Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Afşarlar ve Kaçarlar'da Şahıs Adları

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Afşarlar ve Kaçarlar'da Şahıs Adları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 May 2011, 01:45

AFŞARLAR VE KAÇARLAR'DA ŞAHIS ADLARI

İran'da Afşar devletini kuran Nâdir (Nedr«Nezr) Kulı Beg'in Afşar (»Avşar) boyunun Kırklu obasına mensup bulunduğu malumdur. Kırklu ise, Köse Ahmedlü gibi, yeni meydana gelmiş obalardan biri idi. Bu iki obanın Gündüzlü Afşarı veya Eberlü Afşarı'ndan çıkmış olması pek muhtemeldir. Çünkü, Abîverd hudud bölgesindeki Afşarlar'ın başlıca Gündüzlü ve Eberlü Afşarları'nın kollarından meydana geldiklerini biliyoruz'.

Nâdir'in gerçekten, adı gibi, nâdir yani müstesna bir şahsiyet olduğunda şüphe yoktur. Kendisinin Horasan'ın uç yörelerinden Abîverd yöresinde yaşayan nüfusu az bir Afşar zümresinin mütevazî bir mensubunun oğlu olduğunu biliyoruz. Öyleki Nâdir'in müverrihi âlim Mirza Mehdî Han bize kahramanının babasının adını bile vermez. Biz onun babasının İmam Kulu adını taşıdığını başka kaynaklardan öğreniyoruz. Nâdir Kulı beg asilzâde zümresine mensup olsa bile, arkasında dayanabileceği maddi yani kalabalık ve kuvvetli bir oymağa sahip olmadığı gibi manevî yani tanınmış, ünlü bir aileye mensup olmak gibi, bir güçden de mahrum idi2. Böyle bir durumda yükselmenin, ne kadar güç olduğu takdir edilebilir. Gerçekten Nâdir sadece Horasanlı emîrlerden "Nadir Kulı Beg" olabilmek için büyük güçlükler ile karşılaşmış, kendi oymakdaşları, Hâbuşân'daki Çemişkezeklü Ekrâd'ı, Kara Kum'daki Yomut, Yimirli Türkmenleri ve diğer bazı topluluklar ile, müverrihinin bile yazmaktan üşendiği, sayısız mücâdelelere girişmek zorunda kalmıştı. Bu, hayatının birinci safhasıdır.

Az sonra 11. Tahmasb Horasan'a gelmek zorunda kaldı (1137/1725) Nâdir, devlet ve siyâset hayatında hiçbir tecrübesi olmadığı halde başta başkumandan Kaçar Feth Ali Han (Kaçar devleti kurucusu Ağa Muhammed'in dedesi) olmak üzere Tahmasb'ın etrafındaki emîr ve siyasetçileri tasfiye edip Şah'ı kendisine muhtaç bir duruma düşürdü. Devlet işlerini eline aldı; Şah adına hereket ediyor gibi göründü; hatta bu münâsebetle Tahmasb Kulı Han unvanını aldı. İlkönce Afganlar'ın kuvvetini kırdı; geri kalanlarını da hizmetinde kullanıp Kızılbaş askerinin daha fazla bir zaa'f içine düşmesini önledi. Os-manlı devletinden siyasî tecrübesi, bazı İslâmî umdeler bakımından İran da vuku bulan hâdiseler karşısında tarafsız kalması beklenirdi. Fakat bunu yapmadı ve dirilmesine imkân olmadığını sanıp kendini mirastan pay almak hırsına kaptırdı ve hatta bunun için sonra Rus devleti ile andlaşma yaptı. Fakat Tahmasb Kulı Han kazandığı zaferler ile Osmanlı devletini hayal kırıklığı içinde bıraktı. Pekçok insan ve hazinenin yok olması karşılığında Osmanlı devletinin elinde istila ettiği yerlere aid yarım düzüne tahrir defteri kaldı. Ruslar'da işgal ettikleri yerlerden çekildi. Tahmasb Kulı Han böylece İran'ı selâmete çıkardı. Bu arada Tahmasb'ı hal'edip yerine yerine oğlu Abbas'ı tahta çıkarmış az sonra da kendi şahlığını ilân etmişti (24 Şevval 1148/8 Mart 1736). Böylece 235 yıl devam etmiş olan Safevî devleti fıîlen sona eriyor ve Afşar devleti kurulmuş bulunuyordu. Nâdir Şah'ın hayatının bu sonuncu üçüncü safhası onbir yıl devam etti. Bu onbir yıl içinde Delhi'ye kadar giden başarılı bir Hindistan seferinde bulundu (1151/1738). Elde edilen ganimetin değeri hesap edilemiyecek derecede yüksekti. Ganimetin zenginliği dolayısı ile İran'daki halk üç yıl vergiden muaf tutuldu. Hindistan seferinden dönüldükten pek az sonra 1740 yılında Buhara ve Harizm seferi yapıldı. Bu, bir dolaşma yahut bir gezintiye benzeyen bir sefer idi. Böylece Nadir Şah'da Cihangirler arasına girmiş ve bu gayesine ulaşmıştı.
Nâdir Şah'ın Ca'ferîliği kabul ettirmek için giriştiği teşebbüs pek dikkâte şâHandır.

Bu teşebbüsün tahakkuku ile Nâdir Şah Sünnîler ve Şiî'ler arasındaki hüsûmeti ortadan kaldırmak, onları birbirine yaklaştırmak, ısındırmak ve hatta kaynaştırmak istiyordu. Böyle bir teşebbüs mütevazı bir oymaktan gelen bir hükümdardan değil yüksek seviyeli din adamlarından mültefekkirlerden ve tahsilli hükümdarlardan beklenirdi. Fakat galiba din adamları her yerde ve her devirde bu gibi hayırlı işlerden daha ziyâde halkı taassuba sürüklemekle meşgul olmuşlardır.

Nâdir Şah, bilindiği üzere, pekçoğu kendi boyu Afşar'a mensup ve aynı zamanda kendisinin yetiştirip yükselttiği emirler tarafından uyurken öldürülmüştür (11 Cemaziyelevvel 1160/20 Haziran 1747); öldürülmesinin onun Sünniliğe meyli bulunması ile ilgili olduğu sadece bir iddiadır. Çünkü Nâdir Şah'ın Sünniliğe meyli olduğu hakkında sağlam delillere sahip değiliz. Nâdir Şah'ın katledilmesinin sebebi bu emirlerin kendi hayatlarını tehlikede görmeleridir.
Burada Nâdir Şah ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir husus onda kuvvetli bir kavmî şuurun varlığıdır. Nâdir Şah, bilindiği üzere, dinî duyguları aşırı derecede fazla ve daima canlı tutulan bir topluluğun mensubudur. Hz. Ali faziletin olduğu gibi, aynı zamanda kahramanlığın da timsalidir. Hz. Ali ile yakınlarına bağlanan dokunaklı hikâyelerin Nâdir Şah ve oymağı halkının da dinledikleri şüphesizdir. Bununla beraber göçebe topluluklarda kavmiyet hatıraları yaşadığı gibi, kavmî duygularda canlı kalabiliyor. Böylece Nâdir Şah da kavmiyet duygusunun kuvvetli ve şuurlu bir şekilde mevcud olduğu görülüyor. Filhakika Nâdir Şah, müverrihine Türkmen kavminden olduğunu açıkça yazdırmıştı. Daha fazlası o Türkmen olmakla övünüyordu. Kendisinden önce "Türkmenliği" ile öğünen bir hanedan veya hükümdara galiba rast gelinmez. Türk adına gelince Nadir Şah'ın bu adı geniş manada yani bütün Türk topluluklarını ifade eden bir anlamda kullandığı görülüyor. Onun oğullarından birince Cengiz Mirza adını koyması bu husus ile ilgilidir3.

Nâdir Şah'ın oğullarından Nasrullah Mîrza'nın sekiz oğlu dünyaya gelmişti. Bunlardan dördüne şu adlar konmuştu. Ulduz Han (»Ildız Han«Yıldız Han)4, Timur Han5, Oğuz Han6, Ögedey Han7. Bu çocuklar doğdukları zaman Nâdir Şah hayatta bulunuyordu. Nâdir Şah Osmanlı hükümdarı I. Mahmûd'a gönderdiği mektuplarda Osmanlı hâne-danını Türkmenler'in en asîl, en şerefli hânedanları şeklinde vasıflandırıyordu8.
Tabiî, Osmanlı imparatorluğu gibi büyük bir devletin başındaki hânedanın Türkmen asıllı olmasının, gerek Nâdir Şah'da, gerek Kaçar hükümdarlarında görülen kuvvetli kavmî şuurun meydana gelmesinde mühim bir mil teşkil ettiği şüphesizdir.

Kaçar hânedanına gelince, bu hânedan mensupları çevrelerindeki aydınlar tarafından İlhanlılar devri Moğol emîrlerinden Sartak Noyan'ın oğlu Kâçâr ()'ın neslinden olduklarına inandırılmalardı''. Sartak Noyan Celâyirler'den olup Argun Han'ın, çocukluğunda ordusunun kumandanı idi'". Oğlu Kaçar'a gelince, onun hakkında hiçbirşey bilmiyoruz". Fakat Kaçar devri müverrihlerinin bu iddialarının gerçekle hiçbir ilgisi yoktur ve bu tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Yine bu müverrihler Kaçarlar'ın Türkistandan Rûm'a yani Anadolu'ya göç ettikleri, sonra Timur'un oymakları Anadolu'dan göçürdüğünde Kaçarlar'ın da Gence ve Erivan bölgesinde yurt tuttuklarına dâir bir rivayet naklederler ki, bu rivâyette gerçeğin esası görülür. Hakikat bizim araştırmalarımıza göre, Kaçarlar'ın asıl yurtları Anadolu'daki Bozok (aşağı-yukarı şimdiki Yozgat bölgesi) olup XV. yüzyılın ikinci yarısında bu yurdundan bilemediğimiz bir sebepden dolayı Erran'daki Gence-Berden yöresine göçetmiş ve orada yaşamaya başlamıştır, Safevî devletinin kuruluşuna Kaçarlar'dan Pîrî Beg idaresinde ancak ehemmiyetsiz bir zümrenin katıldığı anlaşılıyor. Şah İsmail'in Top Koparan lakabını verdiği Pîrî Beg'den sonra yine aynı hükümdar devrinde Eçe Sultan'ı görüyoruz. Bu, Urfa hâkimi olup 928 (1515)'de Akkoyunlu Yakub Beg'in oğlu Sultan Murâd'ı öldürüp Şâh İsmâil'den Kudurmış12 Sultan lakabını almıştı. Fakat bu beylerin Kaçar'ın il boybeği ailesi olan Ziyâd Oğullarından olmadıkları anlaşılıyor. Şah Tahmasb devrinde Ziyâd oğulları ve Kaçar'ın bütün obaları devlet hizmetine alınmışlar ve Kaçarlar bu hükümdar devrinden itibaren Safevî devletinin hizmetinde mühim bir rol oynamaya başlamışlardır. Ancak, şunu da kaydedelim ki Ustacalu, Şamlu, Tekelü ve Türkmen'in Zû'lkadr (Dulkadır) ve hatta Afşar gibi birinci derecedeki oymakların sırasına girememişlerdir. Kaçarlar XVI. yüzyılda, Ağça Koyunlu, Ağçalu, Şam Bayadı (Bayâtı) ve Yıva adları ile dört büyük obadan müteşekkil idiler. Bu obalar'ın asıl ana kollarının XV. ve XVI. yüzyıllarda Bozok (Yozgat) bölgesinde yaşamakta olduklarını biliyoruz. Kaçar boyuna XVI. yüzyılın ikinci yarısına İğirmi Dört (Yirmi Dört) adlı bir oymağın da katıldığı görülür. Şan Abbâs Karamanlu, Ferhad Han'ı öldürdükten sonra Esterâbâd vâliliğini 1007 (15981599) de Ziyâd oğullarından ve itibarlı emirlerden Kaçar Hüseyin Han'a vermişti. Şah Abbâs Osmanlı idaresine girmiş olan eyâletleri geri almak için harekete geçince Hüseyin Han'ı da Karabağ'ın fethine memur etti. Karabağ fethedildi (1015/1606-7).

Fakat Hüseyin Han, halkın şikâyet etmesi üzerine gözden düştü ye Karabağ vâliliği yine Ziyâd oğullarından Halil Han oğlu Muhammed Han'a verildi. Esterâbâd'a gelince, burası 1012 (1603-1604) tarihinden itibaren Yûsuf Han, Ferîdûn ve Hüsrev Han gibi kul takımından emirler tarafından idare edildi. Şah Abbâs'ın ölümünden bir yıl önce (1627) de Karabağ beğlerbeğiliği ve Kaçar oymağı reisliğinin yine kul zümresinden Dâvud Han'a verildiği görülüyor. Bu husus Abbâs'ın ölümü esnasında Kaçarlar'ın birinci sıradaki mevkiden düşmüş olduklarını gösterir. Abbâs'ın ölümü esnasında (1628) iki Kaçar emiri görevde idi. Bunlardan biri Çukur Sa'd beylerbeyisi13 Emîr Güne oğlu Tahmas Kulı Han, diğeri de Berdea vâlisi İğirmi Dört Peyker Han idi14. Şah Safî devrinde (16281642) Esterâbâd beglerbegiliğinde Çerkeş asıllı Kazak Han'ın bulunduğu ve 1048 (1638-1639) yılında ona Hüseyin Beg'in halef olduğunu biliyoruz. Kazak Han'a halef

olan Hüseyin Han'ın da Kaçarlardan olmadığı anlaşılıyor15. İkinci Abbâs devrinde ise (1642-1667) Mihrâb Hân, Allah Virdi Han, Siyâvuş Han oğlu Muhammed Kulı Han, Minûçihr Han ve Cemşid Han Estera's ad'da beglerbegilik yapmışlardır16. Bunlar da kul takımından idiler. Safevîler'in son hükümdarları Süleyman ve Sultan Hüseyin zamanlarındaki Esterâbâd beylerbeyilerinin hepsi galiba Kaçarlar'dan değil idiler.

Bu son şahlar devrinde Kaçarlar başka üç bölgede yaşıyanlardı:

Karabağ, Esterâbâd ve Merv. Bu Kaçarlar'dan Karabağ Kaçarları'nın başındaki en köklü ve en tanınmış aile eskisi gibi "Ziyâd oğulları" idi. Buna karşılık Kaçar'ın en kuvvetli kolunun Esterâbâd bölgesinde yaşadığı anlaşılıyor. Şah Tahmasb devrinde Gürgen ırmağı kıyılarında, Sayın Hanlı veya Yaka Türkmenleri'nin akınlarını önlemek için, Mübârekâbâd adlı bir kale yapılmıştı. Şah Abbâs devrinde Mübârekâbâd tamir edilmiş ve bu kale ile çevre, dolay ve yörelerine Kaçabağ'dan getirilen Kaçarlar yerleştirilmişlerdi.

Bu Kaçarlar iki kola ayrılmışlardı. Bunlardan Mübârekâbâd kalesinin aşağı tarafında oturmakta olan kola Aşaka Baş yani Aşağı Baş, yukarı tarafında yaşamakta olan kolu da Yuharu Baş yani Yukarı Baş adı veriliyordu. Aşaka Baş ve Yuharı Baş kollarından her biri de altı obaya ayrılıyordu. Aşaka Baş obaları; Koyunlu (> . İzzeddinlü, Şam Bayatı (»Şam Bayadı), Kara Müsânlu cyu.A ıy > Vâşlü (yjij) ve Ziyâdlu adlarını taşıyorlardı. Bu koldan büyük beyleri çıkaran oba Koyunlu olup Kaçar devletini kuran Ağa Muhammed Şah da bu koldan idi. Âlim müverrih Rıza Kulı Han (veya onun kaynağı olan müellif) Koyunlu obasının koyun yetiştirdiği için bu adı taşıdığını ileri sürmekle beraber, bu adın Karabağ'daki bir köyden alındığına dâir de bir rivâyet naklediyor. Başka kaynaklarda bu obanın adı Kovanlu ( yy y;ijy) şeklinde gösterildiği gibi17, bizzat Rıza Kulı Han'ın eserinin bazı yerlerinde aynı şekilde (yani Kovanlu) yazılıyor18.

Bunlara dayanarak Kaçar'ın bu idareci ve şevkedici obasının asıl adının Kavanlu olduğunu çok daha muhtemel görebiliriz. Aşaka Baş'ın ikinci obası İzzeddinlü'nün adını kendisini idare eden bir şahsiyetten aldığı görülüyor. Şam Bayatı, daha önce bildirildiği gibi XVI. yüzyıldaki Kaçar'ın dört büyük obasından biri idi. Bu Şam Bayatı (»Şam Bayadı)nın ana kolunun Anadolu'daki Bozok (Yozgat) bölgesinde yaşadığı yine orada kayd edilmişti. Şam Bayad'nın da Ünlü Oğuz boyu Bayat (Bayad)'ın bir kolu olduğu görülüyor. Bayatlar'ın ana kolu da Moğol sıkıştırması üzerine Kuzey Suriye ve Güney Doğu Anadolu'da toplanmış olan kalabalık Türkmen kümesinin Bozok kolunu meydana getiren üç büyük boydan (diğerleri Afşar-Avşar ve Bey Dili) biri idi. Dulkadıroğulları beyliğinin Bayatlar tarafından kurulduğunu emin bir şekilde söyleyebiliriz. Timur'un Kara Tatarlar'ı göçürmesi üzerine Yozgat bölgesi ile ona komşu bazı yöreler Dulkadıroğulları'nın ellerine geçti ve bununla ilgili olarak onlara mensup oymaklar da orada yurt tuttular. Onlar Bozok adını taşıyorlardı. Çünkü, Dulkadıroğulları gibi, Oğuz'un Bozok kolundan idiler. Bozok sonra onların oturdukları yerin adı oldu. Bu Bozoklar arasındaki Bayatlar XVI. yüzyılda bile Kuzey Suriye'ye kışlamaya gittiklerinden kendilerine Şam Bayadı (Bayad'ın Şam da oturanı) deniliyordu. Kaçarlar, bu Şam Bayatı obasının adından, doğru olarak kendilerinin bir zamanlar Şam (Suriye)'da yaşadıklarına inanmışlardı.

Aşaka Baş'ın dördüncü obasının adı Kara Musanlı, bir yerden, daha muhtemel olarak, bir şahısdan gelmiş olmalıdır. Vâşlû'da bir yer ile ilgili gibi görünüyor. Beşinci oba olan Ziyâdlu'nun adı onun, anlaşılacağı üzere, Kaçar*ın en eski ve en tanınmış boy begi ailesine mensup oldunu gösteriyor. Ancak buradaki mensubiyetin bir akrabalıkdan daha çok bir tâbilik münasebetini ifade etmesi daha muhtemeldir. Son araştırmalarım Kaçar t hânedanının Ziyâd oğullarının bir kolu olduğu hakkındaki görüşümün çok şüpheli bulunduğunu gösterdi. Esterâbâd Kaçarlarfnın Yuharu Baş kolu da şu obalardan müşetekkil idi: Develü (j? y Sâpânlu (>v_ > Köhnelü (jii / ), Hazinedârlu ( Koyâklu ( )"« Kerlü a J / )20. Bu kolun büyük beylerini çıkaran oba da Develü idi. Koyunlu (Kovanlu) ile Develü obalarına mensub büyük beyler arasındaki rekâbet, kanlı hâdiselere sebebiyet verdiği gibi, Kaçar'ın daha erken bir zamanda siyasî başarılar elde etmesine mani olan başlıca engellerden birini teşkil etmiştir.

Kaçar hânedanı, Safevî devrindeki en eski mensupları olarak Şah Kulı Han tanınıyor ve onun elçi sıfatı ile Kanunî devrinde barışın yapılmasında âmil olduğu yazılıyor. Gerçekten Şah Tahmasb'ın Kaçar'dan Şah Kuli Bey'i barış yapılması için 961 (1554) yılında Kanunfye gönderdiğini biliyoruz21. Şah Kulı'dan sonra zikredilen Muhammed Veli Han, Mehdi Han ve Şah Kulı hanlar hakkında bilgiye rastgelemedim22. Şuh Kulı'nın oğlu Feth Ali Han'a gelince, o Ağa Muhammed Şah'ın dedesi idi. Şah 11. Tahmasb Feth Ali Han'a Simnân yöresine ikta etmiş ve onu ordusunun başkumandanı yapmıştı. Mirza Mehdi Han'a göre, Kaçar»Feth Ali Han beğenilecek bir hizmet yapmamış olduğu halde mevkii en yüksek emîr durumunda idi: Fakat Şah'ın sağlam bir karakter sahibi olmadığını görünce ve ona yakın olanlara güvenilmeyeceğini anlayınca askerin perişanlığını vesile edip, baharda eksikleri tamamlanmış asker ile gelmek üzere Esterâbâd'a gitmek için izin istemiştir.

Tahmasb, bu isteğinden dolayı Feth Ali Han'a kızmış ortadan kaldırılmasını istemiştir. Çünkü, Meşhed ve komşu yöreleri istilâ etmiş olan Melik Mahmûd ile mücâdeleye girişildiği bir zamanda gitmek istemesi askeri zayıf duruma düşürecek maneviyatını kıracak idi. Yine Mehdi Han'a göre, Tahmasb Kulı Han (müstakbel Nâdir Şah) onun öldürülmesini red, fakat hapsedilmesini kabul etmiştir. Ancak Şah'ın yakınları, Tahmasb'ın ve Tahmasb Kulı Han'ın haberleri olmadan onunla "kanlı" olan yine Kaçar'dan Mehdi Han'ın eli ile Feth Ali Han'ı öldürtmüşlerdir23. Rıza Kulı Han'a ise Tahmasb Kulı Han'ın yani müstakbel Nâdir Şah'ın Şah Tahmasb'Ia anlaşarak Feth ali Han'ı ortadan kaldırttığını açıkça yazar ki24, bu ithamın doğru olmadığını söylemek, bize göre güçtür. Feth Ali Han 1139 yılının safer ayında (Ekim 1726) Meşhed dışında öldü-rüldü25, o zaman otuzbeş yaşında bulunuyordu26. Onun Muhammed Hasan adlı tek bir oğlu vardı. Muhammed Hasan babasının öldürülmesini haber alınca hayatını tehlikede görüp Yomut Türkmenlerinin Deveci oymağı reisi Begenç Han'ın (b.bk) yanına gitmiş ve Nâdir Şah'ın ölümüne kadar orada kalmıştır. Nâdir Şah'ın ölümü (1160/1747) üzerine Esterâbâd'a gelen Muhammed Hasan Han çok geçmeden Yomutlar'ın yanına dönmek zorunda kaldığı gibi Nâdir Şah'ın halefi Ali Şah ile Etrek'e dökülen Sumbar Çay kıyısında yaptığı savaşı da kaybetti27. Ali Şah dönüşünde, Hasan Han'ın en büyük oğlu Ağa Muhammed'i ele geçirip acımaksızın iğdiş ettirdi28. Ağa Muhammed o zaman yedi veya sekiz yaşında idi. Sonra Kaçar devletini kuran Ağa Muhammed işte budur. Hasan Han hâdiselerin de yardımı sayesinde çok geçmeden Esterâbâd begler beglerbegiliğini elde etmiş, sonra birbiri arkasından kazandığı başarılar ile Mâzenderân, Gilân, Irak-ı Acem, Azerbaycan ve hatta Errân'a hâkim olmuş ve en büyük oğlu Ağa Muhammed'i Azerbaycan vâlisi yapmıştı. (1171/1757-1758) Hasan Han'ın gayesinin ne olduğu açıkça anlaşılıyordu. O da, Afşar Nâdir Şah gibi İran'da siyasî birliği kurup onun başına geçmek istiyordu. Şâyet Zend Kerim Han tarafından müdafaa edilen Şîraz'ı- fethedebilse idi, Kaçar Muhammed Hasan Han, pek muhtemel olarak bu gayesine ulaşacak idi. Fakat askerlerinden bir kısmının hiyaneti, diğerlerinin de gevşek ve isteksizce savaşmalarından dolayı başarı gösteremeyip geri döndü (1171/1558). Bu dönüş ile talih de dönmüştü. En sonunda Zend kumandanı Şeyh Ali Han ile yaptığı savaştan kaçışı esnasında içlerinde kendisinden öç almak isteyen Kaçarlar'ın da bulunduğu bir zümre tarafında bataklık bir yerde hayatına son verildi (Cumâdel âhire 1172/Ekim 1759). Oğullarından Ağa Muhammed Han ile özkardeşi Hüseyin Kulı ve dayıları Muhammed Han Yaka Türk-menleri'nden Cafer Boylı kolunun reisi Murâd Han'a sığındılar sonra Ağa Muhammed Han bin kadar Kaçar Yamut Türkmeni ile Esterâbâd'a yaptığı bir akında tutsak alındı. Kerim Han Ağa Muhammed Han ile kardeşi Hüseyin Kulı Han'ı beraberinde Şirâz'a götürdü. Ağa Muhammed Han'ı rehine alarak Şirâz da tutdu ise de kendisine çok iyi davrandı.

Kardeşi Hüseyin Kulı Han'a gelince ona sonra Damgan vâliliği verildi:

Muhammed Hasan Han'ın kız kardeşi Hadice Begüm Hânım'ın Kerim Han'ın zevceleri arasında olduğu biliniyor. Bu hanım daima yeğeni Ağa Muhammed Han'ı himâye ediyordu.

Bütün müverrihler birçok meziyetlerini sayıp Kerim Han-ı Zendli överler. Gerçekten Kerim Han'ın halka karşı şefkat duyguları beslediği görülür. Onun "Vekilü's-saltanat" Unvanını bırakıp "Vekilü'r-reâya (halkın Vekil'i)" Unvanını almasında bu şefkat duygusunun âmil olduğunda şüphe yoktur. Seleflerinden hiçbir hükümdarın bu mâhiyette bir ünvan aldığını ben hatırlamıyorum. Müverrihlerin anlattıklarına göre, geceleri oturduğu yerin damına çıkıp kulağına şarkı ve çalgı sesleri gelirse bunu halkın idareden hoşnut olmaları ile izah edip sevinir, eğlence sesleri az gelirse, "bugün vezir ve defterdar halkımıza salma salıp müsâderede bulundular" der, ertesi gün yapılmış olan haksızlıkları giderirdi. Hayret edilecek derecede mütevazi bir şekilde giyinirdi. İmancılığı çok sevdiğinden zamanında Şirâz şehri mamur bir şehir haline gelmiş ve Şirazlılar tarihlerinin en mes'ûd devirlerinden birini yaşamışlardır. Kerim Han, geceleri eğlence meclisleri tertip etmekten hoşlanırdı. Bu meclislerde Huller şarabı içilerek Şiraz güzellerinin raksları seyredilirdi. Kerim Han aynı zamanda cesur, harp işlerinden anlayan bir hükümdar olmakla beraber İran'da siyasî birliği kurmak gayesini taşımamıştır. O, bu bakımdan Nâdir Şah'ın babası Muhammed Hasan gibi Türk asıllı emirlerden ne kadar farklıdır! Türk hânedanlarının tarihlerinde siyasî işlerde en yakın akrabalara karşı bile acıma duygusunun, umumiyetle, pek söz konusu olmadığı bir gerçektir. Bu, Göktürkler'den Osmanlılar'a kadar bütün Türk devletlerinde görülen bir vâkıadır. Türk hânedanlarının mensupları arasında ihtiraslar çarpışıyor ve galib gelen mağlup tarafı çok defa yok ediyor. Buna karşılık Türk hükümdarlarının ihtirasları ülke birliği ve dirliğinin kurulmasında en mühim rolü oynuyor. Kerim Han'ın İran için devlet merkezi olmaya hiç de müsaid olmayan Şiraz gibi bir şehri seçmesi onun siyasî ihtirasdan ne kadar uzak olduğunu gösterir. Otuz yıl sekiz ay hükümdarlık yaptığı halde, büyük ve mühim Horasan eyâleti hakimiyeti dışında kaldığı gibi, birçok eyâletler de devletine gevşek bağlar ile bağlı idi.
Kerim Han 1193 (1779) yılında vefat etti. Ağa Muhammed Han kendisine bağlı ondört kişi ile birlikte Şiraz'dan kaçmaya muvaffak oldu. Bu şehirde onaltı yıl kalmıştı. Derhal mücâdeleye atılan Ağa Muhammed'in hükümdar olmak gayesini taşıdığı daha ilk günlerde anlaşılmıştı. Uzun bir mücâdeleyi, müteakip Esterâbâd, Mâzenderen, Gilân ve Irak-ı Acem'e hâkim olup 1786'de Tahran'ı devletinin merkezi yaptı. Bundan sonra başarılarını sürdüren Ağa Muhammed Han Zendler'in siyasî varlığına tamamiyle son verdi (1209/1794). Horasan'ı da devletinin hududları içine katan Ağa Muhammed Şah, Karabağ (eski Errân) ve Şirvan bölgelerine de hâkimiyetini tanıttı; bu sefer esnasında iken birkaç hizmetçisi tarafından bir gece uyurken öldürüldü. (1211/1797). Ölümünde İran'da siyasî birlik kurulmuş ve Safevî devleti topraklarından pek mühim bir kısmı Kaçar devletinin hudutları içine dahil edilmişti. Haleflerinin de dirayetli idareleri sayesinde Kaçar devleti İslâmiyetten sonra İran'da kurulan devletlerin en uzun ömürlü olanları arasında yer almıştır (takriben 130 yıl).

Kaçarlar'ın İran'daki diğer Türk oymakları gibi, kendi kavmî kültürlerini kuvvetle sürdürdükleri görülür. Düğünlerde Türkçe türküler çağrılıyor, felâket günlerinde ağıtlar söyleniyor, karalar giyinilip Oğuzlar gibi atların kuyrukları kesiliyordu29. Bu gelenekler eski zamanlardan beri sürüp geliyordu. Türk ve Tâcik, yahut Türk ve Tat ayırımı dil ile geleneklerden ileri geliyordu. Bunda bir fevkâlâdelik yoktur. Fevkalâde denilebilecek husus, Kaçar hânedanında kuvvetli bir kavmî şuurun varlığıdır. Filhakika Kaçarlar'ın İlhanlılar devri beylerinden Kaçar Noyan'a bağlandığını, hânedan mensuplarının da bunu benimsedikleri daha önce haber verilmişti. Yine Kaçarlar devrinde Oğuz boylarına ilgi gösterilip onlar hakkında bir risâle meydana getirilmiştir. Müverrihler ve bilhassa Rıza Kulı Han, Kaçar hanları ve hükümdarları hakkında: Sâlâr-ı Türk30, Pâdişah-ı Türk31, Sultân-ı Türk32, Hanân-ı Türk33 ve bilhassa Hâkan-ı Türk sözlerini sık sık kullanır; Kaçar devleti kurucusu Ağa Muhammed Şah'ı34 soyu Efrâsiyâb'dan, şanı Cengiz'den, me-tinliği Selçuk'dan, azmi Timur'dan gelen şekillerinde vasıflandırır.

Yine aynı müellife göre, Kaçar Ağa Muhammed Şah Özbek hükümdarı Bekcan Han'a Meşhed'den gönderidği mektupta şunları da yazmıştır:

"Ulu Tanrı'ya şükürler olsun ki Turan, İrân, Rûm, Rus, Çin, Mâçin, Hatâ, Hoten ve Hindistan ülkelerini Türkler'in büyük hanedanlarına ihsan buyurmuştur. Her hânedan'ın kendi ülkesi ile iktifa etmesi en iyi yoldur".


Bununla beraber Kaçarlar'da, Reşîdeddin de olduğu gibi geniş bir kavmiyetçilik şuurunun varlığını aşağıdaki misâller çok daha açık bir şekilde gösterecektir. Filhakika Kaçar şehzadelerinden birçoklarının şu isimleri taşıdıkları görülür: Cengiz Mirza, Ögedey Mirza, Hülagü Mirza, Argun Mirza, Temür Mirza. Bunların yanında diğer bazı Kaçar şehzâdeleri de şu adlar ile anılıyorlar: Selçuk Mirza, Tuğrul Mirza, Alp Arslan Mirza, Melikşah Mirza, Sencer (Sancar) Mirza. Hatta yine onlar arasında şu adları taşıyanlar da rastgelinir: Yıldırım Bâyezid Mirza, Sultan Selim Mirza. Bunlardan birincisinin Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bâyezid, ikincisinin de Yavuz Selim'i ifade ettiği açıktır. Böylece Kaçarlar'ın millî tarih anlayışları da kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Onlar bu millî tarihlerine karşı olan alâkalarını, sevgilerini, bağlılıklarını eski Türk ve Moğol büyüklerinin adlarını çocuklarına koymak sureti ile göstermişlerdir ki, pek dikkâte değer. Osmanlılar da da Oğuzlar'ı, Kara Hanlılar'ı ve Selçukluları içine alan bir millî tarih anlayışı vardı. Onlar Akkoyunlu ve Karakoyunluları da kendi akrabaları sayıyorlardı. Korkut (Dede) ve Oğuz Han, bu adlar Türk hânedanları arasında ilk defa Osmanlılar tarafından konmuştur. Kaçarlar üzerinde bu meselede Nâdir Şah'ın kavmiyetçilik şuuru ne derecede âmil olmuştur, kesin birşey söylenemez. Yalnız, Nâdir Şah'ın münşisi Mirza Mehdi Han'ın Senglâh adlı Çağatay türkçesine dâir değerli bir eser yazdığını biliyoruz.

Bunun gibi Kaçar şehzâdelerinden Feth Ali Han'ın da Türkçe dilbilgisi ve lugata dâir bir eser meydana getirmişti15. Ancak şunu da belirtelim ki Saray'da Türk kültürü bakımından, Safevîlerinkine nazaran bir değişme ve bir gelişme söz konusu değildir. Ağa Muhammad Şah hânedandan Süleyman Han'a "Dayı oğlu" diye hitab ediyordu. Fakat Şah Tahmasb da akrabasından masum Beg-i Safevî'ye "Emmoğlu" demişti. Tahmasb'ın Türkçe şiirler söylediği biliniyor. Fazla olarak yazılı Azerî edebiyatının Afşarlar ve Kaçarlar zamanında bir durgunluk devrine girdiğini pek doğru olarak F. Köprülü ifâde etmiştir16. Yani Âzerî edebiyatı Safeviler devrinde çok daha kuvvetli olup bu edebiyatın en ünlü şahsiyetleri bu devirde yetişmiştir37.

Afşarlar ve Kaçarlar devirlerinde kullanılan adların çoğu Safeviler devrinde kullanılan dînî, mezhebi mahiyetteki adlardan: Muhammed, Ahmed, Mahmud, İbrahim, Süleyman, İsmail, Muhammed Ali, Muhammed Hasan, Muhammed Hüseyin, Ali Merdân, Feth Ali, Hasan Ali, Hüseyin Ali, Cafer Rıza, Taki, Naki, Necef Abbâs Kulı ile yapılmış birleşik adlar da, Safevî devrinde olduğu gibi çoktur: Muhammed Kulı, Ali Kulı, Hasan Kulı, Hüseyin Kulı, Necef Kulı, Şah Kulı, Rıza Kulı. Virdi'li adlar da az değildir: Allah Virdi, Mevlâ Virdi, Hûda Virdi, Şah Virdi, İmâm Virdi. Türkçe adlar Safevî devrine nazaran daha azdır; onlara seyrekçe rastgeliniyor. Bunları taşıyanlar da münhasıran oymaklara mensup emirlerdir. Tabiî aynı devirde Osmanlı paşaları, beyleri ve efendileri arasında Türkçe adlara, pek nâdir olarak rastgelinir; hatta "hiç rastgelinmez" demek belki daha doğrudur.

Ağa Beg: Burada Ağa Beğ'in bir ünvan mı yoksa bir ad mı olduğu üzerinde birşey söylemek mümkün olmuyor. Esasen bir defa geçmektedir38.
Ağa Beg 1226 (1811) tarihinde Karabağ'da yaşayan Gülânî oymağının aksakalı (Rîşsefîd), yani reisi idi. Bu yılda Ruslar ile İranlılar arasında savaş yapıldığı için Ağa Beg oymağı ile Erivan ve Nahcivân taraflarına göçetmişti.

Ağa Hân: Kaçar emîrlerinden olup 1215 (1800-1801) yılında Feth Ali Şah'ın oğlu Abbâs Mirza'nın Horasan seferine katılmıştı; 1233 (1818) yılında Ağa Han hâlâ Horasan'da bulunuyordu39.

Ağalar Beg Âk Evli: Zend hânedanından Sâdık Han'a tâbi emirlerden Hüseyin'in babasının idi; nâdir bir ad41. Bu adın doğrusunun Ağalar Beği olduğu üzerinde de birşey söylenemez. Ak Evli oymağına ise başka kaynaklarda rastgelinemedi.
Ağa Muhammed Hüseyin Yaljşı Koçak (ju-y A y. Bu ad listeye Koçak ismini göstermek için alındı. Bu ad belki Yahşi Koçak oğlu Ağa Muhammed olabilir. Birde
zikredilen ile birlikte Koçak Sofi Ulukı ) adlı bir bey de geçiyor.
Daha önce kaydedildiği gibi, bu koç'dan -ak eki ile yapılmış bir ad olmalıdır. Koçak=koç gibi (cesur). Bilindiği iizere cesur, yiğit manasına gelen kaçak'ın, yeni bir kelime olduğu halde, hem Orta Asya da, hem de Türkiye'de41 kullanılması42 dikkate şâHandır.
Anılan şahıslar Yomut Türkmeni'nin ileri gelenlerinden olup 1229 (1814) yılında Esterâbâd vâlisi ve Türkmen daruğası İzzeddinlu Kaçaru'ndan Muhammed Zamân Han'ın ayaklanmasına katılmışlardı43.
Ağası Han Kara Kollu (yiy y ot- jây. Kollu veya belki (?) Kolu. Kollu veya kolu'nın közlü (»gözlü) olması mümkündür. Zira XVII1-XIX yıllarında Hemedan'da Kara Gözlüler oturuyor idi.
Ağası Han 1161 (1748) tarihinde Hemedan hâkimi bulunuyordu44.

Âğâsı Sultân: Ağasu Sultan Kerim Han zamanında Kirmanşah yakınındaki Vâlâşcird kalesinin hâkimi Tekelü Abdulgaffâr Han'ın kardeşi idi. Bu esnada Tekelüler'in sayıca az oldukları görülüyor. Halbuki kaynakta daha önce reisleri Mihr-i Ali Han'ın (Nazar Ali Sultan'ın oğlu) oniki bin atlı ile Hemedan bölgesine hâkim olduğu ifade ediliyor. Bu devirde Tekeliler'in bu kadar asker çıkardıklarını kabul etmek güçtür. Kale'yi Zend emîrlerinden Muhammed Han kuşattı; emrinde kalabalık bir asker vardı. Ağası Sultan ve kardeşleri eski bir düşmanlıktan dolayı hayatları sona erinceye kadar Vâlâşcirdi müdafaa ettiler45.

Allah Virdi Han: Afşarlar ve Kaçarlar devrinde oldukça yaygın adlardan.
Allah Virdi Han XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Zencân bölgesinde yurd tutmuş olan Afşarlar'ın büyük beylerinden Zu İfikâr Han'ın oğlu idi. Afşarlar'ın Zencan bölgesinde yurt tuttukları yere {Tamse ve Zü'lfîkâr Han'a da "Hamselü" denilirdi. Bu, Zendler'den Ali Murâd Han'a yenildi ve onun tarafından hayatına son verildi. Oğlu Allah Virdi Han ise Kaçar Ağa Muhammed Şah'ın hizmetine girip yararlıklar gösterdi. Fakat Kirman muhasarası esnasında (1209/1794) kaleden atılan bir kurşun ile hayata veda etti46.

Alp Arslan Mirzâ: Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah'ın oğullarından.

Arslân Han: Arslan Han Afşar'ın Kırklu obasından olup Nâdir Şah'ın halasının oğlu idi. Nâdir Şah öldürüldüğü esnada Azerbaycan hâkimi olarak Tebriz'de oturuyordu; kendisinin cesûr ve muktedir bir kumandan olduğu söylenir. Sonra akrabasından ve Nâdir'in yeğeni İbrahim Han tarafından hayatına son verildi. (1161 veya 1162/1748 1749) Halbuki İbrahim Han Âdil Şah ile yaptığı karşılaşmada Arslan Han'dan yardım görmüştü .
Kaçarlar'dan Feth Ali Şah'ın ilk yıllarında isyan eden Şikâkî oymağı reisi Sâdık Han'ın Emîr Arslan adlı bir kumandanı olduğu gibi, Hoy bölgesindeki Dünbülî oymağına mensup aynı adı taşıyan bir emîr görülüyor. Yine bunlar ile çağdaş Seki emirleri ailesinden aynı adda bir emir vardı49.
Artuk Artuk, yani fazla. Bu adla üçüncü defa karşılaşıyoruz.

Artuk, Göklen Tûrkmeni'nden olup Damgan hâkimi Kaçar Hüseyin Kulı Han'ın hizmetinde bulunuyordu. Hüseyin Kulı Han Kaçar devletinin müstakbel kurucusu Ağa Muhammed'in kardeşi idi. Onun herkesin çekindiği cesur bir savaş adamı olduğu görülüyor; babası Muhammed Hasan Han'ın öldürülmesinde âmil olan Kaçar'ın Develü obası beyleri hayatlarını tehlikede gördükleri için Hüseyin Kulı Han'dan kurtulmak istiyorlardı. Artuk câzip teklifler karşılığında Esterâbâd beglerbegisi Develü Kaçarı'ndan Mirza Ali Han tarafından elde edildi. Artuk bir gece uyurken Hüseyin Kulı Han'ı öldürdü (1191/1777). Bereket versin oğlu Feth Ali Han'a birşey olmamıştı50.

Baba Han: Baba kelimesinin aslı ne olursa olsun bu kelime ençok Türkler arasında kullanılmış ve en sonunda atanın yerini almıştı. Ata da, bilindiği üzere, kanın yerini almıştı. Bu nasıl oldu? Bu da belki Uygurlar'ın din değiştirmelerinden ileri gelmiş olabilir.
Baba Han ikinci Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah'ın şehzâde iken taşıdığı lakâp idi51.

Bayram Ali Han: Kaçar boyunun İzzeddinlü obasından olup Merv beğlerbeğisi idi. Özbek hükümdarı Bey Can Han tarafından hayatına son verilmişti (XVIII. yüzyılın ikinci yarısında)52.
Aynı adda Bayatlar'a mensup bir emîr de görülüyor.

Begler Han: Aynen böyle 1820-1821 yıllarında, Horasan'da Deregez emîr

Begenç Han: Anlaşılacağı üzere beğen- fiilinden -ç eki ile yapılmış bir ad, Sevinç, İnanç gibi. Fakat yaygın bir ad değildir.
Begenç Han, Etrek ve Gürgen ırmakları arasında yaşayan büyük Yamut topluluğunun beylerinden biri olup, Halil-i Mar'aşı'ye göre, Kaçar devleti kurucusu Ağa Muhammed Şah'ın anası bu Yamut Beğin'in kızıdır54. Fakat Rıza Kulı Han Aka Muhammed Şah'ın annesinin yine Kaçar'dan Kovanlu Mahammed Han'ın kızkardeşi olduğunu yazar55. Ağa Muhammed'in doğduğu esnada ( 15 Şa'ban 1154/26 Ekim 1741) da babası Muhammed Hasan Han, Nâdir Şah'ın hücumu yüzünden, mülteci sıfatı ile, Yomut'un Deveci oymağı reisi Begenç Han'ın yanında bulunuyordu56. Begenç Han'ın hiyanet ettiğine dâir Muhammed Hâşimin ifadesine pek inanılmaz57. Rıza Kulı Han'ın sözlerinden anlaşıldığına göre, Begenç Han XVIII. yüzyılın ortalarında yaşamış bir bey idi.

Beğendi Beg -Han: Asıl adın sadece Beğendi olduğu anlaşılıyor. Çünkü diğer bir kaynakta, gösterildiği üzere, ondan "Beğendi Han" şeklinde de söz ediliyor.
Beğendi Bey (Han), Afşar'ın Kaçar adlı oymağından olup II. Süleyman ünvanı ile tahta çıkarılan Mar'aşî Seyyıd Muhammed'in "çarcı başı"sı idi. Kendisinin Süleyman'ın haledilmesine katıldığı da görülüyor. (1163'lerde/1749-1759)58.

Bektaş Beg: Nâdir Şah'ın amcası olup Âbiverd'de bulunuyordu. Nâdir amcasına hanlık Unvanını verdi ve onu 1145 (1732-1733) de Esterâbâd vâlisi tayin etti59.

Büdâk Han: Kerim Han-ı Zend'in amcasının adı; 1193 (1779) yılında öldü; oğullarından Zeki Han muktedir bir kumandan olarak tanınmıştı60.

Cânı Han: Yani cân-ı han. Anlaşılacağı üzere, buradaki "i" iyelik ekidir.
Cânı Hân, Zendli Kerim Han devrinde Fars'daki Kaşkay elinin başı idi61.

Çengiz Han: Nâdir Şah'ın oğullarından biri idi. 1747 yılında öldürüldüğünde üç yaşında bulunuyordu62.

Çengız - Cengiz - Mirzâ: Kaçar şehzâdelerinden.

Emîr Güne Han: Daha önce ifade edildiği gibi, biz bu adın Dede Korkut destanlarındaki Güne olduğunu düşünmekteyiz. Bununla beraber bu adın Farsça güne (A ) den gelmiş olması mümkün müdür? Bu hususta da birşey söyliyemiyeceğim. Bu adın ise Safevîler devrinde (Şah Abbâs zamanında) Çuhur (Çukur) Sa'd yahut Erivan beglerbegisi Kaçar'ın Ağça Koyunlu obasından Emîr Güne Han'ın hatırası için konduğu şüphesizdir.
Söz konusu Emîr Güne Han, Afşar'ın Eberli obasından; asıl yurdu Târum (Azerbaycan'da) olduğu için o, Târum nisbesi ile de anılır. İlk önce İran'da iktidarı ele geçirmek isteyen Kaçar Muhammed Hasan Han'ın (ölümü: 1178/1759) hizmetinde bulunmuş, sonra da Zendler'in emirleri arasına girmiştir. Onu 1196 (1782) yılında Zendler'den Ali Murâd Han'ın hizmetinde görüyoruz; sonra Gılân'a yaptığı bir sefer de tutsak alındı; hastalandı ve çok geçmeden de öldü64.
Bir de Horasan'daki Habûşân emııi Za'franlu Emîr Güne Han vardı. Ekrâd emirlerinden olan bu sonuncusu Kaçar Feth Ali Şah devrinde (1797-1834) hayatta bulu-nuyordu65.

Eslemiş Han: Elimdeki sözlüklerde görülmedi. Halbuki bu fiil eski eserlerde sık sık geçtiği gibi66, Anadolu'da da yaygın bir şekilde kullanılır67. Esle "söz dinlemek, itaat etmek, ehemmiyet vermek, aldırış etmek" anlamlarına geliyor.Bu fiilden yapılmış eslemes(z) adına da sık sık rastgelinir. Kaynağın (Cihângüşâ-yı Nâdirî) bazı yazmalarında bu adın Eslemes şeklinde yazıldığını bildiriliyor ki, doğrusu da muhtemelen bu olmalıdır.
Eslemes (?) eski Tiflis Vâlisi olup Nâdir Şah'ın emîrlerinden biri idi. Nâdir Şah Eslemes'i sonra Bulucustan'a gönderdiği ordunun kumandanlığını verdi68.
£Judâ Virdi Hân ( au- uv y. Bu devirlerde sık sık kullanılan adlardan biri olduğu için, misal olarak verilmiştir. Bugün de İran'da bu adı taşıyanlara sıkça rastgelinir.

Huda Virdi Han Beydili'den olup Zencan (Hamsa) Afşarları'nın başı Zü'1-fıkâr Han'ın hizmetinde bulunuyordu. Zü'l-fıkar Han bir türlü Zendler'e itaat etmek istemiyordu. 1196 (1782) yılında Afşar Zü'l-fıkar Han'la Zend Ali Murad Han ovasında yapılan savaşta Hûda Virdi Han'ın ölmesi, savaşın Afşarlar taraından kaydedilmesinde mühim bir âmil oldu69.

İldırım (Yıldırım) Bâyazîd Mirza: Kaçar şehzâdelerinden; Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bâyezîd'in hâtırası için konduğu açıkça görülüyor70.

İmâm Kulı: Bu devirlerde yaygın adlardan biri olduğu için misal olarak verildi.
Nâdir Şah'ın oğullarından biri bu adı taşıdığı gibi71, Kaçar şehzâdelerinden birinin de aynı adla anıldığı görülüyor72.

İmâm Virdi: Bu devirlerde çok kullanılan adlardan.
Bu ad da Nâdir Şah'ın kendi obasından (Kırklu) bir emîr olduğu gibi, yine bu devir emirlerinden Sarı Velilu İmâm Virdi Beg vardı73. Bunlara ilâve olarak Göklen'den bir bey'in ve Kaçar mirzalarından birinin de aynı adı taşıdığı görülüyor74.

Inâk Hân: Buradaki İnak "nedim, müsahip, yakın arkadaş" demek olan İnak olmalıdır.
Tarih-i Gîtî-güşâ müellifi Mirza Muhammed Sâdık'a göre Zend Kerim Han'ın babası böyle anılıyordu75.
Karâ Han Nâdir'in ilk zamanlarda mücâdele ettiği Hazar ötesi Türkmenlerinden bir bey76.

Karâ Han Mirza: Bu adın Oğuz destanındaki Kara Han'ın hâtırası için konduğu şüphesizdir. Kaçar şehzâdelerinden77.

Kılıç Han: Bu devirlerde nâdir olmayan adlardan biri.
Nâdir'in Âbiverd bölgesinde faaliyete geçtiği yıllarda, ona karşı muhalefet gösterdiğinden ortadan kaldırılmıştı78.
Bir de Celâyir Kılıç Han vardı. Bu, Nâdir Şah'ın torunu Şahruh'un emirlerinden biri idi. Afganlar ile yapılan bir savaştan sonra kardeşi Yûsuf Ali Han ile birlikte, hazineden pek çok mücevher alıp ve hükümdarları Şahruh'u yalnız bırakarak Kelât taraflarına git-mişlerdi79.
Kızıl Arslan Mirza (\'JJf Jjf )" Âzerbâycan atabeylerinden Kızıl Arslan'ın hâtırası için konduğu anlaşılıyor.
Kızıl Arslan Mirza, Kaçar şehzâdelerinden biri idi8".

Koca Beg: Koca Beg, Urmiye'deki Gündüzlü Afşarı'na mensup bir bey idi81. Nâdir Şah oymak taassubu güderek Afşar beylerini yüksek mevkilere geçirmişti. Gerçekte bunların dirayetli beyler olmadıklarını Nâdir Şah'ın öldürülmesinden sonraki hadiseler açıkça ortaya koymuştur. Hatta bunların hiçbirinin manevî ilkeye ve hiçbir ahlâkî umdeye bağlı olmadıklarını ileri sürmek bile mümkündür. 1160 yılı Cumade'l-âhîresinin onbirinci pazar günü (20 Haziran 1147) Horasan'da Habûşân'a yâkm Feth Âbâd'da konağında Târum'daki Eberlü Afşarinın Mûsâ Bey, Urmiye'deki Gündüzlü Afşarf nın başı
Koca Beg, Nâdir Şah'ın kendi obasından Kırkıl Sâli Han, Keşikçi Başı Urmiye Afşarı'ndan Muhammed Kulı Han, Erivanlı Kaçar Muhammed Beg ve Hüseyin Beg-i Şahvâr, Nâdir Şah'ı öldürdüler.

Bunları bu işe Nâdir'in İbrahim adlı kardeşinin oğullarından Ali Kulı Han teşvik etmişti. Kelât kalesindeki Nâdir Şah'ın biri müstesna (Şahruh Mirza) olmak üzere oğullan ve torunlarını öldürten ve Alî Şâh yahut Âdil Şah ünvanı ile kendini hükümdar ilan eden Ali Kulı Han budur. Bu Ali Şah veya Âdil Şah da tam bir yıl sonra (1161 Cumâde'lula-Cumâde'l-âhime/1748 Nisan-Mayıs) kendisine isyan eden kardeşi İbrahim Han tarafından yenildi ve gözlerine mil çekildi. İbrahim Han, Şah Unvanını aldı. Fakat o da Horasan'da tahta geçirilen, (8 Şevvâl 1161/1 Ekim 1748) Şahruh'un emri ile öldürüldü (1162 Cumâde'l-evvel/1749 Nisan-Mayıs). Az sonra Şahruh'da dirayetsizliği ve kötü kalpliliği yüzünden hükümdarlıktan mahrum bırakıldı. Yeniden hükümdarlık mevkiine geçirildiğinde artık gözleri görmüyordu. İşte Afşarlar'ın İran tarihinde daha devamlı ve daha mühim rol oynayamamaları tamamiyle bu manevî düşkünlük içinde bulunmalarından ileri geliyor.
Bir de Horasan'da oturan Çemişkezeklu oymağından Koca Han vardı ki Nâdir Şah onu 1156 (1743) da Basra beğlerbeğiliğine tayin etmişti82.

Lâçin: XVIII. yüzyılda şahin anlamında olan bu kelime ad olarak kullanılmakta devam etmiştir.
Lâçin, Zend Kerîm Han'ın yakın adamlarından biri idi83.

Melik Şah Mirza: Kaçar şehzâdelerinden. Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın hatırası için konduğu görülüyor84.

Mevlâ Virdi Hân: Bu devirde sık sık kullanılan adlardan.
Mevlâ Virdi Han Kerim Han devrinde Kazvin vâlisi idi. 1196 (1781-1782)85 yılında adı geçen Dulkadır (Zû'l-Kadr) Mevlâ Virdi Han aynı emîr olmalıdır.

Oğürlu Han: Oldukça sık kullanılan adlardan.
Kaçar boyunun, Akkoyunlular devrinden beri en eski boybegi ailesi olan ve Gence'yi idare eden Ziyad oğullarından (Ziyâdlu) Oğurlu Han, Nâdir Şah'ın emîrlerinden biri idi. Bir de yine aynı aileden Cevâd Han'ın oğlu Oğurlu Han görüolür (1218-1224/1803-1809).

Bunlardan başka Afşar'dan Oğurlu Han vardı. Bu Oğurlu Han 1175 (1762) de Zend Kerim Han ile Afşar Feth Ali Han arasında Tebriz yakınlarındaki Kara Çimen yazısında yapılan savaşta bulundu; sonra 1193 (1779) yılında Zendler tarafından öldürüldü88.

Oğuz Han: Nâdir Şah'ın torunu ve Nasrullah Mirza'nın oğullarından biri idi. Nadir Şah'ın yerini alan Ali Kulı Han (Ali Şah= Âdil Şah) tarafından babası ve kardeşlerinin çoğu ile birlikte öldürtüldü (1160/1747). Oğuz Han o zaman iki aylık bir bebek idi89.
Ögödey Han: Bu da Nasrullah Mirza'nın oğullarından ve Oğuz Han'ın kardeşlerinden biri idi. Öğödey Han da bebek iken Ali Kulı Han tarafından aynı âkibete uğratıldı90.

Pîr Kulı Han: Kaçarlar'ın Şam Bayadı kolundan ve Feth Ali Şah devrindeki emirlerden. 1188 (1774) yılında babası Muhammed Hasan Han'ı öldüren Kaçar'ı Yuharı (Yukarı) Baş koluna mensup emirleri ortadan kaldırmak için harekete geçen Muhammed Hasan Han'ın oğlu Damgon emîri Hüseyin Kuli Han'a yardım eden Şam Bayatı Kaçar'ından Pîr Kulı Aka aynı emîr olmalıdır91.

Sanı Han: Hasan Han'ın lakabı.
Hasan Han Serdârâbâd kalesini Ruslar'a karşı müdafaa çalıştı (1243/1827). Oradan Erivan'a geldi. Ruslar orayı da kuşattılar. Bunun üzerine Ruslar'a teslim oldu.
Nâdir Şah'ın halasının oğlu, yukarı da sözü edilen Afşar Arslan Han'ın kardeşine Saruhan deniliyordu. 1161 (1774) yılında Arslan Han ile birlikte Nâdir'in yeğeni İbrahim Han tarafından öldürtüldü91.

Selçuk Mirza: Kaçar şehzâdelerinden94.

Sencer Mirza: Kaçar şehzâdelerinden; adı hiçbir zaman unutulmayan Selçuklu Sultan Sancar'ın hâtırası için konmuş olduğu görülüyor95.

Timür Han: Nâdir Şah'ın torunu ve Nasrullah Mirza'nın oğullarından; öldürüldüğü esnada (1160/1747) beş yaşında idi96.

Timur Mirza: Kaçar şehzâdelerinden.

Tuğrul Mirza: Kaçar şehzâdelerinden; Selçuklu Tuğrul Beg ve diğerlerinin hâtırası için konmuş olduğu görülüyor.

Uluğ Beg Sâni Mirza: Kaçar şehzâdelerinden97.

Yeğlik: Yeğlik, üstünlük anlamına geliyor. Fakat bu eski bir kelimedir98. Bu bakımdan bu adm başka bir yerden gelmiş olması mümkün ve hatta muhtemeldir.
Yeğlik (?) Gürgen-Etrek ovasında yaşayan Yomut topluluğunun İğdir boyunun beyi ve başbuğu (serdâr) idi. Yeğlik fırsat buldukça İran topraklarına akın yapıyor, ganimet elde ediyor. Birçok kimseleri tutsak alıyordu. 1200 (1726) yılında Hezârcerib yörelerinden birinde yağmalarda bulunup birçok kimseyi öldürdüğü ve birçok kimseyi öldürdüğü ve birçok kimseyi de götürdüğü haber alınmış "pâdişah-i Türk" yani Ağa Muhammed Şah Yeglik'in tenkil için Esterâbâd ve Mâzenderân vâlilerine emir vermişti. Fakat az sonra beşbin Göklen atlısının akından dönmekte olan Yeglik'in karşısına çıkıp onu öldürdükleri haber alındı. Kaynağa göre Yomutlar ile Göklenler arasında eskiden beri düşmanlık vardı99. Yomutlar bu düşmanlık yüzünden onu öldürmüşlerdir.

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir