Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermenistan Korumasız Müslüman Köylerine Saldırıyor

Ermeni Gaddarlığı

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermenistan Korumasız Müslüman Köylerine Saldırıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:21

Ermeni Gaddarlığı

Ermenistan Kendi Ülkesindeki Müslümanlara Yardım Etmiyor ve Korumasız Müslüman Köylerine Saldırarak Terör Saçıyor
Güney Kafkasya ülkelerinin en büyüğü, halkı en çok olanı ve en renklisi Azerbaycan'dı.

Her zaman olduğu gibi, Ermeniler bu komşusunun topraklarına daha fazla saldırmışlar ve topraklarını gasp etmişlerdir.
1919 yılında Avrupalılar ve Ermeniler Azerbaycan hakkında çok az şey bilirler, bazı gazetelerde Azerbaycan'dan bahsedilirse, onun hakkında aleyhine sözler ederler, onları ya Tartar ya da Tatar olarak adlandırır, Azerbaycanlıların geri kalmış Müslüman fanatikleri olduğu ve Türk planı uyarınca Ermenileri kırıp öldürdükleri hakkında düşünceler ileri sürerlerdi, (s. 173)
Söylemeye hiç gerek yok ki, maaşlı Ermeni ajanları, bu dedikoduları bütün Avrupa'ya ve Hıristiyan dünyasına yaymışlardı.

Dipnotlarında Hovanisyan Ermenilerin bu iki komşusunun nasıl bir araya gelerek Ermenistan'a saldırdıklarını ve Ermenistan'ın Hıristiyan düşüncesini korumak için ne büyük işler yaptığı hakkında bilgi veriyor:

Ekim 1919'da Gürcü ve Azeri delegasyonları New York'lu eski Kongre üyesi Walter M. Chandler'in lobi çalışmasından, Ermenilerin kötü propagandasının yarattığı olumsuz havayı yok etmek ve Ermeni taleplerine karşı mücadele etmek için yararlandılar. Chandler "Ermenilerin düşmanca çalışmalarını dengelemek ve etkisiz kılmak" için ne gerekirse yapmaya söz verdi. (s. 174)
Eminim ki, insanlık tarihinde, Ermenistan gibi yalnız yalan konuşarak bu kadar dış yardım alan bir ülke daha olmamıştır. Bunun için harcadıkları para, aldıkları yardımın yarısından fazla olmasına rağmen, bugün de aynı şekilde çalışmaya devam etmektedirler.
Diğer yandan, Hint ordusundaki İngiliz subaylar arasında Müslümanlar için bir sempati doğmuştu. Ancak, aynı subaylar Doğu Hıristiyanları için benzer bir sempati hissetmez, Ruslara da zaten güvenmezdi. (s. 176)

Bahsi geçen İngiliz subaylarından biri olan Yüzbaşı Claude B. Stokes hakkında bakın Hovanisyan neler yazıyor:

Tahran'da ataşemiliterlik yapmış ve Asya'da hizmet etmiş bir subay olan Stokes 1919 yılının sonbaharında Bakü'de kalmış, Kasım ayında NVardrop grubuna çağrılana kadar resmi olmayan siyasi gözlemci gibi faaliyet göstermiştir. Onun şahsında Azerbaycan Hükümeti sadık bir müttefik bulmuştur. O, Azerbaycanlıların samimi bir anti-bolşevik olduklarından şüphe etmiyor ve tehlikeli olan Pantürkist ve Panislamist ideolojilerden biraz çalışma ile uzaklaştırılabileceğine inanıyordu. Bunun yolu istikrarlı ulus develtlerinin devletlerinin Büyük Brtianya desteğiyle kurulmasıydı. (s. 176)

Bu gerçek olsaydı bile, Ermeniler bunu dikkate almayacaktı. Çünkü, Ermeniler açık olarak beyan etmiştiler ki "Ermeni yükselişi, ancak ve ancak Türkleri ve Azerbaycanlıları birbirinden ayırırsak başlayacaktır." (s. 168)

Birinci Dünya Savaşı boyunca 1918 yılında, Ermenistan'da tahminen 350.000 Müslüman aç-çıplak göçmen haline getirildi. Onların üçte biri "Osmanlı sınırı boyunca evsiz-barksız dilenci gibi yaşıyorlardı."(s. 178)

Ermeni yönetimi altında olan Türk halkına karşı, yapılan insanlık dışı uygulamaları, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı sıkça protesto ediyordu. Batı Ermenilerinin çetecilerinin ortaya çıkardığı vahşiliklere karşı, Ermeni Hükümeti hiçbir önlem almıyordu. Ermeni Hükümeti acil ihtiyaçları olan insanlara, ne sağlık hizmeti veriyor, ne de barınacak bir yer gösteriyordu. Bu acil ihtiyaç sahiplerinin sayıları 15 binden fazla olmasına rağmen, bunların sadece 2.500'üne, günde bir tas çorba veriliyordu. Bulaşıcı hastalık taşıyan Ermenilerin genellikle Müslüman mahallesindeki barakalarda olması, onların hastalığı bulaştırarak mahalle sakinlerini mahvedeceğini Ermeni Sağlık Bakanlığının memurları çok iyi biliyorlardı. Buna rağmen, hastalıklı göçmenleri o mahalleye yerleştirmeye de devam ediyorlardı, (s. 178)

Bunlara bakmayan Ermeniler, Osmanlılar hakkında soykırım masalı uyduruyorlar.
1 Ağustos'ta, Azerbaycan'ın Erivan'daki temsilcisi Han Tekinski, 1918 yılı başlarında Ermenistan'daki 300'den fazla Azerbaycan köyünün yerle bir edilmesi hakkında bir açıklama yaptı. Açıklamada, Ermenilerin tek politikasının Müslüman kadın ve çocuklarını öldürmek ve bu suretle oluşacak korku ve panik yaratarak insanların topraklarını terk ederek kaçmasına yönelik olduğuna işaret ediliyordu ve ellerine silah alarak Ermeni çetelerine direnenlerin sadece meşru müdafaa yapmaya çalıştığı öne sürülüyordu. Ermenilerin güya büyük acılar çekmiş, ölüler vermiş, zavallı, masum bir halk oldukları propagandasının bir yalan olduğunu ortaya çıkarmak ve Ermenistan denilen o arazide kalacak halkları nelerin beklediğini göstermek için Azerbaycanlılar Paris Barış Anlaşması sırasında büyük bir gayretle çalışıyorlardı. 20 Ağustos'ta Azerbaycan temsilcisi Ali Merdan Topçubaşov, Kafkasya'daki etnik yapının ve toprak karakterinin terör ve korku politikası altında radikalce değişikliğe uğratıldığını, Erivan ve Kars eyaletlerinde Ermeni saldırılarının arttığını, bu saldırıların Müslüman halkı yok etmeyi ve kendi kaderini tayin prensibini bastırmak üzere yapıldığım konferans üyelerine bildiriyordu. Henüz öğrenilen bir bilgiye göre ise, altı Azerbaycan köyünün yerle bir edildiğini, erkeklerin tümünün öldürüldüğünü, kadınların Ermeni askerlere hediye edildiğini söylüyor ve Azerbaycan'ın bundan sonra bu çeşit vahşetlere seyirci kalamayacağını vurguluyordu, (s. 180)
Ancak, Ermeniler bugün soykırımdan bahsediyor. Aslında tek bir soykırım vardı, bu da Ermenilerin yapmaya kalkıştığıydı.

Ermeni tarihçi Hovanisyan tarafından belirtilen aşağıdaki gerçekleri bir okuyalım:

Müslüman köylüler topraklarını korumak için yolları ve Aras Nehri üzerindeki köprüleri tutmaya çalışınca, Ermeni milisleri ve başıbozuk çetecileri hırslarını en korumasız Müslüman yerleşimleri olan Djanfida ve Kerim-Arkb büyük köylerini cezalandırarak ve yok ederek çıkardılar. Bu operasyonun haberleri Ermeni Parlamentosu'ndaki küçük Müslüman ve Sosyal-devrimci fraksiyonun büyük kınamalarına neden oldu. 24 Ağustos'ta Arshan Kandakharyan parlamentoda İçişleri Bakanının Tatar köylerinin yağmalanıp boşaltıldığını, bu eylemlerine Ermeni sivil vatandaşlarının katıldığını ve bölgede infial ve zararlı bir atmosfer yarattığını bilip bilmediğini sordu.

Kandakharyan'ın parlamentodaki bu sorusu Azerbaycan'ın Ermenistan'a yönelik suçlamalarında sıkça alıntılanır. Eylül 1922'de Azerbaycan Dışişleri Bakanı Caferov, resmi bir notayla son programların 50 tane Müslüman yerleşim birimini yok ettiğini duyurdu. Azerbaycan'da kamuoyu ayağa kalktı ve yönetim zalimliklere karşı isyan ederek Müslümanların güvenliğinin sağlanması için çağrı yaptı. (s. 181)

Lütfen dikkat ediniz, Ermeni profesör, kendi ülkesinin, Müslümanlara yaptıklarının adını vahşet olarak koyuyor. Eğer Ermeniler Hıristiyan iseler, Türkiye'yi özür dilemeye davet etmeden önce kendilerini ve yaptıkları vahşetleri düzeltmelidirler. 1918-1920 yılları arasında Müslümanlara yaptıkları vahşetlerden dolayı özür dilemeliler ve 1992 yılında işgal ettikleri Azerbaycan topraklarını geri vermelidirler.

Müslüman petrol üreticisi ülkelerin son on yılda düzenli olarak Amerikalılara petrol fiyatlarını yükseltmelerine, ABD Hükümeti "Hıristiyan" Rusya'ya katılarak "ıristiyan" Ermenistan'a 1 milyon Müslümanı evlerinden barklarından kovmaları için milyarlarca dolar dış yardım yaparken, şaşırmaya gerek var mı? Amerika Ermenistan'a para vermeyi kesmelidir, çünkü onlar bu yardımı hak etmediklerini ispatlamışlardır.

Halbuki, Ermeni Hıristiyanlıların Müslümanlara yönelik soykırım yaptıklarına dair belgeler çoktur. Ekim ayında verilen bilgiye göre;
Kars eyaleti içerisinde çoğunluğu kadın ve çocuk olan 25.000 Müslüman göçmenin durumu çok kötüdür. Ermenistan'ın başkentinde 13.000 Müslüman Türk, başkent dışındaki köylerde ise 50.000 Müslüman Türk göçmeni, Ermenilerin kontrolü altındaydılar. Başkentin güneyindeki topraklarda, yaşamak için hiçbir aracı olmayan 70-80.000 Türk göçmeni vardı ve Ermeni liderleri onlara hiçbir yardım vermiyorlardı, (s. 182-183)

Bugün Ermeniler Türkleri öldürdüklerini ve onlara soykırım yaptıklarını kabul etmiyorlar. Onlar, Hıristiyan dünyasının önünde diz çökerek ağlayıp sızlıyor ve yardım dileniyorlar. Fakat, onların kendi tarih bilgini, Ermenilerin Türkleri katlettiklerini itiraf ediyor.

Ermeni çetecileri ile Türklere karşı savaşmış Rusların dediklerini ele alalım:

Rusların subayları, Ermenilerin neler yaptıklarının şahitleridir. Moskova'daki Rus arşivleri bu şahitlerin verdikleri bilgiler ile doludur. Bütün bunlara rağmen, hala, 1915 tarihi üzerinde konuşulmaktadır.

Tarih, açık olarak, Rusların her dönemde Ermenileri koruduklarını göstermektedir. Bu dostluk, 19. yüzyılın birinci yarısında, Rusların işgal ettikleri Osmanlı topraklarından Müslümanları kovmasından sonra başlamıştır. Hiç şüphe yoktur ki, 1915 yılındaki savaşta Ermeniler Ruslara büyük yardımlar vermişlerdi. Bu yüzden, Ermenilerin, kadın ve çocukları öldürdüklerine dair Ruslar neden şahitlik yapsın ki? Ermeniler terör yaptılar mı? Türkleri soykırıma uğrattılar mı? Bu soruların en doğru cevaplarını, işin içinde olan Ruslar vermişlerdir. Merak edenler, Moskova arşivlerini bir araştırsınlar, bakalım neler bulacaklardır.
Bugün, Moskova'daki arşivde bir Rus subayının, bu olaylarla ilgili verdiği üç rapor vardır. Bu Rus subayı, hiçbir şüpheye yer bırakmadan "Yirminci yüzyılda ilk soykırımı Ermenilerin yaptığını" ispat etmektedir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı sınırlarına saldıran Rus Ordusuna General L. Odishe Liyetze komuta ediyordu. Bu general şahit olduğu bir olayı, kaleme almış ve arşive bırakmıştır.

Bu arşiv belgesine göre:

11-12 Mart gecesi Ermeni cellatları Erzincan şehri yakınlarındaki topraklarda yaşayan Türklerin tümünü süngü ve baltalarla öldürdüler. Sonra bütün cesetleri hendeklere doldurdular. Her hendeğe tahminen 80 ceset atılıyordu. Benim yardımcım, böyle 200 hendek saymış ve bu cinayetlerin perdesini aralamıştı.

Sadece bu topraklar üzerinde 16.000 Müslüman Türk öldürülmüştür. Kendi Müttefikleri hakkında konuşan general "Bu dünya medeni aleminin aleyhine yöneltilmiş bir soykırım olayıdır" diyor.

Yüzbaşı Grayaznov da kendi komutanlık yaptığı bölgede olan Ermeni vahşetleri ve katliamları hakkında resmi rapor düzenlemiştir:

Köylere giden yollara Müslüman Türk köylülerinin süngüye geçirilmiş cesetleri, kesilmiş beden parçaları ve parçalanıp dökülmüş iç organları dağılmıştı... Yazıklar olsun insanlığa! Genelde kadınlar ve çocuklar öldürülmüştü. Doktorlar ve işçiler katliamları planladı, Ermeni Ordusu ise gerçekleştirdi. Derin kuyular kazılmış, yardımsız ve korumasız sivil insanlar, hayvanlar gibi boğazlanarak kuyulara atılmıştı. Bir kuyu cesetlerle dolduktan sonra, orada duran bir Ermeni "70 ceset oldu, 10 ceset daha kuyuya atılabilir" diyordu. Sonra 10 ceset daha parça parça edildi ve kuyuya atıldı. Daha sonra kuyunun üstü toprakla örtüldü. Yapılan katliamlar için sorumluluk taşıyan bir Ermeni, bir eve 80 kişi doldurdu ve onları teker teker çıkarıp başını keserek kuyuya attı. Erzincan soykırımının ardından Ermeniler, Erzurum'a doğru harekete geçtiler. Yol boyunca bütün köyler, katliama uğradı ve yakılıp yıkıldı.
Albay Tverdokhlebov, Erzurum ve Deveboynu vadilerindeki Rus Ordusunun komutanı idi.

O da bu topraklar üzerinde yaşayan günahsız Müslümanların uğradığı katliamlar ve soykırım hakkında rapor yazmıştır:

Bu günler içinde Ermeniler komşu şehir Erzincan'da zavallı Türk sakinlerine akıl almaz vahşet ve gaddarlıkla soykırım yaptılar. Zavallı Türklerin kendilerini korumak için hiçbir şeyleri yoktu. Bu cinayetleri işlemiş Ermeniler, Türk ordusunun yaklaşmakta olduğunu haber alınca, Erzurum istikametine doğru kaçmaya başladılar.
Cinayet sahnelerini bizzat yaşayan subayların tasdik ettikleri gibi, Ermeniler sadece Erzincan ve çevresinde 800 Türkü katletmişler, güya bununla, Türkler tarafından öldürülen bir çete başının intikamını almışlardır. Aslından Türk burada kendini korumaya çalışıyordu. Bu yetmiyormuş gibi, Ermeniler kadın ve çocuk farkı gözetmeksizin Erzurum ilçesinin Ilıca kasabası köylerinden Muhammet köyünde de soykırım yaptılar.

Albay, terörün kişisel örneklerini de raporunda anlatıyordu. Bir örneğe bakalım:

Topçu alayının Ermeni kadeti olan Garaguedov, nefret ve kin tohumları eken bir insandı. Özellikle böyle kampanyalar için hazırlanmış Ermeni askerleri ile Türk evlerinde büyük bir gaddarlıkla arama yapan Garaguedov bütün ev eşyalarını sokaklara attı. Ev sakinlerini taciz etti ve bir çocuğu öldürdü. Diğer Ermeni askerleri ile birlikte Garaguedov hapse atıldılar. Aynı gün hükümet komiseri Zetalov'un yanında komutana bilgi verildi. O gün Ermeniler, başka Türkleri de öldürdüler ve Türk pazarını yaktılar.
Aynı raporda albay, Ermeni liderlerin, onun tutukladığı kişileri nasıl serbest bıraktırdığından ve onlara hiçbir ceza verilmediğinden şikayet eder.

Ermeni askerlerinin harekat alanı içine giren bütün bölgelerde Türklere soykırım uyguladıklarına dair Rus subaylarının binlerce raporu vardır. Ruslar müttefikleri Ermenilerin katliamları karşısında nefret ve öfke içinde kaldılar. Ermeniler soykırımı soğukkanlılıkla ve kendi subaylarının isteği ile mi gerçekleştiriyorlardı? Evet\ Bu katliamlar geniş bir alanda ve yaygın bir şekilde mı oluyordu? Evet.

O zaman bugünkü Ermeniler, büyük kardeşlerinin (Ruslar) bile nefretle andığı bu soykırım olaylarını hangi yüzle inkar etmektedirler? Ermeniler, hiçbir zaman olmamış 1915 soykırımı için Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin özür dilemesini nasıl isteyebiliyorlar? Bugünkü Ermeniler, hiçbir zaman olmamış bir şeyin şerefine elli milyon dolar harcayarak soykırım müzesini ve Washington'daki Beyaz Saray'ın iki köşe aşağısında-ki heykeli hangi yüzle dikmişlerdir?

İngiltere askerlerini çektikten az sonra, Azerbaycan hükümeti 1918 yılının "Mart günlerinde" "Bakü'de Müslümanlara karşı yapılan soykırım ile ilgili araştırmaları genişletti ve bir çok Ermeniyi hapse gönderdi." (s. 185-186)
Ermeniler büyük gürültü yaparak, Müslümanlara soykırım uyguladıkları için hapse atılanları "ırksal ayrımcılık duygularının alevlendirilmesi maksadı ile düşünülmüş bir hareket" olarak adlandırdılar, (s. 186)

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ermenistan Korumasız Müslüman Köylerine Saldırıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:21

Amerikan Albay William N. Haskell Müttefiklerin Baş Komiseri Olarak Ermenistan'da

Albay William N. Haskell Ağustos ayında, müttefik güçlerin askeri ve siyasi başkomiseri olarak Erivan'a geldi.
22 Ağustos'ta Parlamento Başkanı Novsep Argutyan, Haskell'in Ermenistan'a gelişini resmen kutladı ve bundan büyük bir sevinç duyduklarını belirtti. Albayın, aynı zamanda, oldukça fakirleşmiş, dul kadınlarla, yetimlerle, açlık çeken insanlarla dolu bir ülkeyi gördüğü için de üzüldüğünü söyledi. Elbette, müttefikler, beş yıl süren savaş zamanında, kendilerine itibarlı bir şekilde dostluk gösteren Ermeniler için gerekeni yapacaklardır. Kendi savaş güçlerine ne kadar güvenseler de, mağlup olmuş düşmanla hesabı kapatmaya acele etmemişlerdir, Doğu despotizminin tipik bir örneği olan düşman, ancak güç karşısında siner, bir köşeye çekilirdi. Kolay galibiyetten ve az sayıda olsa da, Müttefik askerlerinin Ermenistan'a girmesinden güç alan "Kara güçler" genç cumhuriyeti yıkmak için uğraşıyorlardı. Artık Müttefiklerin Ermenistan'ın yalnız olmadığını ve onun düşmanlarının cezasız kalmayacağını göstermelerinin zamanı gelmişti. Tarihin öyle bir dönemi olmuştur ki "koca dünyanın en eski halklarından biri olan Ermeniler" Batı medeniyetini zenginleştirmişlerdi.

Şimdi ise, genç Ermenistan demokrasisi Batıya, yardım, istikamet ve adalet için, özellikle ABD demokrasisi tarafına bakmaktadır, (s. 196-197)

Ermenistan Parlamento Başkanının konuşmasına bir de aksi yönden bakalım:

1) "Tarihin öyle bir devri olmuştur ki, koca dünyanın en eski halkların-dan biri olan Ermeniler, Batı medeniyetini zenginleştirınişlerdir" Şimdi, acaba kaç Amerikalı, kendi eski tarihi içinde bu ya da diğer anlamda bir Ermeni tarafından zenginleştirdiğini düşünebilir? Bugünkü Amerikalıların kendi vergi dolarlarını bu elden düşmüşler yığını olan dilencilere ödemesinin eski tarihle ne ilgisi var? Aslında bu adamlar, bunları söyleyerek gitgide daha fazla para alacaklarını umuyorlar.

2) "Artık müttefiklerin Ermenistan'ın yalnız olmadığını ve onun düş-manlarının cezasız kalmayacağını göstermeleri zamanı gelmiştir." Osmanlı İmparatorluğu, Gürcistan ve Azerbaycan'la hiç bir dönemde savaş yapmamış ABD, niçin Ermenistan yüzünden bu halkları cezalandırmalıydı? Ermenistan diktatörlerinin, kendi çıkarları için ABD'nin gücünü göstermesini istemelerinin hiçbir akılla izah edilecek yönü yoktur.

3) "Kolay galibiyetten ve az sayıda Müttefik askerlerinin Ermenistan'a girmesinden coşaıı 'Kara Güçler' genç cumhuriyeti yıkmak içitı çalışıyor-lardı. " Her şeyden önce, Ermenistan Cumhuriyeti gerçekten var mıydı? Gerçekte, orada, Sovyetler Birliği gibi bir diktatörlük hükümeti vardı. İkincisi, galip Müttefikler, herhangi bir diktatörün isteğine göre değil, kendilerinin doğru bildiği istikamette kararlar alıyorlardı. Üçüncüsü, savaştan sonra kendi askerlerini geri çekmek kararı Müttefik halkların kararı idi. Daha çok toprak kazanması maksadı ile Ermeni liderlerinin kendi komşularına (bunun Müslüman ya da Hıristiyan olması fark etmiyordu) saldırması için, Müttefikler, askerlerini Ermenistan'a geri getirmeye mecbur değillerdi. Dördüncüsü, Osmanlılar ile en iyi ilişkileri kurmak tamamıyla Müttefiklerin hak ve hukuku idi. Beşincisi "Kara güçler" gerçekten genç cumhuriyeti yıkmaya çalışıyorlardı.

"Kara güçler" - Ermenistan komşusu Gürcistan'a aniden, sebepsiz ve haincesine saldırdı.
"Kara Güçler" - Ermenistan komşusu Azerbaycan'a aniden, sebepsiz ve haincesine saldırdı.
"Kara güçler" - Ermeni liderleri kendi halkının 500 yıldan fazla bir zaman, rahat, huzur ve güvenlik içinde yaşadığı Osmanlı İmparator-luğu'nda katliamlar düzenlediler.
"Kara güçler" - Osmanlı İmparatorluğu'nu savaş zoru ile yıkmak için Rusya ile işbirliği yaptılar. Rus ordusu ile birleştiler.
"Kara güçler" - Ermeni Kilisesi, isyan, şiddet, terörizm ve başka insanların topraklarının alınmasını vaaz ediyor.
Ermeni liderleri, "Kara güçler Ermenistan'ı yıkmaya çalışıyorlar" diye ortalığı velveleye veriyor. Aslında, "Kara güçler" olan Ermenilerin kendilerinden başkası değildir.
Ermenistan'ın durumu, Birilerinin, şeytani istekleri ile uğraşır olması ve kendi günah dolu isteklerini başkalarının üstüne yıkmasına çok güzel bir örnektir.

Tarihi belgelere dayanan gerçek şudur:

Hıristiyan Gürcistan'a, Müslüman Osmanlı'ya ve Müslüman Azerbaycan'a saldırmanın, Ermeni terörist çetecileri için hiçbir farkı yoktur. Bunlar, başkalarına ait olan topraklan kendi malları yapmak isteyen teröristler idi. Onlar, komşularının topraklarına saldırır, oraları talan eder, çalar, ondan sonra da arkalarından ABD'nin kendilerini korumasını isterlerdi.
Ermeniler, yeni gelen baş komisere müracaat ederek Aras vadisinin kendilerine verilmesini talep ettiler. Bu sorun ortaya getirildiğinde komiser öğrendi ki; Aras vadisinde yaşayan Müslümanlar, Ermenistan'ın kontrolünden çıkmak için, her türlü geçici yönetime razıydılar.

Eylül ayının 9'unda:

Güneybatı Azerbaycan'ın temsilcileri Haskell'e bilgi sundular. Kendi kaderini tayin etme hakkı prensipleri yerine getirilene ve Paris Barış Konferansı o toprakları Azerbaycan'ın bir parçası kabul edene kadar, ABD yönetimi altında olmayı kabul ettiklerini bildirdiler. Müslümanların, Ermeni köylülerle hiçbir kavgası yoktu, onlar, istedikleri takdirde kendi yerlerine serbestçe dönebilirlerdi. Fakat, onları Taşnakl&rm zulmü altına vereceklerse, elde silah, vuruşacaklardı ve şerefle ölmeyi yeğ tutacaklardı, (s. 203)
Zaman Müslümanların haklı olduğunu gösterdi. Ermeniler başkalarından her toprak aldıklarında o topraklardaki Müslümanları yok ettiler. "Ermeni çeteleri" toprak ve mülklerine bedavaya el koymak için Müslümanları hep bu topraklardan dışarı attı.

Sonraları, genel valinin yapmak istediklerini yerli Müslüman liderlerine izah etmeye ve onların güvenliğini temin etmeye çalışan Amerikalı subaya şöyle demişlerdir:

Şerur, Dereleyiz, Nahcivan ve Vedibasar Azerbaycan'ın ayrılmaz hisseleri olmuştur. Bu yerler, yalnız Azerbaycan kanunlarına tabi olacaktır. Amerikalı komiseri gubernator (vali) değil, ABD'nin temsilcisi olarak kabul edecek ve bütün dinlerden olan göçmenlere ABD'nin yardımını eşit olarak paylaştıracağız. Fakat, şurası iyi anlaşılmalıdır ki, bizim toprak-larımızı Ermenistan'a vermeye çalışan kim olursa olsun, biz, onu kendimize düşman sayacağız; biz, onu elimizde silahla karşılayacak ve bizim düşmanlarımız, yalnız cesetlerimizi çiğneyerek evlerimize girebileceklerdir, (s. 204)

1992 yılından beri, Azerbaycan'ın topraklarının %20'sini işgal etmek, bir milyondan fazla insanı evinden yurdundan kovmak için ABD, Ermenistan'a 1,4 milyar dolardan fazla para vermiştir. Aynı zamanda kendi topraklarını ve halkını korumak istediği için Azerbaycan'a verilmesi gereken dış yardımı da kesmiştir. Bu terörist Ermeni çetecilerinin tarafını tutmaktan başka bir şey değildir.
"Ve Zengezur ve Goğtan da vardı. Dünya savaşından önce Zengezur halkının tahminen yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan'dı." (s. 207)
Ermeniler, bu toprakları Türklerden temizlemek için, bakın neler yapmışlardır? Müslüman hayvan besleyenlerin ilkbahar ve yaz göçü sırasında onların aleyhinde olan Ermeniler defalarla karakterlerini gösterdiler. Hekeri vadisine çıkan Terekemeleri, Azerbaycanlı ve Türk subayları yolcu ederdi. Bu gruplar, bazen çok fazla olan dağ dar yollarında sıkıştırılır ve Ermeni dağlılarının saldırılarına maruz kalırlardı. Şimdi Ermeni profesörü, onları göçer olarak adlandırıyor ve Ermeni çetecileri, o insanların yaşamına son vermek istiyorlardı. Bu hareket, " Kendi komşunu, kendin gibi sev" Hıristiyan öğretisine hiç uyuyor mu?

Azerbaycan alayları Zengezur sınırına geldiklerinde, Bakü'deki gazeteler, Müslüman göçerlerin acıklı durumları için adeta ağlaşıy-orlardı. O gazeteler, olayları tahlil ederek şunları yazıyorlardı; "Andronik Paşa ve diğer Ermenilerin vahşeti başladığı zamandan beri, 100 yerleşim bölgesinin tümü yıkılıp yıkılmış, en azından 40.000 insan evsiz barksız kalmıştır. Hayvan sahiplerinin tehlike altında kaldığı, hem Terekemelerin, hem de hayvanlarının sıcak havadan boğulan düzlüklerde hastalıktan telef olması hakkında bilgiler veren Hüsrev Bey Sultanov, yayladaki yolları kesmiş Ermeni soyguncularına ders vermesi için kendi hükümetine yalvarıyordu. (s. 213)
Azerbaycanlılar, Hıristiyan Ermenilerin terörist saldırıları hakkında sonunda konuşmaya başlamışlardı.
Bakü gazeteleri Ermeni gaddarlığı hakkında, ağıt yakan başlıklar altında yazılar vermekle, halkı savaş durumuna hazırlıyor ve sorunun çözümü için komisyon kurulmasını isteyen Erivan'ın isteğinin karşısını almak maksadı güdüyordu, (s. 213-214)
Bu metot aslında Ermeni metodu idi. Ordu gücü ile aldığı, işgal ettiği Azerbaycan topraklarının, ölüme gönderdiği ve göçmen durumuna düşürdüğü insanların karşılığında, konuşmalar yapmak için masaya oturma davetleri yaparlardı.
Ermenistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına haber veriyoruz ki, Zengezur bölgesinin tamamı Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının bir parçasıdır ve bu yüzden, Ermenistan hükümetinin kayıt edilen notasında ortaya atılan sorun, Azerbaycan Cumhuriyetinin iç işlerine bir müdahale karakteri taşıdığından kabul edilemez. Bu sorunun çözümü konusunda, Azerbaycan Hükümeti hangi karşılığı vereceği hakkında Ermenistan'a bilgi vermeyi gerekli görmemiştir, (s. 215-216)
Ermenilerin dehşetli hareketleri karşısında bilgi ve haber veren Azerbaycan gazetelerini, hangi tarihçi bilgin "ağıt yakıyorlar" sözü ile tasvir edebilir?

Azerbaycan Savunma Bakanı Hüsrev Bey Sultanov, Zengezur sakinleri için adıyla yayınladığı Rusça, Ermenice ve Türkçe beyannamede şöyle diyordu:

"Bir çok köyü harabeye çeviren, binlerce insanı yerinden, yurdundan kovan 'Kara güçleri' sorumsuzluk içinde olmakla suçluyor ve Zengezur Ermenilerini, kendilerini vatansever olarak adlandıran, aslında ise o topraklara nefret tohumlan ekerek her tarafı harabeye çeviren ve azap getiren bu insanlardan yakalarını kurtarmaya çağırıyordu. Azerbaycan yönetiminin o topraklar üzerinde katliamlar yapacağı, çete kurallarını uygulayacağı hakkında yayılan dedikoduların gerçek olmadığı, Karabağ'da ispat edilmiştir. Şimdi oradaki tüm insanlar huzur ve güven içinde yaşıyorlar. Karabağ gibi Zengezur bölgesi de erzak ve teçhizat alabilmek için Yevlak yolunu kullanmak zorundadır." Ve provokasyonlardan kaçınmaları için Ermenileri uyarıyordu. Aksi durumda, onlara kimsenin yardım edemeyeceğini, sonuçta Erivan'a kaçmak zorunda kalacaklarını bildiriyordu. "Zengezurlu köylüler ve işçiler, ben size inanıyorum. Anarşist ve maceracı olmadığınızı gösterin. Bunu yaparsanız, ben size, canınızın, malınızın ve mülkünüzün garantisini veririm. Ben her zaman sözünde duran biri olarak tanınmaktayım. Fakat siz, kanun kaçakları ile ilginizi sürdürecekseniz, sizi Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kanunlarına uygun hareket etmeye zorlayacak yeteri kadar gücüm var. Böyle olursa, dökülecek kanın sorumluluğu sizin üzerinizde olacaktır." (s. 215-216)

Ermeniler, başlarına gelecekleri biraz güç algılıyordu. Onlar, 500 yıl rahat ve huzur içinde yaşadıkları Osmanlılara da aynı hareketi yapmışlardı. Onlar, asırlar boyu barış içinde yaşadıkları Gürcülere de aynı hareketi yapmışlardı. Şimdi de aynı hatayı tekrar ediyor ve Azerbaycan topraklarını işgal etmek için yüz binlerce insanın kanını dökmekten çek-inmiyorlardı.

Ve savaş başladı:

Ermeni askerleri saldırıyı başlattıkları gibi, "Goğtan geçidini aşarak Njden'in komutası altında, Zengezur'u iki bölüme ayıran Bergüşad-Gehvadzor vadileri boyundaki köylerde olan Müslüman partizanlarını ve köylüleri kırıp öldürmeye başladılar." (s. 217-218)
Kendilerini Hıristiyan Ermeniler diye isimlendiren bu insanlar, güya 1915 yılında Müslümanların onlara uyguladıklarını iddia ettikleri soykırımı burada kendileri gerçekleştirdi. 1915 yılında yaşananlar yalancı bağırtı, çağırtılarının hakkında ise aradan kırk üç yıl geçtikten sonra, "Türkler bize soykırım yaptılar" diye bağırmaya başladılar. Zengezur'da ise Hıristiyan Ermeniler, Azerbaycanlıları savaş alanlarından resmen kovuyorlardı, ama, sadece Müslüman oldukları için kovuyorlardı. Fakat, onlar Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri terör eylemlerini hiç hesaba almıyorlardı.

Bu durum karşısında, sadece bir soru sorulabilir:

Siz Hıristiyan olduğunuzu söylüyorsunuz, peki İsa Mesih, acaba sizin yaptıklarınızı yapar mıydı? Elbette ki bu sorunun cevabı "hayır" olacaktır.

Kasım ayının 16'sında Oliver Wardrop, İngiltere yöneticilerine sunduğu raporda "Ermeniler, eminim ki, erken zafere inandıkları için barışa yönelmediler. Şimdi savaş onların aleyhine dönmüştür. Tatarları dehşetli bir teröre tabi tutan ve Azerbaycan sosyal düşüncesini binlerce Müslümanı mülteci konumuna düşürerek kıykırtan Ermeniler de suçsuz değillerdir." (s. 219)

Amiral Bristol, Heskell'e, "Tiflis'te çalışan Rhea ve diğer Amerikalıların belgelerle propaganda malzemeleri arasındaki farkı anlamadıklarını, çünkü, onların Türkiye ve Azerbaycan'ın, Karabağ-Zengezur-Nahcivan'ı birleştiren köprü hakkında gerçek plan ile bağlantılı olarak Ermeni görüşünü benimsediklerini" söylüyordu, (s. 227)

Şarar-Nahcivan Müslümanlarının ağır durumu, onların liderleri arasında görüş ayrılığına sebep oldu. Bölgede yarı-özerklik kurmak için gönderilen Azerbaycanlı subay Samed Bey, İran ajanlarının binlerce Azerbaycanlıyı, Aras nehrini geçmeye teşvik ettiğini ve karşı tarafta kendilerine, rahat, huzur ve toprak vaat ettiklerini, bu durumu engellemek için, Usubbeyov kabinesine başvurduğunu, toprakları korumak ve halka yardım etmek üzere, asker ve para istediğini yazıyor. Eğer, Azerbaycanlılar, İran'a geçselerdi, insanlar azalacağı için Ermeniler Araş vadisini yeniden işgal eder, Zenge-zur'a giden geçidi ele geçirir ve böylece bütün Azerbaycan tehlike altına düşerdi. Samed Bey, bu işte Azerbaycan yöneticilerinin aleyhine çalışan ve diktatör olmak isteyen Halil Bey'i suçluyordu, (s. 229/230)

Ermeniler kazandıkları küçük başarıyı adeta göklere çıkarıyor ve halklarının ruh yüksekliği kazanmaları için çırpınıyorlardı:

Bütün Ermeni dünyasında küçük milli ordunun kazandığı başarılar övülüyordu. Bu ordu, vatanını korurken hiçbir kayıp da vermemişti. Mülki, siyasi ve kültürel toplulukları temsil eden bir komisyon kuruldu. Bu komite, elinde silah tutabilen insanları aralık ayının on dokuzundan yirmi birine kadar "Ordu günleri" adı altında düzenlediği şenliklerle savaşa hazır hale getirmeye çalışıyordu. (s. 231)
"Vatanı korumak" sözü, sahte bir masaldan ibarettir. Komşu ülkeye saldırmak nasıl vatanı korumak olur? Bu nasıl anlayıştır? Saldırgan, kendi vatanını koruyor! Tüm Ermenistan'da üç günlük kutlamalar kamuoyunu mutlu etmek için düzenlenmişti.

Romalıların dediği gibi:

"Onlara ekmek ve sirk verin." Tabii, artık Roma yok...
Ermeniler işgal ettikleri toprakları ellerinde tutabilmek için, komşusu ile barış görüşmeleri yapmanın yollarını arıyordu.

Bu diktatör kafalı Ermeniler tarafından söylenmiş şu masala dikkat edin:

Tarih boyu, siyasi ve coğrafi şartlar, Ermenileri azap çekmeye adeta mecbur etmiştir. Fakat, 1917 Bolşevik İhtilali halklara, kültürel birlikler gibi kendi servetlerine sahip çıkma imkanı getirdi. Şimdi, kendi devletlerinin bağımsızlığını ve halklarının özgürlüğünü isteyen Ermeniler, bu isteklerine ulaşmanın yolunun komşuları ile normal ilişkiler kurulmasından geçtiğini anladılar. Güney Kafkasya'da yaşayan bütün halkların özgürlüğü olmadan, bir cumhuriyetin yaşaması mümkün değildir. Ermeni temsilcileri heyeti, sadece bu düşünce ile konferansa katılacaktır, (s. 232)
Böyle şeyler söyleyen Ermenilerin, komşularının yüzlerine utanmadan bakmaları nasıl mümkün oluyor? Anlamak oldukça zor.

Sadece düşünün, bir yığın insan şöyle düşünüyor:

"Bolşevik ihtilali halklara, kültürel birlikler gibi servetlerine sahip çıkma imkanı getirdi." Onlar, Sovyet İmparatorluğu'nun kuruluş dönemini de yanlış anlamışlar. Bu sözleri söyleyen Ermeniler, o günlerde, komşularının toprağını nasıl işgal edeceklerini ve işgalden sonra, o topraklarda yaşayan diğer etnik grupları nasıl temizlemek gerektiği hususunda kafa patlatıyorlardı. Kendi, şeytani isteklerine hukuki bir kılıf bulan Ermenistan, şeytan Sovyet İmparatorluğu'ndan yararlanmış tek ülkedir. Nasıl da birbirlerine benziyorlar!
Ermenistan hükümeti Güney Kafkasya Konfederasyonu kurulması düşüncesine katılsa da, aslında bu fikrin karşısında bulunuyordu. Eğer, Güney Kafkasya Konfederasyonu kurulursa, Azerbaycan, Dağıstan'daki dağlı Müslümanların topraklarını ve Kuzey Kafkasya'yı kendi topraklarına katacaktı. Ermenistan Devletinin Güney Kafkasya'dan batıya doğru, kendi tarihi ve coğrafi topraklarına doğru yayılma isteği, Azerbaycan tarafından engellenecekti, (s. 232)
Açıktır ki, Ermeni Hıristiyanları Kafkas Ötesi'nde tek bir Müslüman istemiyordu. Bütün bu toprakları, tıpkı Hitler'in kendi halkını saf kılmak istemesi gibi, saf hale getirmek istiyorlardı. Bugünkü Ermenistan'ın tavrı da hâlâ aynıdır. Sürekli sınırlarını genişletmek isteyerek, silahlı güçle Müslümanlardan toprak çalarak ve topraklarını Müslümanlar bir daha geri dönmesin diye tamamen yok ederek bugün bu tavrı aynen devam ettirmektedirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir