Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeniler Amerika'da Koloni Oluşturuyor

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeniler Amerika'da Koloni Oluşturuyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:30

Ermeniler Amerika'da Koloni Oluşturuyor

İngiltere "Orada Soykırım Olmamıştır" Diyor

Hovanisyan, kitabının üçüncü cildine yazdığı önsözde, 1988 yılındaki Karabağ harekatı hakkında şunları yazıyor:


1990 yılında benim, -Ermeni Cumhuriyetinin resmi tarihçisinin-şimdiki Ermenistan'ın Milli Bilimler Akademisi, o zamanki adıyla Sovyet Ermenistanı'nın Bilimler Akademisi'ne üye seçilmem, benim için hem memnuniyet verici, hem de ironikti. Bu seçimin anlamı büyüktü. Farklı dillerde pek çok kaynaktan yararlanarak ve çok geniş alana yayılan araştırmalar yaparak Ermenistan Cumhuriyeti tarihi üstündeki sır perdesini kaldırmak ve tarihi partizan klişelerden kurtarmak amacındaydım.

Sovyet Rusya'dan alınan kaynaklar bir kenara bırakılırsa, çok ayrı dillerde ve geniş alanlı kaynaklar birer fantezidir. Bunları gerçekle karşılaştırılanız, çoğunun yalan olduğunu hemen anlarsınız. Hovanisyan güzel konuşuyor, fakat aslında bu söylediklerini belgelerle karşılaştırır-sanız, onun sözlerinin büyük kısmının yalan ve sahte olduğu ortaya çıkar.
Hovanisyan "Doğu sorununa, ABD'nin faal olarak katılmaktan vazgeçmesi ve Kilikya bölgesi üzerindeki Fransız emelleri, Ermenistan'ın 'denizden denize' olan isteklerini, uzak hayaller haline getirdi."(s. 22) diye yazıyor. Gerçekte ise, bu "denizden denize" Büyük Ermenistan'ın kurulmasının önündek en büyük engel müttefiklerin hiçbirinin bu olanaksız hayalleri desteklememesiydi ve Müttefiklerin bu konuda pek çok mantıklı nedeni vardı.

"16 Şubat'ta Londra konferansı onuncu toplantısında ilk olarak Ermeni meselesi gündeme alındı. Millerand çoktan Paris'e dönmüştü. (Müttefiklerin bu meseleye ne kadar ciddi yanaştıklarını gösteren bir örnek. Bazıları konuşmaları dinlemek bile istemediği için ortadan kayboluyor.)

Toplantıya başkanlık eden Lord Curzon, Ermeni meselesinin halledilmesinin siyasi ve coğrafi zorlukları olduğunu söyledi. Siyasi zorlukları, Müttefikler birlikte, bağımsız Ermenistan'ı kurarak ortadan kaldırabileceklerini ifade ettiler. Onların savaşmalarının bir sebebi de bu idi. Kurulacak bağımsız Ermenistan'ın çekirdeği, artık Erivan etrafında Muhtar Ermenistan cumhuriyeti olarak vardı ve o muhtar cumhuriyet bu yakınlarda Yüksek Şura tarafından da kabul edilmişti. Bu cumhuriyete hangi toprakların katılacağı, yani coğrafi zorluklar henüz halledilemiyordu. Büyük Ermenistan mı olacaktı, yoksa küçük bir cumhuriyet mi olarak kalacaktı, (s. 23)
Hovanisyan'ın yukarıdaki satırları, tamamen uydurma. Bir kere, Müttefikler Birinci Dünya Savaşı'na, Büyük Ermenistan, bağımsız Ermenistan, ya da her hangi bir Ermenistan'ı kurmak için girmemişlerdi. Müttefikler, birbiri ardınca savaşa girdiklerinde, Ermenistan'ı kurmak onların maksadı değildi. Hovanisyan'ın yukarıdaki sözleri boşuna bir çabadan ibarettir ve yalandır.
17 Şubat 1920 günü Müttefikler bir Ermeni komisyonu kurdular. Her Avrupa ülkesinden bir kişinin katıldığı komisyon üyelerine, Ermeni temsilci heyetinin iddialarını dinlemeleri emredildi.
Komisyon, Ermeni temsilcilerden istedikleri toprakların sınırlarını belirleyen bir harita getirmelerini istedi.

Şöyle bir çizgi çekildi:

Karadeniz sahilindeki Tirebolu'dan başlayarak Kelkit'e uzanan Harput vilayetinin önlerine doğru bir hat çekildi.

Ermeni heyetine şu soruldu:

İddia ettikleri toprakların sahibi olabilecekler miydi?

Aharanyon, eğer müttefikler Polonya'ya yaptıkları türden bir yardımda bulunurlarsa bunun mümkün olabileceğini söyledi. Kamerer, Polonya'nın Avrupa'da olduğunu ve orada durumun farklı olduğunu dile getirdi. Ermeniler için kimse asker göndermezdi. Aharanyon buna rağmen eğer onlara silah, cephane ve 50.000 adam için malzeme verilirse ve müttefik kuvvetlerin prestijli bayrakları altında savaşırlarsa, Ermeni ordusunun o toprakları işgal edeceği konusunda ısrar etti. (s. 27)
Ermeniler müttefiklerin 50.000 adamdan oluşan bir ordu sağlamasını istediler. Son raporlara göre Ermenistan'ın 13.000 askeri vardı, kalan 37.000 askeri nereden bulacaklarını düşünüyorlardı. Bu da bu terörist ülkenin yaptığı şişirme abartmalardan bir tanesi. Bu eşkıya sürüsünün Avrupa müttefiklerinin bayrakları altında başka bir ulusun topraklarına yürümesi mantıklı mı? Ermeni liderler bunun prestijli bir şey olduğunu düşünüyorlardı. Ama gerçek şuydu ki bayraklar gülleye tutulacaktı ve Ermeniler Avrupa müttefiklerini kendi kirli savaşlarına ortak edecekti.

Komisyonun ikinci toplantısında, Ermeni liderler, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere söz verilmiş topraklarına yürümeye hazır 800.000 neferleri olduğunu iddia ettiler, (s. 29)

Ermeni diktatörlerin bu askerlerin nereden geleceğine dair hazırladığı liste şuydu:

- Kafkaslar'daki 295.000 Batı Ermenistan mültecisi
- Türkiye içinden 100.000 Ermeni
- Gürcistan'dan 120.000 Ermeni
- Azerbaycan'dan 120.000
- Besarabya, Kırım, Don ve Rusya'nın diğer kısımlarından 50.000
- Kuzey Kafkaslardan 10.000
- Balkanlar'dan 30.000
- Mısır, Sudan ve Etiyopya'dan 10.000
- Karabağ'dan 30.000
- Ermeni Amerika kolonisinden 50.000

Ermeniler, Arap ülkelerindeki binlerce Ermeni mülteciyi ya da Kilikya, İzmir ya da İstanbul'daki birkaç yüz bin Ermeniyi bu listeye dahil etmediklerini söylediler, (s.33)
Amerikalıların tanık olduğu gibi, Arap ülkelerine giden bu 1.549.000 Ermeniyi de eklersek, bu toplam 2.349.000 artı "Kilikya, İzmir ve İstanbul'daki birkaç yüz bin Ermeni"ye eşdeğer olacaktır.

Soruyu yeniden soralım:

Hovanisyan kitabının 1. cildinin 8. sayfasında beyan ettiği gibi, "Türkiye'deki yaklaşık 2 milyon Ermeni Rusya'dakilerden daha geniş bir alana dağıldıysa" ve onun soykırım olarak nitelendirdiği gibi 1,5 milyon Ermeni öldürüldüyse, büyük Ermenistan'a yerleştiği farz edilen bu Ermeni mülteciler nereden gelmektedir? Bunlar "yeniden dirilmiş midirler? Yoksa ilk etapta hiç ölmemişler miydi? Hovanisyan 1. Dünya Savaşı'ndan bahsediyordu?" 4. sayfada "1914'te Roma İmparatorluğu'ndaki 2 milyon Ermeni"den söz eder. Bu aktarma, bu zaman dilimini, Osmanlıların Ermenileri kapı dışarı ettiği zamandan hemen öncesine bağlamaktadır. Ermeniler atılmıştır çünkü savaş boyunca sadık kalmamışlardır.

Unutmayın ki, Ermeni liderleri Barış Konferansında, Amerika'daki Amerikan kolonilerinden kendi öz vatanlarına dönecek 50 bin Ermeni olduğunu söylemişlerdir. Ermeni liderler niçin bir Ermeni-Amerikan kolonisi yaratmalı idiler? Ermenilerin savaşacak adama ihtiyacı vardı ama onlara adamalarını Birleşik Devletler'de bir koloni kurmaya gönderdiler.

Cevap bellidir:

Diktatörlerin, para ve Amerikan askerleri için lobi yapacak adam yetiştirmeye ihtiyacı vardır. Amerikanlar Ermeni liderleri tarafından yönetiliyordu, bu bugün de devam ediyor.
Londra Konferansı'ndaki Ermeni mültecilerin sayısıyla ilgili probleme ek olarak, Ermeniler, Gürcistan ve Azerbaycan'ın toprak ve sınırlarıyla ilgili kendi meseleleriyle ilgili olarak komisyona başvurmuş olduğu gerçeğiyle karşılaştılar. Bu iki ülkenin istediği ve iddia ettiği toprakların büyük bölümü, Ermenilerin talep ettiği toprakları içeriyordu.
Ermeni Komisyonu raporunu 27 Şubat 1920'de verdi.

Komisyon şu karar varmıştı:

"500.000 kişiden fazlası muhtemelen geri dönmeyecektir ve mevcut olan cumhuriyetin içindeki 1.2 milyonla birlikte Ermenilerin sayısı dışarıda 2 milyondan az olacaktır." (S.33)
"Komisyon kararına göre eski Türk topraklarını içine alan bir Ermeni devleti formulasyonu, ancak bölgedeki Türk silahlı kuvvetlerinin çekilmesiyle gerçekleşebilir..."(S.34)

Ermenilere yönelik en ciddi darbe raporun şu bölümüydü:

"Anlaşmanın uygulanabilmesi için 15.000-20.000 askerden oluşan Avrupalı bir gücün bölgede kalması gerekiyordu, (s.35) Müttefikler, "Ermenilerin kendilerine ait iyi bir ordu kurabileceğinden şüpheliydiler ve kendilerinin de bu anlaşmayı yapmalarına şüphe ile baktıkları için, bu planı hayata geçirmek için Ermenistan'ın kendi ordusunu yaratması gerektiğini beyan ettiler. Bu ordunun silahını, gerekli araç gerecin, parasını ve gönüllü zabıt heyetini müttefikler verecekti." (s.35) Diğer bir deyişle, Ermeniler hayallerini gerçekleştirmek için birkaç yıllığına müttefik ordusuna ihtiyaç duyacaktı ve müttefiklerse buna hazır değildi. Ayrıca Ermenilerin sırf Ermenilerden oluşan bir ordu yaratacaklarına dair iddialar pek de inandırıcı görünmüyordu.

Ermeni liderlerinin kendilerine yakın ve kutsal gördükleri iki mesele vardı. Hıristiyan dünyasından ve "tazminatlardan alınacak yardımlar. Ermeni liderleri Ermenistan Komisyonuna cinayet ve soykırım dolu hikayeler anlatıp isteklerini dikkate aldırmaya çalışıyorlardı. Onlar "Türk hükümetinin kurbanı haline getirilmiş ayrı ayrı kişilere ve küçük topluluklara yardım edilmesini istiyorlardı. Bir müddet önce Ermeniler, Osmanlıların kendilerine verdiği zararı 19 milyar Fransız Frankı olarak değerlendirmişlerdi. Bu ise Rusya Ermenistanı'nda beş milyara denk geliyordu. 3 Mart tarihli görüşmelerde temsilci heyeti, bu hesapların ilk aşamadaki bilgilerle yapıldığını ve bunun yenilenmesine ihtiyaç olduğunu söylüyordu, (s. 57-58) Ermeniler ilk istekleri kabul edildikten sonra sonrakiler için açık kapı bırakıyorlardı.

Ermeni liderleri "Ermeniler kadar sıkıntı çekmiş ve zulüm görmüş hiçbir millet yoktur. Onlar zorla göç ettirilmiş, soyulmuş, tecavüze uğramış ve katliamlara maruz kalmışlardır. En uygunu komisyonun Türk Hükümetine bu korkunç maddi ve manevi yıkıma karşılık tazminat ödetmesiydi." (s. 58) Tabii ki, Ermeni liderler göç ettirilmelerine neden olan Osmanlıya karşı ayaklanmalarından hiç bahsetmiyorlardı.

Komisyonda Fransız temsilcisi Albert Kammerer "Türkiye aleyhine hukuki işlem yapmanın büyük zorlukları vardır" diyordu. O, Türkiye'nin geniş topraklar kaybetmesinin ve devlet emlakinin yabancılara verilmesi nedeniyle yeterince cezalandırıldığını düşünüyordu. Komisyon, Kammerer'in takındığı tavrı olumlu buldu ve göç ettirilme işinin bireysel ele alınmaması gerektiği kanısında vardı ve anlaşma kararlarının maliye bölümüne, etnik azınlıkların göç ettirilmesi ile ilgili olarak hiçbir özel para ayrılmasına izin vermedi, (s. 59-60)
Daha açık söylemek gerekirse Avrupalı Müttefikler tüm gerçekleri değerlendirdiler ve Ermeni liderlerinin yalvarışlarını dikkate almadılar ve bir dolar bile vermediler. Hovanisyan "göç ettirilme ile ilgili Ermeni kayıpları ve çekilen sıkıntılar bir kenara bırakıldı." (s. 60) diye yazıyor.

Hovanisyan'a şöyle bir soru sorulmalıdır:

Ermeni liderleri, Anadolu'da yaşayan Ermenilerin, savaş bölgeleri dışına göç ettirilmesine sebep olan isyanları çıkardıklarında sen bundan ne umuyordun? Utanılacak ihanet için mükafat mı? Ermenilerin şikayet dolu ağlamalarının, yalvarışlarının ve Türkiye'den kovulmalarının üzerinden 85 yıl geçti. Bunlar savaş alanında kaybettikleri gibi, mahkemelerde de kaybetmelerine bakmadan, bu davayı bugün de sürdürmeleri garip değil mi?

1923 yılına, yani Osmanlıların Ermenileri savaş bölgesinden göç ettirmesinden 8 yıl sonrasına kadar Türkiye bağımsız bir ülke değildi.
Aşağıdaki bilgi (1) Türklerin sözünün doğru ve (2) Ermenilerin sözünün yalan olduğunun ispatı açısından ilginçtir.
Azınlıkların korunması ve hukukları ile ilgili tüm iddialar yenilmiş devletlere ait barış anlaşmalarının hepsinde aksi, ters bir biçimde yer almıştır. Özel anlaşmalarda ise, yenilmiş devletlerin topraklarının diğerlerine ganimet gibi verilmesi istenilenin tersi olarak yer almıştı. Her iki durumda müttefik devletlerle ittifak yapan hükümetler, nerede doğduğuna, milletinin dilinin, ırkının ya da dininin farklı olmasına bakmadan kendi topraklarında yaşayan tüm insanlarının güvenliğini sağlayacaklarına garanti verdiler. Bu ise, o etniklerin hayatlarının ve özgürlüklerinin tam korunması, yasal, idari, siyasi, ve ekonomik haklarının güvence altına alınması demekti. Azınlık olan topluluklar, bu sayede, medeni, sosyal, dini ve hayır maksatlı, eğitim kurumları ve siyasi birlikler kurma ve çalıştırma hukuku kazandılar.(S. 60)

Bugün Türkiye'ye giden herkes, Türklerin yıllar boyu anlaşmadaki sözlerini tuttuklarını ve herkesin özgür ve güven içinde yaşamaktan hoşnut olduğunu gözleriyle görür. Ermenistan'da dinsel özgürlük olmasa da, diğer ülkeler resmi kiliselerini kuruyorlar. Kiliseler resmi internet sitesinde listelenen Türkiye'deki resmi Ermeni Kilisesi sayısı Ermenistan'dakinden fazladır. Ermenistan'ın hiçbir yerinde ibadete açık tek bir cami yoktur. Ermeniler altına imza attıkları sözleri çiğnemişlerdir.
Burada bir an, Müttefiklerin araştırdığı ve ortaya çıkardığı savaş suçlarına şöyle bir bakınız; Müttefikler Osmanlı belgelerinin tümünü inceleyerek şu sonuca vardılar; dört kişi savaş suçu işlemiş, savaş esirlerine kötü davranmışlar ve hapse atılmışlardır, (s. 67) Bu dört kişi idama mahkum edilmişlerdir. İngilizler Osmanlı kayıtlarının kontrolünü ellerinde tutuyorlardı, tıpkı İstanbul'daki sermayeyi ellerinde tuttukları gibi. Bu konu üzerinde araştırma yapan ABD'li bir tarihçi Justin McCarthy "İngiltere, Ermenilerin aleyhine düzenlenmiş herhangi bir soykırımın olduğuna dair herhangi bir belgeye rast gelmediğini itiraf etmeye mecbur olmuştur" demiştir.

Justin McCarthy "Ölüm ve Sürgün" Osmanlı Müslümanlarının Etnik Temizliği- 1821-1922 adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabın altıncı bölümü olan Doğu'da Son Savaş bölümünde profesör şunları yazmıştır.
... Bazı Osmanlı askerleri Ermeniler'e son derece sert davranmıştır. Bazı Osmanlı yöneticileri Ermenilerin soyulması ve hatta öldürülmesi olayında bizzat esir vererek yer almışlardır. Osmanlı hükümeti bunu kabullenmiş ve bu işlere kalkışan ve katılanları suçlamış ve mahkemeye vermiştir. Kamuran Gürün, böyle işlere kalkışan ve katılan 1397 kişi hakkında belge bulmuştur.
Bunlardan bazıları idam edilmiştir.

Ermeniler de suçluydu. Onların ölen her Ermeni için üç Türk'ü öldürmelerine rağmen, hiçbir Ermeni'nin suçlanmasına ve mahkum edilmesine dair hiçbir belge yoktur. İki taraf da birbirlerine zarar vermiştir. Fakat gerçek şudur; Osmanlı hükümeti Ermenileri soykırıma uğratmak ya da yok etmek için hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bunun tam aksi olmuş, Ermeni kilisesi ve Ermeni hükümeti el altından ya da açıkça günahsız Müslümanların öldürülmelerini sağlamıştır.
Ermeniler bugün, Türkler'in, onların soykırıma uğratılmaları için geniş kapsamlı bir kampanya yürüttüğünü iddia etmektedirler. Kanıt nerededir?

Bununla ilgili Osmanlı arşivlerinde hiçbir belge yoktur. İngilizler, İstanbul'u işgal ettikleri üç yıl zarfında hiçbir belge bulamamışlardır.
Ermenistan'da ve diğer yerlerde de böyle bir belge bulunamamıştır. Soykırıma uğratılmış Ermenilerin toplu mezarları nerededir? Hiçbir yerde böyle bir mezar bulunamamıştır. Aksine, Ermeniler tarafından öldürülen Türkler için dikilmiş çok az abide vardır. Ama bir adam bugün Türkiye'ye gitse, Türklerin kitle halinde öldürüldükten sonra gömüldükleri çok sayıda toplu mezar görebilir. Bu karşılaştırma kendi kendine söylediklerimizin ispatı değil mi?
Ermeni liderler için kötü bir haber daha vardı. Müttefiklerin Yüksek Kurulu 18 Nisan 1920 günü San Remo'da toplandı. Hovanisyan bu toplantı için şunları yazıyor.

...Bu toplantı yalnız Ermenistan'a ait olan meseleye göre Londra Konferansının kararlarından uzaklaştı. Lloyd George tarafından yönlendirilen Yüksek Kurul önceki anlaşmada yer alan Ermeni bölgesine silahlı birlik gönderilmesi sorumluluğunu üzerinden attı. Sonra ise hiç utanmadan Ermenilerin ümit ettikleri sınırların sabitleştirilmesi meselesine döndü. (s. 71)
Ermeni liderlerin yavaş öğrendiklerini bir başka olay ortaya koyuyor. Müttefikler anladılar ki binlerce askerini bölgede tutmak gibi bir görevleri ve borçları yoktu. Müttefikler, Ermenilerin yeni topraklar işgal etmek için Müttefiklerin çok fazla askerini bölgede tutmak istediklerini biliyorlardı. Fakat, onların kendi çocuklarını Ermeniler için öldürtmeye niyetleri yoktu. Çünkü kendilerini Ermenilere borçlu hissetmiyorlardı. Ermeniler ise tam aksini savunuyorlar ve Müttefiklerin hepsinin kendilerine borçlu olduklarını düşünüyorlardı. Ermenilerin böyle gayri realist ve esası olmayan iddiaları bugün de devam ediyor.

Müttefikler ise duruma şu şekilde bakıyorlardı:

Ermenistan'la olan ilişkilerinde Müttefikler ABD'nin isteği doğrultusunda hareket ediyorlardı. Bağımsız devletin kurulması ve şimdiki ihtiyaçları ve gelecekteki gelişmesi için yetecek toprak ile ödüllendirilmesi... Aynı zamanda onlar reel durumu da gözden kaçırmamak zorundaydılar. Etki alanı içinde olan toprakların Türk silahlı kuvvetlerinin kontrolü altında olması ve Ermenilerin Kafkasya'daki tüm komşuları ile süren düşmanlığı önemli sorun-lardı. ABD'nin katılmayacağı dikkate alınırsa, Ermenilerin yardım için başvuracağı kaynaklar çok kısıtlıydı. Bu yüzden, Ermenilerin o toprakları işgal edemeyeceği ve bütün ülkenin güvenliğini sağlayamayacaklarını göz önüne alan Müttefikler, onlara toprak vermeye niyetli değillerdi. Müttefiklerin hükümetleri Ermenilerin maksimum iddiaları karşılığında değil, maksimum potansiyeli karşılığında topraklara yerleşmesini istiyorlardı, (s. 75)
Yüzyıllar boyunca başkalarına ait olmuş topraklara Ermenilerin kendilerininmiş gibi gösterdiklerinin ve ele geçirmek istediklerini ortaya koyan Müttefiklere bu koşullar altında sivil dünyanın her ferdi teşekkür borçludur.

Müttefiklerin tutumu 20 Nisan öğleden sonra o hale geldi ki, konferansın Yüksek Kurulu bu meseleyi bir kenara koydu.
Müttefikler eğer Ermenileri müdafaa etseler tahminen 15.000 adamdan oluşan 4 birlik Ermenistan Cumhuriyeti'ne verilen toprakların kontrolü için ve 8 birlik de azınlıkların korunması için ayrılmalıydı. Müttefikler Ermeniler istedikleri zaman verilecek kuvvetlerin hesabını yapınca 19 birlik gerekecektir. O sıra ise 8 birlik mevcuttu.
İngiliz Başbakanı Lloyd George Ermenilerin kendi ordularıyla savaşa-bilmeleri gerektiğini söylüyordu. Tıpkı Yunarların yaptığı gibi. Eğer sınırlarını koruyacak durumda değillerse, dünyada böyle bir millete gerek yoktur ve bu koşullar altında hiçbir müttefik onlara tek bir tabur bile yardım göndermemelidir.

Bu beyanından sonra Lloyd George liderliği ele geçirdi. Nitti ve Millerand ise askerle değil silah ve malzeme ile yardım stratejisini uygulamaya başladılar.
İtalyan Başbakan Francesco Nitti, Müttefiklerce, Ermenilere sahip olmamaları gereken hiçbir şeyi vermemeleri gerektiğini söyledi. Lloyd George da ne Birleşik Devletler ne de diğer bir ülkenin M. Kemal'e karşı ordu göndermemesini, bunun doğru olmayacağını, maksatsızca bir şey olacağını düşünüyordu.

Hür Dünya Mustafa Kemal'e minnettar olmalıdır ki, o çağdaş Türkiye'yi kurmuş milliyetçi güçlere liderlik etmiştir. Herhangi bir adamın elde edemeyeceği tarzda bu büyük lider, Komünizmin Batıya akımını durdurmak için elinden geleni yaptı. Ermeniler komünistler el ele vererek ilişkiler kuruyorlardı. Bir düşünün çağdaş Türkiye'nin toprakları Ermenilere verilseydi neler olurdu? Sovyetler, sıcak denizlere iner ve eminim ki, hiçbir zaman kaybetmezdi. Ruslar, Türkiye'ye ve Suriye'ye bile saldırabilirlerdi. Göz önüne getirin Sovyetler, Akdeniz'deki Kıbrıs'ı ele geçirmiş olsaydı neler olurdu? Doğuda Suriye Batıda Rusya yönelimli Yunanistan ve güçlü komünist partisi ile İtalya. Güneyde başka Komünist meyilli Libya, yanında Cezayir... "Domino etkisini" hatırlayınız. Şundan eminiz ki, 1919 ya da 1920'li yıllarda Müttefikler yanlış bir iş yapsaydı tamahkar Ermeni ihtiyaçlarını karşılasaydı tarihin gidişi değişecekti.

Buna rağmen San Remo'da Ermeni çeteleri daha çok toprak olmak için yalvarıyorlardı. Mesela Ermeniler "Erzurum olmadan yaşayamazlar; sınırlar güven altında olduktan sonra, şimdiki Kilikya'da (Adana ve çevresi) yaşayan Ermeniler de dahil olmakla sürgün edilmiş çok fazla Ermeni oraya dönecektir." (s. 84) diyorlardı. Onlar iddialarına devam ederek diyorlardı ki; "Erzurum, Ermenistan'ın doğal başkentidir ve Ermeni yaylasının bir parçasını teşkil etmektedir. Yaşamaya muktedir olan ülke o tür kale şehirsiz (Erzurum) yaşayamaz." (s. 85)

Ermeniler şöyle diyordu:

"Kemal'in ordusu "düşünüldüğünden hayli zayıf olan" zavallı bir şeydir. Sayıları azdır, yarı aç ve kötü teçhiz edilmiştir. Diğer tarafta ise Ermenilerin Ruslar tarafından hazırlanmış 25.000-30.000 kişilik bir ordusu var. İki-üç ay sonra bu ordunun sayısı 40.000 kişiyi bulacaktır. Onların hepsi, sadece giyim, silah, mermi, subay ve Müttefiklerin bayrakları altında saldırıya geçmek istiyorlar, eğer onlara bunun garantisi verilirse, Ermeni ordusu o toprakları işgal etmek için birkaç günün zarfında hücuma hazır olacaklardır. Sonra onlar, tamamen emin olduğunu bildirdiler ki, yukarıda kaydettiğimiz gibi, güçlendirilmiş Ermeni ordusu Erzurum'u zapt etmeye ve diğer eyaletleri almaya muktedir olacaktır. Doğrudur, bütün bunlar, özellikle Van eyaletinin işgali Ermeniler için belirli zorluklar yaratacaktı." (s. 85)

İşte kendi askeri uzmanlarının Ermeni rüyası hakkında Müttefiklerin söyledikleri:

Fransız Mareşali Foch:


"Ermeniler, uzun asırlar boyu zulme uğratılmış, onların ne emniyet güçleri ne de askeri teşkilatları olmamıştır. Ermeniler için dikkate alınan topraklarda dört zayıf Türk birliği ve çok sayıda Türk jandarma ve polis gücü vardır. Haberleşme hatlarını kontrol eden düşmanın topraklarım işgal etmek için kötü teçhiz edilmiş Ermeni ordusunun galip gelebilmesi mümkün değildir. Dış yardım olmadan Ermeniler Erzurum veya Türkiye Ermenistan'ın diğer parçalarının üzerinde kontrol mekanizması kuramazlar. Müttefiklerin bayraklarından ve askeri kurulundan yararlanmaları, müttefiklerin devletlerini arzu edilmez bir savaşa sevk edebilirler, (s. 86)
Ermeniler yalvarmaya devam ediyorlardı. "Eğer Anlaşma Erzurum'u Ermenilere verseydi, ona öz adını koymak için Ermenistan'ın hukuki esasları olurdu ve kanun bunun yerine getirilmesini sağlardı."

İngilizler gerçekler hakkında konuştular ve Lloyd George Müttefiklerin pratik olmaları gerektiğini söyledi:

Konferans'taki gerçek tehlike onların hayal dünyasında yaşamalarıdır ve gerçeklere dayanmamalarıdır. Erzurum'un statüsü hakkında konferansta bir karar alınamazdı. Şehir savaşarak alınmalıydı. Eğer Ermenistan Erzurum'suz olamıyorsa, demeli ki umumiyetle var olamaz, (s. 86)

Ermeniler toprak taleplerine devam ettiler.
Mandalar ve sınır bölgelerde yaşayanlar hakkında kararlar olmasa da, ülkeyi müdafaa etmek için dış destek, savaş gücünü artırmak maksadıyla mali yardım konulan konuşuldu. Müttefik kuvvetler silah ve cephane temin etmeyi kararlaştırdılar. Birleşik Devletler'de ya da diğer yerlerde gönüllülerin teşekkül kurmaları Ermeni vatanseverliğini teşvik edici olmuştu, (s.88-89)
Birleşik Devletler'i Ermeni liderlerin kirli savaşa katmalarının tek yolu buydu.

Hükümetin ret cevabına Amerikanlar minnettar olabilirler:

Krediye olan ihtiyaç çok daha önemliydi. (Görüldüğü gibi Ermeniler için para her şeyden ve herkesten önemlidir.) Milletler Cemiyeti toplantıda Ermenistan'a kolektif garantili borç verilmesi konusunda bir teklife hazırlanıyordu. Ancak biraz zaman alacaktı. Üstelik Cemiyetin Ermeni ülkesinin geleceğine bakışı daha samimi olan Birleşik Devletler'e müracaat etmeye kanunen bir hakkı yoktu. (s. 86)

Esas mesele Avrupalıların Ermenilere bir kuruş bile vermeyecek olmalarıydı. Eğer Birleşik Devletler Milletler Cemiyeti'nin üyesi olursa, Cemiyet toplantıda Ermenistan'a kolektif garantili borç verilmesini teklif edecekti. Lakin Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Ermeniler için "çantayı tutmak" Birleşik Devletler'e düşecektir. Ceplerinde bir kuruş olmayan Ermenistan, Milletler Cemiyeti'nin garanti verdiği ve Birleşik Devletlerin ödeyeceği borçları alacaktı.
Tartışmalar, bu minvalde devam edip gidiyordu.

Müttefikler 19 Nisan 1920 tarihinde sonuca ulaştılar:

"Paris'teki Türk temsilcileri, barış anlaşmasının şartlarını en geç Mayıs ayının 10'una kadar imzalayacaklardır." O zamanlar, Türk hükümeti büyük bir karışıklık içerisindeydi. Damat Ferit Paşa yeniden başbakan olmuştu ve Türk milliyetçilerini uygun olmayan faaliyetlerde bulunmakla suçluyordu. Milliyetçi yönelimli Osmanlı parlamentosunu lağvetmişti. Fakat o, yumuşaklık ya da barıştırıcı bir anlaşma için Liberal unsurları Sultan'ın etrafına toplamak ve Mustafa Kemal'in aleyhine yöneltmek maksadı ile "birleşme" politikası teklif etse de, müttefiklerin özellikle de İngilizlerin desteğini kazanamıyordu. Sam Remo Konferansı müddetince Yüksek Kurul Arap eyaletlerinin, Tunus ve özellikle Türkiye Ermenistan'ının ayrılmasını onayladı. İzmir ve civarını Türkiye'nin kontrolünün dışına aldı. Çok büyük olan maliye, ekonomi ve askeri kontroller ise değişmeden kaldı.

Osmanlı parlamentosunun dağıtılması ve milletvekillerinin çoğunun Anadolu'ya akını Mustafa Kemal'e yeni meclis toplamak ve geçiş iktidarı için arzu edilen hukuki teminatı verdi. TBMM olarak adlanan yasal organ 23 Nisan 1920 günü Angora'da (Hovanisyan Ankara demek istiyor) açıldı, (s. 106)

Sultanın iktidarı için bundan daha kötü bir zaman olamazdı. "Barış şartlarını ilan edilmesi Türkiye'de şok, ümitsizlik ve gazap yarattı. Damat Ferit'in nüfuzu çok aşağılara düştü. Daha önceleri onu destekleyen milliyetçilerin çoğunluğu Mustafa Kemal'in kucağına atıldı, (s. 107)

Osmanlılar kendilerine tebliğ edilen barış şartlarına, ordularına dayanarak çok sert cevaplar verdiler ki:

Türk ordusu, Osm. İmp. sınırlarının dışına hiç çıkmamış ve hiç kimsenin ölümüne sebep olmamıştır. Damat Ferit kendi kaderini tayin hakkını ortadan kaldırmış, başkan Wilson ve Milletler Cemiyeti'nin anlaşması tarafından desteklenen prensiplerin aleyhine davranarak Türkiye'nin büyük bir toprak parçasının kendinden koparılmasının korkusunu taşıdığını söyledi ve durumun, ülkenin diğer bölgelerinin de egemenliği için tehlike arz ettiğini belirtti. Bu adaletsiz prensipler sadece Türk halkının değil, bütün Müslüman dünyanın ciddi rahatsızlığına sebep olacaktır, (s. 109)

Barış sonuna yaklaşıyordu. Ermenilerin planlarında Hıristiyan Müttefikleri, Türk milliyetçilerinin savaşa zorlayacakları ve onların M. Kemal ordusuna müdahale edecekleri dikkate alınıyordu. Ermenilere göre, Müttefikler savaşı kazanır kazanmaz "denizden denize, olan toprakların doğu bölümünü kendilerine vereceklerdi. Ermeni vahşeti ve Müslüman Türk kurbanları, batı kaynakları (Hıristiyan diplomatları, misyonerler, yeni raportörler, askeri ayanlar ve başkaları) tarafından tamamen unutulmuştu. Nizami Ermeni askerleri çeşitli kıyafetler içinde (Osmanlı ordusundan firar etmiş, Rus ve Fransız ordularının gönüllüleri) gelip kanlı katliamları zevkle yerine getirene kadar askerleştirilmiş Ermeni gangasterleri (Ermeni Devrimci Komitesi ve Hınçaklar) sayısız Müslüman Türk'ü öldürdüler. 1918 yılında savaş Müttefiklerin galibiyeti ile sona erince Ermeniler ödüllerini istediler; gördükleri zararın ödetilmesi ve Osmanlı topraklarından pay. Bunların hiç biri verilmedi. Fransız ve İngilizler 1919 yılının ocak ayında başlayan Paris konferansında Ermenilere yer vermediler. Onlar Ermeni iddialarına değer vermediler.

Bu konferans hakkında Hovanisyan, bu konferansta Ermenistan'a yeteri kadar yardım ve koruma verilmediğinden şikayetçidir. O "San Remo konferansı süresince ve konferansın sonunda Müttefikler, Ermenistan'la ilgili birkaç sorumluluktan kaçındılar. Onlar, Milletler Cemiyeti'nin ve ABD başkanının teklif ettiği siperin arkasında saklanarak birleşmiş cumhuriyet kurma isteğinde ve barış anlaşmasında onlara topraklarını genişletme ödülü verilmesinde Ermenilere yardım etmek için askeri güç vermeyeceklerini belirttiler.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir