Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Günümüz Türkiyesinin Topraklarında Daha Çok Kimin Hakkı var?

Geçmişin Büyük Medeniyetlerinin mi, Yoksa Ermenilerin mi?

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Günümüz Türkiyesinin Topraklarında Daha Çok Kimin Hakkı var?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:02

Günümüz Türkiyesinin Topraklarında Daha Çok Kimin Hak İddiası Olabilir- Geçmişin Büyük Medeniyetlerinin mi, Yoksa Ermenilerin mi?

Çağdaş Türkiye toprakları, eski ve tarihi topraklardır. Bu topraklar üzerinde, 400.000 yıl önce bile insanların yaşadığı ispat edilmiştir. Hıristiyanların dini külliyatı İncil'de Küçük Asya olarak adlandırılan bu topraklar üzerinde yirmi dokuz büyük medeniyet kurulmuştur.

Küçük Ermenistan Krallığı, tarihin kısa bir kesitinde buralarda olmuş, sonra yok olup gitmiştir. O küçük krallığı hiçbir şekilde, günümüz Türkiyesinin bir zamanlar parçası olan büyük medeniyetlerden biri olarak göstermek mümkün değildir. O krallık, bugünkü Türkiye'nin çok küçük bir bölümünde kurulmuştur. Hiçbir dönemde, Küçük Asya'nın tümünde hakim devlet olamamıştır.

Şimdi, bu tarihi gerçekler ışığında, siz söyleyiniz:

Küçük Asya toprakları üzerinde, Ermenistan'dan daha çok kimlerin hak iddiası olabilir?
Burası Hitit Türkiyesi, Hitit Rusyası ya da Hitit Yaylası olarak isimlendirilebilir. Sonuçta, Hitit Devleti MÖ 2000 - MÖ 600 yılları arasında burada yaşamış büyük bir medeniyettir. Hıristiyan İncili'nin birinci kitabı olan Genesis'te Hititler hakkında geniş bilgi vardır. Ancak, İncil'in hiçbir yerinde Ermeniler hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bu durumda, bu topraklar üzerinde, Hititlerin Ermenilerden daha çok hak iddiası olmaz mı?

Eğer sizler, Ermeni profesörün mantığına göre hareket edecek olursanız:

- Bu toprakları Frigya Türkiyesi, Frigya Rusyası ya da Frigya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu topraklan Urartu Türkiyesi, Urartu Rusyası ya da Urartu Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Lidya Türkiyesi, Lidya Rusyası ya da Lidya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu topraklan Trakya Türkiyesi, Trakya Rusyası ya da Trakya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Galata Türkiyesi, Galata Rusyası ya da Galata Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Pers Türkiyesi, Pers Rusyası ya da Pers Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Yunan Türkiyesi, Yunan Rusyası ya da Yunan Yaylası olarak adlandırabilirsiniz. (Yunanlılar, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Anadolu topraklarının bir kısmını işgal etmek istediler. Fakat, Yeni Türk ordusu tarafından yenilgiye uğratıldılar ve ülkeden kovuldular. Şimdi hiçbir Yunanlı, o topraklara Yunan Türkiyesi adını vermiyor.)
- Bu topraklan Roma Türkiyesi, Roma Rusyası ya da Roma Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Bitinya Türkiyesi, Bitinya Rusyası ya da Bitinya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları İyonya Türkiyesi, İyonya Rusyası ya da İyonya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Karya Türkiyesi, Karya Rusyası ya da Karya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Kapadokya Türkiyesi, Kapadokya Rusyası ya da Kapadokya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Likya Türkiyesi, Likya Rusyası ya da Likya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Pamfilya Türkiyesi, Pamfilya Rusyası ya da Pamfilya Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Suriye Türkiyesi, Suriye Rusyası ya da Suriye Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu topraklan Komagen Türkiyesi, Komagen Rusyası ya da Komagen Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu topraklan Pontus Türkiyesi, Pontus Rusyası ya da Pontus Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Bizans Türkiyesi, Bizans Rusyası ya da Bizans Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.
- Bu toprakları Osmanlı Türkiyesi, Osmanlı Rusyası ya da Osmanlı Yaylası olarak adlandırabilirsiniz.

Bu listeyi daha da uzatmak pekala mümkündür.

Şimdi bir küçük grup insanın çıkıp, o topraklan, Ermeni Türkiyesi, Ermeni Rusyası, Ermeni Yaylası olarak adlandırması biraz şaşırtıcı olmuyor mu? Bu iddia, Ermenilerin başkalarını aldatmak ve bu tür iddialarla yalan söyleyerek ABD'den ve bütün Hıristiyan dünyasından para koparmak isteklerinden kaynaklanmaktadır. Onlar, "soykırım endüstrilerini" ayakta tutabilmek için, terörist gruplarla işbirliği yapıyorlar ve Hıristiyan dünyasını kandırarak para topluyorlar.

Aşağıda vereceğim örnek, Ermeni profesörün kendi kitabındaki ifadelerini nasıl "maskelediğinin" ikinci örneğidir:

Bu profesör, kitabında, sürekli olarak şehrin bugünkü ismi olan İstanbul yerine, Konstantinopolis ismini kullanıyor. Konstantinopolis ismi, 1453 yılında, Kolomb'un Amerika kıtasını keşfinden 39 yıl önce, İstanbul olarak değiştirilmiştir. Hovanisyan, herkesin bildiği bu tarihi gerçeği bile bilmiyorsa, ona bir tarih profesörü olarak nasıl inanacağız?

İstanbul şehri, MS 330 yılında I. Konstantin tarafından kurulmuştu (Bu Roma İmparatorluğu'nun sonlarına yakın bir dönemdir). Şehir Dentera Roma (İkinci Roma) ya da Nea Roma (Yeni Roma) olarak da bilinirdi. Bu dönemlerde Hıristiyanlığın en yüksek zamanları yaşanıyordu. Konstantin tarafından burada dönemin en büyük kilisesi olan Ayasofya (St. Sophia) Kilisesi inşa edildi ve Katolik Kilisesi'nin merkezi, burada yeniden kuruldu.

O dönemin Bizanslıları bile şehre Konstantinopolis demiyorlardı. Aksine, onlar şehre sadece polis (şehir) diyorlardı. Onlar, "şehire" demek istediklerinde "eist enpolin" (is-tin-opolin) derlerdi ve İstanbul sözcüğünün kökü de buraya dayanır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, eğer Bizans döneminde İstanbul sözcüğü kullanılmasa bile, en azından 11. yüzyılda Türkler, şehri bu adla tanıyorlardı.

Kolomb'un Amerikayı keşfinden en az elli yıl önce, İstanbul dünya halklarının kullandığı bir isimdi. "Modern dünyanın" İstanbul sözünü kullanmaktan kaçınması ya cehalettir, ya da kasıtlıdır. Konstantinopolis sözünün gerçek anlamı "Hıristiyan" demektir. Çağdaş Türkiye'nin %98'inin Müslüman olduğunu düşünürsek, bu sözün kullanılmasının büyük bir millete hareket olduğunu fark ederiz. Bu onun, Hıristiyan önyargılarının, bütün Türklere yönelik olduğunu gösterir. Bugün Hıristiyanlar, başka yerleri de bu şekilde 548 yıl önceki isimleriyle mi adlandırıyorlar? Bilerek yapılmış bu hata, bu ciddi çalışmasının kalitesi hakkında okuyucularda şüphe uyandırmaz mı?

Hovanisyan, kendilerin yer yüzünün ilk Hıristiyan milleti sayan bu küçük Ermeni grubunun tüm dünyadan topladıkları paralardan da bahsetmektedir. Böylece, Ermenilerin bir yandan terör kampanyaları yürütürken, diğer yandan çeşitli kandırmacalarla kiliselerden ve milli hükümetlerden milyarlarca dolar parayı çalmak için Hıristiyan-etnik kartını nasıl kullandıkları hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Irksal ve dinsel nefret, çoktan geride kaldı. Modern dünyamızda etnik temizlik yapma dönemi sona erdi. Halbuki, günümüzde, Ermenistan'ın hala komşusu Azerbaycan'ın topraklarının %20'sini, 1 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı bu bölgeyi ele geçirmek istediğini görüyoruz. Bu maksada ulaşmak için, onlar, Rusya'dan aldıkları bir milyar dolarlık askeri yardımdan (1988-1994), ABD'nin bir milyar dört yüz milyon dolarlık para yardımından (1991-2001) ve bütün dünya kiliselerinden alınmış haddi hesabı olmayan milyarlarca dolar paradan yararlanıyorlar. Bu paraların ve askeri yardımların sonucu, Ermenistan Azerbaycan'a saldırmış, bir milyondan fazla Müslümanı yurtlarından kovmuş, Hıristiyan olmayanlara etnik temizlik uygulamıştır. Halbuki, Ermeniler 1915 yılında kendi haklarına yapılan bu türden bir zorunlu göçü "soykırım" olarak nitelendirmektedir. 1915'te yaşananların daha da beterini kendileri 1992 yılında yaptıklarında ise bunu "Hıristiyan olmayanların, Hıristiyan topraklarından temizlenmesi" olarak tanımlıyor ve sıradan bir olay gibi gösteriyolar.

Hovanisyan, 1914 yılında iki milyon Ermeninin Rusya'da, Rusların, Gürcülerin ve Müslümanların arasında rahat ve huzur içinde yaşadığını söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor (s. 2):

... Türkiye'de yaşayan tahminen iki milyon Ermeni ise Rusya'daki Ermenilere nazaran daha geniş bir araziye dağılmıştı. Onlar Konstantinopolis'te, sahil şehirlerinde, 11. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Ermeni Knezliği ve Krallığı olmuş Akdeniz boyundaki verimli topraklara sahip Kilikya'da, dikkati çekecek kadar çok nüfusa sahiptirler. Böyle geniş bir araziye dağılmalarına rağmen, Türkiye Ermenilerinin büyük çoğunluğu, kendi tarihi yaylalarında-ki topraklarda yaşıyorlardı. Bu topraklar üzerinde ise, Sivas, Erzurum, Harput, Diyarbakır, Bitlis ve Van gibi altı Doğu Osmanlı vilayeti kurulmuştu. (Okuyucular için not: Hovanisyan'ın dört ciltlik kitaplarına çokfazla gönderme yaptığımız için, her bölümdeki ilk kaynağın yeri gösterilecek, sonraki göndermeler ise sadece sayfa numaralı ile verilecektir.)

Böylece Hovanisyan, Ermenilerin nüfusunu 500.000 daha artırarak tarihi gerçekleri çarpıtmaktadır. 1915'te tüm dünyadaki Ermenilerin sayısı bile o kadar yoktu. Hovanisyan'ın Osmanlı topraklarında 2 milyon Ermeninin yaşadığına dair hiçbir kaynak göstermediğine dikkat çekmek istiyorum. Halbuki, biz, bu kitabın birinci bölümünde, 1915'lerde Anadolu'da yaşayan Ermenilerin sayısını belgeleyen yarım düzineden fazla tarihçiye gönderme yapmıştık. 1910'lu yıllardan bahseden hiçbir tarihçi, Anadolu'da yaşayan Ermenilerin sayısı için 1,5 milyondan fazla bir rakam vermez. Anadolu'da 2 milyon Ermeninin yaşadığı iddiası hiçbir belgeye dayanmıyor. Bu sayı, Hovanisyan'nın, soykırım iddialarını şişirmek için yaptığı bir uydurmadan başka bir şey değildir.

Hovanisyan, şunları da yazıyor:

... On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Van'da yaşayan Ermeniler hukuk ve ekonomik alanlarda reformlar yapmaya başladılar, özellikle Konstantinopolis ve Kilikya'da büyük etkisi olan Hıııçak Devrimci Partisi (sonralar Hınçak Sosyal Demokrat Partisi), bağımsız Ermeni Devleti kurmak için isyanlar ve gösteriler düzenliyordu. Örgütlenme ağını Kafkasya'dan Türkiye Ermenistanı'na kadar genişletmiş olan Taşııaksütyıın Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Ermenilerin bağımsızlığı için, durmadan sosyal ve ekonomik değişiklikler isteğiyle baskısını arttırıyordu. (s. 9)

Profesör Osmanlı Devleti hakkında ise şunları söylüyor:

Birinci dünya Savaşı, İmparatorluğa Ermenilerden kurtulma ve Ermeni sorununu halletme fırsatını verdi... 1915 yılının Nisanında Bakanlar Kurulunun çoğunluğu tarafından korunan ve Osmanlı Devletinin İçişleri Bakanı olan Talat Paşa, Ermenilerin savaş bölgesinde oturduklarını, düşmana yardım ettiklerini ve diğer şartları yarattıklarını bahane ederek onların, doğu vilayetlerinden göç ettirilmesi hakkında emir verdi. (s. 12)

Göç ettirilmenin gerçek sebebi, Ermeniler yaşadıkları bölgelerden, cephe arkasından, Osmanlı askerlerine saldırmalarıydı. Bunlar, binlerce yıllık direniş hareketleri tarihinde sınavdan başarıyla geçmiş, vur-kaç taktiğinin ustalarıydılar. Ermenilerin sadakatine inanmamak için Osmanlıların tutarlı sebepleri vardı. Ama, profesör, bu basit tarihi gerçekleri gözden kaçırmaktadır.

"... Tehcir ile soykırım arasında fark yoktur" (s. 13) diyen Hovanisyan şöyle devam ediyor:

"Sayısız kadın ve çocuk Müslümanların evlerine hizmetçi olarak alındı ve Müslüman dinini kabul etmeye mecbur edildi." (s. 13)

Profesör şunları da iddia ediyor:

"Van'da yaşayan tahminen 200 bin Ermeni yaşadıkları vilayeti (Van) terk ederek Güney Kafkasya'ya aktı ve Rusya Ermenileri sınırların ötesinde yaşanan trajedinin büyüklüğünün farkına vardı."

Hovanisyan'ın ortaya koyduğu bu rakamlar nasıl doğru olabilir? Önce, Osmanlıların, savaş bölgelerindeki altı vilayetten, bir milyon Ermeninin göç ettirildiğini, iddia ediyor. Sonraki bölümlerde ise, 500 bin Ermeni'nin Rusya Ermenistanı'na göç ettiğini yazıyor. Ek olarak, "sayısız Ermeni kadın ve çocuğunun Müslüman evlerine hizmetçi olarak alındığını ve Müslümanlığı kabul etmeye mecbur edildiklerini" söylüyor. Bütün bu rakamları dikkate alırsak, o zaman 1915 yılında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 1,5 milyon Ermeni nasıl öldürülmüş olabilir? Çünkü, Osmanlı topraklarında 2 milyon Ermeninin yaşadığını iddia eden kendisiydi. Üstelik, savaş alanı dışında kalan yerlerden hiçbir Ermeni göç ettirilmemişti.

Hovanisyan'ın verdiği rakamlar birbirini tutmuyor. Bu Ermeni tarihçisinin verdiği rakamlar, Ermeni rahibinin Osmanlıların soykırım sonucunda öldürdüğünü iddia ettiği Ermenilerin sayısı ile örtüşmüyor. Sonraki bölümlerde, aynı Ermeni Profesörü, Amerikalı tanıkların, tahminen 2 milyon Ermeninin Osmanlı topraklarını sağ salim terk ederken gördüğünü de yazıyor.

Açıkça anlaşılıyor ki, Hovanisyan, elindeki belgeleri kontrol etmek için hiç vakit ayırmamış. Kitabının bir yerinde, ölüm sayısını çok göstermek ve katliam hissi vermek için bir takım rakamlar söylüyor. Kitabın başka bir yerinde ise, göç ettirilenlerin içinde bulunduğu kötü koşulları göstermek için başka bir rakam veriyor. Ancak Hovanisyan'ın unuttuğu bir gerçek var ki, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda 2 milyondan fazla Ermeninin yaşadığını hiçbir şekilde iddia edemez.

Kitabının hemen her yerinde soykırıma uğrayanlar için de göçten sağ salim kurtulan mülteciler için de aynı rakamı kullanıyor: 2 milyon! Asıl gerçek ise şudur: Osmanlıların hainlik yapan Ermenileri zorunlu göçe tabi tutmasını Ermeniler 1915 yılından bugüne kadar "katliam" olarak adlandırıyordu. Bugün ise "soykırım" demektedirler. Eminim ki, Ermeniler bu iki kelimenin anlamlarını bilmiyorlar. Onlar, bir çok insanın soğukkanlılıkla öldürülmesini kastediyorlar. Fakat, Osmanlıların savaş alanlarının arkasında olan Ermeniler öldürülmemiştir. Onlar, bağlı oldukları kendi hükümetlerine karşı hainlik yaptıkları için, sadece göç ettirilmişlerdir.
Bugün Ermeni-Amerikalılar, İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler Almanyası'nın Yahudilere karşı yaptığı faşist soykırım ile kendilerine yapılanları karşılaştırıyorlar. Fakat, onlar, şu gerçeği unutuyorlar; Osmanlılar, İstanbul'daki ya da Osmanlı-Rus savaş hattının ardında olmayan herhangi bir bölgedeki hiçbir Ermeniyle ilgilenmemişlerdir. Naziler ise, hiçbir Yahudiyi hiçbir yerde sağ bırakmamış ve bulabildiklerini, ölüm kamplarına göndermişlerdir. 5 milyondan fazla Yahudi devletin emri ile öldürülmüştü. Bu 1915'te Ermenilere karşı yapılmamıştır.

Bir de şu gerçek var; olayların olduğu zamanlarda binlerce Ermeni ölmüştür, fakat aynı sayıda, belki daha da fazla, Türk de ölmüştü. Hem Osmanlıların, hem de Ermenilerin büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmasının nedeni hilekar Ermeni liderleridir. Onların amacı, hiçbir bedel ödemeden, silah gücüyle toprak ele geçirmekti ve terörist saldırılarını da bunun için başlatmışlardı.
Ermeni profesör, açıkça "Hıristiyan" Ermenilerin hayatına "Müslüman" Türklerden daha fazla değer atfetmektedir. "Benim halkımın hayatı, senin halkının hayatından daha değerlidir" görüşü, tarih boyunca nice savaşların çıkmasına sebep olmuştur.

Ermeni Hıristiyanlığı şundan dolayı utanmalıdır:

Müslümanlar da Hıritiyanlar da aynı Tanrıya ibadet etmektedir.
Profesör Hovanisyan, Türklerin korkunç ölümlerinden hiç söz etmiyor. Bu yüzden Ermenistan Cumhuriyeti adlı kitabın tarafsbız bir yekilde gerçeklerden bahsettiğini söylemeyiz. Tersine taraflı bakışlar, yarım gerçekler ve bilinçli şekilde saptırılmış olgular kaleme alınmış, aksi yöndeki belgelere ise Ermenileri memnun edecek bir tarih yazabilmek için itibar edilmemiştir. Böyle belgelere ve rakamlara dayanarak " ısmarlama yazılmış" bir tarihin, bilimadamlığıyla da Hıristiyanlıkla da bir bağlantısı olamaz.
1800'de Ermeniler, bugünkü Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Doğu Türkiye'de dağınık olarak yaşıyorlardı. Bazı küçük alanlardaki, küçük nüfus grupları dikkate alınmazsa, bu ülkelerin her yerinde Ermeniler, küçük azınlık olarak bulunuyorlardı. Ruslar, Güney Kafkasya'yı işgal ettikten sonra, o topraklarda yaşayan Müslümanları ellerine geçirdikleri topraklardan göç ettirdiler. Müslümanların yerine Ermenileri getirdiler. Çünkü, Ruslar için Hıristiyan devletlerine itaat edecek halk gerekliydi. Hıristiyan Ermeniler, bu politikanın merkez noktasıdır. Sadece bu yüzden, topraklarından kovulup çıkarılan Müslümanların yerine, Ermeniler dolduruldu. Bu, Ermenilere ne varsa bedelsiz verilen ve şimdi de sürdürülen politikanın başlangıcıydı.

Ermenilerin gerçek sadakati Kilise'yeydi. Bir çok Ermeni, Müslüman kanunlarına bağlı olarak yaşamaktan bıkmıştı. Bedelsiz topraklar ve Hıristiyan bir devletin parçası olma vaatleriyle Rusların tarafına geçtiler.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bu göç olayları yaşanmadan önce, bugün Ermenistan'ın kalbi olan Erivan bölgesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğu Müslümandı. Ruslar bu bölgeleri işgal ettikten sonra, Müslümanları buradan zor kullanarak göç ettirdiler ve onların yerine Ermenileri doldurdular. Ermenilerin bugün "tarihi anavatan" olarak adlandırdıkları topraklara gelişlerinin gerçek hikayesi budur. Onların iddia ettikleri gibi, İncil'deki Nuh'un, bu topraklardaki torunları değildirler. Bu topraklara 1827 ve 1878 yıllarında, Ruslar tarafından getirilip yerleştirilmişlerdir.

Ruslar, Müslümanları bu topraklardan zorla göç ettirdiği zamanlarda çok Müslüman ölmüştü. Yerinden yurdundan zorla kovulan Müslümanların, tahminen üçte biri, bu eziyete dayanamamış ve ölmüştü. Bugün Ermeniler, bu "tarihi vatan"larına nasıl yerleştikleri konusunda hiçbir şey anlatmıyorlar. Onlar, bir çok Müslümanın ölümleri sayesinde boşaltılmış bu topraklara, nasıl ve nelerin sonucunda sahip olduklarını hiç dile getirmiyorlar.

1827 ve 1878 yılları arasında Ruslar, silah zoru ile 1,3 milyon Müslümanı, topraklarından göç ettirmişti. Ruslar, 1828,1854 ve 1877 yıllarında Osmanlılara savaş açmıştı. Bu savaşların tümünde, Ruslar, önce Osmanlı topraklarını işgal ediyor, sonra da çekilmek zorunda kalıyorlardı. Ruslar geri çekilirlerken, Hıristiyan olmayanlara yaptıklarından dolayı, Müslüman Türklerin intikamından korkan Ermeniler de, onlarla birlikte gidiyorlardı. Her iki tarafta da nefret gün geçtikçe artıyordu.
1890 yılında Doğu Anadolu'da Ermeni isyanları başladı. Bu isyanlarda iki taraftan da bir çok insan öldü. 1905 yılındaki Rus Devrimi zamanında Azerbaycan'da da aynı durum tekrar edildi.

Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte, Ermeni Hıristiyanlarla, Müslüman Türkler arasında iç savaş yeniden alevlendi. Çoğunluğu Rusya'da eğitim almış Ermeni devrimcileri Doğu Anadolu'nun önemli şehirlerini ele geçirmek için saldırılara başladılar. Onlar, silahsız ve savunmasız Van şehrini ele geçirdiler ve Ruslar gelinceye kadar şehrin yönetimini ellerinde tuttular. Ermeniler, ele geçirdikleri şehrin ve civar köy ve kasabaların Müslüman Türk halkının büyük bir kısmını acımasızca katlettiler. Savaş resmen bitmesine rağmen, 1920 yılına kadar, her iki taraf da intikam almak için birbirini öldürmeye devam etti. Bu arada, Müslüman Türkler ile Hıristiyan Ermeniler, açlık ve hastalıktan da ölüp gidiyorlardı.

Doğu Anadolu bölgesinde, Ermenilerin, terörist taktiklerden yararlandıklarına dair, Avrupalı resmi devlet adamlarının sunduğu bir çok belge ve ispat evrakı vardır. Oralarda neler olduğuna dair, bir çok Batılı diplomat ve konsolosların, konsolosluk temsilcilerinin (ABD'liler de dahil) devletlerine sundukları raporlar elimizdedir. Onlar, isyanları çıkaranların, Müslüman Türkleri katledenlerin ve toplu katliam yapanların Ermeni komiteler olduğu sonucuna varmışlardır. Bu resmi belgelerde, raporları verenler, Ermenilerin gerçekleştirdikleri kitle ölümlerinin bir sebebinin bu yerlere, Avrupalıların müdahalesini sağlamak olduğunu itiraf etmişlerdir. Katliamları yapan ve adam öldüren kendileri olmasına rağmen, Ermeniler, kendilerinin öldürüldüğü hakkında raporlar göndermesini becerebiliyordu.

Profesör Hovanisyan'a göre:

... Türkiye'de yaşayan Ermenilerden farklı olarak Rusya'da yaşayan Ermeniler önceleri savaşın başlamasını memnunlukla karşılamışlardı. Onlar, Romanovların "Ermenifobik" politikalarının tersine, Ermenilere Türkiye Ermenistanı'nı kurtaracağını vaat eden Çar Nikola'ya büyük bağlılık ve güven duyuyorlardı. Büyük bir beklenti içinde olan Ermeniler, Rus ordusuna 100 binden fazla asker gönderdiler. Türkiye Ermenistanı'nı "özgürlüğe" kavuşturmak için gönüllülerden oluşan yedi büyük bölük kurdular. Gönüllülerin partizan taktiklerinin ve karmaşık araziyi iyi tanımalarının, Rusların savaş taktiklerine büyük yardımı oldu. Fakat, 1916 yılında, Ermenilerin bütün ümitleri söndü. Rus Hükümeti, hiç beklenmedik bir şekilde, gönüllü birliklerin terhis edilmesi hakkında bir emir çıkardı ve Ermenilerin vatandaş olarak yaptıkları çalışmaları kanundışı ilan etti. Basına ciddi bir sansür uygulamaya başladı. Bu aniden alınmış karar, Ermenileri dehşetli bir şaşkınlığa sürükledi.

... Sonralar Sovyet hükümeti tarafından yayınlanmış Rus arşiv belgeleri, bu Çar stratejisinin mantığını göstermiştir. 1916 yılının ortalarında Rusya, İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'-nun kendi aralarında bölüşülmesi görüşmelerini sona erdirmişlerdi. Bu anlaşmaya göre, Ermeni Yaylasının batı kısımları, Kilikya ve Suriye sahilleri Fransa'ya, Mozopotamya'nın büyük bölümü ve Suriye'nin iç kısımları İngiltere'ye, Konstantinopolis (İstanbul) ve Bosforus (İstanbul Boğazı) sahilleri ve Türkiye Ermenistanı'nın büyük kısmı Rusya'ya verilmişti. Şimdi, tamamen anlaşılmıştır ki, Rusya'nın savaş sonrası planları içinde, Türkiye Ermenistanı'nun özerkliği yoktu. Aksine, bu bölge Romanov İmparatorluğu'nun bir parçası olarak ilhak olunuyordu ve eminim ki, Rus köylüleri ve Kazaklarına verilecekti. 1916 yılının yaz aylarında Ermeni Yaylasını tam anlamıyla kontrolü altına alan Rusya'nın, Ermenilerin hiçbir yardımına ihtiyacı kalmamıştı, (s. 14)
Rusya'nın kendi milli çıkarları için Osmanlı topraklarını işgal etmesi, Ermenileri niçin şaşırtıyor ve üzüyordu?

Tarihin başından beri bütün savaşlar, zaten bu yüzden başlamıştır:

Başkasının toprağını, kendi halkı için ele geçirmek.

Şunu kaydetmekte yarar olduğunu düşünüyorum:

Ermeniler, her zaman kendileri uğruna savaşmaları için bir ülkeye yalvarmışlar, sonra ise, üçüncü ülkenin savaşla aldığı toprakları, kendilerine vermeleri için, o ülkeden rica etmişlerdir. Böyle bir şey hiçbir zaman olmaz. Fakat, Ermeniler bunu yaşadıkları halde, bugün de aynı yolu izlemektedirler.

Bu yüzden, Ruslar büyük ordularla gelip, Türklerle savaşırken Ermeniler kendilerini, şanslı sayıyorlardı. Rusların Ermenilere toprak kazandırmak için askerlerini gönderdiğini sanıyorlardı. Çar ordularının gelişinin gerçek nedenini öğrendikleri zaman Ermeniler, büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. 1917 yılında Komünistler, Romanovların üç yüzyıllık saltanatlarını devirdiklerinde, Ermeniler yine sevinmişlerdi. Yeni Komünist Sovyet Rusyası hükümetinin, Osmanlı topraklarına yeniden geleceğine ve onların hak iddia ettikleri toprakları Osmanlı'dan alarak Ermenilere vereceklerine inanmışlardı. Elbette, bu da olmadı ve çok kısa bir zaman sonra, Komünistler, Ermenistan'ı Sovyetler Birliği'ne katıverdi.

Profesör Hovanisyan, Ermenilerin 1905 yılından beri Osmanlı topraklarını ele geçirmek için ne entrikalar çevirdiğini de ortaya koymaktadır:

"... 1917 yılında, Osmanlı topraklarının hangi bölümünün Ermenistan'a ait olacağı hakkında çok fazla hayaller kuruyorlardı." (s. 18)

1918 yılının kışında Komünist Rusya hükümeti, "Osmanlı İmparatorluğu'nun, Türkiye Ermenistanı'nı yeniden elde etmesi hakkındaki kararını tanıdı ve onun Kars, Ardahan ve Batum'a kadar genişlemesini kabul etti." (s. 23)

Ermeniler, Sovyet Rusya'nın bu kararına şiddetli tepki gösterdiler. Niçin böyle oluyordu? Zaten Osmanlı Türkleri, bu toprakları beş yıl önceden işgal etmişlerdi. Bu toprakları kontrolleri altında tutmak için, Türkler derhal yeni asker gönderdiler. Profesör Hovanisyan'a göre, bu hızlı hareketin sebebi "...Türkler öldürülüyordu ve Osmanlıların söylediğine göre, Ermeni terörist grupları işgal edilmiş Doğu vilayetlerinde Müslümanlara karşı amansız katliamlar yapıyordu." (s. 24)

Bu iş başka türlü olamazdı, fakat, Ermenistan iddia ettiği gibi, Hıristiyan ülkesi olduğundan kafir Müslümanların kökünü kurutmalıydı. Her halde Müslümanlar, farklı Allah'a inanıyorlardı. Bu yüzden Müslümanların kökünü kurutmak, bir Hıristiyan olarak onların görevi idi.

Osmanlılar, kendilerini hain Ermenilerin saldırılarından korumak istediklerinde, dehşetli soykırım uygulamakla suçlandılar. Bu suçlamalar, komşusunun topraklarında gözü olan Ermenilerin bir uydurmasıydı.

Dünya Hıristiyanları, Ermenilerin her söylediğini kontrol etmek ve onların her iddiasının arkasında, ucuz paraya satılan, yalan masallardan baka hiçbir şeyin olmadığını bilmek gerekir. Bütün bunların tek sebebi, Ermenilerin, Dünya Hıristiyanlarını parmaklarına dolayarak aldatma ve onlardan milyonlarca dolar çalıp götürme isteğidir. Kendi küçük ülkesi adına, terörist faaliyetleri organize eden ve uygulatan, fakat, bunları İsa Mesih'in arzusu gibi beyan eden Ermenistan'a, böyle davranmak asla şeref getirmiyor.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir