Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR, NE DEĞİLDİR?

1915'TE SOYKIRIM OLMADIĞINI BELGELERİZ

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2010, 01:11

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Tarih bilimi, kaynak telakki edilen belgeleri, çok yönlü tenkide tabi tutarak, hemen her belgeye şüpheli bir gözle bakan ve bu anlayışla yapılan değerlendirmeler ışığında sonuca ulaşan bir bilim dalıdır. Bu nedenle Lepsius, Morgenthau, Brıce ve Toynbee gibi tamamen o günün şartlarında, ülkelerinin propaganda görevini yerine getirenlerin eserlerinin, tarihin tenkid süzgecinden geçirildikten sonra dikkate alınması gerekir. Hal böyle iken kimi bilim adamlarının, adı geçen şahısların kitaplarını, tarih metodolojisini göz ardı ederek, duygularının etkisinde kalıp değerlendirmeleri, bilim ve insanlık adına üzüntü vericidir. Tarih ve siyasi mülahazalarla yapılmış bu gibi iftira ve haksız isnatlarla ve bu nedenlerle çıkmış dramatik savaşlarla doludur.. . Bu gibilerin tarihin acımasız yargısından kurtulamadıkları da bir gerçektir.

1890'lı yıllardan başlayan ve dünya siyaset tarihinin en acımasız dönemi olan Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden bir tarih kesitinin, objektif bir araştırmasının yapılması, elbetteki pek kolay değildir. Özellikle, o dönemden kalan bazı politik değerlendirmelerin ve cepheciliğin uzantılarını ortadan kaldırmak uzun ve meşakkatli bir çalışmayı gerektirir. Hele hele, siyasi platforma çekilmiş ve istismar edilmiş bir konuyu araştırıyorsanız. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, yaptığımız araştırmada, ilgili devletlerin resmi arşivlerinden, bilhassa çoğu gizli hüviyette olanlarından elde ettiğimiz belgeler ve bu belgelerde yer alan Ermenilerle ilgili nüfus istatistikleri, konunun farklı bir boyutu olduğunu ortaya koymaktadır.

Şurası unutulmamalıdır ki, 1915'te Osmanlı Devleti, bilhassa Doğu ve İç Anadolu'da yaşayan Ermenileri, bazı istisnalar hariç, yine kendi topraklarından olan Suriye ve Kuzey Irak bölgelerine sevk etmiştir. Yolda hastalıktan ve göçün elverişsiz şartlarından Ermenilerin kayıpları olmuştur. Ancak bu kayıp, hiç bir zaman 1,5 milyon Ermeni'nin ölümüyle neticelenmediği gibi, bunun üçte birine de varmamıştır.

Zira belgeler göstermektedir ki, Anadolu'nun tümünde ancak bu kadar Ermeni yaşamaktadır. Sürgün edilenlerin sayısı ise yaklaşık 500 bindir. Ayrıca bu sürgün edilenlerin büyük çoğunluğu 1918'den itibaren eski yerlerine geri dönmüştür. Bu arada önemli sayıda bir Ermeni nüfusu da Osmanlı toprakları dışına, yani başka ülkelere göç etmiştir. Bunlardan başka gerek Rusya Ermenilerinden, gerekse Osmanlı Ermenilerinden yine önemli bir miktarı Askeri üniforma altında ölmüştür.

Diğer uluslarda olduğu gibi bir kısmı da grip, kolera ve tifüs gibi hastalıklardan kaybedilmiştir. Bütün bunlar toplandığında Ermenilerin, planlı olarak imha edilmek gibi bir harekete uğramadığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim başta Amerikan belgeleri olmak üzere, öteki taraf devlet arşivlerindeki belgelerde, Ermenilerin tümüyle tehcir edilmediği, tehcir bölgelerindeki Ermeni kamplarına yabancı yardım kuruluşlarının yardım yaptığı yer almaktadır. Bu durumda, bugün bir Ermeni soykırımından bahsedenler aslında bilmektedir ki, tehcir bölgesindeki pek çok Ermeninin yerlerinde bırakılması, kamplarda bulunan

Ermenilere çeşitli yardım kuruluşlarının yardım etmesi, soykırım iddialarını tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Buna rağmen tıpkı Birinci Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi, bugün de tamamen siyasi nedenlerle ve özel amaçlarla bu iddialar devam ettirilmektedir. Aksi halde bir devlet, yok etmek istediği bir topluluğa yardım etmeleri için yabancı yardım kuruluşlarına kapılarını ve kampları hangi nedenle açar ve yardım etmelerine izin verir? Ermeni örgütleri Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmak için mücadele etmişlerdir.

Bu nedenle de, hemen her dönemde geçerli olan seslerini duyurma politikası gütmüşlerdir. Bunlara, Osmanlı Devleti üzerinde farklı emelleri olan devletler de destek çıkmıştır. Bundan cesaret alan Ermeni örgütleri, Osmanlı Devleti'yle resmen mücadeleye girmişler, öldürmüşler ve ölmüşlerdir. Sonuçta Osmanlı Devleti, meşru müdafaa hakkını kullanarak, başta tehcir olmak üzere çeşitli güvenlik tedbirleri almıştır.

Birinci Dünya Savaşı gibi, bütün dünyada acıların yaşandığı bir dönemde, Ermenilerin yer değiştirmesi, tabii ki, kusursuz değildir. Nakilde çekilen sıkıntı, Dünya Savaşı dolayısıyla yeterince yiyecek bulunamaması, eşkiya gruplarının kontrol edilememesi, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede yetersiz kalınması, bir kısım devlet görevlilerinin süistimalleri gibi sebepler, Ermenilerin acılarla dolu bir dönem yaşamalarına sebep olmuştur.

Buna karşılık Ermeni tehciri, Osmanlı toplumunda kendi halinde yaşayan bir topluluğa karşı alınmış bir karar olarak da değerlendirilmemelidir. Yani Ermeniler bu konuda tümüyle masum değildir. Öyle ki, tam Çanakkale'de ölümkalım mücadelesinin verildiği bir sırada düşmanla işbirliği yapan ve planlı bir biçimde Van'dan Zeytun'a kadar bir çok şehirde isyan çıkaran, insanları katleden, ordu mühimmat konvoylarına saldırılar düzenleyen bir topluluğa karşı, her devletin alacağı yasal tedbirler ne olabilir? Neticede Ermenilerin bu hareketi, onların Anadolu'yu terk etmeleriyle neticelenmiştir. Lozan görüşmelerinde de Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı ve Paris görüşmelerindeki tutumları nedeniyle artık Türkler tarafından eski ayrıcalıklarını kaybetmiştir. Buna karşılık Lozan'da Türkiye'nin karşısında ki devletler de Ermeni konusunda ısrarcı olmamıştır. Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı nda meydana gelen Ermenilerle bağlantılı olayların, batılı devletlerin ve Rusya'nın takip ettiği Osmanlı politikalarının bir tezahürü olduğu ortaya çıkıyor.

Maalesef bu politikalar hem Müslümanlar, hem de Ermeniler açısından büyük acılara yol açmış, her iki taraftan da önemli miktarda kayıplar meydana gelmiştir. En önemlisi de Türk ve Müslümanların zihninde, 800 yıl birlikte yaşadıkları, Osmanlı tarih literatüründe "millet-i sadıka" olarak vasıflandırdıkları Ermenilerin ihanetine uğradıkları yer etmiştir. Bunlara karşılık 1915 öncesi ve sonrasında gelişen Ermeni olayları, her ne kadar bugün kimi ülke parlamentolarında, hiçbir hukuki dayanağı olmamasına rağmen yeniden gündeme getirilmiş olsa bile, 1923'te Lozan'da Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının kabul edildiği uluslararası antlaşmada kesin olarak çözülmüştür. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu

Kaynakça
Kitap: Tarih Gelecektir
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2010, 01:20

1915'TE SOYKIRIM OLMADIĞINI BELGELERİZ

TTK Başkanı Prof. Halaçoğlu, 'Biz bu kadar rahatız' dedikten sonra önerisini getiriyor gündeme: 'Ben diyorum ki, Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde bir uluslararası araştırma komisyonu kurulmasını teklif etsin. Herkes gelsin ve orada bu mesele konuşulsun.' 1915'te ne oldu?

- Ermenilerle Osmanlı Devleti arasında meydana gelen anlaşmazlık ve çatışmalar, 1915 yılında başlamadı. Ta 1881'lerde başlayan ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkelerin müdahaleleriyle gelişen bir süreçtir bu. Döneme ilişkin belgelere baktığınızda, Doğu Anadolu'daki altı vilâyette yaşayan Ermenilerin örgütlendiğini ve Rusların da desteğini alarak Müslüman köylerine saldırdığını görürsünüz. Rusya ve Batılı devletler mi kışkırtıyor Ermenileri?

- Evet ama Ermeniler tarafından kurulan 21 ayrı örgüt de destekliyor bunu. Bu örgütlerin şubeleri Van'dan İstanbul'a kadar her yere yayılmıştır. 18 Mart'ta Çanakkale Savaşları başladığı sırada, Anadolu'da örgütlenen Ermeniler topyekûn bir isyan hareketine girişmişlerdir. 16 Nisan'da Van'da, 17 Nisan'da Çatak'ta, Bitlis'te, Elazığ'da, Zeytun'da, Adana'da başlayan isyan hareketleri sebebiyle Osmanlı Devleti, Almanların ve zamanın Genelkurmay Baş-kan Yardımcısı Enver Paşa'nın da isteği üzerine, bu bölgede yaşayan Ermenileri savaş dışındaki bir bölgeye nakletme kararı almıştır. Tehcir kapsamı dışında bırakılan Ermeniler var ini?

- İlk nakillerde Protestan ve Katolik Ermeniler yoktur. Daha sonra, bunlardan isyanlara bulaşanlar da nakledilmiştir. Ancak, mesela hastalar gönderilmemiş, hastaneye yatırılmış ve iyileştikten sonra gönderilmiştir. Dul kadınlar ve çocuklar da gönderilmemiştir. İstanbul, İzmir, Kastamonu gibi şehirler de tehcir kapsamı dışındadır. Amerikan belgelerinden aldığımız bir örnek vereyim. Adana şehir merkezinde 25 bin Ermeni yaşıyor. Bunlardan 17 bini sürgün edilmiştir, sekiz bini yerinde bırakılmıştır. Sadece bu bile, tehcirin Ermenilerin iddia ettikleri gibi soykırım düşüncesiyle yapılmadığını apaçık bir biçimde gösteriyor. Soykırım değilse bile 'etnik temizlik' amacı yok mu?

- Kesinlikle etnik temizlik ifadesi yanlıştır. Zira bu tabir, soykırımla eşdeğerdir. Ermenilerin zorunlu olarak başka bir bölgeye gönderilmelerinden murad, verdikleri zararların önüne geçmek olduğu için, bölgenin Ermenilerden arındırılması amaçlanmıştır. Tehcir Kanunu ile birlikte ne kadar Ermeni göç ettiriliyor?

- Bizim Osmanlı arşiv belgelerine göre, ki burada yüzde 10 eksiğimiz olabilir, 455 bin Ermeni gönderildi. Hepsinin şehir şehir kayıtları var. Bununla beraber, bu kayıtların dışında bir miktar daha Ermeni gönderilmiş olabilir. Peki tehcir döneminde Osmanlı coğrafyasındaki toplam Ermeni nüfusu ne kadardı?

- Osmanlı istatistiklerine göre, 1 milyon 296 bin Ermeni var. Justin McCarthy, 1 milyon 698 bine çıkartıyor Ermeni nüfusunu.

Stanford Show ise Osmanlı sayımlarını esas alıyor. Patrikhane, 2 milyon 250 bin civarında bir nüfustan söz ediyor. Fakat Patrikhane'nin rakamları İngilizler tarafından bile itibara alınmıyor. Patrikhane'nin 1914 kayıtlarında 1 milyon 915 rakamı yer alıyor. Biz şöyle düşünüyoruz: Osmanlı kaynakları üçte bir oranında hata yapmaz. Yani 1 milyon 300 bin diyorsa, 450 binlik bir hata yapıyor olamaz. Biz bunun için 1.5 milyon civarında bir Ermeni nüfusu olabileceğine kanaat getiriyoruz. Ermeni konvoylarına kimler saldırıyor?

- Bu gerçekten de çok önemli bir konu. Ne oluyor Ermenilere? Diyelim ki 1.5 milyon Ermeni var, bu 1.5 milyon Ermeni'ye ne oluyor?

1915'te Erzurum'dan Erzincan'a giden 500 kişilik bir Ermeni kafilesi, Kürt eşkıyasının baskınına uğruyor ve tamamı öldürülüyor. Bunların belgeleri var. Sadece Ermeni değil, İngiliz, Amerikan ve Rus belgelerinde de yazıyor. Ancak 'Bu baskın ve katliamlar Kürtler tarafından yapılmıştır' demek anlamına gelmemeli. Zira onların dışında guruplar da saldırıda bulunmuşlar. Bunların hepsi 1916'da mahkeme karşısına çıkarılmışlar. Size göre ne kadar Ermeni öldü?

- Bana göre, hastalık, çatışmalar ve katledilme hadiseleri, Kafkasya'daki hastalıktan ölümler dahil, 300 bin civarında Ermeni öldü. Bunun 200 bini kesinlikle Kafkasya'daki hastalıklardan öldü. Blue Book'ta (Mavi Kitap) zikredilen rakam da 450-850 bin arasındadır. Bu rakamlar bile ortada büyük bir trajedinin olduğunu göstermiyor mu?

- Hiç kuşkusuz ortada büyük bir trajedi var. Bu trajedi, Ermenilerin öldürdüğü 519 bin Müslüman'ı da kapsıyor. Ancak şurası açıklığa kavuşmalıdır ki, ölen Ermenilerin büyük çoğunluğu hastalıktan ölüyor. Müslümanları öldürenler ise bizzat Ermeni çeteleri. Katledilenler, net rakamlarla elde edebildiğimiz kadarıyla sekiz-on bin civarında. Bunun dışında kalanların hemen hepsi hastalıktan veya açlıktan ölüyor. Soykırıma veya etnik temizliğe kanı t olarak, Talat Paşa'nın Diyarbakır Valisi'ne gönderdiği telgraf gösteriliyor. Siz ne diyorsunuz bu telgrafa?

- Telgrafta, hiçbir zaman 'katledin' diye ima bile yok. Sadece böyle bir katliam harinin araştırılması ve bir daha meydan verilmemesi talimatı var. Bu telgrafı anlamak için hem Osmanlıca'yı, hem de Osmanlı belgelerinin dilini iyi bilmek gerekir. Telgrafta, 'katledin' diye bir ima yok belki ama 'katletmeyin' diye bir netlik de yok.

- Ama o anlama getiriyor. Eğer devlet, Ermenilerin katledilmesini istiyor olsaydı, o telgrafı çekmezdi zaten. Bütün şifre telgraflar tam takım halinde Osmanlı arşivlerinde mevcut. Bırakın emri, bir tanesinde bile böyle bir imada bulunulmuyor. Aksine pek çok belgede, kafilelere zarar vereceklerin şiddetle cezalandırılacağı bildiriliyor. Katliam yapmayı planlayan bir devlet bu kadar ketum olabilir mi?

KOMİSYON KURULSUN

'Bu tarihi bir konudur, bırakalım tarihçiler tartışsın' aşamasına nasıl gelindi?

- Eskiden bu konu ile ilgili pek çok şey bilinmiyordu ve bu nedenle kimse kendisine güvenemiyordu. Çünkü Osmanlı arşivleri tasnif edilmemişti. Bu konuya ilişkin bölümler 1990'dan sonra tasnif edildi. Diğer taraftan, biz yaklaşık üç-dört yıldır, dış arşivleri ciddi olarak tarıyoruz. Amacımız da, böyle bir şeyin gerçekten olup olmadığını ortaya çıkartmak. Biz şu an, 'Fransızlar soykırımı mı kabul etmek istiyorlar, buyrun gelin masaya, oturup konuşalım.

Neye göre soykırım iddiasında bulunuyorsunuz' diyebilecek duruma geldik. Çünkü artık elimizde belgeler var. 'Tarihi tarihçilere bırakalım' tezi üzerine Prof. Şükrü Hanioğlu bir makale yazarak, hem meseleyi tarihçilere bırakmanın doğru olmayacağını, hem de belge değiş-tokuşunun sorunu çözmeyeceğini söyledi. Sizin fikriniz nedir?

- Ben Şükrü Hanioğlu'na katılıyorum. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Şimdi bakın, biz 'Tarihçilere bırakalım' derken şunu kastediyoruz: Öncelikle bu konu araştırılmalı, bir alt zemin ortaya çıkmalı diyoruz. Bir iddiada bulunuyorsunuz ve 'Ermeniler soykırıma uğradı' diyorsunuz. Peki, bununla ilgili bir belge sunmanız gerekmez mi? Burada da birisi çıksın, 'Osmanlı şu kararı aldı, şu emri verdi ve şöyle bir uygulama yaptı' desin. Bir toplumu yok etmek isteyen bir devlet, bütün yabancı yardım kuruluşlarına o kampları açar mı? Sadece Suriye'de 486 bin Ermeni'ye yardım ediliyor. Ben diyorum ki, Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde bir uluslararası araştırma komisyonu kurulmasını teklif etsin. Herkes gelsin ve orada bu mesele konuşulsun. Biz bu kadar rahatız. Sorunun çözümü için önerileriniz nedir?

- Belgelere dayalı olarak konuşmayı öneriyorum. Belgeler dışında hiçbir şey konuşmayalım ve her şeyi belgeleyelim. Ermeni soykırımını kabul eden Sayın Halil Berktay veya Sayın Taner Akçam hangi belgelere göre konuşuyorlar? Osmanlı arşivlerine girmediklerini biliyorum. Halbuki yapılması gereken, belgelerle söylediklerini ispat etmektir. Bir iddia ortaya atıyorsanız, bunu kanıtlamak zorundasınız. Biz soykırım olmadığını belgeleyebilecek durumdayız. Onların elinde de soykırım yapıldığına dair bir belge varsa, bunu bugüne kadar ortaya koymaları gerekmez miydi?

Teşkilat-ı Mahsusa..?

- Ne yabancı arşiv belgelerinde, ne de Türk arşiv belgelerinde Teşkilât-ı Mahsusa ile ilgili tek bir kelime bile yok. Teşkilât-ı Mahsusa çok küçük bir grup ve farklı bir sebeple teşkil edilmiş. Bunların görevi çok farklı ve özellikle dışardalar. Katliamla filan uğraşacak ne vakitleri, ne de sayıları var. Belgeleriniz nerede?

- Ermeni soykırımını kabul eden Sayın Halil Berktay veya Sayın Taner Akçam hangi belgelere göre konuşuyorlar? Yapılması gereken, söylediklerini belgelerle ispat etmektir. Bir iddiada bulunuyorsanız, kanıtlamak zorundasınız.

Sefa Kaplan / Hürriyet
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2010, 01:23

ERMENİ İDDİALARI: TARİH Mİ, ŞARTLANMIŞLIK MI?

Ermeni Sorunu nasıl ortaya çıkmıştır? Tarih insanların hayal ettikleri midir? Yoksa, farklı pencerelerden, yani sağlam kaynaklardan elde edilen bilgilerle varılan sonuç mu? Ermeni soykırım iddiaları, ciddî anlamda bütün Türkleri rahatsız etmektedir. Ancak bu konuda iddialarda bulunanlar, Ermenilerin toplu bir katliama tâbi tutulduğunu açıkça belirten bir kaynağa dayanmadıkları gibi, özellikle o dönemdeki hükümetin böyle bir emir verdiğine, hatta imada bulunduğuna dair de somut bir belge ortaya koyamamaktadırlar. Soykırımı iddiasında bulunanların, o dönemde Fransa, İngiltere ve Rusya'nın tehcirle (mecburî iskân) Osmanlı Devleti'ni paylaşma politikalarının önüne set çekilmiş olduğunu ve bu nedenle böyle bir suçlama içine girerek, bunu bir baskı unsuru olarak ele aldıklarını göz ardı ediyorlar. Bunu adı geçen ülkelerin, Osmanlı Devleti ile ilgili politika raporlarında görmek mümkündür.

Nitekim Rusların Osmanlı nezdindeki büyükelçisi Zinovyev, 26 Kasım 1912'de Rusya'ya gönderdiği raporunda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım nr. 117/293), Rusya'nın politikasını açıkça ortaya koymaktadır. Zinovyev bu raporunda şunları söylemektedir: "Bu anlatılanlar Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını tutmakta olduğunu göstermektedir ve bu isteğin gerçekten de içten ve samimî olduğu ortadadır. Rusya'ya olan sempati Ermeni burjuvası ve aydınları arasında da yaygındır. İhtilalci partiler artık gittikçe itibarını kaybediyor ve yerine korıservatif (muhafazakâr, tutucu) programıyla yeni partiler kuruluyor.

Van, Bâyezid, Bitlis, Erzurum ve Trabzon konsoloslarımızın bildirdiklerine göre bu vilâyetlerdeki Ermenilerin hepsi Rusya taraflıdadırlar ve bizim ordularımızı bekliyorlar veya Rusya'nın kontrolü altında reformlar yapılmasını istiyorlar. 27 Kasımda Bâyezid konsolosunun bildirdiğine göre, bütün Ermeniler Türkiye'ye karşı düşmanca tavırda bulunuyorlar ve Rusya'nın protektörlüğünü (hamiliğini, korumacılığını) Ermeni topraklarını işgal etmelerini bekliyorlar. Ermeni Patriği Rusya'ya Türkiye'deki Ermeni halkını kurtarması için yalvarmaktadır. Bana göre, biz bu koruyucu tavrımızı devam ettirmeliyiz. Şunu da unutmayalım ki, Türkiye'nin Ermeni vilâyetlerinde durum çok istikrarsızdır. Her an ayaklanmalar ve düzensizlik ortaya çıkabilir. Eğer bir katliam meydana gelirse, bu halkın militanları bizden destek alabileceklerine güvenmezlerse 'Üç Devlete' başvuracaklardır. Bu durumda biz şansımızı kaybederiz; fırsat Avrupa devletlerine geçecektir." Buna karşılık yine aynı büyükelçi 6 Mart 1909'da "Osmanlı İmparatorluğu'nda Durum" adı altında geçtiği gizli raporda (Rusya Dış Politika Arşivi, Siyasî Kısım, nr. 37, s. 252) şunları yazmıştı: "Bitlis'teki Ermenilerin ne Türklerden, ne de Kürtlerden şikâyetleri varken, Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler geniş faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Dernek üyeleri her pazar günü Bitlis kilisesinde toplantılar ve konuşmalar yapmaktalar. İhtilal fikrinde olan Ermenileri bir araya getirerek yönetime karşı mücadele için kışkırtmaktalar. Toplantılar yasaklanınca Ermeniler, bu defa aynı anlamdaki bildirileri her tarafa yapıştırmışlar. Şu sırada Ermeniler arasında ihtilalin ihtiyacı için vergi toplanmaktadır.

Çoğu Ermeni'nin, bu tür eylemlerin Ermenilere zarardan başka bir şey getirmeyeceğini ve silâh için para vermeyeceklerini söyledikleri, bunun üzerine Ermeni ihtilal komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları kılıçtan geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir." Esasen, Ermeni konusunda araştırma yapanlar, Fransa, İngiltere ve Rusya'nın ne zamandan beri Osmanlı Ermenileriyle ilgilenmeye başladıklarını ve hangi gayeleri olduğunu göz önüne alacak olurlarsa, Ermenilerin asıl kimler tarafından kullanıldıklarını ve gerek komitelerle Osmanlı güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ve gerekse iki halk arasında çıkan mücadelelerde her iki taraftan ölenlerin, asıl katillerinin kimler olduğunu anlamaları mümkün olacaktır. Ermeni sorununa yaklaşımlar hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Yüzlerce yıl Türklerle ve Osmanlı ülkesinde büyük ölçüde huzur içinde yaşayan ve hatta Müslüman unsurla bütünleşen Ermeniler, 800 yıl sonra neden ve nasıl oldu da düşman addedilmek durumunda kaldı? Objektif bir tarih araştırıcısı, eğer gerçekleri arıyorsa, bu bakış açısını göz ardı etmeyerek bir değerlendirme yapmak durumundadır. Birtakım hayalî savlarla ve duygusal değerlendirmelerle, olduğundan başka bir tarih yazan ve tarihi çarpıtan kişinin, sadece belli çevreler adına hareket ettiği sonucu ortaya çıkar. Bu kimselerin kime veya neye hizmet ettiklerini anlamak zor olmasa gerektir.

Fransa parlâmentosunun aldığı kararı (18 Ocak 2001) aslında Fransa'nın yeni bir politikası gibi algılamak safdillik olur. Zira Fransa'nın Ermenilerle daha 1850'lerde ilgilendikleri bütün kaynaklarda yer almaktadır. Osmanlıların Ruslarla yaptıkları Ayastefanos Antlaşması (1878) sonrasında ise Rusların Osmanlı ülkelerine tümüyle sahip olacakları korkusu, Fransa ve İngiltere'yi harekete geçirmiştir. Bu tarihlerden sonra, Ruslar tarafından daha önce kurdurulan Taşnaksutyun ve Hıııçak gibi komitelerin, yaptıkları insanlık dışı faaliyetlere rağmen desteklenmesi de bundandır. Keza Osmanlı şehirlerinde Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu Anadolu'daki 6 vilâyette ıslahat yapılması ve burada Fransa, İngiltere ve Rusya'nın (1914'te bu ittifaka Almanya da dahil olmuştur.) önerdiği üç gayrı müslim adaydan birinin Osmanlı hükümetince vali tayini isteği, yine Anadolu'nun paylaşılması plânının bir parçasıdır. Böyle bir politikanın takip edildiği, Sevr'le kanıtlanmış ve neticede Osmanlı toprakları paylaşılmıştır. Bu dönemde Fransa'nın işgal ettiği Adana, Maraş ve Antep'teki askeri varlığının yarısının Ermeni lejyonerlerinden oluşması da, Ermenilerin hangi gaye ile desteklendiklerini ortaya koymaktadır (Halil Aytekin, Kıbrıs'ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu Kampı, TTK yayınları, Ankara 2000).

Yine aynı şekilde Rus ordusu içinde de çok sayıda Ermeninin yer alması, bunun diğer bir kanıtıdır. Nitekim sınırdaki Osmanlı seyyar Jandarma komutanlığının raporunda Rusların sınıra yakın Türk köylerini aradıkları, buldukları silâhları Ermenilere dağıttıkları, Ermenilerden asker topladıkları ve Kars bölgesindeki düşman askerinin çoğunun Ermenilerden oluştuğu rapor edilmiştir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, Dosya 2F/9). Soykırım iddialarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Aslında tarafsız olarak düşünüldüğünde, bir soykırımın yaşanıp yaşanmadığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bunun için 1915'ten sonra, başta Fransa, Amerika, Rusya, İngiltere, İran, Suriye vb. ülkelere ne kadar Ermeninin gittiğinin nüfus kayıtlarından öğrenilmesi ve hâlen bu ülkelerde yaşayan Ermenilerin miktarlarının tespiti, Ermenilerin iddia edildiği gibi öldürülüp öldürülmediklerini ortaya koyacaktır. Zaten öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerle ilgili verilen rakamların da tutarsızlığı bunu ispat için kâfidir. Son zamanlarda, öldürülenlerle ilgili verilen rakamın 1,5 milyonun üzerinde ifade edilmesi, işin nasıl çığırından çıktığının göstergesidir. Kaldı ki öldürüldüğü iddia edilenler nereye gömülmüştür? Toplu mezarlar nerededir? İddiada bulunanlar, bunları açıklamak, Türklerin bu türden katliamları yaptıklarını kabul ettirmek için bu toplu mezarları göstermek mecburiyetindedirler.

Bunun cevabının nasıl verildiğini görür gibiyim. Ermeni delegasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderdiği raporda (Archives des Affaires Etrangeres de France, Serie Levant, 1918-1928, Sous serie Armenie, Vol. 2, folio 47), Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin ne miktarda hangi ülkelere sürüldüklerini bildirerek, tehcirin bir soykırım olmadığını bir yerde ispat etmiştir. Öte yandan ABD Büyükelçisi Haııry Morgenthau'm hatıralarında (Ambassador Morgenthau's Story, New York 1918) yer alan Ermeni protestanlarının vekili Zenop Bezciyan'ın ifadeleri de Boghos Nubar'ı teyit etmektedir. Ama asıl şaşırtıcı olanı, bu zatların ifade ettikleri rakamların Osmanlı Arşivindeki tehcir edilenlerle ilgili şehir şehir verilen rakamlarla uyuşmasıdır (Bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, 1914-1918, TTK Yayını, Ankara 2001, s. 7380). Öyleyse Ermenilerin öldürüldükleri iddialarını ileriye sürenler neden böyle bir yola başvurdular? Bunu da Prof.Dr.Heath W. Lowry'nin Büyükelçi Morgbenthau'un Öyküsünün Perde Arkası, İstanbul 1991 adlı eserinden öğrenebiliriz.

Burada temel hedefin, "Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırmak" olduğu açıkça belirtilmektedir. Peki hiç Ermeni ölmemiş midir? Şurası tarihî bir gerçektir ki Ermenilerin Osmanlı Devleti'ne karşı dış güçlerin desteğiyle giriştikleri ayaklanma, her devletin tabiî olarak kendisini savunması olarak değerlendirebileceğimiz bir nitelikte birtakım tedbirlerin alınmasına yol açmıştır. Bu tedbirlerin başında Ermenilerin bulundukları yerlerden, yine Osmanlı topraklarında, zararlarını ortadan kaldıracak bir coğrafyaya nakledilmeleri gelmektedir. Ancak tehcir dediğimiz bu mecburî iskân, doğal olarak meşakkatli geçmiş, pek çok masum sivil Ermeninin mağduriyetine sebep olmuş ve yaklaşık 9-10 bin Ermeni eşkıya saldırısı; 30 bine yakın kişi de hastalıktan ölmüştür. Buna rağmen bu büyük yer değiştirme olayının canlı şahitleri, naklin büyük bir düzen içinde gerçekleştirildiğini yazmışlardır. Bunların başında Amerika'nın Mersin konsolosu gelmektedir. Edvvard Natan, 30 Ağustos 1915'te büyükelçi Morgenthau'a gönderdiği raporunda şunları söylüyor: "Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhı Ermenilerle doludur. Adana'dan itibaren bilet alarak trenle seyahat etmektedirler. Kalabalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete rağmen hükümet bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare etmekte, şiddete ve intizamsızlığa yer vermemekte, göçmenlere yeteri kadar bilet sağlanmakta ve muhtaç olanlara yardımda bulunmaktadır" (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye, Emniyet-i Umumiye, 2. Şube, nr. 2D/13).

Ermenilerin tehcirinde başka hangi sebepler yatmaktadır? Ermenilerle ilgili olarak tarih kitaplarımızda yeterli bilgiye neden yer verilmemiştir? Ermenilerin tehcir edilmelerinde şurası da gözden uzak tutulmamalıdır. I. Dünya Savaşı'nın devam ettiği ve müttefik donanmalarının Çanakkale'ye saldırdıkları ve dolayısıyla Türklerin ölüm kalım mücadelesi verdikleri bir sırada, yani Mart 1915'te Ermeniler Van'da Ruslara yardım için büyük hazırlıklara girişmişler, 15 Nisan'da Van vilâyetinde, 17 Nisan'da Çatak'ta, ertesi gün Bitlis'te ve nihayet 20 Nisan'da Van'ın merkezinde ayaklanmışlardır. Bu durumda bir devlet ne yapabilirdi?

Çanakkale savaşlarının cereyan ettiği bir sırada Ermenilerin başlattıkları ayaklanma bir tesadüf müydü? Van'a giren Rusların en önünde Ermenilerin bulunması yine olağan bir durum muydu? Yoksa, Sevr sonunda binlerce kilometre öteden gelip Anadolu'yu parselleyenler Ermenileri mi kurtarmak düşüncesindeydiler? Evet, bunların Türkiye'de "resmî okullarda" düşmanlıkların sürmemesi düşüncesiyle okutulmaması ve öğretilmemesi bir ideoloji miydi? Eğer birileri bir şekilde terör hareketlerine girişerek, yabancı kuvvetlere destek vererek, içinde yaşadıkları ülkeye karşı savaşarak ihanet etmişlerse, herhalde o ülkenin ihanet edenlere karşı hem hukukî hem de güvenliği sağlamak düşüncesiyle harekete geçmesi meşru değil mi? Buna rağmen Cumhuriyet dönemi, Türk gençliğine tarihi, düşmanlık yerine barışı hâkim kılmak felsefesi üzerine inşa etmiştir. Yoksa geçmişle olan bağın kopması hiçbir zaman düşünülmemiştir. Zaman zaman bazı kimseler tarafından "reddi miras" söz konusu edilerek Osmanlı gerçeği bir tarafa itilmişse de, tarihle hiçbir şekilde bağlar koparılmaya çalışılmamıştır. Nitekim bunun en somut örneği, Atatürk tarafından 1931 yılında Türk Tarih Kurumu'nun kurulması ve fakültelerde Osmanlıca öğretiminin gerçekleştirilmesidir. Bugün buna bağlı olarak, yüzlercebinlerce kişi Osmanlıca dediğimiz yazıyı okuyabilmekte ve Osmanlı belgeleri üzerinde araştırma yapabilmektedirler. Ermeni soykırım iddiasında bulunanlar, bu iddialarını neden belgelememektedirler?

- Osmanlı Arşivinde Ermeni konusunu araştıran yerli ve yabancı bilim adamları, Ermenilerin şu veya bu ad altında sistemli bir öldürme hareketine maruz kaldıklarını söyleyememektedirler. Zira bugüne kadar böyle bir belge tespit etmiş değiller. Bundan sonra da bulmaları mümkün değildir. Zira soykırımı olarak adlandırılacak böyle bir hadise olmamıştır. Buna bağlı olarak Türklerin, gerçek olmayan bir iddiayı kabul etmeleri ise hangi ad altında olursa olsun, beklenmemelidir. Bazı kimselerin arzusunun yerine gelmesi için Ermenilerin soykırıma uğradıklarını kabul etmek lüksünü göstermemiz de mümkün değildir. Çok suçlanan İttihat ve Terakki yöneticileri ise Malta'da İngilizlerce tutsak edilip, her türlü imkân ellerindeyken (Osmanlı arşivleri dahil), muhakeme edilmek için, suçlanacak delillerin bulunmaması sebebiyle serbest kalmışlardır (Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara 1985). Buna rağmen, ne yazıktır ki, İttihat ve Terakki'nin ileri gelenleri, Anadolu'daki alışkanlıklarını devam ettiren bir kısım Ermeni militanı tarafından öldürülmüştür.

Türk İstiklâl Savaşı'nda işgal kuvvetleriyle Osmanlı topraklarına geri dönen Ermeniler -işgal kuvvetlerinin Ermeni haklarını ve mallarını korumak düşüncesi bulunmamakla beraber- ne gariptir ki, mallarını fazlasıyla elde etmelerine rağmen, çocuk-kadın ihtiyar demeksizin binlerce Müslümanı katletmişlerdir. Ne garip tecelli! Bu hareket onlara 31 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle sahip oldukları topraklarını ve mülklerini kaybettirmiş, yardım ettikleri işgal kuvvetleriyle birlikte terk-i vatan etmelerine sebep olmuştur. Sonuç olarak neler söylemek istersiniz?

- Eğer tarihî olayları önyargıya kapılmadan, kendi beyninin beyi olarak zaman, mekân ve siyasî yönleriyle değerlendirdiğiniz takdirde, haksız suçlamalardan ve haksız suçlamaların doğurduğu küçülmekten kurtulmayı sağlayabilirsiniz. Tarih acımasızdır. Tarihi yanlış yorumlayanlar ve yargılayanlar, bir gün kendilerinin de aynı şekilde yargılanacaklarından ve hatta mahkûm edileceklerinden kuşku duymamalıdırlar. Haçlı seferlerinin neden yapıldığını bilenler, masum Ermenilerin kimler tarafından neye alet edildiklerini ve ne için kandırıldıklarını da bileceklerdir. Dünyayı geçmişte sömüren, sömürgeler kuran ve halen sömürenler, sömürgelerinde yüz binlerce, milyonlarca insanı katledenler, "siyah abanoz ticareti" yapanlar, hayrettir ki bugün sözde Ermenileri koruyanlardır. Ne garip?! Ne kadar inandırıcı!? Ne kadar insanî!... Buna inanılmasını isteyenler ise ne kadar akıllı!... K. Şule Erdem / Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir