Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

ABD Senatosu Ermenilere "Hayır" Diyordu

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

ABD Senatosu Ermenilere "Hayır" Diyordu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:38

ABD Senatosu Ermenilere "Hayır" Diyor

Ermeni-Amerikan Lobi Organizasyonu

Müslümanların Hıristiyanlar! Katlettiğine Dair Raporlar Üretiyor


Dört ciltlik kitabının sonuncusunda Hovanisyan 1920 yılında Ermenistan Cumhuriyeti'nin yaşadığı dönemin son ayları hakkında görüşlere yer verir. Ermeni liderlerinin savaş isteklerinden, devamlı surette korumasız Müslüman köylerine silahlı baskınlar yaparak onların topraklarını tam anlamıyla işgal etmek isteğinden hiç bahsetmez. Hovanisyan Türk milli kuvvetlerinin ilk defa Ermeni topraklarına saldırısından ve tahminen 800 yıl evvel oraları işgal etmesinden bahseder. Rusya silahlı kuvvetleri daha sonraları tarihsel olarak ülkelerinin parçası olan toprakları Türklerden almış ve Ermenilere geri vermiştir. Aslında burada konuşulması gereken Ermenilerin kendi istekleri ile Sovyet ittifakına girmeleri, komünistlerle işbirliğine gitmeleri ve kendi tarihi vatanlarını korumak için bir tek kurşun bile atmamalarıdır.

Üçüncü cildin sonunda Hovanisyan Ermenistan Cumhuriyeti'ni kurtarmak için Ermeni liderlerinin ABD'ye Ermeni Cumhuriyeti'ni kurtarmaya ikna gayretlerinden nasıl söz ediyorsa, son ciltte de Amerika'yı Ermenistan'a getirerek iktidarda kalabilmeleri ve Amerika'nın desteği ile Müslüman topraklarına sahip çıkmaları için yapılmış daha diktatörce gayretlerinden söz ediyor. Böylelikle Ermenistan, Müslümanlardan alınmış topraklardaki iktidarını koruyabilecektir.

Ermeniler hala daha bir mucizeye ümit beslemekte devam etseler de, onlar şöyle bir gerçekle yüzleşmişlerdir ki himaye kazanabilmek için artık hiçbir imkanları kalmamıştır. 1920'li yılların başında birçok Ermeni sözcüleri ve Ermeni destekçileri Ermenistan Cumhuriyeti için tek başlarına olsalar dahi politik, askeri ve ekonomik destek için gayretlerini bir hayli arttırmışlardır. Bunlarla birlikte Amerika'nın dini, mülki ve toplumsal görevlilerinden yakın Doğu deneyimi olanlar yardım alanının temsilcilerinin dış kontrol ve koruma olmadan Ermeni milli varlığının kendi başına yaşaması mümkün değildir diyorlardı. Ermeniler ise Amerika'nın himaye vermesinde ısrarlıydılar. 1920 yılının mayıs ayında başkan Wilson ültimatom şeklinde sorumluluğu senatonun üzerine atma kararı aldı. Fakat o verilecek güvenliğin uygulanması sadece itirazın gerçek olup olmadığının kontrolünden sonraya bırakılsın istiyordu. Çünkü bu hareket saflık veya rezillik anlamına gelir, utandırıcı olabilir diye senatodan rica etmişti.(l)
Hovanisyan diktatörlerle işbirliğine alışkındı. ABD ise bir cumhuriyettir ve demokrasiyle çalışır. Askeriyenin, paranın, malzemenin ve yabancı bir ülkenin belli bir süre için korunmasını örgütlemesi için Senato'ya başvurmak Başkanın görevidir. Hovanisyan ve Ermeni diktatör liderler ise Wilson'dan Ermenileri koruduğunu ve komşularından çaldıklarını himaye ettiklerini açıklamasını istiyorlardı. Başkan Wilson sorumluluk hissi ile yasalara uygun hareket ettiği zaman Ermeni liderleri ve onların şakşakçıları Wilson'un onuruna ve riyakatına şiddetli saldırı düzenliyorlardı.
Ermenistan'daki durum hakkındaki kişisel bilgisi olan tecrübeli Amerikalılardan ise Başkanı destekleyen itiraz sesleri geliyordu.

Onlardan birisi Ermenileri çok iyi tanıyan İstanbul'daki Robert Kolejin misyoneri ve Rektörü Caleb F. Gates idi:

Amerika'nın genellikle bütün Ortadoğu'yu geliştirme misyonunu üzerine aldığı hakkında yüksek komiser Mark Bristol'ün görüşlerini savunuyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun korunmasının aynı zamanda Amerika'nın çıkarlarının korunması, serbest ticaret ve sermaye girişinde açık kapı prensiplerinin temin olunması olduğunu düşünüyordu. Gelecekte de muhtar veya bağımsız Ermenistan'ın olacağı teklifini vermiyordu. Fakat şöyle bir inancını da ifade ediyordu ki Ermenistan gibi bir ülkenin kurulması, ilk önce Ermenilerin kendileri için facialarla sonuçlanacaktır, (s. 2)

Bu görüşün güçlü bir görüş olduğu bugün ispat edilmiştir. Mesela 2000 yılında Türkiye ve ABD birbirleri ile 7 milyar dolardan fazla ticaret yapmışlardır. Diğer taraftan Ermenistan, ABD ile ticareti hakkında ortaya hiçbir şey koyamaz. Açlığın yıkıp yerlerde süründürdüğü bu ülke, Amerika'dan milyar dolarlarla dış yardım sömürmeye devam etmektedir. Para çağdaş Ermenistan için tek yönlü hareket alanı olan çıkmaz sokak gibidir. O paranın hepsi ABD'li vergi mükelleflerini ve Hıristiyan teşkilatlarının ceplerinden bir yönde akarak Ermeni terörist liderlerinin ceplerini doldurur. Onlar ise o paraları Müslüman komşusu olan Azerbaycan'ın aleyhine yürüttükleri savaşa sarfederler.

Hovanisyan "Açlık çeken Ermeniler için para toplamakta devam etse de misyonerler lobisi manda yönetimi için yürüttüğü kampanyadan çekildi." (s. 3) diye şikayet etmektedir. ABD'de uzun yıllar yaşadığı halde Hovanisyan, ABD yasalarına göre Kilise ve Devletin birbirinden ayrı olması kavramından habersiz görülmektedir. Hovanisyan'ın lanetlediği Türkiye'de bile din ve devlet birbirinden tamamen ayrıdır. Ermenistan, kendi anayasasının yetki verdiği tek "resmi kilisesi" ile kendi küçük devletini diğer devletlerden farklı kılmaktadır. Buna göre, Ermeni profesör Ermeni teröristlerine değer vermedikleri için Amerikan Hristiyanlarına hücum ediyor.

Aynı kendi ülkesinde kendi kilisesinin yaptığı gibi:

Ermeni basını ikili güvenceli planı beğenmemiş, Ermenilerin çektiği açlığı az göstermeye çalışanları uzun boylu tenkit etmiş fakat basit veya üç katlı güvenlik planını beğenmiştir... Bununla beraber Amerika'da Ermeni Milli Birliği ve Paris'te Ermeni Milli Temsilciler Birliği Taşnakçı basında misyonerlerin tahkir edici şekilde karakterize edilmesinden telaşa düşmüş ve bütün bunların Ermeni sorununun kanaatkar bir yolla, yardım ve rağbetine ihtiyaç duyulan halkta nefret duygusu uyandıracağından korkmuştu. Milli Birlik, Misyoner Lobisi ile işbirliğine yakından devam ediyordu...
(s. 3)

Yukarıda yazılanlar hakkında bir düşünün:

Eğer Amerikalılar "açlık çeken Ermenilere" yardım maksadıyla zar zor kazandıkları milyonlarca dolarlarını veriyorlarsa, bu davranış biçimi Ermeni terörist diktatörlerin isteği üzerine değildi. Aslında onlar lanetlenmeliydiler. Bu yaptıkları ise şükranla karşılanmıyordu.

Ermenistan'ın Bağımsızlığı için Amerika Komitesi'nin Başkanı James Gerard'ın yazdığı 29 Nisan 1920 tarihli mektupta Ermeni teröristlerin tuttuğu yol açık olarak ifade edilir:

Başkanın Ermenistan'a teçhizat satılması hakkında Savunma Bakanına emir verme yetkisi vardı. Bence bu gerekli idiyse, Batum vasıtasıyla bu teçhizatın yerine ulaştırılması İngiltere'den rica edilebilirdi. Sonra biz Ermeni hükümetine kendi manevi yardımımızı vererek bu ülkeye 50 milyon dolar veya daha çok borç vermeliyiz. Bana öyle geliyor ki önümüzdeki seçimlere kadar biz yalnız ancak bunu yapabiliriz, (s. 9)

Amerikalı vergi mükelleflerini şu gerçekler hakkında düşünmeye çağırıyorum:

"Önce Ermeni teröristleri ABD Başkanının Kongre'nin onayı olmadan Ermenistan'a silah satmasını istiyorlardı. İkincisi, Ermeni terörist liderlerinin parası yoktu. Bu konuda konuşmaya gerek yok. Başkan o silahları ve teçhizatı kredi esasında satacak ve sonra onun en emin şekilde Ermenistan'a ulaştırılmasını İngiltere'nin üzerine yıkacaktı.
Üstelik Ermeni haydutları Amerika'dan 50 milyon veya daha çok dolar borç istiyorlardı. Bu terörist Ermeni liderleri istedikleri her şeyi bir sonraki ABD seçimlerle kadar almak kararındaydılar. Bu haydut ülkenin uğraştığı yegane iş, ABD'ye paralı ajanlar göndererek para ve silah temin etmek için lobi yaratmak, daha sonra ise Amerika seçimlerine karışarak daha çok para ve silah koparmaya çalışmaktı.
Hiçbir dış ülkeye, lobileşmeye, bütün ülke içinde koloniler kurmaya ve ABD Kongre seçimlerine etki etmeye izin verilemezdi. Ancak bu, Ermenistan'ın ABD ve Hristiyan dünyasının her yerinde yaptığı ve yapmaya da devam ettiği şeydir.

Sonuçta, 1920 yılında ABD Hükümeti genel mantığın kabul ettiği şekilde sorunu çözdü. Hovanisyan şundan şikayetçidir:

ABD ne silah, ne teçhizat gönderdi. Ne de dış paralı ajanların gelişini sağladı. Bunlar ve Williams'ın, karanının diğer güvenceleri, Senato'nun Dış İlişkiler Komitesinin Harding'teki bölümünde dikkate alınmadı. 13 Mayıs 1920'de Senato'nun kabul ettiği kararda ABD'nin Ermenistan'ı tanıması münasebetiyle sadece tebrik vardır, Ermenilere güzel arzular bildirilmiş, eğer ihtiyaç ortaya çıkarsa orada yaşayan Amerikan vatandaşlarına yardım için Batum limanına savaş gemisi gönderme yetkisi Başkan'a verilmişti. Henry Cabot Lodge ve Cumhuriyetçi Parti'nin diğer yöneticilerinin Ermenistan Cumhuriyeti'ni için güçleri yalnız buna yetti. (s. 10)
Herhangi bir Amerikalı vergi mükellefi Hovanisyan'ın yazdığı şekilde bir ilişkiye inanabilir mi? Sanki ABD hükümeti bu terörist ülkeye bir şeyler borçluydu.

Bir Hıristiyan din adamının oğlu olan Başkan Wilson "Acı ve azap çeken Hıristiyan halklarına zamanında yardım eli uzatmak Amerika'nın arzusudur." diyor ve "onların zavallılıklarını ve ümitsizliklerini ortadan kaldırarak dünyanın diğer özgür milletleri gibi kendilerinin yerini bulmaya yeterli olmasını" her zaman göz önünde tutmuştur, (s. 13) Hovanisyan bu basit sebepten dolayı Wilson'dan hoşlanmıyor; o sadece çeteci Ermenilerin ondan istediklerini, onların istedikleri zamanda yerine getirmedi.

Hovanisyan'ın şu sözlerine dikkat ediniz:

Her türlü insani ve dini motifleri öne süren ve hatta haddinden çok işi olduğunu Avrupa devletlerine bahane eden Başkan Woadrow Wilson tamamiyle yanlış verilere dayanıyordu. O sosyal görüşe etki etmek ve genel destek kazanmak için milli bir kampanya yapmadı; o Kongre ile ilişkisine bir partizan işi gibi yanaşmadı ve Nebraska eyaletinden Senato azınlık lideri Gilbert Hitchcock'un öğütlerinin aksine hareket etti. O güvence verdiği ülkenin topraklarının belirlenmesinde faal olamadı. Güvencenin şartlarını ve ayrıcalıklarını, parasal durumunu ve öne sürdüğü görevleri ABD'nin üstünlüklerini veya yardımseverliğini kaybetti. O Harbord'un raporundan ve tavsiyelerinden kendisine bir sonuç çıkarmadı, sermaye getirilişi imkanları, pazarlar ve diğerler ekonomik ve stratejik noktalarda dahil olmakla beraber Amerika'nın milli yararları namına akla uygun hiçbir veri sunamadı. Uluslararasıcılığın kaderine karşı itiraz eden Senatör Lodge ve karşı senatörler grubuna Başkan Wilson'un mektubu onun beceriksizliğin ve idaresizliğin bir örneğiydi, (s. 14)

Merak ediyorum, bu adam kimdir ki, sırf Ermenilerin maaşlı ajanı olmayı kabul etmediği için ABD Başkanına karşı bu şekilde sorumsuzca beyanatlar veriyor? Bu Ermeni hangi akla hizmet etmektedir ki, sermaye fırsatları, pazarlar ve diğer ekonomik ve stratejik meseleler de dahil Ermenilerin istediği her şeyin onlara verilmesini Amerika'nın ulusal çıkarı kabul etsin.
Ermenistan'da Amerikan pazarları yoktur.

Ermenistan'a hiçbir sermaye girmesi imkanı yoktur. Ermeniler Amerikalı yatırımcıların onların çetelerine ticaret "sigortası" adı altında para vermesini istiyorlardı. Eğer bu olsaydı Amerikalılar bütün sermayesini bunlara vererek kaybedeceklerdi.
Amerika'nın Ermenistan'da hiçbir gerçek milli çıkarı yoktur.
Amerika'nın Ermenistan'da hiçbir ekonomik ve stratejik yararı yoktur.

Ermenistan'ın ihraç ettiği tek şey terörizmdir ve onu da Amerika'da isteyen hiç kimse yoktur.
Bu Ermeni Profesör, Başkan Wilson'u Amerikalı vergi mükelleflerinin ödeyecekleri "yetki şartlarını ve ayrıcalıklarını" açıklamamakla itham ediyor. Başkan "ABD'nin üstünlüklerine ve kazancına" sahip olamadı ve ABD Ermenilerinin maaşlı lobi kampanyasını desteklemedi diye şikayetçi oluyor.

24 Mayıs 1920'de Başkan Wilson, ABD Kongresine mektup göndererek Ermeni halkının ihtiyaçlarından haberi olduğunu söyledi ve şöyle dedi:

"Amerika halkının büyük inancının, derin Hıristiyan sevgisini ve kendi borcunu ifade eder. Bu onlara öyle görünüyor ve onlar bizim karşımızda yalan konuşuyorlar."

Sonra Başkan Kongre'den kendisine Ermenistan'ı himayeye almak için özel yetki verilmesini ve tanımayı kabul etmeye izin vermesini rica etti.

Wilson şöyle dedi:

Ben bu öneriyi en samimi duygularımla ileri sürüyorum ve arzu ediyorum ki Amerikan halkı da bunun böyle olmasını istesin. Ermeni halkına duyulan sempati halkımızın tek bir parçasından kaynaklanmıyor. Bu ülkenin Hristiyan kadın ve erkeklerinin kendiliğinden ortaya çıkan Ermenistan'ın var oluşunun bu en kritik anında kurtarılması isteğinden ileri geliyor. Bu eli açık insanlar kalplerinde Ermeni davasını, kendi davaları olarak benimsemişlerdir.

Başkan Wilson kongreye gönderdiği mektubu şöyle bitirdi.
Ben size bir sırrı açıklamak istiyorum. Bu öneriyi Hıristiyan halklarının en büyüğünün arzularına uygun olarak veriyorum. Bizim halkımız arasında Ermenistan'a sevgi, temiz vicdandan, saf Hıristiyan inancından ortaya çıkmıştır ve her yerde Hıristiyan halklarını kendi sıkıntılarından kurtulmuş kendi ayakları üstünde durmayı beceren ve dünyanın özgür milletleri arasında kendi yerini bulan bir ülke gibi görme isteğinin sonucudur. Eğer biz korkmadan onun korumasını ve yetki şartlarındaki ilgili yardımı yaparsak Ermenistan'ın bağımsızlığını tanımamız oranın halkı için özgürlük anlamını taşıyacak ve onun esenliğini sağlayacaktır.

Amerika tarihinin ilk "yabancı devlet" olayını, Ermeni hükümeti ve kilisesi vesilesiyle yaşıyordu. Hasta Başkan, Ermeniler tarafından aldatılmıştı. Açıkçası, Başkan Ermenilere yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştı. ABD Senatosu'na Ermenistan'ı himaye etmek için bile uğraşmıştı ama buna rağmen Ermeniler ona düşman oldular.
Başkan Wilson bilgi toplaması emri ile General James Hardbord'u Türkiye'ye ve Ermenistan'a gönderdi. General Hardbord'a Amerika askeri Teşkilatının Başkam görevi verildi.

General Hardbord, 19 Ekim 1919 tarihli raporunda şöyle yazıyordu:

Uzun yıllar Amerika, Ermenilerinin çektiklerini dikkatle gözlemiştir. Amerika, Ermenistan'daki misyoner ajanlarını ve Kızıl Haç cemiyetinin aracılığıyla tüm Ortadoğu ırklarına yiyecek ve çeşitli yardım dağıtılırken Ermenistan'a büyük miktarda para vermiştir.

General Hristiyanlık hakkında bildikleriyle de devam ediyor:

İncil'de Ermenistan, merkezinde Ararat Dağı'nın olduğu bir güney Kafkas ülkesi olarak anlatılır. Sınırları küçük Asya'dan İskenderun'a kadar ulaşır. Biliyoruz ki Ermeni krallarının iktidarı, Batıda Sivas'a ve Akdeniz'e, kuzeyde Karadeniz, Gürcistan ve Azerbaycan'a kadar ulaşır. Oradan da Mersin'e uzanır. Sivas ise bir zamanlar Ermeni krallarının başkenti olması dolayısıyla önemlidir.
General haddinden fazla Hıristiyan bakış açılı ve Müslümanların aleyhine bir rapor verir. Amerikan Başkanının verdiği belge bulmak görevinin gerektirdiği bir rapordan çok Ermenilerin söylediklerini belge gibi takdim eder. Onun Ermeniler'den aldığı bilgileri belge gibi sunması o raporları okumayı ilgi çekici hale getirir.

Örneğin raporun bir yerinde şöyle yazıyor:

1915-1916 katliamlarında 600 bin insan ölmüştür ki bunun 500 binden çoğu yeni kurulan Ermeni ülkesinin sınırlan içinde olmuştur. Eminim ki tahminen aynı sayıda insan o topraklardan koyul-muştur.

Bugün Ermeniler 1915 tehcirinde 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia ediyorlar. Fakat 1919 yılında General Hardbord'a baskı yapan Ermeniler ona yalnız 600 bin kişinin öldüğünü söylemişler. Generalin söylediklerine göre, Ermeniler katledilenlerden başka 500 bin kişinin de göç ettirildiğini iddia ediyor. Anadolu'da tahminen 1 milyon Ermeninin olduğu dikkate alınırsa generalin verdiği rakamlar doğru gibi görünüyor.

Peki bu nasıl olabilir? General Hardbord'un söylediği gibi eğer Doğu Anadolu'da, 1,1 milyon Ermeni varsa o zaman Türkler 1,5 milyon Ermeniyi nasıl öldürebilirler? Bu, Hıristiyan Ermenilerinin yalan söylediklerine dair ispatlardan biri değil mi?
General, Paris'teki görevinden ayrıldıktan sonra, Ermeniler ona, Türklerin Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde Ermenistan'a genişleme amaçlı saldırılarda bulunacaklarını söylediler. Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum'daki Türk halkına 60.000 tüfek ve cephane dağıttığı ve askeri bölükler kurduğunu iddia etmişlerdi. Bu hareketin esas amacının tehcir edilen Ermenilerin evlerine geri dönüşünün engellenmesi olduğunu belirtiyorlardı. "Mustafa Kemal Paşa'ya güvenmemesine rağmen, Paris'ten gelen bu raporu teyit eden bir şey bulamadık" diyordu General.

Bu da Ermenilerin uydurduğu ünlü masallardan birinden başka bir şey değildi. Esas gerçek ise, Ermenilerin birkaç ay içinde "işgalci saldın" amacıyla Türklere karşı hazırlık içinde olduklarıydı. Ermeniler, Gürcistan'ın istila planları yaptıklarını iddia ediyorlardı ama Gürcistan'a toprak gasp etmek için saldıranlar Ermeniler oldu. Benzer şekilde, Azerbaycan'ın da kendilerine işgal saldırısı yapacağını iddia ettiler!

General Hardbord, Ermenistan'ın stratejik olarak çok ciddi bir durumda olduğunu gözlemişti. Tek demiryolu Gürcistan topraklarından geçiyordu. Bu yol Ermenistan'a yapılacak tek ikmal olanağıydı. Gemilerle yapılacak ikmal ise her zaman için büyük tehlike arz ediyordu. Ama liman Batum, Gürcistan sınırları dahilindeydi. Ermenistan düşman tarafından sarılmıştı ve 360 derece boyunca sınır problemleriyle yüz yüzeydi.
Bu sınır problemlerinin ortaya çıkışının tek nedeni ise Ermenistan'ın komşularının topraklarını ele geçirme isteğinden kaynaklanıyordu. Acaba kimse Ermenistan'ın komşularının neden düşmanca davrandığını merak etmiş midir? Acaba bir başkası Ermenistan'ın komşusu olsa nasıl tepki verecektir?

General, Azerbaycan tarafının "siyasi sorunlara karışan Amerikan misyoner teşkilatının geri çekilmesini" istediğini de anlatmaktadır.10 Tarih açık olarak göstermektedir ki, mesele Ermeniler oldu mu, Amerikan misyonerlerinin hepsi her şartta siyasetle dini karıştırıyordu.

Senato'da görüşmeler başladığı zaman Nebraska Senatörü şöyle demişti:

Ermenistan'a yardım maksadı ile 800 bin Amerikalıdan 40 milyon dolar toplanmıştır ve bana öyle geliyor ki, o insanların arasında Ermeni topraklarını satın almak isteyen çok kişi bulunabilir...

ABD Hristiyanlarmda Ermenistan için 40 bin dolar toplamayı sağlayan finans kampanyasını gerçekleştiren ajanlara ve ABD'deki Ermeni kolonisinin üyelerine Ermeniler ödemeler yapmıştı. ABD halkı, Kongre'ye Ermeni toprak teklifini reddettiği için müteşekkir olmalıdır. Aksi takdirde, sayısız yüz binlerce Amerikalı yardımsever,- Ermenistan SSCB'ye gönüllü olarak katıldığında, birkaç ay içinde tüm paralarını kaybedeceklerdi. ABD Hükümeti ise borç verdiği ve Ermenistan'ın geri ödemeyi reddettiği, 50.000.000 milyon doları kaybetmiş bulunuyor.

Mississippi Senatörü ise şunları yazıyor:

Ermenistan geleneksel düşmanları ile çevrilmiş, kırılmış, incitilmiş bir Hıristiyan birliğidir. O, şu anda kendini koruyabilecek durumunda değil. Türkler, Kürtler, Gürcüler, Muhammed ümmetinin büyük çoğunluğu her zaman ellerinde bıçakla onun boğazım kesmeye zaman ve zemin arıyorlar. Ermeni milleti yeryüzünde var olan en eski Hıristiyan kilisesinin üyesidir. Bu millet her zaman Amerikan halkının sevgisine daha güzel yüksek ve duygularına ihtiyaç duymuştur. Benim yürek tellerim bu güzel insanların tarihi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Onlar bir takım özelliklerine göre güzeldirler. Fakat onları daha güzel yapan sabırlı inançlarıdır.
Senatörler bu sorunun görüşülmesi sırasında konuştukça yukarıdaki gibi Hıristiyanca sözleri defalarca tekrar ettiler.

Bütün senatörler Hıristiyan Ermenistanı hakkında bir esas meselede anlaştılar:

Ermenistan'a yardım edilmelidir. Fakat onların hiçbiri kendini sıkıntıya sokup çok fazla olan tarihi belgeleri gözden geçirmeli. Ermenilerin söylediklerinin hepsini gerçek kabul etti. Bunları uydurma olup olmadığını araştırmadı. Şimdi geçen zaman çok açık olarak ispat etti ki Ermeniler her zaman yeni yeni yalanlar uydurmaktadır.

Georgia eyaletinden senatör Smith şunları söyledi:

Harbord Komisyonu tarafından söylendiği gibi Ermeni ülkesi dağlık ve verimli olmayan topraklardan ibarettir. Fransa ve İngiltere zengin petrol kuyularını ve bakır madenlerini ele geçirmiştir. Onlar öyle şeyler götürmüşler ki, o şeyler o halklara uygun gelir getirecektir. Fakat onların ABD'ye teklif ettiği yer ise büyük para ve insan kaybından başka hiçbir şey vermeyecektir. Birkaç yıl önce Meksika üzerinde manda elde etme şansımız vardı. Ermenistan mandasını almak Meksika'ya göre çok daha tehlikeli ve pahalı olacaktır. Biz Türkiye'ye hiçbir zaman savaş ilan etmedik. Ermeni sorununun kontrolümüz altına alınması ve düzenlenmesi sadece İngiltere, Fransa ve Türkiye ile savaş durumunda olmuş diğer ülkeleri ilgilendirir.

Connecticut Senatörü Brandegee ise Senato'ya tartışılması için bazı sorular sunmuştu:

Ermenistan mandası dolayısıyla, uygarlığa karşı yüklendiğimiz ödevler nerede bitecek? Bunu yargılayacak olan kim? Bu ödevlerin ne olup ne olmadığının tatmin edici bir açıklamasını yapacak karar mercii kim olacak? Bu sorulara cevap verecek olanlar bizler miyiz? Anladığım kadarıyla eğer Ermeniler bugün bir cumhuriyet kurdularsa ve onu geliştirme ihtirası içindelerse, biz kimden aldığımız yetkiyle askeri ve diğer güçlerimizle onları geliştirebileceğiz? Biz Ermenistan'a da, Türkiye'ye de savaş ilan etmedik.
Senatör Brandegee, Ermenistan'dan Mr. Gerard'ın Bakanlığa ve Senato'ya nasıl bir lobi faaliyetiyle yaklaştığına da işaret etmişti.

Aynı zamanda Senatör, Ermeni Kilisesi'nin ABD Senatosu'ndaki lobi faaliyetleriyle nasıl doğrudan ilişki içinde olduğunu da ortaya koyuyordu:

Sayın Başkan, bu sabah Massachusetts Senatörü, Almanya'da büyükelçi olan Mr. Gerard tarafından yazılmış ve Dışişleri Bakanlığı'na gönderilmiş bir notayı kayda geçirdi. Burada, hepimizin sorunlarıyla alakadar olduğumuz Ermenilere nasıl yardımda bulunulacağı tartışılıyordu. Bir heyet kimi senatörleri gezmiş. Ziyaret eden heyet içinde Erzurum Piskoposu ya da Başpiskoposu -nüfuzunun Ermenistan'ın geniş kesimlerine yayıldığını garanti ederim- ile beraber Ermenistan'da bir bakan veya büyükelçi veya ünvanı her neyse ve Yale Üniversitesi'nin bir Ermeni profesörü içeriyordu.

Missuri eyaletinden Senatör Reed kendi gözlemlerini aktardı:

Fransa Suriye üzerinde yetkili olmuştur, İngiltere ise Mezopotamya'yı ele geçirmiştir. Şimdi bizden çok uzaktaki Ermenistan Cumhuriyeti denen topraklara nezaret etmemiz rica olunuyor. Bu işin esas maksadı şudur, Fransa ve İngiltere tarafından orada ne yapıldıysa aynı şeyleri biz de Ermenistan'da yapmalıyız.

Senatör sözüne devam ederek dedi ki:

Düşünün, İngiltere'nin Ermenistan'da askerleri vardı ve İngiltere askerlerini oradan çıkardı. Onlar "Biz yalnız Mezopotamya'yı kontrol edeceğiz." diyorlar. Ermenistan'da Fransa'nın da askerleri olmuştur onlar da o topraklardan çıkıp gitmişlerdir. Fransa "Biz yalnız Suriye'nin kontrolünü sağlayacağız." diyor. İngiltere Filistin üzerindeki kontrolü de ele geçirmiştir. İran'a vekaleti olmasa da orasını da ele geçirmiştir. Sonra o kendi planı üzere kuzeye hareket ederek Ermenistan'ın yeni topraklarına girmiş, daha sonra ise Hazar Denizi'ne kadar bütün Kafkasya'yı ele geçirmiştir. Bu yüzden İngiltere bu toprakları baştan aşağıya ele geçirmiştir ki, orada Batum ve Bakü gibi zengin petrol alanları da vardır. Bütün ülkesi dağlardan ve verimsiz topraklardan ibaret olan Ermenistan'ı ise bir kenara atmıştır. İngiltere niçin Ermenistan'da kalmadı? Bu soru İngiltere Parlamentosu'nda da Başbakana sorulmuştur. Lloyd George 29 Nisan'da Parlamento'ya bu soruya verdiği cevapta "Ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya Ermenistan üzerine garanti vermeye yeterli değildiler. Çünkü Ermenistan'da büyük paralar isteyen ağır harp araçlarının tutulması gerekiyordu. Bunun karşılığında o ülkenin kağıt üstünde olan haritasından başka hiçbir şeyi yoktur." dedi.

Senatör sözüne devam etti:

Bu ülke bizim sınırlarımızdan 6 bin mil uzaklıktadır. Kurulması düşünülen Ermenistan, gerçekte Türkiye'nin topraklarının içindedir. Aslında Türk İmparatorluğu iki parçaya bölünmüştür ve onun birini Ermenistan ele geçirmiştir. Sonra ise Rus kontrolünde olan Doğu ve Kuzeydoğu toprakları da o topraklara katılmıştır. Akdeniz'den Hazar Denizi'ne kadar tartışmalı topraktır bunlar. O topraklar Suriye'nin, Mezopotamya'nın ve İran'ın kuzeyindedir. Yani demin de söylediğim gibi Türk İmparatorluğu ikiye bölünmüştür.

Bu konuşmanın ardından senatör Reed, General Harbord'un raporundan bir bölümü değerlendirdi:

Biz öyle bir düşünceyi değerlendiriyoruz ki, eminim bizim New York, Pennsylvania ve Ohio eyaletleri kadar bir toprağa dağılmış bir milyonluk Ermeni göçmeninin yeni hayata başlamasına yardım edilmelidir.
Etnografik açıdan Güney Kafkasya bölgesi dünyanın en karışık bölgelerinden biridir. Bütün dönemlerde bu bölge, insanoğlunun en büyük geçiş yollarından biri olmuştur. Geçen ordulardan geride kalmış askerler ve döküntüler bütün asırlar boyu burada yerleşmiş göçmenlerin akınları büyük Kafkas dağlarının esas halkını süpürüp atmıştır. Bunun neticesinde bugün bu küçük arazide kırk muhtelif gruba bölünen beş büyük ırk vardır. Bu grupların dokuzu son dönemlerde buraya gelmiştir. Geride kalan otuz biri ise buranın yerlisi sayılır. Burada yirmi beş safkan Kafkas ırkı vardır. Irki karışıklık o kadar gözle görünür haldedir ki, Gürcü ve Tatarlar dışında kalanlar, bütün arazide karışık yaşamaktadırlar. Kırk bölgesel ırk arasında en büyük grupları Gürcüler, Azerbaycanlılar, Tatarlar ve Ermeniler teşkil eder.

Senatör Reed bu açıklamalarından sonra:

Bizi arı yuvasına girmeye davet ediyorlar. Bizim mandalığını kabul ederek girmek istediğimiz ülke 250 milyonluk Müslüman dünyası ile çevrilmiştir. Senato'nun bazı üyeleri için şunları bilmek herhalde ilgi çekici olur. Muhammetçilik Hıristiyanlıktan daha hızlı yayılıyor ve nüfuz kazanıyor. Muhammetçilik inancının yayılması uzun müddettir devam ediyor. Son on yıl zarfında çok sayıda insan Müslüman olmuştur.

Sanatör Reed aşağıdakileri söylerken büyük bir öngörü ortaya koymuştu:

Ermeniler her zaman "konuşulamaz Türk" hakkında konuşuyorlar. O adamlar tahkir edici bir şekilde ilişki kurmaya çalışıyorlar. Muhammed dinine kötü gözle bakıyorlar. Akıllarından çıkarmasınlar ki yeryüzünde iki yüz elli milyondan fazla Müslüman vardır. Eğer bu adamlar dini birlik altında birleşirler ve kan akrabalığı altında çeteciliğe, zorakiliğe ve teröristlere karşı bir mücadeleyle başlarlarsa o zaman Ermeniler ne olacak?

Müslümanların aleyhine neler yapılmıştır bir bakın. İngiltere kılıç gücüyle Mısır'ı işgal etmiştir. Orada çeşitli güçler vardı. Bizler onlar hakkında çok az şeyler duyduk. Buna rağmen İngiltere 1915 yılında cephede ihtiyacı olan askerlerinden binlercesini Mısır'a götürerek ona karşı başlayan isyanı durdurmak istemiştir.
Şimdi bir anlık o fikrimden vazgeçeyim. ABD'den hiçbir şeyiyle farkı olmayan Fransa'nın Cezayir'in geniş arazilerini ele geçirmek için silahlı kuvvetlerini harekete geçirdiğini biliyorsunuz. Bu ne kadar temiz ve sade olsa da zorbalıkla yapılmış bir gaddarlıktır. İngiltere ise son zamanlarda ellerine diplomat eldiveni takarak İran üzerinde kontrolü ele geçirmiştir. O silah gücüyle Mezopotamya'yı zapt etmiştir.

Bana göre son olay savaşa göre ceza da olabilir. Fakat o toprakta savaş adı, kan adı vardır. Fransa, Suriye'yi işgal etmiştir. Onlar buna manda adını veriyorlar. Fakat gerçeğine bakarsanız bu silahla istila ve silahla gasp etmektir. Yine de Fransa'nın savaşa bağlanan bu adı bizim şuurlarımızda nasılsa yasal şekle dönüşebilir. Fakat gerçekte bütün bunlar uzun yıllar boyu devam etmiş soğukkanlı ve düşünülmüş tecavüzün ve saldırganlığın belirli bir türüdür.

Senatör Reed ABD senatosundaki konuşmasına İslam dini hakkındaki görüşlerini aktararak devam eder:

Ben sadece Türkiye hakkında değil bütün Müslüman dünyası hakkında konuşuyorum. Müslüman dünyası dini ilişkilerle birleşmiştir. Ben dünyanın muhtelif devlet adamlarının uzun yıllar boyu ortaya koyduğu korku hakkında konuşuyorum. Özellikle o konuda konuşuyorum ki, sürdürülen bu yanlışlar ve bu yapılan zorbalıklar öyle bir tohum ekmektedir ki, bir gün kimse onun kanlı tanelerini ürün gibi toplayacaktır. Şimdi az önce tartışmaya açtığım konuya dönersek, şu gerçeği tespit etmek gerekir ki İslam dünyası birleşmiştir, hem de olabilecek en tehlikeli tarzda. Felaket yakındır. Kısa bir zaman içinde, heybetli bir yükselişle karşımıza çıkabilir.

... Bu bizim içine çekilmeye çalışıldığımız bataklıktır. Kılıçla, art arda ele geçirilen ülkeler, art arda üzerine gidilen halklar, savaşla hüküm altına alınmak 250 milyon insanın kalbinde ateşler yakmıştır. Bu insanların damarlarında onlara cesaret veren kan aktıkça, devrimler devrimleri takip edecektir. Şimdi konuşmalar Hazar Denizi'nden Karadeniz'e, oradan Akdeniz'e ulaşacak toprakların ayrılması üzerine yapılıyor. O toprak parçası Müslüman dünyasını ikiye parçalıyor. Şuna dikkat ediliyor ki, bu metotla yani toprağın ikiye bölünmesiyle kurulacak ülkenin kontrolünü ve yol göstericiliğini Amerika yerine getirmelidir. Güzel deyimlerle saçını yolan her bir eleştirmene derin saygı hissiyle diyorum ki o mandalığı kim kabul edecekse yeni kurulan ülkeyi de o korumalıdır.

Bu ise o demektir ki eğer Müslüman dünyası İngiltere Fransa veya İtalya'nın kölesi olmaktan kurtuluş yolları arayacaksa o zaman ABD'nin askerleri Müslümanlara yapılan zorbalığın önünü canı ve kanıyla kesmelidir. Ben General Hardbord'un tuttuğu mevkiyi beğenmiyorum. Çünkü o raporunu okuyan herkes görecektir ki o Ermenistan mandalığını kabul etmeye taraftardır.
General diyor ki şu anda orada altmış bin kişilik asker olmalıdır. Eğer altmış bin Amerikan askeri dünyanın kuş yuvası kadar dar olan bölgesine gönderilirse her karışı dere tepe olan ve her karışına üç bin yıl zarfında insanların kanı akıtılmış toprakta neler olacaktır bilinmez. Orada saldırılar olacaktır. Bu halklar hiçbir zaman barış içerisinde olmamıştır. Ben şu anda söylüyorum bu yeni cumhuriyetler şu dakika birbirleriyle savaşmaktadırlar.

Ermenilerin manda isteğini kabul etmeyen Senatör Reed ve ABD Senatosu büyük bir iş başardılar. Tarih ispat etti ki kendi topraklarını İngiliz ve Fransız işgalinden kurtarmak için Müslüman dünyası ayağa kalktı. Müslüman topraklarını işgal eden İngiltere ve Fransa kanlı isyanlar sonucunda geri çekilmeye mecbur kaldılar ve Birinci Dünya Harbi'nde kazandıkları topraklan geri verdiler.
Ermeniler iddialarını tekrar ederek Türklerin nasıl 1,5 milyon Ermeniyi öldürdüğünü anlattılar. Senatoda konuşan senatör Reed'e böyle dehşetli bir olayın olmasına Ermeniler nasıl imkan vermiştir diye bir soru soruldu. O göç ettirilen Ermenileri korumak için az sayıda Türk subay ve askerlerinden ibaret koruma grubu ayrıldığından dolayı Ermeniler kendilerini koruyamamışlardır şeklinde cevap verdi.

Sonra Reed'e Ermeniler hakkında ne düşündüğünü sordular:

Ermeniler hakkında ne diyebilirim. Ben öyle bir insanım ki hiçbir zaman dinsel ırksal ayırım yapmam. Çünkü ben iyi biliyorum ki ırkına bağlı olmadan medeni hayata ayak basmış her bir ırkın kendine has özellikleri vardır. Hiçbir ırk öyle bir varlık yetiştirmemiştir ki o kendi katılımı veya vatandaşlığı ile herhangi bir diğer ülkenin süsüne döndürülmesin. Fakat biz bu mesele hakkında konuşurken birliği dikkate almalıyız. Ermenilerin birlik kurma çalışmaları hakkında ne söylemek mümkün olur.
Eğer onlar adil ve doğru insanlar olsaydı bütün bu olanlar hiçbir zaman olmazdı. Ermeniler bize diyorlar ki, Ermenileri kitleler halinde öldürüyorlar, hiç tereddüt etmeden bütün aileler mahvediliyor. Biz Türk askerlerinin evlere girerek erkek veya baba da dahil olmakla bütün aileyi sanki domuz öldürüyormuş gibi öldürmeleri hakkında dedikodular okuyoruz. Bizim ırkımız böyle bir şeyi yapmazdı. Eğer herhangi bir üstün ırk tarafından katliama izin verilseydi bizleri de öldürebilirlerdi. Fakat bizim hayatlarımız onda bir oranında satılırdı.

Bizim tarihimizde bu defalarla tekrar olunmuştur- ormanda, küçük mıntıkalarda yerleşmiş az sayılı erkek ve kadınlardan ibaret gruplara, tepeden tırnağa kadar silahlanmış vahşi çeteler saldırmışlardır- fakat şimdiye kadar kim duymuştur ki kızılderililer birisinin karısının boğazını kestiğinde veya çocuklarının kafa derisini yüzdüğünde herhangi bir Amerikalı öncü silahını yere bırakmıştır. Her zaman pencerelerin güçlendirildiği kapıların kapatıldığı ve son kurşuna kadar ateş açıldığı kurşunlar bittikten sonra ise tüfeğinin kabzası ile savaşı sonuna kadar devam ettiren ve kılıçla doğranana kadar evini koruyan insanlar hakkında yazılar okuyoruz. Yalnız bundan sonra kızılderililer o insanın karısı ve çocuklarını ele geçirmişlerdir.

Senatör Reed Ermeni Kilisesi'nin isyana izin vermesi ve kendi mensuplarının silahlanmasını tahrik etmesi hakkında bir şeyler bilseydi acaba ne derdi? Birinci Dünya Savaşı başladığında Ermenilerin hepsi ciddi surette silahlanmıştı. Senatör Reed ne diyorsa doğru diyor. Bu vaziyete düşmüş bir halk kendisini korurdu. Tepeden tırnağa silahlanmış Ermenilerin göç kervanlarının oluşturulmasında Osmanlıların tuttuğu yol müzakere edilebilirdi.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ABD Senatosu Ermenilere "Hayır" Diyordu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:38

Şöyle bir soru sorulabilir:

Eğer Ermeniler tepeden tırnağa silahlanmışsa o zaman niçin dışarıda seyrederek karılarının ve çocuklarının anne ve babalarının öldürülmelerine imkan tanıdılar. Gerçek şudur ki Ermeniler öyle sessiz sakin dışarıda durarak bir buçuk milyon adamın hiçbir savaş olmadan soğukkanlılıkla öldürülmelerine imkan tanımazlardı.
Ermeniler iddia ediyorlar ki, onlar, Birinci Dünya Savaşında müttefiklere büyük yardımlarda bulunan cesur ve korkmaz savaşçılardır. Eğer onlar böyle cesur ve korkmaz adamlarsa niçin hiddetle nefret ettikleri "korkunç Türk"ten kendilerini korumadılar?

Senatör Reed parmağını gerçeğin yürek çarpıntısının üzerine koydu. Orada Türkler hiçbir katliam yapmamış. Bu yüzden de Ermeniler kendilerini korumaya kalkışmamışlardır. Bu sahte masalı ortaya atan Ermeni Kilisesinin papazı eğer o katliam ve kılıçtan geçirme sözlerini kullansa o durum daha güzel ortaya çıkacağını anlamıştı.

General Hardbord'un raporunu dikkatli bir şekilde okumuş olan senatör Reed Ermenilerin kılıçtan geçirme ve katliam sözlerine inanmadığını açıkça söyledi:

Bir an bir adım kenara atarak dikkati bu halkın karakterine yöneltmek istiyorum. Bunu yaparken sizin düşüncenizi bir az önce yaptığım konuşmaya yönlendiriyorum. General Harbord becerdiği kadar iyi bir rapor hazırlamış. Ben bu sayfalar arasında Ermenilerin katliamı ve Türklerin gaddarlığı hakkında çok etkileyici satırlarla dolu bir hayli sayfa buldum. Onlar herhangi bir askeri yazarın kalemine mahsus renklerle dolu. Zaten öyle yazarlar ağır soğuk belgelere bezek vurmuyorlar. Lakin onlar üstat ressamın üslubundan çıkmış bir kalem ile ifade edilmiştir. Bu adam bütün becerisinden yararlanarak basit cümleleri de korkusuz beyanet gibi takdim etmiştir. Ben bunu Ermenilerin resmi gibi Ermenilerin dostu tarafından veriyorum. Yazar bugüne kadar kadınların zorlanması, çocukların aç bırakılması, evlerin yakılması, şehirlerin talan edilmesi ve insanların köle veya ondan daha beteri olan Türkler tarafından köle gibi çalıştırılması hakkında Türk gaddarlığının manzarasını bize anlattı.

Ardından ise şu beyanat geliyor:

Savaşın olmadığı bölgelerden göç ettirilmiş Ermenilerin harabe halinde kalmış köyleri hiç şüphesiz Türk gaddarlığının sonucudur. Fakat Rusların yardımı ile Ermenilerin girdiği ve çıktığı köylerde de aynı gaddarlıkların yapılması, Türklerin anti hümanist gaddarlığı ile yarışmaktadır.

Senatör Reed dikkatleri General Harbord'un raporundaki bir başka konuya yöneltir:

Kendi kanının dökülmesinde Ermeni de günahsız değildir. Onun hafızası çok kuvvetlidir ve her şeye karşı tedbirleri her zaman vardır ve imkan bulduğu anda da kesinlikle karşılık verecektir. Irk özelliğine göre vahşi ari Kürtlerle ittifak içinde olsalar da Kürtler onlardan nefret etmektedirler. Gözlerinden yaş akıtan Kürtler, kendilerini köylerinden kovmuş Ermenilerden korunmak için devlete müracaat etmişler. Şimdi Kürtler yüksek yaylalara hızla yaklaşan ve özellikle sert olan kışın soğuğundan korunmak için kendi evlerine dönme izni almanın çaresizliği içersindedirler. Kürtler iddia ediyorlar ki Rus İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra Rus ordusunun yerine ortaya çıkan Rus Bolşeviklerinin yardımlarıyla Ermeni teröristleri çok dehşetli durum yaratarak binlerce Kürtü işkencelerle öldürmüşlerdir.

Erzurum halkı da yaklaşık aynı iddia ile ortaya çıkarak içerisinde yüzlerce Türk'ün yakıldığı yanmış binaları gösteriyor. Hasan Kale'nin yöneticileri ise büyük düzlükteki kırk üç köyün Ermeniler tarafından yakılıp yıkıldığını söylüyordu. İngiltere'nin Batum konsolosu Stevens'e göre içinde Ermenilerin de olduğu özel komisyon bu konuşmaları tahkik ederek söylenenlerin doğruluğu kanaatine varmıştır. 1918 yılı Martında Bakü'de Ermenilerin 2 bin Azerbaycanlıyı öldürmesi aynı yılın Kasım ayında 4 bin Ermeninin Azerbaycanlılar tarafından öldürülmesi ile devam ettirildi.

Senatörün sözlerinin ispatı Erzurum ve Deveboynu önceki kale komutanı, 2. Topçu Alayı komutanı Rus Albay Tver Doikslebov'un günlüğünün sayfalarında vardır. Rus Albay, Rus Kafkas Ordusu çekildikten sonra Erzurum'da yönetimi Ermeni Devrim Komitesinin aldığını söylüyor. O günlüğüne "1918 yılının Ocak ayının ortalarına yakın bir gün Ermeni askerleri Erzurum'da sevilip sayılan bir Türkü kendi evinde öldürerek evini de talan ettiler" diye yazmış.

Bu, Ermenilerin Türkler üzerinde uyguladıkları dehşetin başlangıcı oldu:

O günlerde Ermeniler komşu Erzincan'ın fakir fukara Türk sakinlerini anlatılamayacak kadar gaddarlıkla öldürdüler; Türkler silahsızdı ve ellerinde kendilerini korumak için hiçbir şey yoktu." 23 Senatör Reed günlükteki her yönlü bilgileri gördüğünde Ermenilerin ellerinin kirliliği ve Türkler aleyhine işledikleri dehşetli cinayetler hakkında Ermenileri suçlarken tamamen haklıydı. Bu cinayetlerin karşılığında Ermeniler bir defa bile mahkemeye çıkarılmamış veya böyle terör eylemlerine göre hiçbir sorgu suale tabi tutulmamıştır.

Bu yüzden senatör Reed şöyle demektedir:

Bunun her iki taraftan doğunun vahşiliği olduğunu kabul ederek onların her biri bu nefreti asırlar boyu taşıdığı için her iki taraf aynı metot ve taktikten istifade ediyorlar. ABD'den gaddarlığın ırki nefretin çamurunun üzerinde mandacı olması rica ediliyor. Bu ricayı öyle ülkeler yapıyor ki, aslında o ülkeler bu adamların topraklarını alt üst etmişler sömürmüşler şimdi ona mandacılık yapmak pahalıya geldiği için, şimdi o misyonu başkasına devretmeye çalışıyorlar. Her zaman olduğu gibi - ve ben Senato'da söylenmesi makbul sayılmayan kaba bir ifade kullanmaya hazırlanıyorum- hasta yatağının yanında Sam Amca oturmalıdır. Artık söylediğim gibi bizimkiler oraya girdiklerinden ve sıradan bir Amerikalı askerin kanı döküldükten sonra Amerika o meseleye müdahale etmeye mecbur olacaktır.

Vietnam'da yaşananlar da böyleydi. ABD askerleri öldürülmeye başlayınca ABD, topyekün savaşı onur meselesi olarak gördü. Eğer 1920'de ABD, Ermenistan'a girmiş olsaydı burası 20. yy.ın ilk Vietnam'ı olacaktı. ABD senatosu değerbilmez Ermeniye Müslümanlara ait toprakları vermek için ABD askerlerini göndermemekle doğru karar vermiştir. Fransa ve İngiltere bu dersi ağır bedellerle geçtiler. Müslümanlar, onları işgal ettikleri topraklardan çıkartırken, sayısız gençlerini kaybettiler.
ABD Senatosu açısından Ermenistan mandasını reddetmek için birkaç gerekçe vardı. Ermenistan adeta Avrupa'nın lağımıydı, masrafı çok fazla olacaktı ve içine düştüğü durum yüzünden ABD dünyanın bu bölgesini asla terk edemeyecekti. Ayrıca, Senatör Reed tarafından açıklanan Amerikan halkının çıkarları da vardı.

Senatör Reed, Amerikan halkının da büyük ihtiyaçları olduğunu söyledi. "Tahminen 72 bin kişilik Amerikan askerini ülkeden 6 milden uzak bir mesafeye yerleştirmekle 750 milyon veya daha çok dolar sarf etmek ne derecede doğru bir iştir." diye soruyordu.

Senatör diyordu ki:

Evdeki yapmamız gereken birçok şeyi bitirmemişken bu mandayı almamız isteniyor. Halkımızın yüzde 11'i okuma-yazma bilmiyor. Öğretmenlerimizin maaşları yetersiz. Bir ülkede bunların tümü yönetenlerin, yönetilenler üzerindeki aklıyla yoluna girer.
Burada örneklenmiş birçok kaynağımız daha gelişmedi. Kullanılmayan nehirler, kurutulmamış bataklıklar, kullanılmayan göl bölgeleri; muhteşem doğal kaynaklar henüz devreye sokulamadı. Burada Mississipi Nehri'nin suladığı, en az Nil Vadisi kadar hazine derecesinde değerli 20.000.000 hektar toprağımız duruyor. Ve bu hala yetersiz kullandığımız nehirlerimizin ve limanlarımızın getirdiği 12 milyon dolar para. Bana göre, genel toplamda bu, 60 bin askerin Ermenistan'da beslenmesine 1 ay bile yetmeyecektir. Burada kirli yollarda giden, ülke çapında ticaretle uğraşan, bunu yaparken de zamanını ve enerjisini harcayan halkımız olurdu, Ortaçağ'ın aptal Haçlıları gibi. Başka ülkelere gidip, enerjimizi harcayamayız. Bu ancak Avrupa'nın büyük uluslarının hükmetmesi için kullanılmamız anlamına gelecektir.

Ama biz bütün bunları yaparken, burada sadece önemsenmeyen değil, talihsiz de olan bir halkımız var. Burada çocukların kulübelerde üst üste yığılmadığı, kadınların sağlığa zararlı iş yerlerinde çalışmadığı, annelerin çocuklarının yüzlerine kör gözlerle ve göz yaşlarıyla bakmadıkları bir kent yoktur. Bazı çocukların ve gençlerin parasızlıktan gelişmeyi reddettiği yolu vardır.

Arkansas eyaletinden Senatör Robinson şöyle bir düşüncesini açıkladı:

ABD'nin geniş yürekli vatandaşları zorlamayı ortadan kaldırmak için hayır vakıflarına uzun yıllar haddi hesabı olmayan para vermiştir. Ermenistan'daki durumu öğrenmiş adamların söylediklerine hürmet etsem de demeliyim ki böyle yardım, yalnız geçici karakter taşımalı ve hiçbir durumda başkalarının isteklerine tabi olma-malıdır.

Aklımıza şu soru geliyorr:

Senatör Robinson'un bu konuşmayı yapmasından 80 yıl sonra, ABD yılda ortalama 100 milyon dolar dış yardım yapıyor. Bu durum 2002 yılı itibariyle devam ediyor. Bu sınırsız ödeme ne zaman bitecek? ABD Kongresi'nin mantığıyla bunun sonu yoktur.
Ermeni mandası üzerine yapılan Senato görüşmelerinin tamamı okunduğunda, tartışmanın nedeni Ermenistan'ın Müslümanlığı değil de Hıristiyanlığı temsil etmesindendir.
Artık uykudan uyanarak aslında Ermenilerin kimler olduklarını görme vakti gelmiştir.

Senatör Brandegee şöyle diyor:

Her yerde Hıristiyan halkları aynı konu hakkında konuşuyorlar. Özellikle Amerika halkı ve İngilizler her zaman zavallı Ermenilere sevgi beslemişlerdir. Çünkü onlar Hıristiyan kardeşleridir ve Türk topraklarında yardımsız kalmışlardır.
Senatör Thomas diyordu ki, bu koşullar altında ABD için bu yeni misyona kalkışmak biraz delilik olacaktı. Manda hayallerini cesaretlendirmek bu korkunç koşullarda mümkün değildir.

Son nokta ise şuydu:

1920 yılında Ermeniler ABD Kongresi'nde tam teçhizatlı 72.000 kişilik bir askeri birliğin Ermenistan'a gelmesi için lobi yaptılar. Bu ABD vergi mükelleflerine 5 yılda 750 milyon dolara mal olacaktı. Oysa ABD, Osmanlı İmparatorluğu'yla hiç savaşa girmemişti.
ABD Senatosu Ermenistan'ı manda altına alma düşüncesini dikkate almadı. Herkes biliyordu ki ne ABD hükümetinin ne de ABD vergi mükelleflerinin Ermenistan'a hiçbir borcu yoktu.
Ermeni profesörün uygulanmak istenen Ermeni planlarına karşı ABD Kongresi'nin davranışlarına olan reaksiyonuna bir bakın.

Hovanisyan ABD'nin seçilmiş senatörlerine aşağıdaki sözlerle saldırıyor:

Görüşmeler 29 Mayıs'ta başladı. Başkan Wilson'un mektubunu göndermesinden beş gün sonra. Her şey bekleniyordu. Çünkü, Başkanın ricası münasebetiyle, ne dinleme, ne de öğrenme olmamıştı. Ermenistan'a yardım etmenin alternatif bir yolu da yoktu. Her şey Kongrenin kararına bırakılmıştı. Kongre, Başkanı zora sokabilir, sıkıştırabilir veya böyle uygun olmayan bir teklif yaptığı için Demokrat Parti kendi lideri hakkında yeniden düşünmesi mesajı gönderebilirdi.

"Uygun olmayan teklif" Başkanın beyanatıdır ve Ermeni Hovanisyan onu beğenmese de ABD Senatosu doğru karar çıkarmıştır. Başkan, Senato'nun Dış İlişkiler Komitesi'ni, Ermeni teröristlere vermek istediği desteği duymazdan gelmekle suçlamaktadır. Birileri Hovanisyan'a bunun ABD'li vergi mükelleflerinin temiz parası olduğunu söylemelidir. ABD senatörleri onlardan biriyle karşılaştıklar zaman kötü sözler duymak zorunda değildir.
Hovanisyan, Başkan Wilson'a ve Senatör Lodge'e kötü bir saldırıda bulunmaktadır. Şimdi Senatörün Ermeni teröristlere "hayır" derken neler söylediğine bir bakın.

Herşeyden önce açıklamalarına "Ermenistan'a karşı duyduğu derin sempatiden" bahsederek başlamıştı:

Ben manda altına alınmasına ve kendimizi 80 bin Amerika askerinin Ermenistan'da belirsiz bir süre için tutulması için bağlamaya karşıyım. Onların çığlığını duymamak ancak sığır bir kulak için mümkündür. Onlar, yüzyıllardır dinlerini ve özgürlüklerini korumak için savaşan bir halktır ve Amerikan sempatisine layıktırlar. Ama bu manda altına alınmasının ve bu ülkenin korunmasının tamamen dışındadır.

Hiçbir Amerikan anne-babası ya da vergi mükellefi, ABD Senatosu'na 1920'de Ermeni teröristlere hayır dediği için teşekkür etmemezlik yapabilir mi? Bu Ermeni profesörünün onlara nasıl saldırdığını görmez mi?
ABD Senatosu'nun son görüşmesi 1 Haziran 1920'de yapıldı.

Ermeni mandalığı ile ilgili teklifte çok boşluk olduğunu açıklayan Henry Cabot Lodge kampanyayı yönlendiriyordu. Eleştiriciler şöyle bir duruma dikkati celbettiler, daha kendi sınırlarını belirlememiş bir ülkeden dolayı sorumluluk ve borç altına girmek en iyimser ifadeyle tartışma konusudur. ABD'nin sırtına "dünyanın fakirler evi" eyeri konuluyor. İngiltere ve Fransa ise geliri en yüksek toprakları kendilerine saklıyorlar. Böyle bir duruma Amerikalı anneler çocuklarının uzaktaki "veba evinde" ölüp gitmelerine izin vermeyecektir. Bu işle ilgili harcamalar çok fazla olacaktır. Zorlukla karşılaşmamak için Monroe Doktrini'ne uyulmalıdır. Milletler Cemiyeti'nin gizli liderleri ABD'ye o teşkilatın "arka kapılar vasıtasıyla" baskı yapmaya çalışıyorlar. "Şefkat evden başlar" ciddi iç sorunlar dış insani ilişkilerden daha üstün tutulmalıdır. Amerikalıları anlamsız hizmetlere göre vergi vermeye zorlamak Anayasaya aykırıdır.
Amerika'nın askerlerini Ermenistan'a göndermemek için yukarıda sayılan sebeplerden biri bile yeterliydi.

Fakat Hovanisyan, bu karardan dolayı Başkan Wilson'a hücuma devam ediyor:

Sorularımıza cevap olarak Başkanın yetkili koruyucuları sadece insani ve anlamsız verileri dile getirebildiler. Wilson onları belgeler ve rakamlarla silahlandırmamıştı ve Ermenistan için manda almaktan dolayı ticaret gruplarının celp edilmesi yönünde hiçbir şey yapmamıştı. Yalnız Ortadoğu'yu Amerika'nın hayati çıkarları içerisinde tutmuştu.
Senato görüşmelerinde her iki parti de Wilson'un Ermenistan mandasına karşı oy kullandı.

Georgia eyaletinden Demokrat Senatör Hoke Smith soruyordu:

"Bizim ülkemizin anaları çocuklarının askeri hizmete çağrılmasını istiyor mu?" Ermeni toprakları dereli-tepeli ve verimsizdir. İngiltere ve Fransa bu bölgede zengin petrol kuyularını ve bakır madenlerini ele geçirmişlerdir. Onlar ABD'ye büyük para ve insan kaybından başka hiçbir şey getirmeyecek bir şey teklif ediyorlar.

"ABD'de Ermeni borç bonolarını satmakla, Amerikalıların bu meseleye müdahale etmesi için Ermeni lobisi son zamana kadar gayret etti." 33 Bu avare grubun elini Amerikalıların boğazından çekmesi için ABD Senatosu'nun hayır demeye hakkı vardı.
Sözde, Ermeniler topraklan Avrupalılar tarafından ellerinden alınan 400 yıl önceki Amerikan yerlileriyle aynı durumdaydılar. ABD kurulduktan sonra aynı politika yerlilere karşı uygulanmıştı. Uygarlığın ve ulusların tarihinde hiç kimse uygarlık saatini Ermenistan gibi bir devletin restorasyonu için geri alamaz.
Hovanisyan "Ermeni sorununun, Senato'da görüşülmesinden hemen sonra hem Demokrat hem de Cumhuriyet partilerinin gündemine çıkarıldığını" söylüyor ve bundan hoşnut olmadığını ifade ediyor.
Şikago'da Cumhuriyetçilerin milli kongresine gönderdiği mektubunda, Senatör Lodge, Ermeni mandası olmaması için özel dikkat harcadığına göre Başkan Wilson'u eleştirmiştir. "Kronik kargaşa durumunda olan komşu Meksika'yla ilişkilerindeyse Başkan hiçbir şey yapmıyor."

Senatör Lodge devam ederek yazıyordu:

Amerikalıların Ermenilere büyük sevgisi vardır ve bu sevgi bol bol verilen yardımlarda kendisini göstermiştir. Hiç şüphe yoktur ki, ABD Ermenistan'a yardım edecektir. Fakat manda esasında Ermenistan hükümetine nezaret edilmesi ve onun korunması kabul edilmezdir. Amerika halkı kendi çocuklarını ve kardeşlerini bilinmeyen bir zaman için oraya göndermeyecek ve Wilson ve onun gibiler Milletler Cemiyeti vasıtasıyla bu meseleyi zorla ABD'nin üzerine koyduklarında, yabancı bir ülkede kanlarını dökmeyeceklerdir.

Yeniden adaylığını koymayan Başkan Wilson, Ermenistan'ı korumak için teklif hazırlamak maksadıyla Demokrat Parti'ye başvurdu. "Ermenistan'a bakmak ve onu korumak sorumluluğunu yerine getirmek bizim Hıristiyanlık borcumuzdur. Bu hükümetimizin üstünlüğünü gösterir... " diyordu.36Demokrat Parti Wilson'un bu önerisini reddetti.
Ermenistan'ın önerileri reddedildiğinden, Ermeni hükümeti kendinden başka herkesi suçlamaya başladı. 1920 yılında terörist Ermeni çizgisinin takipçisi olarak Hovanisyan, Rus ve Osmanlı topraklarını gelip onlara vermeyen Amerikalıları hayasızca suçluyordu.

Bütün dünyanın Ermenileri olayların gelişiminden ve ABD'deki siyasi sebepler yüzünden Ermeni sorununun çözülmesinin sonucundan çok pişman oldular. Wilson'un taktiğine Ermenistan Basın Bürosu Müdürü ve Ermenistan'ın Bağımsızlığı için Amerika Komitesi'nin arkasında duran güç olan Vahangardaşyan'dan daha çok hiç kimse gülünç duruma düşmedi.

30 Haziran 1920'de Avatis Aharovyan'a yazdığı mektubunda şunları söylüyordu:

"Senatoya başkanlık yapan Senatör Lodge açık şekilde gösteriyordu ki Ermeni mandasının kabulüne izin isteyen ricanın karşısında olacaktır. Tuttuğu mevki değişmez olan Başkan, Cumhuriyetçilerle herhangi bir anlaşmaya gitmek istemiyordu. Böylece Ermenistan'ın partizanların eline geçmesine uygun zemin hazırlamış, kendi önerisinin reddedilmesi için önceden uygun zemin yaratmıştır. Bu ters şaşkın ve kendinden şüpheli adam Senato'ya yaptığı ricasını Ermenilere yardım maksadıyla değil, kendi nüfuzunun yükselmesi hatırına yapmıştır. Kardaşyan inat ediyordu ki onun Ermenistan'a sevgisi tamamiyle siyasi idi. Cumhuriyetçi liderler Lodge, Root, Hughes ve Harding açıklamışlardı ki herhangi bir ülkeye yardım veya asker gönderilmesi Başkanın yetkileri içindedir ve eğer Ermenistan için bu gerekli idiyse Wilson o yönde bir karar almadı. ABD'nin Milletler Cemiyeti'ne girmesinden dolayı o Amerikalılar için manda almak istiyordu. Kardaşyan Amerikan mandasının gerekli olduğunu düşünüyordu. Kasım ayındaki milli seçimlerde Cumhuriyetçilerin galip geleceği şüphe edilmese de Ermeni lobiciliğinin bundan sonraki çalışmaları onlara karşı yalnız düşmanlık karakteri taşıyarak gerçekleştirilecekti. Kardaşyan devam ediyor. James Gerard, Ermenistan'a sadece giyim eşyaları ve ufak tefek parçalar verilmesi istikametinde iş görüyordu. Başkanın bu yardımı desteklemek ve güçlendirmek yetkisi vardı. Fakat Başkan Wilson'un nüfuzundan yararlanacağına Kardaşyan o kadar inanmıyordu. Çünkü eğer Ermenistan kendini idare etmeyi becerseydi, sonraki mandacılık planına ihtiyaç kalmayacaktı. Başkan Wilson'un samimiyetine ve şerefine münasebette bu Ermeni değerlendirmesi keskin ve şüpheliydi. Çünkü mandacılık hakkında Senato'daki görüşmelerde fiyasko ortaya çıktıktan sonraki neticeler hakkında Kardaşyan'ın bazı düşünceleri doğru olarak değerlendirilebilir.

Çok gizli mektubu açıklamakla Hovanisyan, ABD Ermeni Basın Bürosu müdüründen çok daha geniş bir kesime ulaşıyor ve Ermenistan'ın Bağımsızlığı için Amerika Komitesi'nin arkasında o teşkilatın hiçbir zaman yapamayacağı gücü oluşturuyordu. Eğer Amerika terörist diktatörlere ve onların kendilerinin söylediği gibi tarihi vatanlarına karşı böyle dayanılmaz olmuşsa o zaman niçin onlar o vatanlarında kalmayarak yardım dilenmek için ABD'ye gelmişlerdir.
İkincisi Hovanisyan neden açıkça Kardaşyan'ın hangi görüş ve düşüncelerini doğru değerlendirdiğini söylemiyor? Her şey bir yana, Hovanisyan kendi "eski" vatanı Ermenistan'da değer verilen ve kendisine saygı gösterilen bir tarihçidir. Gerçeklere dayanan belgeler bulmak ve göstermek, neyin doğru neyin yanlış olduğunu beyan etmek onun boynunun borcudur.

Hovanisyan "Cumhuriyetçilerin Lodge, Root, Hayhes ve Harding gibi liderlerinin hepsi açıklamışlar ki, Ermenistan'a yardım etmek, hatta gerekirse asker göndermek Başkanın savaş yetkileri içerisindedir. Fakat Wilson o yönde bir iş görmemiştir."diyor.
Halbuki ABD, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmemişti. Bu durumda Başkan Wilson Ermenilerin istediklerini nasıl yapabilirdi? Eğer ABD sizin eski ülkenizle hiçbir zaman savaş durumunda olmadıysa zahmet olmazsa sayın Profesör açıklayın da görelim; herhangi bir Başkan, savaş koşullarında kendisine sağlanmış olan dilediği asker, silah, teçhizat, sermayeyi dilediği yere gönderme yetkisini senin terörist diktatörlerin için kullanabilsin?

Hovanisyan gelecek nesiller için bu belgeyi kendi bildiği gibi izah ederek Başkan Wilson'un "ABD'yi Milletler Cemiyeti'ne sokmak için Amerika Ermenistan'ın mandalığını kazanmak istediğini" yazıyor. Buradan Hovanisyan için başka bir soru daha ortaya çıkıyor. Aziz profesör, siz, vicdanlı, yansız ve iyi tarihçi olmak iddiasındasınız. O zaman, zahmet olmazsa izah edin. Sizin yukarıda yaptığınız açıklama nasıl objektif ve inandırıcı olabilir? Her şeyden sonra ABD Anayasasına göre bu şekildeki dış sorunlar Senato'da tasdik edilmelidir. Sizin isteğinizin yerine getirilip getirilmemesi Senatonun bileceği iştir. Milletler Cemiyeti'nin üyesi olmak ise tamamen farklı oylama talep eden bir süreçtir. Ermenistan'ın yönlendirilmiş lobicilik çalışmaları altında Amerika'yı Ermenistan'ın polisine çevirmek maksadıyla istediğinizi elde etmek için bu iki sorunu birlikte ortaya getirmeniz ise zayıflık ve gülünçlüktür.

Hiç kimse Amerikalının boğazından keserek hiçbir zaman geri alamayacağı krediyi bu Ermeni (profesyonel dilencilere) vermemelidir. Maaşlı Ermeni ajanları New York'ta, "Ermenistan'ın ikinci kuruluş yıldönümü" şerefine bir miting tertiplediler. Bu mitingde James Gerard Mandacılığın olmaması münasebetiyle konuşmuş Başkanı kendi yetkilerini kullanarak Ermenistan'a yardım göndermeye ve orayı korumaya çağırdı. Senatodaki oylamadan önce Başkan Yardımcısı Colby'ye, oylamadan sonra ise Başkan Wilson'a mektup göndererek Ermenistan'ı kurtarmak için uygulaması gerekli olan tedbirleri sıralamıştı. Batum'a savaş gemisi göndermek için Senato'dan karar çıkarılması istikametinde iş yürütmek; Ermenistan'a erzak yüklü gemiler gönderilmesine devam etmek, 40 binden 50 bin kişiye kadar ordu için silah, teçhizat temin etmek, Ermeni ordusunun yeniden kurulması için 50 Amerikan subayının ayrılmasına yardımcı olmak, Amerikalı Ermenilere on bin kişilik gönüllü kuvvetin teşkil edilmesine izin vermek, özel ödemeler aracılığıyla 75 bin dolar toplayabilecek Amerikan-Ermeni komisyonu kurmak (bu paranın yarısı ABD'de harcanacaktır), Ermenilerin aleyhine düzenli hücumlardan çekinmelerini sağlamak için Türklere baskı yapmak ve Fransızların Kilikya'daki Ermenilere daha çok sevgi ve destek verilmesini sağlamak, Ermenistan'a yardım etmek işinde işbirliği yapmayı Müttefik devletlerden rica etmek.

Ancak Hovanisyan basit bir gerçeğin üzerinden atlıyordu. Senatonun Batum'a göndereceği savaş gemisi Ermenistan'a yardım edemezdi. Bu Ermenileri korumak ve onlara yardım etmek için gönderilmemişti.
Bir Ermeni dışında kimse bu sayılan listeye inanamazdı. ABD'li ve Ermenilerden oluşacak finans komitesinin bulacağı 75 milyon doların ne anlama geldiğini bir düşünün. Bu para ABD tarafından haydut Ermeni liderlerine verilecekti ve asla geri ödenmeyecekti.
Hovanisyan, 60 Amerikan Psikoposu'nun Başkan Wilson'a yazdıkları ve ABD, Müttefikler ve her ikisinden Ermenistan'a yardım için askerlerini Karadeniz ve Akdeniz sahillerine göndermelerini istedikleri telgraftan da anlaşılacağı gibi, ABD'de hala büyük bir Ermeni sevgisinin var olduğunu yazıyordu.

Bu çifte standarda örnektir. Terörist Ermeniler lobi faaliyetleriyle Hristiyanları bu tip mesajla göndermeye zorlamaktadırlar ve ardında Hovanisyan'ın yaptığı gibi ABD'de hala büyük Ermeni sevgisi olduğunu iddia etmektedirler. Ama gerçek Ermenilerin, Müslüman-Hristiyan karşıtlığı kartını oynayarak bu sempatiyi zorla yarattıklarıdır.
Ermeni haydutlarının ABD'yi çekmek istedikleri kirli yol sınırların belirlenmiş (ki bu sınırlar Rus ve Osmanlı topraklarında geçer) üzerinden gelmektedir. Ermeniler, ABD'yi, "böylelikle mültecilerin karakışta önce eve dönebileceklerine ve gelecek 50.000 ton buğday ve unun, Ermeni Cumhuriyeti, Batı Ermenistan'ın hasadı olmadan, mültecileri beslemesini sağlayacağına inandırmaya çalışıyordu, (s. 27) Bunların karşılığında nasıl ödeneceği bilinmiyordu ve haydut Ermeniler bunu tamamını ABD'li vergi mükelleflerine yıkmayı planlıyorlardı.

Hovanisyan, Batı Ermenistan'ın hasat yerlerine açıklık getirmez. Bu cümleden anlaşılan şey, bahsedilenin Ermenistan'ın Osmanlı'dan almak istediği topraklar olduğudur. Terörist Ermeniler, Türklere ait ekilebilir topraklara el konulması ve Türk Müslümanların aç bırakılması için, ABD askerlerinden yardım istemektedir.
İstanbul'a dönersek, ABD Yüksek Komiseri Mark. L. Bristol, Dışişleri Bakanlığına yazdığı yazıda Ermenistan mandasının reddedilmesinden duyduğu sevinci dile getirmiştir. Ona göre Ermeni problemini çözmenin tek yolu, birleşik bir Osmanlı İmparatorluğu altında Türk meselesine çözüm getirmekten geçmektedir.

Tarih, Amiral Bristol'ün ne kadar haklı olduğunu kanıtlamıştır çünkü bugün Türkiye, dünyanın en büyük demokratik Cumhuriyetlerinden biri ve ABD'nin gerçek dostudur. Diğer tarafta Ermenistan, bir diktatörlüktür ve Rusya'nın dostudur.
Ermeni terörist çetenin Başkan Wilson'a, Osmanlı topraklarını kendilerine bağışlaması için nasıl yalvardıklarını hatırlayın. Bu ermeni çeteciler bir kez daha savaşmaya hazırdılar.

Bakın Hovanisyan bunu nasıl açıklıyor:

"... Ermenistan küçük ama iyi eğitimli bir orduya sahiptir. Bu ordu karar verildiği anda 4 vilayete girebilir. Yakın zaman önce İngiltere'den silah ve cephane alınmıştır ve politik koşullar Azerbaycan'da Bolşevik darbesine rağmen uygundur. İşgal hareket için şans vardır...." (s. 29)

Bu birkaç sayfa önce Ermeni ordusunun zayıf niteliği için ağlayanla aynıdır. Şimdi bu ordu Osmanlı topraklarına saldırmak için hazır bekleyen iyi eğitimli bir güce dönüşmüştür. Müttefik Kuvvetlere silah ve cephane için başvuran ve zayıf ülkelerini Bolşeviklerden korumak istediklerini söyleyen Ermeni liderlerle, aynı silah ve cepheyi Türklere karşı savaşmak için kullanacak olan Ermeni liderler aynı kişilerdir.

Diktatörler yavaş öğrenmektedirler. Osmanlı İmparatorluğu'nda ayaklanma başlatıp yenilmiş ve ülkeden kovulmuşlardır. Ardından zayıf ve tanınmamış bir devlet olarak Gürcistan'la savaşmışlar ve yenilmişlerdir. Bundan sonra da Azerbaycan'a saldırıp gene yenilmişlerdir. Şimdi de askerlerini hasattan önce Türk topraklarına saldırtmayı kurmaktadırlar. Bunlar ne çeşit aptal liderlerdir ki, kendi halklarına hem de İsa'nın adıyla bunları yapmaktadırlar?

Ermenistan'la ilgili sorunlara son verdikten sonra Müttefiklerin ricası üzerine Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de Ermeni sınırları ile ilgili son raporunu açıkladı:

Dünyanın diğer bölgelerinden farklı olarak dört vilayet halkının etnik ve dini kimliklerine göre sınırlara bölünmesini kabul etmiyoruz. Artık çok karışık ve kargaşa içinde olan etnik faktör dehşetli katliamlar ve Ermenilerle Yunanlıların göç ettirilmesinden sonra ve ağır kayıplar vermiş Müslüman sakinlerin büyük sıkıntılarla karşılaşması durumu daha da karanlık hale getirmiştir, (s. 39-40)
İnsan, gerçeği, Ermenistan'a yardım için elinden geleni yapmış olan ABD Başkanının sözlerinde buluyor. O açık olarak savaşa mecbur edilmiş her iki tarafın büyük kayıplar verdiğini söylüyor. Bugün Türklerin kayıplarını göz ardı eden Ermenilerin düşünceleri karşısında Amerikalılar kendi Başkanlarının raporlarına inanabilirler. Türklerin büyük çoğunluğu kendi topraklan üzerinde Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler tarafından katledilmiştir.

Bu bölümü sona erdirmek için son bir belge de kaydedilmelidir. Ermenilerin iştahla akıllarından geçirdikleri dört vilayet gerçekte Türk Müslümanlarının yoğun olarak oturduğu Osmanlı topraklarının içerisinde idi. Bunlar, Başkan Wilson'un Ermenistan topraklarına hiçbir şekilde dahil edilmemesine karar verdiği topraklardı. Bu toprakları işgal edip kullanmak isteyen Ermeni çetecileri bu işi Amerikan askerlerine yaptırmak istiyorlardı. Fakat Amerikalılar hayır dedikten sonra Ermeni liderleri Osmanlı topraklarını kendi güçleriyle işgal etmeye gayret gösterme maksadını ortalığa koydular. Onlara bir ders daha verildi ve girdikleri savaşta yine mağlup oldular.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir