Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Göçebe Toplumlarının Özellikleri

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Göçebe Toplumlarının Özellikleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 15:25

GÖÇEBELİK

GÖÇEBE TOPLUMLARININ ÖZELLİKLERİ


Dadaloğlu, Türkmenler'den göçebe Avşar oymağının yetiştirdiği bir ozandır. Dadaloğlu'nu daha yakından tanıyabilmek için göçebe toplum yapısını iyi bilmekte yarar vardır. Çünkü onun şiirleri göçebelikten kalma derin ve renkli anılar taşır.

Göçebe toplumlar belli bir yere bağlanmadan mevsimine göre yurt değiştirirler. Göçebe toplumlarında çok sayıda hayvan sürüleri olur, insanlar tümüyle bu hayvan sürülerinin bakımıyla ilgili olduklarından genel anlamda çoban sayılırlar. Göçebelikte hayvan, otlak ve avlak olmadan yaşam olmaz. Bunlar hayvanlarını otlatmak için mevsimine göre yaylaklara ve kışlaklara göçerler. Bu gelenek Ortaasya'dan beri göçebe Türk oymaklarının hepsinde böyledir.

Göçebenin dünya görüşünü anlatan şu sözler çok ilginçtir:

Ekin ekme eğlenirsin
Bağ dikme bağlanırsın
Sür keçiyi, çek deveyi
Gittikçe beğlenirsin (beylenirsin)

Göç günleri, özellikle kışlaklardan yaylaklara göçerken özel bir önem kazanır. O gün herkes en yeni elbisesini giyer. Genç kızlar, gelinler, delikanlılar ellerine kına yakarlar. Develerin ön ayaklarının dizlerine ziller takılır, kök boyasıyla boyanarak dokunan kilimler develerin üstlerine atılır. Tüm yol hazırlıkları böylece tamamlanmış olur. Oymak beyinin ve oba ağalarının göç gününü kararlaştırmasından sonra Türküler söylenerek, belli konalgalara konarak yaylalara varılır.

Göçebe, yazın ve kışın her türlü tabiat etkisine açıktır. Onun için yaşam koşulları güçtür, acımasızdır. Sonra göçebe, ekip biçmediğinden, diğer bir deyişle tarla tarımıyla uğraşmadığından gereksinmelerinin bir kısmını yağma yoluyla karşılar. Yağma, göçebelikte doğal sayılırdı. Bilindiği gibi eskiden ganimet almak savaş sonrasının doğal bir sonucuydu. Nitekim bunun örneklerini Hunlar'dan başlayarak, Selçuklular, İslam devletleri ve yeryüzündeki diğer bütün eski ulusların tarihlerinde görebiliriz.

Türkçemizde, "Allah evin yağmalana" diye bir ilenme sözü bile var. Bu konuda, Kaşgarlı Mahmut'ta, Dede Korkut Öyküleri'nde ve Yunus Emre'de çarpıcı örnekler vardır.
Bayındır Han yılın belli günlerinde evini yoksullara yağmalatırdı. Halife Ömer, bir savaşta ganimet olarak kendisine düşen kumaş az olduğu için (yetmediği için) elbise yaptıramaz. Ancak oğluna düşen kumaşı da alarak bir elbise yaptırabilir. İslami dönemlerde yağmada elde edilen mala, cana "ganimet-ganaim" denirdi.

"İbn-i Haldun'a göre yerleşik, tarımcı yaşam biçimi nedeniyle barışçı; çoban ise savaşçıdır". Kışlakların iyisini, yaylakların en otlusunu ele geçirmek göçebe toplumlarda kavgalara, çatışmalara yol açar. Atların besilisi, zayıfı da göçebelikte önemlidir. "Çünkü bunlar atların hızına göre vur-kaç yaparlar."

Bir akşam üzeri ya da bir şafak vakti, inekler sağılırken karşı oymak ya da oba baskın yapabilir. "Tas size, inek bize" sloganıyla sığır sürülerini atlarının önlerine kattıkları gibi kendi bölgelerine geçirebilirlerdi.

Buna yağmalama denirdi.Türkmen geleneğine göre bu hareket hırsızlık sayılmazdı. Çünkü hırsızlık gizlice, kimseye sezdirmeden yapılır. Yani hırsızlığın özünde gizlilik, sinsilik vardır.
Oysa yağmalama açıktan, herkesin gözü önünde, güç kullanılarak yapılır. Avşar geleneğinde yağmada, baskında ele geçirilen mal geri verilmez. Bunun gibi ciritte, sinsinde, güreşte tura ve zuk (yumruk) oyununda ölen taraf davacı olamazdı.

Yine eskiden, Avşar geleneğine göre baskın ve yağma yapmayan erkeğe kolay kolay kız vermezlerdi. O yüzden pısırık ve korkak olanlar güç evlenirler ya da evlenemezlerdi.
Bu yörelerde, daha önce yerleşik düzene geçmiş öteki Türkmen boyları ve oymakları, yağmalama konusunda Avşarlar'ı incitecek şakalar yaparlar. Bunlar, kendi dedelerinin de vaktiyle aynı şeyleri yaptıklarını her nasılsa bilmezlikten gelirler. Onun için bu yörelerde göçebe yerleşiğe, yerleşik de göçebeye pek ısınamamıştır.

Bunun nedeni yerleşiğin kendi kurulu düzeninin göçebeler tarafından sık sık bozulmuş olmasıdır. Örneğin Kayseri ve çevresinde, çok eskiden beri güçlü bir Avşar ağırlığı duyula gelmiştir. 14. yüzyılın sonlarına doğru Sivas ve Kayseri bölgesine egemen olan Kadı Burhanettin, önce Kayseri'ye kadı, daha sonra Eratna Oğulları'na vezir olmuştur. Kadı Burhanettin'in damadı Avşar Türkleri'nden Burhanettin, o dönem Osmanlı'yı bir savaşta yener, Timur'a da karşı çıkar. Bundan Avşarlar'ın çok önemli görevlerde bulunduğunu anlıyoruz.
17. yüzyıldan sonra Kayseri ve çevresi, o arada Erciyes Dağı, Ali Dağı Avşarlar'ın sürülerinin otlatıldığı yerlerdi.

Bunu halk ozanı Karacaoğlan'ın şiirlerinden de anlıyoruz:

Ali Dağı Erciyes'in eteği
Yiğitler yatağı, sümbül biteği
Yüce tepelerin Avşar yatağı
Burcu burcu kokar gülün Erciyes
Karac'oğlan der ki eşin bulunmaz
Yöğrük at yorulur, gönül yorulmaz
Kış gelince hiç yanına varılmaz
Yamandır soğuğun senin Erciyes

Bu yörelerde Avşarlar'ın baskısı uzun süre devam edegelmiştir. Bugün bile Kayseri'nin merkez köylerinde:

"Ne kaçıyorsun, yoksa arkandan Avşar atlısı mı geliyor?" sözü hala söylenmektedir."

Avşar kocalarının anlattıklarına göre, 18. ve 19. yüzyıllarda Avşar atlıları Kayseri'ye bugünkü Sivas Caddesi üzerindeki kümbetten bir de Talaş yönünden saldırırlarmış. Kayserililer bu saldırılardan korunmak için, İçkalenin üzerinde sürekli bir gözcü bulundururlarmış. O zamanlar şimdikiler gibi yüksek binalar olmadığından, kente saldıran atlıların tozu dumanı çok uzaklardan bile görünürmüş. Saldırı atlıların tozu dumanı görülür görülmez tellallar yoluyla her tarafa duyurulurmuş. Ondan sonar herkes evlerine kaçar, kapılarını kilitlerlermiş.

Kayseri'nin eski köklü ailelerinden Remzi Güpgüpoğlu şunları anlatıyor:

"Dedem anlatırdı; Talas'ın doğusunda bizim de diğer Kayserililerin de "Avşarlar'ın bünyesinden çıkan kovgun gurupları, Orta ve Güney Anadolu'nun köylerine seferler düzenlemekte, aşiretler arası kavgalar, devlet otoritesini oldukça sarsmaktan başka, tarım sahalarının tahrip olup azalmasına da sebep olmaktadır.

1849 yılında Lek, Kuzugüdenli ve Kırıntılı aşiret atlılarıy-la beraber, Kayseri, Niğde, Kırşehir taraflarında kovguna giden Avşar elebaşıların listesinde: İsmail Bey, Avan Hasanoğlu, Sarıvelioğlu, Mustafa Bey, Kamber ve İbrahim Kethüda, Haliloğlu, Duman Bey, Kadriağa Oğlu, Şahrumanlı Mehmet, Hasan Hüseyinoğlu, Bıyıklıoğlu, Torun Ali, Veziroğlu, Cırrıkoğlu, Şatıroğlu, Memilicik, Çukadaroğlu, Şaştımoğlu, İsmail Bey, Terkeşlioğlu, Kocaali, Çerkesbey, Askeroğlu, Kara Yusuf, Mucukoğlu, Köseoğlu, Deli Halil, Paşabey, Topaloğlu, Muazzamoğlu (Muhazim olacak), Kuşçuoğlu, Serçe Hasan, Mirza, İbrahimoğlu, Barçenekoğlu, Cansız Osman, Kuyucuoğlu, Hasanali, Deli Hösük, Osmancıkoğlu Kolu Kırık Seyfali'nin isimleri geçiyor."

"Avşar aşiretinin, bu kovgunla, köylülerden ve Hıristiyanlar'dan; entari, şal, maşlah, beygir, inek, kilim, öküz, nakit para, tay, şalvar, tüfek, tabanca, kılıç, silahlık, aba, merkep, koyun, at, yayık, fes, şal püskül, küpe, heybe, kemer, mesh, yazma, gömlek gasp ettikleri ve ellerine geçen mal ve eşyanın 3.000 keseyi bulduğu belirtilmektedir"

tarlaları vardı. (Kamber köyü yakınlarında) Fakat bu tarlalardaki ekinleri Avşarlar'ın sürüleri sık sık yayılırdı, buraları harap ederdi. Bir gün Kayserili'nin biri Avşar beyinin yanına gidiyor, tarlalarının yanından hayvanlarını çekmesini, onları oradan kaldırmasını rica ediyor. Avşar beyi bu Kay-serili'nin sözlerine çok kızıyor ve: " Asıl sen oradan tarlam kaldır" diye yanıt veriyor.

Bu biçim hareketlere "talan, yağma" denirdi.Bu ekonominin adına da yağma ekonomisi demek doğru olur kanısındayım. Göçebe toplumlarında düzenli bir ekonomik hayat olmadığından aşiret gereksinmelerinin bir kısmını bu yolla karşılardı.

Burada esas kural:

Güçlüyken saldırı, güçsüzken dağlara çekilip beklemek.
Bu dönemlerde göçerlerin kendilerine ait hayvan sürülerinin olduğunu biliyoruz.

Aşağıda verilen rakamlar gerçek sayının çok altında olmasına karşın, bu konuda bir fikir vermesi bakımından burada gösteriyoruz:

Menemenci oymağı20. 000başhayvan
Bozdoğan oymağı130. 000başhayvan
Avşar oymağı93. 000başhayvan
Cerit oymağı67. 000başhayvan
Tecirli oymağı91başhayvan
Varsak (Farsak) oymağı90. 000başhayvan
Kozanoğlu oymağı15. 000başhayvan
Dündarlı oymağı13başhayvan
Karahacılı oymağı12başhayvan
Lek oymağı9. 000başhayvan1


Her sürü en az 200- 300 koyundan oluşurdu. Sürü sahipleri, her sürü için bir koyunu vergi olarak verirlerdi. Vergiler aşiret beylerine verilirdi.Bazı oymaklar vergilerini devlete verirdi. O zamanda buna "ağnem" denirdi.

Göçebenin düşüncesi, yaşayışı, inancı, gelenek ve görenekleri, kısacası kültürü üzerinde, birinci derecede doğa, iklim öğesi etkili olmuştur. Elbette göçebenin kendine göre bir dünya görüşü vardır. Yoksa göçebelik başıboş, hiçbir şeyden habersiz dolaşmak demek değildir. Sonra; "Göçebe uygarlığının belli yerlere yerleşenlerden daha aşağı olduğu yolundaki eski fikirler, günümüzde yapılan incelemeler sonunda tamamen çürütülmüştür. Göçebeliğin geniş bozkırlarda maksatsız bir serüven olduğu sanılmamalıdır.

Binlerce hayvan besleyen bir toplum elbette plansız, programsız hareket edemez. Hayvanların bakımı, otlatılması, yavrulaması, iyi otlakların seçilmesi, mevsimine göre göç günlerinin ve konalgaların belirlenmesi belli bir yaşam deneyiminden sonra elde edilir.

Bugün bile Avşarlar, yerleşik düzene geçeli 142 yıl olduğu halde hala ilkbahardan itibaren Toroslar'daki, Binboğa'daki yaylalara birkaç aylığına göçerler. Onların gönlünde tıpkı ataları gibi önemli olan soğuk sulu, albaharlı ve otlu, güzel manzaralı yaylalar, kalabalık hayvan sürüleri yatar. Avşarlar, yerleşik düzene geç alıştıklarından mülk edinme, kapitalizmin getirdiği büyük çapta ekonomik ilişkilerin içerisinde de yoklar. Devlet bürokrasisinin içine girmeyi de yeni yeni başarmaya başlamışlardır.

Bütün bunlara karşın, bugün göçebelik, çadır hayatı çok gerilerde kalmıştır.Toplumlar belli yerlere yerleştikten sonra uygarlık alanında daha hızlı ilerlemişlerdir.

Burada, Doğan Avcıoğlu'nun deyimiyle şunu belirtelim ki göçebelik, ne övünülecek ne de yerinilecek bir yaşam biçimidir. Göçebelik, her toplumun geçirdiği bir yaşam biçimidir. Çünkü her toplum, her oymak bu aşamalardan geçmiştir. O nedenle bunda gocunulacak, üzülecek bir durum yoktur.

Kaynakça
Kitap: AVŞARLAR VE DADALOĞLU
Yazar: Ahmet Z. Özdemir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir