Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kocaavşar'da Toplumsal Hayat

Burada Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kocaavşar'da Toplumsal Hayat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:30

KOCAAVŞARDA TOPLUMSAL HAYAT

1 —GELENEKLER VE GÖRENEKLER:

a) Giyim Şekilleri:

Erkek kıyafetleri:


Kocaavşar'da erkekler 1900 yıllarına gelinceye kadar, paçaları dizlere kadar kısa, ağ'ı bol zeybek donu ile cepken giyerlerdi. Don'un kışlığı evlerde dokunan şayak, yazlığı, gene evlerde dokunan beyaz bez'di. İçdonu da yine aynı biçimde beyaz dokuma veya çarşıdan satın alman patiska'dan olurdu. Bu giyim'in düğün ve bayramlıkları, mavi çuha'dan yaptırılırdı.
Üst kısım'a ise, gene evde dokunan veya satın alınan ince pamuklu bez'den yapılan içgömleği ve onun üzerine de dokuma renkli gömlek giyilirdi.

Gömleğin üzerine giyilen cepken, çuha kumaştan ve kaytan ile işlemeli olurdu. Kışın cepkenin üzerine, gene Avşarda dokunmuş şayak'tan dikilen aba giydirdi. Yazın, içgömleğin üstüne, "delme" denilen, basma'dan dikilmiş bir yelek yeterli saydırdı.
Erkekler bellerine, Avşar dokuması beyaz kuşak kuşanır, bunun üstüne de meşin'den yapılmış, göz göz ve kapaklı silahlık bağlanırdı. Silahlığın gözlerine tütün kesesi, para kesesi, barut kesesi, çakmak, çakmaklı tabanca ve bıçak konurdu.
Silahlığın en üstüne de (yağlık) denilen pullu ve sırmalı nakışlarla süslü "çevre"ler konarak pullu uçları sarkıtdırdı. (Bak: Resim). Kuşağın en altına, özel hazırlanmış bir kat keçe dolayanlar olurdu. Kuşağın en üstüne (düğün ve bayramlarda) trablus denen ipekli kuşak dolayanlar da olurdu. Baş'a: yaşhlar, keçe külah üzerine kahnca sarık sararlardı. Bey sülalesinden olanların sarığı emir (nefti) renkte, hacıların'ki, ipekli, san renkte (Hacısanğı) ve okumuşlar'ın sanğı da beyaz tülbent olurdu.
Gençler ise siyah püsküllü kırmızı fes üzerine, oyalı yazma'lar bağlardı. Oyalı yazmalar ile pullu çevre'ler gençleri şıklaştırırdı.
Bacaklar'a kalçın veya uzun konçlu çorap giyilirdi. Bunların püsküllü ipleri sarkıtdırdı. Çorap'ın üzerine, çamurluk denilen meşin get kullananlar da olurdu. Ayakkabı'lar alt kısmı kabıralı, nalçalı olarak kösele'den yapılmış kundura veya yemeni idi.
Baş'a fes'in altına giyilen raçkın (patiskadan dikilmiş takke)ler ile yeleklerin ön kısmı, don'un paçaları, beyaz gömleğin yakalan ve çoraplar son derece gösterişli motiflerle (iğne işleriyle) süslenirdi.
Yukarıda açıklamağa çalıştığımız erkek giyim'i, zamanımızdaki giyim şeklinden çok daha pahalı oluyordu.

1900 Sonrası Erkek Giyimi:

Kocaavşar köyü erkeklerinin yukarda kısaca tarif edilen giyim şekilleri 1900 yıllarından sonra özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra yavaş yavaş değişikliğe uğradı. Donların paçaları uzadı, ağ'lan daraldı, kalçın terk edildi, cepken yerine de aba denen kısa ceket giyilmeğe başlandı. Kuşağın üstüne bağlanan silahlık ta 1918 yıllanndan sonra tamamen terk edildi. Kabıralı, nalçalı kunduralar da yerini altı kabırasız yemeni'ye bıraktı.
1925 te şapka inkilabı olunca erkek kıyafetleri de hızlı bir değişiklik hareketiyle bu günkü şekle (ceket, pantolon, yelek, kasket) dönüştü.

Kocaavşarda Kadın Kıyafetleri:

Kocaavşar kadınlan 1900 yıllarından önce; kendilerinin eğirdiği pamuk ipiyle kendilerinin dokuduğu beyaz bezden diktikleri entari, onun altına da yine aynı bezden, diktikleri don giyerlerdi. Entarinin yakası ve etekleri ile don'un paçaları gayet güzel, renkli, nakışlarla süslenirdi. Entarinin üstüne ise belden yukarısına, göğüs kısımlan gene renkli iğne işi nakışlarla süslenmiş ve sıkıca iliklenmiş (belden entere) denen yelek giyilirdi. Belden aşağı kısmına ön'e nakışlı peşkir (Bak: resim 43), arkaya da yine çok özenilerek işlenmiş saçaklı şal kuşandırdı. Peşkirle şal'ın nakışları motif, desen ve renk uyumu yönünden de şaheser saydırdı. Kocaavşar kadınlarının işlediği nakışlar, başka köylerinkinden daima farklı olurdu.

Başlanna ise yaşlılar, kırmızı, özel kadın fesi, fes'in üstüne de (çeki) denen kırmızı sarık ve O nun üzerine de iki kat, ayn renkte yazma bağlardı. Saçların melikleri ise ya sanğın üstüne dolanır, ya da sarkıtdırdı. Fes'in ahn kısmında, ortadaki büyücek olan bir dizi altın bulunurdu.

Genç kadınlarla yetişkin kızlar ise başlarına, fes ve sarık yerine üzerine sıkça küçük altınlar dizilmiş (mangır) denilen kasnak biçiminde başlık koyar o nun üzerine pullu, oyalı yemeni bağlardı. (Bak: resim: 43).

1900 Y. öncesinde, Kocaavşar köyü genç kız kıyafetleri
Kocaavşar kadınlarının yukarıda açıklanan günlük kıyafetlerinden başka bayramlarda, düğünlerde giydikleri (gizlencelik, dedikleri) giyimleri de vardır. İpekli şalvar üstüne sırmalı "üçetek" ve onun üstüne de sırişlemeli kadife fermana (cepken) giyerlerdi. Başlarına da, kenarlarında, sarkık gümüş paralarla süslü, madeni tepelik koyup, onun üzerine de kat kat oyalı, pullu yemeniler bağlanırdı. Bellerine madeni, parlak tokalı kemer dolanırdı Bak, (resim: 44, 45). Ayaklarına "taka" demlen san çizme (bot) giyerlerdi. Bu botların konçları ipekli kumaşla kaplı olurdu.
Kocaavşar kadınlan günlük elbiselerini çulhalık denilen tezgah'ta kendileri dokurlardı. O tezgah, her evde bulunurdu. Yalnız gizlencelik elbiseleriyle, gelin elbiselerini çarşıdan satın alırlardı.

Yukarıda belirtilen giyim şekilleri Kocaavşar kadınlarının ev içi kıyafeti'dir. Evden dışarı çıkarken üzerlerine, terlik denilen bol, siyah mantu giyerler, başlarına da evli kadınlar renkli yazma, kızlar ise beyaz tülbent örterler.
Kocaavşar kadınları eskiden olduğu gibi, bugün dahi, örtünmeden evden dışarıya çıkmazlar.

Kaynakça
Kitap: KOCAAVŞAR KÖYÜ ve TARİHTE AVŞARLAR
Yazar: Muharrem Eren
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KOCAAVŞARDA TOPLUMSAL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:31

Kocaavşarda 1900 yıllan öncesi gelin kıyafetlerine gelince:

Gelinlere, kırmızı uzun paçalı don üzerine aynı kumaştan entari (Al don - al gömlek) Onun üstüne de kadife bindallı veya pullu gelinlik giydirilirdi. İpekli şalvar ve sırmalı üçetek giyim de geçerliydi. Gelinin başına, altın ve gümüş paralarla süslü şahane çıngıllı bir gelinbaşlığı konurdu. Gelinbaşı'nın üzerine de pembe duvak örtülürdü. Gelin'in beline kırmızı kordela bağlanırdı ki, buna (gayret Kuşağı) denirdi.
Gelin kıyafetinin teferruatı pek çoktur. Yukarı'da yazdıklarımız genel görünüştür.

Kocaavşar Köyünde 1900 yıllarından sonraki Kıyafetler:

1900 — 1930 yıllan arasında Kocaavşar kadın kıyafetlerinde hızlı bir değişiklik göze çarpar:

Paçalan nakışlı dokuma donlar ile dokuma beyaz entariler ve şal, peşkir tamamen terk edilmiştir. Onların yerini basma, jarse kumaşlar aldı. Baş'a konan riladeni başlık ve altın dizili kasnaklar terk edildi. Oyalı ve pullu yemeniler ise hala kullanılmaktadır.
1930 sonrası ise şehir kadınlarının giyimlerine uyulmağa başlandı.
Gelinlikler de beyaz ipekli kumaştan, duvaklar beyaz tül'den yapılmağa başlandı. Kadınların evden dışarda üstlerine örtündükleri siyah terlik (manto) yerini ve varlığını korumakla beraber manto biçiminde dikilmeğe başlandı.
1900 yıllarından sonra erkek kıyafetleri de ceket - pantolon şekline dönüştü.

Sonuç:

Kocaavşar Köyünde 1970lerden sonra mesken, ev döşemesi, yeme içme ve ev eşyası hususlarında olduğu gibi giyimde de hızlı şehirleşme göze çarpar. Lastik ayakkabı giyenler bile pek azalmıştır. Erkekler ve kadınlar pahalı ve iyi kumaşlardan elbise giyiyor.
Bu gelişmelerin sebepleri halkın, ürettiği ürünlerin ve insan emeği'nin değerlenmiş olmasıyla, pazar ve pazarlama işlemleri'nin kolaylaşmış olmasıdır. Özellikle elektrik, su, yol ve ulaşım kolaylığı, şehirleşmede baş rolü oynamaktadır.
Ancak manevi dayanışma'da his edilir bir duraklama, hatta gerileme göze çarpıyor. Bunun sebeplerini de sosyal eğitim'in yetersizliğinde aramak mümkündür.

b) Kocaavşarda Nişanlar ve Düğünler:

Ülkemizde her yörenin kendine özgü bir takım örf ve adetlerinin var olduğu herkesçe bilinen gerçeklerdendir. Bu cihetle Kocaavşar'ın da nişan ve düğün gibi törenlerini genelde, kökü eskilere dayanan birtakım uygulamalarla yerine getirdiklerini, bunun yanında, lüzumuna gerek görülmeyen adetlerin de uygulama dışı kaldığını görüyoruz. İşte bu hususları içeren bilgileri, ana hatları ile kısa ve öz olarak sunuyoruz.

NİŞANLAR

Kocaavşarda ailelerin, kız ve oğlanlarını nişanlamaya karar vermeleri, belli bir yaş sının ile olmayıp, genelde yaş ortalaması (15 —18) dir. Pek seyrek de olsa (1 — 2) yaş aşağı ve yukarı da olabilir.

Nişan işlerinde eskilerle (1930 önceleri), yeniler (Medeni Kanunun uygulama çağından sonra) arasında az da olsa farklılıklar göze çarpar. Eskiden kızla oğlanı nişanlama işi, ailelerin kendi aralarında görüşüp karar vermeleriyle çözüme kavuşabilirdi. Yani kızla oğlan, ailelerin verdiği kararlara, işi yerinde ve münasip görerek karşı çıkmazlardı. Günümüz gençleri ise bu usulde nişanlanma'nın yerinde olmadığı görüşünü savunarak, herkes sevdiğini kendisi beğenerek seçmeli, bundan sonra sıra, nişan törenine gelmeli diyorlar.
Buradaki her iki görüşün de yerinde olan ve olmayan yönleri ayrıca tartışılabilir.

Kocaavşarda kız ve oğlanların birbirlerini görüp tanımaları, daha çok düğün ve bayramlarda olur. Kız de oğlan karşılıklı beğemlerini ortaya koyduktan soma oğlan, filanca'nın kızı de nişanlanmak istediğini kendi ailesine duyurur. Eğer aile bunu uygun bulursa, "peki oğlum, mademki öyle istiyorsun bir dünürcü göndererek kızı isteyelim. Kız evinden olumlu cevap alırsak, bundan sonra nişan hazırlığına başlarız" diyerek oğlanlarım da gönüllemiş olurlar.

Burada, Kızevi'ne gönderilecek dünürcüyü seçmede, sözü, sohbeti dinlenen birisi olmasına büyük özen gösterilir. Dünürcünün belirlenmesinden sonra, özellikle bir Perşembe akşamı dünürcü, kız evinin ziyaret ederek, oğlan evinin istek ve dileklerini duyurur, kızevi; oğlanevi'nin kendileri için uygun bir aile olduğuna inansalar bile, bu işe hemen olumlu cevap vermezler. "Nasipse olur, hele biz bir düşünelim" diyerek dünürcüye yol verirler. Dünürcü de kızevinden aldığı bu cevabı hemen anında oğlan evine ulaştırarak, orada yaşanmakta olan heyecanı bir ölçüde yatıştırmış olur. Bu ilk dünürcü gönderme işi böyle sonuçlandıktan soma oğlanevi, bir an önce kesin sonuca ulaşmak maksadiyle ayni zatı 10 — 15 gün sonra kızevi'ne tekrar gönderir. Kız ailesi bu işi kendi açılarından, ister münasip bulmuş, isterse bulmamış olsun kızlarına, razı olup olmadığım daha önce sormuşlardır. Eğer kızdan "olur" cevabı almışlarsa, dünürcüye, bu ikinci gelişinde "peki." cevabı verilir. Dünürcü tekrar oğlan evine dönerek müjdeyi detir. İşin bundan sonrası iki adede, nişan töreni hazırlıkları başlar.
Bu aileler hazırlıklarım sürdürürken, köyde başkalarına ait nişan, veya düğün varsa, kadınların düzenlediği "ahenk" de, söz kesilen kız oynarken, oğlan evinden bir kadın - yenge veya görümce başından para çevirerek çalgıcıya bahşiş verir. Bunun anlamı oğlanları'nın, bu kızla söz kesimi yapıldığım, konu, komşu yanında, tüm köylüye duyurmuş olmaktır.

Sözünü ettiğimiz kız ve oğlanın aileleri kararlaştırdıkları bir günde şehire giderek yapacakları nişan için gerekli olan yüzük, altın - takı ve giyim eşyalarını alarak köye dönerler. Yine kendi aralarında münasip gördükleri bir akşam da, iki gencin nişanı yapılır, kız evinde yapılan bu törende, iki tarafın akraba ve komşuları, dostları hazır bulunur. Yüzük takma, yeme, içme ve eğlencelerden sonra nişan töreni sona erer.

Dünür olan bu iki aile daha sonra, birbirlerini birer hafta aralıkla karşılıklı, yemeğe davet ederler. Kurulan bu bağ üzerine, başta tarla işleri ve daha birçok acil işlerde birbirilerinin yardımına koşarlar.
Kocaavşarda, oğlanevi tarafından gönderilen dünürcünün meseleyi tatlıya bağlayamadan boş olarak geri çevirildiği de olabiliyor. Yani kız ailesinin, "Nasiplerini başka yerden arasınlar" dediği de olabiliyor. İşte bundan sonra oğlan ve ailesi, ya bu işin peşini bırakarak, başka kız arar veyahut ta oğlan bu kızı kaçırır. Çok seyrek görülen bu kızkaçırma olayları, ilk günlerde, haklı olarak gerginlik ve kırgınlıklara yol açarsa da zamanla bunlar unutularak tekrar yaklaşmalara gidildiği de olur.
Şurası da bir gerçektir ki; Kocaavşar'da yaşayan ailelerin temeli dirlik ve düzenlik'e dayandığından bu ve bunun gibi huzur bozucu işler, zamanında alınan tedbirlerle önleniveriyor.

Kocaavşar'da iki tarafın gönül rızası ile yapılan normal nişanlılık süresi 1930 yıllarından önce en az (3) yıl olurdu. Birde araya oğlanın askerliği girmişse, bu süre'nin 5-6 yıla kadar uzadığı oluyordu. Böyle uzunca süren nişanlılık dönemleri, kız ve oğlan evlerinin noksanlarını tamamlaması, düğüne hazırlanmaları bakımından yararlı oluyordu.

Kocaavşar'ın nişanlı kızları, geleneklere uygun olarak çeyiz yapma (mahalli adiyle "sepinme") işine pek önem verirler. 1930 yıllarına gelinceye kadar masraftan oğlan evi tarafından karşılanarak, işçiliğini kız evi'nin yaptığı, meşhur Avşar kilimleri, çuvalları, heybe, torba, seccade ve iç çamaşırı dokuma işleri günümüzde geçerliliğini kaybetmiştir. Son yarım asırdan bu yana değişen ekonomik şartlar Kocaavşar'lıları da çarşıya sevk etmiştir, san'atların makineleşmesi, fabrika mamullerinin el sanatlarından daha ucuza mal olması bunun en tabii sebepleridir.

KOCAAVŞARDA DÜĞÜNLER

Kocaavşarda, kız ile oğlanın nişanlılıktan devam ederken aileleri de normal işleri yanında bir taraftan da evlenme hazırlıklarını sürdürürler. Düğün gününün belirlenmesinde; iki aile baş, başa vererek, birlikte karar verirler. Bu karardan sonra önce, nikah muamelesine başlanır. Kocaavşarda gerek medeni kanundan önce, gerekse bu kanunun yürürlüğe girdiği (1926) yılından sonra, usulüne uygun olarak nikah muameleleri yapıla gelmiştir.

Nikahsız veya uydurma nikahlarla evlenme yoluna gidilmemiştir. Bu husus günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Usulüne uygun olarak yapılan resmi nikahtan soma (dini nikah) mutlaka yapılmaktadır.
Şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki; Kocaavşarda, oğlan evinden, (Başlık) denen haraç'ı istemek adeti yoktur, avşarlı erkek ve kadının, mevcut yasalara saygılı olarak kuracakları yuvanın sağlam olmasına özen gösterip, bu konuda çok hassas davrandıklarım da görüyoruz ki, bu hususu övgüye değer bir davranış olarak kaydediyoruz.
Kocaavşarlıyı daha birçok işlerinde anlayış ve uyarlılık içersinde görebilmek her zaman mümkündür, örneğin;
Kızevi, oğlanevi'nin mali imkanlarım göz önünde bulundurur, "gölgesinde oturulacak ağaç budanmaz" atasözü, çoğunlukla uygulanır.
Ancak oğlan evinin, mali imkanları iyi olup da cimri davrandığı hallerde kızevi, haklı olarak direnir, istediklerini tekimi olarak yaptırmak ister. Bu sebepten sayılan çok az da olsa ayrılmalar görülür.

Kocaavşar'da evlenen gençler, bir yıl kadar baba ocağında kalarak daha sonra kendi başlarına yuva kurmağa çalışırlar. Bunun yanında babasının iş imkanları geniş olanlar babası veya kardeşleriyle de ortaklaşa çalışabilirler.
Mali durumu müsait olmayan Avşar erkeği ve kadım çalışkanlığı ve becerisi sayesinde iş, güç sahibi olabilme şansına her zaman sahiptir.
Üç gün süren Kocaavşar düğünlerinde erkeklerin çalgılar önünde sergiledikleri mahalli oyunları kadınlar, zevkle seyreder. Esas oyun ve eğlenceler ise geceleyin sergilenir. Şu hususu hemen kaydedelim ki, Kocaavşar'da, kadın, erkek, bir arada oynanmaz. Hatta kadınların oyunlarım seyretmek kabahat sayılır. Kocaavşarda üç gün devam eden bir düğünün birinci gecesi (sepi) gecesi, ikinci gecesine de (kına gecesi) denir.

SEPİ GECESİ

Kocaavşar düğünlerinin sepi gecesinde kadınlan, kızevi'nde eğlence tertiplenir. Bu eğlencelere düğün sahibinin yalanlan, yanında arzu eden başka kız ve kadınlar da katılabilir. Gece yansına kadar devam eden bu eğlencenin (ahenk'in) kalabalığı dağılınca, kızevinin yalanlan sabaha kadar eğlenirler. Gelinkız'ın çeyizleri serğiye hazırlanır. Ayni gece erkekler de davul zurna ve incesaz eşliğinde saat 24,00 a kadar oynayıp eğlenirler.
Gerek erkeklerin ahenk'inde, gerek se kadınların ahenk'inde önce, misafirler oynatılır.

OKUNTU, "HEYBE KOYMAK", DÜĞÜN AŞI

Kocaavşarda düğün okuntusu, düğünden bir hafta önce yapılır. Okuntu, bir adet şekerden ibarettir. Hariç köy ve kasabalar'a gönderilen okuntu da aynıdır.

Düğün okuntusundan birgün önce oğlan evinden, kızevine, içinde:

gelinlik başta olmak üzere ana kaftanı, kardeş çuhası, gelinliğin içine giyilecek çamaşır, gelinlik ayakkabısı, iki tane tava çöreği ve bir kilo helva...gibi şeyler konan heybe gönderilir ki, buna (Heybe konma) denir. Ertesi sabah oğlanevi'ııin düğün okuntusuna paralel olarak kızevi de; Heybede gelen çörekleri dilimlere ayırıp üzerlerine de birer topak helva, koyarak konu - komşuya dağıtılır. Çörek dilimleri, içine al bir tülbent serilmiş olan kalburla dağıtıldığından bu olaya (Gelin kalbura girdi) denir. Bu helVah çörek dilimi dağıtımı "sepi gecesi" davetiyesidir. Bu davetiyeyi alanlar (sepi gecesi)ne, yazma vesair hediye ile gelir. Gelinin ahretliği olan kız'a ayrıca bir yazma ile "kardeş okuntusu verilir. Kardeş de aldığı bu yazma'ya, bir tutacak ekliyerek, "sepi gecesi hediyesi" olarak getirir.

Kocaavşarda; düğün okuntusundan bir gün sonra "düğün kurusuna" gidilir. Bu, düğün aşlarının pişirilmesinde yakılacak odun demektir. Parasız olarak getirilen bu "düğün kurusu" kocaavşarda, imecenin en güzel örneklerinden biridir. Odun yüklü eşekler çalgılarla karşılanır. Ondan sonra gene çalgılarla keşkeklik döğülür.

Kocaavşarda düğün aşları; keşkek, nohud, pilav ve yufka böreğidir. Gelin çıkacağı gün öğleden sonra, okuntu verilen aileler sofra almağa davet edilir. Bu davetiyeyi, oğlanevi'nden, gayet iyi giyinmiş, elleri kınalı iki kız sözlü olarak "sofraya buyurun" sözleriyle evlere iletirler.

KINA GECESİ

Düğünün ikinci gecesi olan bu gecede ayrı bir canlılık, belirgin bir renklilik göze çarpar. Kocaavşara mal olmuş meşhur "deve oynatma" gösterileriyle, ortaoyunu türündeki bebekoyunu da bu gecede Sergilenir.
Kocaavşarda bu gecenin bir önceki gündüzünde (örtü - döşek) götürme adeti olarak bilinen, başka bir adet daha vardır ki, öğleden sonraki saatlerde oğlan evinden alınarak kız evine varılır. Orada çalgılar eşliğinde, bir saat kadar oynanır, eğlenilir. Çalgıcıya ve örtü - döşek getiren arabaya yazma verilir.

Kınagecesi oyun, eğlence ve gösteriler de şöyle sıralanır:

Kadınlar, akşam namazından sonra başlayıp, Yatsı ezanı okununcaya kadar, oğlanevi'-ne yakın bir alanda def eşliğinde bir süre oynayıp eğlenilir. Bu ahenk'te de gene, önce misafirler, sonra oğlanevi tarafı ve daha sonra da diğer kadınlar oynar. Yatsı namazından sonra da, oğlanevi tarafının kadın ve erkekieriyle (kızevi tarafı hariç) isteyen kadın ve erkekler oğlan evinde toplanırlar.
çalgılar önde olmak üzere, erkekler, onların arkasında da kadınlar çok kalabalık bir gurup kızevine kına yakmağa gidilir. Kına sinisini bir oğlan yengesi, çerez sinisini da gene bir oğlan yengesi taşır.

Kına alayı kızevine hareket edince; oğlanevinin düzenlediği yapma deve de oyun ve gösteriler yaparak sağa, sola yalpalar yapar, saldın figürleriyle kına alayım neş'elendirir. Kına alayı kızevine varınca önce, kadınlar, eve girer, sonra da çalgılar geleneksel (Gelin ağlatma) havasım çalar. Oğlan yengeleri geline kına yakmakla meşgulken burada, bağrı yufka olanlar gerçekten ağlarken gelin de içlenerek ağlamaktadır.

Bu esnada gelinin yakın arkadaşları olan kızların da üzüntülerini, şu deyişleri özel makamlarla ifade ettikleri görülür:

Bakırlar susuz kaldı, Haney evler kızsız kaldı. Konu komşu çok üzgünüz, Mahallemiz ıssız kaldı. (Ve..daha... )
Oğlan yengeleri, gelinin eline kınayı bağladıktan sonra koluna da kırmızı kordeleli altın bağlar veya altın bilezik takarlar. Diğer yakınlan da, kına çanağına para atarlarki, buna (kına parası) denir. Kına çanağı ile kına parası gelin için, uğurlu sayılır, ömür boyu unutulmaz. Gelinden artan kına, kızlara azar azar verilir ki, bu da (gelin kınası) olarak kızlar için pek uğurlu sayılır.

Kına yakma işlemi bitince çalgılar, makamı ve havayı değiştirir, devede oldukça değerli hediyelerini alıp, boynuna bağladıktan soma, olanca iştahı de oynar ve hünerlerini sergilerken (nazar değip!, hastalanır!) yatar.

Savran ve yamağı'nın çırpınıp döğünmeleri fayda etmeyince devenin başına çökerek şu ağıtla özel makamı ile söyler:

Devemin adı umar idi, Babucunu kendi yamar idi. Ağalardan, beylerden bahşiş umar idi, Öldü garib'in devesi, neyleyim.
Önüne kodum aynğı, Gitmez gözünün gaynğı. Eyiydemedim başındaki ağnyı Öldü savramn devesi.
Önüne kodum şamam, Gitmez gözünün dumanı. Yetişin Kocaavşar ayam, imamı, Öldü savramn devesi.

Merdivenim kırk ayak, Kırkma vurdum dayak. Mevlam deveme versin el, ayak Uyan garibin devesi uyan!
Bu sırada ayan ve imamı temsil eden kişiler, gelerek okuma taklidi ile onu iyileştirirler. Deve kalkıp kısa bir süre daha oynadıktan sonra, kızevi tarafından, oyunu yapanlara iç çamaşırı, peşkir gibi hediyelerle birlikte bir sinide baklava verilir. Böylelikle deve oyunu sona erer.
Bundan sonra mahşeri kalabalık, çalgılarla birlikte tekrar oğlanevi'ne dönerek orada da gecenin ileri saatlerine kadar oynanır, eğlenilir. Bu oyunlar arasında, ortaoyunu niteliğinde temsiller de yapıldığı olur.
Kınagecesi'nin ertesi günü, İkindiye kadar da erkeklerin oyunları devam eder.

KOCAAVŞAR DÜĞÜNLERİNDE "GELİN ALMA"

Kocaavşarda; gelin alma günü İkindiden sonra sağdıçların ve yalan akrabaların evlerinden çalgılarla (dürü) denilen düğün hediyelerim oğlanevine getirirler. Sıra gelin almağa gelmiştir.
Dürü toplama işi bittikten sonra Damadın sağdıç ve yakın arkadaşları ile bayraklar olan delikanlı çalgılar eşliğinde camiin önüne gelirler, çalgılar susar. Asırlar boyunca camide bulundurulan Türk Bayrağı'nı, Bayrakdar yerinden alıp, açar. Bayrak, çalgılar eşliğinde İstiklal Marşı okunarak selamlanır. Bayrakla birlikte çalgılar, oğlanevine gider, orada hazırlanmış olan gelin arabasını ve gelin aha yengeleri de alıp, büyük bir alay halinde kızevine gidilir.

Orada kolkola girmiş olan delikanlılar belli bir makamla, hep bir ağızdan:

İşte geldik evinizeee...
Selamverdik hepinizeee...
Gelin kızı alacağız...
Darılmayin salon bizeee...Ah! Hey!...

diye bağırırlar. Kadın ve erkeğiyle kızevi önünde mahşeri bir kalabalık toplanmıştır. Burada, aralarında damadın da bulunduğu gençlerin oyun gösterileri izlenirken gelin olan kız da yakılarının ellerini öpmek suretiyle veda hazırlığı içindedir. Gelinin beline, erkek kardeşi kırmızı bir kordele (Gayret kuşağı) bağlar. Gelin de O'nun veya babasının ayağım öper. Şimdi (1950 sonrası) ayak yerine el öpülmektedir. Gelin arabaya binerken başına para, şeker, buğday serpilir. Araba hareket edince de arkasından, yere su serpilir. Gelin arabaya oturunca çalgılar bir an susar, bu esnada bayrakdar kıbleye doğru dönüp bayrağı üç kere dalgalandırır. Bundan sonra çalgılar, Kocaavşar'a mahsus geleneksel "gelin göçürme havası"nı çalarken gelin alayı da hareket eder. (Kocaavşarda gelin; 1900 yıllarından önce at'a, O çağdan 1930lar'a kadar öküz arabasına, 1950ler'e kadar yaylı, örtülü at arabasına, yengelerle birlikte binerdi. Şimdi (1950 sonrası) ise otomobile damatla birlikte binmektedir.).

Gelin alayı hareket edince kolkola girmiş olan delikanlılar, hep bir ağızdan belli makamla şu deyişlerle veda ederler:

Esneyin kızevi esneyiiiin! Kızlan kafeste beşleydin! Birini aldık gidiyuuuuz! Birini daha besleyiiin!
Gelin alayı, Gökçeyazı istikametinde (asfalt yolda) bir süre dolaştıkdan sonra (yaklaşık, akşam ezanı zamanında) oğlan evine gelir. Kocaavşarda gelin alayı, 1960 yıllarına gelinceye kadar "Gelintepesi"ni dolaşırdı.

Gelin alayı oğlan evine geldiğinde delikanhlar, burada da makamla:

Kız evini yirindirdiiiiik! oğlan evini sevindirdiiiik! getirdiğimiz emanetiiiiiii! Evinize teslim ettiik! Ah!...Haaa, Heeeey!
diye bağırırlar. Bayrakdar burada da bayrağı üç defa yellendirerek bu mutlu olayı selamlar. Artık gelin yeni yuvasındadır. Yengeler onunla pek yakinen ilgdenir. Gelin haklı olarak heyecanlıdır, kendisine ikram edilen şerbetten bir yudum içer. Daha soma gelinin kucağına bir erkek çocuk verilir, gelin de çocuğa elma verir. Ayni çocuk, gelinin yatağı üzerinde birkaç defa yuvarlanır. Bununla gelinin, erkek çocuğu olması temenni edilmiş olur.

Kocaavşarda adet olduğu üzere sağdıçlar, damadı berbere götürerek tıraş yaptırır, ondan sonra da birlikte Yatsı namazını kılarlar. Namazdan soma önde imam olmak üzere cemaat oğlan evine gelir. Bu arada gelin de evde namaz kılar İmam; yanıbaşına damadı alarak dua okur, cemaat da amin! der ve damadı gelinin odasına uğurlar. Bundan sonra imam ve cemaat, hazırlanmış olan sofralara oturup yemek yerler. Yemekten sonra kalabalık dağılır.

Kocaavşarda;zifaf gecesi gelin ile damadın namazlarından sonra ettikleri duaların kabul olunacağına inanılır.

DUVAK SABAHI

Zifaf gecesinden sonra, duvak sabahı çalgılar damadı oynatmağa gelir. Damat sağdıçları ile oynarken gelin, çalgıcılara bahşiş olarak para verir. Damadın oyunu sona erince içerde de gelin oynatılırken eline verilen buğdayları evin içine serper.

Gelin oynarken kız arkadaşları def eşliğinde, belli makam ve hava ile şu deyişleri söylerler:

Geline bak geline, Elma verin eline. Yazık olmuş geline, Düşmüş çapkın eline.
Böylelikle düğün sona ermiş olur.
Zifaf gecesinden üç gün sonra da gelin, yengeler eşliğinde destilerle çeşmeye su doldurmaya götürülür. Bir yenge daha önceden çeşme önlerine bir çakı ile bir tarağı ayrı ayrı saklamıştır. Bunlar geline aratılarak buldurulmağa çalışılır. Gelin önce çakıyı bulursa erkek, tarağı bulursa kız çocuğu olacağına inandır. Gelin çakıyı bulursa, ilk müjdeyi veren damattan bahşiş alır.

c) Kocaavşarda Milli Oyunlar

Kocaavşarda oyunlar:


nişan, düğün, bayramlar ve hıdırellez şenliğinde oynanır. Birde askere gitmek üzere hazırlanan gençler için ahenk kurulur.

ERKEKLERİN OYUNLARI:

Kocaavşarda oynanan erkek oyunları; ağır harmandah, Edremit güvende, Yörük Ali, Alay oyunu, Tek bacak oyunu ve Arpacık zeybeğidir.
Bu erkek oyunlarından Tek bacak (Deli Ahmet oyunu) ile Arpacık zeybeği ikili ve çok kıvrak oynanır. Diğerleri ağır figürlerle ikili veya dörtlü olarak oldukça çalımlı oynanır. Oyun esnasında Na'ra larda atılır.

Alay oyunu veya halka oyunu denen oyun Bergama zeybeğinin ağır figürlüsüdür. Kocaavşarda tek olarak oynanan kıvrak zeybek oyunları tutulmamıştır. Oyunların havalarını kılarnet, boru, davul ve trampet çalar. Başka çalgılar yaygın değildir. Ahenk kurulunca geleneksel Delikanlı teşkilatına göre, önce delikanlı efesi ile bayraktar oynar. Ondan sonra efe tertiplediği sıraya göre, delikanlıları oyuna kaldırır. Bu hususta bazen tartışma ve kavgalarda olabilir. Kocaavşardaki delikanlı teşkilatı bu devirde (1940 sonrası), düzenini ve önemini kaybetmiştir. Yani ömrünü tamamlamıştır. (Bak: delikanlı odaları)

Kocaavşarda erkek oyun havasının şu güftesi yaygındır:

2/ Osmanların kızlan, Açılmış nargizleri. 2/ Oğlan kıza bakarken, Kaçırmış öküzleri. Hoptirininna ninnininniml...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KOCAAVŞARDA TOPLUMSAL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:31

KADIN OYUNLARI:

Kocaavşarda kadın oyunlarının başhcası (nina nina) adlı oyundur. Kadın oyunları da erkek oyunlarının, kadınlara mahsus figürleri Ue oynanacak bir şeklidir. İkili, dörtlü ve daha çok sayıda oyuncu ile oynanır. Ancak oyuncu sayısı çift olmalıdır.
Kadın ahenklerindede erkeklerin kine benzer bir düzeni vardır: bayram, nişan düğün ve hıdırellez ahenklerinde misafirlere öncelik tanınır. Ondan soma kadınlar, kendi arkadaş guruplan Ue oynarlar. Kına gecesi ahenginde önce oğlan tarafının kadınlan oynar. Buda bir özelliktir. Kadın ahengince def eşliğinde bir veya birkaç, sesi müsait oyun havasım belli bir makamla, yüksek sesle söylerler.

KOCAAVŞARIN MİSAFİRSEVERLİK DURUMU:

a) Misafirseverlik:


Misafire, hürmet etmek, ikramda bulunmak Kocaavşarlıların, ecdat yadigarı bir adeti'dir. Kocaavşarlılar misafirin, uğur ve bereket getirdiğine inanırlar. Özellikle şahsen tanışılmayan, uzak yerlerden gelenlere "Tannmi-safiri" derler.
Kocaavşarda gelen erkek misafirler camün bitişiğindeki misafir odasında, (varsa) hanından da, kahya'nın münasip göreceği evlerce ağırlanır. Misafir odasına, sabah - akşam olmak üzere her gün, muntazam bir sofra yemek çıkardır. Sofrayı, köyün kahyasının tertiplediği sıraya göre, her aile verir. (İmamkonağı) denen bu sofraya misafirlerden başka kahya ve korucularda oturur. Bazen imam da oturur. Yemekten sonra mutlaka dua edilir. Camün misafir odasında misafirler için, çok miktarda yatak - yorgan da vardır. Misafirlerin hayvanları için de özel ahır vardır. Camiin ve misafir odasının temizlik ve intizamı'nın sorumlusu, (kahya)dır.
Kocaavşarlılar evvelden tanışık olduktan misafirlerim, köy odasında değil de, kendi evlerinde ağırlamaktadırlar. Misafirini odaya götürmek ayıp sayılır.

b) Kocaavşarda Misafir Odaları:

Yüzyıllardır misafir ağırlama geleneğini sürdüren Caımlerinin misafir odasından başka Kocaavşarda, onbir tane daha (Oda) vardı.

Şimdi O odalardan bahsedelim:

Kocaavşarda her biri bir "Ağa" ya ait olan, fakat şimdi (1960 sonrası), hiçbiri mevcut olmayan (Mahalle Misafir Odalan) şunlardı:

1) Hacıömer Ağalar'ın Odaları ki, Kocaavşarı kuran Avşar topluluğu'nun Beğleri olan bu Ağa ailesinin erkek nesli 1864 yılında tükendiğinden odaları da, 1900 yılından önce kapanmıştır.

2) Hoçaroğullarına ait olan "Aşağıoda"; Bu oda 1960 yıllarına kadar misafire açık kalan son odadır. Aşağıoda'yi işleten Hoçaroğullan'nın son ağalan, başta Mehmet (Aksoy) ağa olmak üzere Nuri ve Ahmet (Hasar) ağalardır. Mehmet Aksoy (1884 — 1964) Ağa kocaavşarda örnek çiftçi ve örnek misafirsever bir zat idi. Hoçaroğullan, Kocaavşar'ın misafiperverliğini Türkiye'nin dört bucağına duyurmuşlardır. Aşağıoda kapalı olmakla beraber halen, Mehmet Aksoy'un oğlu Ramazan Aksoy, Babasının ağalık sıfatım tam şartiyle üzerinde bulundurmakta ve köy'e örnek olarak çiftçilik yapmaktadır.

Faaliyetlerini 1940, 1950 yıllarından sonra devam ettirmeyen diğer oda'lar da şunlardır:

3) Ayanoğullarına ait, Haneyoda.
4) Hacıhüseyin oğullarına ait, Yukanoda,
5) Eyyüpoğullarına ait "Eyyüb'ün Odası,
6) Veziroğullarına ait, "Vezirlerinodası,
7) İmamoğullarına ait "Yenioda",
8) Nuhoğullanna ait "Nuhunodası",
9) Haaveli Oğullarına ait "Haaveli odası",
10) Karapehlivan oğullarına ait "Vayodası"
11) Hacunehmetağa'lara ait "Dipoda". Her odanın yanında bir de ahır vardı.

Yukarda yazılı 12 adet mahalle odası ayni zamanda mahalle erkekleri'nin iş vakitleri dışında oturup sohbet ettikleri, memleket ve dünya haberlerim, konüştuklan, askerlik hatıralarım anlattı klan yerler idi. Bu mahalle odalarında, kış gecelerinde, tavşan pilavı, helva örfeneleri de yapılırdı.
O devirlerde (1940 öncesi) Kocaavşarda kahvehaneler yoktu. Odalarda kahve, çay da içilirdi. Ama kumar ve içki kesin olarak oda'ya girmezdi. Bu yönden mahalle odaları genç erkekler için; insanlık münasebetleri, konuşma adabı, ihtiyarlara nasd saygı gösterileceği ve daha birçok görgü kuralları'nın öğrenildiği eğitim merkezi niteliğinde idi. Çünkü o devirlerde Kocaavşarda kahvehane, radyo, gazete, kütüphane olmadığı gibi, okuyup - yazma bilenler de yok denecek kadar azdı.

c) Odaların bakımı:

Odaların balonunda; "Hane Sahibi"de denen ağalara, mahalle halkı daima yardıma olurdu. Odaya gelen misafire yemek, yatak ve hayvanlarına da saman ve ot'u oda sahibi verirdi ama, odanın temizliğine, ısıtılmasına oda cemaati son derece yardımcı olurdu, örneğin, odada kışın yakılacak odunu, sonbaharda oda cemaati bir gün topluca, arabalarla dağdan getirirlerdi. Oda sahibi de odun arabalarım çeken öküzlerin boynuzlarına birer yazma bağlardı.
Oda cemaati, odun gününden bir gün önce avlanan tavşanların eti Ue yapdan kazanlar dolusu "tavşan pilavı"m ve helvaları yer idi.

d) Kocaavşarda Delikanlı Teşkilatı ve Delikanlı Odası:

Kocaavşarda (1940 yılı önceleri) mevcut odalardan birisi "Delikanlı odası" olarak kullanılırdı. Bu odaya henüz evlenmemiş olan gençler toplanırdı. "Köse" denilen evli gençler, delikanlıların arasına ve düzenlerine karışmazlardı. Delikanlıların da özel bir teşkilatı vardı; İçlerinden ağa tabiatlı, sözü - sohbeti dinlenir birini "Delikanlı Efesi" seçerlerdi. Bayrakdar da (düğünlerde bayrak çeken), Efe'nin yardımcısı olurdu. Delikanlı Efesi aşın hareketlerde bulunan delikanlıları disiplin altına alırdı. Düğün sahiplerinin verdiği "Ortaparası"nı Oda'nın ihtiyaçlarına sarfederdi. Delikanlılar Efe'nin sözünden çıkmazlardı.
Kocaavşarda delikanlı teşkilatı köyün iç işlerinde, bugünkü deyimle adeta köyün jandarması niteliğinde idi.

e) Kocaavşar Halkının Misafir severliğini gerektiren sebeplerden bazıları:

1900 yılları öncesinde henüz yerleşik hayata tam olarak geçmemiş bulunan civar köylerin erkekleri cuma ve bayram namazlarım kılmak için Kocaavşar'a gelirlerdi. Misafir odalarında onlara kahve ikram edilir ve yemek çıkarılırdı. Oda sahipleri böyle günlerde adeta misafir avcısı kesilirdi. Bayram namazından sonra mahalledeki odaya her evden sofra gelirdi. Misafirlerle birlikte mahalle erkekleri de topluca yemek yerlerdi. Bu devirde (1980) bayram misafiri gelmemekle beraber, bir tek kalmış bulunan Camiin misafir odasına çok sayıda bayram sofrası getirilmektedir. Öteki odalar kapanmazdan önce (1940 öncesi) onlara da, çok sayıda bayram sofrası çıkarılır, topluca yenirdi.

önemli bir sebep daha:

Kocaavşar, Balıkesir ile Yenice - Pazarköy yöresinin aşağı yukarı ortalarındadır. Bu cihetle ulaşım'ın hayvanla ve yaya olduğu devirlerde pazarcılar Kocaavşar'da konaklardı.

Sonuç:

Ulaşım'ın yurtdüzeyinde motorlaşması ve kahvehanelerin köylerde de açılması hatta Kocaavşar'da lokanta, tost büfeleri bile açılmış bulunması ile eski misafir odaları, ömürlerini tamamlamış oldular.
Bu gün (1984) Kocaavşar'da, yalnız camiin misafir odası, ecdat geleneklerini devam ettirmektedir.

3 — KOCAAVŞAR'DA KOMŞULUK MÜNASEBETLERİ:

Kocaavşar'da komşuluk ilişkileri iyi yönde gelişmiş durumdadır. Kötü günlerinde birbirlerinin yardımlarına koşarlar. Örneğin; bir yangın çıktığında, yangını ilk gören tüfeğiyle havaya birkaç el ateş ederek komşulara duyurur. Yangın yerine uzaklardan bile, dolu su kaplariyle koşup, yangını elbirliğiyle söndürürler. Orman yangınlarında da kocaavşarlılar, söndürme çalışmalarında adeta yarış ederler.
Orak (hasat), çapa ve diğer tarla işlerinde imece'nin en güzel örneğim verirler, öküzü hastalanan veya ölen çiftçinin işlerinde, yardımına koşarlar.
Ölüm, doğum, nişan, düğün zamanlarında akraba ve komşular dert ortağı olmağa çalışırlar. Dini bayramlarda ise, akraba ve komşu ziyaretleri hiç ihmal edilmez.

Kocaavşar'da komşu, kendi malı'nın ve mahsulünün zarar görmesini nasıl istemiyorsa, komşusunun da zarar görmesine razı olmaz, örneğin, komşunun tarlasına hayvan girdiğini görse, o hayvanı kovalar. Mahsulde zarar çoksa durumu tarla sahibine bildirir. Çiftçilerin saman çekimi işi de, çobanların yün kırkımı işlerinde, imece'nin en güzel örneğini verirler.
Bu gibi karşılıklı yardımlaşmalar 1930 yılından önceki devirlerde daha esaslı ve daha yaygın idi.
İyi komşuluk ilişkilerinin yanısıra - az da olsa - aksi davranışlar da yok değildir. Birbirlerine karşılıklı zarar - ziyan açanlar da oluyor. Yapılan misillemeler sonucunda kavgalar, cinayetler olmuştur. Geleneksel alışkanlık ve eğitim noksanlığından kaynaklanan misilleme olayları (koyun çardağı yakmak gibi), zaman zaman meydana gelmektedir.
Kocaavşar'da; cinayetler de olmaktadır ama, kan davası illeti yoktur. Kocaavşar'lılar'ın vicdanında Allah korkusu ve adalet'e teslim olmak duygusu hakim ve üstün durumdadır.

Kocaavşar'lılar:

"Gülme komşuna, Gelir başına"
ata sözü'nün anlamım çok iyi bilirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kocaavşar'dA TOPLUMSAL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:32

4 — KOCAAVŞAR KÖYÜ HALKI'NIN DİL ÖZELLİKLERİ

Kocaavşar Köyü halkının dil özelliklerini, gene Kocaavşar'da söylenen bir masal metni içinde belirtelim

NARÇINaDaNE GADIN (MASAL)


Evel bi vamış bi yokmuş. Bi Narçmadane gadm vamış. Gocası harbe gitmiş. Gocası gidince ene bi çUengir gası gemiş. ÇUengir gası geldinen, "Benim başıma bi bakıva" dimiş. "Bak, emme başımda bi ben va, unu kopama" dimiş. ÇUengir gası da benini kopnvamış. Benini koparınca gadm guş ömuş, uçuvamış. Evde çUengir gası yalınız gamış. Garının urbalanı gemiş, garyolasına yatmış. Altına da yuka doldurmuş. Zabit esgerlen başmdan gemiş, bakmış, hanım yatıyu. "Hanım ni uçok mu hastasın?" dimiş. Garı bi anna dönmüş, "a...çok hasdin, kemimlem gınyıyu" dimiş. Altında yukala çıtır çıtır gınhyumuş. Öte yanna dönmüş, "a...çok hasdin, kemiklem gınhyu" diyumuş. Adam da gasını hasda samyomuş, "hanım seni tokdura götürin" diyumuş. Gadm da geçe, geçe, bakam" diye tokdura gitmiyumuş. Gocasım gandınyumuş. Bön durmuş, yann durmuş...adam geliyumuş, gadm hasda; gidiyumuş gadm hasda. adam bi gün izin amış, gemiş. Evlenin yanında bi baça vamış. Baçada biçok ağaçla vamış. Kirez, alma, payam, göz...Adam baçada bi acın altına yatmış, gansım gözlicemiş.

Adam yataken ağaca bi guş gemiş, ötmiye başlamış:

"Ağam uyusun, uyusun üstünü gülle bürüsün... , çUengir gizi da uyusun, üstünü ganna bürüsün... " diyumuş. Adam her gün yatıyumuş, guş da hep öyle ötüyumuş. Adam bi gün guşu dutdurmuş, eve getimiş. Guş gene hergün; "çilengir gizi uyusun, uyusun, uyuşunda üstünü ganna bürüsün..." diyumuş. Garı düşünmüş, düşünmüş, bu guşdan gurtulma-nın çaresini düşünmüş. Bi gün Adam'ına; "bu guşu kesede bene yidirisen iyi olurum" dimiş. Adam da guşu kesmiş, keseken de merdimene bi damna gan damnamış. U gan da hemen urda bir zelvi ağacı ömuş.
Zelvi ağacı, çilengir gizi çıkdıkça una çarpıyümuş, adam geçdikce da una, bi sarıhyumuş. Garı, gene düşünmüş, düşünmüş, adama; "Bu zelvi

kese sen ben eyi olcan" dimiş. Adam da esgerleri gedmiş, zelvi kesilirmiş. Zelvi keseken soka bi yonga kaymış o yongi da yoldan geçen bi gan amış götümüş. "Ocak bali tutuşdirim" dimiş. Bi de bakmış, yonga çok gözel kokuyu, amış unu sandına atıvamış.
Garının bi ölu vamış, ikisi de hergun işe gidelemiş. İşden gelince bakalamış;bılaşıkları yiykanmış, aşları bişmeş, evin her yanı süpürülmüş. Bi gün böle, yarın böle. Her gün işden geliyumuşlar, ev temizlenmiş, paklanmış...

Bi gün:

garı "benim gizim yook, gelinim yook, kem yapıyo bu hızmatlan?" dimiş. ölunu evde gözcü bırakmış, "sen evi bekle, kim geliyü, kim gidiyü eyi bak" dimiş. U gün ölan evde gamış, bi yire sinnenmiş. Birez sön a, sandıkdın dünya gözeü bi giz çıkmış.

Ölan gıza:

"inmişin cinmisin" dimiş. Giz da "ni in'in, ni de cin'in; ben de senin gibi bi adem evladiyim" dimiş. Ölan'nan giz gardeş ömuşla.

aşam ananları eve gemiş:

bi de bakmış ki, evde donya gözeli bi giz va...çok sevinmiş.
Söna bigün bunna, Beğ - Oğlu'nun işine gitmişle. Beğoğlu, bakıyumuş, bakıyumuş gizi, garışına benzetiyumuş. Söna, ertesi gün herkeze sıra türküsü çığırtmış.

Sıra gız'a gelince, giz:

"ben bilmiyun" dimiş.

Yannandaki gadınna:

"Hadi bakam sen Narçmadane gadınsın, bilisin" dimişle.

U da unnara bi masal annatıvamış:

(Bi vamış bi yokmuş, bi bey gası vamış. Bi gün evine bi çilengir gası gemiş.

U da ganya:

"Benim başıma bi bakıya, emme başımda bi ben va unu kopama" dimiş. U da benini koparvamış. Beğin gası da bi guş ömuş uçuvamış" dimiş. Söna giz, beyin başına gelennen hepsini annatmış. Bey oğlu dinnemiş, dinnemiş, dinnemiş, hepisi kendi başından geçenne...
Eve gemiş gasına; "kırk satır mı istersin, kırk gatır mi istersin? dimiş. Gan da ; "ben satır istemem, kırk gatır ve de, kimine binim, kimini satim" dimiş.

Bey de esgerlere emir vemiş:

"kırk gatır getirin" demiş. Gari gatırların ardına balatmış, parça parça itilirmiş.
Sö da goca ganye bi dünür yollamış, gizini isdetdirmiş. Gan da gizini vemiş. Gırk davıl, gırk gün, gırk gece düğün olmuş.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KOCAAVŞARDA TOPLUMSAL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:33

KOCAAVŞAR KÖYÜNDE EN ÇOK SÖYLENEN ATASÖZLERİ

Çeşitli şekilleriyle herşeyden önce bir hüküm belirten Atasözleri'nden, Kocaavşar Köyünde en çok söylenenlere birkaç örnek:


1) Azıcak aşım, kaygısız başım.
2) Az'ı bilmeyen, çoğu hiç bilmez.
3) Astan, yüzü'nden pahalı.
4) Adı çıkacağına, canı çıksın.
5) Akılsız köpeği, yol kocatır.
6) Bağla iz'in olsun; yemeğe yüzün olsun.
7) Derdini saklayan, derman bulamaz.
8) Depme kapımı, deperler kapım.
9) Dağ, dağ üstünde olur emme, ev, ev üstünde olmaz.
10) Eden, bulur inleyen ölür.
11) Gölgesinde oturulacak ağaç budanmaz.
12) Göz görmeyince, gönül katlanır.
13) "Harmanı yakarım" diyen, orağa ermez.
14) Kıyısına bak bez'i al, Anasına bak kızı al.
15) Karayel'den kar yağmayalı dul kanlar mal sahibi oldu.
16) Koca öküze deh! di, gelene mah! di.
17) Köpekçe köpeğin soy'u aranır.
18) Kurt, katır'ın pahasını bilmez.
19) Oğlan dayıya, kız, hala'ya çeker.
20) Onpara'nı, on düğüm çal.
21) Saman altından su yürütür.
22) Söyleyen'e değil, söyleten'e bak.
23) Suyu çaydan, kızı soydan al.
24) Meram'ın elinden birşey kurtulmaz.
25) Ürmesini bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.
26) Akkoyun'u gören, içi dolu yağ sanır
27) Eğir, eğir ellerim, dert görmesin kollarım.

DEYİMLER:

Deyimler bir hal ifade eder. Bunlarda, atasözleri gibi hüküm unsuru bulunmaz. Çoğunlukla birkaç kelime, bazan tam veya noksan bir cümleyle meramı anlatmağa yarayan teşbih, istiare, mecaz, kinaye unsurlarıyla bir şeyi tasarlama ve ifade için kullandır.

Kocaavşar köyünde kullanılan deyimleden bazdan şunlardır:

1) Aç esner, tok genirir (Varlıklı ile yoksul'u ayırt etmek için...).
2) Başım'a tuğ dikti, (üsteledi, sıkıştırdı).
3) Çarığın kuyruğu ensesini döver, (yoksul kişi için, kinaye).
4) Çırpı sürüyor, (tahrik ediyor).
5) Döven'de boynuzu güzel. (Hünersiz güzel).
6) Deveyi kuyruğundan yutar. (Fırsatçı ve rüşvetçi)
7) Eksik etekli, (kadınlar için söylenir)
8) Etek pirisi. (aileye huzursuzluk getiren dış sebepler)
9) Gün doğmadan neler doğar? (Beklenmedik zamanda gelen iyilikler için.)
10) Hoca kızanı, kaymak kazanı. (Okula giden çocuğu sevme deyimi).
11) Koç, koyundan yüksektir. (Erkek, kadından üstündür)
12) Kurukludağ'ın odunu, (tezek)
13) Kuyruk acısı, (öc alma duygusu)
14) Nallan dikti, (öldü)
15) Oldu olacak, kırıldı nacak. (Ne pahasına olursa olsun)
16) Onparmağı yağhkara (belah, iftiraa)
17) öksüz doyuran, (kalın ekmek dilimi veya bol ikram)
18) Suyu savulmuş değirmen gibi. (Issız, tehna)
19) Sarımsak yılında kokar, (cicim aylan geçince başlayan huzursuzluk)
20) Sinek semeyken, (fırsat ve imkan varken)
21) Tıngırelek tıngırsaç (Eşyasız ev)
22) Üveyana dilimi, (incecik ekmek dilimi)
23) Tuzsuzpelte. (uyuşuk, tembel insan için söylenir)
24) Yorgan piresi. (Kan veyahut koca'nın sebep olduğu huzursuzluk)
25) Yörükat'ın sonu soluvanlık'tır. (istirahatını düşünmeyen için söylenir)
26) Yörük at, yemini kendi artırır, (haddini bilen, saygılı insan için)
27) Ağzı var, dili yok. (dedikodu yapmayan, uysal kişi için söylenir)

BİLMECELER:

— Çıktım, gittim tepeye, yular taktım sıpaya
— Alçacık donu var kadifeden donu var
— Yedi delikli tokmak, O'nu bilmeyen ahmak

NİNNİLER:

— Dana dana daşdana, Dana girmiş bostana. Kov bostana danayı, Yemesin lahanayı. Benim yavrum uyusun, Uyusun da büyüsün. Ninniü ninniiiüi, Eeee! Eeee! Eeee!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kocaavşar'dA TOPLUMSAL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 17:33

KOCAAVŞAR KÖYÜNDE BATIL İNANÇLAR

Her toplumda olduğu gibi Kocaavşar halkının da batıl inançları vardır.

Kocaavşar'lıların 1930 yıllan öncelerine kadar çoğunlukla bağlandıktan, fakat O yıllardan sonra, hele günümüzde hiç te önem vermedikleri batıl inançlardan bazdan şunlardır:

1) Yağmur yağması için "Kepçecik":

8 — 12 Yaşlarında bir gurup çocuk tarafından uygulanan "KEPÇECİK" şöyle yapılırdı:

Anasının ilki olan bir çocuğun bedenine hasır dolanır, başına da bir tencere geçirilirdi. Ayakları da çıplak olduğu halde, beline bağlanan bir iple çekilerek ev ev gezdirilirdi. Her vardan evde kepçeciğin başına su sepelendikten soma çocuklara yiyecek maddeleri veya para hediye edilirdi. Toplanan bu hediyeleri, kepçecik işi bittikten soma O çocuklar, topluca yerler ve eğlenirlerdi.

Kepçeciği gezdiren bu çocuk gurubu şu deyimleri özel bir makamla, yüksek sesle okurlardı:

Kepçecik! kepçeciiik! Kepçeciğe ne gereeeek! Anasınuun ilkiiiii! Dam altındaaaa! tilkiiii! Altın arabaaaa! gümüş tekerleeeek! Gökden rahmeeeet! yerden berekeeet! Veee Allahım veee! suluca rahmeeet!

Sıtma'nın Tedavisi İçin:

Sıtmanın tedavisi için güneş doğmadan, köyün Doğu kenarında bulunan "Karantılıpınar"a gidilir, soğuk suyla duş yapıldıktan soma karantı (böğürtlen) kümesi'ne ip dolanırdı.
Sabalun ayazında bu işi yapanlardan çoğu, üşür ve daha tehlikeli olan göğüs hastalığına yakalanırdı. Tabii kısa zamanda sıtmadan kurtulduğu gibi, dünyadan da kurtulurdu.

3) Kargalar, köyün üzerinden mezarlığa doğru uçtuğunda: bir kişinin öldüğüne veya öleceğine inanılırdı.
4) Akşam ezanından sonra evden dışarıya, herhangi bir insana, tencere, tava gibi kara eşya ile, soğan sarımsak, büber verilmesinin, uğursuzluk getireceğine inanılırdı.
5) Ev'in kapısı; akşam, "gecenin şerri dirmesin" diye erken örtülür; sabahleyin ise "sabalun hayın girsin'* diye erken açılırdı,
6) Bir insan herhangi bir sebeple düşse; "ayağımı şeytan çeldi" der ve düştüğü yere üç kere "Tüüü! tüüü!" diye tükürürdü.
7) Ayak parmağının altındaki eklem yeri, çatlayıp kanasa, "Ayağımı şeytan kesti" denirdi.
8) Bir adamın, kötülük yapacağından şüphe edildiğinde, O adamın "sidik yolunu bağlatmak" büyüsü yapılınca, kötülüğünün önleneceğine inanılırdı.
9) Hayvan hastalıklarının salgın hale gelmesini önlemek için: Kocadere kenarındaki yar'ın münasip bir yerinde kısa bir tünel açılır, hayvanlar bu tünelden geçirilirdi.
10) Duyulan kötü bir hal'in kendi başına gelmemesi için, "şeytan kulağına kursun" denir.
11) Aşkaşığı de yemek yiyenin, kayınanası ölürmüş.
12) Bir insan tencerenin dibindeki kazıntı yemeği yerse, düğününde kar y ağarmış.
13) Erkek çocuk, sakız çiğnerse, bıyığı eğri bitermiş.
14) Yemek tabağında iri ekmek parçası düşerse eve, aç geleceğine inanılır
15) Akşamki bulaşık tabaklar yıkanmazsa, şeytan yatarmış.
16) Ay ve güneş tutulduğunda, tüfek atılır, teneke çalınırsa ve minarede sela okunursa devlerin korkup, ay'ı, güneşi bırakacaklarına inanılır.
17) Bir insanın yoluna yılan çıkarsa, işi aklan gidermiş.
18) kedi öldüren'in, minare yaptırması gerekirmiş.
19) Küflü ekmek yiyen para bulurmuş.
20) Leyleği uçarken gören uzun gezilere çıkarmış.
21) Sağ avucu kaşınırsa para gelirmiş.
22) Sol avucu kaşınırsa para çıkarmış.

SONUÇ:

Batıl inançlara bağlanmak, bilgi ve eğitim yetersizliğindendir. Toplumun eğitim ve kültürü geliştikçe batıl inançlar da yerlerini, ilim ve fennin getirdiği gerçeklere bırakmaktadır.
Kocaavşar Köyü halkının, batıl inançlardan önemli ölçüde uzaklaşmış olduğu, genel kültür seviyesinin gelişmekte olduğunun ispatıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Avşar Türkmenleri ve Dadaloğlu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir