Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeniler Hıristiyan Dünyadan Yardım Dileniyor

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeniler Hıristiyan Dünyadan Yardım Dileniyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:09

Ermeniler Hıristiyan Dünyadan Yardım Dileniyor

14 Aralık 1918 günü, Ermenistan komşusu Gürcistan'a, toprak ele geçirmek için ani bir saldırı başlattı.
17 Aralık 1918 günü, "Ermeni saldırıları başarı ile devam ederken" Gürcistan Başbakanı Jordaniya halkına şöyle sesleniyordu:

Olmaması gereken bir olay olmuştur. Üzülerek söylüyorum ki, Ermeniler önce isyana kalkışmış, sonra ise nizami ordusunu Gürcistan'a karşı harekete geçirmiştir. Bu tür utanılacak duruma yol açan şimdiki Ermenistan Hükümeti, daha önce hiç gerçekleşmemiş bir işe kalkışmıştır. Gürcistan'a saldırarak Gürcistan-Ermenistan Savaşı'nı başlatmıştır. Bir iki küçük yerleşim biriminde olan münferit olaylar yüzünden savaş çıktığı nerede görülmüş?

Savaşın gerçek nedenini arayanlar Kaçaznuni Hükümetine baksınlar:

Kurt kuzuyu doğası gereği yer. Bu hükümet barış içinde yaşamasını bilemedi, bizimle ya da diğer komşularıyla savaşa girişti, çünkü, bir kurt gibi her şeyi talan edip yutmak istiyor. Ermeniler en azından; Müslümanlara karşı yürüttükleri düşmanca politikaları düşünüp Gürcistan'a tutunmayı düşünselerdi. Fakat, onlar, bunu yapacakları yerde, bu son köprüyü de yaktılar.

Ermenistan'da iki siyasi akım var:

Biri barış içinde yaşamak istiyor, diğeri ise militaristlerden oluşuyor. Anlaşılıyor ki, ikinciler, aşın uçta olanlar galip gelmişler. Fakat şunu iyi anlamalılar ki, bu silahlı çetelerle savaşmak için, bütün Gürcistan ayağa kalkacaktır.

Gürcüler, Ermenistan hükümetinin gizli planlarını ele geçirdi ve yayınladı. Ermenilerin bu planlarına göre, onlar, "Hram Nehri'ne kadar olan topraklan ele geçirmek için hazırlık yapmışlardı ve Ermenilerin savaş taktikleri, bu planların doğruluğunu onaylıyordu."(s. 111)

Aslında bu savaş sadece iki hafta sürdü, çünkü İngiltere araya girdi ve iki taraf da Ermeni ani saldırısından önceki hatlarına geri çekildiler. İngiltere iki ülke arasında bir "tarafsız bölge" oluşturdu.

Gürcistan Hükümetinin bu ani saldırıdan sonra, ülkesindeki Ermenilere yönelik sert tavır almasına şaşıran Hovanisyan şöyle yazıyor:
Bu savaşta esas öldürücü darbeyi, savaşanlar ya da Lori köylüleri değil, Tiflis'te ve civarında yaşayan Ermeniler yedi. Jordaniya Hükümetinin Ermeni halkı ile militarist Ermeni gruplar arasındaki farkın altını defalarca çizmiş olmasına rağmen, genel olarak bütün Ermeni halkına karşı şiddete varan uygulamalar yapıldı. 24 Aralık 1918 günü, parlamento, devlete ihanetin ölümle veya mal varlığına el konulması ile cezalandırılması hakkında bir kanun çıkardı. İki gün sonra, Tiflis bölgesinin Valisi, Ermenileri, savaşın gerçek esirleri olarak ilan etti. Düşman işgali altındaki kentlerde, yani Borş şehrinin güney bölgelerinde, doğmuş olan Tiflis Ermenilerine, yirmi dört saat içinde kayıt olmaları gerektiği, aksi takdirde vatana ihanet suçuyla tutuklanacakları bildirildi. Bu ilandan sonra sayısız Ermeni tutuklandı, (s. 122)

Tiflis'teki Ermeni ve Rus teşkilatları durumu protesto etti. Gürcistan Ermenileri Milli Konseyi'nin kapıları mühürlendi ve konsey üyeleri ev hapsine alındı. Gürcistan'da yayınlanan Ermeni gazeteleri kapatıldı. Savaş sona erdikten bir kaç hafta sonra Gürcistan, binlerce insanı hapsederek sürgüne gönderdi. Daha sonra, Gürcistan'daki Ermeni Konseyi'ne çalışma izni verilince, Konsey, Gürcistan hükümetinin adaletsizliği ve kaba davranışları hakkında sert bir itiraz bildirisi yayınladı.

Bu bildirinin bir bölümü şöyle idi:

"Bu yapılan milli takibin, bazı adamların kendi başlarına yaptıkları bir iş olduğunu izah eden İçişleri Bakanı'nın sergilediği tutum, Ermeni halkına manidar görünmüş ve iğrenç bir etki vermiştir. Özellikle, son zamanlarda genel hale getirilmiş olaylar olduktan sonra açıklama yapılıyor; Ermeni milletine saygı beslenmesi gerektiği açıklaması, zorluklar ve baskılar içinde yaşayan insanların haysiyetim yaralamaktadır." (s. 123)
Aniden gerçekleşen Ermeni saldırılarına, Gürcistan halkının tepkisi, derhal ve çok anlamlı oldu.

Bu konuda Hovanisyan şunları yazıyor:

Bu müddet içinde köy yerlerindeki kanundışı gruplar ve Halk (Kızıl) Ordusunun oluşturduğu küçük organizasyonlar, yasalara karşı gelen ve ihanet içindeki kişileri cezalandırmak için Ermeni kentlerine saldırdılar. Köyleri yakıp yıktılar ve terör yaydılar, (s.
124)

Burada bir kez daha görüldü ki, masum Ermeni halkı bir kez daha liderlerinin başkalarının topraklarını ele geçirmeye kalkışmasının bedelini ödedi.

Gürcülerin Ermenilere inanmamak için, bir çok sebebi vardı. Tiflis'teki iş yerleri kurşunlandığı için pek çok Ermeni yaralanmıştı. Gürcistan, bu olaydan hemen sonra, yeni seçimlere gitti. (Ermenistan o zaman kadar tek bir seçim bile yapmamıştı.)
Gürcistan'da yaşayan Ermeniler, oy vermek için hükümetin Gürcistan vatandaşlığına kayıt olmak zorunluluğu getirmesine karşı çıktılar. Gürcü isteklerini kabullenmeyen binlerce Rus gibi, Tiflis'teki Ermenilerin çoğunluğu, korkudan ya da kızgınlıktan dolayı, bazen de seçimi protesto etmek için seçim sandıklarına gitmediler. Böylece, Tiflis, Gürcülerin yönettiği, bir Gürcü şehri haline getirildi. Daha önceleri, Kafkasya'nın bu muhteşem başkentinden başka bir yerde yaşamayı akıllarına bile getirmeyen Ermenilerin gözü yavaş yavaş Erivan'a çevrildi, (s. 124)

Kendi sınırları içinde yaşayan her ferde, oy kullanmadan önce, bütün demokratik cumhuriyetler, vatandaş olmayı teklif ederler. Fakat, Ermeniler, hemen her yerde, Ermenistanlı olduklarını söylerler ve içinde yaşadıkları cumhuriyetin vatandaşlığını kabul etmeden, tüm vatandaşlar gibi, seçime katılma hakkına sahip olmak istediklerini belirtirler. Başka bir milletin tarihinde, bu türlü, herhangi bir örneğe rastladınız mı?
İki hafta süren savaştan Gürcüler, başarı ile çıktılar.

Gürcü ordusu sınavdan başarı ile çıkmıştı. Savaş sırasında, Ermenilerin ele geçirdiği toprakları ve Ahalkalaki topraklarını geri aldılar. Bunun dışında, bütün Batı Kafkasya'yı kontrol eden İngiltere'nin Başkomutanlığı Tiflis şehrinde olduğu için ve böylece Kafkasya'nın diğer başkentlerine oranla Avrupa'ya daha yakın olduğu ettiği için Gürcistan, hem kendi sorunlarını Avrupa'ya daha rahat anlatma, hem de Müttefiklerin temsilcileri ile baş başa görüşme fırsatı kazandı. Böylece, Ermenistan üzerinde, üstünlük sağlıyorlardı. Jordaniya Hükümeti, Avrupa'da Ermenistan tekeline rağbetin azalmaya başladığını ve Paris'te başlayan genel dünya barış konferansında, Gürcistan Cumhuriyeti'nin haklarına saygı gösterileceğini ümit ediyordu, (s. 125)

Ermenistan, kendi yaralarını sarmak yerine, bu sefer başkalarının topraklarını ele geçirme gayreti içinde, sıradaki kurban olarak Azerbaycan'ı seçti.

İlk kış oldukça ağır geçti. Ermeni halkı çok büyük sıkıntılar çekti. Hovanisyan "Ermenistan'daki durum, 500 binden fazla göçmen yüzünden daha da kötüleşmişti" (s. 126) diye yazıyor. Amerika ve İngiltere'nin temsilcileri de aynı durumu tasdik ediyorlar.
Hovanisyan, devam ediyor; "Zengezur ve Karabağ'da, Gürcistan'da, Güney Kafkasya'da ve Rusya'nın ovalarında geçici olarak sığınacak yer bulmuş binlerce insan, bu rakama dahil değildi." (s. 127) diyor. Ek olarak, Arap dünyasına dağılmış vaziyetteki Ermeniler de bu rakama dahil değillerdi.

Ermenilerin verdiği rakamlar burada da birbirini tutmamaktadır. Eğer, Osmanlı savaş hatlarının arkasından 1 milyon Ermeni göç ettirilmiş ve bunların 500 bini Ermenistan'a gitmişse, eğer başka bölgelerde de binlerce Ermeni göçmeni varsa ve binlerce Ermeni kadın ve çocuğu Müslüman evlerinde hizmetçi olmaya mecbur edilmişse, bu durumda 1,5 milyon Ermeninin soykırıma uğradığı nasıl iddia edilebilir? Yalnızca, Profesör Richard G. Hovanisyan'ın verdiği rakamları dikkate alırsak 1,5 milyon Ermeninin iddia edildiği gibi soykırıma uğramadığını görebiliriz.
Belgeler, Ermeni halkının, akıl almaz ve dehşet veren anlar yaşadığını ispat ediyor.

Fakat, bu durumların oluşmasında Ermenilerin kendilerini beğenmiş liderlerinin almış oldukları yanlış kararların büyük etkisi vardır:

Osmanlı İmparatorluğu'nda iç savaş, Gürcistan ve Azerbaycan'da iç savaş başlatmak gibi...

Ermeni halkının yaşadığı terör hakkında Hovanisyan şu bilgileri veriyor:

1918/1919 yıllarının kışı, Erivan tarihinin en uzun ve en şiddetli kışı olmuştu. Yiyecek, içecek, ilaç ve giyecek bulamayan, evsiz, korumasız insanlar, çok zor şartlar altında, cehennem azabı içinde aylar geçirdiler. Aç ve çıplak insanlar, arada bir erzak isteği ile gösteriler yaparlar, isyan ederler, fakat hiçbir sonuç alamazlardı. Çünkü, devletin hazinesi tam takırdı. Müttefiklerin, Erivan'a gelen temsilcileri, dışarıdan gelecek yardımlardan bir hayli önce, beraberlerinde ümit getirmişlerdi. Fakat, kısa zamanda, bu ümit de boşa çıktı.

Bu korkunç duruma şahit olan bir ABD'li şunları yazmıştır:

"Dehşet içinde bir halk... Kir ve pas içindeki elbiseleri, üzerlerinde çöplük gibi olmuş bir kütle... ordan oraya dolaşan, yüzlerine ölüm korkusu çökmüş, evsiz barksız kütleler, yüksek sesle ağlayan çocuklar; acı hıçkırıklarla inleyen kadınlar, tamamen ümitsiz, zayıflıktan sağa sola yalpa vuran, kirli yüzleri ile aşağı yuvarlanan, göz yaşlarına engel olamayan erkekler. Ermenistan'daki Ermenilerin hallerinin tasviri için sık sık rast gelinen manzaralara bundan fazla bir şey söyleyemediğim için, yüzümü, başka başı bozuk gruplara çeviriyorum.

Orada burada göze rast gelen insan grupları, gözlerinin ışığı sönmüş, tahammülsüz, canavar pençesi gibi ileri uzanarak dilenen eller; gülümsemenin ne olduğunu çoktan unutmuş açık dişlerin dehşetli gülüşü:

güçten düşmüş, derisi çekilmiş yüzün, düzgün ve kontrol altına alınamayan gülüşü.
Bu zavallı halk yığını, kar içinde, bazı bölümleri yıkılmış binaların, kiliselerin merdivenleri üzerinde, içindeki duruma ne itiraz etmeye, ne de dinlenmeye takati kalmadığı için çöküp kalmıştı. Onları ölüme sürükleyen topraklarda yaşıyorlardı. Çökmüş yüzleri ve şişkin karınlarıyla ölüm meleğinin yolunu bekliyorlardı. Ve ölüm meleği gelerek binlerce göçmeni ve yerli halkı bu zulümden kurtarıyordu.

Bu zorluklara dayanabilen insanların çoğunu, çaresiz hastalıklar yakalıyor ve öldürücü hastalıklar, daha çok kimsesiz kütleyi buluyordu. Esas katil, Tifüs hastalığı idi. O, her yerde ve her yaş grubundan insanları, özellikle çocukları bir kere yakaladı mı, öldürüp götürüyordu. Akla gelebilecek ve gelemeyecek her yerden ölüm meleği saldırıyordu. Her hafta, sokaklarda yüzlerce ceset yığılıyor ve çoğu durumlarda, dua okunmadan, son ayinler bile yerine getirilmeden cesetler toplu halde gömülüyordu. Aynı yıl, sadece başkentte tahminen 19 bin insan hastalanmış ve üç başlı ejderha -barınaksızlık, açlık ve bulaşıcı hastalık- 10 bin insanı öldürmüştü, (s. 127-128)

Ermeni halkına uygulanan asıl soykırım, kendi liderlerinin neden olduğu bu gerçeklerdir Üstelik onlar, kendi kendilerini lider ilan etmiş insanlardı. Onların, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde başlattıkları isyan, Ermenileri getirip bu dehşetli ve korkunç durum ile, karşı karşıya bırakmıştı.

Ekonomik buhran yaratmak için, birkaç yüz binlik, evsiz barksız göçmen zaten yeterliydi. Hatta, en normal durumlarda bile, toprağın verimi Ermeni hükümetine bağlı halkın isteklerini karşılayacak düzeyde değildi. Aras vadisinin verimli topraklan ile Türkiye Ermenistanı'nın ekilebilir toprakları şimdi Müslüman kontrolü altındaydı, (s. 130)

Hovanisyan, bütün gücüyle, Müslümanların, Ermenilerin topraklarını ellerinden alarak onları açlığa mahkum ettiğini bütün dünyaya anlatmak istiyor. Ermeni isyanları başlamadan önce, Müslüman Türkler 500 yıldan fazla bu toprakların sahibiydi. Bütün bu zaman zarfında, Ermeniler, komşuları olan Müslüman Türklerle, güven içinde ve kardeşçe yaşamışlardı. Sonra ise, bir kaç Ermeni savaş ağası, Osmanlı devletini yıkmak için isyana kalkışmıştır. Sonuçta, savaş ağaları savaşı kaybettiler ve halkları ağır bir bedel ödedi. Tabii Türkler de...

Ermenilerin dehşet verici durumunuı gösterebilmek için, Hovanisyan şu rakamları veriyor:

1919 yılında her 1000 Ermeniye 8,7 doğum, 204,2 ölüm düşüyordu. Yani net 195,5 kayıp. Bu yüzden, bu topraklar, gerçekten de [verily] bir ölüm toprağı idi. "(s. 133)

Türkler de aynı dehşetin girdabından çıkmıştır, fakat, profesör onların kayıplarından kesinlikle söz etmiyor. Bu yaptığı yetmezmiş gibi, Hıristiyanları aldatmak için İncil'den kelimeler kullanıyor. Hıristiyanların "gerçekten" [truly] olarak çevirdiği "verily" sözcüğü İncil'de geçmektedir. İncil'den çeşitli "kod" sözcükler kullanması, Ermenilerin davası için Hıristiyan dünyasında destek kazanma çabasının bir sonucudur. Ancak Hovanisyan, aslında gerçeğin yarısını anlatmaktadır. Eğer gerçek bir tarihçi olsaydı, "Hıristiyan" Ermenilerde yaptığı gibi, Müslümanların da ölüm ve doğum oranlarından söz açardı. Her şey bir yana, Müslümanlar da insandır. Hıristiyanların çektikleri azapların yasını tutarken, Müslümankini görmezden gelmek Hıristiyan bir davranış değildir.
Rusların içinden çıkarak kurulmuş olan yeni Ermenistanın ekonomisi tarıma dayanıyordu. Sanayi hemen hemen yok gibiydi. Şarap fabrikaları, küçük mobilya ve dokuma atölyeleri ve ev üretimi ve el işleri, o kadar...

Tarım ürünleri üretiminin, savaş yıllarında başlayan büyük düşüşünün, Ermeni faciasına büyük etkisi oldu. 1914 yılında, zaten az olan üretimin ardından, binlerce çiftçinin askere alınması, bütün Rusya'yı saran devrimci isyanlar ve iç savaş, Güney Kafkasya'ya Türk askeri müdahalesi sonucu tahminen yarım milyon insanın göç ederek Ermenistan'a gelmesi, Ermenilerin millet oluşturma gayretlerini büyük oranda boşa çıkardı.

Hovanisyan'ın sorması gereken, fakat sormadığı soru şudur:

Eğer Ermeni liderler, Osmanlıların savaş hatlarının arkasında isyanlar çıkartmasalardı ve genç çiftçileri Ermeni savaşçıların arasına almasalardı, Ermenistan'da bu facialar hiç yaşanır mıydı?

Başka sorunlar da yaşanıyordu:

Büyük enflasyon, bu korkunç kayıpların sonucunda ortaya çıktı. Yiyecek, içecek ve diğer gerekli malların değerinin, gün be gün, defalarca artması sonucunda, paranın değeri düşüyor ve para hiçbir şeye yaramıyordu. Kapitalist Ermeni manipülasyoncuları, vurguncuları ve karaborsacıları zaten az olan yiyecek ve içecek yedeklerini gizliyor, halkın elinde kalan son varlığını da alıyor ve onlara ancak günlük doyacak kadar yemek veriyorlardı. Hükümet kendisinin yaratmadığı, fakat oluşmasına sebep olduğu bu durum için hesap vermek zorunda kalıyordu. Sorunları çözebilmek için, hükümetin elinde çok az imkan vardı. Fakat, açlık çeken halkın karnını, ne kanunlarla, ne de emirlerle doyurmak mümkün olmuyordu, (s.133)
Bu yarım gerçeğin bir örneğidir.

Demek ki, "kağıt paralar" hiçbir işe yaramıyordu:

Arkasında ne altın, ne gümüş, ne de başka bir teminat olmadan, Ermeni Hükümeti durmadan para basıyordu. Bu paranın değerinin olmamasına şaşmamak gerekir.

Tarih, arkasında hiçbir teminatı olmadan basılan ve tedavüle çıkarılan paranın, Ermenistan'da olduğu gibi, büyük bir enflasyonu getireceğini göstermiştir. "Yiyecek, içecek ve diğer gerekli malların değerinin, gün be gün, defalarca artması"nın nedeni buydu. Ermenilerin kendi kendilerini lider ilan etmiş olan diktatör başkanlarının, kendi halkını, kötü durumlara düşürmesinin bir örneği de budur. Komşularının hayatları, toprakları ve kaynakları pahasına "Büyük Ermenistan"ı kurmak ve onu Hıristiyan dünyasından dilenilen yardımlarla yaşatmak arzusu ve bu doğrultuda ateşlenen hayaller; bumerang gibi geri dönerek kendi halklarını yakan bir aleve döndü.

Ermeni liderleri çok iyi biliyorlardı ki, büyük Ermeni kapitalistleri ve vurguncu, karaborsacıları, zaten az olan erzağı saklıyorlar, aklını kaçırmış halkın son varlığını da elinden alarak ona, kendilerine bağlanacak kadar az bir şeyler veriyorlardı. Niçin Ermeni Hükümeti bu durumu bildiği halde, bunun büyük bir suç olduğunu ilan etmedi? Onlar, niçin, kendi halkına bu eziyeti çektirenleri, tutuklayıp hapse atmadı? Yoksa, Ermeni hükümet adamları, bu haksız kazançların ortakları mıydılar?
Hovanisyan "hükümet, kendinin yaratmadığı, fakat hesap vermeye mecbur edildiği felaketli bir durumla karşı karşıya kalmıştı" diyor. Bu, boş bir gerekçedir. Sonraları bastırılarak kendi halkını dehşetin içine atan, bu devrim hareketine Ermeni liderlerinin kendilerinin başladığı, çok açıktır. Onlar para basarlarken bu paranın hiç kimseye gerekmeyeceğini de iyi biliyorlardı. Hükümet karaborsacılığı ve vurgunculuğu görmezden geliyordu.
Bu dehşet verici koşullarda iken, eğer Amerikan halkı yetişip gelmeseydi, Ermenistan denilen bu ülke parçalanıp gidecekti.

Hovanisyan bu olay hakkında şöyle yazıyor:

Ermeni halkının tarihindeki bu zor dönemde, ABD yardıma koşarak, hayat nefesi verdi, yeni ümitler uyandırdı ve yeni ufuklar açtı. (s. 133)

Ermenilerin maaşlı ajanları, ABD'ye gidiyor ve orada Hıristiyan-Müslüman karşıtlığını kullanıyorlar, rağbet görmek için olmamış soykırım hakkında masallar uyduruyorlar ve Amerikalıların sempatisini kazanıyorlardı. Entrikaları başarılı oldu, çünkü onlara meydan okuyacak Müslümanlar yoktu. Müslümanların Ermeni iddialarına yanıt vermesini sağlayacak bir mekanizma bulunmuyordu. Zaten, Hıristiyanlara göre, bu Ermeni Hıristiyanlar hiç yalan konuşmazlardı. Ermenilerin bu masallarına Hıristiyan dünyası inandı. Hıristiyanların iyi niyetleri, Ermenilerin maaşlı ajanları tarafından sömürüldü.

Zavallı Ermenileri, içindeki yaşadıkları dehşet verici durumdan kurtarmak için yardım organizasyonları kuruluyordu:

Misyonerler, sanayiciler ve öğretmenler Amerikan Yardım Komitesi'ni kurdular. Bu Komite, Konstantinopolis ve Suriye'deki Ermeni liderleri tarafından dağıtılacak yardım malzemeleri için, kısa zamanda 100 bin dolar para topladı. Ermeni faciasının büyüklüğü açık olarak görüldüğü için, komite kendi çalışmalarım genişletti ve 1915 yılının sonunda, Suriye ve İran'daki yardım gruplarını, Ermenilerin ve Suriye'nin emrine tahsis etti. Sonraki iki yıl içinde Yakın Doğu'daki Hıristiyan göçmenleri için toplanan paralar, Ermenistan ve Suriye'ye verildi. Bu yardımlar, özellikle susuz Arap çöllerindeki eyaletlere göç ettirilmiş Ermeni göçmenleri için kullanılıyordu, (s. 133-134)

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Amerikan toplumu şunları yapabiliyordu:

Yardım kampanyalarını geliştirdiler ve yaygınlaştırdılar. Ermeni lere ve Suriye'ye Yardım Komiteleri birleştirilerek Ortadoğu Yardım Komitesi oluşturuldu (American Conıittee for Relief in the Near East - ACRNE). Bu komite 30 milyon dolar yardım toplamak için kampanyaya başladı ve 1919 yılının sonuna kadar 20 milyon dolar toplamayı başardı, (s. 134)

1919 Avrupası'ndaki hemen her ülke gibi, Ermenistan ABD'nin cömert yardımlarına başvurdu. Tüm dünyanın açlık ve hastalık içinde kıvrandığı bir dönemde, ABD 1 milyar dolardan fazla yardımda bulundu, (s. 137)

Ermeniler, Amerikalıların yumuşak kalbiyle ilgili-her şeyi yavaş yavaş öğrendi. 1991-2001 yılları arasında, ABD hükümeti, Ermenistan'a 1,4 milyar dolar yardım verdi. Bu rakam, kişi başına düşen yardım bakımından, herhalde, diğer tüm milletlerden çok daha fazladır. Ermenistan'a verilen ve ABD vergi mükelleflerinin cebinden çıkan bu büyük para, tesadüfen verilmemiştir. Bu yardımların büyüklüğü, ABD hükümeti üzerindeki Ermeni lobisinin küçük olmasına karşın çok ses çıkarmakta olmasının bir sonucudur.

Bu 1,4 milyar doların, acaba ne kadarı Ermenilerin satın aldığı maaşlı ajanlar yoluyla ABD'ye geri dönmüştür? Bu maaşlı ajanlar, Amerikan vergi mükelleflerinin verdiği dolarlarından daha çoğunun Ermenistan'a akması için uğraşırlar. Ermenistan, ABD'den 1919 yılında aldığı kredilerin geri ödemesini yapmayı kabul etmemektedir. Ermenilerin, dilenme tekniklerini çok iyi öğrendikleri ortada. Çünkü, Ermenistan'da sanayi kurmaya çalışmaktansa, ABD'den yardım dilenmek çok daha kolaydır.

1918 yılında, Almanya ile ateşkes anlaşması yaptıktan hemen sonra, ABD Tarım Bakanlığı, birbiri ardınca Avrupa sahillerine yiyecek-içecek taşıyan gemiler göndermeye başladı. Amerikalıların bu insani yardımlarını yönetmek üzere Herbert Hoover Fransa'ya geldi. (s. 137)

1919 Şubatında ABD kongresi 100 milyon dolarlık yardım kanununu kabul etti. Bu paralar, "Ermenilerin, Suriyelilerin, Yunanlıların, şimdi ya da daha önce Osmanlılara bağlı olarak yaşayan Küçük Asya'daki Amerika'ya düşman olmayan diğer Hıristiyan ve Yahudi halklarına ayrılmıştı." (s. 138)

Anti Türk, anti Müslüman lobiler, görevlerinde ABD Kongresi açısından gayet başarılıydı, ile kendi işlerini güzel ayarlamışlardı. Ermeniler yüzünden acı çeken Türkleri hiç görmeden, Türkler yüzünden acı çeken Ermeniler için yürütülen bu yardım kampanyası, bugün de hiçbir değişiklik olmadan devam ettirilmektedir. Bugüne kadar, facialarla dolu Birinci Dünya Savaşı'nda acı çeken tarafların ikisi de ABD halkı tarafından bilinmemektedir.

Bunun sebebi oldukça basittir:

Ermeniler Hıristiyandır, Türkler ise Müslümandır. Ermenilerin bu duruma, Osmanlı Devleti'ni yıkma niyet ve çabalarının sonucunda düştüklerini, ABD halkına anlatmak hiçbir zaman gerekli görülmedi. Çünkü, Hıristiyan olmayan Türklerin yaşaması bile gerekli görülmüyordu.

1919 yılının son çeyreğinde, bazı devletler ve özel ABD yardım teşkilatları tarafından Ermenistan'a 20 milyon dolardan fazla yiyecek, içecek ve para yardımı yapıldı. Bu paranın ve insani yardımın yarısından çoğu, özellikle doğrudan Ermenistan Cumhuriyeti'ne verilen bölüm, ABD Yardım Komitesi aracılığı ile olmuştu. Yardımların Genel Yöneticisi Herbert Hoover, ARA ve ACRNE'nin de faaliyetlerini düzenliyordu. ARA'nın her gemisi için Ermeni Hükümeti, ABD hazinesine ödenmek üzere özel senet veriyordu. ACRNE'nin bütün yardımları ise, Amerikan halkının Ermeni halkına birhediyesiydi. (s. 12)

Her ülkenin, aldığı borcu ödemesi, onun onuru olarak kabul edilir. Bir ülke, borcunu ödeyemiyorsa, "ölümcül" yara almış gibi görülür. Borcunu ödemediği için onursuz ülke olarak tanınır. Ermenistan, bu onursuz ülkeler sınıfına alınmalıdır. Çünkü, son 82 yılda, ABD'ye geri ödemesi gereken borçlarının bir kuruşunu bile ödememiştir.

Bu durum ortada iken, 2001 yılının sonlarında ABD Kongresi'ne bağlı bir komisyon, ABD'de vergi verenlerin parasından Ermenilere destek için daha fazla para ayrılmasını oyladı. Kesin olarak söylersek 90 milyon dolar! ABD politikacıları, bu küçük ülkeye niçin bu kadar büyük miktarda para veriyorlar? Bu soruya cevap aramanın ve kendisini Ermenistan Cumhuriyeti olarak adlandıran bu terörist devlete bu kadar büyük paraların ödenmesini durdurmanın zamanı geçmiştir. Fakat, ABD halkı şunu iyi bilmelidir; onlar, (ellerine geçirdikleri Azerbaycan ve Gürcistan topraklarındaki Müslümanlara) "etnik temizlik" yapmayı "etnik esaslar" olarak adlandırmaktadırlar. Öyle değil mi?

1919 yılında Ermeniler, "denizden denize" iddiası ile lobicilik yapıyorlardı. Bakın, bu iddiaları ile Ermeniler neler istiyorlardı?
"... O isimle bir bağımsız bir ülke kurulsun ve Milletler Cemiyeti teşkilatının kontrolü altında tutulsun, diye teklif ediyorlardı. Yeni ülkenin sınırları, "doğa tarafından" açıkça gösterilmiştir; Batıda Anti-Toros dağları ve güneyde Toros dağları "birinci dereceli topografik belirtiler"dir. Ermenistan, Adana da dahil olmakla Kilikya arazisini ve Akdeniz çıkıntısını, Karadeniz'deki limanlar ile birlikte Trabzon topraklarını ve Toroslar'ın güneyindeki ve anti-Toroslar'ın batısındaki bölgeler hariç Türkiye Ermenistanı'nm "altı vilayeti" üzerinde kurulacaktır. Rusya Ermenistanı'nm Kars ve Erivan vilayetleri ve Ahaltisik (Ermenistan Cumhuriyeti tarafından üzerinde resmi olarak hak iddia edilmemiştir) ve Ahalkilak bölgeleri de bu topraklara eklenecektir. Ermeni sorununun çözümünün zor olduğu itiraf ediliyordu, çünkü bu bahsi geçen bölgelerin tümünde Ermeniler azınlıktı. Nüfusun en fazla %30-35'ini oluşturuyorlardı. "Kendi kaderini tayin hakkı"nın liberal bir uyarlaması talep ediliyordu, (s. 265)

Ermenilerin, Gürcistan ve Azerbaycan'daki çoğunluk olmadıkları toprakları nasıl istediğini anlamak mümkün değildir. Nüfusunun ancak %30-35'ini oluşturdukları Türkiye topraklarını nasıl isteyebiliyorlardı? Ermenilerin bunu gerçekleştirebilmeleri için, parasını harcayabilecekleri, başka halkların %60-65'ini kontrol edebilmek için askerlerini kullanabilecekleri güçlü bir devlete ihtiyaçları vardı: örneğin ABD'ye.

Ermeniler, 500 yıl boyunca barış içinde yaşadıkları Osmanlılara neden bağlı olmak istemediklerini, bir azınlık oldukları ve özgürlük istedikleri şeklinde açıklamaya çalışıyorlar. Ama, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Ermeniler, kendilerinden kat ve kat fazla olan Müslümanların da kendilerine bağlı olarak yaşamalarını istiyorlardı.
Okuyucu, Birinci Dünya savaşı sırasında, Osmanlı savaş hatlarının arkasında terörist eylemler ve hainlik yapmaları yüzünden, o topraklardan göç ettirilmelerini, Ermenilerin katliam olarak tanımladığını hatırlayacaktır. Birinci Dünya Savaşı bittikten hemen sonra, Ermenilerin Kara-bağ hakkındaki planlarına bir bakın.

Hovanisyan, bu planların bir bölümünü şöyle açıklıyor:

Tarihi bakış açısından Karabağ Ermenistan'a katılmalıdır. Fakat, orada yaşayan halkın büyük çoğunluğu Azerbaycanlıdır. Ermenileri, Azerbaycan'dan ayırmak için en doğru çözüm, Karabağ Ermenilerini Erivan arazisine, Erivan Azerbaycanlılarını ise Karabağ'a göç ettirmektir, (s. 267)

Bütün Azerbaycanlıların doğdukları topraklardan sürülüp çıkarılmasını ve bütün Ermenilerin Erivan etrafında, başka birisinin topraklarında bir yere toplanmasını utanmazca isteyen Hovanisyan'ın nasıl bir mantığı vardır? Burada Hovanisyan, "çeşitlerin" "soykırımı"nı teklif etmiyor mu? Bu düşünceler, Adolf Hitler'in aklımızdan çıkaramadığımız taktiğine ve ırkçı teorilerine benzemiyor mu?

1919 yılının Ocak ayında Müttefik Barış Konferansı başladı. Ermenilerin, bu konferansa katılma taleplerini dikkate almayan Müttefikler, onlara "yalnız devlet statüsünde olan ülkelerin konferansa katılabildiğini söylediler." (s. 276)

Ermenilerin konferansta yer alma talepleri konusunda başka bir sorun daha vardı:

Genel olarak Müttefikler, özellikle Fransa, "demokratik Rusya'ının restorasyonu konusunda çok istekliydiler ve Rusya sorunu tamamen halledilmeden, Ermenistan meselesinin bir çözüme ulaşacağını sanmıyorlardı, (s. 276)
Zaten, Ermenistan'ın; Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan toprakları dışında Rusya toprakları üzerinde de hak iddiası vardı.

Bu kadar çok toprak isteğine bir bakış açısı şuydu:

Ermeniler, aç gözlü bir millettir.

Ermenilerin görüşü ise şöyleydi:

Ölü ya da diri, bütün Ermenilerin sesi duyulmalıdır. Askeri hareketler ve onun sonucunda ortaya çıkmış enfeksiyon hastalıkları ve açlık, yerli Müslüman halkı da canından bezdirmiştir. Bu yüzden göç ettirilmiş ve diğer ülkelere sürgün edilmiş Ermeniler, özellikle Rusya Ermenilerinin geri dönmesiyle birlikte bu bölgede gerekli Ermeni çoğunluğu sağlanacak ve böylece yeni ve bağımsız Ermeni milleti oluşturulabilecektir, (s. 278)

Neler olduğunu bir anlayalım:

Ermeniler hem ölüleri, hem de dirileri saymak istiyorlardı. Onlar, sayısız göçmen ve sürgünün, Osmanlı topraklarına geri döneceklerini hesap ediyorlardı. Ek olarak onlar, Rusya Ermenileri de hesaba katılırsa, halkın çoğunluğu Ermenilerden ibaret olacaktır, diyorlardı. Peki, Türkler soykırım yaparak Ermenilerin hepsini öldürüp yok etmemiş miydi? Eğer durum, onların söyledikleri gibi idiyse, o zaman, Ermeniler, çoğunluğu ele geçirebilmek için böyle hayalleri nasıl kuruyorlardı? Eğer Türkler, sistematik bir şekilde, büyüklü-küçüklü, bütün Ermenileri öldürmüşlerse, o zaman bu göçmenler ve sürgünler nereden çıkıyorlardı? Başka türlü söylersek, eğer soykırım olmuş olsaydı, o zaman, göçmenler, sürgünler, yeniden oluşturulacak Ermeni çoğunluğundan hiç bahsetmemek gerekirdi. Onlar, ABD kiliselerinden şefkat (ve dolar) istediklerinde, "pis Türkler" ve "soykırım" hakkında konuşuyorlar, fakat, Avrupa'nın konferans masalarının arkasında, "denizden denize toprak" aradıklarında, soykırımdan söz etmiyorlar, göçmenlerden, sürgünlerden ve yeniden bir araya geldiğinde çoğunluk oluşturacak Ermenilerden bahsediyorlar. Peki, bunların hangisi doğrudur? Soykırım mı, yoksa göç ettirme mi?

Şöyle bir hususu da kaydetmek gerekir; Ermeniler Birinci Dünya Savaşı sırasında, kendi kayıplarının miktarını artırmak için, Türk kayıplarından da söz etmek mecburiyetindedirler. (Tabii, ölen Türklerin büyük çoğunluğunu, özellikle sivil halktan öldürülenlerinin büyük çoğunluğunu, kendilerinin öldürdüğünü hiç söylemiyorlar.)

Hovanisyan'ın söylediği gibi, Paris Barış Konferansı'nın salonlarını adımlayan Ermenilerin maaşlı ajanları, kendi ülkelerine "denizden denize" toprak verilmesi için, Müttefiklere yalvarıyorlardı.

Ayrıca, Halkın tümünün silahsızlandırılması, Türk devlet görevlilerinin Ermenilerin iddiası bulunduğu topraklardan kovulması, katliamları yaratanların ve tahrikçilik yapanların cezalandırılması, o topraklarda rahatsızlık yaratan göçer aşiretlerin süpürülüp atılması, son zamanlarda bölgeye yerleşen Müslüman göçmenlerin geri gönderilmesi ve Müslüman evlerinde hizmetçi olarak çalıştırılan kadın ve çocukların geri alınması için yalvarıyorlardı. Ermeni Ermeni milletine verilen her türlü zarann Osmanlı Hükümetinden tanzim edilmesi için, Osmanlılara teklif götürülmeliydi, (s. 280)

Ermeniler çok şey istemiyormuş değil mi? Bakın aslında ne istiyorlar:

1. Halkın silahsızlandırılması: Ermeniler, bir başkasının gelerek halkın Ermeni olmayan %75'lik çoğunluğunun elinden silahları toplamasını istiyorlardı. Çünkü, Ermeniler devletin başına geçtiğinde, Ermeni olmayan halkların kendilerini koruyabilecek durumda olmasını istemiyordu. Halbuki, Osmanlı savaş hatlarının gerisindeyken onların silahları vardı ve silahlı bir milletin devlet ne gibi zararlar verebileceğin 1915 yılındaki kendi deneyimlerinden biliyorlardı.

2. Ermenistan, Osmanlı devlet görevlilerinin 500 yıldan fazla bir süre sahiplik yaptığı bu topraklardan büyük bir güç tarafından kovulmasını istiyordu.

3. Ermenistan, büyük bir gücün "Ermenilerin olduğunu iddia ettiği katliamlara katılanların ve bu katliamların tahrikçilerinin cezalandırmasını" istiyordu.

Osmanlıların cezalandırılmasını isteyen Ermeniler, bu konuda istediklerini elde ettiler. İngiltere bir çok insanı tutukladı ve yargılamalar başlatıldı. İlginçtir ki, bu mahkemelerin sonucunda, katliam ya da başka suçlar için mahkemeye çıkarılmış bulunan bu insanların çoğu, yasalar önünde hesap vererek suçsuz olduklarını ispat ettiler ve berat ettiler. Yalnız bazı kişiler, suçlu bulundular. Bundan sonraki bölümde bu durumlar daha detaylı olarak anlatılacaktır. Tabii, Müslümanlara katliam yaptıkları için hiçbir Ermeninin sorguya bile alınmadığını söylemeye herhalde gerek yoktur. Tarih, Ermenilerin sayısız Müslümanı bir kasap gibi doğradığını yazmaktadır.

Yeri gelmişken şu soruyu da sormalıyız; madem ki Ermenistan, büyük bir gücün, soykırımlarda suçu olanları bulup cezalandırmasını istedi, neden binlerce, yüz binlerce suçlu bulunmadı da, birkaç suçlu bulundu? Ya da hiç olmazsa, yüzlerce suçlu bulunmadı? Ermenilerin iddia ettiği gibi 1,5 milyon Ermeniyi, bu birkaç insan nasıl katledebilmişti? İlginç değil mi?
Osmanlı Müslümanlarının Ermeni Hıristiyanları tarafından nasıl katlediğildiğinin araştırılmasını istemiyorlar. Ölenlerin gerçek sayısıyla da hiç ilgilenmiyorlar.

4. Ermeniler, büyük bir güç tarafından "rahatsızlık yaratan göçer aşiretlerin süpürülüp atılması" istiyorlar. Başka türlü söylersek Er-meniler, Müttefiklerden, Osmanlı Devletine sadık olmayı tercih etmiş Kürtleri göç ettirmesini istiyor. Daha sonraki bölümde Ermenilerin ve Kürtlerin verdikleri kayıplar karşılaştırılacaktır. Görülecektir ki, Kürtler, Ermeniler kadar kayıp vermemiş ve acı çekmemiştir. Bu sadakatle vefasızlık arasındaki fark işte budur.
Ermeniler, saldırgan düşmanın tarafında yer aldıkları için, Osmanlı kuvvetlerinin cephe arkasından göç ettirilmişlerdi. Buna karşı çıkmışlardı. Şimdi ise, istedikleri topraklardan Kürtlerin sökülüp atılmasını istiyorlar.

5. Müslüman göçmenlerin yeniden yerleştirilmesi: Bu istek, yine bir çifte standart ve nefret dolu etnik ayrımcılık örneğidir. Bu, Hıristiyan Ermeniler Müslümanlara (Türkler ve Kürtler) tahammül edemiyor. Böylece, gerçek yüzleri ortaya çıkıyor, öyle değil mi? "Hıristiyan" Ermeniler acaba bu tür "Hıristiyan olmayan" fikir ve değerleri nerede öğrenmiştir? Eğer, Ermeniler, Hovanisyan'ın dediği gibi, böyle tahammülsüz iseler, o zaman onlar, niçin kendilerini Hıristiyan olarak isimlendiriyorlar? Ermeniler, "tahammülsüzlüğü", "Hıristiyanlık"la nasıl bağdaştırıyorlar?

6. Hıristiyan kadın ve çocukların Müslümanların evlerinden geri alınması: Ermeniler, bu konuyu zaman zaman gündeme getirirler, fakat, hiçbir zaman, bu kadın ve çocukların kimlerde olduğunu, sayılarının ne kadar olduğunu ve hangi adreslerde bulunduklarını söylemezler. Yani, konuyu bir türlü gerçek şekliyle ortaya koyamazlar. Müslümanlar ekonomik olarak köküt bir dönem geçiriyordu ve sağduyu bu olayın (eğer bir kez bile gerçekleşmişse) Ermenilerin iddia ettiği ölçüde yaygınlaşmış olamayacağını söylemektedir.

7. Ermeniler, büyük bir gücün, Birinci Dünya Savaşı'nda, Ermenilere verdiği her türlü zarar için Osmanlı Hükümeti'nden tazminat almasını istedi. Barış Konferansı Ermenilerin bu isteklerini pek önemsemedi ve Ermenilere hiçbir şey vermedi.
Şunu da kaydetmeliyiz ki, "Merkezi Asya" denilen topraklarz üzerinde İran da hak iddia etmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu tarihi devlet "Pers Türkiyesi" ya da "Pers Rusyası" olarak adlandırabileceği bu topraklar üzerinde hak iddia edebilirdi. Her şey bir yana, bu topraklara tarihi hak iddiası için, onların, Ermenilerden daha çok hakkı vardı. Doğal olarak, İran'ın bu iddialarına Ermeniler şiddetle itiraz ettiler.

Ermenilerin satılmışlıklarını ve hainliklerini ispat eden ve tartışmaya katılmasına ihtiyaç duyulan kaynak, Bogos Nubaryan tarafından yazılan bir mektuptur. O, Paris Barış Konferansı'nda, Ermenistan'ı temsil eden heyetin başkanıydı. 30 Ocak 1919 tarihli Times gazetesinde yayınlanan mektupta yazılanlara göre; Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte, bir taraf gibi savaşın içinde yer almışlardır. Onlar bütün cephe hatları boyunca, mesela, Filistin'de, Suriye'de Müttefiklerin saflarında savaşmışlardır. Fransız hükümetinin ricası ile toplanmış Ermeni gönüllüleri, aslında Fransız ordusunun önemli bir kısmını oluşturuyorlardı. Hiçbir yerde yazılmamış olsa da, Kafkasya'da savaşan Rus ordusunun içinde 150 Ermeni vardı. Bunların en az kırk bini Türkiye ordularının karşısında savaşıyorlardı.

Hovanisyan'ın tarih kitabı gibi, bu mektup'a kimin işgalci ve hain olduğunu açık olarak gösteriyor. Bunlar Ermenilerdir! Bazıları Fransız askeri elbiseleri içinde, diğerleri Rus kıyafetleri içinde, bir başkaları Osmanlı elbisesinde, geri kalanları ise sivil kıyafetlerle, Osmanlı Türklerine karşı savaşmışlardır. Aynı devletin tebası olduklarına ve aynı topraklarda o insanlarla birlikte yaşadıklarına göre, bunlar hail n değişe kim haindir acaba?

Çeşitli elbiseler içinde olsalar da, hepsinde aynı kin ve aynı istek vardı:

Türkleri yok etmek! Müttefiklere "Türklere, bütün cephelerde ve cephe arkalarında darbe vurmakla sizlere yardımcı olduk. Peki, bizim mükafatımız nerede?" diyorlardı.

Düşünün ki, bu istekler arasında "soykırım"ın sözü bile geçmemektedir. (Bu terim, 1948 yılına kadar ortaya çıkmamıştı.) Hatta soykırım olarak tanımlanmamıştır. Eğer, Ermeniler, soykırıma tabi tutulmuşlarsa, onların temsilci heyetinin başkanı, Müttefiklere yazdığı mektubunda, bu konudan bahsetmeyi niçin unutmuştur? Neden Müttefikler Ermenilerin bu iddiasını gözardı etmiştir.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron