Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sivas Vakıflarinin Ekonomik Yapısı

Burada Sivas Şehri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sivas Vakıflarinin Ekonomik Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:30

SİVAS VAKIFLARININ EKONOMİK YAPISI

I. VAKIF SAYISI VE HUKUKİ DURUMLARI


Sivas şehrinin fiziki yapısında vakıf-şehir ilişkilerini ele almaya çalıştık. Bir bakıma vakfın ürünü sayabileceğimiz bu maddi unsurların topluma sunduğu hizmet, vakıf müssesesinin bir boyutunu göstermektedir. Asıl, ikinci boyutu vardır ki, farklı bir cepheden şehir toplumunu ve hatta şehir dışında kırsal kesimi de yakından ilgilendiren yönüdür. Bu da vakfın gelir kaynakları olan menkul ya da gayrı menkullerdir. Belirtmiş olduğumuz bu iki maddi cephenin harekediliğini sağlayan bir üçüncü taraf ise, başta vakıflar olmak üzere, bu müessesede çalışan tüm görevliler ve bunların sunduğu hizmetlerdir.

Eski bir şehir merkezi olan Sivas'ta tesis edilen vakıfları, temelde çalışma dönemimizde kurulanlar (1700-1850) ve öncesinde mevcut olup, dönemimizde de hala faaliyettekiler olmak üzere iki kısımda ele aldık. Araştırma dönemimiz olan 1700-1850 tarihleri arasında, 147'si vakfıyesiz, 134'ü vakfı-yeli olmak üzere 281 vakıf kurulduğu belirlenmiştir. Bu sayının içindeki 3 adet gayr-ı müslim vakfı da aynı dönemde tesis edilmiştir. 1700 sonrasında hala faaliyette bulunan 56 vakıfdan, 26'sının vakfiyesi bulunmakla beraber, 30'unun vakfiyesi bulunamamıştır. Diğer bir ifadeyle, 1218 tarihli Darü'ş-Şifa vakfiyesinden başlamak üzere, 1850 tarihine kadar kaynaklarda tespit ettiğimiz toplam 337 vakıf vardır.439 Sayı itibariyle çoğunluğunun, yanı %83' ünün 1700 sonrasında, % 17'sinin ise, 1700 öncesinde kurulduğu müşahede olunmuştur. Sayıdaki bu farklılığa karşılık, ileride detaylı olarak görüleceği üzere, Sivas şehrinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısında daha etkili olanlarının 1700 öncesinde kurulanlar olduğu görülür. Hatta, Osmanlı öncesinde kurulmuş olanların en büyük vakıflar oldukları karşımıza çıkacak Osmanlı dönemi içerisinde, 16. asırda tesis edilen vakıfların, tüm Osmanlı dönemi göz önüne alındığında oldukça büyük oldukları görülür. Sivas şehrinin fiziki yapısındaki eserlerin yapılış tarihleri de bu hususu teyit etmektedir. Bu dönemde yapılan vakıf eserlerinin, Sivas şehrinin asıl fiziki yapısını oluşturduğu anlaşılır.

Sivas şehir vakıflarına hukuki açıdan bakıldığında, tespit edilenlerin %36'sının bütün gelirlerinin hayra kullanılan Hayri vakıf, %60'ının Yarı-Hayri vakıf ve %4'ünün ise Ehli vakıf statüsünde olduğu görülmektedir. 18. asır Osmanlı geneli için yapılan diğer bir çalışmada %75'i Yarı-Hayri, %18'i Hayri ve %7'si Ehli ve 17. asır için yapılan bir başka çalışmada ise, %23'ü Hayri, %43.4'ü Yan-Hayri ve %33.5'i Zürri (Ehli) vakıftır. Vakıfların kuruluşunda, İslam dininin tesirinin yanısıra, siyasi, kültürel ve ekonomik arzu ve gereksinimler de etkili olmuştur.

Hayri ya da yarı-hayri vakıflardan istifade edecek müesseseler de yine vakfın kuruluş gaye ve yönünü ortaya çıkarmaktadır. Vakıfların büyük bir çoğunluğunun müştemilatında birden fazla ünite bulunmaktadır. Öyle ki, cami, zaviye, mektep ve çeşme aynı vakıf bünyesinde yer almıştır.

Kuruluş dönemi, tarihleri ve hukuki yönleri hakkında, genel bir manzara çizdiğimiz Sivas şehri vakıflarının, ekonomik çehresi denildiğinde, öncelikle gelir kaynaklan, bunların işletilmesi, gelirleri ve şehir ekonomisindeki yeri akla gelmektedir. Ayrıca, vakıf gelir kaynaklarını ise, temelde iki ana başlık altında ele almak mümkündür. İlki, şehir dahili, ikincisi ise, şehir harici kaynaklardır.

II. GELİR KAYNAKLARI

A. ŞEHİR DAHİLİ

1. Meskenler


Osmanlı ailesi için önemli bir yeri olan meskenler, sahip oldukları özellikler ve icra ettikleri fonksiyonlara bağlı olarak, menzil, kışevi, oda, kiracı damı, konak ve saray gibi isimlerle adlandırılmışlardır. Bazen yöreye göre değişen bu isimler, çoğunlukla aynı fonksiyonu icra eden ünitelerdir. Vakıf gelir kaynakları içerisinde de yer alan meskenler, Osmanlı ailesi ve dolayısıyle Sivas toplumu için de, sahip olunabilecek en önemli mülklerden biridir. Bu nedenle ailelerin en fazla sahip oldukları mülklerden ilkidir denilebilir. Zira, Sivas şehri genelinde hemen hemen her ailenin bir eve sahip olduğu yaygın olarak görülmektedir.

Sivas meskenlerini temelde, menzil konak, kiracı damı ve saray olarak ayırmak mümkündür. Ama, yaygın olarak konak tipi bahçeli evler ile toplumun sahip olduğu birkaç bölümü ihtiva eden meskenler vardır. Zarahzade Said Paşa'nın vakfetmiş olduğu konağı yirmiye yakın bölümden meydana gelmiştir. Genellikle iki katlı olan evler, alt katta bir kış evi, bir aralık, ahır, samanlık, odunluk, kiler, üst katta fevkani oda, yazlık gibi bölümleri ihtiva eder.

Vakf edilen evlerin özellikleri ile vakıfların sosyal, ekonomik ve siyasi özellikleri birleştirildiğinde şehirdeki mahallelerin sosyo-ekonomik karakteri hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Örneğin, Cami-i Kebir, Sarı Şeyh, Üryan-ı Müslim, Üryan-ı Zimıni, Kale-i Atik, Küçük Bengiler, Küçük Minare gibi mahallelerde, şehrin ileri gelen zenginlerinin çoğunlukla oturduğu, bahçeli ve büyük evlerin fazlalığı dikkati çekmektedir.

Müsakkafat (çatılı bina) cinsinden vakıf kaynakları, 61 muhtelif boyutlu (konak vb.) menzil, 6 kiracı damı ve 1 saray ile toplam 68 ünite ve %10.5'lik bir yer tutmaktadır. Vakfedilen meskenlerin bir kısmında, vakıf kendisinin ve evladlarının oturmasını şart koşarken, bazılarında ise, kiraya verilmek suretiyle gelirlerinden istifade edilmesi istenmiştir. 1200-1576 tarihleri arasında toplam 19 menzil olmak üzere, sayısı belirtilmeyen, hane, hücre ve kiracı evleri şeklinde adlandırılan meskenler vakfedilmiştir.

Vakfedilen meskenlerin zaman içindeki değişimleri hususunda şu özellikler dikkatimizi çekmiştir. 16. asır kaynaklarında yer alan, Sarı Şeyh, Şeyh Erzurum zaviyesi çevresinde bulunan haneler ile yine aynı yüzyıl başında kurulan Kerim Çavuş vakfındaki kiracı evlerinin zamanla yıkıldığı anlaşılmaktadır. 19. asır başlarından itibaren zikredilen vakıf evlerinin üzerine mülk binaların yapıldığı da görülmüştür. Yine Küçük Minare mahallesinde Sobacıoğlu Sarı Ahmed vakfının, 3 menzilinin harabe olması neticesinde, kimsenin kiralamadığı ve mütevellinin hattı hümayun almak suretiyle bazı dükkanlarla değiştirdiği kaynaklarda zikredilmektedir.

Zarahzade Feyzullah Paşa'nın zevcesi Aişe (Ayşe) Hatun'un vakfettiği saray olarak nitelendirilen mesken hakkında ise, ayrınulı bilgi edinilememiştir.

2. iktisadi Kuruluşlar

Vakıf gelir kaynakları içerisinde hemen hemen tamamı nefs-i şehirde bulunan bina türü gelir kaynaklarının, %90'nını iktisadi kuruluşlar oluşturur. 1700-1850 tarihleri arasında toplam olarak 578.5 muhtelif vakıf gelir kaynağını (akarını) ihtiva eden binaların, 499'u dükkan, 27.5'i değirmen, 1'i tahmis, 1'i şemhane, 14.5'i boyahane, 1.5'i debbağhane, 9'u han, 2'si sekil, 1'i basmahane, 10'u hamam, 1'i canbaz ahuru, 1'i anbardır.452 Aynı vakıf akarlarının 1835'deki durumunda ise, 445 dükkan, 18 değirmen, 10 boyahane, 1.5 debbağhane, 8 han, 1 basmahane, 7 hamam şeklinde bir değişiklik söz konusu olmuştur.453 Sayıların değişkenliği daha çok siyasi olaylar, yangın, deprem ve iklim gibi muhtelif sebeplere bağlıdır. Tüm vakıf kaynakları içerisinde en fazla yıpranma müsakkafat nevi kaynaklarda olmaktadır.

Selçuklu dönemi bina türü vakıf kaynaklarının, zikredilen sebeplerden ötürü 16. asırdan önce, önemli bir kısımının yıkıldığını, 16. asırda yenilenen binaların ise, 18. asırda yeniden önemli bir kısmının başka vakıflar tarafından yaptırıldığını müşahede ediyoruz.454 Yaklaşık her iki ya da üç asırda binaların yeni vakıflar tarafından aynı zemin üzerinde yenilendikleri görülmektedir. Sivas şehri vakıf akarlarının 13, 16. ve 18. asırlar ilk yapım veya yenilenme dönemleri olmuştur.
Belirtilen vakıf kaynaklarının coğrafi dağılımlarına gelince; değirmen, hamam, han ve dükkandan oluşan az sayıdaki akarın haricinde tamamı şehir merkezinde bulunmaktadır.455 Bina türü vakıf akarlarını isimlerine göre bir tasnife tabi tuttuğumuzda, 34 haffaf, 26 bakkal, 24 semerci, 28 kuyumcu, 29 duhancı, 19 attar, 14 kahvehane, 10 penbeci dükkanı ile 18 değirmen, 10 boyahane, 1 basmahane, 1 mumhane, 1 tahmis, 1.5 debbağhane gibi dükkan ve imalathane vardır.456 1827 tarihinde şehirdeki tüm dükkanların mesleklere göre dağılımı ile karşılaştırıldığında bir uyum söz konusu olup, yarıya yakınının vakıf akarı olduğu anlaşılmaktadır.

Fiziki yapıda belirtildiği üzere, şehirde en fazla vakıf binası ihtiva eden vakıflardan, Zarahzade Mehmed Paşa'nın 152 adet akarı, dönemin en büyük vakfını teşkil etmiştir. 16. asır içinde en çok dükkana sahip vakıflardan, Lala Sinan Paşa vakfı 160 dükkan, 2 han, 1 hamam ve 1 değirmenden oluşmakta ve gelirleri Sincanlı'daki imaretine gönderilmektedir.458 Hasan Paşa'nın 1565'te yaptırmış olduğu vakıfta 76 dükkan, 3 değirmen ve 1 hamam yer almıştır.459 1576'da Behram Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'in vakıflarında, sayısı tam olarak bilinemeyen han, hamam, ve dükkanlar yer almıştır.460 Aynı asrın sonlarında, Sivas valisi Mahmud Paşa'nın 1584 tarihli vakfı ise, Kale Cami akarı olmak üzere 25 dükkan, 2 hamam ile şehirdeki vakıf akarları içerisinde dönemi itibariyle en önemlilerindendir.

17. asır içinde bu büyüklükte vakıf ve imar faaliyeti olmamıştır. 18. asırda ise, vakıf dükkanlarının yapım faalilyeti biraz daha artmıştır. Çünkü, 16. asırda tesis edilen vakıf akarlarının büyük bölümünün sadece zemini kalmıştır. Örneğin Hasan Paşa akarlarından yıkılanlarının zemini üzerine 85 yeni dükkan yapılmıştır. Aynı şekilde, Lala Sinan Paşa vakfı, Kerim Çavuş vakfı ve Mahmud Paşa vakfı zeminleri üzerine 18. ve 19. asır başlarında yeni binalar yapılmıştır.

18. asır boyunca ise, Sivas şehrinde üç önemli aile, Selman Bey evladları (Bostancıbaşı Mehmed Ağa, Ahmed Paşa, Celaleddin ve Alaüddin Paşa), Hatipzade'lerden El-Hac Mustafa, Müftü Numan Efendi ve dönemin en güçlü ayan ailesi Zarahzadelerden Osman Paşa, Mehmed Paşa, Mehmed Said, Saniye Hanım, Ayşe Hanım, Alime Hanım, Ali Bey, Recep Paşa çok sayıda vakıf dükkanlarından bazılarını mülk arazileri üzerine, bazılarını ise, vakıf araziler üzerine bina etmek suretiyle dönemin en büyük vakıflarını tesis etmişlerdir.

Vakıf dükkan sayılarındaki değişme haricinde, dükkan içerisindeki mesleklerde de bir değişme söz konusudur. 1715 tarihli Yakub Beşezade evkafında 4 çilingir, 1 mumcu, 1 ekmekçi, 2 kebabcı, 2 bakkal dükkanının bir asır sonrasında (1835'te), 3 berber, 1 eskici, 1 duhancı, 1 kahvehane, 2 kılıççı, 1 temürcü dükkanı haline geldiği görülür.465 Aynı değişmeyi diğer vakıf dükkanlarında da izlemek mümkündür. 1719 tarihli Bostancıbaşı Mehmed Ağa, 1758 tarihli Müftü Numan Efendi, 1769 tarihli Alime Hanım ve 1799 tarihli Recep Paşa vakfında bulunan dükkanlardaki icra edilen mesleklerde de değişme söz konusudur.466 Bu değişmede kiracı esnafın faaliyet dalı veya şehrin ekonomik yapısındaki değişiklik etkili olmaktadır.

Kaynakça
Kitap: SİVAS ŞEHİR HAYATINDA VAKIFLARIN ROLÜ
Yazar: ÖMER DEMIREL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVAS VAKIFLARININ EKONOMİK YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:30

3. Nakit Para

Vakıf gelir kaynakları içerisinde nakit paranın, Osmanlı geneli için önemli boyutlara ulaşmasına rağmen, Sivas şehrinde toplam vakıf kaynakları içerisinde 1700-1850 tarihleri arasında 40160.5 kuruş vakfa konu olmuştur. Çoğunlukla diğer gelir kaynaklarıyla beraber vakfedilen para vakıflarının 34 adet olduğu tespit edilmiştir. 30 ile 6000 kuruş arasında değişen miktarlarda paranın, 18. asır sonu ile 19. asır başlarında daha yaygın olarak vakfedildiği görülmektedir.

1700 öncesinde ise, 6 ayrı vakfiyede sırasıyla, 1200 akçe, 600 akçe, 320 dinar, 36000 gümüş dirhem ve 800 esedi kuruş olmak üzere vakfedilmişlerdir. 1572 tarihli Divrikli Mahmud Kethüda vakfının 36000 gümüş dirhemi dahil diğer para vakıflarının zamanla ortadan kaybolduğunu, 1835 tarihli muhasebe kaydında, aynı vakıfların diğer gelir kaynakları bulunduğu halde paraların tamamının yer almadığını görüyoruz. Para vakıflarının mütevelli izniyle menkul-gayr-ı menkule çevrilmesi bir yana, uzun süreli olmadıkları anlaşılmaktadır.

4. Sular

Sivas şehri, ırmakların, çeşme ve suların bol olduğu bir bölge olarak bilinmektedir. Çeşme ya da pınarların çoğu vakıf hayratı olmakla birlikte, vakfa gelir getiren sular da mevcuttur. Bunlardan ilki, Bayram Paşa'nın muhtelif çeşmelere dağıtılan vakıf sularının evlere verilenlerden icar alınmasıdır. Bir başkası Hasan Paşa vakfından 25 çeşmenin icar geliridir. Yine, Küçük Bengiler mahallesi sakinlerinden El-Hac Hüseyin Ağa'nın cami evkafı gelirlerinden olan değirmenin suyunun bazı hane, hamam ve çeşmelere icara verilmesidir. Bu vakıfta 3 hamam, 48 çeşme ve 73 hanede olmak üzere toplam 124 çeşme geliri söz konusudur.

5. Tahıl ve Hayvanlar

Tahıl ve hayvanların çoğunlukla üretimi yapılan bölge olarak kaynaklarda geçen Sivas ve çevresinde vakfa konu olarak bilhassa hayvanların az olması dikkat çekmektedir. İki vakfiyeden 1280 tarihli Sahibiye vakfında 300 koyun, 1332 tarihli Ahi Emir Ahmed Zaviye vakfında ise, şehirde Tokmak Bazarı'nda satılan sürülerden, sürü başına iki koyun alınacağı belirtilmektedir. Her iki vakıf şartı ve mallarının da, 16. asır ve daha sonrasında (19. asırda) mevcut olmadığı tespit edilmiştir.

Yine, vakıf müesseseleri içerisinde ve bilhassa zaviyelerdeki dervişlerin geçimlerine medar olmak üzere devletin doğrudan gelirlerinden yardım ayırdığı paralar, dolayısıyle vakıf müessesinin ihtiyaçlarını temine ayrılmış gelirlerdendir. Bunlardan, Mevlevihane dervişleri için, Sivas nehir ve göllerinde tutulan balıklardan alınacak aylık resim için yıllık mukataa bedeli 200 kuruş ve Tokat damgası malından yevmi 35 akçe ayrılmıştır. Yine Keçibula mahallesindeki Nakşibendi tarikati zaviyesinde bulunan fukara ve dervişan için taamiye olmak üzere, Sivas cizye malından yevmiye 60 sağ akçe ve yine ağnam-ı Çemişgezek ve Voyvodalık-ı Tokat malından olmak üzere 20 akçe ayrılmıştır. Şeyh Şemseddin zaviyesi için Sivas cizye evrakına zam ile yevmiye 120 akçe (senelik 354 kuruş) ayrılmıştır.

6. Diğerleri

Vakıf akdine konu olan diğer nesnelerden önemli bir kısmı ev eşyaları ve kitaplardır. Ev eşyaları muhtelif şekillerde vakfedilmiş olup, bazılarında tamamı, bir kısmında üçte biri ve bazılarında ise, ismen sayılarak kazan, leğen gibi bakır eşyalar olarak geçmektedir. Genellikle 18. ve 19. asrın ilk yansında tesis edilen vakıfların önemli bir kısmında bu çeşit vakıf geliri söz konusu olmuştur.

Vakfedilen kitaplar hususunda ise, Sivas şehrinde üç önemli örneğe rastlıyoruz. Bunlardan ilki, Şeyh Şemseddin'in oğlu Müeyyed Efendi'nin vakf ettiği tamamı 33 cilt kitaplar (başta tefsir kitapları olmak üzere, tarih, arapça, mesnevi, divan vb.) ikincisi, Hatipzadeler'den Numan b. Şeyh Ahmed'in kütüphanesi ( kaç kitap olduğu belli değil) ve sonuncusu ise, El-Hac Süleyman Paşa'nın, Şeyh Müeyyed Efendi kütüphanesinde kullanılmak üzere 20 ciltlik kitap vakfıdır. Süleyman Paşa kitapları içerisinde Buhari, Müslim, Nesei ve Tirmizi gibi hadis kitapları, tefsir, lügat, arapça gramer ve Up kitapları vakfedilmiştir.

B. ŞEHİR HARİCİ

1. Karye ve Mezraalar


Osmanlı Devleti'nde üretim kaynaklarının en önemlisi olan araziler, vakıf müessesi gelir kaynakları içerisinde de aynı önemi haizdirler. Bunlar temelde, karye, mezraa, bağ, bahçe, çiftlik gibi farklı isim ve özellik taşırlar. Sivas şehri vakıf gelir kaynaklarının, önemli bir bölümünün aynı özelliğe sahib arazilerden oluştuğu görülür. Vakıf arazileri içerisinde yaygın olarak köy (karye), mezra, çiftlik, bağ, bahçe, bostan, tarla, sebzelik, odak ve tuzlalar sa-yılabilir. Ayrıca, Selçuklu dönemi vakıflarında ise, saymış olduklarımızın tümünü ihtiva eden "Divan" adı verilen birim söz konusudur. Vakfiyelerde rastlanıldığı üzere 10 veya 11 karye-mezraadan müteşekkil idari bir birim olan divanlar nahiyelere bağlıdır.

Sivas şehri vakıf arazilerinin sayı itibariyle durumu şöylece sıralanabilir. Tablo'da görüldüğü üzere, 1700-1850 tarihleri arasında toplam 187 karye, 87 mezra ile toplam 274 vakıf ziraat alanı bulunmaktadır.483 Aynı vakıf kaynaklarının 1576 'da bazıları eksik olmak kaydıyla, 113 karye, 45 mezra ve 1576 öncesinde ise, 168 karye, 42 mezra olarak tespit edilmiştir.484 Ayrıca, çoğunluğunun şehir çevresinde veya çok azının şehir içerisinde olduğu tespit edilen, çiftlik, tarla , bağ, bahçe, bostan ve tuzlalar da vakıf gelir kaynakları arasında yer almışlardır.

Vakıf arazisi içerisinde sayı itibariyle en fazla olanı karyeler ve mezraalardır. Karye ve mezraaların üç ayrı dönemde belirlemiş olduğumuz toplam sayıları tahlil edildiğinde, bazı soruların cevaplanması gerekiyor. Acaba bu kaynakların coğrafi dağılımları nasıldır? Sivas Eyaleti'ne olan dağılımının yanısıra, vakfedildikleri ilk tarihten itibaren 1850 tarihine kadar geçen zamana dağılımları nasıl olmuştur?

Öncelikle Eyalet-i Rum'un sancak, kaza ve nahiyelerinin sayı ve sınırlarının sürekli bir değişim gösterdiği kaynaklardan anlaşılıyor.48" Buna bağlı olarak, çok geniş bir zaman diliminde (1200-1850) vakfedilen karye ya da mezraaların bağlı oldukları nahiye, divan veya kazaların değişiklik gösterdiği muhakkaktır.487 Bu nedenle coğrafi dağılımda, tek tek yerleşim birimlerinin kesin ve açık olarak tesbiti mümkün olamamıştır. Ancak, yaklaşık olarak kazalara göre bir bölge sınırlaması yapılabilir. Sivas şehri ve kazası merkez olmak üzere, güneyde Kangal Kazası'nın kuzey sınırına, doğuda ağırlıklı olmak üzere Hafik ve kısmen Zara, batıda Yıldız Kazası, kuzeyde Tokat sınırları içinde (Tozaıılı, Kazabad), bugünkü isimleriyle Artova, Pazar, Almus ve Reşadiye'nin güneyine bakan bölge, vakıf karye ve mezraların çoğunlukta (yoğunlukta) oldukları coğrafi alanı gösterir.188 Ayrıca, Malatya, Kayseri, Bayramlı (Ordu), Çorum ve Divriği'de de az sayıda vakıf arazisi bulunmaktadır.

Haritada görüldüğü üzere, karye ve mezraların dağılımında en fazla Hafik 91 karye-mezra, Yıldız 65, Sivas ili 39 ve Zile, Behramşah, Niksar ard arda sıralanabilir. Karye ve mezraaların coğrafi dağılımı hususunda, öncelikle Sivas ile Tokat kazalarına bağlı olanlar çoğunluktadır. Bu dağılımda etkili olan faktörler hakkında kesin bilgiler olmasa da, tahmini bir sebep olarak Eyalet-i Rum'a bağlı olan bölgeler içinde, buralardaki arazilerin öncelikle idareciler tarafından vakfedilmeleridir. Yine, Sivas Eyaleti haricindeki karyeler ya da mezralara Selçuklu Sultanları ve Osmanlı Vezir-i Azam'larının vakıflarında rastlanılmıştır. Zira, gerek Sultanların gerekse, Vezir-i Azam'ların tasarrufları bütün bir ülke coğrafyasına dağılmış bulunmaktadır. Buna misal olarak, Konya, Kayseri, Malatya, Karabük, Sivas ve Tokat gibi geniş bir coğrafyaya dağılmış olan, Sultan I. İzzettin Keykaviis'üıı Darü'ş-Şifa vakfı ile Osmanlı Vezir-i Azam'larından Rüstem Paşa vakfı verilebilir.

Vakıf arazilerinin coğrafi dağılımlarında zikredilmesi gereken benzer bir husus, bazı vakıf karye-mezralarının belli bir bölgede toplu halde olmaları veya tam tersi olarak farklı nahiye ya da kazalara dağılmış bulunmalarıdır. Hoca İmanı vakfı ile Ahi Ahmed Çelebi Zaviye vakıflarına ait toplam 13 karye-mezra ile Ahi Emir Ahmed Zaviye vakfına ait 10 karyenin belli bölgelerde bulunduğu görülür.

Karye-mezraa ney'inden vakıf arazileri olan vakıfların vakf ediliş tarihleri itibariyle dağılımlarının daha çok Osmanlı öncesinde, sonra 1400-1700 ve nihayet çok az olmak kaydıyla 1700 sonrasında olduğu görülüyor.

1726 tarihli Dtıha Hatun vakfında 3, 1801 Handanzade El-Hac Mehmed Emin Ağa'nın cami vakfında 11 ve nihayet kuruluşunu 1700 sonrasında tahmin ettiğimiz Mevlevihane vakfında bulunan 1 karye, son dönemdeki yegane arazi türü (karye-mezraa) vakıflardır.101 Bu dönem tesis edilen vakıf gelir kaynaklanın çoğunlukla dükkan gibi akarlar oluşturmaktadır. 1576-1700 tarihleri arasında ise, yine bir kaç istisna dışında ( Küçük Ali Baba, Mahmud Paşa, Teslime Hatun, Şeyh Müeyyed, El-Hac Ahmed ile Kızı Hurşide Hatun vakıfları) çoğunluğunu karye ve mezraalar dışındaki akarlar oluşturur. 1576 öncesinde ve bilhassa Osmanlı öncesinde kurulmuş olan veya kurulduğu tahmin edilen vakıfların hemen hemen çoğunun gelir kaynaklarını karye ve mezraa türünden araziler meydana getirir.1'-'2 Bunun en önemli sebebi ise, bölgenin Osmanlı öncesi ve Osmanlı döneminde (Çelebi Mehmed) fetih, iskan ve İslamlaştırmada devlet ileri gelenlerine temlik edilmesi gösterilebilir. Hatta, bölge arazisinin divani-malikane olarak iki sahibinin bulunması, böylesi bir uygulamanın neticesi olarak görülmektedir. Aynı zamanda mülk olarak verilen arazilerin (hisselerin) çoğunluğunun hemen vakfa dönüştürüldüğü veya çok azının uzun süre sonra vakf edildiği anlaşılmaktadır.
Karye ve mezraa türünden vakıf kaynakları hususunda açıklanması gereken bir başka husus, geçen zaman içerisinde nasıl bir değişim gösterdikleridir. Sayı, vasıf, coğrafi ve idari açıdan bu değişimin boyutları nelerdir?

Bilindiği üzere Sivas şehri, Selçuklular'dan itibaren İlhanlı, Eratna, Timur ve Osmanlı hakimiyetinde siyasi bir süreç yaşamıştır. Ayrıca, Osmanlı hakimiyetinde de sürekli isyanların olduğu bir bölgenin merkezliğini yapmıştır. Bu siyasi değişimin, şehrin muhtelif cephelerine yansıdığı, dolayısıyle vakıf kaynak ve hizmetlerine de tesir ettiği söylenebilir.
Öncelikle, siyasi mücadeleler esnasında şehrin maddi çehresinde önemli bir yıkımın meydana geldiği kaynaklarda müşahhas bir şekilde gözlenmektedir. Karye ve mezraların tümünün değişimi hakkında tespitler yapılamasa da, bazı önemli vakıflarda bu değişimi izlemek mümkündür. Sivas şehrinin en büyük vakıf müesseselerinden olan, Şifaiye'nin karye ve mezraalarının vakfiye tarihi 1218'den itibaren, 1576 ve nihayet 1835 tarihleri arasındaki değişimi örnek olarak verilebilir" Burada, karye ve mezraaların sayı yönünden bir eksilme gösterdikleri belirtilmelidir. Ayrıca, çiftlik veya karye olarak geçen ünitelerin, 1576 ve 1835 tarihlerinde bir değişiklik göstermek suretiyle mezraa ve karye olarak geçtikleri görülür. Örneğin, Kayseıi'ye bağlı Efkere çiftliği 1576 ve 1835 tarihlerinde karye olarak kayıtlıdır. Yine aynı vakfın arazilerinden olan, Alaüddin, Halil Obası ve Beğli karyeleri, 1835 tarihinde mezra olarak kaynaklarda yer almıştır. İdari olarak ise, 1218'de Horahon (Horhun)'a bağlı olan karye-mezraaların, 1835 de Hafik ve Koçhisar'a bağlı olduğu, Kazabad'a bağlı olan karyelerin ise, 1835'de Yıldız'a bağlı kaıyeler olarak değişiklik gösterdikleri görülmektedir.

Sahibiye (Gök Medrese) Medrese'si vakfının karye-mezraalarında 1576-1835 tarihleri arasında önemli bir azalma vardır. Ayrıca, Sivas şehrinin önemli vakıflarından olan, Ahi Emir Ahmed Zaviyesi vakfının karye-mezralar açısından oldukça zengin olduğu ve 1332-1835 tarihleri arasında sayı ve keyfiyet açısından önemli değişiklikler geçirdiği anlaşılmaktadır. 1835 tarihinde bazı karyeler için "ila mevcut" (7 karye) ve 1 tanesi için de başkaları tarafından tasarruf olunduğu belirtilmiştir.

Karye ve mezraaların kemiyet ve keyfiyet açısından uğradıkları değişiklikler hususunda örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bilhassa vakıf gelir kaynaklarının çoğu arazi olan Ahi Ali Zaviyesi, Şahin Baba Zaviyesi, Ahi Mehmed Zaviyesi, Emir Arif Zaviyesi, Kel Abdal Zaviyesi, Hacı Arduç Vakfı, Şeyh Çoban Zaviyesi ve Çorbacı Mahmud vakfında benzer özellikler söz konusudur.

Vakıf gelir kaynakları içerisinde yer olan karye ve mezraaların isimleri hakkında ise, şunlar söylenebilir. Aynı ismi taşıyan karye ve mezraalara rast-landığı gibi, farklı kaza ve nahiyelerde aynı ismi taşıyan karyeler de oldukça fazladır. Bunlar, büyük bir ihtimalle aynı boy ya da aşiretin mensııbları olsa gerekir. Eski yerleşim yerleri olduğu tahmin edilen ve daha çok "viran" tabiriyle biten Sadeviran, Damviran, Akviran, Kızılviran, Karacaviran, Çakırviı an, Ortaviran, Kozviran, Dereviran, Yassıviran, Yağviran ve Danişmendviranı gibi karye isimleri vardır. Yine, Kilise, Yehuda, Harami Kilise, Yaşlı Kilise, Kafimi gibi farklı din mensubu olan karye isimleri de vardır. Mensup oldukları boyların isimleri ile adlandırılan, Bayat, Todurga, Eymir, Kayı, Salur, Çepni, Kınık, Kargın gibi karyeler ile şahıs isimleriyle anılan köy açaıı zaviye şeyhi isimlerine de rastlanılmaktadır. Fakat, vakıf karye-mezraaların çoğunluğu coğrafi ad taşıyanlardır. Bunlardan Armııdluca, Küçükgöl, Küçükdere, Kavak, Karahisar, Kabaca, Küçük, Ekinlü, Kayabeğli, Beğpınarı, Akpınar, Uçpınar, Acıpınar, Subaşı, Tepeli, Yaylacık, Ziyal Deresi, Yoncalık gibi karyeler sayılabilir. Vakıf karyeleri içerisinde günümüze kadar aynı isimle gelenler bulunduğu gibi, Osmanlı döneminde başlamak üzere bilhassa son dönemde hızlı bir isim değişikliği söz konusudur.

16. asır Celali isyanlarında başlayıp, 19. asra kadar devam eden köylerin dağılması, tamamen ortadan kalkması az da olsa kaynaklarda yer almıştır. Karye-mezraaların küçük ya da büyük olma özellikleri ise, arazilerine, nefer sayılarına, gelirlerine veya padişah, vezir veya valilerin idarelerinde (has, zeamet, timar) olmalarına göre ortaya çıkmaktadır. Fakat, önemle belirtilmesi gereken bir özellik, Selçuklu döneminde vakf edilen karyelerin tüm dönem ve vakıflar için en büyük karyeler olmalarıdır.

2. Çiftlik

Karye ve mezraalar dışında vakıf arazisi olarak şehir haricinde veya sur dahilinde olan çiftlikler vakıf gelir kaynakları arasında yer almıştır. Bilindiği üzere çiftlik, Osmanlı toprak idaresinde bir çift öküzle işlenilebilen ve verimliliğine göre değişebilen 60, 80 veya 150 dönümlük toprak parçasını ifade eder. Ayrıca, halk arasında ikinci bir manası da, üzerine inşaa edilmiş binaları içinde hayvanları, ekim için kullanılacak topraklan, alet ve edevatı kapsayan toprak parçası şeklinde anlaşılmaktadır.

Tahrir defterlerinde, Sivas şehri zaviyelerinin bazılarının çiftlik olarak vasıflandırıldığı görülür. Ahmed Çelebi, Abdülvahab Gazi, Darü'r-Raha, Şeyh Erzurum, Şeyh Çoban, Hoca Arasta bunlara örnek olarak gösterilebilir. 19. asırda aynı zaviyelerin çiftlik olarak kaydedilen arazilerinin yanısıra, sayısı belirtilerek kaydedilen tarlalar (1-24 adet) da vardır. Abdülvahab Gazi zaviyesi vakfına dahil bulunan çiftliğin 40 tarladan ibaret olduğu kayıtlıdır. Akbaş ve Hoca Arasta gibi şehir merkezinde ve iskan bölgesinde bulunan zaviyelerin ise, daha önce çiftlik olarak kaydedilen arazileri zemin olarak belirtilmiştir.

Vakfiyelerde çiftlik olarak yer alan bazı arazilerin de, 19. asır kaynaklarında karye-mezraa haline dönüştükleri ve bunların daha çok Sivas dışındaki diğer kaza ya da eyaletlerde bulundukları dikkat çekmektedir. Ayrıca müstakil çiftlikler haricinde, karye bünyesinde bulunan hassa ya da malikane çiftlikler bulunmakla birlikte, Sivas vakıf karyelerindeki çiftliklerin adedi tespit edilememiştir.

3. Bağ, Bahçe ve Bostan

Vakıf gelir kaynaklan içerisinde fazla bir yekun tutmasa bile, kısaca bah-sedilmesi gereken, bağ, bahçe ve bostanların daha çok şehir çevresinde ve Sivas surları dahilinde olduğu bilinmektedir. İklimin, soğuk bir kara iklimi olması, bu tür zirai uğraşıların daha yaygın olmasını engellemiştir. Buna rağmen farklı tarihlerde vakfa konu olmuş, bostan, bağ ve bahçelere tesadüf edilmektedir. 1700 tarihi öncesinde 15 bahçe, 17 bostan belirlenirken, sonrasında 28 bahçe, 8 bostan ve 1 bağ kaynaklarda kayıtlıdır.507 Bahçelerin büyük bir kısmı evlerin çevresinde bulunanlardır. Bostanlar ise, yine şehir çevresinde ve şehir içinden geçen ırmakların yakınlarındaki bölgelerdedir. Bostanların etrafı taş duvarla çevrili olanlarına tesadüf edilmekte ve gelgeç arklarıyla (hark) veya nehir sularıyla sulandıkları bilinmektedir. Ayrıca sebzelik olarak geçen 7 kıta arazinin de vakıf kaynakları içerisinde yer aldığı görülür.

Şehir içinde ve dışında bulunan araziler isimleriyle de anılmaktadırlar. Şehrin batısında bulunan bölge Kümbed ve Altuntabak tarlaları olarak isimlendirilmektedir.508 Şehrin kuzeyinde, Murdar Irmak çevresindeki tarlalar Bezirci tarlası, şehrin güneyindeki bölge ise Çukur tarlalar ismiyle geçmektedir. Yine, Küçük Ali Baba Zaviyesi vakfında yer alan Hamza Bostanı, Müeyyed vakfında yer alan Gergerli Bahçesi ve Kerim Çavuş vakfındaki Köşklü Bahçe (Sur-ı Atik altında), şehir merkezinde zamanla iskana açılacak olan arazilerin de var olduğunu göstermektedir.5011 Bunların çoğu, 16. ve 18. asırlarda vakfedilen arazilerdendir. Ayrıca 18. ve 19. asırlarda ise, şehirde mevcut bahçe ve zeminlerin vakfa konu olmaları artış göstermektedir.

4. Tuzlalar

Osmanlı geneli için önemli bir maden olarak sayılan tuzlalar, devletin (miri) olup, temlik suretiyle vakfedilen gelir kaynakları içine dahil edilmişlerdir. Sivas şehri vakıf kaynakları içinde de sayı olarak az olmakla beraber, gelir itibariyle önemli bir keyfiyete sahiptir. Tuzlalar Sivas merkez kazası ile Hafik Kazası sınırları dahilindedir. Vakıf tuzlalarının sayısı, 16. asırda 7, 17. asırda 20 ve nihayet 19. asırda 13'tür.

Şehir vakıflarından Darü'r-Raha evkafı içerisinde yer alan, Bingöl, Çakeri ve 1576 sonrasındaki Fazlum tuzlaları büyüklük açısından ilk sırada bulunmaktadırlar. Belirtilen büyük tuzlalara ilaveten, Şeyh Şemseddin zaviyesi evkafından olan, İşhanı tuzlası da önemli bir tuzladır. Ayrıca, Küçük Ali Baba zaviye vakfından 13, Şeyh Çoban zaviye vakfından 1, Ahi Mehmed Külahdüz zaviye vakfından 1 ve Hacı Arduç vakfından 1 tuzla diğer küçük tuzlalardandır. Bahsekonu tuzlalardan bazılarının, 19. asırda "bi hasıl' veya "na mevcut' oldukları belirtilmiştir. Ayrıca, tuzlalardan çoğunluğunun zaviye vakıfları içerisinde yer aldıkları görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVAS VAKIFLARININ EKONOMİK YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:31

III. VAKIF GELİR KAYNAKLARININ İŞLETİLME USuLLERİ VE KAR-ŞILAŞILAN PROBLEMLER

A. KİRALAMA VE DİĞERLERİ


Vakıflar tarafından vakfiyelerde şart konulan icar şekillerini, temelde kira sistemi olarak belirtmek mümkündür. Uç farklı isimle adlandırılan kira uygulaması, icare-i vahide, mukataa veya icare-i tavile (icareteyn) diye tasnif edilmektedir. Ayrıca önemli bir kısım vakıfların şardarında ise, ecr-i misliyle ve en güzel şekilde icar oluna da denilmektedir.

Sivas vakıflarına ait gelir kaynakların işletilme şeklinin %47'si icare-i vahide, %51'i sadece icar oluna ibaresiyle, %2'si mukataa ve icareteyn olarak şart koşulmuştur. İcare verile şeklindeki şartların belki de tamamına yakınının, icare-ı vahide veya senelik icar şeklinde uygulandığı düşünülebilir. Zira, 18. ve 19. asırlardaki vakıfların bu yönde bir temayülü yaygın olarak kaynaklara yansımıştır.515 Yine vakfiyesi bulunmayan vakıfların da tamamına yakını senelik icar yoluyla işletilmektedir.

İcare-i salüha yahud icare-i vahide, hukuki bir terim olup gerek arazi, gerekse müsakkafat cinsi vakıf akarlarının kiralanmasında yaygın olarak uygulanmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere, Sivas vakıflarının tamamına yakını bu kira usulüyle işletilmektedir. Çok nadir olmak suretiyle ve bilhassa Osmanlı öncesi vakıflarında, arazi vakıf kaynaklarının 3 seneden fazla olmamak üzere, icare verilmesi şart koşulmuştur. Her ne kadar kır kesiminde vakıf arazisinin kiralanmasının üç seneden fazla olması temenni edilmiyorsa da, pratikte köyde ya da mezraada olan araziyi, aynı şahıslar nesiller boyunca verilmesi gereken kirayı vermek suretiyle işlemişlerdir. Miri arazide de aynı husus geçerlidir. Ancak, bazı şartlara bağlı olarak kiralayan kişinin elinden alınır.520 Ayrıca şehir merkezinde arazi (arsa) ya da zeminlerin mukataaya veya icare-i tavile dönüşmesi söz konusudur. Hasan Paşa vakfı zeminlerinin Zarahzade'ler tarafından icare-i tavile ile kiralandığı veya Eretna vakfı zemininin yine Müeyyed vakfına mukataa olarak verildiği kaynaklarda yer almıştır. Yine, Sinan Paşa dükkan zeminlerinin mukataalaştırılmak suretiyle kiralandıklarını görüyoruz. Genelde, şehir için vakıf zeminleri üzerine binalar yapılmak suretiyle, uzun süreli kiralamalarla şehrin iskan ve imarı yenilenmektedir. Eski vakıf dükkanlarının yanma, yıkılma ve harap olması sonucunda, vakfın yeniden bina yapmaya gücünün yetmediğine ve başka vakıflar tarafından mukataa usulü ile kiralanmak suretiyle yeni binalar yaptırıldığına kaynaklarda rastlıyoruz. Sivas çarşılarının 16. asırda inşaa edilenlerinin önemli bir kısmı bu şekilde 18. asırda yenilenmiştir.

Karye ve mezraalar da ise, senelik verilen kiralar ile babadan oğula geçen ve nesiller boyunca devam eden bir değişme söz konusudur. Bu hususta intikaller, tefvizler veya ferağlar olmakla beraber kaynaklara geçme oranı oldukça azdır. Örneğin Şeyh Şahin (Baba Şahin) vakıf karyelerinden olan, Hafik'e bağlı Kelhadik (Gelhadik) karyesi iki baştan vakıf olup, arazileri olan 17 adet tarlanın babadan oğula geçirilmiş ve tapu resimleri alınmıştır. Ayrıca, Şifaiye medresesi vakfından, Saman karyesi reayasından Hüseyin, tasarrufunda olan ev ve tarlaları 100 kuruşa sahib-i arz temessükü ve kadı izniyle satmıştır.

Kaıye ve mezraalar da toprağı işleyen açısından başka bir değişim örneği de; malikane hissesi Şeyh Şemseddin vakfından olan, Akpınar karyesi reayasının mültezimler tarafından perişan edilmesi neticesinde, divani hissesinin mukataa kaydı ve temlik olunması, dervişan fukarasının karyeyi tamir ve ihya etmesi şartıyla olmuştur. Osmanlı genelinde de benzeri durumların olduğu, boşalan köylerin yeniden ihya edilmesi şartıyla, temlik ve sınırname verildiği, hatta böyle bir uygulamanın neticesinde büyük mülk çiftliklerin doğduğu da belirtilmektedir.

1835 tarihli bir layihada bu husus dile getirilip, arazi kiracıları içinde babadan oğula ferağ ve tefvizlerde gecikmeler olduğu kayıdıdır. Bu nedenle, devletin önemli bir gelir kaynağı olan tapu resminin alınamamasının yanısıra, arazilerin mülkleşmeye doğru gitmesi de söz konusudur. Layihada, arazi kiracılarının 6 ay geçirmeden intikallerini yaptırmaları tenbih edilmiştir.
Vakıf zeminlerinin kiralanmalarında bazı problemlerin çıktığı, hatta aileler arasında mücadelelere sebep olduğu kaynaklara yansımıştır. Hasan Paşa, Mahmud Paşa ve Kerim Çavuşzadeler'in vakıf zeminlerinin, Zaralı-zadeler, Hatipzadeler ve Selmanoğulları tarafından kiralandıkları bilinmektedir. 18. asırda başlayan bu kiralama işleminin 20. asra kadar sürdüğü yine kaynaklardan takip edilmektedir. Mütevelli izniyle kiralamaların haricinde cebren yapılan işgaller de vardır. Hasan Paşa zeminini Selman oğullarından maktul Ahi Mehmed Paşa ve kardeşi Bostancıbaşı Mehmed Paşa, Hacı İsmail Vakfı zemini diyerek dükkan bina etmişlerdir. 1766 tarihinde Hasan Paşa vakfı mütevellilerinin isteği üzerine bu işgallerin men'i için emr-i şerif verilmiş, fakat düzeltilememesi sebebiyle 1813 ve 1814 tarihlerinde iki yeni emir gönderilmiştir. Aynı aileden gelen Alaüddin Paşa'nın benzer haksız teşebbüsünün engellenmesi için 1814 tarihinde yeni bir hüküm gönderilmiştir. Şehirdeki bir başka vakıf olan Çorbacı Mahmud vakfı zemini hususunda, aynı ailenin münakaşa ve mücedeleleri de vukubulmuştur.

Daha önce de belirtildiği üzere, şehir dahilindeki arazi ya da musakkafa-tın icarı, senelik icare-i vahide esas olmak üzere, uzun süreli kiracılıklarda mukataa usulü uygulanmaktadır. Ayrıca, bunların dışında bağçe, bostan, tarla veya arsa gibi arazilerde yaygın olan icare-i vahide olmakla birlikte bilhassa Zarahzade Mehmed Paşa'nın Haremeyn vakfı ile bazı vakıflar da icareteyn usulü söz konusudur. Sivas vakıflarında yegane Haremeyn vakfı olan Zaralızade Mehmed Paşa vakıflarında uygulama böyle olmuştur. Ayrıca Darü'r-Raha, Kerim Çavuş, Ali Ağa, Behıam Paşa, Sinan Paşa, Hoca Ali Çavuş gibi vakıflardan da 19 adet gediğin (dükkan ve bahçe) 1836'da Muaccelat Nazın Esad Bey tarafından satışa sunulduğu bilinmektedir.

Satışa sunulan gediklerden öncelikle peşin olarak icare-i muaccele alınmıştır. Ayrıca vakfa, senelik olmak üzere, 65 kuruşluk bir icar gelirine ilave olarak gedik için senelik cüz'i bir miktar (icare-i müeccele ismiyle) belirlenmiştir. Örneğin muaccelesi 300 kuruş olan bir bahçenin 300 akçe müeccelesi ve 65 kuruşluk senelik vakıf icarı vardır. Ayrıca bu uygulama ile ilgili bir temessül verileceği belirtilmiştir. Şehirde vakıf akarlarının kiracıları doğrudan doğruya esnaf taifesi olmaktadır. 18. ve 19. asırda, Osmanlı ekonomisinin bazı sebeplerle önemli bir çöküntüye girmesi, esnafın da çöküşünü hazırlamış ve gedik dükkanlarının bazılarına kiracı dahi bulunamamıştır. Dolayısıyle, vakıf gelirlerinin azalmasına ve müessesenin eski fonksiyonelliğini yitirmesine sebep olmuştur.

Vakıf kaynakları içerisinde bazı farklılıklardan dolayı, ayrı olarak bahse-dilmesi gereken tuzlalar ve para vakıfları da önemli bir yere sahiptir. Bilindiği üzere, Osmanlı topraklarında, göl ve sahillerde tuz üretimi için elverişli bölgelerin fazlalığı, hazine için önemli bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Vakıf gelirleri kısmında görülüceği üzere, Sivas vakıf gelirlerinin yıllık yarısı tuzlalardan gelmektedir. Bu nedenle, Sivas vakıf gelir kaynaklarının hazine ve vakıflar için önemi ortadadır. Tuzlaların işletilme şekilleri, genelde devlet eliyle olmakla beraber bazen şahısların da işlettiğine rastlanılmaktadır.

Çoğunlukla Sivas zaviyelerinin vakıf gelir kaynakları arasında yer alan tuzlaların en önemlileri Çakeri (Çakrı), Bingöl, Fazlımı ve İşhanı tuzlalarıdır. Belirtilen tuzlalar genellikle icar, iltizam ve emin kontrolünde işletilmektedir. Darü'r-Raha evkafı nızlaları olan Çakeri, Bingöl ve Fazlum, maden mukataası olarak Tokat Voyvodalığı dahilinde ve bir emin kontrolünde işletilmektedir.

Tuzlalarda çalışan her türlü işçi ücretleri ve benzeri masraflar vakıf gelirlerinden karşılanmaktadır. Elde edilen gelirlerin, ayni ya da nakdi olarak beşte biri miriye ayrılmaktadır. Geriye kalan kısmı ise, vakıf mütevellisi veya cabisi tarafından vakıf adına toplanmaktadır. İşletme masraflarının fazlalığı ve soğuk kışlar tuz üretimini azaltmasının yanısıra, bazı tuzlaların harap olmasına da sebep olmaktadır.

Sivas şehri vakıf gelir kaynaklarının içerisinde fazla bir yer tutmamakla beraber, 18. asrın son çeğreği ile 19. asrın ilk çeğreğinde sayı itibariyle önemli bir artış gösteren para vakıflarının gelirlerinin de düşük olduğu görülür. Vakfiyelerde vakıf paralarının işletilme şekli hususunda genellikle 10'u 11 veya 10'u 11.5 üzere (% 10-15) veya ecri misliyle istirbah edilmesi şart koşulmuştur.

B. KARŞILAŞILAN PROBLEMLER

Vakıf kaynaklarının belirtilen özellikleriyle işletilmesi sonucunda bu gelirlerin toplanması gündeme gelmektedir. Vakıf gelirlerinin toplanması, temelde vakıf mütevellilerinin ve cabilerin görevleri dahilindedir. Ancak bu görev muhtelif şekillerde icra edilmektedir. Zira, gelir kaynaklarının türü , uzaklığı ve vakfediliş şekli önem arzetmektedir.
Öncelikle vakıf gelirlerinin ayni veya nakdi olarak toplandığı belirtilmelidir. Bilhassa karye, mezra ve tuzla gelirlerinin çoğunluk itibariyle hınta, şair, nohut, mercimek ve tuz olarak toplanmaktadır. Ayrıca, şehir dahilindeki bazı kaynaklardan ve bilhassa zemin kirası rugan olarak alınmaktadır.

Mütevellilerin asıl görevleri arasında zikredilen gelirlerin toplanması vazifesi, genellikle mütevellilerin göndermiş olduğu yardımcıları tarafından yapılmaktadır. Bilhassa büyük vakıfların bir cabisi veya mütevelli kalmakamı bu işi yürütmektedir.

Birden fazla karye ve mezraası bulunan vakıfların mütevellileri, hasad zamanı olduğunda, vakıf gelirlerinin toplanmasında genellikle iki yol takip etmekteler. İlki, bizzat kendi veya yardımcıları vasıtasıyla gelirleri toplamak; İkincisi ise, genellikle gelirlerin toplanmasında meydana gelen güçlükler sebebiyle, iltizam usulü şekliyledir. İşhanı memlehasında 3 yıllığına, Ahi Ali Zaviye karyelerinde ise, 4 yıllığına iltizama verilen vakıf kaynaklarının gelirleri genellikle peşin ve nakdi alınmıştır.

İltizamın 18. asırda artmış olması vakıf görevlilerine veya miri görevlilere önemli ölçüde kolaylık yaratmış olmasına karşın, gelir kaynaklarının mültezimler tarafından tahrip edilmesine sebep olunmuştur. Bu noktada gelirlerin toplanmasındaki problemler gündeme gelmekte ve vakıf gelirlerinin toplanması sırasında ne gibi zorlukların çıktığının açıklanması gereği doğmaktadır. Vakıf gelirlerinin toplanmasında bazı müdahaleler olduğu şüphesizdir. Bilhassa, 18. ve 19. asırda sık olarak rastlandığı belirtilmelidir. Zira, merkezi kontrolün zayıflamasının yanısıra, Sivas ve çevresinin mahalli güçler açısından farklı özelliği bu hususu artırmış görünmektedir.

Vakıf gelirlerine müdahale konusunda dört ayrı gurup söz konusu ol-maktadır. Bunlardan ilki vakıf görevlileri veya evlad-ı vakıflardır. İkinci gurup, malikane-divani gelir kaynaklarında, divani kısmını tasarruf eden timar ve zeamet sahipleridir. Üçüncü gurup, bizzat toprağı işleyen karye reayasıdır. Sonuncusu ise, başka vakıflar ve mülk sahiplerinin müdahaleleridir. Tümünü ihtiva eden şikayetlerin, 1700-1850 tarihleri arasında oldukça fazla olduğu kaynaklara yansımıştır.

Vakıf görevlileri veya evlad-ı vakıf arasındaki mücadeleler, ürünün toplanması veya taksimi hususunda cereyan etmektedir. Öyle ki, Şeyh Şemseddin Zaviyesi mütevellilerinden evlad-ı vakıf olan Şeyh Ömer, Şeyh Halil ve Şeyh Receb'in uzun süren mücadeleleri dönemin en seçkin örneğini teşkil eder.541' Ahi Ali Zaviyesi'nde evlad-ı vakıfdarı olan, Seyyid Ali, Seyyid Mehmed ve Seyyid Ömer kurra-mezraaları 3 seneliğine iltizama verip, vakıf mahsulünü kendi nefisleri için kullanıp, Bağdat'a gitmişlerdir.

Zaviye'nin gelirsiz olarak boş kalması, harap olmasına sebep olmuştur. Benzer durumlara diğer vakıflarda da sık sık rastlanılmıştır. Yine, evlad-ı vakıf ya da mütevelliler vakıf kaynaklarını birden fazla kişiye ayrı ayrı iltizam edip fazla para almışlardır. Şeyh Şemseddin evkafından İşhanı memlehası, mütevellileri olan Hasan ve İbrahim tarafından 3 yıllığına Hacı Fatma'ya 350 kuruşa iltizam ettikten sonra süre bitmeden başkalarına da iltizam etmişlerdir. Hacı Fatma'ya verilen hükümde, mütevelli zimmetinde olan meblağın alınması enir edilmiştir.

Yine, Cami-i Kebir evkafı mütevellisi, vakıf gelirlerini toplamış fakat görevlilere dağıtmamıştır. Şehirdeki başka bir vakıfta da gelirleri toplayan cabi, görevli ücretlerini dağıtmamıştır.

Vakıf gelirlerinin toplanmasına engel olan ikinci gurup, divani gelirlerine sahip olan sipahi veya timar sahibi olan mültezimlerdir. Sipahilerin tasarruflarında bulunan divani hisselerini toplamakla yetinmedikleri ve vakıf gelirlerini de topladıklarına rastlanmaktadır. Cami-i Kebir karye-mezraalarının divani mutasarrıfları olan, Osman ve müşterekleri, kanuna aykırı olarak vakıf kısmına müdahale etmişler, mütevellilerin şikayeti üzerine yaklaşık 15 yıl süren mücadele sonrasında, Sivas valisi tarafından sipahi timarlarının iltizam dahiline alınması ile mesele çözüme kavuşturulmuştur. Yine, Cami-i Kebir vakfından Pirkinik Karyesi zeameti mutasarrıfı Sipahiyandan Hacı Hamza ve Osman b.Ömer vakıf gelirlerini 10 yıl zimmetlerine geçirmişlerdir. Selman, Ümmi Hatun, Emir Arif Zaviyesi, Melik A'cem Zaviyesi, Şifaiye ve Darü'r-Raha vakıflarında benzer hususlarla ilgili kayıtlar oldukça fazladır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVAS VAKIFLARININ EKONOMİK YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:31

Divani ya da malikane mültezimlerinin de iltizam olarak tasarruflarında olan karye ve mezraalarda sahip olduklarının dışındaki gelirleri aldıkları ve karye reayasına aşırı zulümler yaptıkları belirtilmiştir. Şeyh Şemseddin evladından Şeyh Halil ve Şeyh Recep Halife'nin arzlarında, Akpınar Karyesi'nin divanı mültezimlerinin zulmü neticesinde karyenin perişan durumda olduğu dile getirilmiştir. Şeyh Çoban Zaviye vakfı karyelerinden Emirhan karyesi mültezimlerinin de, karye ahalisinin öşürlerini ödemede kusurları bulunmamasına rağmen, kendi gelirleriyle kanaat etmemelerinin yanısıra ayanlık iddiasında oldukları kaynaklara yansımıştır.

Sipahi mültezimlerin bu tür baskıları neticesinde, karye reayalarının şikayet etmek üzere kadıya geldikleri veya köylerini terk ettikleri, hatta İstanbul'a kaçtıkları da kaynaklarda yer alır. Şifaiye medresesi vakfı karyelerinden, İşhanı karyesi ahalilerinin tamamı kadıya gelip, ziraatlerinde ve vergilerini ödemede kusurları bulunmazken, mültezimlerin zulümlerine maruz kaldıklarını bildirmişler ve bunun kaldırılmasını istemişlerdir. Verilen hükümde, mültezimlerin fazla isteklerinin men' edilmesi Sivas naibi Müftizade Seyyid Abdullah'tan istenmiştir. Ayrıca, bunların karye sakinlerinden arpa, saman, koyun, kuzu, tavuk, yumurta, bal, yağ talep ettikleri ve zimmi reaya kızlarını zorla sattıklarına dair de şikayetler olmuştur.

Vakıf gelirlerinin toplanmasını engelleyen üçüncü gurup, bizzat toprağı işleyen, öşür ve diğer resimleri vermekle yükümlü karye ahalileridir. Konuyla ilgili çok sayıda örnek mevcut olup, bunlardan bazılarını vermek açıklayıcı olacaktır. Şeyh Şemseddin vakfından, iki köyün iltizamını iki seneliğine alan mültezim El-Hac Mehmed, karyelere gelirlerini toplamak için gittiğinde, karye ahalilerinin karşı çıktıklarını ve gelirlerini alamadığını şikayet etmiştir. Konuyla ilgili Kazabad kadısına gönderilen hükümde, gereğinin yapılması ve mültezim hakkının köylüden alınması emredilmiştir. Benzer bir durum Şeyh Çoban evkafından olan Beypınar kaıyesi reayasından Rışvanoğulları tarafından yapılmıştır. Büyük bir aşiret olan Rışvanoğulları, üzerlerine düşen öşür ve rusumları ödememişlerdir. Yine, Ahmed Çelebi vakfı karyelerinden Karaöyük ve Kızılcain'in vakıf gelirlerini, köy imamı bir yolla berat alarak kendi toplamaya çalışmıştır.

Son olarak, vakıf karye ve mezraalarının başkaları tarafından tasarruf edilmeleri sebebiyle, gelirlerinin vakıf tarafına toplanması engellenmiştir. Çorbacı Mahmud vakfından, Kırcalar karyesi, Selman vakfı tarafından zapt edilmiştir. Netice olarak, vakıf gelirlerinin belirtilen sebeplerle toplana-maması, vakıf hizmetlerini engellemekle kalmayıp, vakıf binalarının tahribine de önemli ölçüde sebep olmuştur. Ayrıca vakıf gelir kaynaklarının tahrip edilmesi sebebiyle devletin gelirleri de azalmıştır.

IV. VAKIF GELİRLERİ

Vakıf kaynaklarının işletilmesinde karşılaşılan problemlerin nihayetinde, vakfın asıl hizmetini gerçekleştirecek gelirler söz konusu olmaktadır. Gelir kaynaklarının tasvirinde olduğu gibi, vakıf gelirlerini de şehir dahili, şehir harici veya vakıf müesseselerine göre cami, zaviye, medrese gibi, muhtelif şekilde ayırmak mümkündür.

Bütün bunların tesbiti tabii ki, kaynakların zenginliğine ve açıklığına bağlıdır. Zira, Sivas vakıf gelirleriyle ilgili ilk kaynak niteliğinde vakfiyeler olmakla beraber, vakfiye kayıtlarında gelirler husunda net ve kesin bilgilerden ziyade, gelir kaynaklarının tasviri yapılmaktadır. Bu nedenle, vakfiyelerden gelirlerle ilgili tahmini bilgiler niteliğinde neticeler elde edilebilir. Vakfiyeler dışında, 16. asır için, Evkaf-ı Rum Defteri, 17. asır için Vakıf Muhasebe Defteri ve 19. asır için yine Vakıf Muhasebe Defteri toplu bilgileri bize sağlıyor. Ayrıca 18. ve 19. asırlar için Sivas Şer'iye Sicilleri ve Sivas Ahkam Defterleri vakıf gelirleriyle ilgili bilgiler veriyorlar.

Kaynaklardan elde edilen bilgilerin farklı dönemlerde olmasının yanı-sıra, mahiyet itibariyle de kıyas imkanını vermeyen farklı özellikleri olduğu belirtilmelidir. 1576 Defter-i Evkaf-ı Rum'da, Sivas şehri vakıf gelirlerinin (eksik olmak kaydıyla) toplamı 350667 akçedir. 1693 tarihli Muhasebe Defteri'nde ise, Sivas şehri vakıflarının tam olarak mahiyeti belirlenemeyen gelirlerin altı aylığı 104000 akçe olarak kayıtlıdır. 1835 tarihli Vakıf Muhasebe Defteri'nde ise, Sivas şehri vakıf gelirleriyle ilgili daha teferruatlı bilgilere ulaşılıyor. Sivas şehri vakıflarının 1835 tarihinde toplam 503560.5 kuruş geliri vardır. Belirtilen gelirin, % 89.5'inin şehir dışından ve % 10.5'inin ise, şehir dahilinden geldiği tespit edilmiştir.

Gelirlerin kaynakları itibariyle dağılım nisbeti, Osmanlı geneli için elde edilen neticelerle de bir uyum göstermektedir. Toplam vakıf gelirlerinin % 52.7'si tuzlalardan, % 35.5'i karye-mezraalardan, % 1.35'i tarla, bostan ve bağçelerden, % 10.5'i dükkan, hamam, değirmen, hane, çeşme ve para vakıflarından elde edilmektedir.

Sayı itibariyle fazla olmamasına rağmen, toplam gelir içerisinde en fazla yekuna sahip bulunan tuzlalar arasında Çakeri, Bingöl, Fazlımı ve İşhanı sayılabilir. İkinci sırada karye-mezraaların ürünlerinden olan, buğday, arpa ve çok az olmak üzere mercimek ve nohut gelirleri gelmektedir ki, toplam 178834 kuruş tutmaktadır. Şehir içinde ve dışında olan değirmenlerin de 23860 kuruş ve her türlü dükkan gelirlerinin ise, 23063.5 kuruş, hamam ve çeşmelerin de 3820 kuruş gelir getirdikleri görülür. Müsakkafat türünden gelir kaynaklan içinde, en fazla geliri olanlar sırasıyla, değirmenler, boyahaneler, hanlar, kahvehaneler ve muhtelif mesleklere icara verilen dükkanlardır.

Gelir kaynaklarının daha yakından tahlili yapılacak olursa, bazı soruların cevaplanması gerekmektedir. Şehir dahilinde muhtelif vakıflar bünyesinde bulunan, benzer veya farklı gelir kaynaklarının gelirleri açısından bir standardizasyonun varlığından söz edilebilir mi? Böyle bir durum yoksa, farklılığın sebepleri nelerdir.? Öncelikle belirtilmesi gereken husus, benzerliklerin az sayıda da olsa bulunduğudur. Farklılıkların sebeplerinden bazıları iklim, coğrafi yapı, devletin siyasi ve ticari politikası olarak sayılabilir. Çarşıların fiziki yapıdaki dağılımı, icra edilen meslekler veya halkın ihtiyaçları ve değişimi ile esnafın çalışma gücü, vakıf gelirlerini etkileyen diğer sebepler olarak belirtilebilir.

Genelde Osmanlı toplumunun, özelde Sivas halkının önemli bir besin kaynağı durumunda bulunan ekmeğin, oldukça fazla tüketilir olması, değirmenlerin iş gücünü ve buna bağlı olarak vakıf gelirlerini de artırmaktadır. 19. asrın başlarında Sivas ve çevre nüfusunun ihtiyacını karşılayan toplam 82 değirmenden 18 tanesi vakıf değirmenidir. Değirmenlerin, taş sayısına göre a'la, evsat ve edna olarak veya üretim miktarlarına göre vasıflandırıldığı anlaşılmaktadır.

Şehir çarşılarında bulunan dükkanların gelirlerindeki farklılık ise, çok daha bariz olmaktadır. Farklı mesleklerdeki dükkanlardan penbeci dükkanının yıllık icarı 37 kuruş, duhancı dükkanının 33, kahvehanenin 280, çorapçının 12, sarraç dükkanının 18, kalaycı dükkanının 40, kürkçü dükkanının 22 ve berber dükkanının 50 kuruş olduğu görülür. Hatta aynı mesleğin icra edildiği dükkanların gelirlerinin de farklı olduğu kayıtlıdır. Recep Paşa vakfından olan semerci dükkanlarının 40-50 kuruş arasında değişen icarları tespit edilmiştir. Sivas çarşılarının hemen hemen çoğunda bulunan kahvehanelerin karlarında da farklılıklar vardır. Kassaplar çarşısındaki kahvehanenin 250 kuruş, Börekçiler çarşısındaki kahvehanenin 200 kuruş ve Kürkçü'lerdeki kahvehanenin icarı 200 kuruş olarak geçmektedir. Benzer farkhlığa hamamlarda da rastlamak mümkündür. Kale Hamamı 150, Meydan Hamamı 450, Çay Hamamı 850 ve Çinili Hamam 1100 kuruşa icara verilmiştir. Bütün bu farklılıkların varlığına rağmen, El-Hac Osman Paşa vakfı dahilinde bulunan terzi, çizmeci, eskici, bezzaz, kazzaz, berber, kuyumcu, duhancı, börekçi gibi birbirlerine bina olarak birleşik ama farklı mesleklere kiralanan dükkanların tamamı 100'er kuruşa icara verilmiştir.Yine, Zaralızade Mehmed Paşa'nın Haremeyn vakfından haffaf, attar, kuyumcu ve çilingir gibi çok sayıda dükkanların aynı icar gelirine sahip oldukları görülmektedir.

Günümüzdeki anlamda farklı ya da aynı çarşıların muhtelif yerlerinde bulunan dükkanların gelir ve işgücü açısından farklı olduğunu belirtmeliyiz. Bunun tesbitini de, çok açık olarak, Zaralızade Mehmed Paşa vakfı için "...han, bağçe ve dekakinlerin şeref ve itibarına nazar olunarak ba marifet-i şer'i şerifvaz' olunan ...."ifadesinde görüyoruz. Bu nedenle, aynı mesleği icra eden veya aynı çarşıda yer alan dükkanların karlarında da farklılıklar bulunmaktadır.

Vakıf gelirlerinin asıl bölümünün şehir dışındaki toprağa bağlı gelir kaynaklarından geldiği daha önce belirtilmişti. Vakıf gelir kaynakları içerisinde en fazla gelir getiren kaynaklardan tuzlalar ve karyeler, aynı zamanda en uzun ömürlü olanlarıdır. Zira, karyelerin gelirleri itibariyle en büyük olanlarının, Selçuklu dönemi vakıflarından Cami-i Kebir ve Sahibiye Medresesi vakfı içerisinde bulunması, uzun ömürlü olduklarının da teyididir. Cami-i Kebir vakfından olan Pirkinik karyesinin yıllık geliri 5700 kuruş, aynı vakfın karyelerinden Oğnavid karyesinin de yıllık vakıf geliri 5010 kuruştur. Ayrıca, Osmanlı öncesinde kurulmuş olan bazı vakıf karyelerinin gelirlerinin de 1000 kuruşun üzerinde olduğu görülür.

Vakıf gelir kaynakları açısından, Sivas şehrinde kurulan en zengin müesseselerden, Daru'r-Raha, Ahi Emir Ahmed, Ahi Ali, Ahi Mehmed Külahduz, Ali Baba, Şeyh Şemseddin gibi zaviye vakıfları, Cami-i Kebir, Hasan Paşa, Mahmud Paşa gibi cami vakıfları ile Sahibiye, Şifaiye ve Buruciye gibi medrese vakıfları sıralanabilir. 18. asırda kurulan vakıflar arasında gelir kaynakları açısından, Zarahzade ailesi mensupları ile Selman ve Hatipzade ailelerinin kurmuş oldukları vakıflar en zengin olanlarıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVAS VAKIFLARININ EKONOMİK YAPISI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:32

V-VAKIF GELİRLERİNİN ŞEHİR EKONOMİSİNDEKİ YERİ

Vakıf gelirlerinin çeşidi cephelerden görünümünün haricinde önemli bir yönü de, şehrin ekonomik bütünlüğü içerisindeki yeridir. Bilindiği üzere, Osmanlı şehirlerinin ekonomik kaynakları, sanayi, ticaret ve şehir çevresinden ve tamamen kırsal yöreden şehre gelen gelirleridir. Vakıf gelirlerinin de aynı kaynaklardan geldiği açıktır. Bu nedenle vakıf gelirlerinin şehrin toplam veya devletin belirtilen kaynaklardan elde ettiği gelirleri içerisindeki yerinin tesbiti önemli bir husustur.
16. asır Osmanlı eyaletlerinin gelirleri içindeki vakıf gelirlerinin nisbeti tespit edilmiştir.

Buna göre:

Rum eyaletinde % 15.7, Karaman eyaletinde %14, Halep ve Şam eyaletinde % 14, Anadolu eyaletinde % 17, Zülkadriye'de % 5 ve Rumeli'de % 5.4 olarak değişmektedir. Yine aynı asırda evkaf, emlak ve evladlık vakıfların varidau 57 yük yani 5714819 akçe olarak belirtilmiştir. Rum eyaleti ile ilgili tespit edilen bu miktarın, çok sayıda şehir ve karyenin gelirlerini ihtiva etmesi, sadece Sivas şehri için tespit edilen vakıf gelirleriyle kıyas imkanını vermemektedir.

Ancak, Sivas vakıf gelirlerinin 1835 tarihli toplam geliri olarak belirttiğimiz 503637.5 kuruş ile 1821 ve 1822 tarihli bazı gelirlerle kıyas imkanı vermektedir. 1821 tarihinde Sivas eyaleti dahilinde olan mukataat, timar, iltizam vesairenin asıl bedel ve semeresi olarak toplam 403573 kuruş ve 1822 tarihinde cizye ve nüzul-ı avarız olarak 94310 kuruş tespit edilmiştir.

Ayrıca, şehirde esnaf ve tüccarın yıllık olarak vermiş olduğu ihtisab vergisi yaklaşık 66024 kuruştur. Yine, Sivas Şer'iye Sicilleri'nde tevzi' defterleri ismiyle muhtelif vergilerin esnafa, mahallelere ve nahiyelere ayrılan yıllık ortalaması 300000 kuruş civarındadır. Bütün bu tablodan çıkarılacak netice, vakıf gelirlerinin önemli bir yekun olduğudur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Sivas Şehri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir