Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeniler Azerbaycan'a Yönelik Sinsi Saldırıda Başarısız

Toprak İşgal Etme Gayreti Boşa Gitti

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeniler Azerbaycan'a Yönelik Sinsi Saldırıda Başarısız

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:31

Ermeniler Azerbaycan'a Yönelik Sinsi Saldırıda Başarısız Oluyor

Toprak İşgal Etme Gayreti Boşa Gitti


Ermeni haydut yöneticilerin, komşu topraklarını işgal etme istekleri, Azerbaycan ile Gürcistan ile ilişkileri devamlı gergin tutuyordu. Ermeniler kendi kötü davranışlarından hep başka birini sorumlu tutarlar.

Ermeni yöneticilerin bahaneleri şöyleydi:

Üç ülkenin sınırlarının tespiti işinin barış konferansının başarısız oluşu, militanların koluna kuvvet verdi. Onlar, azınlık olan haklarının ve tartışmalı topraklarını kaderini tayin etmek için silahlı müdahale tek yoldur.

Toprak üzerinde tartışma yapan ise yalnız Ermenistan'dı. Ermeni çetecileri başka halkların topraklarına ortak olma isteğinde devam ediyorlardı. Halbuki normal süreç, bu meselenin karşılıklı olarak konuşulması ile halledilmesi şeklinde olmalıydı. Ama Ermeniler bu yolu tutmadılar. Savaşı, uyuşmazlıkları barışçıl yollardan çözmek Ermenilerin yolu değildi, çünkü azınlıkların tüm tehditlerini talep eden Ermenilerdi. Müslümanlar gibi yine tartışmalı toprakları ele geçirmek için silah zoru kullanan Ermenilerdi. Açıkçası komşularının topraklarına göz diken ve her istediğini almak için kışkırtılmamış saldırıları başlatan Ermenilerdi. Hem sosyalistler hem de Gürcistan'ın sağcı gazeteleri Ermeni planı ile alay ettiler, bununla birlikte bunu devlet içinde devlet kursa girişimi olarak tanımladılar. Bu konuda Ermeni liderlerin vahşi bir planı vardı.

Gürcistan'da azınlık olan halklara karşı derin ayrılıklar vardı. Ermenistan'da Gürcü azınlığı yoktu. Fakat, dört yüz binden fazla Ermeni Gürcistan'ın kontrol ettiği topraklar üzerinde yaşıyordu. Gürcistan'ın da Ermeni milli şurası milli kültürel özerklik isteğinde bulundu. Genelde Menşeviklerin görev aldığı hükümet; demokratik, uygun prensipler ve kültürel özgürlük hakkında söylediklerinin boş sözler olmadığını göstermeye çalıştı. Hem sosyalistler hem de Gürcistan'ın sağcı gazeteleri Ermeni planı ile alay ettiler, bununla birlikte bunu devlet içinde devlet kursa girişimi olarak tanımladılar.

Bu değerlendirme sonucunda söylemeye gerek yok ama, Ermeni liderleri kendi yönetimleri altında yaşayan halkların hiçbirine bu imkanı vermezlerdi. Çünkü onların çoğu Müslümandı ve onlara "kültürel özgürlükten" çok daha az bir temel hak bile verilmeyecekti.

Hovanisyan'ın "Menşeviklerin egemen olduğu hükümet" diyerek Gürcistan'ı nasıl aşağıladığına bir bakın. Menşevik hükümeti eşit şartlardaki seçim sisteminde hakkıyla seçilmişti. Kendi hikayelerinde de geçtiği gibi Gürcistan'ın yüzüne atılan bu tokadı Hovanisyan nasıl açıklıyor? Ermeniler onların eşit davrandıklarını ve seçimleri açık yaptığını söylemezler. Bir çok politik parti Ermenistan'da diktatörlerin ahlaksız ve namussuz olmayı reddetti. Onlar demokratik cumhuriyetlerini kabul ettirmeyi denediler. O zaman Azerbaycan vardı. Ermenistan ile Gürcistan arası ilişkiler, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkilere benziyordu.

Hovanisyan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkileri de şöyle açıklıyor:

Ermenistan ilç Gürcistan arasındaki ilişkilerin düzelmesi Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sert tartışmalara aksetmiyordu. Kendi milli bağımsızlığı için çalışan Azerbaycan'ın gerekli potansiyel avantajları vardı. Azerbaycanlılar veya Azeri Türkleri (genellikle Tatar diye bilinir) tüm Kafkasya'da en kalabalık olan halktı ve diğer insanlardan çok daha büyük bir bölgeyi kontrol ediyorlardı.

Azerbaycan'ın elinde sonsuz petrol rezervleri vardı. Abşeron yarımadasında ve Bakü'de petrol sanayisi, bununla beraber Hazar Denizi'nde karlı gemicilik mıntıkaları vardı. Nüfuzu olan İngiltere'nin askeri ve siyasi yöneticilerinin rağbetini kazanmak için Azerbaycan Hükümeti kendisinin Türk kökenli olması anlamını başkalarına unutturabilmişti. Yelizavetpol (Gence) bölgesindeki dağlık araziler uğrunda sert rekabetten sonra o, dağlık Karabağ üzerinde kontrolü hukuki yolla ele geçirmişti.

Azerbaycan'ı nasıl ifade ettiğine bir bakın. "Yelizavetpol (Gence) bölgesindeki dağlık araziler uğrunda sert rekabetten sonra o, dağlık Karabağ üzerinde kontrolü hukuki yolla ele geçirmişti. " Gerçek olan şuydu. Bu zamanda dağlık Karabağ'a giden tek yol Azerbaycan'daki Bakü'dendi. Anlaşılan bu ilk yerin bu bölgesinde yargılama yetkisinin Azerbaycan'da olması nedeniyle en temel gerçek Hovanisyan'ın bilgisinden kaçtı. Ermeni yöneticiler nasıl göz diktiler ve bu seçimi istedilerse de komşu ülkelerin bağımsızlıklarıyla esas izlenecek yolda bir şey yapılmadı. Sert rekabet, Ermenilerin yayılmacı isteklerini kamuflaj eden sahtekar bir yoldur. Hepsinden sonra, niye Azerbaycan, zaten Azerbaycan'daki bölge için herhangi bir istekte bulunmuyor.

Her zaman olduğu gibi, Ermenistan toprak işgal etme emellerini konuşmalar ve müzakereler aracılığı ile değil, askeri yolla devam ettiriyordu. Savunmasız Müslüman köylerine Ermeni teröristlerinin saldırıları hakkında bir biri arkasına haberler geliyordu, sadece bir saldırı neticesinde on binden çok Müslüman köylüsü, yağmacı Ermeni askerlerinin gelmesinden bir ay önce köylerinden kaçmışlardı.

Ermenistan'ın:

Askeri saldırıları Kars eyaletinde büyük bir infiale sebep oldu. Ermeni saldırılarının devam etmesi üzerine, sınır boylarında bir hat oluşturması için 9. Kafkas Bölük Komutanı Kazım Karabekir Paşa, Albay Halit Olti'yi Kars eyaletine gönderdi. O, korumasız Müslüman halkına karşı yapılan Ermeni saldırılarının durdurulması için Ermeni Generali Nogarbekyan'a bir notu gönderdi. 1919 yılının Mayıs ayında İngilizler tarafından dağıtılan Tiflis'teki Zeynel Abidin Zeynelou'un başkanlığını yürüttüğü Kars Şurası (meclisi) kendini Kars Müslümanlarının temsilcisi olarak ilan etti. Ermeni saldırıları ile ilgili olarak Çilder, Ajlaba, Zanuşat ve Şuragil halkının yardım isteyen telgraflarını basın bülteni şeklinde basarak dağıtmaya başladı.

Z. Zeynelou, Müttefiklerin temsilcilerine, özellikle İngiltere'nin Yüksek Komiseri Oliver Uordrop'a zulme son vermek için başvurdu. Zeynelou, Ermenistan'ın Taşnakçı Liderleri, Erivan ve Kars'ın Müslüman halkını yok etmek ve onların yerlerine Türkiye'den gelmiş Ermenileri yerleştirmek istiyorlar. Bunun için yardımsız ve korumasız halka vahşice saldırıyorlar. Geçen yıl içinde bir çok köy harabe haline getirilmiş ve binlerce evsiz ve topraksız bırakılan insan kaçmaya mecbur edilmişti, diye bilgiler sundu. Zeynelou, "Taşnakların 'Büyük Ermenistan'ı kurana kadar sürdüreceği insanlık dışı saldırıları karşısında dünya devletleri ne zamana kadar sessiz bir tanık gibi duracaklardır" diye soruyordu.

Müttefikler, araştırma yaptılar ve sonuca vardılar; "Kars'ta hangi çirkin işlerin hayata geçirildiği hakkında bir sonuç çıkardılar." Bu kendilerine özgü Hıristiyanlar Müslümanlardan kurtuluyorlardı. Onların düşüncelerine göre, bu amaçla yapılan terörist saldırılar makbul sayılıyordu. Aynı olay bugün de geçerlidir. Dehşetli terör uygulamaları ile Ermenistan, Azerbaycan'ın topraklarının %20'sini işgal etmiş ve bölgeden kovduğu 1 milyondan fazla Müslüman'dan kurtulmuştur.
Bakın bu tip Hıristiyanlar hakkında İsa neler demiş?

Senin yanına koyun görüntüsü ile gelen sahte peygamberlerden kendini koru, aslında onlar vahşi canavarlardır.
Sen onları meyvelerine göre tanıyacaksın. Adamlar kara diken dallarından üzüm mü topluyorlar, yoksa kamışlıktan fındık mı topluyorlar?
Her şey böyledir, her iyi ağaç, iyi meyve, fakat her kötü ağaç, kötü meyve yetiştirir.
İyi ağaçlar kötü meyve yetiştirmez, aynı kötü ağacın iyi meyve yetiştiremediği gibi.
İyi meyve yetiştirmeyen her ağaç kesilir ve ateşe atılır.
Bu yüzden sen, ağaçları meyvelerine göre tanıyacaksın.

Bana "Allah, Allah" diyenlerin hepsi gökler saltanatına giremeyecek. Fakat benim Babamın istediklerini yerine getiren insanlar göklerde olacaktır.
O gün geldiğinde bir çoğu bana "Allah, Allah diyerek biz senin buyruklarına boyun eğmedik mi? Senin adına şeytanları dışarıya atmadık mı? Ve senin adına çok güzel şeyler yapmadık mı?" diye soracaklar.

Ve sonra ben onlara "Ben sizi hiçbir zaman tanımadım; her zaman kanunsuzluk yapmışsınız, sizler benden uzak durun" diyeceğim.
Hıristiyanlar, kendilerine, "yardımsız-korumasız Müslüman köylerine saldırmak Allah işi sayılır mı?" diye sormalıdır.

Hovanisyan'ın şu açıklamalarına dikkat ediniz:


Müslüman halkın yaşadığı zorluklar, Ermeni Devrimci Federasyonu'nun ve Taşnaksiityıın'un dikkatini çekti. Avrupa'nın, özellikle de İngiltere'nin diplomatik kurumlarında, politik zorbalık tarihçesi kabarık olan, gizli işler yapan bu partiye devamlı bir inançsızlık vardı. O parti, ihtiyatı ve muhafazakar prensipleri bir kenara atmıştı... Şimdi Taşnaksütyun'un yasal bir kuruluş olabilmesi ve Ermeni hükümeti olması düşüncesi onun gerçek yüzünü saklamak için çok küçük şeylerdi,
Ermeni Devrimci Federasyonu, yalnız idam mangalarından ibaret haydutların ve eşkıyaların yönettiği bir kurumdan başka bir şey değildir. Onlar, iktidara sahip olmak ve orada kalmak için sahtekarlık ve zorbalık yapmışlardır. Bu yüzden Avrupa hükümetlerinin onları tanımasından sonra ve yaptıklarını haber aldıktan sonra Ermeni liderlere inanmaması hiç de merak uyandırmamıştır.

Bir İngiliz devlet adamı "...Taşnakçı politika her zaman Ermeniler ve Müslümanlar arasında sorun çıkarmış, bu politika dış rağbet ve taraftar kazanmaya yönelmiş ve şimdiki düşmanlık, sadece bu partinin politikasından kaynaklanmış ve buradan güç almıştır" diyor.

Bir başka İngiliz devlet adamı da şöyle demiştir:

Açıktır, barışı sık sık bozan Ermeniler, özellikle de Taşnakçılar olmuştur. Wardrop, yıl başladığından beri tüm saldırı emelleri için sorumluluk taşıyan Ermenileri doğrulamıştı. Dro, Hamogasp ve Gialhamdanyan silahlı haydut çetelerini Zengezur'dan Kars'a kadar olan topraklardaki Tatar (Azerbaycanlı) köylerinin üzerine saldırıya gönderiyorlardı demişti,
Hovanisyan "Dağlık Karabağ uğrunda yapılan savaşlar, 1920 yılının ilk bölümünde çok facialı bir duruma geldi." diye yazıyor. Halbuki Ermenistan bu toprakların Azerbaycan'a ait olduğunu belirten anlaşmaya imza atmıştı. Buna rağmen Ermeni haydutların mesajları iyi değildi, bu toprakları silah gücü ile ele geçirme teşebbüsünde bulundular. Hatta Hovanisyan da Karabağ Ermenilerinin çoğunun Azerbaycanlılarla birlikte kalmak istediklerini söylüyor.
Bolşeviklerin, sosyalist devrimcilerin ve popülistlerin, ticaret ve profesyonel sınıfların çoğunluğu, toprakların ekonomik açıdan Doğu Kafkasya'ya bağlı olduğunu ve Dağlık Karabağ'ın harabeye çevrilmesinin önlemini almanın tek yolunun Azerbaycan'a bağlı kalması olduğunu itiraf ediyorlardı.

Karabağ yıkılırsa Ermeniler koruyamayabilirler. Bu güçtü ve göz diktikleri boş topraklardı. Önlerine çıkan bölgeleri istila etmek için hazırlanmışlardı. Ermeniler silah gücüyle Karabağ'ı almaya hazırlandı.

Dro, Erivan'da hesap veriyordu; Karabağ'ın kendisini korumasının hazırlığı henüz zayıf durumdadır ve oranın güçlendirilmesi gerekmektedir. O, 15 Şubat tezkeresiyle Yelizavetpol (Gence) bölgesinin dağlık bölümünde yaşayan çeyrek milyon Ermeni'nin serbest bırakılmasını, Karabağ üzerindeki kontrolün ele geçirilmesinin şart olduğunu vurguluyor ve bu yolla Azerbaycan'ın Türkiye ile birleşmesini engellemeyi ve Ermeni yaylasının doğu yıkıntılarında Ermenistan'ın sınırlarının emniyetinin sağlanmasını istiyordu. Aynı zamanda baş komutan Nakachakian "yalnız strateji açısından Karabağ'ın ele geçirilmesi büyük bir başarıdır. Bu kuzey yönünden Zengezur'un emniyeti için bir güvencedir. Ordubat topraklarını da ele geçirmekle Zengezur'un Nahçıvan yönündeki emniyeti de sağlanacaktır." diyor ve devam ediyor "böylece, Şenur-Nahçıvan, Azerbaycan'dan ayrılacak ve o toprakların yeniden ele geçirilmesi için uygun şartlar yaratılacaktır.".

Savunma. Saldırıdan korunma. Hayır, o değil. Bu, gayet açık bir biçimde askeri maceracılıktır. "Ermeni aktivistleri kırsal bölgede eğitmeye devam ettiler.".
Karabağ'da Ermeni isyanı başlamıştı. Mikayelian, Mesian ve Dali Ghazer 21 Mart'ta Daşuşen köyünde buluştular ve isyanın başlama tarihini 23 Mart sabahı saat üç olarak belirlediler. Karar korundu. Köy basanlar, Mart'ın 22'sinde akşam saatlerinde Mikayelian'la görüştüklerinde yaklaşan saldırı hakkında onlara hiçbir şey söylemediler. Yalnız aradan birkaç saat geçtikten sonra onlara ve komutanlara seferber olmaları ve anlaştıkları saatte kendi belirlenmiş bölgelerini ele geçirme emri verildi.

Ermenilerin kendilerini korumalarının anlamı şuydu; komşunun topraklarını işgal etmek maksadı ile ona hiçbir gerekçe olmadan saldırmak!
"Karabağ'ın çevresindeki dakikliğe ve başarıya rağmen, merkezdeki zayıflık ve karışıklık yüzünden isyan başlatılamadı.". Hovanisyan bunu Karabağ'da "isyan" diye tanımlar. Bu planlandığında ve başkentlerinden Ermeni yöneticileri aracılığıyla uygulandığından bu "isyan" nasıl yükselecekti? Bu bir "isyan" değildir, nedensiz kavgadır, saldırıdır.

Beklendiği gibi, hiçbir şeyden haberi olmayan Azerbaycan askerleri aniden baskına uğruyorlar ve esir alınıyorlardı. Aleksan Dayi aniden ateş açtı ve esirleri silahlarının önünden kaçmaya mecbur ettiler. Aleksan'ın ciddi hatası ona ve Layaya'nın hayatlarına mal olsa da, Ermeni çetelerinin arasında kaynaşma olmasına sebep oldu. Kendi silahlarını ve teçhizatını Azerbaycanlıların elinde bırakan Ermeniler aceleyle kuzey yönünde Haçın tarafına geri çekildiler.

Aniden saldırıyı geçtikleri halde Ermenilerin yenilgisini kendilerine bırakalım. Bu yenilgi yüzünden müttefiklerinin Ermeni birliklerine ne saygısı ne de inancı kalmıştı. "Dağlık Karabağ'ın kalbi aldatılarak Ermenistan Cumhuriyetinde hazırlanmış plan, Azerbaycanlılardan alınacak bir intikama döndürülmüştü." (s.152) Artık Azerbaycan'ın Ermenistan'a inanmamak için tutarlı sebepleri vardı.

Ermeni isyanına Azerbaycanlıların tepkisi şiddetli oldu. Bakü basını "bu haince maceranın" sona erdirilmesi için halkı ayağa kalkmaya çağırdı. Birçok şehirde yapılan mitinglerle bu hain saldırı lanetlendi ve savaşa gönüllü gitmek isteyen yüzlerce gönüllü hükümete başvurdular. 30 Mart'ta Müsavat Partisi'nin yönetiminde yapılan mitingde "Azerbaycanlıların Ermenilerin bütün hak ve hukuklarını korudukları halde, Ermenilerin Azerbaycan'ın bir bölümüne yaptıkları saldırının Erivan hükümeti tarafından planlandığı vurgulandı. Bu durum, Azerbaycan'ın kendini korumak için askeri tedbirlere başvurmasını zaruri kılmaktadır." dendi.

1 Nisan'da Azerbaycan Parlamentosu bir bildiri yayınladı:

Karabağ'da askerlerimize yapılan ani ve haince saldırı ve Azerbaycan'ın özgürlüğü ve bağımsızlığını tehlikeye atan karışıklıklar" hakkında hükümetin verdiği bilgileri dinleyen parlamento; kendi hükümetinden "isyanın bastırılması için derhal ve kesin tedbirler almasını, ortalığı karıştırmak için her türlü zorbalık yolu ile suç işleyenlerin derhal cezalandırılmasını" istedi. Dışişleri bakanı Han Hoyski, Müttefiklerin temsilcilerine yaptığı itiraz da, "her türlü yasa ve kurala uyulduğunu buna rağmen terörist çeteleri ile birlikte hareket eden Ermeniler Nevruz Bayramının birinci gecesi, aniden ve haince hücum etmişlerdir. Bu günlerde Azerbaycan'ın iç güvenliğinin sağlanması gerekli olduğundan, saldırı ve isyana karşı her türlü tedbir alınacaktır." diyordu.

Hangi millet topraklarının ve insanlarının korunma çağrısını cevapsız bırakır? Karabağ Azerbaycan'ın bir parçasıydı.
Azerbaycan gereken tedbirleri aldı ve Ermeniler Gürcistan'da olduğu gibi olduğu gibi burada da yenildi.

Hovanisyan, Ermeni liderlerin isyanın başlaması ve saldırının planlanması yönündeki rolleri için özür dilemek ister gibi şunları yazıyordu:

Erivan'da konuşmalar, kararlar ve itirazlar oldukça fazlaydı. Erivan basını, "Karabağ için verilen vaatlerin tutulmadığını, 1919 yılındaki ingiliz komutanlığının sorumluluğunu, Ağustos anlaşmasının bozulmasını, Azerbaycan'da genç Türk göçmenlerinin gaddarca faaliyetini, Ermeni köy ve kasabalarının kanunsuz olarak silahlarının toplanmasını ve bu köy ve kasabaların vahşice talan edilerek sakinlerinin öldürülmesini, sonuçta Ermenistan Karabağını yok etmek için hazırlanan yasalara aykırı planın uygulanmaya başlandığını" yazıyordu. Böyle durumda yalnız ve korumasız kalan Karabağ Ermenileri, kendilerini korumak için silaha sarılmışlardı.".

Halbuki Ermeni tüccarları ve işadamları Karabağ'ın, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak kalmasını istemişlerdi. Çünkü onlar her türlü ihtiyaç maddelerini Azerbaycan'dan alıyorlardı. Tek yol Erivan'a değil, Bakü'ye gidiyordu. Buna rağmen, her zaman olduğu gibi, bu savaş içinde Ermeni liderleri yalanlar uyduruyor ve yaptıkları haince saldırıyı haklı göstermeye çalışıyorlardı. Çeteci Ermeniler Karabağ'ı Azerbaycan'dan alma çalışmalarından vazgeçmiyorlardı.
Onlar, gaddarlığı ile ün salmış General Dro'yu yeniden Karabağ'a saldırmakla görevlendirdiler. Kendisinin yazdığı ilk raporda "tüm Ermeni köylerinin harabeye çevrildiği, düşman tüfeklerinin ve süngülerinin Ermeni halkına çevrildiği bir zamanda Karabağ'a girdiğini" yazıyordu. Aynı raporda "Azerbaycan'ı, Karabağ'ı kuşatmak ve
Zengezur'u parçalamakla, Türkiye'nin Ermenistan'ı yıkma arzularını yerine getirmeye çalışmakla" suçladı. Raporun sonunda "Karabağ'ı Türkler'den temizlemek ve yeniden özgür hale getirmek içen bütün Ermenilerin birlikte savaşacaklarını" belirtti.

Ermeni çetecileriyle çarpışmalar devam ederken 18 Nisan'da ateşkes anlaşması imzalandı. Ermeniler imza töreninden hemen sonra yaygaraya başladılar.
Askeran'dan Şuşu'ya kadar bütün Karabağ alevler içindeydi. Azerbaycanlılar, konferans başlamazdan önce Karabağ Ermenilerinin kökünü kurutmaya çalışıyorlardı.

Ermeni çeteci liderleri, müttefik temsilcilerinin hiçbir yardım yapmadığını söylüyorlardı:

...hiçbir yardımda bulunmuyorlar. Ermenistan'da baş komiser olan komutan albay William Heskell, ellerini Kafkas sorunları ile yıkıyor ve Ermenistan hükümeti ile çatışıyordu.

Barış görüşmeleri devam ederken meydana yeni oyuncu girdi:

Kızıl Ordu'nun Bakü'ye girmesi Güney Kafkasya görüşmelerini çeşitli yönlere fırlattı. Azerbaycan'daki devlet darbesi, Ermenistan ve Azerbaycan tarafından yürütülen toprak paylaşımının kaderini uzun bir zaman için rafa kaldırdı.

Hovanisyan şöyle yazıyor:

Kızıl Ordu'nun Azerbaycan'a girmesi ile sadece ülkenin bağımsızlığına değil, Karabağ sorununun çözülmesinin kaderine de büyük etki yaptı. Halbuki tam o sırada general Dro, belirli oranda güvenli bir ortam kurabilmek için Azerbaycan garnizonlarının Şuşu'dan Askeran'a göç ettirilmesi için ısrar ediyordu.
Gerçekte bu General Dro, silahsız Müslüman köylerine yaptığı al-çakçasına, rezilcesine, haincesine saldırılarla şöhret kazanmış bir adamdı.

Şimdi şu Ermeni düşüncesine dikkat ediniz:

Sonu gelmeyen Ermeni-Azerbaycan çekişmesi ve Azerbaycan'da azınlıkta kalan çok sayılı Hristiyanın durumu, birçok Ermeni'yi Güney Kafkasya'da Rus yönetiminin yeniden kurulması fikrine meyilli hale getirmişti. Rusya'nın Bakü'yü ve Bakü'nün büyük petrol sanayisini işgal etmesi, Ermenilerde yeni bir ümidin doğmasına sebep oldu. Bu yüzden Ermeni hükümeti, Azerbaycan'ın konfederasyon kurulması yönündeki önerisine sıcak bakmıyordu. Ermenilere öyle geliyordu ki, geçmiş Rusya yönetimindeki Ermenistan eyaletleri çabucak bağımsız Ermenistan'ın bir parçası haline getirilecekti. Bu yüzden Ermeni liderleri Azerbaycan'ın Sovyetleşmesine pek de üzülmüyorlardı.

Bu Ermeni liderleri, biraz geç anlayan insanlardı. Onlar, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak için birkaç defa Ruslarla birlik olmuşlardı. Onların düşüncesine göre, Ruslar Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkacak, Osmanlı topraklarını Ermenilere vererek bağımsız bir devlet kurmalarına yardımcı olacaklar. Halbuki bu defalarca denendiği halde, Ermeniler hiçbir şey elde edememişlerdi. Bu yüzden defalarca pişman olan Ermeniler, şimdi Rusların kendilerine Azerbaycan topraklarını vereceklerini düşünüyor ve bu düşüncelerini hayata geçirmek için de tek bir silah atamdan Ermenistan'ı Ruslar'a teslim ediyorlardı. Sonra bundan da büyük pişmanlık duyacaklardı.

30 Nisan'da Sovyet Azerbaycan'ın Ermenistan'a verdiği ültimatom Ermenilerin bütün ümitlerini boşa çıkardı:

Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti'nin işçi-köylü hükümeti kendi devrim komitesi vasıtasıyla sizden ilk önce Karabağ ve Zengezur bölgelerindeki silahlı kuvvetlerinizi oralardan çıkarmanızı, ikincisi silahlı kuvvetlerinizi kendi sınırlarınız içinde tutmanızı, üçüncüsü ülkeniz içindeki etnik temizlik kampanyalarını durdurmanızı talep ediyor. Aksi davranış halinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin devrim komitesi kendini Ermenistan Cumhuriyeti ile savaş durumunda sayacaktır. Bu ültimatoma üç gün içinde cevap vermelisiniz.

Ruslar Ermenilerin Türkleri etnik temizliğe tabi tuttuğunu iyi bildiklerinden, bunun durdurulmasını istediler. Ermeni çeteci liderler, her zaman olduğu gibi, bu ültimatomu kulak arkası yapmak istediler. Ama bu sefer olmadı.
Ermenistan şimdi geri çekilmeye mecbur kalmıştı.Bu yüzden tedbirli hareket etmek zorundaydı. Halkının kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri arzu edilse de, her zaman bu maksata ulaşmak mümkün olmuyordu. Hiçbir zaman ulaşamayacağın hayalden dolayı bütün dünya ile savaşa girişmek anlamsızdı. Gerçeklerle barışmak gerekiyordu. Bu şekilde düşünmek, Ermenistan'ın Sovyet devletine katılması anlamı taşıyordu.

Kızıl Ordu Bakü-Tiflis demir yolu ile Karabağ'ın dağlık kısmına doğru harekete geçti. Hovanisyan'ın yazdığına göre, bu askeri operasyonun esas maksadı "Ermeniler ile Müslümanlar arasındaki karşılıklı katliamları bitirmekti.".

Azerbaycan'a haincesine saldırısı ve tecavüzü Ermeni liderleri yönlendirdi. Elbette ki, katliamlarda iki tarafta suçluydu ve Sovyet ordusu bu işi bitirecekti. Fakat Ermenistan 1992 yılında Azerbaycan'ın Karabağ bölgesine yaptığı haince saldın da dahil olmak üzere, kendi kötü emellerini bugüne kadar hiç itiraf etmemiştir. Bu saldırıda Ermeni teröristleri, 1920 yılında yaptıkları saldırıdan çok daha büyük başarı elde ettiler. Çünkü bu saldırıda onlara Ruslar bir milyar dolarlık silah ve teçhizat ile yardım da bulundular. Üstelik ABD hükümeti de Ermenistan'a 1,4 milyar dolarlık insani yardım vermişti. Bu yardımlar, bu haydut çetesinin Azerbaycan'ın %20'sini işgal etmesi ve bir milyondan fazla insanın zoraki göçmen durumuna düşürülmesi için yapıldı.

Karabağ'a giren Sovyet Ordusunun komutanı:

Lenin, Stalin ve Çiçerin'e telgraf çekerek "Kızıl Ordu sadece Karabağ'ı değil, hiçbir karşı koymaya rastlamadan Ordubat, Nahçıvan, Culfa bölgesini de kolaylıkla işgal edebilecektir. Müslümanlar Şuşa'nın geniş bölümünü ve Karabağ'ın düz topraklarında yerleşen Ermeni köylerini, Ermeniler ise Zengezur'daki Müslüman köylerini yakmışlardır. Bu yüzden her iki taraf da Kızıl Ordunun müdahalesini kabul etmeye hazır durumdadırlar." demiştir.

Ermeni çetecileri Ruslar'ı selamlasalar da Gürcüler "hırslarından yanıyorlardı". Lakin Gürcüler ne kadar gazaplı olsalar da Kızıl Ordu'nun sınırlarını geçmesini engelleyebilecek hiçbir güçleri yoktu. Kızıl Ordu'nun müdahalesine Ermeniler, daha geniş bir açıdan bakıyor, onların diktatör, terörist bir Ermeni devleti kurmalarına, Rusların izin vereceklerini düşünüyorlardı. Fakat Gürcüler her şeyi Ermenilerden çok daha iyi biliyorlardı. Zaman Gürcülerin doğru düşündüğünü gösterdi. Çünkü çok geçmeden Ruslar, Gürcistan'ı ve Ermenistan'ı da işgal ettiler.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir