Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeni Devletindeki Yozlaşmanın Faturasını Kendi Halkı Ödüyo

Amerika'nın Şerefsiz Tarihinin En Büyük Skandalı

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeni Devletindeki Yozlaşmanın Faturasını Kendi Halkı Ödüyo

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:15

Ermeni Devletindeki Yozlaşmanın Faturasını Kendi Halkı Ödüyor

Amerika'nın Şerefsiz Tarihinin En Büyük Skandalı


Osmanlı'nın Ermeni vatandaşlarının Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Ruslarla işbirliği yapmaları ve bu yolla, kendilerini 500 yıldan fazla barış ve güvenlik içinde yaşatmış olan hükümeti yıkmaya gayret etmelerini Hovanisyan belgelemiştir. Osmanlıların buna yanıtı bütün Ermenileri savaş bölgelerinin arkasından göç ettirmek olmuştur. Kendini korumak isteyen bir millet için bu yola başvurmak hiç rastlanmayan bir durum değildir. En son örnek, 1941 yılında ABD'nin kendi Batı sahillerinde yaşayan Japon asıllı ABD vatandaşlarını, zorla ülkenin içine göç ettirmesidir.

Kitabının birinci cildinde Hovanisyan, bu tür göçleri "katliam" olarak adlandırıyor. Şimdiki Ermeniler ise bir adım daha ileri giderek bu tür göç ettirmeleri "soykırım" olarak adlandırıyorlar. Halbuki Amerikalılar, Japon asıllıları göç ettirmelerini "kendini koruma" olarak adlandırıyorlar. Bu durumda, Ermenilerin söyledikleri garip değil mi?

Kitabının ikinci cildinde, Hovanisyan, Amerikalı tanıkların özel bilgilerini sunuyor. Bu Amerikalılar, onun verdiği rakamla 1,5 milyon veya daha çok göçmen Ermenilerin, sağ salim Osmanlı topraklarını terk ettiklerini gözleri ile görmüşler. Bu belgenin ışığında ve Hovanisyan'ın sıkça iddia ettiği gibi Birinci Dünya Savaşı'nın öncesinde Osmanlı topraklarında 2 milyon Ermeninin yaşadığını dikkate alırsak - ki, bu rakamların şişirme olduğu hem Osmanlı, hem de Avrupa kaynaklarından görülebilir-Ermenilere katliam ve soykırım yapıldığı nasıl iddia edilebilir?

Hovanisyan kitabının ikinci cildinin birinci bölümünü, Ermeni iktidarının ilk yılı hakkında yazdığı yazı ile başlatıyor:

1918 yılının iğrenç kaosunun insanı ürküten durumu birazcık düzelmişti. Fakat bu durum, Doğu (Rus) Ermenistan'ın üzerinde yeni bir günün ağarması gibi ümit vermeye ve bu yeni şafağın ışıkları hemen Batı (Türkiye) Ermenistan'ın ayrı düşmüş eyaletlerini de aydınlatmak için yeterli idi. 28 Mayıs yıldönümünde açıklanmış bulunan Birleşik Ermenistan harekatı, yani tarihi Ermenistan'ın iki bölümünün birleştirilmesinin beyan edilmesi, milli yenilenmeye cesaret ve güç verdi ve tarihi Ermenistan'ın artık bağımsız bir siyasi kimlik olarak ebediyen birleştiği kanaatini yarattı.

Bu sözler, çok romantik ve güzel sözler, fakat, gerçek tamamen başkaydı. Kitabının birinci cildinde Hovanisyan, Rusya Ermenistanı ve Türkiye Ermenistanı'nın birbirlerinden toprak çalma gayretlerinden söz ediyor. İkinci ciltte yaptığı tasvirde ise, Doğu Ermenistan (Rusya Ermenistanı), batı Ermenistan (Türkiye Ermenistanı) mefhumlarına geçiyor. Önceki tanımlamasında Rusya'nın ve Türkiye'nin olarak gösterdiği toprakları, sonraki tanımında ise Ermenistan'a mal ediyor ve Batı Ermenistan ile Doğu Ermenistan'dan söz ediyor.

Hovanisyan "Birleşmiş Ermenistan Harekatı"nın "tarihi Ermenistan'ın iki bölümünün birleştirilmesi beyanatı ile milli yenilenmeye nail olunduğu... birleşmiş bağımsız siyasi varlığın ebedi yaşaması" olarak tanımlıyor. (s. 2)

O günlerin gerçeği ise şöyledir:

Ermenistan Cumhuriyeti denilen yerde, ilk günden itibaren bir diktatörlük kurulmuştur. "Ermenistan'ın Birleştirilmesi Harekatı" planı, ülkeyi aslında o derece bölmüştür ki, iktidarda olan siyasi gruptan başk hiçbir siyasi grup, milli seçimler denilen sürece katılmamışlardır. Sonuçta, tek partinin katıldığı seçimlerden sonra diktatörler öncekinden halktan daha da ayrı düştüler.

Basit gerçek şuydu; birkaç insan, gerçek bir diktatörlük kuruyorlar ve serbestçe yardım (Avrupa ve ABD'den) ve kendi küçük ülkelerini kurmak için de kimilerinin topraklarını (Osmanlıların ve Rusların) istiyorlar. O günün Ermenistan gerçeği budur, Hovanisyan'ın yazdıkları değil! Eğer bir insan, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ters yüz ederse, olayların niçin yalnızca o türlü olduğu kendiliğinden açığa çıkar.

Mesela, Müttefiklerin, Ermenistan ile ilgili tutumlarına bakarak neden böyle hareket ettiklerini anlamaya çalışalım:

Bir yıllık sözde bağımsızlıktan sonra Ermenistan Cumhuriyeti'nin uluslararası statüsü anlaşılmaz olarak ortada kalmıştı. Savaş zamanında Ermeni kayıplarını ve Ermenilerin sadakatini kabul etseler de, Müttefikler, Ermenistan'ı tam bir müttefik gibi tanımaktan çekinmelerini basit bir takım teknik sorunlara bağladılar ve bu yüzden, bu ülke Paris Barış Konferansı'na hukuki bir taraf olarak katılamadı. " (s. 2)

Ermeni iktidarı Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri ile beraber aynı hukuka sahip olmak istiyordu. Burada esas sorun, savaş bittiği zaman Ermenistan diye bir ülkenin olmamasıydı. Gerçekte Ermeniler, Rusya Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu içinde, orada burada dağınık olarak yaşayan bir halktan başka bir şey değillerdi. Kürtler ve diğer küçük halklar için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Elbette ki, savaşı kazanmış bulunan Müttefik devletler için diktatörlük veya nereden olursa olsun toprak gasp etme fikri kesinlikle makbul değildi. Bu yüzden Ermenistan'ı barış masasının başına oturtmak için bir sebep yoktu. Eğer böyle yapılmamış olsaydı, kendini devlet olarak göstermeye çalışan her küçük insan grubu için kapılar açılmış olurdu.

1919 yılının Temmuzunda Versay Anlaşmasını imzaladıktan sonra Müttefik Başkanları Paris'i terk ederlerken, henüz, ne Osmanlı İmparatorluğu ile barış yapmışlardı, ne Ermenistan'ın özerklik sorununu halletmişlerdi, ne Doğu Anadolu'daki Türk silahlı kuvvetlerinin silah bırakmasını sağlamışlardı, ne de Ermeni göçmenlerinin geri dönmeleri sorunun çözmüşlerdi, (s. 2)

ABD'nin Osmanlı İmparatorluğu'na hiçbir zaman savaş ilan etmemiş olmasına bakmayan Ermeniler, Versay Anlaşması'nda "Osmanlı İmparatorluğu ile barış yapılmaması"na itiraz ettiler. Halbuki, birine savaş ilan etmediysen, barış anlaşması yapmana ne gerek vardı? Evet, İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar ve İtalyanlar, savaşta Osmanlıların üzerine yürümüşlerdi. Bunların her biri, Osmanlı İmparatorluğu'nu parça parça doğramak ve aralarında bölüşmek istiyorlardı. Ermeniler ise oldukça saftı. Çünkü, kendilerinin Müttefiklerin tarafından olduklarını söyleyerek bu ganimetten pay kapmak düşüncesindeydiler. Böyle bir şey asla mümkün olamazdı. Şaşırmış Ermeni liderlerinin yanlışları ve hırsları yüzünden, yüz binlerce zavallı Ermeni acı çektiler ve hayatlarını bu yola kurban verdiler.

Türklerin konferansa iştirak etmeleri sorunu geriye bırakılınca, bu durumdan oldukça iyi bir şekilde yararlanan Ermeni temsilcileri, Müttefiklerin güvenini ve rağbetini kazanmak için olmadık şeyler yapıyor, dünyaya dağılmış bulunan Ermeni teşkilatlarını, Ermeni tezlerini savunmaya ve Müttefiklere baskı yapmaya çağırıyorlardı. Kafkasya'dan ve Anadolu sahil kasabalarından kovularak Mezopotamya, Suriye ve Mısır'daki çadır kentlere dağılmış bulunan göçmenlere uluslararası kuruluşlar, sosyal ve ferdi yardımda bulunuyorlardı, (s. 4)

Ermenistan, sosyal ilişkiler alanında, kendi maaşlı ajanlarının faaliyetleri sonucunda bütün yardıma muhtaç ülkeler içinde en çok yardımı alan ülke idi. Buna rağmen, çok büyük yardımlar yapıldıktan sonra bile Ermeni halkı sıkıntı içinde yaşıyordu. Gelen yardımlar ne oluyordu? Neden Ermenistan hükümetine verilen yardımın miktarını hiç kimse hesaplamıyordu? Yardımların yeteri kadar olmadığını hiç kimse iddia edemezdi. Öyle ise ne oluyordu da yardımlar yeterli olmuyordu? Hovanisyan'ın kitabının birinci cildinde yazdığı gibi, hükümet organları arasında oluşturulan bir çete, bu yardımların büyük kısmını kendi çıkarları için kullanıyordu.

Aşağıdaki gözlemler, Ermenistan'ın sıradan vatandaşlarının ne büyük acılar çektiğini açık olarak göstermektedir.
Hastalığın ara vermeyen nöbetleri insanla dolu olan enfeksiyon-lu barakalardan dışarıya taşıyordu; delik deşik duvarlarından ve kırılmış pencerelerinden giren dondurucu rüzgarın ve sulu karın içeri dolduğu kötü düzenlenmiş hastahaneler, daha çok ölü hanelere benziyordu, (s. 7)

Zavallı Müslümanların göklere yükselen hıçkırıklarını Ermeni Hıristiyanlar! dikkate bile almıyorlardı. Çünkü, onlar Müslümandı. Şimdiki dünyada, komşusuna hücum ederek onun topraklarını işgal etmek ve ordunun gücü ile tahminen bir milyon insanı, başka bir dine ait diye göçmen durumuna düşürmek kabul edilebilecek bir hareket midir?

Cevap gür ve açıktır:

Hayır! Bu terörizm midir? Evet! Devlet terörizmi midir? Evet! Dini etnik temizleme midir? Evet! Tecavüz müdür? Evet! Terörist Ermenistan Devletinin, bir milyondan çok Azerbaycanlıyı zorla, doğdukları topraklardan, ana yurtlarından kovması, Ermenistan'ın bir devlet olarak sadece bu işle meşgul olduğunun kanıtıdır.

Ermeni liderlerinin başka problemleri de vardı:

Bu durumda para işlerinin yürütülmesi için gereken yetenekten söz bile edilemezdi. Çünkü, 1919 yılında devlet birimlerindeki gelir
otuz milyon ruble olduğu halde, giderler milyar rubleyi geçmişti.
Merkez Bankası sisteminin ve değerli metal yedeklerinin ve giderleri karşılayacak gelirin olmamasından dolayı, yaz aylarının başında, yerli ruble, Rus rublesinin karşısında dört kat daha değer kaybetmişti. Ortalama bir hesapla ayda tahminen yüz ruble alan talihi yüzüne gülmüş insanların çoğunun ailesi ihtiyaçları olan gıda maddelerini satın alamıyorlardı...(s. 7)

İktidarın tam bilgisi ve kontrolü altındaki bu çetenin nasıl at oynattığı insanların kanını donduracak bir gerçektir.
Bürokratların resmi izni ile gezen kent komiserleri ve milis komutanlarının açgözlülüğü, iktidara karşı güvensizlik yaratıyor, olayların seyri ve hızı polisiye önlemler almaya olanak tanımıyordu. Eski yönetimin çoğu prensip sahibi olmayan bürokratları, kendi görevine sıkı sıkıya yapışmıştı ve yeni atamalar hiç bir sonuç vermiyordu. Beceriksiz ve tecrübesiz olan bu insanlar, yerli ihtiyaçlara ve adetlere karşı çok kaba bir davranış içindeydiler. Bunlara rağmen, İçişleri Bakanlığı kendi az sayıdaki deneyimli personeli ile birlikte kendi üzerine düşen görevleri yerine getiriyordu ki, ülkede daha büyük anarşik ortam oluşmasın, (s. 7-8)
Bu diktatörlerin, bir devletin nasıl yönetileceği hakkında bir fikirleri bile yoktu. Amaçları sadece para toplamaktı. Onlar sadece para basma makinesinin kulpuna yapışmışlardı. Dolayısıyla, o paranın yerine koyacakları hiçbir şeyleri olmadığından, o paralar kısa zaman içerisinde gereksiz birer kağıda dönüyorlardı. Enflasyon, sorumsuzca yapılan hareketlerin doğal sonucuydu.
Hükümetin bu konularda her şeyi bildiğini dikkate alarak çeteci yönetiçilerin görevlerinde tutulması, ülkedeki durumu herhangi bir sade vatandaşın anlamasına olanak tanımıyordu. Böyle bir devletin kurulması ve yaşatılmasında neyse, çok önemli bir yanlış vardı Bu öyle bir devlet sistemi idi ki, oradaki bütün görevliler şerefsiz ve çeteciydiler. Başka bir millet, en küçüğü olsun, böyle şartlar içerisinde başarı kazanabilir mi?

Bu yeni Ermenistan'ın sade vatandaşını gözünüzün önüne getirin:

Şehirliler ve köylüler, geleneksel olarak düzeni sağlamakla görevli resmi kurumlara ve mensuplarına zulüm acentalan gibi bakıyorlardı. Onları gördüklerinde, ya göze görünmemeye, ya da onları kandırmaya çalışıyorlardı. Doğaldır ki, onlar yaşamaları için gereken mallarını ya saklıyorlar, ya da kendileri için yedekte bekletiyorlardı. Onlarda bu malları için vatandaş gibi ödeyecekleri vergilerden kaçıyorlardı, (s. 9)

Sıradan Ermeni vatandaşına, Ermenistan adlı bir ülke kurulmasının hiçbir yararı dokunmamıştı. Eğer geçmişte herhangi bir kötü hükümet olmuş olsa bile, bugünkü hükümet, yüz binlerce insan için eskisinden daha kötü olmuştu. Halkın çoğunluğunun yaşam şartları daha da ağırlaşmış, yeni düzen, tam anlamıyla çürümüş ve kokuşmuştu. Sade Ermeni vatandaşının hayatı eskisinden çok daha kötü hale gelmişti. Kendi liderleri, halkı aldatarak onları büyük bir açlıkla karşı karşıya bırakmışlardı.
Bakın sıradan Ermeni başka ne yapıyordu?

Askeri hizmetten kaçmanın genel bir hal alması, ülkenin sistemli bir sorunu olmuştu. Çiftçi ve köylüler, erkeklerin beş yıllık askerlik hizmetlerinden ve hiç değişmeyen baskı ve sıkıntılardan bıkmışlardı. Askeri hizmetin ağırlığı fakir-fukaranın omuzlarına çökmüştü. Onlar, askerlikten kaçamıyorlardı. Yerli komiserlere rüşvet vermek için de hiçbir şeyleri yoktu. Savunma Bakanlığı genel askeri hizmetin uygulanması için kanun çıkarmaya çalışıyordu. Bu kanunda üç yıllık zorunlu askerlik süresi, on beş yıllık yedek askerlik süresi, 18-20 yaş arası öğrencilere geçici erteleme göz önüne alınmıştı. 16 yaşından 43 yaşına kadar olan bütün erkekler, ancak askerlik hizmetini yaptıklarına dair belgeleri gösterdikten sonra, herhangi bir işe girebilirlerdi.
1919 yılındaki seferberlik ilanı, beklenenin üstünde bir katılım sağlasa da, başarı hiçbir zaman katılım sayısı ile ölçülmüyordu. Beklenmeyen yenilgiler sonucunda, kendini kaybeden hükümet, asker kaçaklarına ölüm cezası vermek ve bunları yakalamak ve cezalandırmakla görevli askeri kurumları kurmak zorunda kaldı. (s.9)

Bu, "bağımsız Ermenistan Devletinin" yapısını gösteren güzel bir örnektir. Devlet yöneticileri gaspçı ve sahtekardı. Fakat çok şaşırtıcı bir şey vardı ki, o da zavallı, fakir Ermeni gençleri, ölüm cezasının korkusu altında olmalarına rağmen askerlik hizmeti yapmak istemiyorlardı. Bu gençlerin düşüncelerine göre, Osmanlı ile birlikte yaşamak çok daha doğru olurdu. O zaman onlar, Ermeni resmi yöneticilerinin başlarına açtıkları terör belasından da kurtulurlardı. Aslında daha bir çok sorun vardı. Ama işin aslına bakarsanız, bu sorunları çözmek için Ermeni Hükümetinin, hiçbir ülke ile ulaşım anlaşması yoktu ve bu yüzden diğer ülkeler ile ekonomik ilişki kuramadığından, halk açlık içinde yaşamaya çalışıyordu.

Cumhuriyetteki yolların yetersizliği, bilhassa yaz aylarında Müslümanların yaylalara çıkışında açık olarak görünüyordu. Bu durum büyük güçlükler ortaya çıkarıyordu. Basın, bu konunun üstüne gidiyor, bu yayla göçleri sırasında, Erivan'ın bile çevresini koruyamayacak durumda olduklarını ve bu sorumluluğu kimlerin yükleneceğini soruyordu. Osmanlı yenilgisinin korkusu altında tir tir titreyen iktidar, neden ülke içindeki Müslüman bölgelerinde yaşayanların silahlarını toplamamıştı? Niçin, Osmanlı ordusu geldiğinde, onları, ağzından alev püsküren Zengibasar köylerine, Şerur-Dereleyiz, Sürmeli ve Aleksandropol'a (Gence) götüren ana yollar üzerinde kontrol sağlanmadı ve oraların Müslümanların elinde olmasına neden hala imkan verilmektedir? (s. 22)
Diktatör devlet bu sorulara hiçbir zaman cevap veremedi.

Bağımsız Ermenistan'ın var olduğu görüntüsünü vermek için 1919 yılının yazında parlamento seçimleri yapıldı. Seçim yasalarını iktidarda bulunan Ermeni Devrimci Federasyonu hazırladığı için, seçimlerde milletvekilliklerinin %90'ını bu parti kazandı. İkinci olan parti ise ancak %5 oranında milletvekilliği kazandı. Doğru ve bilimsel araştırma yapan hangi tarihçi, böyle bir ülkeyi bir cumhuriyet olarak kabul edebilir?

Bu diktatörlerin, iktidarda kalmak istedikleri müddetçe, kesinlikle dış ülkelerin yardımına ihtiyaçları vardı. Sebep çok basitti. Onların yeteri kadar ne siyasi, ne askeri, ne de ekonomik güçleri vardı.

Dünyanın bu bölgesi için İngiltere'nin bakışı aşağıdaki gibiydi:

Mart'ın 6'sında Yakın Doğu sorunlarının araştırılmasına yönelik bir konferansta bu sorun gündeme getirilmiş ve Churchill, İngiliz askerlerinin acil olarak geri çağrılması gerektiğini vurgulamış ve bunda ısrar etmiştir. Çünkü o, burada ingiltere'nin hangi çıkarlarının korunduğunu görmüyordu. Bolşevizmi, Rusya'nın sınırlarını aşmazdan önce kendi topraklarında boğmak için Güney Kafkasya'nın gerekli bir yer olduğunu ülkenin Savunma Bakanı özellikle vurguladı. Hiç şüphesiz ki, gelecekte, Rus Hükümeti yeniden bu bölgeye dönecektir. Şimdiki ara zamanında ortaya çıkanlar esas sorun değil, esas sorun Rusya'nın tekrar o bölgeye yerleşmesidir. İngiltere'nin askerleri o bölgede ne kadar uzun zaman kalırlarsa, bizim caydırıcılığımız da o kadar güçlü olacaktır. Bu yüzden askerlerimizin o bölgede kalmasının İngiltere'nin çıkarına olduğunu kesinlikle söyleyebilirim, (s. 23)

Bakanın söyledikleri doğru çıktı ve Ruslar, tek bir mermi bile atmadan Ermenistan'ı işgal ettiler.
Ermenilerin hak iddia ettikleri bölgede, sadece İngiltere'nin askerleri vardı. Fakat İngiltere de askerlerini geri çekmek istiyordu.

Fakat:

Adriyatik ve Akdeniz kıyılarına ve bu yetmezmiş gibi Karadeniz ve Hazar Denizlerine kadar olan topraklar için İtalyanlar da hak iddia ediyorlardı. Kafkasya'da, İngiltere kuvvetlerinin yerini almak, geliri yüksek pazarları, petrol, bakır, kömür ve diğer gerekli madenlerin yataklarını ele geçirmekle beraber, hem de Yakın Doğu anlaşmasının son şekli ile ilgili görüşmelerde İtalyanların yerini sağlamlaştıracaktı, (s. 41)

Ermeni liderleri, "denizden denize" olan toprakları ne zaman ele geçirmek isterlerse, yabancı bir ülkenin ordusunu kullanmaları gerektiğini iyi anlıyorlardı.

O zamanlar, Ermenistan'la ilgili olan bir İngiliz görevlisinin yazdıklarına bir bakalım:

Rahatsızlık yaratan şudur; bizim dışarıdaki temsilcilerimiz, göçmenlerin kendi topraklarına dönmesi, yasaların işlemesi, düzenin sağlanması ve tehlikede olan Hıristiyan çıkarlarının korunması maksadı ile hazırladıkları ve hem insan hem de para kaybı ile ilgili bütün planlarımızı kabul etmeye hazır değillerdi ve aslında Doğu ülkelerinin hepsinin genel siyaseti ile anlaşmazlığa düşüyorduk, (s.41)

Ermenilerin Refah Bakanı bir öneri hazırlayıp sunmuştu:

Bütün dünyayı kapsayan bir göç planı takdim etmişti. Bu plana göre öncelikle, İran, Kafkasya, Karadenizin sahil bölgeleri ve Rus-ya'daki Ermeniler, Doğu Anadolu vilayetlerine gönderilmeliydi. O, dışarıdaki Ermenilerin yaşadıkları bölgelerden sorumlu ilgili komiteler kurmak için özel kurumlar oluşturulmalı, bilgi alışverişi programları uygulanmalı, varlıklı soydaşların işbirliği yapmaları sağlanmalı ve yeniden kurulan her bir toprak parçası için kontrollü tarım işletmeleri, tedarik, sağlık ve huzur için askeri ve polisiye kurumlar kurulmalıdır, şeklinde bir öneri getiriyordu. Batı Ermenistan göçmenleri karmakarışık halde sınırlara doğru gidiyorlardı ve bu göç hareketi, her hangi bir üzüntücü verici olaylara neden olabilirdi. Bunu engellemek için yürütülen çalışmalar son aşamaya gelmişti. Her şey hazırdı. Müttefiklerden olur aldıkları gibi onun yerine getirilmesine başlayabilirlerdi, (s. 42)

Bu ifadeyi başka türlü söylersek, Ermenistan'ın diktatör hükümeti Müttefiklerden askeri destek alır almaz, başkalarının topraklarını işgal etmeye hazırdı. Ermenilerin kendilerine mal ettikleri "tarihi vatana" bütün dünyayı kapsayan göçlerinin hiçbir zaman olmadığını tarihi gerçekler göstermektedir. Ermeniler "tarihi vatan" dedikleri topraklara istedikleri zaman girebilir, istedikleri zaman oradan ayrılabilirlerdi. 1990-2000 yılları arasında, 1 milyondan fazla Ermeni tarihi topraklarını terk ederek gitmişlerdir. 1990 yılında Ermenistan'da 3.700.000 insan yaşıyordu. 2000 yılında ise nüfus 2.700.000'e düştü. Çoğu kendisine bir yol bulabilirse olabildiğince çabuk bu ülkeden ayrılmak istiyor.

Amerikalı misyoner Dr. Usşer, başka bir ülkenin toprağını Ermenilere vermek için kurulmuş uluslararası kuruluşlardan birine bir öneri sunar:

Osmanlı Hükümeti'nin rızası ile Ermenistan'da bulunan sağlıklı göçmenler sonbahar ekini zamanı Osmanlı Devleti'nin Doğu vilayetlerine gönderilsin. Daha önceden araç, gereç ve iyi tohumluklarla donatılmış çiftçiler ve teknik elemanlar bölgeye gitmiş olsunlar. Sonra ise ürün hasadı için yaşlılar, kadınlar ve çocuklar da oraya gönderilmelidir.
Usşer'in tekliflerini Ermeniler hiç düşünmeden kabul ettiler.

Fakat:

Hubert Hoover'in desteğini sağlayamadılar. Önerideki siyasi hesapları ve aldatmacaları gözden kaçırmayan ve o topraklardaki misyonerlerin koruduğu özel teşkilatlara inanmayan Hoover ve İstanbul'da bulunan Amerikan temsilcisi Amiral mark L. Bristol'ün Ermenilerle ilgili açıklayıcı itirazlarını da duymuştu. Bristol, Usşer'in planını, misyonerlerin saflığı ve İngiliz monopollerinin ABD'yi, dipsiz Ermeni uçurumuna atmaları için çirkin bir komplo olarak adlandırıyordu. Müslüman halkın istemediği bir göç ettirme çok açık olarak Müttefiklerin İzmir'i Yunanlıların istila etmesine izin verdikleri gibi, bu operasyona da izin verdiklerini gösterecekti. Ermeniler, göçmen sorununu insani amaçlardan çok siyasi amaçlar için kullanıyorlardı. Çünkü, bu sorunun çözümü, Ermenistan adlı ülkeye yeni toprakların sunulması gibi bir mükafat getirecekti. ABD, Ermeni-İngiliz planının uygulanmasının, bütün toprakların Müttefiklerin askeri işgali altına alma zorunluluğu doğuracağını anlamalıdır, (s. 47)

Hovanisyan Hıristiyan kartını oynamaya devam eder. Burada o, Smirna'nın Yunanlılar tarafından işgalinden söz ediyor. O büyük şehir birkaç asırdır İzmir diye adlandırılır. Smirna bundan binlerce yıl önce kurulmuş büyük bir şehrin küçük bir bölümünün adıdır.
Amiral Bristol'ün 1919 yılındaki değerlendirmesi nasıl da doğrudur. Bugün Ermenistan, zamanında onun dediği gibi dipsiz bir kuyu gibidir. 1991-2001 yılları arasında Amerikan Hükümeti ABD vatandaşlarının vergilerinden oluşturduğu bir milyar dört yüz milyon dolar parayı, bu küçük ülkeye adeta peşkeş çekmiştir. 2002 yılından başlayarak bu yardım, her yıl doksan milyon dolar artarak sürdürülecektir. Özel Hıristiyan kurumları ve hayır cemiyetleri de haddi hesabı olmayan parayı bunlara göndermektedirler. Kendi çıkarma uygun olarak onu dinleyen herkesten para yardımı isteyen Ermenistan, aynı zamanda yanında bulunan Rusya'dan bir milyar dolarlık silah ve askeri malzeme yardımı almıştır. Elde ettikleri paranın büyük bir bölümünü, komşusu Azerbaycan'a saldırmak için harcayan Ermenistan, komşu cumhuriyetin topraklarının yüzde yirmisini işgal etmiş, bir milyondan fazla fakir Müslümanı etnik temizlik kampanyası ile, kendi topraklarından kovmuştur. Bu iş için sarf ettikleri paranın tümünü ABD ve Rus vergi verenleri karşılamıştır.

Son yüzyıl içinde hiç kimseye sadık olmayan, her tarafı kapalı bu küçük ülke için Amerikan politikacıları böyle büyük bir işi neden yapmaktadırlar? Son on yılda Amerika'ya sattıkları petrolün fiyatını artırmaları için Yakın Doğu'nun Müslüman ülkeleri için bu güzel bir sebep değil mi? Aynı zamanda bu davranış şekli, bütün Müslüman ülkelerinin ABD'den hoşlanmamaları için bir sebep olmaz mı? Neden biz Azerbaycan'a gerektiği gibi davranmıyoruz?

1919 yılının yazında eski büyükelçi Morgenthau, General Harbord'a "750.000 Ermeni Güney Kafkasya'ya yerleşti" diye yazmıştı.3
Hovanisyan dört ciltlik kitabının her yerinde bu göçmenlerin sayısını bilmediği için "göçmenler ordusu" sözünü kullanmaktadır. Ya da rakamları bildiği halde söylemekten kaçınmaktadır. Çünkü, rakamları söylerse, kendisine "Ermenilerin soykırıma uğradığını iddia ettiği bu 1,5 milyon Ermeni nerede?" diye soracaklarını bilmektedir. Halbuki, eski büyükelçi, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan topraklarına 1,5 milyon göçmenin geldiğini söylemektedir. Bu rakamı soykırıma uğradığı iddia edilen 1,5 milyonun üstüne ekleyin, sonra ABD'lilerin tanıklık ettiği Osmanlıların Arap ülkelerine gönderdiklerini de toplayın, rakam 2.250.000'u (artı göçmenler) milyonu geçer. Osmanlı topraklarında tarih boyu bu kadar Er-, meni olmamıştı. Çok açıktır, Ermeniler savaş mıntıkalarından göç ettirilmiş her insanı sayıyorlar ve iddia ediyorlar ki, onlar önceleri öldürülmüş, (soykırıma tabi tutulmuşlar) sonra da -iyi Hıristiyanlar olduklarından dolayı- İsa gibi "zuhur etmişler"dir. Yani öldükten sonra dirilerek anavatanlarına gelmişlerdir. Ermeni liderleri sözde soykırımı "çarmıha gerilme", yeni diktatör bir ülkenin kurulmasını da "zuhur etme" ile karşılaştırıyorlar. Bu büyük bir sahtekarlıktır.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın yeniden canlanmasına ABD Başkanı Hubert Hoover'in büyük yardımları tarihte yerini bulmuştur.

Ama onun başını ağrıtan problemli bir arazi vardır:

Ermenistan'ın kurulduğu topraklar.
1919 yılının ortalarında Hoover yakın doğuda faaliyette bulunan ABD yardım teşkilatlarına inanmıyordu. Onları, yaptırım ve ticari bakış açıları olmayan bir topluluk olarak görüyordu. Eğer, bu kuruluşlar ile ilgili ortaya çıkan bilgeler hakkında yüksek sesle konuşulsaydı, bu durum, ABD yardım tarihindeki en büyük gürültüye sebep olurdu. Hoover, şikayetçiydi, onun ciddi çalışmalarının semeresini alamadığı tek bölge Kafkas bölgesiydi, çünkü oradaki yardım çalışmaları bütünüyle onun elinde toplanmamıştı, (s. 49)

Yalnız bir yönü açıklanmalıdır ki, Hoover, çok namuslu ve becerikli bir kontrol görevlisi olmuştur. Ermenistan ise ne namuslu olmuştur, ne de yetkili olmuştur. İşin gerçeği şuydu; Ermeni liderleri bu bölgeye gönderilen ABD yardımlarının Hoover'in elinde toplanmasını istemiyorlardı. Çünkü Ermeniler, dünyanın bütün Hıristiyanlarını lobileştirmişler ve teşkilatlandırmışlardı. Böyle olduğu için, Ermeniler, gelen yardımları tek başlarına almak istiyorlardı. Diğer Kafkas halklarına bir şey vermek istemiyorlardı. Bu yüzden, bu bölgeye bağlı olarak Hoover'in başını ağrıtıyorlardı ve onun endişelerine göre Ermenistan'a yardım programında sahtekarlık bulunuyordu.

Aynı yıl içinde Ermeni liderleri ABD'den kredi almak için, her türlü çabayı sarf ediyorlardı. Hoover, bu bir türlü alınamayan yardım umudunu tümüyle söndürdü. Amerikan vatandaşlarının vergilerini Ermenistan'a vermek istememesinin nedenlerinden biri onun "bu tür yardımların verilmesinin ABD'nin o ülkeye karşı sorumlu hale gelmesi"ne neden olacağından korkmasındandı. (s. 53)

Paris Konferansı'nda verdiği bilgiler ve yaptığı tavsiyelerde Hoover, insani sorunlar dışında Ermenistan'la kurulan ilişkilerin olumsuz yönlerini özellikle vurgulamıştı. 1 Temmuz'da "Ermenistan Avrupa'nın fakir bölgesidir" diyor ve "Ermeniler birilerine tabi oldukları zaman, onların emirleri altında savaşıyorlar, bu yüzden bir kaç nesildir kendilerini korumaya muktedir olamamışlardı. Onların söyledikleri yerlere dönmeleri için, 50-100 bin askerlik bir dış güç gerekmektedir. ABD, o darmadağın edilmiş bölgenin onarımını üstüne alsa, her yıl en az 100 milyon dolar para sarf etmek zorunda kalacaktır, (s. 53)

Paris'te, "denizden denize" toprak talep eden Ermenistan'ın iddialarını öğrenen Müttefiklerin vardığı kanıya göre, Ermenistan istedikleri toprakların tümü kendisine verilse bile, o geniş toprakları ne elinde tutabilir ne de yönetebilir. Son raporda;
Ermenilerin çektikleri sıkıntıları azaltmak için gereken önlemler alınmıştır. Askeri yetkililerin görüşü, Türklerin silah ve malzemeleri ellerinden alınsa bile, Ermenilerin onları, o topraklardan kovmaya güçleri yetmeyecek şeklindeydi. Ermenileri, iddia ettikleri topraklara yeniden götürmek için en az 60.000 kişilik yabancı bir ordu gerekiyordu. Onlar o topraklara dönseler bile, onların rahat ve huzurunu sağlamak en az 300 milyon dolar gerekecekti. Bütün bu olacaklara, geniş anlamda insanların içinde bulundukları durumu hafifletmek gibi bakılmalıdır. Eğer bu duruma Ermenilerin dediği gibi bakarsak, o topraklarda yaşayan karışık halklarla, hem de başlangıcı kaç yüzyıl gerilere giden ırksal çatışmaya göre, bütün komşu ülkeler ile büyük zorluklar yaşar. (s. 55)
Büyük zorluklarla kazandığı geçim parasını Ermenilerin yiyip içmelerine harcamayan tüm halklara Hovanisyan, tenkit edici bir gözle bakmaktadır.

Müttefiklerin Ermenilerle ilgili çalışmaları bittikten ve Ermeni iddiaları ile ilgili olarak ABD askeri kurulu kendi işini bitirdikten sonra Hovanisyan şunları yazıyor:

Hoover, Harbord komisyonunun teklifleri ile hiç ilgilenmedi. Elbette, Ermenistan'ın "Avrupa'nın fakir alanı" olduğu yönündeki ifadesi herhangi bir basit bakışın sonucunda da ortaya gelebilirdi. Çok yönlü olaylar mozaiği Ermenilerin lehine çalışmıyordu. 9 Temmuz'da onun emri ile atanmış bulunan Albay Haskell, askeri disiplin kurma yönünden ve Güney Kafkasya'daki karışıklıkları düzene sokabilmek için gereken bilgi ve beceriden yoksundu. O, her zaman karamsarlığa, şüpheye ve panik içine düşmeye eğilimi olan bir insandı ve onun bu karakteristik özellikleri Harbord ile tezat teşkil edecekti, (s. 56-57)

Senatör Reed, Harbord'ın Kongre'ye Ermeni mandasının kabul edilmesini destekleyen raporlar gönderdiğini söylemektedir.
Başkan Wilson "Ermenistan için ABD'nin mandaterliğini kabul etmesini kongreden rica etmişti." Başkan bundan başka ne yapabilirdi? O, bir Ermeni diktatörü değildi ki, mandaterliğin kabul edilmesini emrediversin.
1919 yılının yaz aylarında Robert Vansittard "Ermeniler hastalık ve yoksulluktan her yerde ölüyorlar, gelecekte kurulması düşünülen Ermenistan için hiç Ermeni kalmayacaktır. Biz mümkün olan yollarla hala sağ kalanları korumak için elimizden geleni yapmalıyız" diye yazmıştı.

Yüz binlerce Ermeninin ölümünün en büyük nedeninin kendi diktatör liderleri olduğu şüphe götürmez. Kendi kendilerini lider olarak atamış olan bu adamlar Osmanlı savaş alanlarının arkasında terörist eylemlere başlamışlardı. Ordunun ikmal yollarını kestiler, orduyu arkadan vurdular, düşmana kılavuzluk yaptılar. Bu yüzden Osmanlılar onların hepsini göç ettirme kararı aldı. İstanbul, İzmir, Edirne gibi savaş alanlarının dışında yaşayan Ermenilere dokunulmadı ve onlar göç ettirilmedi. Binlerce yıldan beri bu tip önlemler, savaş yürüten ülkeler için bir kural haline gelmiştir. 1919 yılından itibaren bu zorunlu göç sırasında yaşamını yitirmiş olanlar soykırım iddialarının bir nesnesi haline geldi. Tabii birazcık adalet duygusu taşıyan biri, 1915,16, 17, 18, 19 ve 1920 yıllarında ve daha sonra komünist rejim altında ölen Ermenileri Türklerin yaptığı soykırımın kurbanları olarak lanse edemez.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir