Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

SİVAS VAKIFLARININ FONKSİYONLARI

Burada Sivas Şehri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

SİVAS VAKIFLARININ FONKSİYONLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:49

VAKFIN FONKSİYONLARI

A. İBADET VE EĞİTİM

1. Cami ve Mescidler


Vakıf müesseseleri asıl fonksiyonlarını toplumun dini, kültürel ve sosyal alanlardaki bazı ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle icra etmektedir. Müslüman toplumların dini bir ibadet şekli olan namazlarını kılmaları için vakıf yoluyla cami, mescid gibi binalar yaptırılmıştır. Aynı zamanda mescid ya da camiler gerek halk gerek devlet için çeşidi etkinliklerin icra edildiği mekanlar olmuşlardır. Cami ve mescidler tek bir bina olarak bulunabildikleri gibi binalar topluluğu halinde de yaptırılmışlardır. Bu tip külliyelerin en güzel örneklerini, Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezi ile önemli bazı şehirlerinde görmek mümkündür.

Sivas şehrinde de çok sayıda cami ve mescidin vakıflar vasıtasıyla gerçekleştirildiğini daha önce belirtmiştik. Ancak, bunlar birer külliyeden ziyade, namaz kılmak için yapılan mescid ya da camiler olup, çoğunlukla tek bir binadan oluşmaktadır. Buna rağmen, halkın namaz dışındaki bazı ibadet ve eğitimi de bu binalarda gerçekleştirilmektedir. Şöyle ki, namaz ibadetinin dışında, devletin halkı kendi istekleri yönünde eğitmesi veya kendisine bağlaması açısından vaizlerin halka yaptıkları nasihatler halk eğitimi açısından her kesimden insanı etkilemektedir.

Sivas camilerinin bulundukları mevkilere ya da görevlilerine bağlı olarak birtakım farklı konumları vardır. Öyleki, çarşı çevresinde bulunan Hasan Paşa, Selman Bey, Cami-i Kebir ile Paşa Hisarı içinde bulunan Mahmud Paşa camileri halkın en fazla rağbet ettikleri camilerdir.

Namazın dışında başta Kur'an okumak, dua, salavat, teşbih, mevlid ve zikir gibi ibadet çeşitleri de çoğunlukla büyük ve merkezi camilerde daha yaygın olarak yapılmaktadır. Vakfiye şartlarına göre camilerde cüzhanların belli vakitlerde ve miktarlarda Kur'an okumaları, sabah namazında Yasin, öğleden sonra Tabareke, ikindi vakti Amme cüzü okunması vakıflar tarafından şart koşulmuştur. Müezzinlerin sabah ezanından önce minareden teşbih, tahmid, tekbir ve temcid okuması yine vakfiyelerde yer almaktadır. Bazı zengin ve ileri gelen ailelerin vakıflarında, Cami-i Kebir, Hasan Paşa ve Selman Bey camileri gibi büyük camilerde mevlid okutulması şartına rastlanılmaktadır." Devirhan, cüzhan ve duagu gibi dua eden ve Kur'an okuyan görevlilerin sayılarının da fazla olması, hatta zamanla artması, böylesi ibadet anlayışının rağbette olduğunu gösterir. Ayrıca, sadece Cami-i Kebir'de Nakşibendi Tarikati mensuplarının Hatm-i Hacegan ismiyle anılan zikir ibadeti yaptıkları bilinmektedir. Böylelikle tarikat ve tasavvufi uygulamanın zaviye dışında camilerde de yapıldığı anlaşılmaktadır. Belirtilen ibadetlerin yanısıra camilerde küçük çocuklar ile büyükler için halk eğitimi de yapılmaktadır. Cuma, bayram ve Ramazan dışında haftada belirli günlerde vaizlerin nasihatleri halkın dini, kültürel ya da siyasi eğitimini gerçekleştirmektedir.

Yine Cami-i Kebir'de bazı kitapların sürekli okunması da camilerdeki eğitimin bir başka çeşidini göstermektedir. Ayrıca, camilerde aşure, helva, ekmek parası dağıtılması gibi, imarete benzer fonksiyonlar da gerçekleştirilmektedir. Çok sayıda vakfiyede camilerin ısınma, aydınlanma gibi ihtiyaçlarının giderilmesi de farklı bir ibadet anlayışını göstermektedir.
Camiler ibadet, eğitim ve kısmen imaret gibi fonksiyonlarının yanısıra, abdestlıaııesi ve çeşuıeleriyle de halkın farklı yönde ihtiyaçlarını gideren komple bir faaliyet içerisindedirler.

Fonksiyonlarını gelip-geçen (ayende-revende) yolculara verdikleri hizmetle icra ederler.
Sivas vakıf gelirleri içerisinde gelir kaynakları ve giderlerin müesseselere göre dağılımında, zaviye gelirleri toplam %68.5 ile en fazla gelir ve gidere sahiptir. Zaviye giderlerinin ise %56'sı ehl-i vezaif ve evlada, %25'i rakabe ve muhtelif masraflara ve %19'u ise harç ve diğer resimlere ayrılmıştır.

Ekonomik bütünlüğünün yanısıra zaviyelerin en önemli birleştirici yönü farklı bir ibadet anlayışıyla toplanılan bir merkez olmasıdır. Öncelikle belli bir tarikatin merkezi durumunda olan zaviyelerde, mensuplarınca o tarikatin kendine has ibadet anlayışını yaşamaya çalıştıkları muhakkaktır. Sivas zaviyelerinin mensup oldukları tarikatler Kadiri, Halveti, Rufai, Mevlevi ve Nakşibendi olduğu gibi bazı zaviyelerin ise, hangi tarikate mensup oldukları tespit edilememiştir. Vakfiye şartlarına göre Nakşibendi zaviyesinde pazartesi, perşembe günleri "cehri hatm-i hacegan" ismiyle adlandırılan zikir ibadeti yapılmaktadır. Diğer taraftan Kadiri, Halveti ve Mevlevi zaviyelerinde de kendi tarikaderinin öngördüğü zikir çeşidinin yapıldığı muhakkaktır. Böylelikle halk kitlelerini önemli ölçüde çevresinde toplayan zaviyeler, kendilerine has bir ibadet anlayışıyla birlikte, farklı bir eğitimi de gerçekleştirmiş olmaktadırlar. Ayrıca zaviye bünyesinde duagülar, cüzhanlar ve türbedarlar da vakfiye şardarına göre hizmet ve görev yapmaktadırlar.

ibadet dışında zaviye vakıflarında, ya ayrı bir binada, ya da yakınında bulunan camilerde tedris şartı da vardır. Ayrı bir binada bir mektep hocası görevlendirildiği gibi cami imamı veya bizzat zaviyedarların tedris yaptırdığına rastlanılmaktadır. Nitekim, Melik A'cem ve Şahin Baba zaviyedarları için Cami-i Kebir ve Hasan Paşa camiilerinde tedris şartı konulmuştur. Her iki zaviyede gördüğümüz bu tedris şartını belki de kimliklerini tespit edemediğimiz zaviye vakıflarını tesis edenler koymuştur. Ayrıca Şeyh Şemseddin ve Ali Baba zaviyelerinde olduğu gibi, bizzat zaviye şeyhleri mektep bina ettirmekle beraber, vakıflarını da tesis etmişlerdir. Hatta kütüphane vakfetmek suretiyle, zaviyelerde gerçekleştirilen halk eğitiminin yanı-sıra okul eğitimi de zaviye şeyhleri tarafından teşvik edilmiştir. Yine Şemseddin Sivasi'de görüldüğü üzere bir zaviye şeyhi ve aynı zamanda bir tarikat kurucusunun, çok sayıda kitap telif etmesi de eğitim faaliyetlerinin farklı bir yönünü gösterir.

Zaviyelerin içtimai manada belki de birinci derecede fonksiyonu, gelip-geçen yolcu, fakir ve misafirlerin yiyecek ve yatacak hizmetlerinin gerçekleştirilmesidir. Sivas zaviyelerinin hemen hepsinde ayenderevende hizmeti gerçekleştirildiği, ancak zaviye binalarından önemli bir kısmının 18. ve 19. asır içerisinde harap olup ortadan kalkması üzerine, zaviyedarlar tarafından kendi konaklarında aynı hizmetlerin yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Hatta zaviye vakıf şartlarında, önce rakabe olduğu halde çok az sayıda zaviyenin 19. asra gelebildiği görülür. Bunun bizce tespit edilen en önemli sebebi, evlad-ı vakıfın ve başta mütevelliler olmak üzere görevlilerin gelirleri vakfiye şartlarına göre taksim etmemeleridir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, 19. asırda hala devam eden bu hizmetlerin en canlı örneğini Ahi Emir Ahmed Zaviyesi'nde görüyoruz. Zaviyede bir yıl içerisinde ayenderevende olarak tabir edilen toplam 50 misafir-yolcunun, 1-10 gün arasında değişen ve toplam 44 gün süren misafirlikleri olmuştur. Misafirlikleri boyunca toplam 490 kuruş harcanmış olan misafirlerin, kişi başına 9.8 kuruş ve günlüğüne ise 11 kuruş hesap edilmiştir.

Zaviyede misafir olanların kimliklerine bakıldığında; Çorum kadısı ve 5 süvari neferi, 2 nefer derviş, 1 imam, 1 süvari, 2 garip molla, 2 süvari-i mansüre, 4 Rumeli'li hasta mansüre askeri, 2 Darendeli molla, 5 nefer deniş, 1 Gümüşhaneli efendi ve 1 süvari olup, derviş ve askerlerin çoğunlukta oldukları görülmektedir. 19. asrın ilk yarısında zaviyelerin hala dini ve askeri faafiyetlere mekan olduğu ve denişlerin guruplar halinde Anadolu'da dolaştıkları da anlaşılmaktadır.

Misafirlerin dışında zaviyelerin bünyesinde genellikle bir deniş gurubunun bulunduğu muhakkaktır. Şeyh Şemseddin zaviyesi için "vakıf-ı mümaileylıin tekyesinde sakiıı fukara, ve zuefa ayeııde ve reveııdeye it'am-ı taam iderek şerait-i vakfı icra itmekte olduğu şerli virildi" denilmektedir. Yine zaviyelerde bulunan derviş veya şeyhler için tekyenişin, hücrenişin veya saki-nün denilmektedir. Hatta bu zaviyelerde sakin olanların zaman zaman diğer şehirlere gidip geldikleri de kaynaklarda yer alır. Abdulvahab Gazi Zaviyesi tekyenişinleriııden Abdulkadir b. Abdulvahab'ın Karahisar-ı Şarki'den geldiği, İbrahim b. Mehmed'in Trabzon'dan geldiği, Hüseyin b. Lütfullah'ın ise, Bafra'ya aynı yıl içerisinde gittiği tespit edilmiştir.

Aynı zamanda zaviyelerde senenin belli günlerinde helva ve aşure pişirilip dağıtıldığı da kaynaklarda yer alır. Yine Sivas şehrinde imaret olarak anılan Daru'r-Raha Zaviyesi'nde, 1835 tarihinde imaret ve zaviye binalarının tamamen ortadan kaybolduğu bir zamanda dahi medrese talebelerine ve fukaraya senelik ekmek parası verildiği görülmektedir. Ayrıca vakfiye şartlarında fukaraya sadaka verilmesi, fukaradan ölenlerin teçhiz ve tekfin masraflarının karşılanması, Kadir gecesinde helva pişirilmesi, Sivas'taki bütün cami ve mescidlerin imam ve müezzinlerine tuz verilmesi kayıtlıdır.

Yapılan bu hizmetlerin keyfiyet ve kemiyet açısından en önemli şartı görevlilerin bu konudaki istek ve arzularıdır. Bilhassa son dönemlerde zaviyelerin bazılarında birden fazla görevi aynı şahısların üzerlerine aldıkları ve bazı görevlerin aynı ailenin tekeline girdiği de görülmektedir. Sivas zaviyelerinden Ahi Mehmed Külahdüz Zaviyesi ile Ahi Ahmed Çelebi Zaviyesi görevlilerinin aynı şahıslar olması bir tarafa, tevliyet, meşihat, zaviyedarlık ve türbehanlık gibi görevlerin de bu şahıslar tarafından yerine getirildiği de görülmektedir. Her iki zaviyenin vakıf muhasebelerine bakıldığında şart-ı vakıf olarak ayende ve ı evendeye itam-ı taam var iken, görevli ücretlerinin dışında yiyecek ve misafir kaydına rastlanılmamıştır. Sanki hiçbir misafir bu zaviyelere uğramamıştır veya görevli ücretleri dışında böyle bir harcama yapılmamıştır. Ama vakıf şartlan içerisinde görevli ücretleri dışında arta kalanın ayende ve revendeye harcanması şartı yer almaktadır. Hatta şehirdeki bir başka zaviyede (Ahi Ali Zaviyesi) gelirlerin evlad-ı vakıf, yani zaviye görevlileri tarafından kendi nefisleri için harcanması neticesinde, zaviyenin asıl hizmetlerinin aksadığı şikayet konusu olmuştur.

3. Medrese, Mektep ve Kütüphaneler

Cami ve zaviyelerde gerçekleştirilen halk eğitimin dışında, genelde daha küçük yaşlar için medrese ve mekteplerde yapılan eğitim, okul eğitimi olarak da tabir edilebilir. Uzun bir geçmişi olan bu tip eğitimin, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de mükemmel düzeyde gerçekleştirildiği görülmektedir.

Sivas şehri de eğitim ve öğretim açısından, bilhassa Osmanlı öncesinde önemli bir merkez konumundadır. Osmanlı dönemi boyunca mevcudara bir adet medrese daha ilave edilmiş ve daha çok öncekilerin muhafazası için çalışılmıştır.
Medreseler, eğitimin yanısıra, birer mescid, türbe, çeşme, kütüphane ve bir dönem için de darü'z-ziyafe denilen bölümleri muhtevi olup, fonksiyonları da buna bağlı olarak farklılık arzeder. Sivas vakıf gelirleri ve giderleri açısından, zaviye ve camilerden sonra gelen medreseler-kütüphaneler, %8.5'lik bir oran ile 42716 kuruluşluk bir gelire sahiptir. Medrese vakıflarında toplam giderlerin %70.6'sı ehl-i vezaif ve evlad-ı vakıfa, %26'sı rakabe ve muhtelif masraflara ve %3.4'ü ise, harç vb. masraflara ayrılmıştır. Eğitim programları itibariyle, klasik Osmanlı medrese eğitiminin uygulandığı muhakkaktır. Görevli ve talebe sayısı açısından ise, değişken ve artan bir durum söz konusudur. 19. asrın başlarında, Şifaiye'de 35, Sahibiye'de 55 ve Burüciye'de 20 talebe vardır.741' Bunlardan Şifaiye'nin 16. asırda 7 olan talebe sayısının 5 kat artmak suretiyle 35'e çıktığı görülüyor.750 Yine, idari görevi olan mütevelliler ile tüm eğitim kadrolarındaki görevli sayısının aynı artışı gösterdiği kaynaklara yansımıştır. Eğitim görevlilerinden müderris, muid ve danişmendler hakkında bazı isim ve sayı ile ilgili bilgiler mevcuttur. Şehirde bulunan ailelerden (Hatipzadeler ve Tefsirizadeler gibi) ve ileri gelen ulema ve alim kimselerden müderrislik yapanların yaygın olduğu bilinmektedir.

1217 tarihinde tesis edilen Darü'ş-Şifa'nın, şehrin Osmanlı hakimiyetine girmesiyle beraber klasik medreseye tahvil edildiği, 1576 tarihli Evkaf-ı Rüm'da belirtilmiştir. Darü'l-Hadis olarak zikredilen Çifte Minareli Medrese'de ise, yine Osmanlı dönemi boyunca harap olması sebebiyle eğitim yapılamamıştır. Eğitimin nasıl olduğu hususundan ziyade, aksaklıkların kaynaklara yansıdığına tesadüf edilmektedir. Hatta, belli dönemlerde medrese müderrisleri de dahil bütün görevlilerin görevlerini ihmal etmelerine ilaveten, talebe hücrelerini işgal etmek suretiyle talebe ücretlerini de aldıkları söz konusu olmuştur. Yine müderrisler hakkında zaman zaman şikayetler ve müderrislik beratı elde etmek hususunda mücadelelerin yapıldığı kaynaklara yansımıştır. Müderrislerin eğitim faaliyetleri haricinde fetva vermekten men' edildikleri ve fetva i'tasının müftüye ait olduğu da tenbih edilmiştir.

Bu tip aksaklıklara zaman zaman her müessese de rastlanılması muhtemeldir. Diğer görevliler arasında da çok sık rastlanan tevcih ve vazife mücadeleleri vardır. Bu mücadelelerin en ilginç olanı, Şifaiye medresesi cabilik görevi için, Reis-i Mütevelli Seyyid Ebu Bekir ve ulemadan Seyyid Hacı Hüseyin arasında geçen, defalarca birbirleri üzerindeki görevleri almaları neticesinde yaklaşık 8 yıl süren mücadelelerinde görüyoruz. 1790 yılında başlayan bu mücadele, Ebu Bekir'in hain ve sarik (hırsız) olduğu meclis-i şer'de şahitler huzurunda tespit edilerek sona ermiştir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, kaynaklarda ehl-i vezaifhı kusursuz hizmet yaptığı, talebenin mevcut ve medresede olduğu da belirtilmektedir.

Medreselerin mescidleri vasıtasıyla mahalle sakinlerine ibadet imkanları da sağladıkları bilinmektedir.
Vakıf mektepleri ve eğitimi hususunda fazla bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte, klasik Osmanlı mekteplerindeki eğitimin yapılmış olduğu muhakkaktır.
Eğitim ve kültür hizmetlerinde önemli bir yeri olan kitap ve kütüphanelerin de vakıf hizmetleri içerisinde yer aldığı görülür. Cami, medrese ve zaviye bünyelerinde bulunduğu gibi, başlı başına bir müessese olarak ayrı yerlerde de kütüphaneler inşa edilmiştir. Ayrıca kişilerin özel mülkleri içerisinde sahip oldukları kitap ya da kütüphaneleri de vardır. Sivas şehri vakıfları içinde de fazla olmamakla beraber, kitap ya da kütüphanelere rastlanır. Bunlardan Sahibiye, Burüciye medrese kütüphanelerinin ilk sırada zikredilmesi gerekir. Ancak Osmanlı dönemindeki mahiyeti hakkında herhangi bir bilgiye rastlamadık. Bunların dışında Şemseddin Sivasi'ııin oğlu Şeyh Müeyyed, 30'u aşkın kitaptan oluşan kütüphanesini vakfetmiştir. Ancak, şehirdeki en büyük kütüphanenin kurucusu olarak, Hatipzade ailesinden Müftü Numan Efendi bilinir. Kütüphane'nin Cami-i Kebir'in batı yönünde ve günümüzde mevcut bulunan aileye ait mezarlık civarında olduğu bilinmektedir. Kitapların sayısı ve kullanımı hakkında bilgi bulunmamasına rağmen, zengin bir vakıf geliri, hafız-ı kütübü, mulıaddis, müfessir, cüzhan, ferraş, hafız gibi görevlileriyle ilgili bilgiler vardır. Kütüphane'de haftada iki gün tefsir ve hadis ile Cami-i Kebir'de haftada bir gün Muhammediye okutulması şartı vakfiyesinde bulunmaktadır.
Numan Efendi Kütüphanesi dışında Hayri Efendi ve Süleyman Paşa ile Ömer Efendi kitap vakıfları şehirde kurulan nadir kitap vakıflarındandır.

Şeyh Şemseddin Kütüphanesi'nde bulundurulmak üzere vakıf yapan Süleyman Paşa, 20 kitap vakf etmiş, Buhari ve Şifa kitaplarından başkasını şehir ahalisinden müracaat edenlere, ancak şehir dahilinde bilinen yerlerde faydalanması şartıyla verilmesini ve şehir dışına kitap verilmemesini şart koşmuştur. Ayrıca hafız-ı kütüp dersiam olup, belirli günlerde Buhari ve Şifa-i Şerif kitaplarını tedris edecektir.
Bunların dışında II. Mahmud'un vakfından 9 kitap, Numan Efendi Kütüphanesi'ne gönderilmiştir. Ayrıca 20. asır başlarında, şehrin en büyük kütüphanesi olan Ziya Bey Kütüphanesi kurulmuştur.

B. BELEDi HİZMETLER

Beledi hizmetler diye adlandırılan ve vakıfların şehir toplumuna sunduğu bir dizi hizmetler serisi ise; başta şehrin su ihtiyacını karşılayan çeşmeler, cami ve çarşı abdasthane atık sularını şehir dışına taşıyan kanallar, şehir içinde ve dışında ırmaklar üzerinde kurulan köprüler, halkın temizliği için hamamlar, çarşıların çöplerinin atılacağı çöplüler ile şehirde yol ve kaldırımların yapımı, vakitleri öğrenme amacıyla yapılan saat ve nihayet öldükleri zaman şehir halkının gömülecekleri mezarlıkları sayabiliriz. Ayrıca mahallelerde vakıf avarız sandıkları da mahalle halkının ortak olan ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
Fiziki yapıda görüldüğü üzere cami, mescid, medrese, zaviye, han, hamam, çarşı, pazar ve nihayet hane ve caddelerde bulunan çok sayıda çeşmenin ihya ve imarında vakıfların ilk planda yer aldığı anlaşılmaktadır. Şehir toplumuna hizmet veren çeşmelerin önemli bir kısmı tamamen hayri bir hizmet sunarken, bir kısmının yine vakıf gelir kaynağı olarak hanelerde ve bazı vakıf müesseselerinde icar karşılığında kullanıldığı görülmektedir. Fakat çoğunlukla halkın su ihtiyacını para vermeden vakıf müessesesi temin etmektedir. Şehir çeşmelerinden akan suların en makbulü "Kepenek" suyu olarak belirtilmektedir.

Şehirde gerek çeşme ve gerekse abdesthane atık sularının modern anlamda kanal ve künklerle şehir dışındaki nehre götürüldüğü vakfiye kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, Bostancıbaşı Mehmed Ağa vakfında yer alan kanaldır. Zikredilen kanal vasıtasıyla Cami-i Kebir, Sinan Paşa Hamamı, bazı Sivas çarşıları ve çeşmelerinin atık suları, Behram Paşa Hanı altından Halifelik yolu ile Mısmıl Irmağa akıtılmaktadır. Uzun bir mesafeyi ihtiva eden bu kanal haricinde küçük de olsa bazı kanal tamirlerinden bahsedilmektedir.

Şehir halkı veya gelip geçen misafir, yolcu, tüccar gibi yabancıların faydalandığı, şehrin muhtelif yerlerinde bulunan hamamlar da, birer vakıf müessesesi olarak tarihten günümüze aynı fonksiyonu yerine getirmektedir. Kadın ve erkeklere ayrı ayrı hizmet sunan çifte hamamların, Sivas toplumu için önemli bir yeri vardır.
Sivas şehrinin ırmaklar üzerinde kurulması nedeniyle, şehir içinde veya dışında vakıflar tarafından yaptırılan veya tamir edilen köprülerden bahsedilmektedir. Kızılırmak üzerinde Gürcü Köprüsü, Şeyh Şemseddin'in şehir civarında yaptırdığı köprü, Kösedere-i Müslim mahallesindeki köprü, Keçibula mahallesindeki köprü kaynaklarda yer alır. Yine şehirde yol ve kaldırım taşlarının döşenmesi vakıf müessesesi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Yine şehre 19. asır başlarında Alaüddin Paşa tarafından yaptırılan Çalar Saat'in Kale-i Cedid'iıı burçlarında olduğu bilinmektedir. Mahallelere has olmak üzere kurulan ve mahalle halkının ortak olarak kullandıkları ve ödedikleri vergi türü borçlarını karşılamak için avarız vakıfları kurulmuştur. Sivas şehrinde Hoca Hi'ıssam, Keçibula, Gökçebostan mahalleleri için kurulan avarız vakıfları kaynaklarda yer alır . Beledi hizmetler içerisinde son olarak Sivas şehrinde Kırklar Makberesi olarak zikredilen mezarlık zikredilebilir.
Sivas toplumuna uzun yıllar hizmet veren bu müesseselerin bazıları tarih içinde kaybolmasına rağmen, günümüzde hala hizmet sunanların varlığı da bilinmektedir.

Kaynakça
Kitap: SİVAS ŞEHİR HAYATINDA VAKIFLARIN ROLÜ
Yazar: ÖMER DEMIREL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVAS VAKIFLARININ FONKSİYONLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:50

SONUÇ

Yapmış olduğumuz araştırmada, eski bir Selçuklu merkezi olan Sivas şehrinin, Osmanlı dönemi boyunca iskanı, islamlaşması ve imarında vakıf müessesesinin rolü ele alınmıştır. Öncelikle dini, kültürel ve görüleceği üzere sosyo-ekonomik bir müessese olan vakfın, şehir toplumuyla bütün noktalarda iç içe bir ilişkisi söz konusudur.
Vakıf şehir ilişkisini üç ana bölümde ele aldık. Öncelikle, Sivas şehrine bakıldığında (tarihte ve günümüzde) göze çarpan ilk unsur, fiziki görünümü ve bu görünümün en önemli unsuru durumundaki mahallelerin oluşumunda vakıfların rolü olmuştur. Şehir Timur yıkımının hemen sonrasında Osmanlı hakimiyetine girmiş, birçok yönden yıkık bir haldedir. 15. asrın ortalarında şehrin 16 mahallesinin, mescid ve zaviyeler etrafında oluşan 567 hane nüfusu vardır. Bu asır başlarından itibaren, mescid ve zaviyeler etrafında oluşan mahalleler ile imar faaliyetlerinin, 16. asırda başta valiler tarafından büyük vakıflar tesis edilmek suretiyle yapıldığı görülür. 16. asırda 41 mahalle ile 3376 hane nüfusa ulaşan Sivas şehrinin, aynı zamanda bir eyalet merkezi olduğuna da şahit oluyoruz. 19. asra gelinceye kadar, eski hızıyla olmasa bile devam eden imar ve iskan faaliyeti neticesinde şehirde, toplam 70'i aşkın mahalle ve 130 civarında mescid-cami ismine rastlıyoruz.

Şehirde bütün bu imar faaliyetleri için kurulan 337 vakıftan çok azının Selçuklu döneminden gelmesine rağmen, en büyük ve zenginlerinin bunlar olduğu da belirlenmiştir. Zira, bunların kurucularının sultan, vezir ve ileri gelen devlet adamları ve tarikat-tasavvuf ehli olduğu görülür. Yine, Osmanlı döneminde kurulan çok sayıda vakfın kurucusu olarak, başta sadrazamlar olmak üzere, çok sayıda vali, ehl-i örf, ehl-i ilm ve tasavvuf zümresinin yanı-sıra, kadın ve erkek olmak üzere reayadan olanların da bulunduğu anlaşılıyor. Osmanlı dönemi boyunca kurulan vakıfların da en büyükleri, yine devlet adamları olan valilerce ve 16. asır içerisinde kurulmuştur. Vakıf kurucuları içerisinde, şehrin ayan, eşraf veya tasavvuf ve ehl-i ilm mensubu köklü ailelerinin mevcudiyeti bilinmektedir. Bunlardan Zaralızadeler, Selmanoğulları, Şemseddin Sivasi ailesi ve Hatipzadeler en ileri gelenleri olarak sayılabilir.

Şehirde kumlan vakıfların gelir kaynaklarının ise, hem şehir ekonomisiyle hem de şehir dışından kırsal yöreyle, yakından ilişkili olduğu görülmüştür. Zira, şehirde mevcut çarşılarda tespit edilen bedesten, dükkan, han, imalathane ve bunları içerisinde barındıran çarşıların yarıya yakını vakıf müesesesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunlara ilaveten şehir çevresinde veya çoğunluğu Sivas Eyaleti'nde olan 250 civarında karye-mezraa vakıf gelir kaynakları içerisindedir. Ayrıca, tuzlalar da sayı olarak az olmasına rağmen, önemli gelir kaynakları arasındadır. Vakıf gelirlerinin %90'nıııııı şehir haricinde bulunan tuzla, karye ve mezraalardaıı geldiği, %10'nun ise, şehirdeki dükkan vb. kaynaklardan olduğu tespit edilmiştir. Vakıf gelirlerinin %68'i zaviye türünden vakıf müesseseleri için harcanmaktadır. Cami ve mescidlerin %19, medreselerin %9 ve nihayet evladlık vakıfların ise, %4 gibi bir gelir tablosu vardır. Ayrıca, toplam vakıf gelirlerinin %52'si gibi önemli bir kısmının vakıf evladı ve görevliler tarafından alındığı da belirlenmiştir.

Vakıf görevlileri içerisinde ilk sırada mütevellilerin bulunduğu, ardından şeyh, zaviyedar, cüzhan, türbehan, imam gibi görevlilerin geldiği tespit edilmiştir. İlk dönemlerdeki görevli sayısına nazaran, 18. ve 19. asırlarda büyük oranda görevli enflasyonu olduğu dikkat çekmektedir. Şehir nüfusuyla, vakıf görevli sayısını karşılaştırdığımızda önemli bir yekün tuttuğu da anlaşılmaktadır.

Görevli ücretlerinden nakdi olarak tayin edilenlerin, zaman geçtikçe enflasyona uğraması, zaman zaman zam uygulamasına sebep olmuş, bazı görevlilerin ise, birden fazla görev alması yaygın bir hale gelmiştir. Evladlık vakıflarda görevli ücretlerinin oldukça fazla olmasına karşın, diğer ücretlerin daha az ve birbirine yakın olduğu görülür.

Vakfın Sivas şehri fiziki yapısının oluşumunun yanısıra, ekonomik yapısında, şehir toplumunun ibadet, eğitim ve beledi tüm ihtiyaçlarının karşılanmasında da önemli rolünün olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde de Sivas şehri fiziki yapısında ve hala toplum hayatında hizmet yürüten birçok eserde vakıf müessesesinin imzası bulunmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Sivas Şehri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir