Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermenistan Gönüllü Bir Şekilde Sovyetler Birliği'ne Katılıyo

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermenistan Gönüllü Bir Şekilde Sovyetler Birliği'ne Katılıyo

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:39

Ermenistan Gönüllü Bir Şekilde Sovyetler Birliği'ne Katılıyor

Cumhuriyet" Kendi İsteğiyle Komünist Oluveriyor


Ermeni terörist diktatörler Osmanlı İmparatorluğu'na saldırı planlarını hazırlarken yakınlarındaki Ruslar da rahat durmuyorlardı.
Sovyet Rusya'daki Ermeni birlikleri şebekesi, J. V. Stalin'in önderlik ettiği Milletler Halk Komiserliği tarafından lağvedilerek dağıtıldı. Üstelik Rusya Komünist Partisi'nin Kafkas Bölge Komitesi (KırayKom) Kafkas Bürosu (Kavbüro) ve diğer bağlı teşkilatlar, halkı emperyalizmin uşağı köylü ve işçilerin düşmanı Ermeni hükümetini silah gücüyle yıkmaya çağırıyorlardı.

1920 yılının ilkbaharında komünist orduları "Karadeniz'den Hazar Denizi'ne kadar bütün Kafkas dağları boyunca kontrolü ele geçirmişlerdi, (s. 45) Ermeni liderleri tehlike ile her karşı karşıya kaldıklarında yaptıklarını bir daha yaptılar. Bu durumdan çıkış yolu aramak için meseleleri masabaşında halletmeye çalışıyorlardı. Böyle de oldu. Ermeni liderlerin küçük bir grubu Moskova'ya giderek kendi ülkelerindeki yönetimi komünistlere vermenin onlar için ne büyük şeref olduğunu anlattılar. Ermeni liderleri tatlı dilleriyle onları durdurmaya gayret gösterseler de Kızıl Ordu birlikleri ilerlemesini sürdürüyordu. Mayıs 1920'de Kızıl Ordu Zengezur'daki tartışmalı bölgelere girdi. Ermeniler kendi askerlerini o topraklardan çıkarmalıydı. Ruslar Ermeni teröristlerine "Ermeni Ordusunu geri çekmezseniz bu topraklara biz gireceğiz ve böylece karşılıklı Ermeni Müslüman katliamlarına son vereceğiz." (s. 63) demişlerdi.
Onları dinleyenlerin hepsi için Ermeniler yüksek sesle itiraz ettiler. Ermeni terörist liderleri bağırıp çağırmaya başladılar ki Kızıl Ordu Ermeni Karabağı'nı işgal etmiştir ve şimdi Zengezur'a baskı yapmaktadır. Buralar Ermenistan Cumhuriyeti'nin ayrılmaz parçalarıdır. Sovyet birliklerinin oralara güç kullanarak girişini yanlış anlayan Ermeni teröristleri Rusların iyi niyeti konusunda kuşkuya kapılmışlardı, (s. 70)

Korumasız Müslüman kadın ve çocuklarına saldırmadığı bir zaman, General Dro, Rusları Zengezur'dan çıkarmak için bağırıp çağırdı:

"Ya Kızıl Ordu 24 saat içinde Zengezur'dan çıkacaktır ya da bütün cephe boyunca Ermenilerin güçlü saldırılarına maruz kalacaktır." (s. 85)

Ermeni terörist General hakaret de ekleyerek devam ediyordu.
Ermeni köylüleri Bolşevik işgalcilerin aleyhine büyük bir hevesle silaha sarılıyorlar. Onun karargahına gelmek için acele eden yüzlerce binlerce insan, son otuz yıl içindeki devrim mücadelesinde çok şeyler pahasına kazanılmış özgürlük ve bağımsızlık uğrunda dövüşmeye hazır olduğunu bildiriyordu.

Orada Dro "Kanlı ellerinizi çekerek işgal ettiğiniz Ermeni topraklarını terk etmenizi sizden talep ediyorum" diyor ve son sözünü söylüyordu:

Kan dökülmesine sebep olmayın, aksi takdirde gönülleri en yüksek insani ideallerle çırpınan iki kardeş Rus ve Ermeni halkları arasında dökülen kanların sorumluluğu bütün dünyanın emekçilerinin önünde sizin üzerinizde kalacaktır. Ermenistan'ı terk edin. Emekçi Ermeni köylülerinden çaldığınız her şeyi geri verin. (s. 87)
Doğal olarak bu çıkış Kızıl Ordu komutanlarını çileden çıkardı. 30 yaşındaki isyancı Dro ve başka Ermeni terörist liderleri için artık son yaklaşıyordu. Osmanlılar hainlik yapan Ermenileri topraklarından çıkıncaya kadar 25 yıl tolerans gösterirken, Ruslar onlar kadar affedici olmayacaktı.

Dro'nun bütün tehditleri ve askeri güçlerin iddialarına bakmadan Ermeniler korkudan kuyruklarını ayakları arasına alarak bir tek mermi atmadan teslim oldular. Onlar Sovyet Hükümeti ile önce anlaşma imzalayarak "Kızıl Ordu tarafından stratejik Karabağ-Zengezur-Nahcivan geçidinin ele geçirilmesini kabul ettiler." (s. 90)
Ermeni-Sovyet anlaşması Kafkasya'daki Müttefikler karargahında sıkıntıya sebep oldu. Ruslarla Ermenilerin yaptığı görüşmeler veya Ermenilerin stratejisi hakkında müttefik temsilcilerine önceden haber verilmemişti. Ermeni Hükümeti Bolşevizm önünde açık bir şekilde yumuşamıştı ve Sovyet Rusya'ya yönelmeye başlamıştı,(s. 96)
Bolşeviklerle anlaşan Ermeni Ordusu, aynı zamanda, Bolşeviklerle savaşmak için birkaç ay önce müttefiklerden silah teçhizat yardımı isteyen Orduydu. Böylece onlar özgürlük ve bağımsızlığını koruyabilmişlerdi. Şimdi ise çelişkinin ilk belirtisi olarak daha önce aldıkları binlerce dolarlık silah ve cephaneden sonra, bir mermi bile atmadan Ruslara teslim oldular.
Güney Kafkasya Fransız komisyonu üyelerinden biri "Bundan sonra Ermenistan hiçbir şekilde müttefik sayılmaz ve hatta onun düşman karargahında olduğu da dikkate alınmalıdır." diyordu, (s. 96)
Deniz Kuvvetleri Komutanı Harry Luke, bölgede İngiltere Başkomise-riydi. "Ermenistan'ın saf değiştirmesine şaşırdığını" bildirdi.

Ve şöyle dedi:

Nahcivan'ın Bolşevikler tarafından işgaline Ermeni hükümetinin rızası, İran'ın kuzey batısına ve Türkiye'ye Rusların yolunu açmıştır. Bu durum, bu günlerde, yani Ermenistan İngiltere'den bu darar geniş çaplı silah ve teçhizat yardımı almışken özellikle kabul edilemez, (s. 97)

Hovanisyan bu durumu şöyle betimliyor:

"Eylül 1920'de, Türk milliyetçileri eski Rus-Türk sınırlarını geçerek Ermenistan Cumhuriyeti'ne girdiler. Doğuda Ermeni cephesinin aradan kaldırılması Türkiye'nin yolunu Azerbaycan'a ve Rusya'ya açacak ve Mustafa Kemal'e ordusunu Yunan tehlikesin karşı güçlendirmeye imkan tanıyacaktı. Ermeniler beklenen bu saldırı hakkında her tarafa haberler uçurdular. Fakat İngiltere, Fransa ve Yunanistan askeri güçleri küçük Asya'da operasyonlar yaptıklarından, müttefikler Türk milliyetçilerinin doğuya doğru hareket edeceklerine inanmıyorlardı. Ermenilere dünya ölçüsünde sevgi uzun müddet azap çekmiş bu milleti "İnsanlığın borcu" dikkatinin objesi haline getirmişti, (s. 80)

Uzun müddet azap çektiğine göre "İnsanlığın borcu" sözünü kazanmış olan Ermenistan hangi Ermenistan'dı? Çektikleri azapları bu adamlar kendi başlarına kendileri getirmişti. Eğer dünya birisine ne borçluysa, bu Mustafa Kemal'e ve onun emrindeki Türk milliyetçilerine edilmesi gereken teşekkür borcudur. Şöyle bir düşünün, eğer Atatürk böyle cesaretli olmasaydı ve eski Osmanlı İmparatorluğunun kalbinde gerçek halk devrimine önderlik etmeseydi ne kadar büyük toprak parçası Sovyet Rusya'nın kontrolü altına girecekti. Daha sonra Türkiye Batının en büyük dostu gibi ortaya çıkacaktı. Ermenistan ise gizli isteklerinden gide gide Sovyet Rusya'nın dostuna döndü ve bugün de Ruslara yakın olmaya devam etmektedir.

Eğer Türkiye güçlü bir şekilde direnmeyerek Rusların işgalinin Batı yönünde yayılmasının önünü almasaydı, bugün Soğuk Savaş'ın sonucu farklı olabilecekti. Fakat Hovanisyan'ın okuduğu masalı dinlediğimizde ortaya şöyle bir şey çıkıyor; Mustafa Kemal Rusların cebindeydi ve bir esirden başka bir şey değildi. Tarihin sayfaları bu alçakça ve sorumsuz dedikoduları yalanlamıştır. Gerçekte ise Rusların cebinde olanlar ve onlara köle gibi hizmet edenler Ermenilerden başkası değildi. Ermeniler küçük olmasına rağmen güzel bir orduya sahip olduklarını, yalnız silaha ve teçhizata ihtiyaçları olduğunu söylüyor ve bu ordu ile kendilerini koruyabileceklerini iddia ediyorlardı. Gerçekte ise, onların bu küçük ordusu yalnız korumasız Müslüman köylerine baskın yapmak için yeterliydi. O ordu nizami Rus ordusu ile karşı karşıya geldiğinde tek bir kurşun bile atmadan teslim olmuştu. Şimdi ise onlar Türk Ordusu ile ilişkilerini açığa çıkarmalıydılar.

Eylül 1920'de Ermeni Ordusu Mayıs isyanından ve savaş alanındaki yenilgilerden sonra hala kendine gelememişti. Rusya İmpara-torluğu'nun harp akademilerinde iyi eğitim almalarına rağmen subaylar küçük millet ve ülkenin ihtiyaçlarının neler olabileceğini öğrenememişti. Hükümetin rütbeleri aşağı indireceği ile ilgili beyanatlarına bakmadan subaylar arasında gruplaşmalar ve çete gerilla gibi uygulamalar devam ediyordu. Sürekli heyecan durumu ve bütün cephe boyu süregelen çarpışmalar orduyu güçten düşürmüş, onun alaylarını dağıtmış en basit cephede birleşmesini bile mümkünsüz hale getirmişti. Askerin üstü başı dökülüyor, gençler askeri hizmete gitmekten kaçınıyor, askerden firar sürüp gidiyordu, (s. 184)

Şimdi ise Ermeni terörist diktatörler kendi ordularındaki yanlışlara göre kusurlu bulundular. Önceleri bu teröristler 25 yıl zarfında kendilerini Osmanlı Türklerinin dostu gibi göstermiş isyan etmeye kalkarak savaş hatları arkasındaki bütün Ermenilerin ülkeden kovulmasını sağlamışlardı. Sonra bu çeteler komşu Gürcistan'a haincesine saldırmışlar ve yenilmişlerdi. Daha sonra ise başka bir haincesine saldırı ile komşu Azerbaycan'a girmişler ve yenilerek geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Daha sonra onlar Türkiye Türklerine alçakçasına bir saldırı planı hazırladılar. Fakat Türkler bu defa hazırdılar. Onlar Ermeni teröristlerinin saldırılarını önleyerek karşı saldırıya geçtiler ve bu terörist çetecileri yeniden mağlup oldular.
Peki bu Ermenistan'ın iyi talim görmüş ordusu neredeydi?

Hovanisyan şöyle yazmaktadır:

13 Eylül'de sabaha karşı saat 2.30'da makineli tüfekler ve toplarla silahlanmış beş alay ve birkaç bölükten ibaret Türk Ordusu Olti semtinden saldırıya geçerek Ermenilerin uykusunu harap etti. Hem fiziki hem de askeri manada uykuda olan Ermeniler çapraz ateşin altına düştüler... İki yüzden fazla kayıp veren Ermeniler toplarını ve makineli tüfeklerini bırakıp kaçmaya mecbur oldular. Hazi-ran'da Ermeniler tarafından zorla alınmış olan Peniak kömür madenleri birkaç saat içinde geri alındı. Geniş çaplı bir Türk istilası hakkında asker ve siviller arasında büyük bir endişe dalgası yayıldı, (s. 188)

Kahraman, cesur, korkusuz General Dro o zaman neredeydi? O sadece korumasız Müslüman köylerine yaptığı ani saldırılarla ve Kızıl Ordu'ya karşı sorumsuzca korkarak teslim olmakla ün kazanmıştı. Dikkate alın ki Hovanisyan Ermenilerin daha dört ay önce işgal ettiği toprakların Ermenilere ait olduğunu iddia ediyor. Ermeni "tarihi vatanını" kurtarmak için yaptıkları bu savaşta Ermenilerin kaybı tahminen 200 kişi oldu. Gerçekte ise Türk ordusuyla karşı karşıya gelen Ermeni askerleri silahlarını bırakıyor ve canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı."

"Olti'de Türk askeri operasyonu ne Müttefiklerin ne de Sovyet Rusya'nın tepkisine neden oldu. 1920 yılı içinde Batı ülkelerinde Ermeni velvelesi artık daha bir olgunlukla karşılanıyordu. Ermeniler sık sık yakınlaşan saldırı, Pantürkçü ve Panislamcı düşmanlar ve Sovyet Türkiye gizli anlaşması hakkında davul çalsalar da Batıda artık hiçbir şey olmuyordu. Hatta öyle bir şüphe yaratılmıştı ki Ermenilerin kendileri neyi planladılarsa veya hangi konuda olursa olsun tartışmalı bir faaliyet gösterdikten sonra her zaman yüksek sesle şikayet ederlerdi." (s. 190)

Ermeni teröristleri bir iki hafta önce Ruslarla gizli bir anlaşma yapmışken, Müttefikler Türk-milliyetçi saldırısına niçin cevap versinler ki? Ermeniler şimdi Müttefik askerlerinden kurtulmak istiyorlar. Müttefiklerin genç askerlerini şimdiki Terörist Ermeni Devleti için ölüme göndermeleri için hiçbir neden yoktu.

29 Eylül'de "zafer ilan edilirken" Mustafa Kemal şu açıklamayı yapıyordu:

"komşularla barış içinde yaşamak için Türkiye elinden geleni yapmıştır. Fakat Taşmaklar bu samimi isteğin aleyhine giderek Türk Ordusunun üzerine Kulp, Kağızman ve Olti gibi bölgelerde günahsız Müslüman halkın üzerine hücumlarını artırmışlardı."
Mustafa Kemal doğru söylüyordu. Büyük Ermeni Ordusunu Türkiye'deki tarihi vatanından çıkarmak için Mustafa Kemal'e toplam 13 gün gerekmişti. Kemal'in saldırısı Ermeni liderlerinin genel üzüntüsüne sebep oldu. Çünkü onlar kendileri Osmanlı topraklarına ani bir hücuma hazırlanıyorlardı.

Hovanisyan bu duruma şöyle açıklık getiriyor:

Ermeni liderleri birçok problemle kuşatılmış olan Mustafa Kemal'in Ermenistan Cumhuriyeti'nin aleyhine böyle bir saldırıya cesaret edebileceğine inanmıyorlardı.(s. 198)

Eylül ayının 30'unda ülkenin kuşatma halinde olduğunu bildiren Hükümet olağanüstü hal kanunu çıkardı. 35 yaşına kadar olan kişilerin orduya çağrıldığını askerden kaçanların aleyhine ciddi ölçüler içinde ceza verileceğini bildirerek bütün halkı "Herkes cepheye. Herşey cepheye" sloganları etrafında birleşmeye çağırdı, (s. 198)

Ermeni teröristlerinde korku devam ediyordu. Askeri İşler Bakanı uyarıyordu:

Ülkesine gerçekten sadık bütün Ermeni çocukları düşmanla çarpışmak için harekete geçtiği saatlerde, askerlikten kaçan ve firar eden her kim olursa savaş yasalarına göre cezalandırılacaktır. Firar edenler halkın önünde asılacaktır.
Ermeni terörist diktatörler kendi halkları karşısında dinsel ve ırksal bayrak dalgalandırıyordu.

Başbakan bas bas bağırıyordu:

Tarihi zaman gelmiştir. 1918 yılını unutmayınız. Serdarabad ve Kara Kilise'yi hatırlayınız, kahramanlığın yeni çağırışı okunduğunda silahlara sarılın. Tereddüt etmeden kutsal savaşa koşun. Sizler bir kişi gibi savaşa ve ölüme hazır olduğunuz gün, düşman mağlup edilecektir. Vatandaşlar. Silaha sarılın. Cepheye doğru, galibiyete doğru gidin. (s. 199)
Ama bu terörist liderler için Ermeni vatandaşları ölüme hazır değildiler ve sonuçta bunu gösterdi.
İngiltere, Ermeniler tarafından "birbiri ardına ve olağandan çok taleplerine göre aydın şekilde bıkkınlık gösteriyordu." (s. 212)

Ermeni liderlerinin dönekler gibi düşünmesi hakkında Hovanisyan şöyle diyecektir:

Ermeni hükümetinin ümidi düşmanın saldırısını durdurmak için halkın bütün elementleri birleşecek ve öyle bir durum yaratılacaktır ki sonuçta Ermeniler için uygun olan şartlar içinde Türkler barış teklif edecektir, (s. 268)
Bunu başka türlü söylersek bu Ermeni diktatör teröristleri Türklerle uygun anlaşma elde etmek için kendi halkını kurban vermeye gayret ediyorlardı.

Kasım ayının 30'unda Ermenistan Dışişleri bakanı TBMM Başkanlığına bir telgraf gönderdi:

Türk ve Ermeni halkları asırlar boyu komşu gibi yaşamıştır. Çağdaş Türkiye'nin ve Ermenistan cumhuriyetinin sınırları şimdi bu iki ülke arasında karşılıklı saygı ve her bir ülkenin hayati çıkarlarına dayanan barış şartlarını talep etmektedir." Dış işleri bakanı devam ederek "... Hiçbir sebep ve maksat göstermeden sizin askerlerinizin bizim sınırlarımıza doğru hareketini Ermeni halkı ve hükümeti kabul edilemez sayar ve üzüntülerini bildirir. Uygun çıkış yolunun bulunacağına inancını bildiren Ermeni hükümeti sizin hükümetinizden sizin ve bizim temsilcilerinizin görüşerek sebepleri araştırmak ve barış yolu ile çözmek için zaman tayin etmeyi rica eder." (s. 268)

Bu terörist Ermeni liderlerinin gerçeği tahrif etmelerine tam bir örnektir. Elbette ki Türkler ve Ermeniler 800 yüz yıl içinde komşu gibi barış içinde yaşamışlardır. Lakin tahminen 1890 yılında bu barış sona ermişti. Çünkü Ermeni liderleri Osmanlı İmparatorluğu'nun yasal hükümetini yıkmak için isyanlara başlamışlar ve Türklerin aleyhine gizli terör kampanyasına girişmişlerdi. Şimdi ise zora düştüklerinde ve bir daha yenildikten sonra bu Ermeni liderleri iki halkın "karşılıklı saygıya dayanan" barış şartlarında yaşaması için yalvarıp duruyorlardı. Bu aynı diktatörler grubudur ki Türklerin ilk darbesinden iki ay önce kendileri Türkiye üzer-ine saldırı planlıyorlardı.
Türk Hükümeti sadece belgelere dayanarak cevap verdi ki, Ermenistan Dışişleri Bakanının uydurduğu büyük yalanla gerçek birbirine zıttır.

Biz iyi biliyoruz ki, 1918 yılına kadar Türk ve Ermeni halkları arasındaki kanlı savaşlar, Doğu Anadolu üzerindeki kontrolü ele geçirmek isteyen Çarizmin istekleri ile beraber ortaya çıkmıştır. Rusya'da imparatorluk rejiminin dağılması sonucunda Rusya askeri güçlerinin çıkıp gitmesinden sonra Ermeni haydutları tarafından hayata geçirilmiş dehşetli katliamlarla karşılaşan Türkiye'nin soğukkanlılığı huzur dönemine teminat vermişti, (s. 270)

Elbette ki Türk devletini yıkmak için Ermeniler daha 1890'lı yıllarda Ruslarla gizli işbirliğine girmişti. Elbette ki Türklerin Ermenileri öldürmesinden kat be kat çok Müslümanı öldürmüş Ermeniler günahkardır. Ermeniler günahsız Müslümanları yalnız dini ayrılık sebebinden ve komşusunun toprağının ve emlakinin işgal edilmesine olan Ermeni iştahına göre öldürüldüler.
Türkün cevabında hem de beyan edildi ki "Ermeni askerlerinin sürekli hücumları bizi sizin ülkeniz aleyhine karşı kesin hareketlere tahrik etmiştir..." (s. 270) Yalnız Ermenilerin son 30 yıldaki hainliği ve satılmışlığı Türkler için Ermenilerin hain rolünü göstermiştir. Aksi takdirde yani Ermeniler hainlik yapmasalardı Türkler onlarla kesinlikle savaşmazlardı.

Hovanisyan savaşı durdurmak için Türk isteklerini şu şekilde açıklıyor:

Türk ültimatomu ile anlaşmaya gitmek Ermenilerin bundan sonraki bütün karşı koymasını durduracak, Ermenistan Cumhuriyeti topraklarının yarısı düşman işgali altında kalacak ve uluslararası dünya ile ülkenin iletişim ve ulaşımı Türk ordusunu kontrolü altına girecekti." (s. 276)

Profesör, Ermeni diktatörlerinin görüşlerini de şöyle izah ediyor:

Cephede veya arkada olmasına bakmadan bu halk savaşında bütün vatandaşlar savaşmalıydı. Savaşa katılan halkın dış yardım araması yanlış bir iş değildir. Ermeni halkı döne döne yabancı devletlere başvurmuştur. Lakin bütün bu şikayetler ve istekler sağır kulaklarda kaybolup gitmiştir. Hiç olmazsa, onlar emin olmuşlardır ki dışarıdan savaşa hiçbir müdahale olmayacaktır, (s. 279)
Ermeniler her yönlü yenilgilerini ört bas edip kenara koymaya gayret ettiler. Türkler ise yeni bir saldırı başlattılar ve bu saldırı bir haftadan az bir zamanda sona erdi. Ermeni Hükümeti için teslim olmaktan başka hiçbir yol kalmamıştı, (s. 289) 18 Kasım 1920'de Ermeni teröristleri Türkler tarafından yazdırılmış ateşkes hakkındaki anlaşmayı imzaladılar ve savaş sona erdi.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir