Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermenistan'ın Gerçek Kuruluşu

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermenistan'ın Gerçek Kuruluşu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:04

Ermenistan'ın Gerçek Kuruluşu

1918 yılında, Ermenistan'da suç oranının artması ölüm kalım sorunu haline gelmişti:
Hükümet, güpegündüz baskınlar yapan, istedikleri kişileri vurup soyan haydut çetelirinin küstahlıklarından bıkmıştı. Hükümet, bir yasal düzen kuramamıştı. Gerçekten hakimiyeti sağlayabilmek için, geniş halk kitlelerinin silahlarına el konulması ve disiplinli olma konusunda eğitilmesi gerekiyordu. İktidarın kanaatine göre; silahlanmış halk, askeri açıdan bir değer değildi, yalnızca anarşinin artmasına neden oluyordu, (s. 45)

Kendisi küçük, fakat gürültüsü büyük bir grup, hükümetin "silahları bırakma" tasarısına karşı çıktı: "Anarşinin hiç bilinmediği bir çok ülkede halk silahlıdır. Esas çözülmesi gereken sorun rüşvetçi devlet görevlilerinin temizlenmesiydi. Hükümetin emirlerini dikkate almayan ve kuşku saçan bunlardı." (s. 45)

Diktatoryal devlet tasarıyı kabul etti. Ancak onu uygulamak kabul ettirmekten daha zor olacaktı. "Devletin güvenliği sağlayacağına inanmayan ya da güvenliği sağlamasını istemeyen Ermenistan halkı, Hıristiyanıyla ve Müslümanıyla silahlarına sarıldı." (s. 46)
Bu arada "Ermeni kilisesinin eğitimdeki geleneksel rolünü kısıtlamaya yönelik" bir takım girişimler de oldu. "Kilise devletten ayrılsın" sesleri de duyuldu. Fakat, bu girişimler başarısızlıkla sonuçlandı, (s. 47) Bugün bile, kilise, devlet yönetiminde önemli bir yere sahiptir. Bugün, elbette, hiçbir özgür ve demokratik devlette ne kiliseye, ne de herhangi bir dine, devlete karışma izni verilmez. Hıristiyan Ermenistan'da ise durum böyle değildir.

Türkiye ile Ermenistan'ı karşılaştıralım. Türk halkının %98'inin Müslüman olmasına rağmen, din hiçbir şekilde devlet işlerine karışamaz. Bugün Türkiye'de gerçek bir demokrasi vardır ve cami, kilise ve devlet arasında ayrılık oluşturulmuştur. Hıristiyan devleti olan Ermenistan hakkında ise, bunları söylemek mümkün değildir.

1918 yılında, Ermenistan'ın başka sorunları da vardı:

Erivan bölgesindeki hastalığın bitkin düşürdüğü evsiz-barksız kitleler, hükümetin dert yükü haline gelmişti, verimsiz cumhuriyet sınırlarındaki tahminen 300 bin göçmenle boğulmuş durumdaydı, (s. 48)

Göçmenlere yiyecek içecek verebilmek için İçişleri Bakanlığı, savaşın harabeye çevirmediği birkaç kentte, yiyecek ve içecekler üzerinde sınırlamalar getirdi. Aslında yasal olmayan bu düzenlemeler, o kentlerin ve Karabağ'daki bölgelerin itiraz etmelerine neden oldu. Ebedi diktatörlük kurallarını uygulamak Aram Manukyan'a kaldı. Eleştirilerden daha çok acı veren şey gelen raporlardı: Askeri giyimli insanlar, köylüleri ve kasabalıları korkuya düşürüyor, Ermenistan hükümeti adına, ellerinde ne var ne yoksa, her şeyi alıyorlardı, (s. 48)

Ermeniler, iki buçuk yıl süren devlet kurma deneyimlerinde büyük bir finansal krizle karşılaştılar. "Tahıl ticareti üzerinde, hükümet tekel kurmuştu."(s. 48) Tertip ve düzenlemede büyük sahtekarlıklar yapıldığı için, bu sistem, büyük memnuniyetsizlik yarattı. Ülkenin bu çok kısa tarihi içinderüşvetçilik yerleşti ve kısa sürede yayıldı, (s. 52)

Halkçılar, ticaret akıllarıyla şunu rahatlıkla gördüler:

Devlet tekeli gıdada yapay bir kıtlık yaratıyordu. Köylüler hükümet tarafından belirlenen tahıl fiyatlarının gerçek değerin epey altında olduğunun farkındaydı ve son çare olarak malları istiflemeye başlamışlardı. Eğer tekel düzeni özgür bir ekonomi doğrultusunda terk edilebilseydi, ürünün büyük kısmı halka ulaşacak ve kıtlık önlenecekti, (s. 48)

Serest ekonomi anlayışının diktatörler tarafından reddedildiğini söylemeye gerek yok. İnsanlar korkunç bir şekilde acı çekmeye devam ettiler, çünkü politikada mevki ve güç sahipleri özgürlük için belli bir vizyona sahip olmaktan yoksundular.
Ermeni diktatör devleti, varlığını devam ettirebilmek için diğer devletlerden yardım alma zorunluluğunun farkındaydı.

Ermeni ajanları, bu amaçla, bir çok Avrupa ülkesine, Ukrayna ve Rusya'ya gönderildi:

Birinci Dünya Savaşı'nın bitimine kadar, 5 ay boyunca, zorlayıcı ve utandırıcı şartlar altında, silah olarak sadece dilekçeleri, istatistikleri ve mantıklarını kullanarak büyük bir savaş verdiler, (s.49)

Bir başka deyişle, Ermenilerin gelişmiş ülkelere sunabileceği bir şey yoktu. Ermeniler her yerde yardım dileniyorlardı ve Hovanisyan'ın ifadesinden anlaşılacağı üzere, gelişmiş ülkeler tarafından başbelası bir dilenciden öte bir şey olarak görülmüyorlardı.

Eylül 1918'e gelindiğinde, "Ermeni diplomasisinin çabaları ... hüsrana uğramıştı. İronik bir paradoks olarak Ermeniler, Osmanlı İmparator-luğu'na yöneldiler."

Osmanlılar, eğer, Ermenilerin iddia ettiği gibi, 1915-1919 yılları arasında bir soykırım yaptıysa, neden sonradan 1918, 1919 ve 1920'de, yeni kurulmuş Ermeni Devleti yardım için Osmanlılar'a yöneliyordu?
Görüşmeler başladığında, Ermeniler, Osmanlıların mütevazi bir şekilde Ermeni Devleti'nin kurulmasına karşı gösterdiği hoşgörülü tutumu minnettarlıkla karşıladıklarını ifade ediyorlardı. Bir Türk konuşmacı bu görüşmeler sırasında Ermeni meselesinin nedeninin "Kürtler, askeri yetkililer ve sorumsuz yerel devlet görevlileri olduğunu söyledi, ancak Ermenileri de anavatanları Osmanlı Devleti'ne sadık olmamakla suçladı." (s. 52)

Gerçekten de Ermeniler, 500 yıldan fazla birlikte yaşadıkları Türkleri satmışlardı. Hovanisyan, Ermenilerin Osmanlıların düşmanlarına yardım maksadıyla yaptıklarından bahsederken Ermeni saldırılarının, Osmanlı savaş hattının arkasından yapıldığından kesinlikle söz etmiyor. Osmanlı askerlerinin, Ermeniler tarafından, cephe gerisinden, sırtlarından vurulduklarını söylemiyor. Osmanlı yöneticilerini, Ermenilerin savaş bölgesinden göç ettirilmeye mecbur eden bir tek buydu. Kendi askerlerini, düşman ateşine karşı korumayı düşünen her hükümet, ne gerekirse onu yapmalıdır. Osmanlı da ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Çünkü, Ermeniler, yaptıkları vur-kaç saldırılarıyla, Osmanlıların düşmanı olduklarını defalarca ispat etmişlerdi. Sadece savaş alanındaki Ermenilerin göç ettirilmesinin ve İmparatorluğun batısında yaşayan ve savaş içinde Osmanlı orduları için tehlike oluşturmayan, İstanbul, İzmir ve Edirne Ermenilerinin yerinde bırakılmasının nedeni budur. Kesin olarak söylüyorum ki, bu duruma düşen her millet, aynı şeyi yapardı. Daha sonraları, Ermeniler, yaptıkları büyük yanlışlardan dolayı özür dilemeye kalktılar ama, Osmanlıları niçin öldürmeye başladıklarını itiraf etmediler. Onlar, soykırım kurbanı olduklarını iddia ederek kendi kötü emellerini perdelemeye çalışıyorlardı. Büyük kısımlarının, ihanetle ilgisi olmadığını ve savaş hattının gerisinden boş yere göç ettirildiklerini söylüyorlar. Bu da büyük bir yalandır. Çünkü, bunlar göç ettirildikten sonra, Osmanlı ordusuna arkadan yapılan bütün saldırılar durmuş ve savaş boyunca bir daha yaşanmamıştır. Bu durum, göç ettirilen Ermenilerin ya saldırıların içinde bulunduğunu ya da saldırganlara yardım ettiklerinin kesin kanıtıdır.

Eğer Osmanlılar, bütün Ermenileri sürmek istiyorlarsa, niçin, savaş hatları dışında kalan İstanbul, İzmir ve Edirne Ermenilerine dokun-mamışlardır? Savaş alanlarının uzağında yaşayan Ermeniler hiçbir zarar görmemiştir. "Soykırım" kelimesi ise, bütün dünya dillerinde "bir milletin istisnasız tümünün yok edilmesi" anlamını taşımaktadır.

Savaş sırasında binlerce Ermeni öldü, ama onlardan daha çok sayıda Türk de öldü. Osmanlı İmparatorluğu, hayatının son dönemlerini yaşıyordu. Kendi küçük krallığını kurmak isteyen Ermenilerin açgözlülükleri yüzünden, binlerce günahsız insan hayatını kaybetti. Her aşırı isteğin bir bedeli olacaktı ve Ermeniler de bu bedeli ödediler. Kendi krallıklarını kurmuş olsalardı, bu bedeli Türklere ödeteceklerinden asla şüphem yoktur. Sorunun gerçek yönü şudur; Ermenilerin Ruslarla birlikte hareket ettikleri her yerde, Türkler acımasız bir soykırıma uğramışlardır. Hova-nisyan, halen yaşayan ve acımasız Ermeni katliamlarına maruz kalmış Türk tanıklarına hiç itibar etmiyor. Eğer, Hovanisyan tarafsız bir bilim adamı gibi davransaydı, kitabına koyduğu, güya, Türk soykırımına uğramış Ermeni tanıklarının yanına, Ermeni vahşetini yaşamış, binlerce Türkten de bir kaç tanık koyardı. Müslümanların, özellikle Türklerin vahşete uğraması hakkındaki belgelere kesinlikle itibar etmeyen Hovanisyan'ın, sadece Ermeni soy kırımına odaklandığı burada da, açık olarak kanıtlanmaktadır.

Ermenistan, Osmanlı Hükümeti ile İstanbul'da görüşmelerini sürdürürken Avrupa'nın güçlü devletlerinin yardımı için de çalışıyordu.
Ermeni misyonu, krokiler ve haritalar hazırlamış, Ermenistan'a ayrılmış küçük ve kayalık toprak parçasında devletin varlığı için neler yapılması gerektiğini anlatıyordu, (s. 53)
Şunu da kaydetmeliyiz ki, Ermeniler, Avrupalıları etkilemek için belgelerin ve istatistiklerin Ermeni versiyonunu hazırlamışlardı. Ermeni isteklerinin en önemlisi, Osmanlılardan, Gürcistan'dan ve Azerbaycan'dan toprak istemeleri idi. Bu istek, bugün de halen geçerliliğini korumaktadır.
11 Kasım 1918 tarihinde Birinci Dünya Savaşı sona erdi.

Hovanisyan savaşın bittiği günleri şöyle anlatıyor:

Türkiye yenilmişti, öyleyse Müttefikler, artık Ermenilerin adalet ve intikamın isteklerini yerine getirebilirlerdi. Fakat, ateşkes anlaşması dikkatli okunursa, ... yumuşak bir dille yazılmıştı ve özellikle Ermenistan hakkında kesin olmayan ifadeler içeriyordu, (s. 55)

Hovanisyan, burada da çağdaş Türkiye'ye karşı yanlı tutumunu gösteriyor. 1918 yılında savaşı kaybeden Osmanlılar idi. Türkiye 1923'te zaten yoktu. Bağımsızlığı uğrunda 1919 yılından 1923 yılına kadar yaptığı uzun ve yorucu savaşlardan sonra kuruldu.
Osmanlı Devleti monarşik bir idare ile yönetiliyordu. Türklerin kurduğu devlet ise demokratik bir devletti ve bugün de demokratik bir devlet olarak yaşamaktadır. Ermenistan bunları söyleyemez.

Hovanisyan'nın yorumlarında insanı rahatsız eden ve şaşırtan şey şudur:

İlk zamanlarda Ermeniler, 1918 yılında savaşı kazanmış Müttefiklerden istediklerini gerçekleştirmek için ya çok az gayret harcamışlardı ya da hiçbir şey yapmamışlardı. Ermenilerin istedikleri, kendi söylemlerine göre "Adalet ve intikam", hiçbir şey yapmadan her şeyi istemek demekti. Sırf bu yüzden, Müttefikler, Paris Barış Konferansı'nda, Ermeniler için bir şey yapmamışlardı.
Ateşkes anlaşmasının, Türkiye Ermenistan'ı üstündeki Osmanlı hakimiyetini kabul etmesi, Ermenileri büyük korkuya düşürdü. Onlar, Müttefiklere, alınan bu karar üzerine, o vilayetlerde yaşayan Ermenilerin isyan edeceklerini söylüyor ve Hıristiyan halkın göç ettirilme, soykırım ya da sürgün ettirilme gibi çok acı sonuçlarla karşılaşacağını söylüyorlardı.

Ermeni profesör o yakışıksız terimi, kitabın her yerinde olduğu gibi, yine kullanıyor:

"Türkiye Ermenistanı" Bu terim, tarihi durumu kesinlikle yansıtmıyor. Fakat, terimin durmadan, militanca kullanılması, okuyucuları yanıltıyor. Şurası da açıktır ki, Müttefikler, bu iddiaya, "Hıristiyanlar göç ettirilmiştir, sürgüne gönderilmiştir, katledilmiştir" iddiaları kadar inanmamıştır.

Hovanisyan şunları iddia ediyor:

Güçlü Müttefikler, -Fransa, İngiltere ve ABD- Ermenilerin güvenliğinin sağlanacağı ve onların bir daha Türk zorbalığının lanetine uğramayacağını defalarca açıklamıştır. Müttefikler, Ermeni sorununun "Hümanizm ve adaletin yüksek yasaları esasında" çözüleceği vaatlerinde bulunmuşlardı, (s. 60)

Bu yazılanlar, dehşet verici, şaşırtıcı ve hedef saptırıcıdır. Öncelikle, şimdiye kadar, ne Fransa, ne İngiltere, ne de ABD, Ermenistan'la "Ermenilerin güvenliğinin temin edileceği ve bir daha Türk zorbalığının lanetine bırakılmayacakları" hakkında, herhangi bir anlaşma imzalamamışlardır.

Aslında, ABD hiçbir zaman Osmanlılara savaş bile ilan etmemiştir. Eğer ABD, Osmanlı ile bir savaşa girmediyse, o zaman, Ermenilerin güvenliğinin sağlanacağı hakkında nasıl teminat verebilir?

Hovanisyan, sadece Ermeni amaçlarının hayata geçmesini isteyen çok az sayıda insanın söylediklerini söylüyor. Bu dönemlerde, Ermeniler, bazı insanların beynini yıkamış ve onlar, güya Hıristiyanların, Müslümanlar tarafından zulme uğratılması hakkında çok sert beyanatlar vermişlerdi. Bu kişisel beyanatlar, Ermenilerin, Hıristiyan kartı ile oynayarak yarattıkları dinsel-ırksal gürültülerine uygun olarak verilmiştir. Bu sözler önceden tasarlanmış, yanlış düşüncelerin kişisel açıklamalarından başka bir şey değildir. Bu yüzden, resmi anlaşmalarda ve anlaşma şartlarında, Ermenilere hiçbir zaman böyle kefalet ya da teminat verilmemiştir. Ermenilerin yalan ve uydurma beyanatlarını, resmi incelemeler sona erdikten sonra fark eden Müttefikler, daha önceden söylediklerini bile geri çekmişlerdir. Bu konuda daha geniş bilgi, ilerideki bölümlerde sunulacaktır.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir