Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sivas Şehrinin Kültürel Coğrafyası Ve Mahalleleri

Burada Sivas Şehri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sivas Şehrinin Kültürel Coğrafyası Ve Mahalleleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:22

KÜLTÜREL COĞRAFYA VE MAHALLELER

1. Mescid-Mahalle ilişkisi

a. İlk Mescidler ve ilk Mahalleler


Bilindiği üzere Sivas, 1398'de Osmanlı hakimiyetine girmişti. Fakat, bundan kısa bir süre sonra (1400) meydana gelen Timur-Bayezid mücadelesi neticesinde uğradığı istila ve boyutları tam olarak tespit edilemeyen yıkım ve tahrip hadisesi, kaynaklarda geniş bir şekilde yer almıştır. Çelebi Mehmed'in 1407-1408 tarihinde Sivas'ı yeniden uzun sürecek olan Osmanlı hakimiyetine kazandırması, şehir tarihi için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Timur istilasında, önemli ölçüde nüfus kaybına uğradığı anlaşılan Sivas'ın, cami, mescid, zaviye ve özellikle kale vb. mimari yapılar açısından da büyük bir yıkıma uğradığı sanılmaktadır.'' Ayrıca, bazı vakıf eserlerinin vakfiyelerinin istila ve yıkım esnasında zayi' olduğu biliniyor. Ulu Cami (Cami-i Kebir) ve Şeyh Çoban Zaviyesi vakfiyeleri bunlara örnek olarak verilebilir.67 Vakfiyelerin muhafaza edildiği yer olması muhtemel mütevelli evlerinin ya da söz konusu cami ve zaviyenin ilgili bölümlerinin istila esnasında yanması veya yağmalanması neticesinde vakfiyelerin kaybolduğu düşünülebilir.

Osmanlı hakimiyeti döneminde şehrin yeni bir iskan ve imar faaliyetine sahne olduğunu görüyoruz. Bu faaliyetlerin, genelde cami ve mescidler merkez olmak üzere yoğunlaştığına şahit oluyoruz. 1400-1700 yılları arasında şehirde toplam 66 adet cami bulunuyordu. Bunlardan 30'u bulundukları mahallelere isimlerini vermişler, bir başka deyişle yeni mahallelerin iskanı ve İslamlaşmasında merkez rolü oynamışlardır. Bu hususu, 1454-1574 yılları arasında tutulan tahrir kayıtlarında ve daha sonraki dönemleri ihtiva eden diğer arşiv kaynaklarında açık bir şekilde görmek mümkündür. Dönemin ilk kaynağı olan 859 H.( 1454-1455) tarihli Fatih devrine ait tahrir defterinde kayıtlı 10 Müslim mahallesinin (Mescid-i Hoca Ulu Bey, Mescid-i Hoca İmam, Mescid-i Hacı Emir Mahmud, Mescid-i Hoca Hüseyin, Mescid-i Paşa Bey, Mescid-i Caıııi, Mescid-i Tokmak, Mescid-i Palaslu, Mescid-i Medrese (Gök Medrese) ve Mescid-i Şeyh Çoban (zaviye), tamamı "mescid" (bunlardan birisi aynı zamanda medrese, ikisi de ayııı zamanda zaviyedir.) ismiyle zikredilmiştir. Aynı tarihte geçen 6 gayr-ı müslim mahallesinden 3'nün ismi (Zilkar/Dülger, Palas, Bazar Kapusu) daha sonraki tarihlerde de aynen geçmektedir. Diğer dördünün ismi (Keşiş Mahtar, Nurmuş Keşiş, Meksat Keşiş ve Cemaat-i Gariban) ise, bir sonraki tahrirde farklı isimlerle Türkçeleştirilmiştir.,

Kaynakça
Kitap: SİVAS ŞEHİR HAYATINDA VAKIFLARIN ROLÜ
Yazar: ÖMER DEMIREL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:23

Fatih dönemi Sivas mahalle isimlerinden ilk ele alınacak olanı, Mahalle-i Mescid-i Cami ismiyle geçen ve Ulu Cami adıyla bilinen cami'in bulunduğu mahalledir.71 İsmini söz konusu camiden aldığı anlaşılan mahallenin, şehirdeki mevkii oldukça merkezidir ve çarşılara birleşik bir yerde, Kale-i Atik'in alt (güney) tarafında yer almaktadır. Mahallenin ismini aldığı Ulu Cami'in (Cami-i Kebir), bilhassa bu ilk dönemler için, şehirde "Cuma" kılınan ilk ibadetgah olduğunu sanıyoruz ki, bu bakımdan adı geçen cami'nin ve mahallenin dini ve idari bakımlardan da merkezi bir özelliğe sahip olduğu tahmin edilebilir. Cami'in eski bir yapı olması, zaman zaman tamir edilmesine sebep olmuştur." İlgili tabloda görüldüğü gibi, daha sonraki dönemlerde de Ulu Cami veya Canıi-i Kebir isimleriyle varlığını sürdüren mahalle, Cumhuriyet'in ilk yıllarında aldığı "Ulu Anak" ismiyle günümüze kadar gelebilmiştir. Mahalle, önceleri tamamen Müslim bir nüfusa sahip iken (1454-1455'te 25 Müslim, 1519-1520'de 12 Müslim, 1528'de 6 Müslim, 1553-1554'te 48 Müslim, 1574'te 39 Müslim hane) sonradan gayri Müslim nüfusun fazlalaştığı (1827'de 27 Müslim, 72 g.Müslim, 1831'de 25 Müslim, 72 g.Müslim) bir mahalle hüviyetine kavuşmuştur. Mahalle nüfusunun gayr-ı Müslimler lehine değişmesi; yeni yerleşmeler, mahalle sınırının genişlemesi veya menzillerin sahip değiştirmesi suretiyle gerçekleşmiş olabilir.
Cami-i Kebir mahallesi ismiyle anılan mahallelere diğer Osmanlı şehirlerinde de rastlamak mümkündür. Bunlardan Tokat, Manisa, Afyon, Bursa, Kütahya ve Bilecik şehirlerinde aynı isimle anılan mahalleler, Harput, Mardin, Kayseri gibi şehirlerde ise, Cami-i Kebir ya da Ulu Cami adını taşıyan merkezi camiler bulunmaktadır.

Diğer mahalleler ise, ileri gelen devlet ve din adamlarının yahut zengin kimselerin yaptırmış oldukları mescidlerin isimleriyle kayıtlıdır. Bunlara misal olarak Hoca Ulu Bey, Hoca İmanı, Hacı Emir Mahmud, Hoca Hüseyin ve Paşa Bey mahalleleri verilebilir. Mescid-i Tokmak Mahallesi'nin ise, şehir kapılarından Bab-ı Tokmak civarında olması gerekir. Ancak, 733(1321) tarihli Ahi Emir Ahmed vakfiyesinde, Tokmak Pazarı Mahallesi geçmektedir ki, bu mahalle ile aynı isimle anılan sur kapısı arasında (Gabriel'in planına göre) önemli bir mesafe bulunmaktadır. Bu yüzden mahallenin kapı çevresinde mi, yoksa vakfiyede belirtilen ve bu güne kadar gelebilen Ahi Emir Ahmed Zaviyesi'nin bulunduğu bölgede mi olduğu kesin olarak açıklık kazanmış değildir. Ayrıca, Hangah-ı Tokmak adıyla sözkonusu mahallede bulunduğunu tahmin ettiğimiz bir zaviyenin de aynı tarihlerde geçmesi, mahalle isminin, önceleri bu mahalde kurulmuş olan zaviyeden kaynaklandığı ihtimalini akla getirmektedir. Bununla beraber, mahalle isminin, mescid, pazar veya sur kapısından da kaynaklanmış olması ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır. Tokmak mahallesi, başlangıçtan itibaren tüm Osmanlı dönemi boyunca yaşamış ve Cumhuriyet devrinde ise, yan yana bulunduğu Paşa Bey Mahallesi ile birleşip, Paşa Bey ismini alarak bugüne gelebilmiştir.

Mahalle-i Mescid-i Paşa Bey, aşağı varoşta, Tokmak, Cami-i Kebir ve Köhne Civan mahalleleri arasında yer alır. 1454-1455 tarihindeki ilk kaydından itibaren, Paşa Bey Mescidi etrafında yerleşen Müslüman hanelerin oluşturduğu bir mahalle olarak karşımıza çıkar. İlk tahrirlerde 32 olan mahalle hane sayısının, yavaş yavaş düşme gösterdiği ve en son yapılan tahrirde 24 olarak kaydedildiği görülmektedir. 1827 sayımında 36 Müslim ve 2 gayr-ı Müslim olmak üzere toplam 38 olan hane miktarı, 1831'de 34 Müslim, 2 gayr-ı Müslim olmak üzere 36'ya düşmüştür. Paşa Bey Mahallesi'nde, ilk dönemlerde görülen nüfus azalmasının yegane sebebinin, yeni mahallelerin tesisi ve mahalle çevresinde bulunan bazı hanelerin, bu yeni teşekkül eden mahallelere dahil edilmesinden kaynaklandığını tahmin ediyoruz. 14541455 tahriri sonrasında 1519, 1528, 1553-1554 ve 1574 tarihli tahrir kayıtları bu tahminimizi destekler mahiyettedir. Mahalle nüfusunun azalmasındaki bir başka sebep ise, 1831 sayımında görüldüğü üzere, mahalle sakinlerinden bazılarının berat alıp askeri zümreye geçmeleridir.

Mahalleye ismini veren Paşa Bey Mescidi'nin tam olarak yeri ve kurucusu hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Buna rağmen, Paşa Bey Mescidi'nin, bulunduğu mahalleye ismini verdiğini, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Sivas'ın önemli bir mahallesi olarak günümüze ulaştığım söyleyebiliriz. Günümüzdeki Paşa Bey Mahallesi, Osmanlı döneminde kendisine komşu olan Köhne Civan ve Tokmak mahallelerini içine almış durumdadır.

Mahalle-i Mescid-i Hoca İmam, aşağı varoşta yer alan ve çarşılara bitişik bir mevkide bulunan, Sivas'ın en kalabalık mahallesi durumundadır.83 Hoca İmam Mahallesi'nin çevresinde sırasıyla, Bazar, Cami, Sarı Şeyh ve Köhne Civan mahalleleri bulunmaktadır. Mahalleye isimini veren mescidin günümüze kadar gelmesi, mevkii konusunda kesin bir hükme varmamızı sağlamaktadır. Hatta kurucusu Hoca İmam'ın mezarının mescide bitişik (sonradan içinde) halde bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Önemli bir coğrafi mevkide bulunan Hoca İmam Mescid'i, Sivas'ın en eski mescidlerinden olması sebebiyle değişik tarihlerde tamir ve hatta yeniden inşa faaliyetlerine konu olmuştur. Kaynaklarda bu tamirlerden birinin Sivas Beyleıbeyisi ve Meydan Cami'inin banisi Hasan Paşa tarafından yaptırıldığı anlatılmaktadır. Diğer taraftan 1816 yılında harab olan mescidin yeniden tamiri, Dergalı-ı Ali gediklilerinden Mehmed Emin Ağa tarafından yaptırılmış ve aynı yıl minber konulmak suretiyle cami haline getirilmiştir. Bu yüzden Mehmed Emin Ağa, kaynaklarda, mescidin ikinci vakıfı olarak belirtilmiştir.

Hoca İmam Mahallesi, yapılan ilk tahrir defterine göre, şehrin en kalabalık Müslim mahallesi olarak gözükmektedir. Mahalle nüfusunun (hane sayısının) daha sonraki yıllarda bu özelliğini yitirerek, inişli çıkışlı bir seyir takip etmeye başladığı anlaşılmaktadır. Bu değişimin sebebini, Hoca İmam Mahallesi'nin çevresinin gayr-ı Müslim mahallelerce çevrilmiş olmasında aramak gerekir. Zira, Osmanlı döneminde, mahalle sınırlarının çok kesin hatlarla sınırlanmadığı ve zaman zaman değişikliklere uğradığı bilinmektedir. Üstelik, sınırları sabit kalmak şartıyla, şehir merkezinde etrafı meskun mahalle ve çarşılarca çevrili bulunan mahallelerin ev sayılarının artması uzak bir ihtimaldir. Bu bakımdan, bilinen ilk tahrirde 35 haneye sahip olan Hoca İmam Mahallesi'nin, 1831'de 71 haneye yükselmesi, ancak sınır değişimiyle izah edilebilir. Buna karşılık, hane miktarındaki Müslim-gayr-ı Müslim oranlarında meydana gelen değişimin bizce en geçerli sebebi, alım-satım yoluyla hanelerin el değiştirmesidir. 19. asırda bu tür alışverişlerin sıklaştığı ve genellikle satıcıların Müslim, alıcıların gayr-ı Müslim olduğu görülmektedir.'

Bu dönemin bir başka mahallesi olan Hoca Ulu Bey, bugün Mahkeme Çarşısı olarak bilinen çarşı çevresinde ve daha çok güneye bakan cephesinde, Tokmak ve Paşa Bey mahalleleri arasında yer alır.'" Sivas çarşılarına yakınlık bakımından, Hoca İmanı Mahallesi'nden sonra gelmektedir. İlk defa mahalle olarak geçtiği 1454-1455 tarihinden itibaren, 1574 tahriri dahil tümünde yer alan Hoca Ulu Bey Mahallesi, daha sonraki tarihlerde tamamen ortadan kaybolmuştur. Mahallenin, kendine bağlı hanelerinin, çevresindeki diğer mahallelere dahil edilmesi veya yakınında bulunan çarşıların (bilhassa Mahkeme Çarşısı'nın) büyümesi suretiyle ortadan kalkmış olabileceğini düşünüyoruz. Zamanla çarşıların, mahalle sakinlerinin oturduğu haneleri içine alacak şekilde genişlemesi, hane sahiplerini başka mahallelere göç etmek mecburiyetinde bırakmış olabilir.
Hoca Ulu Bey Mescidi'nin ise, 1911'lere kadar varlığını sürdürdüğü anlaşılıyor. Ancak, söz konusu mescidin, 1576'lardan itibaren "Ümmi Paşa bin hoca Ulu Bey adıyla kaydedilmeye başlandığı da görülmektedir. Bu yüzden mescidin, Ümmi Paşa tarafından tamir ya da yeniden inşa ettirildiği dü-şünülebilir. Ayrıca, bazı kaynaklarda, bahis konusu mescidin, Sivas Mahkeme Binası'na bitişik olması sebebiyle "Mahkeme Mescidi" adıyla da anıldığı görülmektedir."

Sivas şehrinin tespit edilebilen ilk mahallelerinden birisi de, Mescid-i Palaslu Mahallesi'dir. Adını şehrin güney-doğusunda yer alan Malatya yolu üzerindeki dış sur kapısından ( halk arasında Bağdat Kapısı) almıştır. 14541574 tarihleri arasında tutulan bütün tahrirlerde bu isimle anılan biri Müslim diğeri gayr-ı Müslim olmak üzere iki mahalle kaydedilmiştir. Gayr-ı Müslim mahallesi sadece "Palas" olarak geçerken, Müslim mahallesi "Mescid-i Palaslu", "Palas der zir-i Kal'a-i Sivas" ve "Sins altında Palas" şeklinde kaydedilmiştir.'-'" Bu bakımdan, Müslim mahallesinin, şehir surları dışında kurulduğu neticesine varılabilir. Hatta Moğol saldırısında sur dışındaki mahallelerin yağmalandığı söylenmektedir ki, Mescid-i Palaslu Mahallesi'nin de böyle bir akibete uğramış olması muhtemeldir. Palas Mahallesi'nin son olarak 1574 tarihinde ismi geçmektedir. 1637'leı den sonra ise, mahallenin adı, Demürcilerardı ve Kırçtık ismiyle Türkçeleşmiştir.

Gayı-ı Müslim bir mahallenin yakınına yaptırılan bir mescidle, aynı isimle anılan yeni bir mahallenin tesis edilmesi ve birkaç asır sonra tamamen Türkçe bir isimle kayıtlara geçmesi, bir mahallenin iskanını ve İslamlaşma sürecini ve bu hususta uygulanan metodu göstermesi bakımından önemlidir. Ayrıca, Sivas ölçeğinde, bu gelişmenin ilk örneğinin Palas Mahallesi'nde gerçekleştiğini de belirtmeliyiz. Diğer taraftan, 1553-1554'lerden itibaren "Şahkulu Mescidi tabi-i Mahalle-i Palas" adıyla yeni bir mahallenin teşekkül ettiği görülmektedir.'"

Osmanlı döneminde Sivas'ın ilk mahallelerinden olan "Mescid-i Hoca Hüseyin" (sonraları Mescid-i Hacı Şah Hüseyin), 1454-1455 tarihinden itibaren Cumhuriyet dönemine kadar gelmiş ve Demircilerardı Mahallesi ile birleşmek suretiyle zamanımıza kadar varlığını sürdürmüştür. Mahalleye ismini veren mescidin banisi hakkında herhangi bir bilgiye tesadüf edemedik. 1576 evkaf kaydında mescid, 1693 kaydında sadece vakıf olarak geçen müesese, mahalle olarak 1519-1520 ve 1528 tahrir kayıtlarında, bu tarihlerden önce ve sonra mevcut olduğu halde, zikredilmemiştir. Mescidin, coğrafi mekan olarak şehrin doğusunda, Said İbrahim Paşa Cami'i civarında ve belki de aynı yerde bulunduğunu sanıyoruz. Said İbrahim Paşa Cami'inin 1713'lerdeki ismi Hacı Zülfikar Mescidi'dir ki, bu mescid aynı zamanda Şah Hüseyin Mahallesi Mescidi olarak da geçmektedir. Aynı tarihlerden itibaren, Şah Hüseyin Mescidi ismine kaynaklarda tesadüf edilmemesinden hareketle, bu mescidin, 1713'lerde belki bir tamir ya da yeniden inşa sebebiyle Hacı Zülfikar Mescidi adını aldığı, tekrar harap olan bu mescidin 1823'lerde de Said İbrahim Paşa tarafından yeniden inşa edilmesi ve minber konulması üzerine de Said İbrahim Paşa Cami'i diye adlandırıldığını söyleyebiliriz.
1454'lerde şehrin doğu sınırında, Mısmıl Irmak'a doğru en kenar mahalle durumunda bulunan Şah Hüseyin Mahallesi, daha sonraki yıllarda, Mısmıl ırmağın iki yakası boyunca yeni mahallelerin kurulması sonucunda, kenar mahalle olma özelliğini yitirmiştir. Önceleri sadece Müslim nüfus meskun olduğu halde, muhtemelen 19. asrın başlarından itibaren gayr-ı Müslimler de yaşamağa başlamıştır.

Osmanlı dönemindeki Sivas'ın ilk mahallelerinden olan ve adı sadece 1454-1455 tahririnde geçen Mescid-i Hacı Emir Mahmud Mahallesi, muhtemelen hane sayısı az olduğu için (9 Müslim hane), zamanla diğer mahallelere dahil edilmiş ve ortadan kalkmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:24

Eyalet-i Rum'un merkezi durumunda bulunan Sivas'ta, başlangıçtan itibaren mühim miktarda gayr-ı Müslim yaşıyordu. İlk tahririn yapıldığı 14541455 yılında Sivas'ta (bir cemaat hariç olmak üzere) toplam 6 gayr-ı Müslim mahallesi bulunuyordu. Bunlardan ilki, daha önce aynı ismi taşıdığı için Müslim mahalleler arasında zikrettiğimiz Palas Mahallesi'dir. Bu mahalle, nüfus bakımından ilk tahrirlerden itibaren en kalabalık hane sayısına sahip olanıdır. 1454 sonrasında yapılan nüfus sayımlarında ise, isminin Türkçeleş-tiği ve nüfus kesafetinin devam ettiği anlaşılıyor.

Gayr-ı Müslim mahallelerden Cumhuriyet dönemine kadar ismini muh-faza eden yegane mahalle Zilkar mahallesi olmuştur. Bugünki Topraktepe, Gök Medrese ve Uluanak mahalleleri arasındaki bölgede yer alan Zilkar mahallesi, tabloda da görüleceği üzere başlangıçtan itibaren mühim bir gayr-ı Müslim nüfusa sahip iken, 19. asrın ilk yarısı ortalarında (1827-1831) tamamen Müslüman nüfusun barındığı bir mahalle hüviyetini kazanmıştır. Cumhuriyet devrinde ise, Gök Medrese Mahallesi ile birleşip, bu mahallenin ismini almıştır.

Osmanlı dönemi boyunca önceleri tamamen, 19. asırda ise büyük çoğunluk itibariyle gayr-ı Müslim nüfusun yaşadığı büyük mahallelerden birisi olan Bazar Mahallesi (Bazar Kapusu), Kale-i Atik 'in güney cephesinde ve Sivas çarşılarına açılan kapısı civarında bulunuyordu. Adını da bu çevrelerden aldığı anlaşılan ve Hoca İmam ve Kale-i Atik mahalleleri arasında bulunan Bazar mahallesi, Cumhuriyet devrinde Kale-i Atik ile birleşip, Eski Kale mahallesi adını almışur.
1454-1455 tahririnde Meksat Keşiş, Keşiş Mehtar, Nurmuş Keşiş ve Cemaat-i Gariban ismiyle zikredilen mahallelerden ilk üçünün adı bir sonraki tahrirde (1519-1520) Türkçeleşmiştir.

Genellikle Selçuklu, İlhanlı, Eratna ve kısmen de ilk Osmanlı devri mirası olduğunu sandığımız, 1454-1455 tahririnde geçen mescidlerin ve bunların etrafında oluşan mahallelerin, bugünkü Kayseri Kapısı, Hükümet Meydanı ve Erzurum yolu üzerindeki Mısmıl Irmak köprüsü arasında bir üçgen oluşturacak şekilde yerleşmiş olduğu görülür.108 Bununla birlikte, yerleri tespit edilemeyen Müslim ve gayr-ı Müslim mahallelerinin de dikkate alınması gerekir. Zira, surların daha geniş bir alanı çevirmiş olduğu bilinmekte ve Osmanlı döneminde, şehirdeki iskan faaliyetlerinin, çoğunlukla surlar içinde kalan bu üçgen dışında cereyan ettiği görülmektedir. Ancak, bu dönemde, bahis konusu üçgen içindeki iskanın durduğu da söylenemez.
1454-1455 tahririnde, Sivas şehir merkezinde 216 Müslim, 351 gayr-ı Müslim olmak üzere toplam 567 hane kaydedilmiştir ki, Timur yıkımının akabinde tutulan bu tahrirden, şehir nüfusunun oldukça düşük seviyede olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, bölgedeki diğer şehir ve kazaların da umumiyetle fazla bir nüfusa sahip olmamaları111, şehirdeki nüfus azlığının sebebinin, sadece Timur istilasının olamayacağı kanaatini uyandırmaktadır.

b. 16. Yüzyılda Mahalleler

Sivas'ta bulunan mescid ve mahalleler hakkında ikinci önemli kayıt, 1519-1520 yıllarında (Yavuz Sultan Selim dönemi) tutulan mufassal tahrir defteridir. Bu defter sayesinde şehrin, ilk tahrirden 65 yıl sonraki durumu hakkında önemli bilgilere ulaşılabilmektedir. Defterden anlaşıldığına göre şehirde, Fatih döneminde başlayan imar ve iskan faaliyetleri bu dönemde hızlanmış ve mahalle sayısı 14 Müslim ve 6 gayr-ı Müslim olmak üzere toplam 20'ye yükselmiştir. Bir önceki dönemde yer alan Hoca Hüseyin ve Hacı Emir Mahmud mahalleleri 1519-1520 tahririnde kaydedilmemiştir. Buna karşılık, kaybolan bu iki Müslim mahallesinin yerine 6 adet yeni mahalle teşekkül etmiş görünmektedir ki, bunlar sırasıyla, Yenice Mescid, Himmet Sofu Mescidi, Mescid-i Ganem, Billur, Karagedük ve Emir Ali Hacı mahalleleridir. Bunlardan Yenice Mescid hariç diğerlerinin, şehrin coğrafyasındaki mevkileri belirlenmiştir. Görüldüğü gibi, bu tarihte teşekkül etmiş bulunan altı yeni mahalleden üçü doğrudan mescid ismiyle anılmaktadır. Diğer üç mahallenin de normal olarak birer mescid ya da benzeri dini müesseseler etrafında teşekkül etmiş olması gerekir. Zaten, 1519-1520'de sadece Billur olarak kaydedilen mahalle, 1576 Evkaf Defteri'nde Mescid-i Mahalle-i Billur şeklinde kaydedilmiştir. Aynı şekilde, 1519-1520'de Karagediik olarak anılan diğer mahalle, 1553-1554'te Karagedük ve Abdulkerim Mescidi Mahallesi olarak zikredilmiştir. Emir Ali Hacı Mahallesi'nde (diğer adı Hoca Ali Çavuş) ise, 1514'te, Kerim Çavuşzadeler'den Yusuf Çavuş, Kerim Çavuş ve Şehriban Hatun tarafından bir mescid bina olunduğunu biliyoruz. Demekki, her yeni mahalle, ya bir mescid etrafında kurulmakta, ya da zamanla ihtiyaca binaen mahallede hemen bir mescid inşa olunmaktadır.

Hoca Ali Çavuş Mescidi hakkında oldukça fazla malumata sahip bulunmakla beraber, kuruluş tarihini tespit edemedik. 1728 tarihinde Debbağ El-Hac Halil Efendi tarafından minare yaptırılmış ve bazı yeni vakıf gelirleri ilave edilmiştir. "fl Buna rağmen mescidin, 1770'li yıllarda harap bir duruma düştüğü anlaşılmaktadır. Son olarak günümüzde yeniden inşa edildiği bilinmektedir.
Muhtemelen Sivas civarında bulunan Ganem Köyü'nden 117 gelenlerin kurduğu Ganem mahallesi Cumhuriyet dönemine kadar gelen Müslim mahallelerinden biridir. Daha sonra Billur mahallesine katılmıştır. Ganem Mahalle Mescidi ve bu mescidin kurucusu hakkında bilgimiz yoktur. Daha sonra bu mahalleye, belki de aynı yere, 1619 tarihinde El-Hac Ahmed b. Molla Ali tarafından bir cami yaptırılmıştır. Cumhuriyet dönemine kadar kaynaklarda mevcudiyetini takip edebildiğimiz camiin yerinde, günümüzde aynı ismi taşıyan son dönemlerde inşa edilmiş olduğu anlaşılan yeni bir cami bulunmaktadır. Yine aynı şekilde, kurucusunu tespit edemediğimiz, fakat 1500-1501 yıllarında kurulduğu anlaşılan Billur Mahallesi Mescidi'nin de, içinde bulunduğu mahalle ile birlikte günümüze kadar ulaşabildiği görülmektedir. Ancak mescidin, son asırda yeniden inşa edilmiş yeni bir bina olduğunu belirtmeliyiz.

İlk defa 1519-1520 tahririnde geçen Himmet Sofu mescidi mahallesinin, o dönem Sivas şehrinin iskan bölgesinin biraz dışında, Abdulvahab Gazi ve Mısmıl Irmak tarafında teşekkül ettiği anlaşılıyor. Mescidin isminden hareketle, kurucusunun ehl-i tarik ve tasavvufla alakalı birisi olduğu neticesine varılabilir. Ayrıca 1514 tarihli Kerim Çavuş vakfiyesinde şahitler arasında "Sofu Himmet" adında birisi bulunmaktadır ki, biz, sözünü ettiğimiz bu iki ismin aynı kişiyi temsil ettiğini ve dolayısıyla sözkonusu mescidin bu tarihlerde tesis edildiğini düşünüyoruz. Mahalle, ırmak boyunda bulunduğu için, Cumhuriyet devrinde Mısmıl Irmak Mahallesi adını almıştır. Mescid (1743lerden itibaren cami) ise, yeni binası ile ismini ve varlığını halen sürdürmektedir.

1519-1520 tahririnde de 6 gayr-ı Müslim mahallesi kaydedilmiştir. Ancak burada, 1454-1455'te "Keşiş" adıyla anılan 3 mahallenin Kepenek, Kaleardı ve Köhnecivan olarak değiştiği görülmektedir. Ayrıca, bunlardan Kaleardı mahallesine, yukarıda adıgeçen Kerim Çavuş tarafından 1514 tarihinde bir vakıf mescid yapıldığını da biliyoruz. Kerim Çavuş Mescidi'nin (sonradan cami), 18. asrın sonralarında yaptırılan yeni binası halen ayaktadır.
Fatih döneminde 567 hane olan Sivas şehir nüfusu, hızlı bir artış kaydederek, Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan 1519-1520 tarihli tahrirden anlaşılacağı üzere 1327 haneye ulaşmıştır. Bu dönemde, gayr-ı Müslim nüfusun daha çok arttığı görülmektedir.
Sivas mahalleleri ve nüfusuyla alakalı 1528 tarihli defterde, hane miktarındaki azalmaya karşılık, mahalle sayısında ve isimlerinde herhangi bir farklılık görülmemiştir.

Sivas şehrinin topoğrafık tarihi için 1528-1553 dönemi önemli bir dönüm noktası teşkil eder. Dönemin başlangıcında 20 mahalle olan şehir, dönemin sonunda, coğrafi yerleşim açısından belirtilen üçgenin (Kale-i Atik-Hükümet Konağı, Palas, Kayseri Kapısı) dışına çıkarak yeni bölgelerde, mescid ve zaviyeler çevresinde sistemli bir iskan faaliyeti neticesinde 32 mahalleye (2 cemaat ve kale müstahfizlan hariç) ulaşır. Yetıi kurulan 11 mahalleden biri hariç diğerlerinin tamamı mescidlerin çevresinde teşekkül etmiştir.

Bunlardan Mescid-i Mahalle-i Abdülkerim, şehrin güneyinde, Gök Medrese, Yahya Bey ve Karagedük arasında yer almıştır. Yine aynı bölgede kurulan Mahalle-i Mescid-i Yahya Bey ismiyle anılan mahallenin kuzeyinde Paşa Bey, doğusunda Tokmak ve Ganem mahalleleri ile güneyinde Abdülkerim mahallesi bulunmaktadır. Yine bu bölgede Kaıagedük Mahallesi'ne tabi' olarak kurulan Mescid-i Şems yer alır. Şems Mescidi mahallesi, Hoca Ali Çavuş (1574'te Emir Ali nam-ı diğer Feı raş) mahallesi ile sınır komşusu olup, 17. asrın sonlarında "Şems maa Ferraş", 1700'lü yıllardan itibaren ise "Şems Ferraş" mahallesi adını alarak bu mahalle ile birleşmiştir. Bir sonraki tahrir kaydında Abdülkerim ve Karagedük mahalleleri ayrı ayrı yazıldıkları gibi, Şems Mescidi mahallesi de Karagedük mahallesi tabiliğinden ayrılarak yeni bir mahalle hüviyetine kavuşmuştur.

1514 tarihli Kerim Çavuş Ailesi vakfiyesinden anlaşıldığına göre, Kaleardı ve Hoca Ali Çavuş mahallelerinde birer mescid inşa olunmuştur. Bu mescidlerden ilki 60 yıl, diğeri 40 yıl sonra yeni mahallelerin kurulmasına vesile olmuş görünmektedir. Ancak, Kaleardı mahallesinde kurulan mescid etrafında teşekkül ettiği anlaşılan yeni mahallenin (Kerim Çavuş Mahallesi) adının sadece bir defa 1574 tahririnde geçtiğini belirtmeliyiz. Hoca Ali Çavuş mahallesinde tesis edilen mescid çevresinde oluşan ve Cumhuriyet dönemine kadar bu isimle anılan Abdülkerim mahallesi ise, günümüzde Yahya Bey mahallesi sınırları içinde kalmıştır. Bu mahallenin iskanında, vakfiyede belirtilen mescid, mektep ve kiracı evlerinin önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Ayrıca, 1835'li yıllardan önceki tarihlerden itibaren vakıf arazisi üzerine mülk evlerin yapılmasına izin verilmek suretiyle iskanın teşvik edildiği görülmektedir.

Yukarıda Abdülkerim mahallesi ile birleştiği belirtilen Yahya Bey mahal-lesine adını veren Yahya Bey Mescidi ve bu mescidin kurucusu hakkında 1713'e kadar herhangi bir malumatımız bulunmuyor. Ancak, bu tarihten sonra mescidle ilgili çok sayıda vesika vardır. Söz konusu mescide, H. 1134 (1721-1722) tarihinde El-Hac Osman b.Abdi tarafından bazı vakıflar tahsis edilmiştir. Bu sebeple mescid, kaynaklarda bazen "El-Hac Osman Mescidi" diye de anılmaktadır. 1728'de minber konulan mescidin bu tarihten itibaren cami haline geldiği anlaşılmaktadır.

1553-1554 tarihli tahrir defterinden yeni kurulduğu anlaşılan mahallelerden bir diğeri de, Mescid-i Veled Bey'dir. Paşa Hamamı yakınındadır. Kale-i Cedid (Toprak Kale)in Ulu Cami'ye bakan yönünde ve Hasan Paşa Hamamı (günümüzde Eski Hamam) çevresinde teşekkül eden mahalleye ismini veren bu mescidin kurucusu hakkında, 1576 tarihli Evkaf-ı Rum'da bazı açıklamalar vardır. Söz konusu defterdeki "Vakf-ı Mezar-ı Veled Bey b. Emrullah der nezd-i Hamam-ı Hasan Paşa ve çeşme der hane-i Veled Bey" şeklindeki kayıtlar, kurucu vakıfın ve babasının ismini, söz konusu hamamın Hasan Paşa'ya ait olduğunu ve ayrıca, aynı yerde Veled Bey'e ait bir çeşme ve evin bulunduğunu haber vermektedir.

Veled Bey Mescidi'nin, 1762 tarihinde hala ayakta ve kullanılır vaziyette olduğunu biliyoruz. Fakat, o tarihten sonra, mescidle alakalı herhangi bir belge ve bilgiye tesadüf edilmemiştir. Hasan Paşa Hamamı, büyük oranda harap bir halde bulunmaktadır. Veled Bey mahallesi ise, Cumhuriyet devrine kadar varlığını ve ismini muhafaza etmiş, son dönemde Cami-i Kebir mahallesi ile birleşerek Uluanak mahallesi adı altında şehir coğrafyasındaki yerini almıştır.

Daha önce, bir gayr-ı Müslim mahallesi olarak zikrettiğimiz Kepenek mahallesinin kuzey tarafında yeni bir mescid ve zaviye tesisi ile Mescid-i Ahmed Şubaşı, diğer ismiyle Ali Üryan Mahallesi kurulmuştur. 1574 tarihinde de aynı isimle anılan mahalle, 1700 tarihinden sonra Üryan-ı Müslim olarak kaydedilmeye başlanmıştır. 1553-1554 tarihinde tamamen Müslümanların yaşadığı mahallenin, 1574 tarihinden itibaren yoğun olarak gayr-ı Müslimleri de barındırmağa başladığı ve bu karmaşık yapının 1827 ve 1831 sayımlarına da yansıdığı görülmektedir. Aynı zamanda Murdar Irmak'ın yakınında yer aldığı için, Sularbaşı mahallesi adını sonradan alan bu mahalledeki mescid ve zaviyenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu da bilinmemektedir.

Bu dönemde yeni kurulan mescid ve mahallelerin daha çok Abdülvahab Gazi, Kale-i Atik ve Palas Kapusu arasındaki bölgede yoğunlaştığı görülmektedir. Şahkulu Mescidi tabi'-i Mahalle-i Palas adıyla, kurulduğu mevkii de belirtilen mahalleye isimini veren mescidin, muhtemelen 1528, 1553-1554 tarihleri arasında kurulduğu ve kurucusunun Şahkulu Çelebi olduğunu, 1576 tarihli evkaf defterinden öğreniyoruz. 18. asrın başlarında (1705-1715) Kırcuk ismiyle, aynı sahada yeni bir mahallenin teşekkül ettiğini görüyoruz. Bu bilgiden hareketle, bahis konusu mescid ve mahallenin bu tarihlerden evvel tamamen ortadan kalktığı neticesine varıyoruz ki, zaten o dönemi ihtiva eden kaynaklarda Şahkulu mescidi ve mahallesinin kaydı da geçmemektedir.

Gayr-ı Müslim nüfusun iskan bölgesinden uzak ve tamamen Müslim ailelerden oluşan, Hamurkesen, Mescid-i Mevlana Mehmed, Mescid-i Musa ve yeni kuruluşunu ismiyle ifade eden Mahalle-i Cedid mahalleleri, şehrin kuzey-doğu yönünde Sofu Himmet Mescidi mahallesi ile Abdülvahab Gazi arasında birbirine yakın olarak teşekkül etmişlerdir. Mescid-i Musa ile Mahalle-i Cedid'in, Abdülvahab Gazi yakınında kurulduğu, " der kurb-ı Abdülvahab Gazi " ibaresiyle açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bahsi geçen mescidlerin, genel olarak 16. asrın ilk yarısı sonrasındaki dönemlerde kuruldukları ifade edilebilirse de, bunların tek tek ne zaman kurulduklarını kesin olarak tespit edemiyoruz. Fakat, kurucularının isim ve lakablarıyla anıldıklarını söyleyebiliyoruz.
Hamurkesen mahallesi, yeni kurulan mahalleler arasında farklı bir özelliğe sahip görünüyor. 1553-1554 tarihinde 39 hane ile Müslim nüfusa sahip iken, 1574 tarihli tahrir defterinde, bu mahalle bünyesinde gebran-ı Mahalle-i Hamurkesen adıyla yeni bir mahallenin teşekkül ettiği görülüyor. Fakat, 19. asırda yapılan 1827 ve 1831 nüfus sayımlarında, yeniden Müslim mahallesi haline dönüştüğü müşahede olunmaktadır. Sınırları dahilinde çok sayıda mescidin bina olunması, Hamurkesen Mahallesi'nin diğer bir özelliğidir. 1576 tarihli Evkaf Defteri'nde kayıtlı Mescid-i Mehar(?)'ın, Hamurkesen mahallesinde olduğunu biliyoruz. Ayrıca 1716 tarihli vakfiye-sinden, Yakub Beşezade El-Hac Mahmud Ağa'nın, Hamurkesen Mahallesi'ne bir mescid yaptırdığı da bilgimiz dahilindedir. Sırasıyla 1726 ve 1820 tarihlerinde varlığını tespit ettiğimiz Hacı Veli Mescidi ve Seyyid Ömer Camii de bu mahallede bulunmaktadır. 1576 Evkaf Defteri'nde geçen Mehar Mescidi'ne, daha sonraki tarihlerde tesadüf edilememesinden harekede, Hamurkesen mahallesine sonradan bina edilen mescidlerden birisinin, bu mescidin yıkıntısı üzerine yeniden inşa olunduğu sonucuna varılabilir. Hamurkesen mahallesi, Cumhuriyet dönemi başlarından itibaren Ferhatbostanı mahallesi sınırları içine dahil edilmiştir.

Yine aynı bölgede kurulan Hacı Zahid mahallesine ismini veren mescidin kurucusu hakkında (mescidin ismi ve görevlileriyle ilgili 1709-1858 tarihleri arasında muhtelif bilgiler vardır) herhangi bir malumatımız yoktur. 1727 tarihinden itibaren cami olarak kaynaklarda yer alan mescid, günümüzde yeni binasıyla faaliyetini sürdürmektedir.

1553-1574 tarihleri arasında büyük oranda nüfus artışına sahne olan ve bünyesinde "29 Dervişan" ile diğer mahallelerden farklı bir özelliğe sahip olan Hacı Zahid mahallesi, Cumhuriyet döneminde, komşu olduğu Yiğitler mahallesi sınırlarına dahil edilmiştir.
Kurulduğu ilk asır içinde Mescid-i Mevlana Mehmed mahallesi olarak geçen ve 1700'lerden sonra ise, Hacı Mehmed mahallesi adını alan ve 1553'lü yıllarda şehrin kuzey-doğu yönünde bir kenar mahallesi olma özelliğine sahip olan Hacı Mehmed mahallesi, 19. asrın başlarına kadar bu özelliğini devam ettirmiştir. Aynı bölgede kurulan diğer 3 mahallenin de (Hacı Zahid, Hacı Veli, Hacı Mahmud) " Hacı "lakablı isimleri taşıması ilginçtir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:24

Günümüze kadar ismi gelen Hacı Mehmed Mescidi'nin yanısıra aynı mahallede 1706 tarihinde Yakub Efendi adıyla yeni bir mescidin yapıldığını kaynaklardan öğreniyoruz. 1775 tarihinden itibaren cami haline dönüştürülen Yakuboğlu (efendi) Camii, son olarak 1829'da kaynaklarda geçmektedir. Mahalleye ismini veren Hacı Mehmed Camii ise, 1887 tarihine kadar görevlileri vasıtasıyla kaynaklarda görülmektedir.

Bu dönemde Abdülvahab Gazi'nin Mısmıl ırmağa yakın bir bölgesinde teşekkül eden, Mescid-i Musa mahallesi 1574 tarihinden itibaren Kılağuz ismini almıştır. Günümüzde bu isimle anılan mahalle ve camiin, 1706lardan itibaren aynı özelliği taşıdığını görüyoruz.

1553-1554 tarihli tahrir kayıtlarında yeni kayıtlı mahallelerden birisi de Mescid-i Hoca Karaca'dır. Hoca Ulu Bey, Köhnecivan, Paşa Bey ve Tokmak mahalleleri arasında yer alan bu mahallenin ismine Gök Medrese vakfiyesinde de rastlanılmıştır. Farklı iki tarihte aynı isimle geçen Karaca mahallesinin aralarındaki ilişki ve 1574 tarihinden itibaren kaybolması hakkında, tahmini de olsa herhangi bir bilgimiz bulunmamaktadır.

1553-1554 tarihli tahrir kaydında görülen "Cemaat-i Mescid-i Bazar" ifadesi farklı yorumların yapılmasına sebep oluyor. Öyle ki, 1524 tarihli Lala Sinan Paşa vakfiyesindeki "Mescid ei-Bazaı " adıyla kaydedilen mescidin, zikredilen cemaatle ilişkili mescid olduğu anlaşılıyor. Ancak, cemaat ya da mahalle olarak adlandırılmada ne gibi kıstasların olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Hane miktarının belirleyici bir rol oynadığı akla ilk gelen bir çözüm gibi görünse bile, 1520 tarihli 5 hanelik Yenice Mescid mahallesi ile 1553-1554 tarihli 7 hanelik Veled Bey mahallesi bu fikri pek tasvip eder görünmüyor. Ayrıca mahallelerde meskun, berat ehli (askeri) ailelerin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Bazar mahallesi gibi, büyük bir gayr-ı Müslim mahallesine bir mescid bina olunarak, etrafına Müslim hanelerin yerleştirilmesi, ince bir İslamlaştırma politikasının eseri olabilir. Bazar Mescidi'ne daha sonraki tarihlerde rastlanılmamakla beraber, 1831 nüfus sayımında 2 Müslim hane mahalledeki mevcudiyetlerini muhafaza etmişlerdir. Buna karşılık, Bazar mahallesi Osmanlı dönemi boyunca gayr-ı Müslim nüfusun yoğun olduğu mahalle olma özelliğini korumuştur.

1553-1554 tarihli tahrir döneminde belirtilmesi gereken son bir husus ise, Sivas kalesinde(Ahmedek-Kale-i Atik) 48 kale müstahfızı ve 5 kişilik cemaat-i sipahsan bulunmasıdır.
16. asrın ilk yarısıyla ilgili dikkatimizi çeken genel bir sonuç, Sivas'ta Müslim mahallelerin ve dolayısıyle Müslüman nüfusun büyük bir artış göstermiş olmasıdır. Aynı şekilde, mahalle sayıları sabit kalmakla beraber, gayr-ı Müslim nüfusun da önemli ölçüde arttığı müşahade olunmaktadır.

Sivas'ın mescid ve mahalleleri ve dolayısıyla iskanı hususunda, 1574 tarihli mufassal tahrir defteri ve bunu tamamlayan 1576 tarihli evkaf defteri, tahrir döneminin son örneklerini oluşturmaktadır. Defterler incelendiğinde edinilen ilk intiba', şehrin imar ve iskanında, 1553-1554 öncesinde başlayan hızlı gelişmenin, geçen 20 yıl içinde artarak devam etmiş olmasıdır. 16. asrın ikinci yarısında imparatorluk genelinde meydana gelen gelişmelere, Sivas şehrinde de rastlamak mümkün olmaktadır. Bu dönemde Sivas'taki mahalle sayısının 41'e ulaştığı ve şehir nüfusunun yaklaşık 1000 hane arttığı görülmüştür.

Bazar mahallesindeki bu cemaatin durumunu Ebu Suyd'un bir fetvası kısmen aydınlatmaktadır. Ebu Suud'a göre "Eğer bir mescidin etrafında Müslüman ahalisi bulunmayıp, etrafında gayr-ı Müslimler bulunsa, cami etrafındaki evler ücretleri verilmek suretiyle satın alınır". Bazar mahallesindeki İslamlaşma da böyle bir usul kullanılmış olsa gerekir.

Önceki tahrirlerde ayrı ayrı mahalleler başlığı altında yazılan Müslim ve gayr-ı Müslim hanelerin, 1574 tarihinden itibaren karışık olarak kaydedilmesi, şehirde uygulandığını tahmin ettiğimiz iskan ve İslamlaşmayı teşvik siyasetinin yeni bir safhasını göstermesi bakımından önem arzetmektedir. 16. asrın ikinci yarısı ortalarında başlayan bu uygulamanın, Osmanlı sonuna kadar devam ettiğini, 18. ve 19. asırlarda düzenlenen arşiv vesikalarından öğreniyoruz.

1514 tarihinde Kerim Çavuş ailesi tarafından, tamamen gayr-ı Müslim nüfusun meskun olduğu Kaleardı mahallesine yaptırılan mescid, 1574'te bir mahalle olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, Toprak Kale (Kale-i Cedid)'nin güneyinde Şeyh Çoban ve Kaleardı mahalleleri arasında yer alan Kerim Çavuş mahallesi, yeni bir nüfus yerleşiminden ziyade, Şeyh Çoban mahallesinden bölünmek suretiyle teşekkül etmiş olsa gerektir. Zira, 1553-1554 tarihlerinde 80 hane olan Şeyh Çoban mahallesi, 1574'te 36 haneye düşmüştür. Sonraki yıllarda Kaleardı mahalle sınırlarına dahil olduğu anlaşılan, Kerim Çavuş Mahallesi'nin yalnızca aynı isimle anılan mescidi 1200 (17851786) tarihinde yenilenmek suretiyle ayakta kalabilmiştir.

Kerim Çavuş haricinde bu dönemde ismi ilk defa geçen mahallelerden bir başkası da, zaviyeler bölümünde daha ayrıntılı anlatılacak olan, Şeyh Erzurum Zaviyesi yakınında kurulan Mahalle-i Cedid'tir.

Yeni kurulan ve yalnızca bu tarihte geçen bir diğer mahalle, şehrin kuzeyindeki Cancun mahallesidir. Aynı zamanda sur kapısına da isim olarak verilen Cancun mahallesinin, Zara'ya bağlı Cancun Karyesi ahalilerinin iskanı neticesinde kurulduğunu anlıyoruz. Cancun civarında kurulan ve hakkında oldukça fazla bilgiye sahip bulunduğumuz Ali Baba Mescidi Mahallesi de yeni mahalleler içerisinde yer almaktadır." Yine bu dönemde yeni kurulduğu anlaşılan mahallelerden Baba Üryan Mahallesi, Kale-i Atik'in kuzeyinde, Murdar Irmak çevresinde teşekkül etmiştir. Bahis konusu mahallenin ismini aldığı, büyük bir ihtimalle bir deniş -şeyh olduğunu tahmin ettiğimiz Baba Üryan ve kimliği hakkında bilgimiz yoktur. 1700'lerden itibaren Üryan-ı Müslim olarak kaynaklarda yer alan bu mahalle, ilk kurulduğu sırada tamamen Müslim nüfusu barındırırken, 1827 ve 1831 tarihlerinde çoğunluk gayr-ı Müslimlerden oluşmaktadır. 1574 sonrasında Kepenek mahallesinin (aynı bölgede bulunan ve tamamı gayr-ı Müslim) ismen ortadan kalkması ve Üryan-ı Zimmi, Üryan-ı Müslim ve Baldır Bazarı mahalleleri arasında paylaşılması, bu değişimin asıl sebebi olmalıdır. Cumhuriyet döneminde ise, bu üç mahalle, Murdar Irmak çevresinde bulunmaları sebebiyle Sularbaşı ismini almışlar ve günümüzde de aynı isimle anılmaktadırlar.

Bu dönemde kurulan yeni mahallelerden Firdevs Bey Mescidi ve Sirkeli Mescidi mahalleleri ise, yalnızca 1574 tarihinde kayıtlıdır.171 Ayrıca şehir merkezinde, çarşıların ortasında yer alan ve bugünkü Paşa Camii'ni de içine alan Sarı Şeyh nam-ı diğer Hoca Araste Mahallesi, 1574 tahririnde bulunmamasına rağmen, 1576 Evkaf-ı Rum'da kaydedilmiştir. Zaviyeler kısmında geniş olarak açıklanacak bu mahalle hakkında da önemli bilgiler bulunmaktadır.
Sivas şehir nüfusunda önemli bir artışın görüldüğü bu dönemde, 1291 Müslim ve 2085 gayr-ı Müslim haneye ulaşılmıştır. Bu dönem, Osmanlı hakimiyetinin Sivas'a damgasını vurmaya başladığı bir dönemdir. Zira, şehir için önemli sayılacak eserler bu dönemde yapılmış ve tüm müştemilatıyla beraber kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan şehrin imarı ve halkın ihtiyaçları karşılanmaya başlanmıştır.173 Şehrin imar ve iskanını sağlayan önemli eserler bu tarihten sonra da devam edecektir.

c. 17-18. Yüzyılda Mahalleler

Toplu bilgiler vermesi açısından 1574 tarihli tahrir defteri Sivas şehri için, tahrir döneminin son örneği olmuştur. Bu nedenle şehir hakkındaki bilgiler bu tarihlerden itibaren azalmaya başlamıştır. 1600 tarihinden itibaren asrın ilk yarısında Bayram Paşa'nın (Sadrazam) su vakfı, 1650'lerde Evliya Çelebi Seyehatnamesi ve asrın sonunda 1693 tarihli muhasebe kaydı, Sivas şehri mahalleleri ve diğer eserleri hakkında en teferruatlı bilgileri içerir. Ayrıca, 1550 sonrasında kurulan vakıflar da bu bilgileri tamamlayıcı mahiyettedir.

1637 tarihinde İran üzerine yapılan sefer sırasında Sadrazam Bayram Paşa, Amasya, Tokat ve Sivas üzerinden Bağdat'a gider. Yolculuk esnasında Amasya'da kışlayan Bayram Paşa, şehre yollar, çeşmeler, han, cami, ve mevlevihane yaptırmış ve söylendiğine göre 40000 kuruş harcanmıştır. Bayram Paşa Sivas'a geldiğinde ise, daha önceden yapılmış olmakla beraber 40 seneden fazla harap bir halde bulunan su yollarını (Meraküm Yaylası'ndan getiri-len su) ve çeşmeleri tamir ettirmiştir. 1637 tarihli bu belgeden, Sivas şehrinde iskan faaliyetlerinin hala mescid ve mahalleler tesis edilmek suretiyle devam ettiği anlaşılmaktadır. Bahis konusu belgede toplam 11 mahalle ve 14 mescid ismi geçmektedir. Bunlardan Küçük Minare, Balak, Demircilerardı (Temürcülerardı) ve Meydan mahalleleri ilk defa tespit edilen mahaleller olup, Küçük Minare ve Demircilerardı, daha sonraki yıllarda da mahalle olarak yer almışlardır.

Küçük Minare (Güdük Minare) mahallesi, ismini, günümüzde halen ayakta bulunan, Eretna oğlu Şeyh Hasan'ın oldukça büyük bir yapı olan kabrinden almıştır. 1347 tarihinden itibaren mevcut olan kabir (kümbed), 1637'ye kadar mahalle ismi olarak kaynaklarda yer almamıştır. Mahalle olarak iskanında, Şeyh Şemseddin ailesinin faaliyederi önemli rol oynamıştır. Ayrıca, aynı mahalde kabirde yatan Şeyh Hasan'ın ismiyle anılan bir zaviye de faaliyet göstermektedir.

Evliya Çelebi de, 17. asrın ortasında geçtiği Sivas şehri hakkında sıhhatli ve teferruatlı bilgiler veriyor. Evliya Çelebi, şehrin 40 mahalle olduğunu ve bunlardan Ulu Cami, Hacı Zahid, Palas, Billur, Şeyh Çoban ve Kaleardı gibi eski mahallelerin yanısıra ilk defa adı geçen Ağcabölge, Bab-ı Kayseri, Örtülüpınar, Baldırbazarı, Oğlançavuş, Ağadeğirmeni (Akdeğirmen), Bezirci Tarlası (Akdeğirmen Sınırlarındadır), Çarşu ve Meydan mahallelerinin isimlerini vermektedir. Ayrıca Toprak Kale'de 200 ve Paşa Hisan'nda (Kale-i Atik) 300 ev bulunduğunu zikretmektedir.

Evliya Çelebi'de Oğlan Çavuş olarak zikredilen ve yeni bir bölgede kurulduğu anlaşılan mahalle, ilk defa 1573 tarihli Ahmed Bey vakfiyesinde Bostan Çavuş Mevkii olarak geçmektedir. Ahmed Bey b.Abdüssamed tarafından mescid ve mektep yaptırılan bu mevkiin, bazı evlerin de bina edilmesiyle yaklaşık 70 yıl sonra bir mahalle haline geldiği anlaşılmaktadır. Vakıfın bir de değirmen vakfetmesi ve büyük bir ihtimalle babasının değirmenci olması sebebiyle yaptırmış olduğu mescide Değirmencioğlu Mescidi denilmektedir. 1784 tarihinde cami olarak kaynaklarda yer alan mescidin 1852'lerden sonra hakkındaki bilgiler son bulmuştur. Ayrıca, aynı mahallede 1726 tarihinden itibaren görülen El-Hac Osman Mescidi'ne de en son 1890 tarihinde tesadüf olunmaktadır.181 Cumhuriyet dönemine kadar gelebilen mahalle, 18. asır içinde kurulmuş olan sınır komşusu Bahtiyarbostaıu mahallesinin ismini almış ve günümüzde bu isimle anılmaktadır.

1574-1650 tarihleri arasında şehrin büyümesi, genelde kuzey ve kuzeybatı bölgesinde bulunan boş alanlarda yeni mahalleler kurulmak suretiyle devam etmiştir. Evliya Çelebi'nin toplam olarak vermiş olduğu 40 mahalle sayası, 1574 tarihli tahrir kaydıyla kıyaslandığında gerçeğe yakın olduğu anlaşılmaktadır. Fakat şehir nüfusu hakkında vermiş olduğu 6060 hane sayısı, kanaatimize göre biraz fazla görünmektedir. Zira, 1574 tarihli son tahrir kaydında (ki, Osmanlı ve Sivas nüfusunun en fazla arttığı dönemdir), toplam 3376 olarak tespit edilen hane miktarı, 1827-1831 tarihli nüfus sayımlarında bile, toplam 4000'e yakın hane ile, zaman farkına rağmen fazla bir değişikliğe uğramamıştır. Ayrıca, 1605-1606 tarihlerinde Sivas'tan geçen Simeon'un verdiği 10-15 bin hane sayısı da çok fazla mübalağalıdır.

Sivas şehri mahalleleri ve bazı vakıf eserleri hakkında yeni bilgiler veren 1693 tarihli Sivas Eyaleti Evkaf Muhasebe Defteri, şehirdeki yeni iskan ve yerleşmelerin 17. asrın sonlarında da devam ettiğini göstermektedir. Bu tarihte ilk defa geçen Küçük Bengiler Mahallesi ve mescidi, şehrin kuzeyinde, Murdar Irmak boyunda yer almıştır. Mahalle mescidi, 1705 tarihinden sonra Hacı Hüseyin Cami olarak kaynaklarda geçmekte ve 1883 tarihine kadar hakkında muhtelif bilgilere rastlanılmaktadır.
Sivas şehri mescid ve mahalleleri hakkında 1693-1787 tarihleri arasındaki dönem için Hurufat Defterleri, 1787-1850 yılları arasında ise, Sivas Şer'iye Sicilleri temel kaynaklarımız durumundadır. Hurufat Defterleri'nin kaynaklık ettiği yaklaşık bir asra yakın bir zaman dilimi içinde 17 yeni mahalle ismi geçmektedir. Bunlardan bir kısmı, eski mahalle isimlerinin değişmesi suretiyle oluşmuş olmakla beraber, çoğunluğun, boş alanların iskanı neticesinde teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.

İlk defa 1693 tarihinde Kurt Mescidi olarak kaynaklarda tespit edilen mescidin, 1729'lu yıllarda mahalle olarak geliştiğini görüyoruz. 1827'de minber vaz' edilmek suretiyle cami haline gelen Kurt Mescidi, içinde bulunduğu mahalle ile birlikte, hane miktarlarının az olması sebebiyle bazen Ece sınırları dahilinde gösterilmiştir. 1827'de 7 ve 1831 tarihli nüfus sayımında 5 hane ile Sivas'ın en küçük mahallesi olma özelliğine sahip olan Kurt Mescidi Mahallesi'ne ismini veren mescide en son 1888 tarihli bir vesikada tesadüf ediyoruz.

İlk defa 1706'da kaynaklarda yer alan ve 19. asır içerisinde Sivas'ın en büyük mahallesi haline gelen Ece mahallesinde Hacı İbrahim Ağa ve Küçük Sipahioğlu isminde iki mescid bulunuyordu. Bunlardan ilki 1706'da mescid ve 1742'de cami olarak kaydedilirken, ikincisi, 1801 yılından itibaren cami olarak kaynaklarda yer almıştır. Söz konusu camiler hakkında, 1906'lara kadar muhtelif bilgilere tesadüf olunmakla beraber, günümüzde, Ece Mahallesi'nde, Ece Mahallesi Camii adıyla anılan bir cami bulunmaktadır ki, biı camiin, yukarıda bahsi geçen camilerden birisinin yerinde kurulu olduğunu sanıyoruz.

Şehrin dış mahallerine sınır olma özelliğine sahip olan Murdar Irmak, çevresindeki Kösedere-i Müslim mahallesinde 3 ayrı mescid bulunuyordu. Bunlar; Hacı Veli, Kadızade ve Tuzcuoğlu mescidleridir ki, sırasıyla 1710, 1749 ve 1766 tarihli belgelerde isimleri geçiyor. Söz konusu mescidler hakkında, farklı belgelere rasdanılmamışür. Aynı ırmaktan ismini aldığı anlaşılan Kösedere-i Zimmi mahallesinde (ki, sur kapılarından Şalpur-Tokat yahut daha sonraki belgelerde geçen ismiyle Kale Kapısı civarında bulunmaktadır) ise, 1 mescid ve ileride bahsedilecek olan 1 de Mevlevihane bulunmaktadır. Bu mahallede bulunan ve mahallenin adıyla anılan mescide, ilk olarak 1730 'da ve son olarak 1865'li yıllarda tesadüf ediyoruz. Bahis konusu iki mahalle, Cumhuriyet'in başlarından itibaren Çayyurt Mahallesi ismini almıştır.

18. asrın başlarından itibaren, şehrin kuzeyindeki Şalpur Kapısı ile Cancun Kapısı arasında kalan bölgede kurulduğu anlaşılan Gökçebostan mahallesi ki, 1713 tarihinden itibaren Bağcızade Ömer Ağa mescidinin burada faaliyette olduğu anlaşılıyor. Aynı bölgede bulunan ve yine 18. asır başlarında kurulduğu anlaşılan Bahtiyarbostanı Mahallesi'nde ise, Koıkmazoğlu Mescidi vardır. Mescidin 1721 tarihinden itibaren ismine rastlanılmakta ve 1730 tarihinde minber konulmak suretiyle cami haline getirildiği anlaşılmaktadır. Ferhad Bey tarafından yaptırılan mescid, bilahare Kenanzade Mehmed Ağa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Bahtiyarbostanı Mahallesi ve Camii günümüze kadar gelebilmiş ve halen aynı isimle biliniyor.

1765'te kayıtlara geçen Abdulkadir b. Mustafa Camii, 18. asrın ikinci ya-rısında teşekkül ettiği anlaşılan Ferhatbostanı mahallesinde bulunmaktadır. Aynı bölgede yeni kurulan bir diğer mahalle Keçibula ismiyle kaynaklarda yer almıştır. 1701 tarihinden itibaren rastlanılan Keçibula mahallesinde, aynı tarihlerde ismine rastladığımız Hacı Ebubekir Camii (1703-1881) vardır. Birbirine sınır olan Ferhatbostanı, Hamurkesen ve Keçibula mahal-leleri, Cumhuriyet'in başlarından itibaren birleşerek, Ferhatbostanı adıyla günümüze kadar gelmiştir. Aynı mahaleye sınır olan ve 1703 tarihinden sonra kaynaklara geçen Hacı Veli mahallesinde ise, 1 cami ve 2 mescidin varlığını tespit etük. 1824 tarihinde Fertellizade Hacı Mehmed ve kardeşleri tarafından yaptırılan cami, günümüzde hala mevcut ve Fertellizade Camii olarak da bilinmektedir. Mahallede bulunan mescidler ise, Hacı Halil ve Sipahizade mescidleri olarak bilinmektedir. Hacı Veli mahallesi önce Hacı Zahid mahallesiyle birleştirilmiş ve sonra da Yiğitler ismini almıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:25

16. asırda Şahkulu Mescidi mahallesi ismiyle meskun olan ve 18. asır başlarından itibaren yeni bir isimle anılan Kırcuk mahallesi, ilk defa 1705 tarihinde kaynaklarda yer almıştır.

Hane sayısı itibariyle küçük bir mahalle özelliği taşımasının yanısıra, mescidinin 1881 tarihine kadar camiye çevrilmemiş olması dikkat çekicidir. Mahalle sonradan Demircilerardı mahallesi sınırları içerisinde kalmıştır.
Hurufat Defterleri'nin kaynaklık ettiği yaklaşık bir asırlık bu dönemde, Sivas şehrinin iskanı, mescidlerin inşası ve mahallelerin oluşumuyla, klasik dönemdeki hızıyla devam etmiştir. Kurulan 17 mahalleden 11 tanesi, şehrin dış çevresini meydana getiren mahalleler olmuşlardır. Günümüzde dahi bu çerçeve kısmen muhafaza edilmektedir. yeni mahallelerin bir kısmının çevre köylerden gelenlerce kurulduğu anlaşılıyor. Bir kısmı da coğrafi özellikte isimler taşıyor. Fakat, büyük çoğunluğun, daha önceki asırlarda olduğu gibi, bir mescid veya mescid banisinin isimleriyle adlandırıldığı müşahede olunmaktadır. Ayrıca, şehrin en kalabalık mahallelerinin bu dönemde kurulanlar arasında bulunması, bir bakıma şehirdeki nüfus kesafetinıin merkezden dışa doğru kaymış olduğu fikrini de verebilir. Burada belirtilmesi gereken bir husus da, kenar mahallelerin iskan sahasının, merkezdeki mahallelere göre daha fazla olduğu gerçeğidir. Yine 16. asırdaki 40 mahalle sayısı, bu dönemde 50 ve daha yukarısına yükselmiştir.

d. 19. Yüzyılda Mahalleler

Şer'i Mahkeme Sicilleri, çalışmamızın son dönemini oluşturan 17871850 yılları için, şehir hayatı ve mahalle listeleriyle alakalı toplu bilgileri içermektedir. 55 mahalle ismi bulunan 1787 tarihli ilk vesikada, yeni kurulan mahallelere rastlanılmaktadır. Evliya Çelebi'nin Sivas camileri arasında zikrettiği Kilise Cami'in, 1787'de Kilise mahallesi haline geldiği anlaşılıyor. Ayrıca, Hacı Mahmud, Hamamardı ve Osman Paşa mahalleleri de, ilk defa bu tarihte kaydedilen mahallelerdendir. Şehirde bulunan mahalleler toplu bir şekilde 1788, 1790, 1827, 1828, 1831 ve 1839 tarihli sicil kayıtlarında verilmiştir. Sürekli artış gösteren mahalle sayısı bu dönemde 59'a ulaşmıştır. Ayrıca, bu tarihte hane sayılarının da tespit edilebilmesi, nüfus artışına parelel olarak meydana gelen mahalle sayısındaki artışı görebilmemize imkan vermektedir. 1787-1827 döneminde 10 yeni mahalle ismine rastlanılmaktadır.

Yeni kurulan mahalle isimlerinin, şehir için önemli bazı eserlerden kaynaklandığı dikkatleri çekmektedir. Özellikle Abdülvahab Gazi, Kale-i Atik ve Kale-i Cedid mahallelerinin asırlar öncesine dayanan mazileri bulunmaktadır. Osman Paşa, Hacı Mahmud ve Kilise mahalleleri de cami isimlerinden gelmektedir. Bunlardan ilki, 1703 tarihinden itibaren kaynaklarda cami, mektep olarak geçmekte ve Kale-i Cedid, Veled Bey ve Örtülüpınar mahalleleri arasında bulunmaktadır. Mahalle ve mescid olarak Cumhuriyet dönemine kadar gelen Osman Paşa mahallesi, son dönemde sınırı olan Örtülüpınar mahallesi ile birleşerek bu isimle anılmaya başlanmıştır. Aslının kilise olduğunu tahmin ettiğimiz Kilise Camii ise, Evliya Çelebi'de ve daha sonra 1743 tarihli Hurufat kaydında yer almış olup, Osman Paşa Camii mahallesi yanındaki mevkiye ismini vermiştir.

Şehrin kuzey-doğu yönünde, Mısmıl Irmak boyunda teşekkül eden Hacı Mahmud mahallesinde bulunan Hacı Mahmud Mescidi ve mektep hakkındaki ilk bilgilere, söz konusu mahalle ile birlikte 1767 tarihinden itibaren rastlıyoruz. Cemaatinin fazla olması sebebiyle 1812'de minber vaz' edilerek cami haline getirilen mescidin yerinde, günümüzde Hacı Mahmud Ağa adında bir camiin mevcudiyeti dikkatimizi çekiyor. Mahalle olarak ise, Sofu Himmet ve Hacı Mehmed mahalleleri ile birleşerek Mısmıl Irmak ismini almıştır.

Kale-i Cedid ve Kale-i Atik mahalleleri, Sivas şehrinin iki iç kalesinin çevrelediği, ilki bugünki Topraktepe çevresini, ikincisi ise, Şifaiye, Buruciye ve Kale Camii'ni içine alan bölgede teşekkül etmişlerdir. Başta Sivas valisi olmak üzere berat sahibi askeri erkanın sakin olduğu bilinen kalede, 15531554 tarihli tahrir kaydında belirtildiğine göre "mustahfızan" ve "sipahzan", sicil kayıtlarına göre ise, "kale dizdarları"nın meskun olduğu anlaşılmakta-dır. Saray, cephanelik vb. yapıların yanısıra cami, hamam, dükkan, mektep, medrese, zaviye gibi diğer mahallelerde bulunan dini, sosyal ve ekonomik nitelikli eserlerin bahis konusu iç kalelerde de mevcut olduğunu biliyoruz. Kale-i Atik (Paşa Hisarı), Hoca İmam ve Bazar mahalleleriyle birleşip, Eski Kale ismiyle günümüze gelirken, Kale-i Cedid, Kaleardı mahallesi ile birleşerek, bu isimle varlığını sürdürmüştür.

Sivas çarşılarının toplandığı şehir merkezinde, Sarışeyh mahallesinin kuzey cephesine sınır olan Hamamardı mahallesi, doğusunda Küçük Minare, bansında Üryan-ı Müslim ve kuzeyinde Bahtiyarbostanı mahalleleriyle çevrilidir. Kaynaklarda, mahalle içerisinde herhangi bir mescidin bulunduğuna dair bir kayda tesadüf olunmamıştır. Bu yüzden, büyük bir ihtimalle, içinde ya da yakınında bulunan bir hamamdan adını aldığını sanıyoruz. Cumhuriyet devrine kadar varlığını koruyan mahalle, Sarışeyh ile birleşip, bulunduğu mevkiye izafeten Çarşıbaşı ismini almıştır.

16. asrın sonlarından itibaren 19. asır ortalarına kadar geçen dönemde şehirdeki mahalle sayısında görülen artışın, nüfusun artışıyla bir paralellik gösterdiğini söylemek zordur. Zira, aradan geçen 300 yıla yakın bir zamana rağmen 1574'te 3376 olan hane sayısı, 1827 tarihli nüfus sayımında ancak 3833 haneye yükselmiştir. Ancak, 1574'te başlayan Müslim- gayr-ı Müslim nüfusun karışık olarak yaşama durumunun, son dönemde daha da belirgin hale geldiğini söyleyebiliriz. 1827'de, Sivas'ta bulunan toplam 59 mahalleden 39'unda Müslim ve gayr-ı Müslim ahali beraberce yaşıyordu. Geri kalan 20 mahallede ise, sadece Müslim halk meskun bulunuyordu.

1831 nüfus sayımında ise, hane sayısının 3643'e düştüğü görülmektedir. 1870'te 83 olan mahalle sayısı, bir takım değişiklikler ve birleştirmeler neticesinde 1935 (1910'da başlamış)'te 28'e inmiş, 1965'te 32'ye ve 1989'da 44'e yükselmiştir.
Günümüzde, şehrin iskanı önce batı istikametinde gelişmiş, daha sonra kısmen kuzeydoğu yönüne kaymış ve son yıllarda güneye doğru yayılmaya başlamıştır. 1987 yıllarına kadar, şehrin güney yönündeki iskanı, eski surların dışına çıkmamıştı.
Şehir nüfusu hakkında, muhtelif dönemlerde verilen rakamların genellikle pek gerçeğe uymadığı kanaatindeyiz. En son tahrir tarihi olan 1574 ile ilk resmi nüfus sayımının yapıldığı 1831 yılları arasındaki uzun dönemde şehir nüfusunun fazla bir değişikliğe uğramadan yaklaşık 20 bin civarında seyrettiğini düşünüyoruz.

Sivas mahallerininin teşekkülünde ilk ve önemli etken mescid ve camiler olmuştur, denilse, fazla mübalağa edilmiş olmaz. Mahallelere isimlerini veren mescid ve camilerin yanında, yine şehrin kültürel coğrafyasını tamamlayan ve bu oluşumda dolaylı ve çeşitli fonksiyonlar icra eden mescid ve camilerin miktarı nedir ve şehir coğrafyası üzerindeki dağılımı ne şekildedir, sorusuna cevap aranmalıdır. Ayrıca, bu dini müesseselerin yanısıra daha çok sosyal ve ekonomik hizmetler ifa eden zaviyelerin ve çarşıların şehrin oluşumundaki rollerinin tesbiti ile meselenin doğru bir şekilde açıklığa kavuşturulabileceğini düşünüyoruz.

1400-1700 yılları arasında şehirde bulunan toplam 67 mescid ve camiden 30'u bulundukları mahallelere isimlerini vermişler, bir başka deyişle yeni mahallelerin iskan ve İslamlaşmasında merkez rolü oynamışlardır. Bu husus, 1454-1574 yılları arasındaki 5 ayrı tahrirde açık bir şekilde görülmektedir. Günümüze kadar gelebilen Ulu Cami, Sivas'ın ilk ve en büyük camii özelliğine sahip bulunmaktadır. Mahalle-i Mescid-i Tokmak (H.733 tarihli Ali Emir Ahmed Vakfiyesi'nde Tokmak Bazan) ve Hoca Ulu Bey, Hoca İmanı, Paşa Bey, Palaslu, Hoca Hüseyin (Şah Hüseyin) ve Hacı Emir Mahmud mescidlerinin, 1454-1455'leıde mevcudiyeden tespit edilmekle beraber kuruluş tarihleri hakkında herhangi bir malumaumız bulunmamaktadır. 1420 tarihli vakfiyesi bulunan Sarı Şeyh yahut diğer adıyla Hoca Araste Mescidi de Sivas'ın eski mescidlerinden birisidir. Yine aynı bölgede bulunan Selman Bey mescidinin, 1421 tarihli vakfiyesinin bulunduğu bilinmektedir. Daha sonraki tarihlerde yapıldığı anlaşılan Hacı İsmail (nam-ı diğer Kürkçüler) Mescidi'nin ise, 1516 tarihli vakfiyesinin olduğu kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca, Abdülvahab Gazi Zaviyesi hakkında, 1495'te bir de mescid yapürıldığı bilinmektedir.

Şehir çarşılarının merkezinde, Meydan tabir edilen mahalde bulunan Hasan Paşa Camii, şehirde Osmanlı hakimiyeti döneminde yapılan en önemli eserlerden birisidir. Cami, Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Sivaslı Koca Hasan Paşa tarafından 972(1565) tarihinde yaptırılmıştır. Halk arasında, bulunduğu mevkiye izafeten "Meydan Camii" olarak bilinir. Camiin Sivas için önemli olmasının bir sebebi de, vakıf tarafından, vaiz olarak Zileli Şeyh Kara Şemseddin'in tayin edilmesidir. Hasan Paşa Camii, gerek gelirlerinin fazlalığı ve gerek yapısının taş olması sebebiyle günümüze kadar gelebilmiştir.

Kale Camii (Mahmud Paşa Cami) ise, III.Murad'ın vezirlerinden Mahmud Paşa tarafından 1580(kitabesi H.988) tarihinde Kale-i Atik denilen Paşa Hisarı içinde yaptırılmıştır. Başta vali olmak üzere mustahfız, dizdar ve sipah gibi askeri zümrenin oturduğu Paşa Hisarı, vakıf tarafından yaptırılan cami, hamam, dükkan vb. binaların yardımıyla belki de daha sonraları "Kale-i Atik" ismiyle kaynaklarda geçecek olan mahallenin teşekkülüne zemin hazırlamıştır. Böylece, genelde askeri zümrenin oturduğu bir mahal, sivillerin de iskanına açılmış oluyordu.

III. Murad dönemi, Sivas için, imar ve şehircilik bakımından en yüksek seviyeye gelindiği bir dönem olmuştur. 16. asır kroniklerinin belirttiği üzere, Osmanlı-Safevi mücadelesinin cereyan ettiği en önemli merkezlerden birisi de Sivas bölgesi olmuştur. Safevi desteğinde güçlenen Türkmen aşiretlerinin çıkardıkları "Celali" isyanlarının, yine Sivas bölgesinde yoğunlaştığı müşahede olunmaktadır. Ayrıca, "Eyalet-i Rum" adı verilen bu bölgede, oldukça fazla gayr-ı Müslim nüfus meskun bulunuyordu. İşte, Osmanlı Devleti, her iki problemi halletmek için, başta askeri müdahale (İran'la yapılan savaşlar ve isyanların askerlerle bastırılması) olmak üzere bir dizi tedbir almıştır. Bu tedbirlerin kırsal alanlardan çok şehirlerde yoğunlaştığı görülmektedir. Cami, mescid, han, hamam, zaviye vb. müesseselerin genellikle valiler tarafından inşa ettirilmesi ve zengin vakıflarla desteklenmesi, bunların birer devlet yatırımı olduğu fikrini vermektedir. Yapılan bu faaliyetler neticesinde Sivas, 16. asır sonlarında demografik, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi merkez olması bakımından bölgenin en önemli yerleşim birimi durumuna yükselmiştir.

16. asır boyunca şehirde gerçekleştirilen bu faaliyetler, daha çok, sistematik bir şekilde inşa olunan mescid ve camiler vasıtasıyla olmuştur. Mahallelerin teşekkkülü ile mescidlerin inşa dönemlerinin paralellik arzetmesi, bu fikrimizi teyit etmektedir. Şehrin coğrafi yapısında, cami ve mescidlerin dağılımı dikkatle izlendiğinde her mahallede bir ya da birden fazla bulunmalarına rağmen, belirgin olarak iki bölgede kümelendikleri gözlenmektedir. Bu bölgelerden ilkini, belki de şehrin can damarı yahut kalbi sayılabilecek durumda olan çarşılar ve çarşıların çevresi teşkil etmektedir. Planda görüleceği üzere, çarşıların bulunduğu bölgede Sivas'ın en büyük ve en eski cami ve mescidleri yer almakta ve bunların sayıları yaklaşık 14'ii bulmaktadır. Bu tip dini müesseselerin özellikle çarşıların bulunduğu bölgede inşa olunmaları, herhalde tesadüfi olmasa gerektir. Zira, şehirde nüfusun gün-boyu yoğunlaştığı bölgelerin çarşılar olacağı açıktır. Şehir sakinlerinin yanı-sıra çevredeki yerleşim birimlerinden gelenlerin de doğal irtibat merkezleri çarşılardı. Ayrıca, çarşıları ve çevrelerini içine alan mahallelerin oldukça fazla nüfusa sahip oldukları anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, zikredilen bölgede yoğunlaşan halkın dini ihtiyacını karşılamak üzere cami ve mescidlerin oldukça sık şekilde inşa olunduğunu düşünüyoruz.

Cami ve mescidlerin yoğunlaştığı diğer şehir kesimi ise, şehrin güneyinde yer alan bölgedir. 10'a yakın cami ve mescidin bulunduğu bu bölgede, daha çok Müslüman nüfusun meskun olduğu mahalleler yer almaktadır. Dolayısıyle mescid ile iskan ve İslamlaşma arasındaki ilişki bu coğrafi yapıda daha açık bir şekilde gözlenebilmektedir. Bu ikinci bölge, bir bakıma, Osmanlı öncesi (Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Eretna) dönemde daha ziyade gayr-ı Müslimlerin oturduğu iç mahallelerin dışında oluşturulan dış mahalleler hüviyetinde olmalıdır. Osmanlı döneminde, inşa edilen mescid ve camiler ile bu müesseseler etrafında oluşturulan mahalleler, yeni gelen Müslüman unsurların iskanını kolaylaşüı mışür. Fakat, bu dönemde teşekkül eden dini müessese ve mahalelerin genellikle Kale-i Atik ile Palas Kapısı kuzeyinde kalan bölgede yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Bu yoğunlaşma, 1500'leıden itibaren tüm 16. asır boyunca ve daha canlı olarak 1700-1850 yılları arasında devam etmiştir.

Sivas cami ve mescidleri hakkında cevaplanması gereken bir başka önemli soru, bunlardan kaçının cami ve kaçının mescid olduğudur. Osmanlı öncesinde, şehirde cuma kılınan yegane cami, Ulu Cami (Cami-i Kebir) idi ki, tahrir kayıtlarında "Mescid-i Mahalle-i Cami' olarak geçmektedir. Osmanlılar'ın Sivas'ı ikinci kez hakimiyetlerine almalarından hemen sonra (1420 tarihinde) Pir Ahmed Bey (nam-ı diğer Sarı Şeyh) Sivas çarşılarının bulunduğu bölgede bir cami yaptırmıştır. 1514 tarihli Kerim Çavuş vakfiyesinde, yeni yaptırılan iki camiden söz edilmekle beraber sadece bir hatibe ücret ayrılmıştır. Tespit ettiğimiz kadarıyla, bu dönemde şehirde, ikisi vakfiyesi ile sabit olmak üzere 4 adet cami bulunmaktadır. 1528 tarihli Karaman Tahrir defterinde ise, Sivas'ta yalnızca bir adet hatip kaydı bulunmaktadır. Yine, S. Faruki'nin 1520-1535 tarihleri arasında Anadolu'da cuma camileriyle alakalı çalışmasında Sivas'ta 2-5 arasında cami bulunduğunu belirtilmesi, bizim tespitlerimizin teyidi mahiyetindedir.

1565 tarihinden itibaren yaptırılan Hasan Paşa, Mahmud Paşa ve Ali Ağa (H.998'de Behram Paşa oğlu Mustafa tarafından yaptırılmış) camileri, şehrin cuma kılman yeni camileri olmuşlardır. Yine 1608 tarihinde El-Hac Ahmed Ağa b. Molla Ali'nin Ganem Mahallesi'nde yaptırmış olduğu cami vakfiyesinde hatip ücreti tayin olunmuştur. Belirtmiş olduğumuz camilerin tamamı, yapıldıkları ilk tarihten itibaren cuma kılınan camilerdir. Bunların dışında, mahalle veya çarşı içlerinde bina olunan ve vakit namazlarının kılındığı mescidler ise, genellikle 18. ve 19. asırlarda minber vaz' edilmek suretiyle camiye çevrilmişlerdir ki, bunların bir kısımının minber vaz' tarihleri tarafımızdan tespit edilmiştir.

1400-1700 yılları arasında Sivas şehir merkezinde 67 adet cami ve mescidden 10'u, kaynaklarda zaviye ve medreselerle birlikte zikredilmiştir. İsimleri kaynaklarda yalnızca bir defa geçmiş bulunan bazı cami ve mescidlerden (Tacir Hanıid Mescidi, Şeyh Abdullah Cami, Hacı Zeynel Mescidi, Hacı Murad Mescidi vb) bir kısmının zamanla ortadan kalkmış oldukları düşünülebilir. Ancak, bazılarının yeni vakıflarca tamir edilmek suretiyle yeni isimler aldıkları da bilinmektedir. O dönemde yapılan mescid ve camiler- hanımı adına, 1792'de yeniden inşa ettirmiştir. Aynı aileden Alime binti Osman Paşa da, Mahkeme Çarşısı'ndaki Sarı Hamza Mescidi'ni yeniden yaptırmıştır ki, bu cami, eşinin ismiyle (Selim Ağa) anılmaktadır. Yaptığı vakıflarla ailenin Sivas'ta kökleşmesini sağlayan Zarahzade Mehmed Paşa, Abdülvahab Gazi Camii'nin yanına bir minare ve çeşme yaptırmıştır.
Ağcabölge mahallesinde, Uzunhacıoğlu Es-Seyyid Ahmed'in yaptırdığı cami de, yine bu dönemde inşa olunan ve vakfiyesi elimizde bulunan camilerdendir.

1700-1850 döneminde yapılan cami ve mescidlerin son örnekleri olarak: Hamurkesen mahallesindeki Yakub El-Hac Mahmud Ağa tarafından 1716'da yaptırılan cami ve Fertellizade Esseyyid Mehmed tarafından 1824'te yaptırılan Hacı Veliyyüddin mahallesinedeki camii (günümüzde Yiğitler Camii) gösterebiliriz.

Bu dönemde yapılıp, günümüze kadar gelebilen cami ve mescidlerin şehir coğrafyasındaki yerlerini kesin olarak tespit edebiliyoruz. Buna karşılık, zamanımıza ulaşamayan çok sayıda camiin ancak bulundukları mahallelerin tespiti ile yetiniyoruz. 15. ve 16. asırdaki, her mescidin bir mahalleyi temsil etmesi durumunun, 17., 18. ve 19. asırlarda, bir mahallede 3 ya da 4 adet mescid ve caminin bina olunması neticesinde, değiştiğine şahit oluyoruz. Sarı Şeyh, Hamurkesen, Kösedere-i Müslim, Ali Üryan (Üryan-ı Zimmi), Kaleardı, Ali Baba ve Hacı Veli gibi mahallelerde önceleri birer mescid var iken, 1700-1850 tarihleri arasında, bu mahallelerde 2 ya da 3 mescid aynı anda yer almıştır. Bu dönemin diğer bir özelliği ise, mescidlerin minber vaz' edilmek suretiyle cami haline getirilmeleridir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:25

Yüzelli yıllık bu dönemde yapılan mescid, mahalle ve iskan ilişkisinin iki şekilde geliştiği görülmüştür. Bunlardan ilki, klasik dönemde olduğu gibi, yeni bir mahallenin teşekkülünde mescidlerin merkez rolü üstlenmesi, ikincisi ise, gayr-ı Müslim mahallelerin İslamizasyonu veya bu mahallelerin civarına Müslüman halkın iskanı ile nüfusun İslamlaşmasında mescidlerin rol oynamasıdır. İkinci şıkkın geçerli olduğu mahallelerde, umumiyetle birden fazla mescid yapıldığı gözlenmektedir. Örneğin Ali Baba mahallesi, 16. asırda gayr-ı Müslim nüfusun çok yoğun olduğu bir mahalle iken, 1700 sonrasında, mevcut olan mescide iki yeni mescid daha ilave edilmiştir. 19. asırda yapılan nüfus sayımlarında, bu mahallede Müslüman nüfusun çoğunluk haline geldiği görülmektedir. Hamurkesen mahallesinde de durum aynıdır. 1574'te bir mescid vardır ve nüfusun çoğu gayr-ı Müslimdir. 1700-1850 döneminde ise, 3 yeni mescid daha yapılmıştır. Nüfus da tamamen Müslümanlaşmıştır.

Mahalle nüfusuyla mahallede bulunan mescid sayısı arasında doğrudan doğruya bir ilişki olmalıdır. Zira, mahalle nüfusunun artmasıyla yeni mescidlere ihtiyaç duyulmaktadır. Neticede, fazla nüfuslu mahallelerde fazla sayıda mescidin inşa olunduğu görülmektedir. Küçükminare, Kösedere-i Müslim, Akdeğirmen, Ece, Ali Baba, Sarı Şeyh, Hamurkesen, Şemsi Ferraş, Bab-ı Kayseri, İmaret, Kaleardı ve Oğlançavuş nüfusları fazla ve dolayısıyle mescid sayıları da birden fazla olan mahallelerdir.
1700 sonrasında, şehir merkezindeki cuma kılınan büyük camilerin dışında, bilhassa, kenar mahallelerde bulunan mescidlerin minber vaz' edilmek suretiyle camiye çevrilmesi hadisesine sıkça rastlanılmaktadır.

Bu dönemde yapılan mescid ve camilerin çok azı günümüze kadar gele-bilmiştir. Bazılarının orjinal kalan minarelerinin yanına yeni binalar yapılmak suretiyle mevcudiyetleri devam ettirilmiştir. Bunların büyük oranda yok olmalarının sebeplerinin başında vakıf kaynaklarının zayıf ve binalarının genellikle ahşap olmasının bulunduğunu söyleyebiliriz.

2. Zaviye-Mahalle ilişkisi

Sivas şehrinin fiziki yapısının oluşumunda önemli bir fonksiyonu yerine getiren bir diğer sosyo-kültürel ve dini müessese de zaviyelerdir. Osmanlı genelinde kır ve kent platformunda faaliyet gösteren bu dini-içtimai müessese, farklı isimlerle anılmasına rağmen icra ettikleri fonksiyonlar açısından aralarında pek fark yoktur.

Zaviye mahalle ilişkisinin önemini kavrayabilmek için, Sivas şehrinde 8 zaviyenin bulundukları mahallelere isimlerini verdikleri ve diğer zaviyelerin ise, birinci derecede mahalle iskanında rol oynadıklarını belirtmemiz gerekir. Bu ilişkiyi daha detaylı görebilmek için, Sivas zaviyelerinin sayısı, coğrafi ve kronolojik dağılımı, kurucuları ve dini- tasavvufi açıdan özellikleri bilinmelidir.

Osmanlı dönemi boyunca Sivas şehrinde mevcut olan toplam 27 zaviyeden, 22 adedi 1700-1850 tarihleri arasında da faaliyetlerini sürdürmüştür. 1700 sonrasında mevcut olan 22 zaviyeden yalnızca 2 tanesinin kuruluşu bu döneme tesadüf etmektedir. Bunlar 1700 tarihinde ilk defa kaynaklarda yer alan Mevlevihane ile 1780 tarihli vakfiyesi bulunan Nakşibendi tarikatine mensup, Şeyh Mehmed'in zaviyesidir.

1700 öncesinde mevcut olan zaviyeleri ise, kuruluş veya ilk tespit edildiği tarih itibariyle temelde Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemi olmak üzere iki guruba ayırdık. Osmanlı öncesinde (Selçuklu, İlhanlı, Eretna) şehirde kurulduğu bilinen 9 zaviye vardır. Bunlar, Abdülvahab Gazi, Hacı Abdurrahman, Darü'r-Raha, Hangah-ı Tokmak, Şeyh Çoban, Ahi Emir Ahmed, Şeyh Erzurum, Yağbasan ve Şeyh Hasan zaviyeleri olarak sayılabilir. Diğer bir kısım zaviyelerden bazıları Osmanlı döneminde mevcut olmalarına rağmen, bir kısmının bu döneme dahi gelemedikleri bilinmektedir. Bunlar Ferideddin Hangah-ı, Hangah-ı Sultan, Seyfeddin Osman Zaviyesi, Hangah-ı Tokmak, Mahmud Çelebi Zaviyesi, Ahi Mecdi'ıddin, Hangah-ı Haki (?), Ali Üryan ve Şeyh Adil zaviyeleridir ki, son altısının tahrir kayıtlarında yer aldığı görülür.

İsimlerini saymış olduğumuz Osmanlı öncesinde mevcut olan zaviyelerin, şehri bir bakıma kuzey-güney ve doğu yönünde kuşattıkları görülür. İlki, şehrin doğusunda Mısmıl Irmak ile birleşik, Akkaya ismiyle bilinen yüksek bir tepe üzerinde bulunan Abdülvahab Gazi Zaviyesi, şehri adeta bir bekçi misali gözlemektedir. Diğer zaviyeler de, şehrin surları içinde veya dışında ikinci bir sur misali yerleşmişlerdir. Planda görüleceği üzere, Abdülvahab Gazi'nin güneyinde, yine ırmağın doğusunda Hacı Abdurrahman Rahti Zaviyesi yer alır. Şehrin güneyinde, Bağdat yolu ile Mısmıl Irmak'ın, Murdar Irmak ile birleştiği bölgenin batısında bulunan Darü'r-Raha ve daha güneyinde sur dışında ise, Şeyh Erzurum zaviyeleri bulunur. Aynı bölgeden batıya gidildiğinde Kale-i Cedid'in güneyinde sur içinde Şeyh Çoban Zaviyesi vardır. Burası, aynı zamanda bir sınır mahallesi durumunda-dır. Ahi Emir Ahmed Zaviyesi ise, bugünkü türbesinin bulunduğu mevkide, eski ismiyle Tokmak Mahallesi'nde yer alır.

Diğer zaviyelere göre şehrin daha içerisinde ve vakfiyesinden anlaşıldığı üzere çarşı ve pazarların içerisindedir. Şehrin kuzeyinde, 16. asra kadar iskan bölgesinin dışında kalan ve Eretna döneminde kurulduğu bilinen Şeyh Hasan Zaviyesi bulunur. Günümüzde bütün heybetiyle ayakta olan kurucusunun türbesine halk arasında Küçük Minare veya Güdük Minare denilmektedir. Kale-i Atik içinde bulunan, dönemimiz kaynaklarında Yağbasan Bukaa'sı ifadesiyle yer alan zaviye ise, Nizameddin Yağıbasan Zaviyesi olması gerekir.

Bilindiği üzere Anadolu'da Ahilerin fazla olduğu şehirlerden biri de, Sivas şehridir. Ahi zaviyeleri hakkında başta İbni Batuta olmak üzere kaynaklarda önemli bilgiler vardır. İlk dönem Osmanlı tahrirlerinde; Sivas şehri Ahi zaviyelerinden, daha önce zikredilen Ahi Emir Ahmed Zaviyesi de dahil olmak üzere toplam 5 Ahi zaviyesi geçmektedir. Bunlardan Ahi Mecdüddin hariç, diğerleri Osmanlı dönemi sonuna kadar faaliyetlerini devam ettirmişlerdir. Sırasıyla, Ahi Ahmed Çelebi şehir çarşılarının en merkezi yeri olan Subaşı (Lala Sinan Paşa) Hanı çevresindedir. Ahi Carullah ve daha sonra vakıf yapan oğlu Ahi Ali ismiyle zikredilen diğer zaviye de, Mahkeme Çarşısı çevresinde yer alan Hoca Ulu Bey Mahallesi'ndedir. Ahi Mecdüddin Zaviyesi'nde olduğu gibi, Ahi Mehmed Külahduz Zaviyesi'nin de yerini tespit edemedik. Fakat üç Ahi zaviyesinin ticari merkezlerin olduğu bölgede bulunması, diğerlerinin de aynı bölgede kurulma ihtimalini gündeme getirmektedir. Zira Anadolu'da her şehir ve kasabada Ahi zaviyelerinin bulunduğu ve çoğunlukla esnaf zümresinin bu zaviyelere mensup olduklarını biliyoruz. Doğal olarak çarşı ve pazar çevresinde Ahi zaviyelerinin kurulması mümkün görünmektedir. Ayrıca, şehirde Ahi zaviyelerinin özellikle nüfus kesafetinin yoğun olduğu mevkilere kurulması tesadüf eseri olmaması gerekir. Hatta şehir coğrafyasına dağılımlarının bir plan dahilinde yapıldığı düşünülebilir. Diğer taraftan, Osmanlı öncesinde kurulduğu tespit edilen ve daha çok şehrin dış mahallelerinde ya da tamamen sur dışında olan zaviyelerin de dikkatle seçilen yerlere kurulduğu anlaşılmaktadır. Zira, Sivas şehrinin Selçuklu dönemi iskan ve kuruluş sahası tipik Selçuklu şehri özelliği göstermektedir. Şehir, daha çok iç kaleden başlamak üzere, kuzey-güney doğrultusunda dış surlara kadar geniş bir alana yayılmaktadır.

Diğer şehirlerle olan irtibatı sağlamak için bu yerleşime ve coğrafi yönlere uygun yollar ve sur kapıları inşa edilmiş ve zaviyelere de şehir dışından gelen kalabalıklara yönelik mevkiler seçilmiştir. Cami ve mescidler de de aynı dikkat sarfedilmek suretiyle, rastgele yerlere yapılmaktan ziyade, halkla temasın en fazla olduğu şehir bölgeleri tercih edilmiştir.

Ahi zaviyelerinden biri hariç, diğerlerine ancak 1454-1455 tarihli belgelerde rastlanmaya başlanıyorsa da bunların daha eskilere uzanan bir geçmişleri olduğu kanaatindeyiz. Zira, 1454-1455 tarihli tahrir kaydında Ahi zaviyelerinin görevlileri içerisinde, kurucu şeyhin isminin dışında farklı görevliler bulunmaktadır. Sadece Ahi Carullah zaviyesinde oğlu Ahi Ali şeyh olup, 1468'de babasının kurduğu zaviye için yeni vakıf yapmak suretiyle zaviyenin zamanla kendi ismiyle anılmasını sağlamıştır.

1454-1455 tahrir kaydında ilk defa tespit ettiğimiz Baba Şahin (Şeyh Şahin), Akbaş, Melik A'cem, Emir Arif (Hacı Arif), Hacı Şahin zaviyeleri de yine şehrin muhtelif yerlerinde bulunmaktalar. Kuruluş tarihlerinin yine Osmanlı öncesinde olması ihtimali olan bu zaviyelerden Şeyh Şahin, Ulu Cami'nin güneyinde bulunmaktadır. Akbaş zaviyesi de, şehrin doğusunda Şah Hüseyin mahallesindedir. Türbesi 1996 yılı içerisinde tamir edilmiştir. Melik A'cem Zaviyesi ise, şehrin güneyinde sur dahilinde, bugünkü Çayırağzı denilen bölgededir. Hacı Şahin Zaviyesi, Salnamelere göre şehrin kuzeyinde Kabak Yazısı mevkiindedir. Büyük bir ihtimalle, eski tıp fakültesi bahçesindeki kumbed mezar bu zaviyeye aittir.

Şehir çarşılarının merkezinde, kuruluşunu 1420 tarihli vakfiyesinden öğrendiğimiz, Hoca Sarı Şeyh Es-Seyyid Pir Ahmed Bey b.Es-Seyyid Ahmed Bey Zaviyesi yahud kuruluş yerine izafeten Hoca Araste Zaviyesi bulunmak-tadır. 16. asır Sivas'ta kurulan iki yeni zaviye ile şehrin iskan yönünün, güneyden kuzeye doğru değiştiği görülmektedir. Bu zaviyelerden ilki, şehrin tam kuzeyinde Cancun kapısı civarında ve daha sonra kendi ismiyle anılacak olan mahallede kurulan, Ali Baba Zaviyesi'dir. Diğeri ise, aslen Zileli olan, Osmanlı genelinde tesirleri görülen, Küçük Minare çevresinde kurulan, Şeyh Şemseddin Zaviyesi'dir.

Ayrıca 1553-1554 tarihli tahrir kayıtlarında yer alan Ali Üryan nam-ı diğer Ahmed Subaşı Zaviyesi, Osmanlı dönemi zaviyelerinden olup, Kale-i Atik'in kuzeyinde, günümüz Kepenek caddesi civarındadır.

Osmanlı öncesinde ve 16. asırda kurulan Sivas zaviyelerinin coğrafi dağılımları hakkında bazı genel özellikler tespit etmek mümkündür. Öncelikle, Osmanlı öncesinde kurulan zaviyelerin, şehrin güneyinde ve daha çok sur dışında veya sur içinde ama sura yakın kuruldukları gözlenmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:25

Osmanlı döneminde ve bilhassa 16. asırda kurulduğu tespit edilenler ise, çoğunlukla şehrin kuzey bölgesinde, yeni iskan sahalarında kurulmuşlardır. Ahi zaviyelerinin ise merkezi bölgeler olan çarşılarda kurulduklarını daha önce belirtmiştik.

Zaviyeler konusunda ele alınması gereken ikinci önemli husus, kurucu ve daha sonraki şeyh aileleri hakkında olmalıdır. Sivas zaviyeleri içerisinde ilk örneğimiz, şehirde bilinen en eski zaviye, Darü'r-Raha ve aynı vakıftan Hacı Abdurrahman Rahti (Abdülvahab Rahti) zaviyeleridir. Darü'r-Raha'ınn kurucusu olarak vakfiyesinde yer alan Rukneddin Hattab b. Kemaleddin Ahmed, Selçuklular zamanında devlet hizmetinde görev yapan saygın biridir. İsmet Kayaoğlu'nun çalışmasında Rahatoğulları ailesi hakkında teferru-adı bilgi vardır. Ayrıca ailenin kısa bir şeceresi de verilmiştir. Abdülvahab Rahti veya Hacı Abdurrahman Rahti olarak geçen zaviyenin kurucusu Kemaleddin Ahmed b. Rabat'ın torunu Abdulvahab'ın aynı zamanda ulemadan olduğu bilinmektedir.

Osmanlı dönemi boyunca, bu ailenin kurmuş olduğu zaviyelerin vakıf geliri, görevli sayısı, eviad, uteka ve mürtezika sayısı açısından (Sivas ve çevresi zaviyeleriyle kıyaslandığında) çarpıcı rakamlar görülmektedir. Zaviye gelirlerinin tüm Sivas vakıf gelirlerinin yansına yakın olduğu, evlad, uteka ve görevlilerinin ise biraz mübalağalı da olsa, 19 bin civarında bir sayıya ulaştığı kayıtlıdır. Anadolu'da nüfuzlu şeyh ailelerinin mevcudiyeti bilinmekle birlikte, herhalde bu rakama varan bir sayı diğerlerinde zor rastlanır. Böyle bir nüfus kesafetine hitab eden bir zaviyenin, Sivas şehri için mahalle ve iskan ilişkisi önemli bir husus arzeder.

Yine 1454-1455 tarihli tahrir kaydında ve daha sonraki muhtelif kaynaklarda, Abdülvahab Gazi Zaviyesi vakıflarına tasarruf eden bir şeyh ailesinin mevcudiyeti bilinmektedir. Başta şeyhler olmak üzere kalabalık bir sayıya ulaşan aile hakkında, 1700-1850 tarihleri arasında oldukça fazla belgede şecere mahiyetinde bilgiler yer almıştır. Örneğin 1835 tarihinde zaviyede 39 neferin görev aldığı ve 17'sinin şeyh oldukları dikkatimizi çekmektedir.

Sivas zaviye kurucuları ve aileleri hakkında en fazla bilgi sahibi olduğumuz iki zaviye vardır ki, bunlar Şeyh Şemseddin ile Ali Baba ve evladları tarafından kurulmuştur. Vakfiye kaydına göre, evvela Zileli sonra Sivaslı olarak belirtilen Şemseddin Ahmed b. Muhammed, uzun süren bir tahsil hayatı sonrasında, döneminde hadis ve tefsir ilimlerinde a'lim olarak gösterilmiştir.

Manzum ve nesir olarak 30 eseri bulunan Şemseddin Sivasi'nin, Osmanlı genelinde etkisi fazla olan kalabalık bir ailesi de vardır. 1627 tarihli Defteri Cedid-i Mufassal suretinden, Şemseddin Sivasi'nin; büyük alim olduğunu, şeyhlerin yanında senelerce tahsil yaptığını ve hizmet ettiğini, müfessir, muhaddis, fakih, mürşid ve mevlana payelerine sahip olduğunu, vaiz olarak görev yaptığını öğreniyoruz. Aynı kaynakta Sivasi için " ....kendileri ve biraderleri ve evlad ve denişleri için bilcümle avarız-ı divaniye ve tekalif-i örfıyye ve ulağ ve suhreden mahsun ve emin olalar " denilmek suretiyle vergi muafiyeti tanınan 28 kişinin isimleri de beraberinde zikredilmiştir. 1714 tarihli başka bir belgede ise, yukarıdaki bilgiler teyit edilmekte, Sivasi'nin 940(1553-1554) tarihinde bazı gazalarda bulunduğu ve bazı kerametler göstermesi neticesinde yedine hatt-ı şerif verildiği ve vaiz olarak görev yaptığı açıklanmaktadır.

Ali Baba Zaviyesi'nin kurucusu olan Ali Baba, Osmanlı Vezir-i A'zam'larından Rüstem Paşa'nın hocasıdır. Sivas şehri için günümüze kadar sosyo-ekonomik ve kültürel tesirleri olan önemli bir zaviyenin kurucusudur. Şeyh Ali Baha'nın, biraderi ve biraderinin çocukları ve dervişleri ile birlikte Sivas'ta oturduğu bilinmektedir.

Ahi zaviyelerinden olan Ahi Ahmed Zaviyesi'nde de zaviye şeyhi Şeyh Hasan Fakih, biraderi ivaz ve Ivaz'ın o ğlu Abdullah birlikte kayıtlıdır. Şeyh Çoban Zaviyesi şeyhi olan Kasım Çelebi, kardeşi ve oğluyla birliktedir. Sivas zaviyelerinde şeyh ailelerinin zaviye çevresinde oluşturduğu bu nüfus yoğunluğu, Osmanlı genelinde Hacı Bektaş, Mevlana ve Ahi Evren zaviyeleri gibi diğer önemli zaviyelerde de görülmektedir.

Şeyhlerin nüfuzu kadar şeyh ailelerinin gücünün de, zaviyelerin fonksiyonlarını etkilediği bilinmektedir. Dolayısıyle şeyh aileleri ile dervişlerin sayı itibariyle çokluğu mahallelerin iskan ve oluşumunu hızlandırmaktadır. Bunun en güzel örneğini Şemsedin Sivasi ailesinde görüyoruz. 15. ve 16. asrın ilk yarısında henüz mahalle özellikleri göstermeyen Şeyh Hasan Zaviyesi ve türbesi çevresine, Şeyh Şemseddin Ailesi ve denişlerinin yerleşmelerinden yarım asır sonrasında buranın ilk defa Küçük Minare mahallesi olarak anıldığını görüyoruz. Eretna oğlu Şeyh Hasan'ın vakıf arazisi Şeyh Şemseddin ailesi için kiralanmıştır. Kiralanan arazi üzerine, menzil, çile-hane, kütüphane, kasır ve fırın gibi binalar yapılmıştır. Ayrıca türbe yakınlarına mescid, mektep ve çeşme ilavesiyle mahalle hüviyetine girmesiyle kaynaklara Küçük Minare mahallesi olarak geçmiştir. Zaviye fonksiyonlarını etkileyen bir başka husus, zaviye şeyhinin temsil ettiği tarikatler olmalıdır. Anadolu'da Osmanlı dönemi ve öncesinde çok sayıda tarikatin faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Bu noktada zikredilen Sivas zaviyelerinin bağlı olduğu tarikaderin ele alınması gerekir. Ancak, şehirde mevcut olan zaviyelerden çok azının mensup olduğu tarikat kaydedilmiştir. Kaynaklarda 5'i Ahi, 1 Nakşi, 1 Halveti, 1 Kadiri ve 1 Mevlevi zaviyesi vardır. Şemseddin Sivasi'nin Halvetiye tarikatinin Şemsiyye kolunun kurucusu olması, ayrı bir özellik taşır.

Zaviye gelir kaynakları ve çeşitleri hakkında ilerideki bölümlerde daha detaylı bilgiler verileceği için, burada yalnızca zaviyelerin büyüklük ve şehirdeki iskan ve imar faaliyetlerindeki fonksiyonu ele alınacaktır. Bu hususla alakalı olması bakımından üç ayrı dönemde zaviye gelirleri karşılaştırılabilir.

Bunlardan ilki 1576 Defter-i Evkaf-ı Rum'da verilen zaviye gelirleri ol-muştur. ikincisi 1693 tarihli Eyalet-i Sivas Muhasebesi'ndeki bilgiler, üçüncüsü ise, daha sıhhatli ve detaylı olarak verilen 1835 tarihli vakıf muhasebe kayıtlarından olacaktır. Bu üç ayrı zamandaki zaviye gelirleri, Sivas zaviyeleri hakkında bir karşılaştırma imkanını vermektedir. Aynı zamanda Osmanlı geneli için önemli görülen Mevlevi, Ahi Evran ve Hacı Bektaş zaviye gelirleriyle de karşılaştırılabiliyor. Böylece, zaviye gelirlerinin tesbiti sayesinde, Sivas ve Osmanlı genelindeki büyüklükleri bir açıdan ortaya çıkarılmış olacaktır.

Sivas şehri zaviyeleri içinde, vakıf gelirleri açısından her üç dönemde de Darü'r-Raha Zaviyesi en yüksek gelire sahiptir. Evladlık vakıf olması ve gelirlerinden evlada önemli bir pay ayrılması sebebiyle gelir kaynaklarının korunmasına önem verilmiştir. Diğer zaviyeler içerisinde ise, Ahi Emir Ahmed, Ahi Mehmed ve Ahi Ali zaviyeleri en fazla geliri olanlardır. Bunların ardından Abdülvahab Gazi ve Hoca Sarı Şeyh zaviyeleri gelmektedir. Ahi zaviye vakıflarının Osmanlı öncesindeki büyüklük ve gücü, şehirdeki Osmanlı hakimiyetinin başlamasından sonra da bir asra yakın devam etmiştir. Tüm zaviye gelir kaynaklarının ortak özelliği, çoğunlukla kırsal yöreden olmasıdır.

Zaviyelerin büyüklüğü hususunda, gelire dayalı yapılan bu tarz bir yaklaşımda, Osmanlı geneline (bazı şehirlerine) ve bilhassa Anadolu'da Mardin, Ordu, Manisa, Harput gibi şehirlerdeki zaviyelerin sayı ve gelirleriyle karşılaştırıldığında, Sivas zaviyelerinin daha büyük, sayı itibariyle de daha fazla olduğu müşahe de edilir. Bunların dış ında, Faruki'nin Osmanlı zaviyeleri için, bir bakıma merkezi bir rol biçtiği, Mevlevi, Ahi Evran ve Bektaşi zaviyeleri ile karşılaşünldığında ise, Ahi Emir Ahmed ile Ahi Evran'ın yakın bir gelir seviyesine sahip oldukları ve aralarında fazla bir fark olmadığı görülür. Buna rağmen, Sivas'taki Ahi zaviye gelirlerinin, şehirde kurulan yeni zaviyelere göre bir düşme gösterdiği, kaynaklarda yer alır. 16. asır sonlarında yeni kurulan Ali Baba ve Şeyh Şemseddin zaviyeleri, Darü'r-Raha'nın ardında yer almışlar ve Ahi zaviyeleri dördüncü ve beşinci sıraya inmişlerdir.318 Darü'r-Raha ise, 19. asırda dahi yine gelir açısından birinci sırayı korumuştur.

Gelir kaynaklarının miktarı, zaviye büyüklüğünün veya fonksiyonlarının tayininde etkili ana sebeplerinden birisi olmakla birlikte, asıl konumuz olan zaviye-iskan ve mahalle ilişkisinde, zaviye gelirlerinin ve müştemilatının kullanımıdır. Bu noktada, zaviye gelir kaynakları içerisinde zemin ve hane karlarına fazlaca tesadüf edilmektedir. Zaviye çevresine boş zeminler üzerine, ya zaviye mensuplarınca veya hariçten gelenler için yapılan evler vasıtasıyla mahalleler oluşmuştur. Bunun en açık örneklerini Ali Baba, Şeyh Erzurum, Ali Üryan, Ahi Ahmed Çelebi, Abdülvahab Gazi zaviyelerinde görmek mümkündür. Bunlardan Şeyh Erzurum zaviyesi şehrin güneyinde yer almaktadır. 1454-1455 tarihlerinde çifdik olarak kaydedilmiş olan zaviye, 1574 mufassal kaydında " Mahalle-i Cedid der kurb-ı Zaviye-i Şeyh Erzurum" ismiyle 9 hanelik yeni bir mahalle oluşmuştur. 1835 tarihinde ise, zaviye çevresindeki evlerin tamamen kaybolduğu ve sadece zeminlerin kaldığı anlaşılmaktadır.

Ali Baba Zaviyesi'nin kurulduğu mevkii, 1454-1455, 1519-1520, 1528 ve 1553-1554 tarihli tahrir kayıtlarına ve vakfiyelere bakıldığında, şehrin iskan sahası dışında, bostan ve bahçelerin bulunduğu bir bölge halindedir.

1574 tarihli tahrir kaydında ise, Mescid-i Ali Baba Mahallesi'nin 9 Müslim, 55 gayr-ı Müslim olmak üzere 64 haneden meydana gelen bir mahalle olduğu görülür. Zaviye'nin vakfiye tarihi olan 1546-1547 öncesinde kurulduğu açık olmakla beraber, zaviye çevresinde asıl iskan ve dolayısıyle mahalle oluşumu 1547-1574 tarihleri arasındaki kısa bir dönemde yapılmış olması gerekir. Zira, şehirde 1454 ile 1574 tarihleri arasında nüfus ve mahalle sayıları itibariyle büyük artışlar olmuştur. 16. asır boyunca Amasya, Tokat ve Sivas havalisinde, Celal, Zünnun, Şehsuvaroğlu, Zünnunoğlu Halil, Karayazıcı, Kalenderoğlu, Karasait, Abaza Mehmed Paşa isyanları neticesinde, kırsal yörede emniyetin kalkmasının yanısıra, Sivas'da olduğu gibi şehir merkezlerine kadar girmiştir. Aynı zamanda isyancılar tarafından tahrip edilen köylerden de bahsedilmektedir. Simeon'un Sivas civarındaki harap olan köylerin varlığından bahsetmesi bu hususu aydınlatmaktadır. Bölgede meydana gelen huzursuzluk esnasında, şehirlerdeki çok hızlı olan nüfus artışını sadece doğumla açıklamak yetersizdir. Bu artışın en büyük sebebi, kırsal kesimden gelen nüfusun şehirdeki yeni kurulan mahallelere yerleştirilmesi olsa gerekir. Ali Baba Mahallesi'nin kuruluşunda bu husus daha detaylı bir şekilde görülmektedir. Zaviye çevresinde oluşan nüfusa ilaveten, bizzat mütevellilerin izniyle, zaviye bostanı üzerine zemin icarı karışılığında menziller bina edilmiştir. Toplam 34 hanenin iskan edildiği, bu menzillerin sahiplerinin geldikleri köylerin isimleriyle Kızılcaköy, Dökseli, Divrikli, Gergerli ve Köydinlioğlu olarak kaydedilmeleri, şehre olan göçü açıklar.

Zaviye iskan ilişkisinin diğer bir boyutu, zaviye müştemilatının çeşitliliği ve sürekliliği hususudur. Öncelikle zaviyeler, mensuplarının dini ve içtimai ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli bölümleri ihtiva ederler. Diğer taraftan bu müştemilatın, Sivas zaviyelerinde veya Osmanlı genelinde zamanla değişim gösterdiği muhakkaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:26

Sivas zaviyeleri müştemilatı hakkında ilk kaynak durumunda olan vakfiyelerinden edindiğimiz bilgilere göre, mahiyeti hakkında bilgi verilmeyen zaviye binası ve çeşme ilk zaviyeler için yegane müştemilat durumundadır. Belirtilen bu ilk zaviyelere kurucu şeyhin türbesi ve bir de mescid ilavesi söz konusu olmuştur. Osmanlı dönemi şehirde kurulan ilk zaviye vakfı olan Sarı Şeyh'ten itibaren ise; zaviye, mescid, çeşme, mekteb, türbe ve kütüphane gibi ilavelerle daha zengin bir müştemilada karşılaşıyoruz. Osmanlı Dönemi, Sivas zaviyelerinin artık bir mescid ya da cami ile bütünleştiği görülür. Şehirde kurulan son dönem zaviyelerinin müştemlatları ise, daha teferruatlıdır. Bunlar semahane, çilehane, zikirhane, kebir meydan odası, hücre, mihman odası, şeyh odası, kurbet evi, post odası, havlu, aralık, ahur, kiler, mahzen, odunluk, kahve ocağı, abdesthane, hamam, külhan, samanlık, bahçe, matbah, sofa, tennurhane ve kasır olarak sıralanabilir.

Zaviye müştemilatlarının zamanla değişimi hususunda ise, ilk kurulan zaviyelerden itibaren çeşidiliğin arttığı söylenebilir. Sivas zaviyelerinin müştemiladarının, 18. asırdan başlamak üzere, 19. ve 20. yüzyılda hızlı bir şekilde, önceleri zaviye binaları, mescidler, çeşmeler ve son olarak ta kurucu şeyhin türbeleri yok olmaya başlamıştır. Dolayısıyle zaviye hizmet ve fonksiyonları eski etkinliğini yitirmiştir. Bununla birlikte günümüze kadar gelebilen zaviye müştemilatlarından bazı bölümler söz konusu olmakla beraber, asıl önemli olanı bulundukları mahallelere kendi isimlerini vermeleridir.

3. Medrese, Mektep ve Mahalleler

Sivas şehrinin fiziki yapısını oluşturan unsurlardan bir başka gurup ise, eğitim ve öğretimin yapıldığı medrese, mektep ve muallimhaneler olmuştur. Günümüzde şehre bakıldığında, geçmişten zamanımıza gelebilen en büyük eserler olarak medreseleri görüyoruz. Günümüze kadar gelebilen bu eserlerin mimari görüntülerinde, geçmişin siyasi, ekonomik ve kültürel ihtişamını görmek mümkün olmaktadır.

Osmanlı öncesi Sivas şehrinde mevcut olan medreseler sadece, Sahip Ata Fahrüddin Ali'nin yaptırmış olduğu Sahibiye (Minarelerindeki mavi çiniden dolayı halk arasında Gök Medrese), 1. İzzeddin Keykavüs'ün yaptırdığı Darü'ş-Şifa, Muzaffer Burucerdi'nin yaptırdığı Buruciye ve Şemseddin Cüveyni'nin yaptırdığı Çifte Minareli Medrese Osmanlı dönemi boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca Gök Medrese vakfiyesinde belirtilen 9 ayrı medresenin şehirdeki varlığı, kültürel seviyenin boyutları hakkında ipuçları vermektedir.

Osmanlı dönemi Sivas şehrinde ise, söz konusu 4 medreseye ilave olarak sadece 1 medrese yapılmıştır. 18. asrın sonlarında Himmet Ağa tarafından yaptırılan Ihsaniye Medresesi, 1833 tarihinde oğlu Said İbrahim Paşa tarafından tamir edilip yeni vakıflar yapılmıştır.

Medreselerin şehir coğrafyasındaki yerleri şöylece tarif edilebilir; Kale-i Atik denilen Paşa Hisarı içerisinde Şifaiye, Çifte Minare karşılıklı olarak ve Evliya Çelebi'ye göre medrese sokağında, bunların biraz doğusunda Buruciye medresesi yer alır. Uç medresenin bir arada toplu halde bulunmalarına rağmen, Kale-i Cedid'in güney tarafında tek başına Gök Medrese bulunur. İhsaniye Medresesi ise, Küçük Minare mahallesinde Meydan'a yakın bir yerde bina edilmiştir. Sonuncusu hariç Selçuklu mimari özelliklerini bünyelerinde toplayan medreselerin taç kapıları ile minareleri muhteşem bir görüntü arzeder. Benzer olan müştemilatları içerisinde mescid, türbe, çeşme ve kütüphane bulunmaktadır. Bina olarak ise, Gök Medrese iki katlı ve medrese dışında bir de Darü'z-Ziyafe'si olduğu kaynaklarda yer alır. Osmanlı döneminde medreselere herhangi bir ilave sözkonusu olmadığı gibi, ancak mevcudu korumak ve gerekli tamiri yapmaya çalışmakla yetinildiği söylenebilir. Hatta Defter-i Evkaf-ı Rum'a göre, medreselerin binaları ve çeşmeleri atik ve her sene tamire muhtaç durumdadır. Yine, aynı kaynakta, Evkaf-ı Medı ese-i Pervane Bey ismiyle kaydedilen Çifte Minareli Medrese'nin vakfiyesinin kayıp, binasının harap olduğu belirtilmekte ve eğiümin yapılamadığı kaydedilmektedir.3" Gök Medrese bina ve minarelerinin 1717 ve 1827 tarihlerinde tamir edildikleri kaynaklarda yer almıştır.

19. asır başlarında ise, medreselerin durumları hakkında detaylı bilgilere sahip bulunuyoruz. Bu dönemde Çifte Minareli Medrese'de cephane saklandığı kayıtlıdır. Aynı medresenin, tamamen harabe haline gelmesi nedeniyle 1853 tarihinde kalan taşlarının sökülüp, Hacı İzzet Paşa (Osman Paşa Camii) Camii'nde kullanıldığı biliniyor. Sivas Müftüsü Seyyid Abdullah Efendi'nin 1839'da, Gök Medrese için bazı tamirler gerçekleştirdiği de bilinmektedir.

Medreselerin sosyo-kültürel ve fiziki yapıdaki yerlerinin yanısıra, şehrin iskanında bir rolü var mıdır? Varsa ne oranda olmuştur gibi sorulara cevap aranmalıdır. Sivas mahalle isimlerinde görüldüğü üzere, mahalle adlarından birisi de 1454-1455 tarihli tahrir kaydına göre, Mahalle-i Mescid-i Medrese, 1519-1520 tarihinde Medrese-i Sahib ve 1700 yıllarından sonra Gök Medrese Mahallesi olarak anılmaya başlanmıştır.

Gök Medrese mahalle nüfusu 1454-1455'te 10, 1519-1520'de 14, 1553-1554'te 15, 1574'te 33, 1827'de 61 haneye yükselmesine rağmen, 1831 nüfus sayımında 57 haneye düşmüştür.

Osmanlı hakimiyetinin ilk yıllarında Şeyh Çoban'la birlikte sınır olma özelliğini taşıyan Gök Medrese, 16. asır başlarından 18. asır sonlarına kadar, güney yönünde yeni mahalleler eklenmesiyle dış mahalle olma özelliğini yitirir. Kurulduğu dönemde çevresindeki iskanın varlığı ve özellikleri hak-kında aydınlatıcı bilgiler olmamasına rağmen, vakfiyesinden öğrendiğimiz bilgiler ışığında, Gök Medrese'nin fonksiyonları neticesinde, çevresinde iskanı artırdığını söyleyebiliriz. Zira, Osmanlı döneminde Sivas mahallesi olan Gök Medrese'nin mescidi, çevresindeki halkın ibadet ihtiyacını karşılamaktadır. Hatta 1717 tarihinde hatip tayiniyle, cuma namazı kılınır hale getirilmiştir. Ayrıca çeşmeleri vasıtasıyla mahalle halkının su ihtiyacını giderdiği gibi, kuruluş döneminde, Darü'z-Ziyafe'de bölge fakirleri için (30 kişi) her-gün, ramazanda, bayramlarda ve cuma gecelerinde yemek pişirilmesi, fukaraya minareden ekmek atılması gibi özellikleri de vardır. Osmanlı dönemi boyunca, Gök Medrese mahallesinde, ikinci bir mescid ya da caminin yapılmaması, medresenin mahalle halkının ihtiyaçlarını bu manada karşıladığı söylenebilir.

Osmanlı döneminde camilerde de yapılan ilk eğitime rağmen, asıl olarak muallimhaneler ve sıbyan mektepleri bu fonksiyonu icra etmek üzere kurulmuşlardır. İlk okul düzeyinde eğitimi gerçekleştirmesinin yanısıra mektepler, şehirlerin fiziki yapısının ve Osmanlı mahallesinin temel öğelerinden biridir. Zira, gerek eğitim vasıtasıyla önemli bir nüfusa hitab etmeleri ve gerekse gelir ve giderlerini oluşturan tüm nıaddi boyutları sayesinde bu müesseseler, şehir hayatında küçümsenemeyecek bir yer kazanmışlardır. Bu manada şehirde medrese eğitimi için gerçekleştirilen muazzam eserlerin yanısıra, küçük çocuklar için de çok sayıda mektep tesisi için vakıflar kurulduğunu görüyoruz.

Arşiv kaynaklarında yer alan en eski mektep 1514 tarihinde Kerim Çavuşzadeler tarafından yaptırılmıştır. Bu tarihten itibaren 1850 tarihine kadar toplam 34 mektep ve muallimhane ismine rasdıyoruz. Ayrıca, Evliya Çelebi'ye göre ise, şehirde 140 mektep mevcut olup, bunların 40 tanesinin vakıfları kuvvetlidir denilmektedir. Oteyandan Çelebi'nin bu rakamını kaynaklar teyit etmemektedir. Ancak, kaynaklarda geçen rakama ilave olarak, cami ve mescidleri de birer mektep gibi düşünülürse böyle bir rakama ulaşılabilir. Yine Emir Arif ve Melik A'cem zaviye vakıflarında görüldüğü üzere, camilerde tedris şartının varlığı, cami, zaviye ve mekteplerin fonksiyonel bütünlüğünün örneklerini teşkil eder.

Mektep sayısının, mahallelere göre dağılımı dikkate alındığında, çarşıların çevresindeki mahallelerde daha fazla oldukları görülecektir. Hoca İmam, Sarı Şeyh, Küçük Minare mahallelerinde 3'er mektep yer almıştır. Bazı mahallelerde sadece 1'er mektep bulunurken, bir kısmında mektep ya da muallimhane ile ilgili kayıtlara rasdanılmamıştır. Aııcak, bu mahallelerde, cami ve mescidlerin de aynı fonksiyonu yerine getirdiği düşünülmelidir.

Genelde ahşap yapılı mekteplerin tamiri için fazla masraf gerektirdiğinden, vakfı zengin olanların dışındakilerinin kayboldukları görülür. Kaynaklardan anlaşıldığı üzere, 1514-1850 tarihleri arasında tespit edilen toplam 34 mektep-muallimhanenin büyük bir kısmı, 18. asır boyunca yaptırılmıştır. 19.asrı da bu rakamın 11'e düşmesi, mekteplerin maddi yapılarının zayıf olmasının yanısıra, zamanla fonksiyonlarını yitirmiş olmalarıyla da ilgilidir. Bu arada dikkat edilmesi gereken husus, mekteplerin sadece Müslim nüfusa hitap etmeleridir. Bazar ve Köhnecivan gibi, gayr-ı Müslim mahallelerinde ve gayr-ı Müslim nüfusun yoğun olduğu diğer mahallelerde, gayr-ı Müslimlere ait ayrı okullar vardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:27

B. EKONOMİK COĞRAFYA VE MAHALLELER

Osmanlı şehirlerinde vakıf-şehir ilişkisinin en yoğun olarak görüldüğü bölgeler, bedesten, çarşı, han, haman ve pazarların bulunduğu şehir kesimleridir. İktisadi faaliyetlerin yapıldığı bölgeler olmasının yanısıra, iskan sahasından kısmen ayrı olduklarından dolayı, bu bölgeleri şehrin ekonomik coğrafyası olarak da tanımlayabiliriz. Tüm Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi, Sivas şehri ekonomik coğrafyasının oluşmasında da bu kesimlerin ilk etken olduğu muhakkakür.

Öncelikle şehrin ekonomik coğrafyasının temellerinin Osmalı öncesinde atıldığı ve bu temeller üzerine yeniden şekillendiğini belirtmeliyiz. Daha sonra bu coğrafya üzerindeki ekonomik yapının kısa bir portresini ve vakıflarla olan ilişkisini tesbite çalışalım. Sivas şehri kültürel ve ekonomik cephesiyle, iç kalenin dışında ve daha çok güney ve doğu yönünde (AAağı Varoşta) yerleşmiştir. Çarşıların ise, iki büyük cadde üzerinde veya çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu caddelerden ilki, şehrin Paşa Kalesi'nin doğu yönündeki kapısından başlamak üzere, önce doğu ve daha sonra güney-doğu yönünde dış surlara kadar uzanan ve Palas kapısıyla son bulan caddedir. Çarşı içerisindeki ismi, Uzunçarşı olarak anılan bu caddenin sur kapılarına doğru Bağdat caddesi olarak (özellikle son dönemlerde) adlandırıldığı bilinmektedir. Bu cadde üzerinde diğer çarşılar ya dikey veya parelel olarak yer almışlardır. Şehir çarşılarının iskeletini oluşturan ikinci cadde, Mahkeme Çarşısı olarak anılan, günümüzde bile aynı isimle bilinen, Ulu Camii'nin güneyinden başlamak üzere, kuzeye doğru bedesten ve Subaşı Hanı'nın batısından itibaren Uzunçarşı'yı dikey olarak kesen caddedir. Yine, Uzunçarşı'da olduğu gibi, bazı çarşılar bu cadde üzerinde parelel veya dikey olarak yer almışlardır. 16. asırdan başlamak üzere, 19. asırda ve hatta günümüzde dahi Sivas şehri (son on yıl) çarşılarının iskeletini bu iki cadde oluşturmuştur. Bu iki cadde dışında bedesten ve meydan, çarşıların merkezi durumundadır. Osmanlı şehirlerinde cami ve bedestenin çarşılara merkez olduğu fikri de Sivas şehri çarşı planında da kendi doğrulamakta-dır. Zira, Hasan Paşa Cami (Meydan Cami), Uzunçarşı ve bedestenin doğu yönünde, meydan ve hamamla birlikte bu bütünlüğü tamamlar. Çarşıların çoğunluğu bedesten, Meydan Camii ve bunların çevresinde bulunan Kapan Hanı, Sarraç Hanı, Paşa Hanı, Şeyh Hanı, Subaşı Hanı, Bezzazlar Hanı gibi hanlar ve onların dışında kuzeyde, Paşa Kalesi kapısından başlayan ve bulunduğu yere ismini veren Bazar ve güneyde Sipah Bazan, Koyun Bazarı çevresindeki bölgede yer alır.

Sivas çarşılarına merkez olan bir başka doğal eleman ise, kuzeyden güneye çarşıların ortasından ve bedestenin altından geçen Murdar Irnıak'tır. Irmak, Uzunçarşı ile yan yana doğuya doğru, çarşıların ve bedestenin altından geçerek, şehrin doğusundaki Palas kapısının yakınında Mısmıl Irmak'la birleşir.

Sivas çarşılarının şehrin fiziki yapısındaki yerini ana hatlarıyla belirledikten sonra, menşei hususunda özet bir fikir verilebilir. Osmanlı ve öncesinde Selçuklular'a kadar varan kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Sivas çarşıları, bugünkü mevkide kısmen bulunmakla beraber, daha çok Ulu Cami merkez olmak üzere, güneye doğru Ahi Emir Ahmed Zaviyesi (Tokmak Bazarı) ve batıda Gök Medrese civarına kadar genişleyen bir bölgeyi ihtiva ettiği söylenebilir. Kaynaklarda zikredildiği üzere, Selçuklu dönemi Sivas şehrinin ekonomik potansiyelinin büyüklüğüne parelel olarak çarşılarının da Osmanlı dönemine göre daha geniş bir sahaya yayılması doğaldır. Ayrıca, bu hususu dönem kaynaklan ve bilhassa vakfiyeler teyit etmektedir.

13. ve 14. asırlardaki muazzam bir ekonomik potansiyele sahip olan Sivas şehri çarşılarının, 16. asır kaynaklarında belki de büyük ölçüde yok olduğu izlenimini ediniyoruz. Sivas şehri için en büyük felaket olarak görülen Timur yıkımının, şehirdeki ticari fonksiyonları önemli ölçüde ortadan kaldırdığı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ayrıca, doğal afetlerin yanısıra, yangın vb. afetlerin de bu yıkımda payı olma ihtimali gözden kaçmamalıdır.

Sivas çarşılarının yeniden imarı, Osmanlı dönemi boyunca sürmüştür. Bu imar faaliyetlerinin ilk örnekleri 1420'1 erden itibaren başlamakla birlikle, bilhassa 16. ve 18. asırlarda hızlanmak suretiyle devam ettiği söylenebilir. Hatta, 16. asırda bina edilen bazı çarşıların, 18. asırda yeniden imarı söz konusu olmuştur. Çizmeye çalıştığımız bu genel tablonun teyidini, daha detaylı bir şekilde görebilmek için, Sivas şehri ekonomik ünitelerini (birimlerini), başta bedesten olmak üzere tahlile çalışalım.

1. Bedesten

Bezzazistan veya Bezistan'dan bozma bir kelime olan ve üstü kapalı çarşılara verilen bir isim olarak geçen bedestenin, Sivas şehrinde de varlığı bilinmektedir. Mevkii itibariyle, çarşıların ortasında yer alan bedesten, bu-günkü Hasan Paşa Camii'nin güney batı yönünde, yeni yapılan Belediye çarşı binalarının (Terziler, Kunduracılar vb.) bulunduğu ve kısmen kuruyan Murdar Irmak yatağında yer almıştır. Muhteva açısından bedesten, başta bezzazlar ve kuyumcular olmak üzere muhtelif çarşılardan oluşan, önceleri taş, sonradan tahta ve kerpiç dolgu ile ahşap karkas ihtiva eden, kuzey-güney ve doğu- batı yönünde dört kapısı olan muhkem binalar topluluğudur.

Sivas çarşıları içerisinde bezzazlar tabirine ilk defa 1218 tarihinde Darü'ş-Şifa vakfiyesinde rastlıyoruz. Ayrıca, 1444 tarihli Pir Ahmed Bey vakfında ve Cami-i Kebir ile Hoca Ali Çavuş vakıflarında da ismen geçmektedir. Yine, 1524 tarihinde Lala Sinan Paşa'nın Büyük Bezzazlar ve Küçük Bezzazlar ismiyle yaptırmış olduğu iki kapılı muhkem bir ek bina da söz konusudur. Aynı yüzyılın ikinci yarısında da Hasan Paşa'nın vakıfları arasında muhtevası tam belli olmayan, ancak zamanla bedesten bünyesini oluşturan dükkanlar topluluğu ilave edilmiştir. Böylece başta bezzazlar olmak üzere, muhtelif çarşıları ihtiva eden bir binalar topluluğu, 16. asırda ortaya çıkmıştır. Kelime olarak bedesten tabiri ise, 17. asrın ortalarından itibaren kaynaklarda yer alır. Bedesten binasının (Lala Sinan Paşa, Hasan Paşa tarafından yaptırılan) bir bakıma iskeletini oluşturan binaların zamanla yıkılması nedeniyle, 18. asırda Zaralızade Mehmed Paşa tarafından yeniden yapürılmış ve ilk defa bedesten olarak zikredilen çarşılar topluluğu gerçek manada ortaya çıkmıştır. Hatta 19. asrın sonlarında veya 20. asrın başlarında yeniden yenilendiğini tahmin ettiğimiz bedestenin son kalıntıları 1986 yılında tamamen ortadan kalkmışur.

2. Çarşılar

Farsça bir kelime olan çarşı, üstü kapalı pazarlara verilen isimdir. Hala şehirlerde bütün özellikleriyle görülen çarşıların pek çoğunu Sivas şehrinde de görmek mümkündür. Selçuklulardan itibaren (1850 tarihine kadar) Sivas çarşılarının 40 adedinin isimleri tespit edilmiştir. Tespit edilen çarşı isimlerine bakıldığında, dikkat çeken bazı özelliklerinin hemen zikredilmesinde fayda vardır. Mesela Küçük Bezzazlar, Büyük Bezzazlar ismiyle geçen çarşılar, zamanla bedesten bünyesinde kalmıştır. Ayrıca, Selçuklular'dan itibaren bilinen Sultan Çarşısı, diğer Osmanlı çarşılarına verilen genel bir tabir olarak 18. ve 19. asırda tüm Sivas çarşılarına isim olarak verilmiştir. Diğer çarşılara da muhtelif isimler verilmiştir. Fakat en yaygın ve en geçerli olanı bünyesinde faaliyet gösteren esnafın ismiyle anılmasıdır. Bunun dışında Mahkeme Çarşısı'nda olduğu gibi, bünyelerinde bulunan bina veya caddeye (Uzunçarşı) göre veya çarşıların eskilik-yenilik durumuna göre isim almışlardır.

Çarşıların adlandırılmasıyla ilgili genel bilgilerin daha detaylı bir şekilde açıklanması için bazı soruların cevap bulması gereklidir. Bezzazlar, kuyumcular, bıçakçılar, hurdacılar, attarlar gibi meslek isimleriyle adlandırılan çarşıların, bünyelerinde sadece ismi geçen meslek erbabı mı faaliyet göstermekedir? Yoksa bu çarşılarda farklı mesleklerden esnaf da var mıdır? Bir çarşıya ismini verebilmek için aynı meslekten kaç dükkanın bulunması gerekmektedir? Ayrıca bir çarşıda kaç dükkan bulunmakda veya bir çarşıyı kaç dükkan oluşturmaktadır?.

Çarşıların bünyesinde, ekseriyette olan mesleğin ismini alması en yaygın ve doğal olanıdır. Bu hususta, Sivas şehrinde çok sayıda örnek mevcuttur. Attarlar, kuyumcular, bezzazlar gibi birbirine birleşik olarak çok sayıda dükkanın aynı çarşıda bulunduğu vakfiyelerde görülmektedir. Ancak bir çarşıda yalnızca bir tek meslek esnafının var olduğuna dair herhangi bir kayıt bulamadık. Belki de, ilk kuruluşlarında aynı meslek erbabının bütün bir çarşıyı meydana getirmesi mümkün olmuştur. Ama sonradan farklı meslekten esnafın bu çarşılarda yerleştikleri daha çok görülmektedir. Hatta denilebilir ki, çarşıların çoğunda farklı meslekten esnafın az sayıda da olsa faaliyet göstermesi söz konusudur. Zira, 19. asırda Sivas şehrinde toplam 153 farklı esnaf gurubu bulunmaktadır. Aynı dönemde 31 esnaf çarşısının bulunduğu düşünülürse, bu esnaf guruplarının mevcut çarşılara dağılmış olması gerekir. Örneğin, kılıççılar çarşısında ekmekçi, bıçakçı esnafı, sipah bazarında penbeci esnafı, kürkçülerde semer dükkanı bulunduğu gibi, yine bakkallar, nalbandlar ve demirciler çarşısında duhancı dükkanı bulunmaktadır. Ayrıca, şehir çarşılarının merkezi durumunda olan, Meydan, Uzunçarşı, Mahkeme Çarşısı ve Bedesten'de de farklı çarşı ve dükkanların varlığı bilinmektedir. Meydan'da çıkrıkçı, nalband, çorapçı, tuzcu, kahvehane ve ekmekçi gibi farklı mesleklere ait esnafın dükkanları vardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas Şehrinin KÜLTÜREL COĞRAFYASI VE MAHALLELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:27

Ayrıca, mesleki özelliklerine göre farklı çarşılarda topluma veya esnafa hitap etmek zorunda olan esnaf gurupları vardır. Bunların başında gelen kahveci esnafı olup, hemen hemen her çarşıda birer kahvehane bulunmaktadır. Zira, çarşı esnafının ve çarşıya gelip gidenlerin, kahve ve dinlenme ihtiyaçlarını kahvehaneler karşılamaktadır. Ekmekçi, kebapçı ve duhancı esnafının da benzer özellik gösterdiklerini söyleyebiliriz.

Bir çarşıda kaç dükkan olduğu hususunda ise, kesin bir rakam vermek mümkün olmamıştır. Ancak, 1827 tarihinde her mesleğin kaçar dükkanı olduğuna dair bilgiler vardır. Buna göre, Sivas çarşılarında en fazla dikici, haffaf, bezzaz, çorapçı, lüleci, bakkal, duhancı, kuyumcu dükkanları bulunmaktadır. Bir çarşının kaç dükkandan oluştuğu sorusuyla alakalı olarak bazı tahminler yapmak da mümkündür. 1827 tarihinde 4 bıçakçı dükkanı olan Sivas'ta bıçakçılar çarşısı vardır. Ayrıca, şehirdeki toplam dükkan sayısının çarşı sayısına bölünmesiyle de tahmini ortalamalar bulunabilir. 1827'de 932 dükkandan yaklaşık bir çarşıya 31 dükkan düşmektedir. Kanaatimize göre, farklı sayıda dükkandan çarşılar meydana gelmiştir. 5 dükkandan bir çarşı olabileceği gibi, 30 veya 90 dükkandan meydana gelen çarşılar da söz konusu olabilir.

Çarşıların kendi içinde bir bütünlüğü olup, olmadığı hususunda ise, kısmen bir düzenden bahsetmek mümkündür. Oyleki, bezzazlar, penbeciler, terziler, haffaflar yanyana, bıçakçılar, kılıççılar da birlikte bulunmaktadır. Debbağlar, demirciler, bakırcılar gibi, gürültülü ve kokusu fazla olan esnaf dükkanlarının ise, şehir merkezinden daha dışarıda bulunmaları tesadüfi olmasa gerektir.

Sivas çarşılarının hemen tamamı ahşap kerpiç ihtiva eden tek katlı (büyük bölümü), birbirlerine birleşik yapılardır. Genellikle 3 tarafı dükkan olup, 1 tarafı yola bakar ve sırt sırta bulunurlar. Yalnızca bedestenin ilk dönemler taşla yapılmış olduğu biliniyor.
Zaman zaman çarşılarda çıkan yangınlar, meydana gelen depremler ve diğer afetler ile doğal yıpranmaları neticesinde dükkanların yenilendiklerini görüyoruz. Umumiyetle gelir kaynaklarının yaygın olarak iki yolla tamir ya da tecdid edildikleri anlaşılıyor. İlkinde, zengin vakıf gelirleri bulunanlar, bağlı oldukları vakıflar veya evlad-ı vakıflar tarafından tamir ve tecdid ettiriliyorlar. İkincisinde ise, tamamen yeni vakıflar tarafından eski zeminler üzerine yeni binalar yaptırılmak suretiyle gerçekleştiriliyor. Mesela, 16. asrın en büyük vakıfları olan, Sinan Paşa, Hasan Paşa ve Mahmud Paşa'nın çarşılarda bulunan vakıf dükkanlarının büyük bir kısmı kendi vakıfları ya da yeni vakıflar tarafından yenilenmişlerdir. Çarşılarda muhtemel olan yangın ve hırsızlıklara karşı bekçilerin görevlendirildiği de bilinmektedir. Şehir çarşıla-rında meydana gelen diğer önemli bir değişiklik ise, Avrupa sanayi mallarının artması sebebiyle yeni esnafın çöküşü ve Sivas esnafının da bu felaketten payını alması suretiyle, 19. asır başlarından itibaren dükkan ve dolayısıyla çarşı sayılarının eksilmesidir.

Çarşı-vakıf ilişkisini daha müşahhas bir hale getirebilmek için, çarşıları meydana getiren dükkanların mülk-vakıf oranlarını tespit etmenin faydalı olacağı görüşündeyiz. Mülk ve vakıf olmak üzere toplam dükkan sayıları ile ilgili ilk bilgi, Evliya Çelebi'nin 1650 tarihinde, Sivas şehri için Ulu Cami yanındaki bedesteninde 1000 dükkan vardır ifadesidir. Diğer bir toplam sayı, 1827 tarihindeki sicil kaydında verilen 932 dükkandır. Çelebi'nin vermiş olduğu rakamla ikinci kaynak birbirini teyit eder mahiyettedir. 1835 tarihli başka bir kaynakta ise, toplam 494 (dükkan ve imalathaneler dahil) vakıf dükkanı tespit edilmiştir. Diğer kaynaklarla olan farkın yegane sebebi, mülk dükkan olabileceği ihtimalidir. Ayrıca burada belirtilmesi gereken önemli bir husus ise, esnaf sayısının yarıya yakınının gayr-ı Müslimlerden oluştuğu ve mülk dükkan sahipleri içerisinde gayr-ı Müslimlerin daha fazla olduğu gerçeğidir. Dolayısıyle Müslim esnafın sahip olduğu dükkanların büyük bir bölümünün vakıf olduğu söylenebilir. Böylelikle vakıf müessesesinin şehir çarşılarındaki dükkanların tesis ve devamındaki önem ve payının büyüklüğü ortaya çıkar.

Diğer taraftan ekonomik coğrafyanın bir diğer araştırılması gereken yönü, iskan bölgeleri olan mahalleler ile çarşıların ilişkileridir. Bu ilişkinin muhtelif cepheleri olmakla beraber, iki yönünün tahlili konumuz açısından önemlidir. İlki, mahalleler ile çarşıların sınırları meselesidir. Selçuklulardan itibaren bilinegelen mahalleler ile çarşıların ayrı ayrı bölgelerde olması geleneği, Sivas şehri için de geçerli midir? Çarşılar mahalle sınırları içerisinde mi? Yoksa, kendileri ayrı olarak fiziki ve idari bir bölge oluşturmuşlar mıdır? İkincisi, çarşıların mahallelerin oluşumunda etkisinin olup olmadığıdır?

Evliya Çelebi'nin de belirttiği gibi, Sivas çarşıları Aşağı Varoşta genişçe bir bölgede kurulmuşlardır. Plan X'da görüldüğü üzere, mahalleler ile çarşıların ayrı ayrı bölgelerde yerleşmiş oldukları görülür. Hatta, çarşılarda faaliyet gösteren esnaf vergileri ile mahalle vergileri ayrı ayrı hesaplanıp tevzi edilmiştir. Bu uygulama, mahalle ve çarşıların idari açıdan ayrı olduklarını göstermektedir. Hatta bazı belgelerde, çarşılar için " Medine-i Sivas Suk'" veya son dönemlerde "Suk'-ı Sultani' gibi ayrı bir birim ifade eden tanımlamalar yapılmaktadır. Bütün bunlar gözönüne alındığında, mahalleler ile çarşıların fiziki, mali ve idari açıdan ayrı birimler olduğu anlaşılmaktadır. Fakat, sınırlarının birbirlerinden ayrı olmadığı ve çarşıların mahalle sınırları içerisinde olduğunu gösteren kayıtların da bulunduğunu belirtmemiz gerekiyor. Bazı vakfiye kayıtlarından, çarşı, han ve dükkan gibi ticari mekan ve binaların mahalle sınırları içerisinde olduğu anlaşılıyor. Şöyle ki, "Medine-i Sivas mahallatından Köhnecivan mahallesinde vaki' Şeyh Hanı ve ondokuz dükkan" gibi ifadeler vardır. Veya "Köhnecivan mahallesinde vaki' Suk'ı mezburede ... " denilmekle çarşının mahalle sınırları içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Yine Hoca İmam mahallesinde vaki' Bekirçavuşoğlu Hanı ifadesine de rastlıyoruz. Kaynaklardaki bu ifadelerden, Sivas çarşılarının belli bir bölgede yoğunlaşmakla birlikte, sınır olan mahallelerle kesin hatlarla ayrılmadığı ve yer yer iç içe bir durumda oldukları söylenebilir.

Mahalle-çarşı ilişkisinde bir diğer husus, mahalle isimlerinin bulunduğu bölgedeki çarşı ve pazarlardan alınmış olmasıdır. Sivas şehri mahallelerinin 12'si çarşı ve pazarlar çevresinde veya sınır durumundadır. Bunlardan Bazar, Baldır Bazarı, Hoca Arasta (San Şeyh) ve Demircilerardı mahalleleri, isimlerini bulundukları mevkilerdeki çarşı ya da pazarlardan almışlardır. Diğer mahallelerden Hoca İmam, Köhnecivan, Hoca Karaca, Hoca Ulu Bey ise, Sivas çarşılarıyla adeta iç içedirler. Kale-i Atike'in kapısı altında kurulduğunu tahmin ettiğimiz Bazar'dan ismini alan Bazar mahallesi, Sivas şehrinin en eski mahallelerindendir. Yine aynı kalenin doğu kapısı ağzında oluşan Baldır Bazarı mahalllesi de, Selçuklu dönemi esir pazarı mevkiinde olsa gerektir. Şehirde mahallelere isim veren pazarların dışında, Buğday Bazarı, Sipah Bazarı, Arpacılar meydanlığı ve Koyun Bazarı gibi mekan isimleri de bulunmaktadır.

Demirciler çarşısı yakınında kurulan mahalle de, Demircilerardı ismini almıştır. Yine, bulunduğu çarşıdan isimini alan bir başka mahalle de, Hoca Arasta mahallesidir. 1420 tarihinde zaviye, cami, han ve evlerden oluşan bir imar faaliyeti, Hoca Sarı Şeyh (nam-ı diğer Hoca Arasta) tarafından gerçekleştirilmiş ve aynı isimle anılan mahalle oluşmuştur. Aynı zamanda Hoca Arasta, o mevkideki çarşının da adı olmuştur.

Çarşı çevresinde bulunan mahallelerin bir diğer özelliği, ortalama nüfuslarının 100 hane veya daha fazla olmasıdır. Yaklaşık 1000 hane civarında olan bu mahallelerin nüfusları, toplam şehir nüfusunun dörtte birine eşitti. Netice itibariyle çarşıların meydana getirdiği nüfus yoğunluğu, çevresinde bulunan mahalleleri etkilemiştir

C. ÇEŞME, HAMAM VE MAHALLELER

Anadolu şehirlerinin kuruluş ve gelişmelerinde toprak altı ve toprak üstü zenginliklerinin yanısıra, ticari trafiğin yoğunluğu, savunma ve topoğrafik özellikleri ile su yollarının önemli bir rol oynadığı mu hakkaktır. Bu itibarla şehir toplumunun ihtiyacı olan su ve yiyecek gibi maddelerin kolayca karşılanması hususu, dikkatle üzerinde durulan bir konu olmuştur. Zira, uzun süren kuşatma ve savaşlarda şehirlerin su ihtiyaçlarını kolay bir şekilde temin etme zorunluluğu vardır.

Su ve çeşmelerin insan hayatındaki öneminin yanısıra, Osmanlı toplum hayatındaki izlerini de belirgin bir şekilde görmek mümkündür. Osmanlı toplumunda su getirmek veya çeşme yaptırmak, dini bir kültürün pratiğe uygulanan yaygın ve rağbette bir tezahürü olmuştur. Bu nedenle Osmanlı toplumunda en yüksek görevliden en aşağıdakine, en zengininden en fakirine kadar, su getirme ve çeşme yaptırma faaliyetini her fert üstlenmiştir.

Sivas şehri ve toplumu için de benzeri bir hassasiyet müşahade olunmaktadır.
Sebil, pınar veya çeşme gibi hayrat yaptıranların gaye ve beklentilerinin yanısıra, bina edilen eserlerin maddi yapılarının şehirlerdeki fiziki çehrenin oluşmasında etkisinden de bahsedilebilir. Osmanlı şehirlerinin simgesi haline gelen cami, bedesten gibi mekanlara ilave olarak çeşmeleri de katmamız yanlış olmasa gerektir.

Sivas şehri, kurulduğu mevki itibariyle, üç ırmağın üzerinde yer alır. Batıda Kale ırmağı (nam-ı diğer Pünzürük), doğuda Mısmıl Irmak ve kısmen şehrin ortasından geçen Murdar Irmak ise, kuzeyden gelip, şehrin dışında Mısmıl Irmak'la birleşir.100Ayrıca şehrin üç kilometre güneyinden Kızılırmak geçmektedir. Şehir bahçe ve bostan sulaması yapılan ırmaklar açısından oldukça zengin bir görünüm arzeder. ehrin sahip olduğu bu üç akarsu dahil, bilinen bütün tatlı sularının kaynağını Meraküm yaylası ve Tavra Boğazı adı verilen bölgeler sağlar. Aynı zamanda Sivas şehrinin eğimli bir arazi üzerinde bulunması nedeniyle. Tavra boğazından gelen suların şehre dağılımı oldukça kolaydır.

Şehirde bulunan çeşmeler tespit edildikleri ilk tarihten itibaren, genellikle cami, mescid, medrese, mekteb, çarşı, pazar, meydan, han, hamam ile saray, konak ve evlerin içerisinde olmak üzere çok farklı bina ve mevkilerde ve özellikle toplumun faydalanması için en uygun olan yerlerde bulunmaktadırlar. Ayrıca, mahalle çeşmeleri de mahallenin ortasında, tüm mahallelinin kolayca ulaşabileceği mevkilerde yapılmıştır. Yine, şehrin çevresinde, iskana açılmamış yollar üzerinde, gelip geçenlerin veya tarlada çalışanların ihtiyacı için (özellikle hayvan sulaması, ziraat için çeşme, kuyu ve hark) tarlalar içerisinde de çeşme ve kuyulara rastlanılmaktadır.

Çeşmeler, bulundukları mahalle, cami, mescid, pazar, çarşı, sokak vb. mekan ve müessese isimlerini aldıkları gibi banilerinin ismiyle ve mevkinin özelliğiyle de anılmaktadırlar. Şehirde bulunan çeşmelerden, Gök Medrese, Şeyh Çoban, Bazar, Bayram Paşa, Hasan Paşa, Ali Paşa, Kepenek ve Çatal çeşmesi örnek olarak verilebilecek önemli çeşmeler arasında yer alırlar. Ayrıca çeşmelerin bulundukları mevkilere de isimlerini vermek suretiyle, Örtülüpınar mahallesinde olduğu gibi, mahalle ismi olarak ta karşımıza çıkmaktadır.

Vakfiyelerde ismi geçen çeşme isimleri dışında, Sivas çeşmelerine ait toplu bilgi veren ilk kaynak 1576 tarihli Defter-i Evkaf-ı Rum olmuştur. Bu tarihte ilk defa ismi geçen 11 çeşmeden 1'i gayr-ı Müslim, 9'u Müslim mahallesinde olmak üzere 10 ayrı mahallede bulunmaktadır. Zikredilen bu çeşmeler isimlerini, mahalleye isim veren mescidlerden almışlardır. Bu konuda Cami-i Kebir, Paşa Bey, Yahya Bey, Karagedük, Billur, Sarı Şeyh, Veled Bey, Hoca Abdülkerim, Köhne Civan ve Mehar gibi mahalleler örnek olarak verilebilir.

Sivas çeşmeleri hakkında ikinci önemli bilgiye,.1637 tarihinde Vezir-i Azam Bayram Paşa'nın İran seferine giderken şehre yapmış olduğu su vakfında rastlıyoruz. Bu hizmet, Sivas şehrine Meraküm dağından gelen ve 40 seneden fazla harabe durumunda olan çeşmelerin tamir ve bazı münasib olan yerlere yeni çeşmelerin ilavesiyle olmuştuı. Bayram Paşa'nın şehre yapmış olduğu bu önemli hizmette toplam 72 masura 4011 suyun 59 çeşmeye dağıtılmasıyla muazzam bir su şebekesi tesis edilmiştir. Zira, 4 zaviye, 13 mescid, 4 pazar-çarşı, 4 mahalle, 1 mektep ve şehrin ileri gelen ayan-eşraf konakları önleri ile yol ve tarlalara dağıtılan suyun, şehrin imar ve iskanında da önemli bir yerinin olduğu söylenebilir. Şehirdeki imar faaliyedeıinin nis-beten azaldığı bir dönemde böyle bir hizmetin yapılması, Bayram Paşa sularının önemini bir kat daha arürmaktadır. Aynı zamanda, Bayram Paşa sularının şehir coğrafyasındaki dağılımında, o dönem iskan sahasını, yaklaşık olarak görmek mümkün olmaktadır. Zira, aynı döneni mahallelerinin şehir coğrafyasındaki yerleri ile parelellik göstermektedir. Bayram Paşa vakfı sayesinde Akbaş, Ali Baba, Şeyh Şemseddin, Şeyh Çoban gibi zaviyeler ile Ali Çavuş çeşmeleri ve diğer bazı çeşme ve suyollarının tamiri neticesinde günümüze gelebilmeleri sağlanmıştır.

17. asır ortalarında şehir için önemli bir kaynak durumunda bulunan Evliya Çelebi, şehrin çeşme ve sularından önemle bahseder. Çelebi, Aşağı Varoşta yer alan 4600 bahçeli ve suyu olan evlerin yanısıra, şehirde toplam 45 adet çeşmenin bulunduğunu ve bunların sularının şehrin kuzeyindeki Subııişan dağından geldiğini belirtir. Yine, 17. asırda ismi geçen El-Hac Hüseyin Ağa vakfı mütevellilerinin, vakıf değirmenin yıkılması sonrasında suyunu toplam 3 hamam ve 121 çeşmeye (73 hane ve 48 diğer çeşme) icara verdikleri bilinmektedir. Hacı Hüseyin Ağa Camii vakfının 17. asrın ikinci yarısından itibaren kaynaklarda yer almasına karşın, çeşmelerin şehirdeki dağılımı hususunda herhangi bir bilgimiz yoktur. Vakıfın yaptırdığı caminin Küçük Bengiler mahallesinde olması, çeşmelerin de aynı bölgede bulunma ihtimalini artırır. Zira, çeşme yapan vakıfların öncelikle kendi mahallelerine çeşme yaptırdıkları yaygın olarak görülmektedir.

1565 tarihli Hasan Paşa vakfiyesinde yer almamasına rağmen, 1835 tarihli muhasebe kaydında, vakıf gelirleri arasında 25 adet çeşmenin icarının bulunması dikkat çekmektedir. Tahminen vakfiye tarihinden sonra yaptırılmış bulunan çeşmelerin, şehirdeki mevkileri de bilinmemektedir.

Bunların dışında birden fazla çeşme yaptıran vakıflardan, Atik Ali Paşa'nın 7 adet çeşmesi bulunmaktadır ki, 4'ü Kaleardı, l'i Kale-i Cedid, 1'i Veled Bey ve 1 tanesi de Zilkar mahallesinde olup, tamamı yakın bir bölgede toplanmıştır. Ayrıca, Bab-ı Kayseri mahallesindeki Hacı Ahmed'in 6 çeşmesi, Darü'r-Raha vakfının yeri bilinmeyen 5 çeşmesi, Osman Paşa mahallesinde Şah Bey'in vakıf ilavesi yaptığı 7 adet çeşme de burada zikredilebilir. Bütün bunlara ilaveten şehirde tespit edilen çeşmelerin tamamı 300 civarın-dadır. Çeşmelerin şehir coğrafyasına dağılımları konusunda şu bölgelerin hassaten belirtilmeleri gerekmektedir: Meydan civarı, Cami-i Kebir mahallesi, Murdar Irmak boyu, Küçük Minare mahallesi, Ali Çavuş mahallesi ve şehir çarşıları .
Çeşmelerin korunması ve tamirleri hususunda, şehir halkının önemli bir hassasiyet gösterdiği de söylenebilir. Zira, 1637 tarihli Bayram Paşa suyunun, sonraki asırlarda yeni vakıflar tarafından tamir edilmesi sayesinde 20. asra kadar muhafaza edildiği görülüyor. 72 masura olarak yaptırılan su, 1835'de 64.5 lüle ve 1912 tarihinde ise, 65 lüle olarak kaynaklarda yer almıştır.

Başka bir misal, Sivas çeşmeleri içerisinde en uzun ömre sahip olan ve Selçuklu dönemi Gök Medrese vakfiyesinde yer alan Ali Çavuş Çeşmesi'nin, Osmanlı dönemi boyunca ve günümüzde de hala mevcudiyetini korumuş olması ilginçtir. Şehirde bulunan çeşmelerin çoğunluğunun 1700 başlarından itibaren mevcut olduğu da bilinmektedir.

Çeşmelerin muhafazası hususu, yapı itibariyle nasıl oldukları sorusunu gündeme getirmektedir. Ulu Cami ve Selman Paşa Cami'nin şadırvanlı olan çeşmelerinin yanısıra, çoğunun basit ve mimari özellikleri bulunmayan çeşmeler oldukları anlaşılmaktadır. Kaynaklarda çeşme tamir ve termimi için çalıken ve suyolcularına önemli miktarlarda ücretler verildiği de bilinmektedir.

Ancak bazen istisnai durumlara da rastlanılınaktadır. Şehirdeki cami, mescid, mektep ve çeşmelerin harap oldukları ve vakıf gelirlerinin mütevelliler tarafından kendi nefisleri için harcandıklarına da rastlıyoruz. Hatta kadı ve mübaşirler tarafından bazı teftişlerin gerçekleştirildiği ve bu tip müesseselerin ihya edilmesiyle ilgili tenbihlerin de yapıldığı biliniyor. Ayrıca Osmanlı genelinde de çeşme ve suyollarının korunmasıyla ilgili kanunların varlığı söz konusudur.

Neüce itibariyle şehrin iskan ve imarında en az cami, mescid, zaviye ve medrese gibi müesselerin yanısıra çeşmelerin de önemli bir müessese olduğu görülmektedir. Sivas toplumunun su ve çeşmelere olan özel ilgi ve hassasiyeti sayesinde, günümüze kadar gelebilen çeşmelere, Sivas şehrinin cadde ya da sokaklarında, cami ve çarşılarında sıkça rastlamak mümkündür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Sivas Şehri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir