çerkez kazık çaktı m'ola
Dadaloğlu'ın oldum yetim
Nerde kaldı gö (gök) kır atım
Melul olan aşiretim
Avşarlık'tan çıktı m'ola
No: 59

İskanın ilk yıllarında, Uzunyayla konusunda, Avşarlar ile Çerkezler arasında çetin kavgalar oldu. Avşar kocalarının anlattıklarına göre, bir mayıs ayının ilk haftalarında Avşar atlıları Uzunyayla köylerine baskın yaparlar. Oralarda Çerkezler'e ait büyükbaş, küçükbaş hayvan sürülerini ve onların atlarım yağma ederler. Bunları önlerine kattıkları gibi kendi bölgelerine getirirler.

Kaçırdıkları bu hayvanları Seyhan Irmağı'nın batı kolu olan Zamantı Suyu'nun doğu kesimine geçirirler. Yazı yaban hayvan sürüleriyle dolar.

Hemen arkasından toparlanan Çerkezler, hayvanlarım geri almak için Avşarlar üzerine saldırırlar. Pınarbaşı ilçesinin şimdiki Halevik (Çakılkaya) ve Kavlak köylerinin arasında kalan, Limpara Sırtı denilen yerde zorlu bir kavga yapılır. Osmanlı askerlerinin de Çerkezler'in yanında yer aldığı kavgada çok sayıda ölenler ve yaralananlar olur.

Bu kavgadan sonra Çerkezler hayvanlarının çoğunu kurtarıp götürürler, Bu kavgada Çerkezler tarafından vurulup öldürülen Mehmet Ağa'nın ağıdında şu sözler yer almaktadır:

Aziziye'ye vardımıdı' Mızıkalar çalınıyor Seni vuran Çerkezler'e Binbaşılık veriliyor.'

'Aziziye: Pınarbaşı.
Vardımıdı: Vardıydım

Avşarlar şimdiye kadar Ceritlerle, Tecirlilerle, Bozdoğanlarla ve de öteki Türkmen guruplarıyla çok kavgalar yapmışlardı. Çerkezlerle ilk kez karşılaşıyorlardı, bunlar öteki Türkmenler'e pek benzemiyorlardı.

"Çerkezler, o zamanlar üstlerine deriden giysi giyerlerdi. Darıdan (mısırdan) çeşitli yiyecek pişirirlerdi-yaparlardı. Bunların benizleri sarı, gözleri de gö (mavi) olduklarından, Avşarlar tarafından iyice yadırganmışlardı. Uzun kavgalardan sonra Avşarlar padişaha dilekçe yazarlar. Çerkezler'in geldikleri yere geri gönderilmesini istemekteler.

Bu dilekçede şunlar yazılıdır:

Yedikleri darı
Giydikleri deri
Gözü gö, benzi sarı
El-aman padişahım
Sür gitsin geri

Ama yıllar geçtikçe Avşarlar ile Çerkezler birbirlerini daha iyi anlamaya başlarlar. Öyle ki bu işi akrabalığa kadar ilerletirler.
Zamanın Avşar boy beyi Hacı Bey Çerkez'den evlenir. Öteki beylerden ve Avşar ağalarından bazıları da Çerkezlerle evlenirler. Bundan sonra Avşarlarla Çerkezler arasında Pınarbaşı ilçesine bağlı Potuklu köyü sınır kabul edilir.

Böylece devlet desteğiyle, beylerin de göz yummasıyla Uzunyayla Çerkezler'e verilmiş olur. Ama beri taraftan Uzunyayla'nın elden gitmesi Avşarlar'a çok ağır gelir. Şiirler söylenir, ağıtlar yakılır.

İşte bunlardan bir örnek:

Çifte paşa gelmiş teftiş ediyor
Al baharlı yaylalarım nic'oldu
Aşiretler ah eylesin, ağlasın
Boynu uzun arap atlar nic'oldu
Kılıç kabzasında kınalı parmak
Ne yaman zor imiş yurttan ayrılmak
Hepimiz kırılır, yurdumuz vermek
Silahına güvenenler nic'oldu
Girer m'ola şu beylerin düşüne
Avşar kızı rastık çekmiş kaşına
Saraylar yaptırdım Pınarbaşı'na
Al tavanlı saraylarım nic'oldu
Devriyeler toplayarak geldiler
Kolumuzu dallarından kırdılar
Yurdumuzu Çerkezler'e verdiler
Soğuk sulu Uzunyayla nic'oldu
Yüreğim yaralı derunum paslı
Yıkıldı ilimiz, beyler hep yaslı
Burnu hırızmalı yalbırdak fesli
Yadellerde kalan kızlar nic'oldu
İçerim yaralı derunum dağlı
Küheylan atların gemleri bağlı
Ordumun aslanı Avşar'ın oğlu
Güvendiğim Kozan dağı nic'oldu

Bilindiği gibi, Avşarlar folklor yönünden zengin bir Oğuz boyudur. Çeşitli konularda şiirler söylemek onlar için eskiden beri süregelen bir gelenektir. Özellikle ölenlerin arkasından ağıtlar yakılarak onların anılarını yaşatmak bugün bile aynı biçimde devam eder.
Yıllar geçtikçe Avşarlar ile Çerkezler birbirleriyle komşu olurlar, dost olurlar. Böylece de eski hır-gürlü dönemler de geride kalmış kalır.
İşte tam bu sıralarda Pınarbaşı ilçesinin Çerkez Akviran köyünden tanınmış bir Çerkez ölür. Çerkezler çok sevdikleri bu kişinin anısını yaşatmak isterler. Avşarlar gibi ağıt söyle-yemediklerinden bu konuda bir hayli şaşırırlar.

Sonunda bunun çaresini bulurlar:

Avşarlar'ın güzel ağıt yaktıklarını bildiklerinden, komşu Hassa köyünden Kamer karıya (Kamer Alkan'a) başvururlar. Ondan ölülerine ağıt yakması için ricada bulunurlar. Kamer Karı ünlü bir ağıtçıdır, önce Çerkezler'in bu isteğine karşı gönülsüz davranır, sonra da kendisinden istenen ağıdı söyler.

Söyler ama içinden de eski kavgalı günleri bir türlü unutamadığından, bu ağıdın sonunu böyle bağlar:

Ne deyim de ne söyleyim
Ölü bizim olmayınca
Teker teker tükenir mi
Kırkı birden ölmeyince
Elbette artık bunlar gerilerde kalmıştır. Avşarlar ile Çer-kezler birbirlerinden kız alıp kız vererek akraba olmuşlardır. Eski günlerin anısı üzerine yapılan şakalar ise devam etmektedir.

Burada, Çerkezler dolayısıyla ara verdiğimiz İskan olayının devamını bizzat Ahmet Cevdet Paşa'dan dinleyelim:

"....Kozanoğlu Hacı Bey ile beraber, Kozan'a mensup olan Türkmen aşiretlerinden Avşar aşireti beyi müteveffa Çerkez Bey-Zade Hacı Bey dahi Fırka-i islahiyye'ye gelerek (Yöredeki devlet yöneticilerinden şikayetçi olmuşlardı. Çünkü göçebe aşiretler konup göçtükleri yerlerdeki ekili arazileri tahrip ettiklerinden başka, yağma yaparak yerleşik halkı rahatsız ediyorlardı.) ve ekserinin yaylakları Uzunyayla olup, orada ise muhacirin-i Çerakize (Çerkez muhacirleri) iskan olunmak devletçe mukarrer olunduğundan (kararlaştırıldığından) Hacı Bey kendi aşiretini oraya civar olan Sarız arazisinde iskana teşebbüs edip, Fırka-i İslahiyye'ce (uygun olduğundan kendisi ister ise orada, istemezse Çukurova'da kışlak yurdunda iskana serbest kılındı) yayla cihetini tercih etmekle Sarız
arazisinin Avşar aşiretine tahsisiyle iskanları hususunda teshilat (kolaylık) gösterilmek üzere lazım gelenlere tahrirat (resmi yazılar) yazıldı. Ve bu babda (hususta) mu'avenet (yardımcı) olunmak üzre keyfiyet Kurt İsmail Paşa'ya da iş'ar edildi (bildirildi).

Avşarlar, böylece kendi kendilerine Sarız, Pınarbaşı ve Zamantı yörelerine yerleşmiş oldular. Hemen arkasından yeni yerleşim birimleri, köyler, kasabalar kuruldu. Bu suretle Avşarlar ilk kez nüfus kütüklerine yazılarak resmen Osmanlı vatandaşı oldular. Yerleştikleri arazilerin tapularıysa bundan sonra verilmeye başlandı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:32

O dönemin Avşar aşireti boy beyi Hacı Bey de Pınarbaşı ilçesine yerleşti. Bu ilçedeki eski hükümet binasının bulunduğu arsa da Hacı Bey'e aitti. Hacı Bey, daha önceleri yazlık yer olarak Pınarbaşı ilçesinin Kılıç Mehmetli köyünü kullanırdı. Hacı Bey'in torunlarının bir kısmı Karamuklu köyünde oturmaktalar.

İskan olayından sonra, başta Derviş Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere bu iskanda görevli üst düzeydeki yöneticiler devlet tarafından ödüllendirildiler, kendilerine nişanlar, payeler verildi. O zamanlar Maraş, Halep iline bağlı bir sancak merkeziydi; yeni yerleştirilen nüfus göz önüne alınarak Maraş il merkezi yapıldı. Ahmet Cevdet Paşa da buraya vali olarak atandı. Lakin Ahmet Cevdet Paşa'nın buradaki valiliği ancak on sekiz gün sürebilmiştir. Daha sonra kendisi Halep Valiliği'ne atandı. Oradan da Divan-ı Ahkam-ı Adliye Reisliğiyle (Yargıtay başkanlığı) İstanbul'a getirildi.

Öteki komutanlar da çeşitli nişanlar, rütbeler, murassa mahfazalarla ödüllendirildiler.

Bu arada Fırka-i İslahiyye yöneticileriyle hükümetin ara-larının da açılmış olduğunu bu arada belirtelim. Bunun da nedeni Fırka-i İslahiyye'nin hesap edilenden fazla para har-camasıdır.
Çukurova'daki Türkmenleri İskan etmek elbette gerekliydi. Devletin bu yönde attığı adım, geç kalınmasına karşın övgüye değer bir harekettir. Çünkü başıboş dolaşan bu Türkmenler'i belli toprakların sahibi yapmak, onları yerleştirmek olumlu bir davranıştır.

Ancak iskan yöntemi hatalı ve yanlıştır. Cevdet Paşa'nın, Cahit Öztelli'nin ve öteki yazarların savlarının tersine bu iskan acemice ve hoyratça yapılan bir iskandır. Bu iskanda çok kanlar dökülmüş, çok ocaklar sönmüştür. Devlet güçleri Güney Türkmenleri'ni oldukça perişan etmiştir.
Fırka-i İslahiyye ile Türkmenler'in son savaşı 1877'de Kilken Çayı ile Akdeğirmen (Kozan barajının kuzeyinde) taraflarında oldu. Bu savaşta Türkmenler'in iki yüz yaralı, yetmiş beş ölüsü vardı Fırka-i İslahiyye'de görevli Akif Paşa'ınn ise tek ölmüş adamı yoktu.

Bu acımasız iskanın tanığı Dadaloğlu olanlar için şöyle seslenir:

Derviş Paşa yaktı, yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınımız geçmez akçe tunç oldu
Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan neyler
Bin yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimden sonra yaşaması güç oldu
No: 10

Derviş Paşa gayri kına yakınsın
Böbürlensin dört bir yana bakınsın
Amma bizden gece gündüz sakınsın
Öç alırız ilk fırsatı bulanda
No: 18

Şu Feke'nin hanımları
Kara bilmez alınları
Kör olası Derviş Paşa
Hep dul koydun gelinleri
No: 82

İskanın anıları bugün bile gerek yaylalarda gerekse Çukurova'da anlatılır durur. İskan, özellikle de iskan sonrasının durumları öykülere, romanlara konu olmuştur. Yaşar Kemal'in İnce Memed romanının konusu işte bu Güney Türkmenleri'nin acıklı yaşantısının sadece bir parçasıdır.

Bu acımasız iskan hakkında Prof. Dr. Besim Atalay Şunları yazıyor:

"Kuru iskan imha demektir. Asırlardan beri alışılan bir hayat ve tarz-ı maişat birden bire değiştirilemez. Bunlar tedrican ıslah ve iskan edilmek lazım iken yapılmadı. Üzerlerine asker çekildi, ordular sevk edildi, topa tutuldu. Obalar, yaylaklar, kışlaklar yakıldı ve yıkıldı, beyler kurşuna dizildi. Kadınlar ve çocuklar bile öldürüldü. Gelinler esir edildi. Düşman gibi kırıldı, geçirildi. (Ancak o sıralarda Moskof orduları da bunu yapıyordu) Neticede Türklük hezale uğratıldı (dağıtıldı). Türklüğü üç büyük kıta üzerinde hakim kılan bu sevimli babayiğitlerle beraber ocakları, hanümanları, koyunları mahvolup gitti."

İşte Dadaloğlu'nun İskana, Osmanlı'ya karşı şiirler söylemesinin nedeni böylece daha açık belli olmaktadır.
On dokuzuncu yüz yılda Anadolu'yu gezen Avrupalı gezginler; "Yoksul fakat asil ruhlu ve namuslu Türk milletinin fena idareciler elinde mahvolmakta olduğunu" yazıyorlar.

Sonuçta olan yine Avşarlar'a ve öteki Türkmenler'e oldu:

Kendilerini devlete karşı mücadeleye sevk eden, Kırım seferine göndermeyen boy beyini, oymak ve oba ileri gelenleri devlet tarafından ödüllendirildiler. Derviş ve Ahmet Cevdet Paşa Avşar boy Beyi ile, oymak ve oba başkanlarıyla anlaştılar Kendilerine bir zararı olmasın diye onları yeni kurulan yerleşim yerlerinin başına müdür, kahya atadılar. Daha büyüklerini de mutasarrıf (vali) ve kaymakam olarak görevlendirdiler.

Ahmet Cevdet Paşa tüm bu konuları anlattığı Ma'ruzat ve Tezakir adlı eserlerinde halka karşı yapılan kötülüğe, zulme hiç değinmemektedir. Bütün bu olup bitenleri, bu çadırların yıkılmalarını, ocakların sönmelerini, kızların, gelinlerin hatta çocukların bile öldürülmelerini görmezlikten gelmektedir. Onun, Dadaloğlu'ndan hiç söz etmemesi de öteki Osmanlı aydınları gibi halka uzak olduğunun bir kanıtıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:34

GERÇEĞİN BİR BAŞKA YÜZÜ

Bilindiği gibi bu sıralarda (1861- 1865), Amerika'da Kuzey-Güney Savaşı yapılmaktaydı. Kuzey- Güney savaşından ötürü de pamuk ekimi yapılamaz olmuştu. Bundan, başta ingiltere olmak üzere sanayileşmiş öteki Avrupa devletleri zarar görüyordu. Özellikle tekstil sanayinde büyük kriz yaşanıyordu.

İşte bu nedenle İngiltere; Çukurova'da, Mısır'da ve Hindistan'da pamuk ekim alanları sağlamaya çalışıyordu. Hatta İngiltere hükümeti Türkçesi MANCHESTER PAMUK SAĞLAMA BİRLİĞİ (Machester Cotton Supply Association) adındaki bir şirketi destekliyordu"

Yukarıda, Kırım Savaşı anlatılırken adı geçen baş tercüman Pizani'nin asıl görevi de bu şirketin çıkarlarını kollamaktı. Nitekim İngitere'nin politik oyunları sonucu, Osmanlı yönetimi pamuk ekim alanlarının artırılması için bir dizi önlem almıştır. Bundan sonra da Çukurova tarıma açılmaya başlamıştır.

ATTİLA İLHAN NE DİYOR

Yukarıda adı geçen İngiliz baş tercümanı (gerçekte ise İngiliz ajanı) Pizani'nin Reşit Paşa'ya:

"Eğer teminat verirseniz biz Kozanoğlu'nu muharebeye sevk ederiz" sözünü gerçek sanan Attila İlhan, Dadaloğlu ve bağlı bulunduğu Türkmen oymağı için; "Siyasal düzeyde özdevletine karşı emperyalizmle işbirliği.." yapıyor.

Attila İlhan devam ediyor:

"Osmanlılar'ın ne istediği açık seçik görülüyor, bunları göçebelikten ve hayvancılıktan kurtarıp Osmanlılığa maletmek. Kozanoğlu buna hayır diyor. Dadaloğlu da bu beyin maiyetinde ozanlık etmiyor mu? Bunun adı da ilerici halk ozanlığı oluyor, adama gülerler yahu."

Ne var ki gerçek Attila İlhan'ın dediği gibi basit ve yüzeysel değildir. Biz de tıpkı kendisi gibi diyelim ki; "Yahu bu göçerleri Osmanlılığa ve toprağa maletmek Osmanlı'nın aklına dört yüz şu kadar yıl sonra mı geldi? Yoksa bu iş İngiltere'nin zorlamasıyla mı oldu? Hem Osmanlı'nın amacı onları toprağa bağlamaktan, Osmanlılığa maletmekten önce devletin para ve asker gereksinimini karşılamaktır. Çünkü eskisi gibi fetihler yapılmadığından devletin paraya da askere de ihtiyacı vardır. Kaldı ki bu göçerler zaten Osmanlı toprağında yaşıyorlar. Padişahlar, Hıristiyan dayılarına kolaylık, özgürlük sağlamaktan bu Türkmenler'e iş ve eğitim olanağı sağlamaya zaman bulamamıştır.

Sonra hayvancılığı bıraktırmak niye ki? İlerde değinileceği gibi göçerlerin hayvancılığı bırakmaları hem kendilerini hem de Osmanlılar'ı önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakmıştır. Çünkü Osmanlı ordusuna gerekli atları Güney Türkmenler'i yetiştiriyordu.

İskandan sonra Osmanlılar, orduya gerekli atları dışarıdan almak zorunda kalmışlardır. Bunun ticaretini de azınlıklara yaptırmışlardır. Bilindiği gibi, "Osmanlılar ticaretle iştigale tenezzül etmezlerdi."
Görüldüğü gibi Osmanlılar bu dönemde ne yaptığını açık seçik bilemiyorlar. Zaten Osmanlı Devleti'ni Osmanlılar yönetmemiş, Osmanlı Devleti, devşirme yoluyla gelen sadrazamlar, vezirler ve akıldaneler eliyle yönetilmişti. Buna yüzlerce örnekten bir Kuyucu Murat Paşa yeter de artar bile. Hırvat asıllı doksanlık ihtiyar Kuyucu Murat Paşa Anadolu'da kırk bin, kimi kaynaklarda yüz bin yürekli Türk'ü öldürmüştü.

Padişah İkinci Mahmut'un has adamı, mühürdarı, Fenerli Rumlar'ın yetiştirmesi bir Halet Efendi var. Onun yapmadığı iş, çevirmediği dolap yoktu. En son Yunan isyanını bile gizleyerek padişahı kandırmıştı.

Ölümü üzerine söylenen şu dizeleri A. İlhan'ın bilmemesi düşünülemez:

Ne kendi rahat eyledi ne halka verdi huzur
Göçtü bu dünyadan dayansın ehl-i gubur
İşte Osmanlı bu dönemlerde böyle bir Osmanlı'dır.

Dadaloğlu'nun, Kozanoğlu'nun maiyetinde ozanlık yaptığı sözü de doğru değildir. Onun, Kozanoğlu'na karşı şiirler söylediğini, gençlik günlerinin bir kısmını Paris'te geçiren Attila İlhan nereden bilecek! Sonra halk ozanlarını "ilerici-gerici" diye ayırmanın anlamsızlığı da ortadadır. Zaten Dadaloğlu'nun kendisi de okur yazar değildir. Ne hikmetse Osmanlı kafası Anadolu'yu hep İstanbul'dan gözetlemiştir.

İskan olup bittikten sonra Ermeniler'in yönlendirmesiyle Türkmen beylerinin her biri bir yere sürüldü. Çünkü Güney Türkmenleri'nin yörede belli bir ağırlığı vardı O yüzden Ermeniler ses çıkartamıyorlardı.

Tarihçi Cezmi Yurtsever'in belirttiği gibi:

"Bugün Kozandağı isyanıyla Türkmen liderlerin sürgüne gönderilmesinde bölge Ermeniler'inin rolünün olduğu görülmüştür. Kozanoğlu'nun fonksiyonunun ortadan kalkmasıyla Haçın (Saimbeyli), Sis (Kozan), Zeytun (Süleymanlı) Ermenileri daha serbest kalmış olmaktadır."

İskandan sonra Ermeniler, Kilikya Ermeni Kilisesi çevresinde örgütlenerek Fransızlar ile işbirliği yaptılar ve Osmanlılar'a karşı isyan ettiler (1914- 1915).

İşte Attila İlhan'ın bilmediği ya da bilmek istemediği ger-çekler bunlardır. Çukurova Türkmenleri'nin bir yabancı devletle işbirliği yapmaları çirkin bir iftiradır. Onların gözünde Fransız'ı, İngiliz'i, Rus'u "gavur milleti"dir. Hiç gavurla işbirliği yapılır mı? Nitekim Kurtuluş Savaşı'nda düşman askerlerini Adana'dan, Maraş'tan, Antep'ten kovan bu Türkmenler'dir. Oysa Osmanlılar bu Türkmenler'e aşiret adıyla, mesela "Avşar" adıyla yerleşim yeri kurmalarını bile yasaklamıştı.

Burada sorun yaylak, kışlak ve otlak sorunudur. Bunu yabancı bir devletle işbirliği içinde görmek bilgisizliktir ya da kolaycılığa kaçmaktır. Çünkü binlerce hayvan besleyen göçerleri tek bir yere bağlamak onları geniş otlaklardan ve yaylalardan yoksun bırakmak demektir., onların ekonomik çıkarlarının baltalanması demektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:34

İSKAN SONRASI

Devlet, Avşarlar'a hesap kitap ederek belli ölçüler içinde toprak vermemiştir. El işaretiyle sadece bölge gösterilmiştir. "Gidin oralara yerleşin" denmiştir. Bu, bir bakıma, "Ne haliniz varsa görün" de demektir.

O yüzden iskanın ilk yılları oldukça karışıklık içinde geçmiştir. Akraba olanlar, aynı obadan olanlar, aralarında özel dostlukları bulunanlar aynı köylere ya da birbirlerine yakın köylere yerleşmişlerdir. Bu arada ilk on beş, yirmi yıl içinde ilk yerleştikleri köylerden göçüp başka köylere yerleşenler de olmuştur.
Yeni kurulan köylere, "köy adları" da işte bu sıralarda verilmeye başlanmıştır. Yerleşilen yerlerdeki dere, tepe, kayalık gibi semt adları da bu tarihlerde verilmiştir.

Burada şunu da belirtelim ki devlet tarafından bunlara:

"Aşiret ismiyle anılan köy ve mahalle kurmaları yasaklanmıştır."

Dünyaya hoşgörü örneği gösteren Osmanlılar, kendi soyundan olan bu Türkmenlere aynı hoşgörüyü göstermemiştir. Kayseri'nin (o zamanlar Sivas'ın) Pınarbaşı, Sarız, Tomarza ilçelerine yerleştirilen yüzlerce Avşar köylerinden hiçbirinin resmi adı "Avşar" değildir. Bu durum, Osmanlıların en büyük ayıbı olarak karşımızda duruyor.

Avşarlar, nüfus oranları bakımından öteki Türkmenler'e nazaran daha çok kalabalık olmalarına karşın, dar, verimsiz ve dağlık bölgelere yerleştirilmeleri büyük haksızlık olarak görülüyor. Bunlar, topluca Kayseri'nin (o zamanlar Sivas'ın) Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza yörelerine iskan edilmişlerdir. Buralarda adeta çadır kurar gibi birbirlerine yakın köyler kurulmuştur.

Oysa Ceritler, Tecirliler, Bozdoğanlar ve öteki Türkmenler Çukurova'nın verimli topraklarına iskan edilmişlerdir.
Yayla yöresine yerleşenlere Çukurova'ya gitmek yasaklanırken, Çukurova'ya yerleşenlere de yayla yöresine gitmek yasaklanmıştır. Buna karşın yine de kaçak göçek göçebeliği sürdürenler olmuştur. Bu karışık dönemin arkasından Av-şarlar, yaylada ilk kış aylarını geçirmeye başlamışlardır. İlk birkaç yıl içinde soğuktan, hastalıktan çok sayıda insan ölmüş, yine bu koşullar altında çok sayıda hayvanları da telef olmuştur.

Avşarlar göçebe olduklarından hayvanların bakımı, otlatılması, iyi otlakların ve yaylaların seçilmesi , buna bağlı olarak hayvan hastalıkları konusunda değerli bilgilere sahiptiler. Buna karşın ekip biçmeyi, tarla tarımıyla uğraşmayı yeteri kadar bilmiyorlardı. Aralarında duvar ustası, demirci, kalaycı, terzi, marangoz gibi zanaat sahibi olanlar yok denecek kadar azdı. Buna koşut olarak göçebe toplumların yapısı gereği okur yazarlık düzeyi de çok düşüktü.

Duvar ustası, demirci, kalaycı gibi çeşitli mesleklerden gereksinim duydukları zanaatçıları şimdiki Tufanbeyli ilçesinin Şar köyündeki Ermeniler ile Hacın'daki (Saimbeyli) Ermeniler'den yararlanmışlardır. Daha sonralarıysa bu işlerini o bölgelere sonradan yerleştirilen 93 muhacirlerine yaptırmaya başlamışlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:35

İhtiyarların anlattıklarına göre Avşarlar; sabanla çift sürmeyi, ekin biçmeyi, kağnı oklamayı, tırmık çekmeyi, bostan ekmeyi 93 muhacirlerinden öğrenmişlerdir.

Avşarlar, yüz yıllarca karakol, zaptiye (jandarma), polis, mahkeme, yargıç, savcı yüzü görmemişlerdir. Aralarındaki anlaşmazlıkları oymak ve oba beyleri, ağaları, kahyaları halletmişlerdir. Daha büyük anlaşmazlıklarını da bir çeşit yargıtay (temyiz) gibi görülen boybeyi halletmiştir. Bu anlaşmazlıklarda toplumun gözü onlar üzerinde olduklarından oymak ve oba başkanları adil olmak zorundaydılar. İşte Avşarlar, jandarma, polis, savcı ve yargıç önüne böylece ilk kez çıkıyorlardı.

İskandan sonra elli yıl içinde Avşarlar'ın yerleştikleri bölgelerdeki ormanlar da şimdi tükendi. Binboğa, Aygörmez, Koçdağı, Soğanlı ve Tahtalı bölgelerindeki dünyanın en nadide ve de çok çeşitli ormanlar devletin gözü önünde yok olup gitmiştir.

Sarız'ın Yeşilkent kasabasında 1898 doğumlu Sülo'nun oğlu Mustafa Altınkaya 1976 yılında bana anlatmıştı:

"Binboğa'daki ulu ağaçların, çamların dalları aşağı doğru sarktığından, o ağaçların altı adetabir ev gibi olurdu. Kışın biz o ağaçların altında 300-400 koyun kışlatırdık".

Ormanlar yok olunca buralarda barınan hayvanlar da başka yerlere göçmüşler. Dadaloğlu'nun şiirlerinde geçen, Binboğa'da yaşayan seyfi, şahin-doğan, geyik, dağ keçisi ve diğerleri artık bu görkemli yurtlarını terk etmişlerdir. Görüştüğümüz Avşar kocaları, çocukluklarında, buralarda yaşayan şahin kuşunun, havadaki turnanın ciğerini onun altına dalarak çekip aldığını gördüklerini söylediler. Bunlara göre en güçlü avcı kuşu şahindir. Seyfi kuşununsa gözleri güzel olur, ağır ağır, sarsak uçar; fakat avını görünce hızla sağalır (saldırır) ve 300-400 metrede onu yakalar. Doğan kuşunun erkeğine "baz", dişisine "cura" denir.

Dadaloğlu:

Karışmış curası bazınan gelir
No: 107

diyor. Ama şimdi Binboğa'da cura da baz da kalmamıştır.

Günümüzdeyse, devletin ormancı örgütünün bulunduğu bu yörelerde yakacak olarak kullanılmak üzere gevenler, develik otları, karamuklar sökülmekte; calbalar (sığır kuyruğu), kılçirişler kökünden çıkarılmaktadır. Şimdi ise sıra, yine Binboğa'da yetişen nadide kokulu sarı sümbül ve geyik göbeği bitkisine geldi, onlar kökünden sökülüyor.
Dadaloğlu'nun şiirlerinde anlatılan o güzelim yaylalar şimdi eski güzelliğini yitirmek üzeredir.

Burada çevrecilere ve devletimize bir notum olacaktır:

Buraları koruma altına alalım...

İskandan sonra, Avşarlar'ın Çukurova'daki kışlak yurduna gelince, oralar da kapanın elinde kaldı. Bu gözü açıklardan padişah İkinci Abdülhamit de yararlanarak Avşarlar'ın üç yüz yıllık yurdunda kendisine bir çiftlik kurdu. Kozan ilçesinin altından Ceyhan yakınlarına kadar olan yere bugün bile haksızlıkla "Abdülhamit'in Çiftliği" derler. Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk orayı devlet üretme çiftliği haline haline dönüştürdü. Bugünkü "Mercimek Devlet Üretme Çiftliği" işte bu çiftliktir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İSKaN (YURTLANDIRMA, YERLEŞTİRME)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:35

İskandan önce Kozan'dan Misis'e kadar olan bölgeye Avşar Ovası derlerdi. Kuzeyinde yüksek Kozan dağları, engininde Avşar Ovası. Ayrıca Silifke, Alanya arasına da eskiden Avşar Ovası denirdi.

En güzelini halk Türkü'sünden dinleyelim:

Şu dağların yükseğine erseler
Lale, sümbül, mor menevşe derseler
Bir güzeli bir çirkine verseler
Güzel ağlar, çirkin güler bir zaman

Yükseğinde olur şahin yuvası
İndim enginine
AVŞAR OVASI Kabul olur güzellerin duası
Güzel sevdiğini diler bir zaman

Vara vara vardım Alma (Damla) deresi
Gittikçe uzuyor yarin arası
Artıyor bendeki gönül yarası
Mevlam ilacını salar bir zaman
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir