Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Maaşlı Ermeni Ajanları

Amerikalı Tanıklar, Türklerin Ermenilere Soykırım veya Katliam Yapmadığının Kanıtıdır

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Maaşlı Ermeni Ajanları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:28

Maaşlı Ermeni Ajanları
ABD Kamuoyunu Etkilemeye Çalışıyor


Amerikalı Tanıklar, Türklerin Ermenilere Soykırım veya Katliam Yapmadığının Kanıtıdır
Ermeni liderler, ABD'ye o kadar çok ajan göndermiş ve o kadar çok para harcamıştır ki, onlar ABD'nin Ermenistan'a krediler, milyarlarca dolar ve düzenli ordular vereceğine inanmışlardır.

Bu haydutlar rejiminin niçin böyle düşündüğünü Hovanisyan açıklamaya çalışıyor:

Dünya Savaşı'nın sonunda Ermenilerin çoğunluğu ABD'nin onların bağımsızlık ve devlet kuruculuğu düşüncelerinin garantisi olacağını düşünüyorlardı. Bu inanç, Amerikan toplumunun uzun zamandır gösterdiği rağbete, Kongre'deki partizan dikkati ile yapılan propagandaya ve Woodrow Wilson'nun Ermenistan'ı korumanın "medeniyetin kutsal itibarı" olması hakkındaki sağlam ifadesine dayanıyordu. Fakat, çağdaş ABD tarafından korunmasına rağmen, ABD Başkanı, Ermenistan'ın hakları için Paris Barış Konferansı'na sağlam baskı kurmaya imkan bulamadı.
"Özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını garantilemek."

Havasiyan bu politikayı şu şekilde hayata geçirdi:

"ABD bize birlikler sağlayacak, tehlikeyi bizden uzak tutacak, borçlarımızı ödeyip liderimize milyonlarca dolar hibe edecek. Bu sayede bu çetenin komşularını denizden denize çevirme emelleri gerçek olacaktır."

Bazı Amerikalıların Ermenilere teklif ettikleri yollan Ermeniler beğenmediler; aslında bu yollar akılcı ve güzel yollardı.
Osmanlı İmparatorluğu sorununun çözülme işinin Amerika tarafı, Ortadoğu ülkelerinde engin tecrübesi olan misyonerlerden, diplomatlardan ve iş adamlarından yararlanma prensipleri üzerine oturtulmuştu. Ümit ediyorum ki, bu grup için en uygun başkan, Robert Kolejin Rektörü Caleb E Gates olabilirdi. Onun düşüncesine göre, bağımsız Ermenistan kurulması, siyasi ve ekonomik açıdan zararlı olabilirdi. Bu yönde atılacak adımlar, hem Türkleri, hem de daha önceki katliamlardan kurtulanları ayağa kaldıracaktı. Kendini yönetmeye hala hazır olmayan ülkeler için, her türlü ırki ve dini belirtileri ortadan kaldırmak adeta şarttır. Osmanlı imparatorluğu bir Amerikan mandası olsaydı, Ermeniler, sağ salim eski yerlerine döner ve doğu vilayetlerine yeteri kadar Ermeni yerleştirdikten sonra, onlara iç işlerinde kanun yapma yetkisi tanınırdı. İmparatorluğun toprak bütünlüğünü koruma yolunda ABD'nin mandasını kabul eden Türk Wilson Cemiyetini Gates faal derecede destekliyordu. Hatta 1917 yılında Türk-Amerikan diplomatik ilişkileri kesildikten sonra da Türkiye, Robert Koleji kapatmayarak ABD'ye olan inancını göstermişti, (s. 317)
Kapatma kararı doğru olmazdı. Çünkü, ABD Birinci Dünya Savaşı süresince Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmemişti.

Bu dönemde soğukkanlı Amerikalılar tarafından gündeme taşman bir soru vardı:

"ABD niçin askerlerini getirerek ne zaman ödeneceği belli olmayan tarzda Ermeni borçlarını ödemeli, Ermenilerin isteği olan Müslüman Türklerin topraklarını Ermenilere vermeli ve onları hangi zamana kadar Türklerden korumalıdır?"

O sırada, tüm ABD'de maaşlı Ermeni ajanları, Amerikan kamuoyunu etkilemek için yoğun bir uğraş içindeydi:

ABD'de faaliyet gösteren Ermenistan'ın Bağımsızlığı için Amerika Komitesi, Ermeni Basın Bürosu ve Ermeni Milli Birliği Gates'in önerilerini yırtıp attılar. Devlet yöneticileri ve Paris Barış Konferansı yüzlerce telgraf aldı. 30 eyalet valisinin imzaladığı bir belgede, Ermenistan'a derhal bağımsız verilmesi isteniyordu. New York Times gazetesi, Gates'in önerilerini büyük ahlaksızlık olarak değerlendirdi.

Rabbi Stephen S. Wise ise, Osmanlı İmparatorluğu'nu koruması için Robert Kolejini anlaşarak çalıştırmayı düşünen Amerikan misyonerlik teşkilatına ve onun eğitim bölümüne üzüntülerini bildirdi:

"Bizim Ermeni halkı karşısında borcumuz olan görevlerimizle bir araya getiremediğim Dr. Gates'in önerilerini kabul edilmez olarak saymaktayım. Ermeni halkı, doğal olarak Dr.Gates ve onun gibi düşünenlere, bu adamlar bizi dostlarımızdan ayırma gayreti içindedirler, diyebilir. Türk zulmüne uygun hareket etmektense, Robert Koleji kapatmanız daha iyi olurdu."

Amerika'nın yenilikçi eğitiminden ve Batılılaşma anlayışından onur duyan Ermeni Protestan liderleri Gates'in önerilerinden dolayı büyük pişmanlık duyuyorlardı. 5 Haziran'da Cleveland şehrindeki H. Dodge bürosunda onunla görüşen Amerika Ermeni Evanjelik Birliği temsilcileri ona "Türk vahşetinden tamamen haberi olan Gates, iki ırkın birlikte yaşamasını nasıl teklif etti?" diye sordular. Gates ise, Türklerin yanında yer aldığını ve kurulması düşünülen Ermeni Devleti'nin geleceğinden şüpheli olduğunu inkar etti. Ancak, Anadolu'nun yarısını isteyen Ermeni iddialarının yeni katliamlara neden olacağı hakkındaki inancını kesin bir dille ifade etti. Yalnız bütün imparatorluk üzerinde kurulacak bir Amerikan mandası sonucunda Ermeniler gözlerini diktikleri topraklar üzerinde kendi kendini yönetmeye yönelmiş bir gelişmenin içinde bulunabilirler. Dış misyonlar üzerine Amerikan sınır komiserliğinin Ermenistan'ın bağımsızlığına karşı çıkması, Ermeni Protestan-larının pişmanlıklarını arttırıyordu. (s. 318-319)
ABD'nin Dış Misyonlar bölümü "oluşan siyasi çatışmaların Amerika'nın sınırları dışında olduğunu" güzel bir gelişmeymiş gibi telkin ediyordu. (s. 319) Diğer ABD dini gruplarının, şişirilmiş Ermeni ididialarına yönelmemeleri, soruna aynı şekilde yaklaşmamaları Ermeniler için hiç hoş değildi.

Görüşlerinde ısrar eden diğer bir güçlü ses ise Amiral Bristol'un sesiydi.
Ortadoğu'da Amerikan ekonomik dağılımının etkin koruyucusu ve ABD'nin Avrupalı ülkelerin terk ettikleri topraklarda Ermenistan'ın para keseliğini yapma görevinde tutulmasına ihtiyatla yaklaşan Amiral Bristol, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasını ve Ermenistan'ın bağımsızlığını kesinlikle reddediyordu, (s. 317)

Her şeyi bir kenara bırakın, yalnız esas olarak sorunun özüne bakın; Amiral Bristol ve Gates, Osmanlı İmparatorluğu'nda çalışıyorlardı. Onlar her şeyi gözleri ile görüyorlardı. Onlara göre, Ermenistan, ne yeni bir ülke olmak için, ne de daha fazla bir halk olmak için hazır değildi.
20 Mart 1920'de Başkan Wilson "müttefiklerarası komisyon" kurma kararı aldı. Böylelikle Ortadoğu'nun kaderi şekillenecekti. Komisyon King-Crane Komisyonu adını aldı. Oberlin Koleji kurucusu Henry C. King ve Wilson'un sanayici dostu ve Robert Kolejinin Mütevelli Heyeti üyesi Charles R. Crane.

Bu komisyon pek çok konuya el attı. Yahudilere Filistin'de yurt sağlamak bunlardan sadece bir tanesiydi.
Komisyon Türk ve Ermeni taraflarını dinlemek için önemli bir zaman ayırdı. Her iki taraf sorunlarını kendi açısından ortaya koydu. Ermeniler "karadeniz ve Marmara'ya limanları olan" bir eyalet peşindeydiler, (s. 323)

Amiral Bristol, 'en çok sayıda insana' 'en büyük iyiliği' yapma konusundaki 'önemli görüşlerini' açıklarken İngilizler, Yunanlılar ve Ermenilere karşı hoşnutsuzluğunu gizlemiyordu, (s. 328)

Hiç kimse bağımsız Ermenistan davasına uzun yıllar Oberlin misyoneri olup daha sonra Sivas'da öğretmenlik yapan Mary Lousie Graffam kadar bağlı olmamıştır, (s. 328)

Graffam onurlu, öğrencilerine bağlı bir kadındı. Fakat olayların tamamı hakkında bilgisi yoktu ve din ve politika ile hiç işi olmazdı.

King-Crane Komisyonu'nda ifade veren bir başka iyi niyetli, ancak yanlış yönlendirilmiş insan Marsovan'da Anadolu Kolejinin Rektörü olan Dr. George E. White idi. Komisyon'da şu ifadeyi verdi:

Türk hükümetinin yönetimi altında "insan hayatı, kadın onuru, çocuk refahı, yurttaşlık gönenci veya babalık hakları" yoktur. Ermenistan, ABD'nin güvencesi altında derhal bağımsızlığa kavuşturulmalıdır. Sorunun ertelenmesi çok vahim olaylara sebep olabilir. Çünkü, M. Kemal, Türkleri, "kan dökmeye, talan yapmaya ve savaşa" tahrik etmektedir, (s. 329)

Dr. White'ın ifadesi hakkında biraz düşünelim:

"Ermenistan, Amerika'nın güvencesi altında, derhal bağımsızlığa kavuşturulmalıdır. Çünkü, Mustafa Kemal, Türkleri, 'kan dökmeye, talan yapmaya ve savaşa' tahrik ettiği için, sorunun ertelenmesi çok vahim olaylara sebep olabilir." Okumuş, yazmış, bilgili ve kültürlü bir centilmenin bu söylediği sözler, sıradan bir insanın nasılsa sarf ettiği boş ve kötü sözler olarak tarihe geçmiştir. Mustafa Kemal, ülkesini işgal eden Müttefiklere karşı savaştı ve ülkesini kurtardı. Büyük, çağdaş bağımsız bir devlet kurdu.

Gerçekten de o, yirminci yüzyılın en büyük şahsiyetlerinden biridir. Reformlarıyla ve halkına (özellikle fakirlerin en fakirlerine) yaptığı yardımla bütün dünyaya örnek olabilir. O, özgürce seçilmiş parlamentonun, onu Atatürk, "Türkiye'nin atası" ismine layık görmesi şerefini gerçekten hak etmiştir. Yirminci yüzyılda hiçbir lider, halkına yaptığı hizmetlerden dolayı, kendi halkı tarafından böyle bir onura layık görülmemiştir. Asıl mesleği askerlik olan M. Kemal Atatürk, girdiği hiçbir savaşta yenilmemiş bir kahraman olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı olduktan sonra "Yurtta sulh, cihanda sulh" prensibini hayata geçirmiştir.

Başkan Wilson tarafından Ortadoğu'da incelemeler ve araştırmalar yapmak üzere görevlendirilen King-Crane Komisyonu, beş aylık bir inceleme ve araştırmadan sonra, 28 Ağustos tarihinde, Filistin, Suriye, Mezopotamya ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili tavsiyelerinin yer aldığı bir raporu Başkana sundu.

Bu raporun Türklerle ilgili kısmında şöyle diyordu:

... Ortadoğu'ya barış ve istikrar getirmek isteniyorsa, Avrupa devletleri Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak ve paylaşmak fikrinden kesinlikle vazgeçmelidir. Anadolu, hiç dokunulmadan Türkiye'nin bir parçası olarak kalmalıdır.

Hovanisyan bu rapor üzerine şunları söylüyor:

Ermeni azınlığın, Müslüman çoğunluk üzerinde yöneticiliğine King ve Kreyn, basit bir çerçeve içinde bakmak istemiyorlar. Onlara göre, "Ermeni toprak istekleri, daha ziyade emperyalist bir karakter taşıyor ve belgelerin sahteliğine dayanıyor. Eski dönemlerde kısa bir zaman kesitinden başka, Kilikya'dan Kafkas'a olan bölgedeki topraklar hiçbir zaman Ermenilerin olmamıştır." Bu tam anlamıyla, Türklerin savundukları tezdir. King ve Crane, Türk taraflısı olarak konuşmaktadırlar, (s. 331-332)

Aslında sorun şuradadır:

"Ermeni Türkiyesi", "Ermeni Yaylası" gibi boş iddialarda ısrarcı olmak, Ermenilerin arzu dolu hayallerinin üzerinde söylenmiş boş sözlerden başka bir şey değildir. Aklı başında olan herhangi bir insan, bu Ermeni iddialarını savunabilir mi? Osmanlılara ihanet eden ve azınlıkta kalan halk olarak devrime kalkışan; dersini alınca, Müslümanlara ağalık yapmak için dış ülkelerin kendilerini korumalarını isteyen Ermenileri kim haklı görebilir?

Ancak King-Crane Komisyonu Ermenilerin bir devlete ve bu devletin de vatan topraklarına sahip olması gerektiğini kabul ediyordu:

Yeni devletin toprakları, Rusya Ermenistanı ve Rusların 19161917 yılları arasında elinde tuttuğu Trabzon, Erzurum, Bitlis ve Van şehirlerinin bir kısmıyla sınırlı olmalıdır.
Hovanisyan, Komisyon'un Rusların kısa bir süre için Osmanlılar'dan aldığı toprakları neden Ermenistan'a eklediğini açıklamıyor.

King-Crane Komisyonu, Ermenilerin üzerinde hak iddia ettikleri toprakların niçin onlara verilmemesi gerektiğini raporlarında şu şekilde izah ederler:

...Bütün bunlar, Ermenilerin isteklerini en iyi şekilde karşılama çabasıyla, ancak bir yandan da gerçekçi bir fırsat olarak verilmiştir. Ermeniler, her şeyi almak isteyerek tümünü kaybetme tehlikesini yaşıyorlar, (s. 332)
Bu sözler, tarihin en önemli sözlerinden biri olmalıdır. Bu sözlere rağmen, Ermeni liderleri, hala, Amerikan askerlerinin yardımı ve ABD'li vergi mükelleflerinin vergileriyle alacakları "denizden denize" toprakların hayaliyle yaşamaktadır.
Ermenistan'la ilgili, ABD'nin resmi iki tane daha istihbarat belgesi var. Birinci belge, ABD Ordu komutanlarından Emory Niles ve Arthur Sutherland tarafından düzenlenmiştir.

Niles-Sutherland Raporu

Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, Ermeni liderleri ağlayıp sızlayarak bütün Hıristiyan dünyasından Türkiye'ye gelerek kendilerini bu "korkulu Türklerden" kurtarmasını istiyorlardı. Ermeniler, Türkler tarafından öldürüldükleri ve kötü davranışlara maruz kaldıklarına dair, binlerce masal uydurmuşlardı. ABD hükümeti, bu ağlayış ve sızlanmalar karşısında, olayları tahkik etmeleri için Ordu Komutanı Emory Niles ve Arthur Sutherland'ı Doğu Anadolu'ya gönderdi. Bu iki kişiye durumu yerinde öğrenmek ve günlük belgeler bulmak görevi verilmişti. Niles ve Sutherland bölgeyi baştan başa dolaşarak dini ve etnik kimliklerini bir kenara koyup gördüklerini ve duyduklarını kaleme aldılar. Bu iki adam Müslüman Türklerle Hıristiyan Ermenilerin yaşadıkları dehşet hakkında karar verdiler. Onlara göre, gerçek azabı çekenler Müslüman Türklerdi.

Bu rapor niçin gizli tutulmuş ve sonraki tahkikat komisyonlarına niçin verilmemiştir? Bugün neden ABD arşivlerinde bu raporun ancak yarısı bulunmaktadır? Ve raporun bu bulunabilen yarısı neden "Çok farklı konulurdaki belgeler arasına saklanmış ve şans eseri, tamamen yok edilmemiştir?"

İncelemelerine ve ortaya koyduğu sorulara göre McCarthy'nin kitabının 252. oldukça ilginçtir. Harbord ve King-Crane Komisyonlarının raporları gibi, bu raporun da çok reklamı yapılmıştı. Sutherland'ın raporu, bütünüyle Harbord Raporu'na eklenmeliydi, fakat, edilmemişti. Demek ki, onun anlattıkları iktidarda olanların düşündüklerine uygun düşmüyordu. General Harbord, kendi raporunda, yüzbaşı Niles ve ekibinin Doğu Anadolu'da Harbord Komisyonu'nun gidemediği yerlere gittiğinden bahsetmektedir. Fakat Harbord, Niles'ın yazdıklarını tamamen tersine çevirmektedir. Harbord'un ve King-Crane'in raporları, bölgeye gidilmese de, Van ve Bitlis vilayetlerindeki durumu bütün teferruatı ile tasvir etmektedir. Türk bakış açısından ve tanık ifadelerinden çok az yararlanılmıştır. Elbette ki, Harbord Raporu sadece Ermeni bakış açısını açıklıyordu. Bu yüzden doğru raporda, Türklerin düşündükleri ile benzerlik sırf rastlantı karakteri taşıyordu.

Niles ve Sutherland'in rapor yazma metodu, sadece gördüklerini hiçbir yorum eklemeden kaleme almak şeklinde idi. Onlar, Doğu Anadolu'nun derinliklerine doğru gittikçe bu rapor hazırlama metodunu değiştirdiler. Müslüman Türklerle, Hıristiyan Ermenilere olan bakışları tipik Batı Hıristiyan bakış açısı olarak isimlendirilen açıdan oldu.

Bu değişikliğe rağmen, onların hazırladıkları rapora bir göz atalım:

Bu geniş bölgede (Van-Bitlis-Doğu Beyazıt arası) bize, burada olan zarar ve yıkım Ermeniler yüzünen gerçekleşmiştir, diye bilgi verildi. Rus ordusu geri çekildikten sonra, orada kalmış bulunan Ermeniler, Türk Ordusu saldırıya başladığı zaman, Müslüman Türklere ait olan her şeyi darmadağın etmişler. Bundan başka, bize sunulan her açıklamada, Ermeniler, öldürme, tecavüz, hırsızlık, gaspgibi her türlü korkunç davranışta bulunuyorlar. Önceleri, bu söylenenlere biz de inanmıyorduk. Fakat daha sonra inanmak zorunda kaldık. Çünkü, tanıklıklar tamamen anonimdi ve ispata yetecek kanıtlar getiriliyordu. Mesela, gördüğümüz kilise ve evlerin üzerindeki işlemelere göre Bitlis ve Van şehirlerinde ayakta kalan binaların tümü Ermenilere ait olan binalar ve mahallelerdi. Müslümanlara ait binalar ve mahalleler tamamen yakılıp yıkılmıştı. Ermenilere ait olduğu söylenen köyler, bütünüyle yerlerinde olmasına rağmen, Türk köyleri yağmalanmış ve yerle bir edilmiştir.
Niles ve Sutherland raporlarını şöyle bitirirler. "Biz, Ermenilerin, Türklerin Ermenilere karşı işledikleri suçlardan daha çok suçlu olduklarına inanıyoruz."

McCarthy bu sözler için şunları yazar:

Elbette, böyle olmalıydı. Fark açıktır ki, bu raporu hazırlayanlar, Ermenilerin işledikleri suçları gözleriyle görmüşler, Türklerin işledikleri suçları ise, varsa, görmemişlerdir. Suçlamanın biri şahitliğe dayanırken, diğeri dedikodulara dayanmaktadır. Bu yüzden onların gözleri ile gördükleri çok daha inandırıcıdır. Kendileri istemeseler de, onlar, Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiş şeytani emeller hakkında rapor vermişlerdir.

Türkler Ermenileri Anadolu'dan kovduktan sonra, Niles ve Sutherland, kaçıp giden Ermenilerin yolları üzerindeki bütün köy ve kasabaları harabeye çevirdiklerini görmüşler. Eminim ki, Niles ve Sutherland'ın elde ettiği en tutarlı bilgiler ve belgelerden birisi, Ermeni katliamlarından önceki Anadolu'da yaşayan Müslümanlar ve Ermeniler Anadolu'dan kaçıp gittikten sonra sağ kalmış Müslümanlardı. Mesela, Van ve Bitlis şehirlerinde yaşayan Müslümanların sadece %10'u sağ kalmıştı. Demek ki, Müslüman halk ile birlikte onların sosyal kurumlarının, evlerinin ve ibadet yerlerinin hepsi, Ermeniler tarafından mahvedilmişti. Niles ve Sutherland, Ermenilerin kontrol ettiği nereye gittilerse aynı manzara ile karşılaştılar. Ancak, farklı olarak, Ermeni köylerine hiç dokunulmamıştı.

Bu Amerikan raporu sonuç bölümünde şunları yazmaktadır:

... Toprağın üzerinde görmüş bulunduğumuz, maddi kanıtlar bizi şöyle bir gerçeğe getirdi ki; biricisi, Ermeniler, özel bir gaddarlıkla geniş bir bölge içerisinde Müslümanları öldürmüşler, ikincisi şehirlere ve köylere girmiş asker kaçaklarının sorumluluğu Ermenilere aittir, bunların öldürdüklerinin ve yakıp yıktıklarının sorumluluğunu Ermeniler taşımaktadır... Sonuçta, Türkiye'nin, olaylardan önceki nüfusunun dörtte biri sağ kalmış, ülke tamamen harabeye çevrilmiştir." diyorlar.

Tarihçi Justin McCarthy ise şu sonuca varıyor:

Ölü sayısı dünyada yaşanan -30 yıl savaşları ve Veba salgını gibi-pek çok afet ve savaşın çok ötesinde. Tabii ölümler sadece Müslüman tarafından olmadı. Ermenilerin verdirdiği kayıpları da göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Ancak dünya sadece acı çeken Ermenilerden haberdardır. Artık dünyanın, Doğunun zulüm gören Müslümanlarından haberdar olmasının zamanıdır. Müslümanlar çok büyük sayılarda katliama uğradılar ya da açlık ve hastalıklardan öldüler.

Harbord Raporu

ABD, ikinci bir tahkikat daha yaptırmıştır. General James G. Harbord'un başkanlık yaptığı Ermenistan'daki askeri grup, Haziran 1919 da Henry Morgenthau'nun girişimiyle kuruldu ve Türkiye Ermenistanı göçmenlerinin geri getirilmesi ve hukuklarının korunması işi General Harbord'a havale edildi. Başkan Hubert Hoover, bu teşebbüsün karşısında olduğu için bu tayine para ayrılmadığından, Albay U. N. Haskell göç ettirilme ile değil, Müttefiklerin Başkomiseri gibi Ermenistan'a yardım faaliyetlerinin koordinasyonu ile görevlendirildi. Sonra, Hoover, yeni Ermeni Devletinin kurulması ile ilgili olarak başarılı göç ettirme ve ekonomik sorunlara yönelik önlemlerle ilgili olarak başkanlığın Harbord'a verilmesine, izin verdi ve Morgenthau'nun gönlünü aldı.8 Askeri komisyona dört Amerikalı Ermeni askeri şahıs da dahil edildi.

Bu askeri göreve alındıktan sonra Ermani ajanlar Amerika'da eğitim almaya gönderildi. Bu göreve kamuoyunda geniş yer verildi. Ortaya "Bu operasyonun Ermenistan'ın kaderini belirleyeceği ve Amerika'nın mandası altında Harbord'un başkan yapılacağı" iddiası atıldı. Ermeni taraflı gazeteler, bu konuda önemli rol oynadı.

Ermeni bağımsızlığı, Amerikan komitesi göreve en iyi dileklerini sunarak Ermeni sorununa ve ardından uzun uzun acı çekmiş değerli halkının hakettiği, farkındalığa hızlı çözüm bulma arayışına girdi.
Fakat, işin içinde, karargahı İstanbul'da olan Amiral Bristol vardı.

Hovanisyan şunları yazıyor:

Bu komisyona inanmamak için Bristol'ün çeşitli sebepleri vardı. Maksatları daha çok lanetlenmek değil, övülmek olan Türk milliyetçilerinin her bir darbesini dikkate almak gerekirdi. Amiral Bristol "Haskell ve Harbord'a verilmiş yetkiler, Ermenilerle doğru ve düzgün olmayan ilişki kurmayı gerektiriyor ve böylece Müslümanlar bundan büyük rahatsızlık duyuyorlar" diye şikayetlerini dile getiriyordu. O, Harbord'u, gerekli ve doğru araştırma yapmaktan başka ilişkiye gerek olmadığına inandırmaya çalışıyordu.

Tarih, Amiral Bristol'ü haklı çıkarmıştır. Bugünkü Türkiye, milliyetçi hareketin sonucudur. Amerika kenara çekilirse iyi olur. Çünkü, Ermenistan onları durdurmaya çalışsa da, Türk milliyetçileri bağımsızlık uğrunda savaştılar ve kazandılar.
Askeri Komisyon, Osmanlı İmparatorluğu'na ulaştığında ikiye bölündü. Harbord'un başkanlığı altında toprak bölümü ve bir ay sonra Ba-tum'da başlayacak Harhard'ın başkanlığındaki deniz bölümü. "Bin milden fazla yol kat etmesi gereken Harbord'un grubu, demir yolundan, otomobillerden, faytonlardan ve hatta atlardan yararlanarak tahminen istenilen zamanda hedefine ulaştı, (s. 338)
Sadece bu askeri komisyon zamanı, Hovanisyan'ın bastırttığı Amerikalı şahitlerin ifadeleri ispat ediyor ki, 1915 yılında Ermenilerin tek taraflı öldürülmeleri veya soykırıma uğramaları kesinlikle olmamıştır. Bu söylediklerimin arkasında bir çok Amerikalının şahitliği durmaktadır. Genel olarak bakıldığında, onlar ispat ediyorlar ki, isyana başladıktan sonra, Osmanlı savaş bölgelerinden göç ettirildiklerinde Ermeniler sağ salim idiler. Yollarda, elbette kötü niyetliler olmuş, bu yüzden epey insan ölmüştür. Fakat, bu ölüm olayları, Türklere olduğu kadar, Ermenilere ve Kürtlere de şamil edilmelidir. Bu durum, Ermenilerin iddia ettiği gibi bir soykırımın olmadığını kesinlikle göstermektedir.

Bazı şahit ifadelerine bir göz atalım:

Konya'da bulunan Amerika'nın yardım müdürü Mary Kushman verdiği bilgiye göre, 1915 yılında yarım milyon kadar göçmen şehirden geçip gitmiş ve o, birkaç yüz Ermeni yetimini kendi bakımı altına almıştır, (s. 338)

Göçmenler genel olarak Suriye'nin Halep şehrine gönderiliyordu. Suriye'nin Amerikalı Konsolosu Jesse B. Jackson "güneye göndilmiş bir milyon Ermeni'nin yüz bine yakını Mezopotamya topraklarında dağınık olarak yaşıyorlar" diyor.
Konya şehrinden geçip giden 500.000 göçmen vardı ve Halep şehrine geldiklerinde bu rakam bir milyona çıkmıştır. Her halde o sıkıntı ve azap içinde yarım milyonluk artış göstermişler. (! )

Harput, Ermeni yaylasındaki en büyük yardım yeriydi. Üç binden çok yetim o zaman terk edilmiş Dicle Koleji'ne ve daha 20 konuta yerleştirilmişti. Doktor Henri H. Riggz ve onun yardımcıları Leyan Harputluyan ve doktor Mikayel Hakakyan bilgi verirlerken, Harput'ta bulunan 175.000 Ermeniden 25.000'inin yerlerinden kıpırdatılmadıklarını söylediler" (s. 341)
Harput'un güney batısındaki Malatya şehrinde yaşayan 12.000 Ermeniden 1000 kadarının yaşadığı komisyon tarafından açığa çıkarılmıştır, (s. 342)

Şimdi ise Ermenistan'da yaşayan, nefes alan Ermenilerin genel sayısı 1.528.000'dir.
Eserinin birinci cildinde Hovanisyan, "Osmanlı İmparatorluğu'nun tümünde 2 milyon Ermeni vardı" diyor. Halbuki, Osmanlı'nın vergi raporları Ermenilerin 1.300.000 olduğunu gösteriyor. Bu rakam, kendi eserlerinde Ermenilerin sayısını 1 milyon olarak gösteren Avrupa kaynaklarına uygun gelmektedir. Savaş bölgelerinin dışında olan İstanbul, İzmir ve diğer şehirlerdeki Ermenilerden bir kişi bile göç ettirilmemiştir. Ermeni tarihçisinin kendi hesaplamalarına dayanarak kolaylıkla söyleyebiliriz ki, soykırıma uğramak için 1,5 milyon Ermeninin olması asla mümkün değildir. Onlara göre, göç ettirilen tüm Ermeniler soykırım kurbanıdır. Böyle olsa bile, bir milyon beş yüz bin Ermeni göç ettirilmemişti ve göç ettirmek, soykırım demek değildir.

Bu hesapların doğrusu, ABD'deki Ermeni Devrimci Federasyonunun elinde ve Erivan arşivlerindedir. Son yirmi yıldır, Osmanlı arşivleri bütünüyle tarihçilere açılmıştır. Genel olarak olanları açığa çıkarmak isteyen insan, Çar Rusyası, Sovyet Rusyası, İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika ve diğer ülkelerdeki belgeleri de araştırmalıdır. Hiçbir art niyet taşımadan, sadece ilim namusu ile çalışan bir insan, belgelerin tümünü inceledikten sonra çok açık olarak dünya savaşında yalnız kendini korumak için mücadele eden Türklere, düşman olan Osmanlı Ermenileri, hainlik ve arkadan darbe vurma yolunu tutunca, Osmanlı imparatorluğu bütün Ermenileri savaş bölgesinden göç ettirmeye mecbur olmuştur. (Suriye'ye, Kuzey Irak'a ve Kafkasya'ya) Raporlar ve yazılı emirler, göç ettirilme zamanı Osmanlı liderleri Ermenileri korumak için büyük çaba gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden 1915 ve 1916 yıllarında olanlar, hiçbir zaman soykırım olarak isimlendirilemez.

Bütün bunların dışında, Ermenilerin iddia ettiği soykırımın olmadığını gösteren daha çok şahit ifadeleri ve binlerce belge vardır. O dönemdeki Osmanlı vergi kayıtları, ülke genelinde bir milyon üç yüz Ermeninin yaşadığını gösteriyor. Ermeni Kilisesi soykırım iddialarının olduğu dönemde 1.1 milyon Ermeninin yaşadığını belirtmektedir.
Harbord Türklerin lideri M. Kemal ile uzun süreli bir görüşme yapmıştı. Harbord, Ermenilerden yana rahatsız olduğunu bildirdiğinde, M. Kemal, Hıristiyanlara karşı herhangi bir kinli ilişkiyi kabul etmedi ve savaş döneminin bütün katliamlarını lanetledi ve zorlamanın hükümetin içinde yer alan küçük bir komitenin işi olduğunu söyledi. Diğer tarafta Yunan zorlamaları İzmir'de Müttefik donanmasının desteği altında oluyor, Erivan'da ise Ermeniler, yerli Müslüman halkı, kanlı vahşilik içinde kırıp döküyorlar, diye ekledi, (s. 343)

Tarih Mustafa Kemal'in doğru söylediğini ispat etmiştir.
Harbord Komisyonu Sivas'a vardığında daha çok Ermeninin Sivas'da bulunduğunu tespit etti. Harbord, 10 bin Ermeninin şehirde kaldığını, 10 bin tanesinin de başka şehirlerden göç etttiğini öğrendi. Sayı şimdi 1,548,000 oldu. Tabii, bu sayıya Rusya Ermenistanından kaçan yüzbin-lerce Ermeni dahil değildi.

Harbord'un Komisyonu göçmenlerin sayısının 1.548.000 olduğunu hesapladı, (s. 344) Buna, savaş öncesinde ve savaş sırasında Rusya Ermenistanı'na göç eden 400.000'e yakın Ermeniyi de ekleyin, Hovanisyan kitabının birici cildinin 295. sayfasında, Güney Kafkasya'ya (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'a) yerleşen 500.000 Ermeni olduğunu yazmış. Bu da Osmanlı'nın kendi ülkesinden kovduğu Ermenilerin sayısını, kendi istekleri ile Rusya Ermenistanı'na gidenler hariç olmak üzere 2.058.000'e yükseltir. Hovanisyan, birinci cildin sekizinci sayfasında, Osmanlı topraklarında 2 milyon Ermeni olduğunu iddia ediyor. Peki, kabul edelim. O zaman, bugünkü Ermenilerin iddia ettiği bir milyon beş yüz bin Ermeni nasıl soykırıma uğratılabildi?

Amiral Bristol'un Doktor James L. Barton'a yazdığı 28 Mart 1921 tarihli mektubuna bir bakalım:

Türklerin Kafkasya'da binlerce Ermeni'yi katlettikleri hakkındaki raporların ABD'de yayıldığını biliyorum. Böyle haberler o kadar çok yayılmaktadır ki, sonuçta, üzüntüden yüreğim kan ağlıyor. Ortadoğu bölümünün Yarrow'dan ve bizim kendi adamlarımızdan aldığı bilgiler, Ermenilerin verdiği bilgilerin tamamıyla yalan ve sahte olduğunu açık olarak gösteriyor. ABD'de böyle yalan ve sahte bilgilerin hiçbir düzeltme yapılmadan verilmesi ve yayılması, zorlama bir iş yapma eğilimidir. Bizim Kars ve Aleksandropol'daki adamlarımızdan ve Yarrow gibi adamlardan aldığımız bilgilerden başka benim elimde kendi istihbarat birimimin raporları da var. Bunlardan anlıyorum ve biliyorum ki, Ermenilerin söylediği her şey yalandan ibarettir.
Erzurum'a giden ABD Askeri Komisyonu, Vali Reşat Bey ve 11. Ordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa tarafından törenle karşılandı. Karabekir Paşa, gelen misafirleri strateji yönünden gerekli olan bir eve götürdü. İki büyük binanın yakılıp yıkılmış döküntülerini misafirlerine gösteren Paşa "Ermenilenr bu iki binaya 1000 Türkü doldurdular ve diri diri yaktılar" dedi. Karabekir "Ermeni gaddarlığı bugün de azalmamıştır. Bu yakın zamanda yardımsız 40.000 Müslüman Türkü evlerinden, yurtlarından kovdular, bir çoğunu öldürdüler, onları evsiz, ocaksız bıraktılar." diye ekledi. (S. 345)

Kars Ermeni yönetiminde olduğu zaman oraya giden Harbord'un neler düşündüğüne dikkat edin; Ermeni liderleri Amerikalılara sadece kendi göstermek istedikleri yerleri gösteriyorlardı:

Ayrılık sırasında Amerikan askeri komisyonuna, Kafkas misafirperverliğine layık bir saygıyla, şarkılı, türkülü, rakslı, sağlıklar ve konuşmalar yapılan bir ziyafet verildi. Fakat, Karabekir'in anlattıklarını yeni haber alan, Hasan Kale ve Horasan'da binlerce Müslüman göçmeni gören Harbord, üç-dört saatlik ziyafetin daha geniş ve derin tahkikat yapılmasını engellediğini düşündü, (s. 346)

Harbord'un grubu Erivan'a varınca, Ermenilerin zenginliği grubun dikkatinden kaçmadı:

Türkiye'de Müslüman inancı ile uzun uzadıya ilişkilerimizden sonra, Hıristiyan Ermenilerinin arasında olmak, bize belli bir rahatlık duygusu veren aydınlık getirdi, (s. 347)

Harbord yaptığı incelemelerin sonucunda, raporunu Paris barış görüşmelerine katılan Amerikan temsilci heyetine verdi. Beyaz Saray, o raporu geri gönderdiği için, rapor, hiç kimse için, hiçbir zaman bir değer ifade etmeyecekti. Yalnız 1922 yılı görüşmeleri için ABD Senatosu o raporu istedi. Burada açığa çıktı ki, Harbord, raporunun bir bölümüne "Ermeniler de Yahudiler gibi, hiçbir zaman aralarına diğer ırkları kabul etmiyorlar, kan dökmekte ve gaddarlıkta onlar önde gidiyorlar ve olaylarda hiç de suçsuz değiller" diye bir not düşmüş.

Amerikan senatosunun bazı üyeleri tam bu yıllarda ABD'nin içinde yer aldığı Paris Barış Konferansının çalışmalarına ve Birleşmiş Milletler kurulması yolundaki çalışmalara karşı çıkıyorlardı.
Birleşmiş Silletler ve Barış gücüne karşı olan senato liderleri senatoya Avrupanın çıkar anlaşması Monroe'yu diriltecek gizli antlaşmalardan uzak durmayı öneriyordu.

İngiliz ve Fransızlar, eski Alman kolonileriyle kendilerini mükafatlandırdılar. Böylelikle Amerika'ya mali sıkıntılarla boğuşan, askeri sorunlar içerisindeki Ermenistan kaldı. Bir yandan da Amerikalılar -hiç savaşmamış olmalarına rağmen- Türkleri himayeleri altına almaya çalışıyorlardı.

Senatör William King

Müttefiklere ve dost devletlere başvurarak onları Ermeni halkının özgürlüğüne, yeniden gelişmesine yardım etmeleri için çalışmalar yapmaları hususunda heveslendirmeye, Türkleri Ermeni vilayetlerini boşaltmaya mecbur etmeye, kendi hükümetini kurması ve topraklarında yönetimini yerleştirmesi için Ermenistan'a silah ve teçhizat vermeye çağıran bir kararı kongreye takdim etti. (s. 372)

Amerika'da bulunan maaşlı Ermeni ajanları bu kararın kabul edilmesi için hemen faaliyete başladılar. Ermenistan'ın bağımsızlığı uğrunda Amerika Komitesi ise Wilson'un kişisel dostu John Sharp Williams ve senatoda etkili olan Henry Cabot Lodge ve senatonun Dış İlişkiler Komisyonu aracılığı ile gerçek partizan gayretlerini gösteriyordu, (s. 373)
Bu kararı ilk inceleyen de Lodge'un Dış İlişkiler bölümü olacaktı. Bu zaman zarfında ABD'nin İstanbul'daki Başkomiseri Amiral Bristol, bu işle ilgili bütün resmi şahıslara kendi görüşlerini aktararak Ermenistan'da ya da Türkiye'de ABD'nin küçük bir askeri birliğinin bile kalmaması için çalışıyordu.

İngilizler, Amerika'yı Ermenistan'a girmeye ikna etmekle Müslüman dünyasının nefretini kazanması için çalışıyordu. Fakat, Avrupa devletleri Türkiye ile bir savaş yaptıkları ve şimdiki durumun ortaya çıkmasına fiilen katıldıklarından dolayı kendileri askeri operasyonların bitirilmesini sağlayamadılar. Eğer ABD; Ermenistan'a bir asker gönderirse, arkasında yüz elli bin asker göndermek için hazır olacaktı. Böyle bir adımı atmanın sorumluluğu o kadar büyüktü ki, ne sentimentalizm, ne de binlerce Ermeni'nin açlık çekmesi ortaya çıkacak sonraki zorlukları bizlere unutturma-malıdır. (s. 376)

ABD senatosunun komisyonu bu kararı görüşürken Ermenilerin bir temsilciler heyeti New York'a geldi.
Gelen bu grubun esas görevi, Amerika'nın ekonomik ve siyasi desteğini kazanmaktı. O grup, hem insan gücü, hem de teknik anlayışları ile, yeni bağımsız ülkenin gelişmesi için iş bitirici önemi olan parçalanmış Ermeni Amerikalıları bir yere toplam maksadı da taşıyordu, (s. 383)

Bu gruba eski başbakan Hovannes Kaçaznuni başkanlık yapıyordu. 10 Ekim günü komisyonun önüne çıktılar. Eski başbakan, komisyona bilgi vermeye çalışırken, komisyon üyelerinin sorularını da cevaplandırıyordu. Kaçaznuni yardımın, ülkeye sermaye olarak gelmesini istediklerini beyan etti. "Bizim iki garantimiz vardır. Birincisi Ermenistan doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülkedir. İkincisi ise, Ermeni halkı çilekeş ve kanatkardır, borçlarını her zaman öder." (s. 383-384)

Eski başbakan burada söylediği yalanlar için suçludur. Çünkü; Ermenistan'ın hiçbir doğal zenginliği yoktur ve Ermeniler aldıkları borçların en küçük parçasını dahi hiç ödememişlerdir.
Ermenistan ABD hükümetine 1918 yılından bu yana milyonlarca dolar borçlanmıştır. Ermeniler Amerikalılara 1 cent dahi geri ödememiştir ve ödemeyi de reddetmektedirler. Öte taraftar daha çok para için yalvarmaktadırlar.

28 Mart 1921 yılında Amiral Bristol, Ermeni borçları için doktor Barton'a yazdığı mektupta şunları kaydetmiştir:

Sizin mektubunuzdan, Ermanistan'a borç para verileceğini öğrendiğimde, gerçekten çok üzüldüm. Biz daha önce Ermenistan'a elli milyon dolardan fazla para verdik, o para kayboldu gitti. Ermenistan'a böyle borçlar verilmemesini zamanında teklif ediyorum. Yeni borç verilmesi, sadece temiz parayı pis işlere sarf etmek demektir.

Ermenistan, temsilci heyetinden bir sonuç alamayacağını anlayınca, Paris barış görüşmeleri temsilci heyetinin başkanı General Yakov Bagratunin'i de ABD'ye gönderme kararı aldı.
Ona, ABD'den askeri yardım istemek, eğer izin verilirse Ermeni-Amerikan seferberlik birliği kurmak ve Amerika talimatname ve tekniklerini Ermeni ordusunun yeniden kurulması işine katmak yetkileri verildi, (s. 383)

Elbette, bu yardımlar için gereken parayı, Amerika vergi ödeyenlerinin ödeyeceğini Hovanisyan kaydetmiştir.
Daha açık bir şekilde söylersek, önce Osmanlı İmparatorluğu'na, arkasından Gürcistan'a, sonra Azerbaycan'a birbiri ardınca savaş açan ve kaybeden Ermeniler, dördüncü savaşı açmak için ABD'nin ekonomik ve siyasi yardımına ihtiyaç duyuyordu.
Askeri heyet Kasım'ın 22'sinde 6 hafta önce Kachaznunki'ne benzer coşkulu bir kalabalık tarafından karşılandı. Mutlu bir kalabalık, neşeli bir karşılama komitesi, okul çocukları tarafından getirilen çiçekler, dalgalanan bayraklar, 5. Bulvar boyunca yapılan atlı arabalı geçit töreni... Hollanda Evi'nde Ermeni izciler ve Üniformalı gaziler balo salonu önünde sıralandılar. Bagratoni gençlere Ermenilerin Atası olan Hack gibi dik durmayı, göklerde süzülen Ermeni kartalı gibi olmalarını öğütlüyordu. Yaşanan duygusallık yıllardır ata yurtlarından ve sevdiklerinden haber bekleyen Amerikan-Ermenilerinin duygularının dışavurumuydu, (s. 386)
Bu kadar Ermeni gazinin Amerika'da ne işi vardı? Ermeni diktatörlerin Bağımsız Ermenistan için savaşmaya çağırdığı bir dönemde, bu kadar Ermeni neden "baba ocağı"nı terk etmişti? Yanıt 1919'da olduğu gibi 1991-2001 yılları arasında da aynıydı. 1 milyondan fazla Ermeni bu tarihler arasında ekonomini durağanlığı, yönetimin kötü olması nedeniyle "baba ocaklarını" terk ettiler.
7 Aralık'ta New York Hipodromu'nda 5000 kişilik kalabalığa hitap ederken; Ararat'ın kutsal zirvesinden, Karabağ'ın çiçeklenen yamaçlarından, Ardsakh ve Siunik'in yükselen dağları ve derin vadilerinden, Araces ananın yeşil kıyılarından, Sevan'ın sularından, Ani ve Duin'in yıkıntılarından, Eçmiadzin ana katedralinden ve büyüleyici Haghpat, Tatev ve Gandzasar manastırlarından selam getirdi. Artık çar, şah, ya da sultan yoktu, Bu kutsal toprak tamamen Ermenilerindi. Ermeni toprağında artık ermeni bayrağı dalgalanıyor.

Bayrağı duyuyor musunuz:

"Çektikleri tüm acılara rağmen Ermeniler merhamet dilemedi. Asıl topraklarını koruyup ülkelerini Van, Maraş, Erzurum, ve diğer tarihi bölgelere genişletmenin yolunu aradılar." Buraları isterken çekinmedik. "Çünkü Dünya Savaşındaki rolümüz korkmadan sıkılmadan bu toprakları büyük güçlerden önce talep etmemizi sağlıyordu." (s. 387)

Kachaznuni pek çok bölgenin adını saydı. Tek sorun hepsinin başkalarına ait olmasında. Ermeniler 3 bin yıl boyunca hiçbir toprak parçasına sahip olmadılar. Bugünse birdenbire tarihin çöplüğünden fırlayıp bedelsiz olarak "tarihi yurtları"nı geri istiyorlar.
Kachaznuni Ermenilerin "merhamet dilemediğini" belirtti. İstenilen sadece "geçici yardım"dı.

Birileri çıkıp sormalı:

Bu "geçici yardım" ne kadar sürer? 83 yıldan fazla geçmiş olmasına rağmen Ermeniler hala "geçici yardım" istiyorlar ve bir süre daha isteyecek gibi gözüküyorlar.

Aynı sırada Bagratuni de askeri alanda "geçici yardım" için yalvarmaktaydı. Savunma Bakanı'na "Ermeni ordusunun yapısını, derincini, ihtiyacını ve potansiyelini ortaya koyann, kendi silah ve malzemeleriyle Rusya ve Türkiye sınırında kalan toprakların ele geçirilmelerini" kapsayan memorandum sundu.

Bagratuni Amerikan-Ermenilerden oluşan gönüllü birlikleri eğitmenin, Ermenistan'a teknik danışman ve eğitimci yollamanın Amerika için fazla yük olmayacağını savundu.
Özetlemek gerekirse ilk önce Osmanlılara, sonra Gürcistan'a, ardından da Azerbaycan'a üç savaş kaybedince, dördüncü savaş için yardım almaları gerektiğini anladılar.
ABD başkan yardımcısı Robert Lansinq "Hala, formal yönden tanınmamış bir hükümete yardım yapılmaması hakkındaki kanuna dayanarak ısrarını sürdürüyordu." (s. 388) Başkan Yardımcısı, Ermenistan'ın resmen tanınmasına da karşı çıkıyordu.

Eğer tanınma gerçekleşseydi, aşağıda göstereceğimiz şeylerin hepsi olacaktı:

... Silahlanma işine gelince, Ermeniler Polonyalılar ile benzer özellikler taşımıyorlar. Polonyalılara ABD'de gönüllüler lejyonu kurmaya ve donatmaya izin verilmişti. Bu izin, savaş şartları içerisinde verilmişti ve yalnız ABD Polonya hükümetini tanıdıktan sonra yürürlüğe girmişti. Ne kadar Lahsinq kendi görevini yapıyordu ise de, O, bunu yaparken Ermenistan'ın tanınmasını da engelliyordu. O, ABD başkanı tarafından da destekleniyordu. Yaptıkları bütün baş vurulara açık bir cevap alamayan Ermeniler resmi ve gayri resmi kapıları çalmaya devam ediyorlardı. Ermenilere karşı duyulan pişmanlık hislerine ABD kongresi de katıldı. " (s. 388)

Ermeni liderlere her şey geç ulaşıyordu. Hayır cevabını kabul etmekten kaçınıyorlardı. Onlar, Polonya örneğini öne sürdüler. Fakat, bu örnekteki bir noktayı dikkatlerinden kaçırdılar. Polonyalılar, ABD yaşayan soydaşları arasından gönüllü savaşçılar toplarlarken Polonya'da savaş hala devam ediyordu. Ermeni-Amerikalılar ise, savaş bittikten sonra gönüllü toplamak istiyorlardı.
Bir grup Amerikan-Ermeni yardım toplamak amacıyla "Açlıktan kıvranan Ermenileri konu alan filmler ve posterler hazırladılar. Her ne kadar iyi çalışılmışsa da, bu çalışma Ermenilerin özgüvenini sarsmakla kalmadı, aynı zamanda ümitsiz ve yardıma muhtaç insanlar imgesi ciddi politik sorunlar doğurdu." (s. 394)

Ermeniler kamuoyuna iki farklı imaj sunuyorlardı:

Bir tarafta karşılıksız yardımlar, diğer tarafta güçlü devlet imajı. Doğal olarak bu kampanya geri tepti.
Ermeni konuklarının yardım için ricalarına ABD yalnız devamlı insani yardım edeceğini söyleyerek cevap verdi. Ermenistan'ın siyasi olarak tanınması gerçekleşmediği için Hovannes Kaçazu-ni'nin özel borçlar ve hükümet kredisi almak için gösterdiği çabalar da ciddi surette zorlaştı. Polonya, Çekoslovakya, Latviya, Lit-vanya, Estonya ve diğer yeni özgürlüklerine kavuşmuş ülkeler ile karşılaştırıldığında, mesela Ermenistan'a 823.000 ton miktarında yardım verildi. Tanınma henüz gerçekleşmediği için, Ermenistan sadece insani yardımlar almak zorunda kaldı. (s. 397)

"İnsani yardımı kabul etmek zorunda kaldı." Hıristiyan milletlerin yaşadığı her yerde Ermenilerin maaşlı ajanları, iş yaparak, bu türlü serbest yardım topluyorlardı. Yukarıda adları verilmiş yeni ülkelerin hiçbiri, komşularının topraklarını işgal etmek istemiyorlardı. Bu yüzden bile, Ermenistan bu yeni ülkeler ile aynı ölçü ile ölçülemezdi.
Nihayet Ermeniler ABD'nin resmi tutumunda bir değişiklik olmayacağını anlayınca bu sefer duygu sömürüsü yapmaya başladılar. Ermenilerin iddiası "yaklaşan ağır kış koşullarında nüfusun yalnızca %25'inin rahat edebileceği"ydi. Amerika Tarım Bakanlığı karşılığı alınmak koşuluyla buğday vermeyi kabul etti. Buna benzer dini, etnik, kişisel pek çok istek Beyaz Saray'a, Kongre'ye ve hükümete adeta yağdı.
Ermeni ajanları bu tarz kampanyaları yaratıp devlet organlarını yönlendirmede oldukça başarılıydılar.

Resmi yardım için yalvarmaya başladıklarında Ermeniler tartışılmaz bir gerçekle karşılaşıyorlardı:

Ermenistan resmen tanınmadığı için ABD Kongresi yardım edemezdi. Kamuoyunda yarattıkları olumlu hava ve halk desteği gerçeği değiştirmeye yardımcı olamazdı.
ABD'nin bu tutumunda bir değişiklik olmayacağı anlaşılınca bu kez ABD'nin vergi ödeyenlerinden borç almaya karar verdiler.
Ermeni sorununa siyasi hareket yönünden devamlı kaçınan Wilson, yardım programını destekledi. 14 Kasım'da ABD Senatosu kredi ve diğer operasyonlar karşılığı 35 bin ton buğday satılmasına izin verdi. (s. 401)

Ocak 1920'de Kachaznuni Ermenistan adına ABD'yle bir antlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre o yılın Haziran ayından başlayarak %5 faizle 6 aylık kredi Ermenilere verilecekti. Bu kredi sadece un ve yerel dağıtım masraflarını karşıladığı için NER nakliyat ve sigorta masraflarını üstleniyordu.

Sonuçta Ermenistan, on altı tonu kredi ile ödenen, yirmi sekiz milyonluk erzak, on iki milyon dolar ise nakit yardım parası aldı. Bu on altı milyon borcun ilk geri ödeme tarihi 1920 yılının temmuz ayına denk geliyordu. Gün geldiğinde Ermenistan bir kuruş bile ödemedi. Amiral Bristol'un yazdığı gibi, Ermenistan gönüllü bir şekilde Rusya ile birleştikten ve Komünist sisteme dahil olduktan sonra ABD'ye birkaç ay önce vaat ettikleri borçlarının hepsini ödemekten vazgeçtiler.

Ermenilerin Wall Street Journal'in şöyle bir gözlemini anlamaları için hiçbir açıklayıcıya ihtiyaçları yoktur. Savaştan ve açlıktan çıkmış her millet, kendi varlığını ispat etmek için, var olmaya layık olan kişiliğini gösterir, (s. 403)

Ermeni liderlerin gösterdiği tek yön, kendi halklarını yönetmeye kadir olmamalarıdır. Millet inşa etmek Ermeni kültürünün bir parçası değildir. Millet inşa etmek Ermeniler için yabancı bir ideoloji olduğu için, Ermenistan 1992 yılında Azerbaycan'a saldırmış, yabancıların silahları ile Azerbaycan topraklarının %20'sini işgal etmiş, 1 milyon kişiden fazla Azerbaycan halkının etnik temizliğini yapmıştır. Ermeni ırkçılığı, çağdaş bir millet yaratmak gibi asil ülküye karşı galip gelmiştir.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron