Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeni Terörizminin Resmi Başlangıcı

Başlangıçlar

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeni Terörizminin Resmi Başlangıcı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 00:00

Ermeni Terörizminin Resmi Başlangıcı

Ermeni Hınçak teşkilatının faaliyete geçme çağrısı ya da onların "manifestosu" Uras'ın kitabının 432-439. sayfalarında bulunabilir. Bu metin, 1887 yılında Londra'da basılmış bir ders kitabından aynen aktarılmıştır (Bkz: Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, 1976). Öğrenciler, kendi parti manifestolarına, Ermenistan'da bastırdıkları gazetede de yer vermişlerdir. Burada şu hususu kaydetmek gerekir; Hem Türkiye'de, hem de Rusya'da yaşayan orta ve yüksek sınıf Ermeniler, öğrencilerin bu yaptıklarını beğenmiyorlardı.

Hınçak teşkilatı atılması gerekli olan adımları şöyle ilan ediyordu:

1. Halen var olan yönetim şekli, bir devrimle yıkılmalı ve yeni bir toplum düzeniyle değiştirilmelidir.
2. Partinin ilk amacı; Türkiye Ermenistanı'nın politik ve milli açıdan bağımsızlığını sağlamaktır. (Bahsedilen bölgedeki Ermenilerin sayısı, tüm nüfusun üçte birinden de azdı.)
3. Propaganda, provokasyon, terör, örgütlenme ve işçi-köylü hareketi, bu amaca ulaşmak için kullanılacak yöntemlerdir. Propagandamız, esas amaçlarımızı ve devlet aleyhine başlatılacak isyanın uygun tarihini halka açıklamayı amaçlamaktadır. Provokasyon ve terör, halkın cesaretini artırmak için çok gereklidir. Provokasyonun esas yöntemleri, devlet aleyhine gösteriler düzenlemek, vergi ödememek, reformlara karşı çıkmak ve zenginler sınıfına karşı nefret uyandırmak olacaktır. Terör yoluyla, halkın korunması ve Hınçak programına güvenmelerini sağlayacaktır. Parti, terörü Osmanlı Devletine karşı kullanmaktır, fakat, tek hedefimiz devlet olmayacaktır. Tehlikeli Türklere ve devlet yönetiminde görev alan Ermenilere, casuslara ve ihbarcılara karşı da terör uygulanacaktır.
4. Terörist saldırıları uygulamak için özel bir bölüm kurulacaktır.
5. Partinin bir Merkezi Komitesi de olacaktır. İşçi ve köylüler tarafından iki büyük devrimci grup oluşturulacaktır. Bu iki gruba ek olarak gerilla bölümleri de oluşturulacaktır.
6. Devrime başlamak için en uygun zaman, Türkiye'nin bir savaşa girdiği zamandır.
7. Türkiye toprakları üzerinde bağımsız Ermenistan kurulduktan sonra, devrim Rusya'ya ve İran Ermenistanı'na da yayılacak ve böylece Federal Ermenistan kurulacaktır.

Bu devrimci program, Rusya devrimcilerinin bakış açılarını benimsemişti. Ermeni öğrenciler 1887 yılının Ağustos ayında kendi "İşçi ve Köylü Hınçak Parti"lerini kurdular. Bu öğrencilerin kurduğu devrimci parti, 1890 yılında adını değiştirdi ve Devrimci Hınçak Partisi oldu. Çünkü, yayınladıkları gazetenin ismi buydu.

Öğrenci liderler, parti karargahlarını İstanbul'da kurdular ve Bafra, Merzifon, Amasya, Tokat, Yozgat, Arapgir ve Trabzon'a parti şubelerini açmak için temsilciler gönderdiler. Bu gençler, Rusya ve İran'da da faaliyet alanlarını genişlettiler.
Devrimci Ermeni Federasyonu ya da Ermenistan'da Taşnaksiityun olarak tanınan örgüt ise 1890 yılında Rusya'da kuruldu. Kurucuları, Gürcistan'ın Tiflis şehrinde yaşıyorlardı. Bu grubun resmi programı 1892 yılında yapılan kurultaylarında kabul edildi. Bu teşkilat da devrimci Hın-çak teşkilatı gibi, Droşak adında bir gazete çıkarmaya başladı.

Partinin resmi programında, kendi amaçlarına ulaşabilmek için, devrimci gruplar kurulacağı ve İsyanlar çıkarılmasına çalışılacağı ifade ediliyordu.

Devrimci gruplar kurulmasını gerekli kılan hususlar ve bu grupların yapacakları, resmi bir manifesto ile açıklandı:

1. Silahlı savaş birlikleri oluşturulacaktır.
2. Halkın devrimci ruhunu ve faaliyetini uyandırmak amacı ile, sözde ve eylemde, bütün araçlardan yararlanmak.
3. Halkı silahlandırmak için gereken bütün araçlardan yararlanmak.
4. Devrimci komiteler kurmak ve onların arasında devamlı ilişki sağlamak.
5. Savaş görüntüsü yaratmak ve devlet görevlilerini, ihbarcıları, satılmışları, casusları ve her türlü istismarcıyı korkutmak.
6. İnsanları ve silah sevkiyatı için gerekli ilişkiyi kurmak.
7. Devletin kurumlarını talan etmek ve bütün resmi evrakı karıştırıp yok etmek.

Devrimci Ermeni Federasyonu, kurulduğu ilk günden itibaren, bir terör teşkilatı olmuştur. Bu teşkilat, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Ermenistan'da iktidarı ele geçiren teşkilattı. Onlar, bugün de devletin önemli birimlerini ellerinde tutmakta ve terörizmi devam ettirmektedirler.

Birinci bölümde de açıklandığı gibi, Ermeni Kilisesi her zaman ve şartta, Ermeni terörizminin koruyucusu olmuştur. 1882 yılında, Erzurum'da Anavatanın Koruyucuları örgütünün 76 üyesi tutuklanmıştı.
Osmanlı Devleti, bu 76 kişinin, 40'ını suçlu buldu. Onlara, terörist faaliyetlere katıldıkları için, 5 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezalan verildi. Buna rağmen, ceza alanların bir çoğu, Patrik Nerses ve Rahip Ormanyan'ın ricaları sonucu, Sultan tarafından bir yıl sonra affedildi.

1895 yılından itibaren, Ermeni teröristlerin eylemleri bir seri halinde devam etti. Osmanlı kayıtlarına göre, aynı yıl terör eylemlerinde 1828, erkek, kadın ve çocuk Müslüman öldürülmüş, 1433 kişi yaralanmıştır. 8828 Müslüman olmayan kadın, erkek ve çocuk ölmüş, 2238'u ise yaralanmıştır. (Bkz: Hazineyi Evrak, Karton 302, No: 111, Dosya: 6, Sayfa: 74)
1895 yılından itibaren Doğu Anadolu'da sürekli Ermeni isyanları ya da isyan girişimleri yaşanmıştır.
6 Eylül 1914 günü Birinci Dünya Savaşı başladığında, Osmanlı Hükümeti, Anadolu'daki valilerinden Ermeni liderleri kontrol altında tutmalarını istedi. O sıralarda Osmanlılar, Ruslar ile savaşa başlamışlardı.

Ermenilerin çoğu, ordudan kaçtıkları için, Osmanlı başkomutanlığı 25 Şubat 1915 günü, kaçak Ermeniler hakkında bir emir yayınladı. Ermenilerin isyana kalkışmaları hakkında uyarıcı nitelikte başka emirler de vardı.
24 Şubat 1915 günü ise, İçişleri Bakanlığı, Ermeni komitelerinin merkezlerinin kapatılması, evraklarına el konulması ve liderlerinin tutuklanması için emir çıkarmıştı.

30 Mayıs 1915 günü, Osmanlı Bakanlar Kurulu, İçişleri Bakanlığının hazırladığı, Ermenileri ordunun savaş hattının arkasındaki bölgelerden başka yerlere göç ettirme kararını onayladı.

Bu karar şu şekildeydi:

Savaş şartlan içinde, savaşan birliklerimiz üzerinde kötü etki bırakan bu zararlı faaliyetleri, devleti savunmak ve mevcudiyetini sağlamak için ortadan kaldıracak etkili operasyonlara ihtiyaç vardır.
Ermenilerin göç ettirilmesi hakkındaki detaylar bütün incelikleri ile ilerideki bölümde verilecektir. Osmanlılar, onları göç ettirirken, sadece kendi ordularına yönelik reel tehlikeden söz ediyorlar ki, aslında Ermenilerin göç ettirilmesinin tek nedeni de buydu. Bunun aksini gösteren hiçbir belge yoktur. Aksini kanıtlamak için Ermenilerin sahte belgeler ürettiğini daha önce yazmıştık. Hıristiyan dünyasından para gaspeden Ermenilerin "soykırım sanayisinin" önemli bir bölümü işte bu sahte belgelerdir.

İçişleri Bakanlığına ulaşan 7 Aralık 1916 tarihli raporda şöyle bir ifade vardır:

702.900 Ermeni zorunlu göçe tabi tutulmuş ve bu maksatla 1915 yılında 25 milyon kuruş harcanmıştır. 1916 yılı Ekim ayının sonuna kadar 86 milyon kuruş daha sarf edilmiştir. Bu yılın sonuna kadar ise ek olarak 150 milyon kuruş harcanılacağı düşünülmektedir.

Eğer Türkler, Ermenilere soykırım uygulamak isteselerdi, o zaman niçin bu soykırımı Ermenilerin oldukları yerde yapmamışlardı da, Ermenilerin göç ettirilmesi için 26 milyon kuruş para harcayarak bu soykırımı başka yerlerde yapmışlardır? Osmanlı Hükümeti büyük bir para sıkıntısı içindeydi ve bu kadar parayı da sokaktan toplamamıştı. Hiç akla yakın olmayan bir iddia da, Ermenileri göçe tabi tutarak yollarda, onların soykırıma uğradığı iddiasıdır. Pek çok Amerika ve İngiltere vatandaşı, Ermenilerin ülkeyi sağ salim terk ettiklerinin şahididir. (Bu konuda daha geniş bilgi ileride verilecektir.) Kime inanmalıyız? Ermeni teröristlerine mi? Amerika'nın ve İngiltere'nin resmi görevlilerine mi?

Ermeni Kilisesi, silahlı isyana zaten hayır duasıyla ve onayıyla destek vermişti. Osmanlı Müslüman devletini yıkmak için yapılan çalışmalara kilisenin doğrudan ve devamlı yardım ve desteğini kanıtlayan çok sayıda belge vardır.

1827 ile 1923 yılları arasında, bölgede Hıristiyan Ermeniler ile Müslüman Osmanlılar arasında karşılıklı şiddetin yaşandığı çeşitli dönemler vardır. Bize öyle geliyor ki, olayların tarihi tam anlamıyla yazılamamıştır. Çünkü, Ermenilerin, Müslümanlara yönelik saldırıları hakkında, henüz hiçbir şey yayınlanmamıştır. Müslüman Türklerin, Ermenilere yaptıklarından bahseden bilgiler ise, her zaman olduğundan çok fazla abartılmaktadır. Bu tür yayınlara göre, Türkler, Hıristiyanlara, ortada hiçbir neden yokken (!) saldırmıştır.

Asıl gerçek ise şudur; Ermeniler Osmanlılara, Osmanlıların Ermenilere yaptığından daha çok ve daha planlı saldırılar düzenlemişlerdir. Hıristiyanlar da Müslümanlar da, iki taraftan ölenlerin sayısının gün geçtikçe arttığını biliyorlardı. Onlar, cephe hattı ileri-geri değiştikçe, kendi hayatlarını kurtarmak için insanların yer değiştirmeye mecbur olacaklarını da biliyorlardı. Her iki taraf da, savaşı kim kazanırsa, diğer tarafın öncelikle mahvedileceğinin farkındaydı.

Ermeni Hıristiyanları ile Müslüman Türkler arasındaki düşmanlık, Rusların Güney Kafkasya'yı işgali ile başlamıştır. O zamanlar Ermeniler, Güney Kafkasya ve Ermenistan toprakları üzerinde geniş bir alana dağılmış olarak yaşıyorlardı. 1800'lerde, Ermenilerin yaşadıkları bütün topraklarda, hatta, bugün Ermenistan olarak adlandırılan coğrafyada, Ermeniler çoğunluğu teşkil etmiyorlardı. Bu yüzden Ermeniler, Rusya'nın yardımı olmadan "tarihi anavatanları" olarak adlandırdıkları bölgede bağımsız bir Ermeni Devleti kurmanın mümkün olmadığım biliyorlardı. İlginçtir ki, bugün Ermenilerin "tarihi vatan" olarak adlandırdıkları topraklarda, 1800'lü yıllarda yaşayan Müslümanların sayısı, Hıristiyan Ermenilerden kat kat fazla idi.

1800'lü yılların başlarında, Ruslar, askeri işgal amacıyla daha çok batı yönündeki topraklara saldırıyorlardı. Onlar Müslüman Osmanlı topraklarını işgal ettikleri zaman iki sonuç ortaya çıkıyordu. Nice nice nesillerinin bu topraklarda yaşamış olduğuna hiç bakmadan, Ruslar, Müslümanları topraklarından zorla çıkarıyor ve onlardan boşalan topraklara Hıristiyan Ermenileri yerleştiriyorlardı.
1827-1829 Osmanlı-Rus savaşı, neredeyse yüzyıl sürecek savaşların başlangıcıydı. Bu savaşta ve ardından gelen diğer savaşlarda maksat hep aynı idi. Rusların saldırıya geçen orduları Osmanlı topraklarına girer, o topraklarda yaşayan Ermeniler de Rusları desteklerdi. Ruslar, Müslümanların topraklan askeri güçle ele geçirilir ve yerli Müslüman halk, kendisine hiçbir ödeme yapılmadan, evlerinden ve topraklarından kovulurdu. Sonra ise, Ruslar, kendilerine her zaman yardım eden Ermenileri bu topraklara getirir ve toprakları Ermenilere verirlerdi.

1827-1829 Savaşı sırasında, Kafkasya'nın Erivan şehrinde Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında çok sayıda nüfus değişimi yaşanmıştı. 1855-1856 ve 1877-1878 yıllarındaki Türk-Rus savaşlarında bölgeye o kadar çok Hıristiyan Ermeni gelmişti ki, bugün Ermenistan olarak adlandırdıkları topraklarda ilk kez çoğunluğu oluşturmuşlardı. Bu yüzden onların, "tarihi vatan" olarak adlandırdıkları ülkenin tarihi, ancak 1850 yılının ortalarından başlamaktadır.

1864 yılında Ruslar, Kafkasya'daki kontrolü ele geçirmişlerdi. Bu dönemden sonra onlar, geride kalan Müslüman Türklerin de, zorla göç ettirilmesi planını uygulamaya başladılar. Rusların esas maksadı, Rusya Kilisesine bağlı Hıristiyanların yaşadığı bir ülke kurmaktı.
Ruslar, öyle bir saldırı ve baskı sistemi kurmuşlardı ki, Müslümanların, kendi yurtlarında kalması mümkün değildi. Köyleri ve kasabaları önce saldırıya uğruyor, talan ediliyor, sonra yakılıp yıkılıyordu. Hayvanları ve yaşamaları için gerekli olan her şey ellerinden alınıyordu. Rusların metodu klasik zorlama metoduydu ve sonraları, defalarca Kafkasya ve Balkanlar'da tekrar edilecekti. Bu sistem, "evleri ve ekinleri harap et, çıkıp gitmekten ya da açlıktan ölmekten başka hiçbir imkan bırakma" şeklinde özetlenebilir.
Ermeniler, bu vahşi sistemi çağdaş Azerbaycan'ın işgali sırasında da aynen uyguladılar.

1867 yılında İngiltere Konsolosu Grifford Palgrave, Abhazya topraklarından geçerken gördükleri hakkında şu bilgileri vermişti:

"Tek suçları Rus olmamamak olan bir milletin ölüp gitmesine tanıklık etmek çok acı bir şeydi."
Ruslar, Müslüman Türkleri topraklarından kovduktan sonra, yollarda, bu insanlar diğer düşmanları açlık ve hastalıklarla yüzyüze geldiler.

Hıristiyan Rus işgalcileri, bu insanlara hiçbir yardımda bulunmuyordu. Bu yüzden, büyük ihtiyaç içinde bulunanların, Osmanlı topraklarında güvenliği sağlanmamış yollarda ölüp gitmeleri, hiç de şaşırtıcı değildir.
1915 yılında, Osmanlılar, Ermenileri, isyan ettikleri ve savunmasız Türkleri öldürdükleri için ülkeden çıkardıkları zaman, Ermeniler, bağıra çağıra kendilerine gereken insani yardımların yapılmadığını söylediler. Halbuki, Müslümanlar da hiçbir yardım ve erzak almadan topraklarından zorla kovuldukları ve o topraklar Ermenilere bırakıldığı zaman, hiçbir Ermeni kovulanlara yardım için parmağını bile oynatmamıştı. Bu tam bir çifte standarttır.

Ermeni diktatoryal siyasi örgütleri, yapılan savaşlarda, Osmanlıların yenilmesinde Ruslara yardım ettiklerinden dolayı, Rusların kendilerine, Rusya toprakları içerisinde bağımsız devlet kurma izni vereceklerine inanıyorlardı. İngiltere'nin büyükelçisi Layard bu durumu çok doğru bir şekilde açıklamıştı. Hıristiyan Ermeni teröristlerinin kendi kendilerini kandırdığını gören Büyükelçi, Rusya'nın Osmanlıları yenmesi halinde, Rus ayısının Ermenileri de iştahla yiyeceğini biliyordu.

Hasta fikirlerin yaydığı inancın sonucu olarak on dokuzuncu yüzyılın son yirmi yılında, Doğu Anadolu'da yaşayan Hıristiyanların isyanları oldu ve Osmanlı Ermenileri ile Osmanlı Müslümanları arasında kanlı savaşlar yaşandı. Ermeni çeteler Osmanlı köylerine saldırıp yakıp yıkar, Türkler bu saldırılara cevap verdiklerinde ise bu sefer de Ermeniler öldürülürdü.
Bu iç savaş sırasında her iki taraftan kaç insanın öldüğünü öğrenmek mümkün değildir. Buna rağmen, yaşanan katliam ve karşı-katliamlar bölgedeki Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki nefreti artırmak için yeterliydi.

Osmanlı Hükümetini Ermenileri savaş hatlarının uzağına göç ettirmek zorunda bırakan savaş 2 Kasım 1914 tarihinde başladı. Bu tarih, Rus orduları, Osmanlıların sınır kasabalarını, köylerini işgal ettiği gündür. Takip eden ilk baharda, ağır Rus saldırılarının karşısında Osmanlıların az bir kuvveti bulunuyordu.

Rusların, Osmanlı topraklarına saldırıları sürdükçe, onlarla birlikte hareket eden Ermeni isyancılar, Doğu Anadolu'nun her yerinde bozgunculuk yapıyor, karışıklık çıkarıyordu. 13 Nisan günü, bir Ermeni çetesi Osmanlı şehri Van'ı işgal etti ve 31 Mayıs 1915 tarihinde Ruslar gelinceye kadar, halkın büyük bir kısmını katletti. Osmanlıların Rusları ve Ermenileri Van'dan çıkaracak yeterlilikte askeri güç göndermesi ancak 4 Ağustos'ta mümkün olabildi. Van şehrini zaptederek Ruslara teslim eden Ermeni çetecileri, Türklerin katledilmesine faal olarak katıldıkları için, bütün Ermeni halkı, şehri boşaltarak geri çekilen Rus ordusunun peşinden şehirden ayrılmak zorunda kaldılar. Osmanlılar, Van'a girdiklerinde, yakılıp yıkılmış bir şehirle karşılaştı.

Van isyanı, Ermenilerin başarılı olduğu tek isyandır. Diğer isyanları sırasında, saldırdıkları hiçbir Osmanlı şehrine girememiş, fakat bir çok Türk katletmişlerdir. Ermenilerin, Doğu Anadolu'daki bu faaliyetleri, Osmanlıların savaş faaliyetlerine gerçekten çok büyük darbeler vurmuştu.

Osmanlılar, Rus ve Ermeni kuvvetlerini geri çekilmeye mecbur ettikten sonra, Doğu Anadolu'da Türklerin arasında yaşamaya devam eden Ermeniler, yine de Ruslara yardım etmek için faaliyet içinde oluyorlar, Osmanlıların savaş hatlarının arkasında sıkça, gerilla tarzı vur-kaç eylemleri düzenliyorlardı. Bu tür hareketler, Osmanlı Hükümetinin Ermenilerin savaş hatlarından uzaklara göç ettirilmesi kararını vermesinde çok önemli rol oynadı. Kendini korumak isteyen her millet aynı şekilde hareket etmez miydi?
Burada şunu da kaydetmek gerekir ki, Birinci Dünya Savaşı, Türkler ile Ermeniler arasındaki 1820 yılında başlayan savaşların da son safhası oldu. Yüz yıl boyunca, Kafkasya'da ve Doğu Anadolu'da Türkler ve Ermeniler arasında, dehşet verici olayların her çeşidi yaşanmıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti, Ermenilerin saldırgan tutumları karşısında çok az önleyici tedbir alabilmişti.

Tarihçi Justin McCarthy'nin, Ermenilerin vahşi saldırılarından sağ kurtulmuş Müslümanların tanıklıklarından çıkardığına göre, gerçekleşen olaylar uzun yılların nefretinden kaynaklanmaktadır. Dehşet verici tecavüzler ve işkenceler oldukça yaygındı. Ölüm, artık sıradan bir şeydi. 1877-1878 yıllarında Avrupa'da gerçekleşen Türk-Rus Savaşı ve Balkan Savaşları sırasında Müslümanlara yapılan vahşetten çok daha beteri, Birinci Dünya Savaşı boyunca Ermeniler tarafından Doğuda yaşayan Müslümanlara yapılmaktaydı. Çünkü bu saldırılar eskisi gibi kaçırmak amaçlı değil, doğrudan öldürme amaçlı gerçekleşiyordu.

Ermeni isyancıları, iyi organize edilmiş ve Rus silahları ile donatılmıştı. 1915 Martında, Ermeni silahlı kuvvetleri, Osmanlı İmparatorluğu'nda bir devrim için hazırdı. Gereken işaret verildiği anda, Van'daki Ermeniler, polis karakollarına ve Müslümanların evlerine ateş açtılar. Silahlarını ve donanımlarını şehre gizlice soktukları için, bu saldırı tam anlamıyla beklenmeyen bir saldırıydı.
Ermeniler, Van şehrinin yönetimini kolaylıkla eline geçirdi. Müslüman mahallelerini yakmaya ve esir aldıkları Müslümanları öldürmeye başladılar. Bütün Doğu Anadolu'da saldırıya geçen Ermeniler, her yerde aynı vahşeti sergiliyorlardı.

Bu saldırılar, Hıristiyanların Balkanlardaki saldırıları gibi, aynı yöntemle yapılıyordu:

Öncelikle, direnişi örgütleyebilecek önderleri öldür! Müslümanlara ait her şey, yok ediliyordu. Bütün camiler yakıldı. Her şehrin geniş Müslüman mahalleleri yakılıp yerle bir edildi. Yalnız, güzel, pahallı ve yararlı buldukları binalara dokunmuyorlardı.
Küçük Müslüman köylerine de saldırıyorlardı. Müslümanlar, yanlarında götürebilecekleri eşyalarını alıp kaçmaya zorlanıyorlardı. Köylerin dışındaki yollarda ise; onları soymak, öldürmek, kadınlara tecavüz etmek için diğer Ermeni çeteleri bekliyorlardı. Sağ kalanlar, canlarını Hıristiyan Ermenilerden kurtarabilmek için yarı aç, yarı çıplak kaçarak kurtuluş yolları arıyorlardı. Bu dönemde, köylerde Ermenilere karşı savaşacak çok az genç kalmıştı, diğerleri orduya çağırılmışlardı. Bu yüzden köylerin büyük kısmı, bu alçakça saldırılara karşı koyamadılar.

Osmanlının yanıtı çok gecikmedi. Hükümet, Ermeni çetelerinin Ruslara yardım etmek için bu saldırıları düzenlediklerinin farkına vardı. Yerli Ermeni halkı da, bu çetecileri destekliyordu. Doğu Anadolu'da, iyi planlanmış ve iyi yönetilmiş saldırılar sonucunda, Osmanlı Hükümeti sadakatsızlığa nasıl yanıt verileceğini gösterdi. 26 Mayıs 1915 günü, Ermenileri savaş alanları civarından uzaklaştırmaya yönelik ilk emirler verildi.

Osmanlı Hükümetinin çıkarttığı emirlere bakıldığı zaman, onların ne yapmak istedikleri açıkça görülür:

"Ermenileri, rahat ve huzur içinde göç ettirerek yeni topraklarda yerleşmelerini sağlamak." Bugün Ermeniler, Osmanlı Hükümetinin, Ermenilerin toplu halde öldürülmeleri için, güya, gizli emirleri olduğunu iddia ediyorlar ve Osmanlı Hükümetini suçluyorlar. Tarihi belgeler, bu söylenenlerin yalan olduğunu, Ermenilere yardım edilmesi ve Hıristiyan halklardan daha çok para koparılması için uydurulmuş masallardan başka bir şey olmadığını ispatlamaktadır.

Gerçekte, esas sorun, Osmanlı Hükümetinin, Ermenileri göç ettirebilecek gücünün kalmamasındaydı. Göç ettirilen Ermenilerin hareketi, yollarda korunmaları ve sorumlulukları, yerel resmi görevlilerin omuzların-daydı ve onların da kendi bölgelerinde asker ve malzeme sorunları vardı.

Ermeni çetelerinin gerilla mücadelesi yürüttüğü alan içinde kalan ve cephede Rusların ateşi altında olan yerel hükümet yetkilileri, bir çok insanın düzgün bir şekilde göç ettirilmesini sağlamakla yükümlüydü. Yerele yöneticilerin elinde ise "sıradan polis" denilen çok az sayıda insandan başka, hiçbir şeyi yoktu.

Yerli yöneticiler bir seçim yapmak zorundaydı. Onlar, ya Ermenileri büyük grupların güçlü koruması altında göç ettirecekler ve Türklerin şehir ve köylerini, Ermeni çetelerinin karşısında korumasız bırakacaklar, ya da Ermenileri korumasız göç ettirerek Türk şehir ve köylerini koruyacaklardı. Yerli yöneticiler mantıklı olan yolu seçtiler. Onlar, kendi küçük polis kuvvetlerini, devlete karşı suç işledikleri için göç ettirilen Ermenileri korumaları için göndermediler. Bu küçük kuvvetleri, daha sonra, Ermeni çetecilerinin saldıracakları Osmanlı şehir ve köylerini korumak üzere yerlerinde bıraktılar.

Göç ettirilen Ermenilerin esas sorumluluğu, Osmanlı Hükümetinin omuzlarındaydı. Fakat, terslik bu ya, hükümetin de, yerli yöneticilere benzer sorunları vardı. Kendilerine sorun yaratmış hain vatandaşlarını korumak için, savaş içinde olan hükümetin yeteri kadar asker vermeye gücü yoktu. Şüphesiz, Ermeniler, Osmanlı savaş hatlarının arasındaki malzeme depolarına saldırıyorlardı. Bu çetecileri ve saldırıya geçen Rus ordusunu durdurmak isteyen Osmanlı Devleti için her askerin önemi vardı. Osmanlı Ordusu için daha gerekli olan askerlerin, göç ettirilen Ermenileri korumak için gönderilmesi mümkün değildi. Rusya ile yüz yıldan bu yana süren savaşlara bakan Osmanlı Hükümeti, eğer savaşı kaybederse başlarına neler geleceğini çok iyi tahmin edebiliyordu. Müslümanlar, bu topraklardan da zorla çıkarılacaklar ve onları, hiçbir Rus askeri korumayacaktı. Bu savaş, ülkenin ölüm-kalım savaşıydı.

Göç ettirilenler için alınan güvenlik önlemlerinin azlığı, vefasız Ermenileri her tür tehlikeye açık bırakıyordu. Aynen Müslümanların yıllarca Ruslar tarafından yurtlarından zorla çıkartıldıkları sırada olduğu gibi... Kimi Osmanlı devlet görevlilerinin yaptığı hırsızlıklar hakkında raporlar vardır. Pek çok yerli Müslüman da eski hesapları yeniden görme fırsatı kazandı ve göç etmeye zorlanmış Ermenilerin mallarından büyük zenginlik yaratabileceğini gördü. Ancak bu haksızlık değildi, çünkü Ruslar bölgeye girdiklerinde aynısını Müslümanlara yapmıştı.

Göç eden Ermenilerin karşılaştığı ilk büyük tehlike, göçebe Kürtlerin konvoya saldırısı oldu. Göç ettirilen Ermenileri korumak için görevlendirilen az sayıdaki koruma polisi, Kürt saldırısını durdurabilecek güçte değildi. Ancak, bir çok ölüm olayı olsa da, kadınlar kaçırılsa da ve insanların varı yoğu ellerinden alınsa da, Kürtlerin Ermenileri katliama tabi tutmak gibi bir politikası yoktu. Kürtler, Ermenilerin zaten yetersiz olan erzaklarını alıyorlardı. Bu nedenle, gerçekleşen ölümlerin çoğu açlıktan ve hastalıktan olacaktı.
Profesör McCarthy, Osmanlı savaştan sonra İngiltere'nin hakimiyeti altına girdiğinde belgelenen 1397 suç dosyasını açıklıyor. Bu ithamlar, Ermenilerin aleyhine işlenmiş suçlar hakkındadır ve Türklere yöneltilmiştir. Kendi işledikleri suçlar yüzünden bazı sanıklar ölüm cezasına mahkum edilmişlerdir ve bu cezalar infaz edilmiştir.

Bu Osmanlı adaleti ile Rus ya da Ermenilerinkini karşılaştırın. Bakın, onlar Müslümanlara karşı işledikleri terör suçundan ya da herhangi bir savaş suçundan dolayı hiçbir Rus ya da Ermeniyi yargılamış ve cezalandırmış mıdır? Fakat, gerçek, Müslümanlara karşı çok daha fazla ve çok daha şiddetli suçlar işledikleridir. Müslümanların kayıpları Ermeni kayıplarından en az dört kat fazladır. Korumasız, sivil Müslümanlara karşı işlenmiş şiddet içeren suç olaylarından dolayı hiçbir zaman, hiçbir Ermeni ya da Rus cezalandırılmamıştır.

Osmanlı Hükümeti, kesin karar alarak Ermenileri savaş hattının arkasındaki bölgeden başka bölgelere göç ettirdikten sonra ordunun arkasından yapılan saldırılar kesildi. Yerli Ermenilerin koruması ortadan kalkar kalkmaz, Ermeni çeteleri faaliyet yapamaz duruma geldiler. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; Ermeni liderlerinin, Osmanlı Devletine sadık olmamak ve zayıf korunan noktalardan Osmanlılara saldırarak Ruslarla işbirliği yapma kararı, binlerce Ermeni vatandaşının kurban edilmesinin nedeni oldu. Ermeni liderleri, bu akıl almaz kararla, binlerce Ermeni vatandaşını kurban ettiler.

Şurası bir gerçektir ki, Osmanlı Devleti bütün sivil halkı korumaya çalışıyordu. Fakat, Rusların ve Ermeni çetelerinin saldırıları yüzünden, onlar, özellikle bu koruma işi için, yeteri kadar asker bulamıyorlardı.

Osmanlı imparatorluğu'nu, Rusların ve Ermenilerin elinden kurtaran olay, 1917 Ekimindeki, Rus Bolşevik Devrimi oldu. Kendi vatanlarında devrimin başladığını duyan Rus askerleri, firar ederek ülkelerine dönmeye başladılar. Onların ayrılmasından sonra, işgal ettikleri topraklarda hakimiyet Ermeniler ve onların çetelerine kaldı. Ruslar gittikten sonra, Ermenileri, Müslüman topraklarında durduracak hiçbir güç kalmamıştı.

McCarthy bu konuda şunları yazıyor:

Ermenilerin yönetimi ele aldıkları çok kısa zaman zarfında olaylar, o zaman sık rastlanan şekliyle sürdü. Silahsız Müslüman köylülerinin katledilmesi, köylülerin bir daha ortaya çıkmayacak şekilde ortadan kaybolması, Müslüman pazarlarının, evlerinin, köylerinin yağmalanması, her tarafta sürüp giden soygunculuk ve zorlamalar... "
McCarthy'nin kullandığı kaynaklar, Hıristiyan Ermenilerin, Müslümanlara karşı geniş şekilde uygulamaya koydukları iğrenç politikanın üstündeki örtüyü kaldırıyor.
Ermeniler Rus silahlarıyla iyi donatılmış olsalar da, Rusları izleyen Osmanlı askerleri kadar donanımlı değillerdi. Ermeni kuvvetlerine doğru, Osmanlı askerlerinin ilk saldırısında, Ermeniler hemen geri çekilmeye başladılar.

Olayların seyri daha sonraki yıllarda sık sık tekrar edeceği şekilde gerçekleşti:

Ermeniler, gerçek Türk savaşçı askerleriyle ilk kez karşılaşmış ve onların saldırılarına direnemeyip silahlarını bırakıp kaçmışlardı.
Geri çekilen Ermeniler, ne onların ne de Rusların, Doğu Anadolu'yu işgal edemeyeceklerini anladılar. Artık kaçan Ermeniler, Doğu Anadolu topraklarını alma sevdasından vazgeçmiş, arkalarından gelen Türk ordusuna, mümkün olduğu kadar az toprak bırakma derdine düşmüştü.
Fakat, boşalttıkları yerleri talan ediyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar ve buldukları Müslümanları acımasızca öldürüyorlardı.

Osmanlı topraklarını terk eden Ermenilerin, gerçekleştirdikleri terörün en açık örneklerinden birisi Erzincan'da yaşanmıştır:

Erzincan'daki manzara, bir faciadır. Kuyular, Müslüman cesetleri ile doludur. Muhtelif organları kesilmiş bedenler, eller, ayaklar, başlar, evlerin hemen yanındaki bağlara atılmış, serpiştirilmiştir. Askerler, 320 gömülmemiş ceset bulmuşlardı. 606 ceset kuyu ve hendeklere doldurulmuştu. Bunlar tespit edilenlerdi ve elbette, bu rakamdan kat kat fazla insan öldürülmüştü. Güya, yıl yapmak bahanesi ile şehirden götürülen 650 Müslümanın akıbeti bilinmiyordu.

Kendi liderlerinin dehşete düşüren kararlarının sonucunda, Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve savaşın sonrasında bir hayli acı çektiler. Açlık ve hastalık sonucu ölenlerin sayısı oldukça yüksekti. Hiç şüphesiz, ölümlerin çok olmasının sebebi, Ermenilerin ülkeden göç etmeleri ve Osmanlı ordularının önünden, cezalandırılacakları korkusu ile kaçmalarıydı. Bu ölümlerin, Ermenilerin dediği gibi, "soykırım" ya da "katliam" olması mümkün değildir.

Eğer, tarihe hizmet etmek ve objektif olmak istiyorsak, Ermeni ölülerinin sayısı gibi, Müslüman ölümlerinin de bir hesabı çıkarılmalıdır. O insanlar sırf Müslüman oldukları için, Hıristiyan Ermenilerin vahşeti hakkında çok az şey söylenmiştir. Tarihi gerçeklik ise, Ermenilerin, Rus Hıristiyan müttefiklerinin ardından ülkeyi terk etmelerinden önce, on binlerce Müslümanı toptan yok ettikleridir. Onlar bu katliamı intikam hisleriyle yapıyor, bölgeyi tüm Müslümanlardan temizlemeyi düşünüyorlar ve günün birinde Doğu Anadolu'ya döndükleri zaman, halkın büyük çoğunluğunun Ermeni olduğunu göstermek istiyorlardı. Gerçek, öldürülen Müslüman Türklerin sayısının, Ermeni ölümlerinden en az dört kat fazla olduğudur.

Ermeni sorununa yakın devlet çapında yakın ilgi gösteren ve Ermeni Devleti kurulması için büyük çaba sarf eden İngiltere bile, formalite icabı bile olsa, Ermenileri, hem Ermenistan'da, hem de Bakü'de Türkleri öldürmesinden dolayı uyarmıştır. Onlar, Ermenilere "eğer bu katliamlar devam ederse, tüm dünyanın sempatisini kaybedeceksiniz" demişlerdir.

İngiliz Albay A. Rawlinson, Ermenilerin, Müslümanlara karşı yürüttükleri dehşetli politika hakkında şunları yazıyordu:

Silahlı Ermenilerin Kars ve çevresinde yaptıkları zulümler hakkında dehşet verici bilgiler aldım. Onların, bana bağlı birliklere olan ilişkilerini de açığa çıkardıktan sonra, Zivin'den Tiflis'e telgraf gönderdim. İnsanlığın geleceği hatırına, Ermenilere, Müslüman halkı yönetme hakkı verilmemelidir. Onların askerleri hiçbir düzene bağlı olmadıklarından ve devamlı kontrol altında tutulmadıklarından, her zaman vahşet yaratmaktadırlar. Bütün bu olanlardan, adalet namına, biz de büyük sorumluluk taşımaktayız.

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Amerikan kuvvetlerinin komutanı Amiral Mark Bristol, günlüğüne şunları yazmıştı:

Ben general Dro ile birlikte görev yapan subaylarımın verdikleri bilgilere dayanarak biliyorum ki, korumasız köyler ve kasabalar önce bombalanıyor, sonra işgal ediliyor, kaçamayan yerli sakinlikler çeşitli işkencelerle öldürülüyor, bütün büyük-küçük baş hayvanlar götürülüyor ve sonra da köy yakılıyordu. Müslüman halkı yok etmek için bütün bunlar sistematik bir şekilde yerine getiriliyordu.

Tarihi gerçekler, Osmanlı topraklarının etnik temizlik işine, Rus Çarlarının başladığını göstermektedir. Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında nefret bundan sonra artmaya başlamıştır. Yüz yıl boyunca Ruslar, dönem dönem, Müslüman halkların yaşadığı bölgeleri işgal etmiş, etnik temizlik yaptıktan sonra, o toprakları Ermenilere vermişlerdir.

Eğer içinizden biri Müslüman olsaydı ve bu duruma düşürülseydi, onun duygu ve heyecanı nasıl olurdu acaba?
Bu bölümde ve kitabın ilerleyen bölümlerinde Dr. Richard G. Hovanisyan'ın olaylara bakışı ve yine onun kaleme aldığı Ermenistan Cumhuriyeti isimli dört ciltlik kitabına göndermeler yapılacaktır. Bütün eser boyunca bu Ermeni profesörün önyargılı ve taraflı görüşünün örnekleri bulunabilir.

Kitabın birinci cildinin girişinde Hovanisyan şöyle yazmaktadır:

Esin kaynağım, babam, Kaspar Hovanisyan olmuştur. 1915 soykırımında telef olmuş büyük bir aileden kurtulan tek kişi olan babam, daha sonra ABD'de yeni bir hayata başlamış olsa da, bütün hayatı boyunca, tarihi vatanının manevi dünyası ile güçlü temasta olmuştur.

Yine aynı kitabın üçüncü cildinin girişinde Hovanisyan şunları yazıyor:

Ermenistan Cumhuriyetinin tarihçisi olarak, 1990 yılında Ermenistan Milli Bilimler Akademisine üye seçilme şerefine nail olduğumda, çok memnun olmuştum.
Bu memnuniyeti o kadar çoktur ki, bugün Ermenistan dediği coğrafya ile ilgili söylediklerinde, kesinlikle objektif değildir. Şunu da kaydetmeliyim ki, Hovanisyan'ın dört ciltlik tarih kitabının masraflarını Ermenistan'daki diktatör devlet değil, California'nın vergi ödeyen vatandaşları karşılamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'na milliyetçilik Batı Avrupa'dan gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki milli azınlıklar arasında milliyetçilik tohumlan serpen Kilise olmuştur. Bunun en önemli sebebi, Osmanlı'nın bütün azınlıklar dini özgürlük tanımış olmasıdır. Orada, tüm dini cemaatlere geniş özerklik tanınmıştı. Müslümanlar, diğer dinlere mensup olanları Müslüman yapmak için, hiçbir baskı yapmamışlardır. Bazı kitapların yazdığı ve bazı lobi gruplarının iddia ettiği gibi, insanlara zorla İslamın kabul ettirilmesi görüşlerinin hiçbir dayanağı yoktur.

Profesör Hovanisyan, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'ndan ve Rusya'daki Ermenistan Yaylası dediği yerlerden söz açıyor. O toprakları tasvir eden yazar, onun Fırat nehrinin batı sahillerinden başlayarak Kafkas Dağlarına ve Karabağ yüksekliklerine kadar yayıldığını söylüyor. 800 yıldan fazla bir zaman dilimi içinde, o yerlerde Ermenilerin hiçbir devlet kurumu olmasa da, ona göre o yerler, Ermeni topraklarıdır. Hatta 800 yıl evvel orada kurulmuş küçük Ermeni Krallığı, Bizans İmparatorluğu'nun, ondan önce de Romalıların hakimiyeti altında idi. Eminim ki, o bölgede, geçen 3000 yıl içinde Ermenilerin hiçbir gerçek krallığı olmamıştır. Tarihi belgelerin ışığı altında, Hovanisyan, kendisinin Türk Ermenistanı dediği bölgede, Ermenilerin, hiçbir dönemde çoğunluk olmadıklarını itiraf ediyor.

Birinci Dünya Savaşı'nın tufanlı bulutları karardığında, Ermenilerin kendi icatları olan Türk Ermenistanı'nı özgür kılmak için, siyasi teşkilatlar kurduklarını da Hovanisyan itiraf ediyor. Eğer 800 yıldan fazla olan bir zaman içinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun en küçük bir parçasında bile, Ermeniler, halkın çoğunluğunu teşkil edememişlerse, o zaman onların özgür kılmak istedikleri neydi? O, sözlerine devam ederek "Ermeniler bütün çalışmalarını Doğu Anadolu'nun özgürlüğüne yönelttiler" diye yazıyor. Daha sonraları, bağımsız devlet kurmak istedikleri toprakların, onların, tarihi vatanı olduğunu iddia etmeye başladılar. Ermeni Devrimci Federasyonu adını verdikleri, bir siyasi teşkilat kurdular. Bu federasyonun yetkilileri açık bir şekilde, "Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak istediklerini ve kazandıkları topraklar üzerinde, bağımsız Ermenistan Devleti kuracaklarını" söylüyorlardı. Doğu Anadolu topraklarının, onların devletinin merkez parçası olacağını düşünüyorlardı. 1890 yılında, Ermeni Devrimci Federasyonu, kendi amaç ve isteklerine ulaşabilmek için, terörden yararlanamaya ağırlık vereceklerini açıkladı. O terörist gruplar, bugün de aynı politikayı sürdürmektedirler.

Hovanisyan'ın Ermeni tarihi kitabına aslında şöyle bir isim konulmalıydı:

Terör Saldırdarı- Bir Ermeni Aldatması. Ermeni profesörün ortaya koyduğu belgeler, Ermenistan'ın terörist saldırılarını devam ettirdiğini, ABD'yi ve bütün dünyayı aldattığını açıkça göstermektedir. Açıktır ki, Ermeniler, 500 yıldan uzun bir süre huzur içinde beraber yaşadıkları Osmanlılar aleyhine, savaşa hazırlanmışlardır. Ermenilerin bu savaşlardaki asıl avantajlı, cephe gerisinde, bir dost, bir komşu halk gibi yaşa-masındaydı. Ermeniler, Osmanlıların kendilerine duydukları güvenden haincesine yararlanarak kendi vatanlarını Rus saldırılarından korumaya çalışan Osmanlı askerlerini sırtından hançerledi.

Hovanisyan "Tiflis'te kurulmuş olsa da, Ermeni Devrimci Federasyonu, Türkiye Ermenilerinin özgürlüğü için çalışmış bir örgüttür" diyerek okuyucularını aldatmaktadır. Aşağıda vereceğim örnek, Hovanisyan'ın Ermeni Devrimci Federasyonu'nun bir terör teşkilatından başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır.

Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak) hakkında K. S. Papazyan şunları yazmıştır:

"Ermeni Devrimci Federasyonu'nun kurulmasındaki esas maksat, Osmanlı topraklan üzerinde çıkaracağı isyanlar aracılığı ile Türkiye Ermenistan'ında siyasi ve ekonomik özgürlüğe kavuşmaktır." Kafkas-ya'daki Ermeni Taşnak komitesi tarafından uygulamaya konulan ilk araç terörizmdi. Terörizm, maksatlarına ulaşmanın siyaseti ya da metodu olarak kabul edilmişti. Bu federasyonun 1892 yılında kabul edilen programında, "Amaçlar" başlığı altında şunlar yazılmıştı. "Kendi maksadına isyanlar yoluyla ulaşmak isteyen Ermeni Devrimci Federasyonu, devrimci gruplar kurar."

8 sayılı amaç şöyledir:

"Savaşmak, devlet yetkililerini ve tüccarları terörizmin hedefi haline getirmek", 11 sayılı amaç ise "Devlet kurumlarına saldırılar düzenleyerek buraları dağıtmak ve talan etmek" şeklindedir.

Taşnak siyasi teşkilatının kurucularından Dr. Jean Loris Melikoff şöyle yazmaktadır:

Gerçeği şudur; parti (Taşnak komitesi) bir oligarşi tarafından yönetilmektedir ve onlar için parti çıkarları, halkın ve milletin çıkarlarından üstündür. Onlar, burjuvazi ve büyük tüccarlardan bağış topluyorlardı. Nihayet bu araçlar tükendiğinde, Rus devrimcilerinin "amaca ulaşmak için her yol mübahtır" anlayından esinlenerek teröre başladılar.
Ermeni teröristlerinin kendi vatandaşlarına da terör eylemleri yaptıkları hakkında tanıklıklar vardır. Bunlardan biri, Osmanlı vatandaşı Yahudi Albert J. Amateau'nun imzalı yazılı ifadesidir. Amateau bu yazılı ifadesini 11 Ekim 1989'da Californiya'nın Sonoma County şehrinde noter huzurunda yemin ederek imzalamıştır.

Albert Ameteau yazılı beyanatında şunları belirtmiştir:

1906 yılında bir grup varlıklı Ermeni, İzmir'de öldürülmüştü. Hayik Balgosyan ve dostu Artin Balokyan, İzmir zenginlerinin oturduğu Karataş mahallesinde Balgosyan'ın evinin önünde iki kişi tarafından kurşunlanarak öldürülmüşlerdi. Birkaç gün sonra, İzmir pazarının merkezinde ev eşyaları ve erzak mahsulleri satılan Sivri-Saryan büyük binası havaya uçurulmuştu. Bunun sonucunda Agop Sivri-Saryan ve bir çok Ermeni işçisi ölmüştü. Daha sonra katiller Ermenice yazılmış gizli mektuplarını bir çok Ermeni tüccarı, hekimi, hukukçusu ve mimarlarına göndererek onları tehdit etmişler ve gizli cemiyetlerinin liderlerinin belirlediği miktarda parayı ödemezlerse, kendilerini, Balgosyan ve Sivri-Saryan'ın sonunun beklediğini bildirmişlerdir.
Bitlis ve Van'daki Rus Konsolosu General Mayevvski idi.

1912 yılında, Moskova'ya şu bilgileri göndermişti:

1895 ve 1896 yıllarında Ermeni devrimci komiteleri, buradaki Ermenilerin ve yerli halkın arasında öyle şüpheler yaratmıştır ki, şimdi bu bölgelerde, herhangi bir dostluk sözü bile söylemek mümkün değildir. Ermeni rahipler, dini tahsil almaya imkan vermemişler, bunun yerine milliyetçi ideoloji yaymışlardır. Bu eğitim, adeta manastırların duvarlarına sinmiş ve orada dini ayinlerin yapılması yerine Hıristiyanlar arasında Müslüman düşmanlığı körüklenir duruma gelinmiştir. 1895 ve 1896 yıllarında Türkiye'nin bir çok vilayetinde ortaya çıkan isyanların sebebi, Ermeni köylerindeki açlık ya da Müslümanların onlara saldırısı değildir. Aslında, açlık çektiği söylenen bu köyler, komşu köylerine göre oldukça zengindi.

Ermeni isyanlarının gerçek sebepleri şunlardır:

1. Ermenilerin olgunlaşan siyasi görüşleri;
2. Ermeniler arasında milliyetçilik, özgürlük ve bağımsızlık fikirlerinin yayılması,
3. Bu fikirlerin Batılı ülkeler tarafından desteklenmesi ve Ermeni rahipleri tarafından yüreklendirilmeleri.

Açık olarak görünüyor ki, Ermeni isyanlarının çıkmasının sebepleri açlık, zulüm ya da yeniden devlet kurma arzuları değildir. Bu işin temelinde, daha çok Ermeni devrimci komitelerinin ve Ermeni Kilisesi'nin, Batılı devletlerle ve Rusya ile el ele vererek Osmanlı İmpara-torluğu'nu çökertme isteği bulunmaktadır. Batılı devletler tarafından bütün masrafları karşılanan misyonerler ve Ermeni devrimci komiteleri, Hıristiyanların Müslümanlar tarafından katledildiği hakkında Avrupa'da bir sürü yalan ve dedikodu yayıyorlardı. Söylenenlerin tam tersi şeyler olmuş olsa da, bu masallar, basma gerçekmiş gibi yansıyordu.
Ermeniler, kendilerinin "Tarihi Ermenistan" olarak adlandırdıkları coğrafyada halkın çok küçük bir azınlığını oluşturuyorlardı. 1910 yılında basılmış bulunan Encyclopedia Britannica, o yıllarda Ermenilerin, "Tarihi Vatanı" olduğunu iddia ettikleri topraklarda yaşayan halkın ancak %15'inin Ermeni olduğunu bildirmektedir. Eğer, güçlü dış yardım alamasalardı ve Türk çoğunluğu o topraklardan zorla göç ettirilmemiş ve oralara Ermeniler yerleştirilmemiş olsaydı, Ermenilerin Osmanlı İmpara-torluğu'nun hiçbir yerinde, çoğunluk oldukları için bağımsızlık kazanmaları mümkün değildi.

Ermenilerin ele geçirmeyi düşündükleri bütün toprakları, profesör Hovanisyan devamlı olarak Ermeni Türkiyesi, Ermeni Rusyası, Ermeni Yaylası gibi isimlerle adlandırır. Bu, profesörün kitabında kullandığı "aldatıcı yalanlardan" sadece birisidir. "Ermeni toprağı" sözü, Amerikalıları ve bütün dünya Hıristiyan halklarını aldatmak için 1890 yılından beri kullanılmaktadır. Hovanisyan'ın iddiaları, gerçeğe ve belgelere kesinlikle dayanmamaktadır.

New York Herald gazetesinin muhabirlerinden Sydney Whitman 1895 yılında, Erzurum'daki İngiltere Konsolosu ile bir röportaj yapmıştır. Whitman Konsolosa "Eğer, Ermeni devrimcileri bu ülkeye gelmeselerdi, eğer onlar Ermeni Devrimi kargaşasını yaratmasalardı, bu kanlı olaylar olur muydu?" sorusunu yöneltir. Konsolos bu soruya "Elbette olmazdı. Çok eminim ki, hiçbir Ermeni ölmezdi" şeklinde cevap verir. Whitman, Ermeni Ermeni devrimci komitelerinin esas amaçlarının Osmanlı içinde karışıklık çıkarmak, yöntemlerinin de terör olduğunu açık bir şekilde ifade edebilen ender yazarlardan biridir.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir