Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeni Soykırım Masalını Kim Uydurdu?

Kutsal Terör

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ermeni Soykırım Masalını Kim Uydurdu?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 23:52

Katliam Masalını Kim Uydurdu?

Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin cephe gerisine yaptıkları vur-kaç saldırılarının durdurulmasına yardım etmesi için Ermeni Kilisesi'ne baş vurdu. Osmanlı Hükümeti "Ermeni hainliği" olarak tanımladığı bu saldırıları durdurmak amacıyla Ermeni Kilisesi Patriği ile görüşmek istedi. Hükümet Patriği uyardı: Eğer Ermeniler, Osmanlı Ordusunun arkasında gerçekleştirdikleri ve Ordunun Ruslarla savaş yeteneğini kısıtlayan terörist saldırıları durdurmazlarsa, etkili önlemler alınacak ve Ermeniler ordularının arkasından göç ettireceklerdi." Ermeni Patriği ve Ermeni liderleri bu isteği, bir zaaf belirtisi olarak değerlendirdiler ve cephe gerisindeki saldırılarını artırarak devam ettirdiler.

12 Mayıs 1915'te, Kahire'deki İngiltere Yüksek Temsilcisi Sir Henry McHahon, İngiltere Dışişleri Bakanlığına gizli bir mesaj gönderdi. Mektupta Ermenilerin, Türk Ordusu için çok ciddi problemler yarattığı rapor ediliyordu.

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Hükümeti, Ermenileri Ruslara yardım ettikleri stratejik bölgelerden çıkarma kararını aldı. Bu karara neden olan Ermeni isyanları ve gerilla hareketleriydi. 2i Mayıs 1915 günü, Osmanlı Hükümeti, Doğu Anadolu'da yaşayan Ermenilerin göç ettirilmesi görevini İçişleri Bakanlığına verdi. İsyanlara ve gerilla hareketlerine yeniden başlamalarını engelleyecek kadar uzak yerlere göç ettirileceklerdi.

Burada şunu kaydetmeliyiz; göç esnasında, bazı Türklerin Ermenilerden kişisel intikam alma istekleri olmuştur ve bunun sonucunda da istenmeyen olaylar ortaya çıkmıştır. Fakat, bu istenmeyen olayların failleri Osmanlı Hükümeti tarafından tutuklanmış ve 1397 Türk, bu olaylar sonucunda hapse atılmıştır. Eğer, Osmanlı Hükümeti, Ermenilere karşı kendi başlarına hareket ettikleri için, 1397 Türk vatandaşına karşı mahkeme açmış ve onları cezalandırmışsa, böyle bir durumda, Osmanlı Hükümeti soykırım ile nasıl suçlanabilir?

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından toplanan Paris Barış Konferansı'na, Ermeniler, kendi gülünç isteklerini sundular. Ancak galip Müttefikler, Ermenilere hiçbir şey vermediler. Şimdi yine Ermeniler, Türk hükümetinden, soykırımın tanınmasını, tazminat ve toprak verilmesini talep etmektedirler.
Türk ve Ermenilere ait olmayan tarafsız belgelere bakılırsa açıkça görülecektir ki, Ermeniler, bir tazminat alabilmiş değildir. Ermeniler, mesela, ABD gibi dış ülkeleri olaya müdahil ederek milyarlarca dolar yardım almayı ve o ülkelerin etkisiyle de Türkiye'den bir şeyler koparmayı düşünmektedirler.

Ermeniler, Müslüman dünyasında ABD'yi en aziz, en büyük dostları gibi takdim etmektedirler. Bu durum da Müslümanların ABD'ye olan nefretini arttırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Ermeni hükümeti, Ermeni kilisesi ve ABD'deki Ermeni kolonisi, yaptıkları hatalar nedeniyle, ABD'nin korumasına layık değillerdir. Müslümanlara karşı etnik temizlik yapan ve komşusunun topraklarını işgal eden Ermeniler Hıristiyanlar tarafından desteklenerek şımartılmamalıdır.
Doksan yıldan fazla bir zaman zarfında ABD kendi helal paralarını, kötü güçlere vererek bu küçük ülkeyi koruyor. Ermeniler ise, 1992 yılında Azerbaycan topraklarını işgal ettikten sonra, Rusları kendi ülkelerine davet ettiler ve Rus askerlerini ülkelerine yerleştirdiler. Bugün Ermenistan'da Rusların vurucu gücü olan MİG savaş uçaklarıyla oldukça fazla sayıda yerden ve havadan fırlatılabilen füzeleri bulunmaktadır. Bırakalım, bu halkı Ruslar korusun.

Soykırım olmuş mudur? O zamanlar, İngiltere, ki Türklerin dostu olduğu söylenemez, böyle olduğunu düşünmüyordu. Ermenilerin, soykırım olaylarının geçtiğini iddia ettikleri bölgede görev yapmakta olan Doğu Bölgesi Konsolosluk Subayı W. S. Edmonds, 16 Ocak 1920 tarihinde, Dışişleri Bakanlığına kısa bir not göndermişti. Bu notta "Burada soykırım olayının gerçekleştiğine dair yeterli kanıt yoktur" diye yazıyordu. Doğu bölgesinde çalışan bir başka Konsolos olan Dwight Osborne da aynı konu ile ilgili şunları yazıyordu: "Soykırım emri vermek bir yana, Osmanlı İçişleri Bakanlığının verdiği emrin son paragrafında, kitlesel öldürme hareketlerine yol açılmaması konusunda uyarılar yer alıyordu.

Şu İngiliz raporuna dikkatinizi çekmek istiyorum: "1915 yılında Doğu Anadolu'da Rusya, Büyük Britanya ve ABD'nin hayli görevlisi vardı. Onlar, Osmanlı Hükümetinin emriyle gerçekleşen bir Ermeni soykırımına ilişkin herhangi bir kanıt görememişlerdir. Bu tür dehşetli olayların olduğu hakkında, Ruslara, İngilizlere ve Amerikalılara ilk bilgiler Eçmiadzin Katalikosu tarafından verilmiştir. Onun Türklere karşı nefret beslediği ve Ruslara yardım ettiği konusunda hiçbir şüphe yoktur.
Eçmiyadzin'in, Ermeni Kilisesi üzerindeki önemli rolüne dikkat ediniz. Bu kilise, onlar için "Kutsal Şehir"dir. Dünyanın ilk Hıristiyanları olduklarını iddia eden Ermeniler, Hıristiyanlığı kabul etmelerinin 1700. yıldönümünü burada kutlamışlardır.

Ermeni Kilisesi'nin internet sayfasında şöyle demektedir:

Eçmiyadzin Kutsal Ana Kilisesi MS 303 yılında kurulmuştur. Burası, ismini Aziz Gregory'nin (Aydınlatan) kutsal varlığından almaktadır. O, İsa'nın göklerden, Eçmiadzin denilen bu kutsal alana inerken gördüğünü söylemiştir. Burası, İsa'nın, Allah'ın tek oğlunun, göklerden yere indiği yerdir.

Burası aynı zamanda Türklerin Ermenileri soykırıma uğrattığı masallarının ilk anlatıldığı yerdir. Üstelik bu soykırım masallarının anlatılması sözde soykırımın gerçekleştiği iddia edilen tarihten haftalarca önce başlamıştı.

Şu akmıtı ve rahibin çizdiği tarih çizelgesini bir inceleyin:

Şu bir tarihi gerçektir. Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin göç ettirilmesi hakkındaki kararı 24 Nisan 1915 tarihinde almıştı. Bu kararın alınmasından üç gün sonra, yani 27 Nisan 1915 tarihinde, Ermenilerin göç işlemi henüz başlamadan önce, Eçmiyadzin Katolikosu, Rusya hükümetine, Osmanlı Hükümetinin Ermenileri katlettiği konusunda bilgi vermiştir. Bir katliam, daha Osmanlı Hükümeti göç ettirme işlemine henüz başlamadan ve tek bir Ermeni bile evinden henüz çıkarılmadan nasıl başlayabilirdi?

Rusya'nın, Roma ve Washington'daki Büyükelçilerine aynı gün, Ermenilerin bu yalanlarını destekleme emri verildi. Ruslar, geniş kapsamlı bir çalışma neticesinde ABD'nin ve ABD kamuoyunun etkileneceğini ve bu ülkenin Almanya ve Osmanlı'ya karşı savaş açmalarını sağlayacağını düşünüyordu. Bu büyük yalan kampanyasının başlamasından birkaç ay sonra İtalya, savaşa katıldı. Fakat, ABD'nin savaşa katılması, o da yalnızca Almanya'ya karşı, iki yıl sonra gerçekleşecekti.

Bu pek bilinmeyen 27 Nisan tarihinde, Rusya'nın Londra'daki Büyükelçisi şöyle bir teklif ileri sürdü: Rusya, İngiltere ve Fransa hükümetleri, Osmanlı Hükümetine, katliamlardan Türk resmi görevlilerinin sorumlu gördüklerini bildiren bir notası göndermelidir.
Aynı gün, İngiltere Dışişleri bakanlığından George T. Clerk, Rusya'nın bu teklifinden, İngiltere'nin rahatsızlık duyduğunu bildirdi.

O, bu konu ile ilgili şüphelerini şu şekilde açıkladı:

Burada bahse geçen olaylar gibi sorunlarda, karar vermeden önce, ortaya atılan bu soykırım iddialarının ne derece gerçeği yansıttığını bizzat araştırmalıyız. Bu yüzden, Roma ve Washington'daki Büyükelçilerimize şu talimatı vermeliyiz: İtalya ve ABD hükümetlerinin, Ermeni Katolikosunun beyanlarını doğru kabul edip etmediklerini ve Rus meslektaşlarının tekliflerine destek verip vermediklerini bir araştırsınlar. Eğer, durum öyleyse, biz de Osmanlı Hükümetine bahsedildiği şekilde bir nota gönderebiliriz.

İki gün sonra, 29 Nisan 1915 günü, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Washington'daki Büyükelçisi Sir Cecil Spring-Rice'a Londra'dan şu talimatı gönderdi:

Eğer sizin görev yaptığınız ülke (ABD), Osmanlı Hükümetinin Ermenilere müdahalesi sorununda Katolikosun beyanlarını kabul ediyorsa, o zaman siz de Rus meslektaşlarınızı destekleyebilirsiniz.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, bu talimatın aynısını, Roma ve Rusya Büyükelçiliklerine de gönderdi.

Dışişleri Bakanı, Rusya'daki Büyükelçisi Sir George Buchanan'a şu tavsiyeyi gönderdi:

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ermenilere yapıldığı söylenen soykırım hakkında üç ülkenin (Rusya, İngiltere ve Fransa) Osmanlı Devletine ortak bir nota göndermesini istiyor. Böyle bir adım atmadan önce, sanırız, Ermeni Katolikosunun şikayetlerine ABD ve İtalya devletlerinin tepkisinin ne olacağını beklemeniz daha uygun olur.

11 Mayıs 1915 günü, İngiltere'nin Rusya büyükelçisi Dışişleri Bakanı Grey'e gönderdiği mesajda şu bilgiyi veriyordu: "Rusya Dışişleri Bakanı, Müttefiklerin, Osmanlı Hükümetinin, Ermenilere karşı yaşanacak herhangi bir soykırımın sorumluluğunun savaştan sonra da taşıyacağını bildirmesi gerektiğini düşünüyor." Rus Bakan, bu konuda, üç müttefik devletin, anlaştıkları bir günde, bu açıklamayı birlikte yapmasını istiyordu.

Osmanlı topraklarında yaşayan Hıristiyan Ermenilerin korunması yönünde üç Müttefik ülkenin hazırlayıp sunacakları beyanat için Rusya Dışişleri Bakanı aşağıdaki metni öneriyordu:

Hıristiyanlık ve uygarlık aleyhine Türkiye'nin ortaya koyduğu bu son suçla ilgili olarak Müttefik Devletler, Türk Sultanlığına açıkça bildirirler ki, Ermenilere yönelik katliamlardan dolayı Osmanlı Hükümetinin bütün üyeleri ve Hükümete bağlı bütün çalışanlar, kişisel sorumluluk taşımaktadırlar.

23 Mayıs 1915'te Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin göç ettirilmesi ve nereye gönderilmeleri gerektiği hakkındaki ilk emrini, 4. Ordu Komutanlığına gönderdi.47 Ermenilerin göç ettirilmeye başlaması tabii ki belli bir süre sonra başlayabilecekti.
Daha sonra, 24 Mayıs 1915 günü, Müttefikler, planladıkları şekilde bir beyanat verdiler ve Osmanlı Hükümetinin, Ermeni soykırımı için sorumluluk taşıdığını ilan ettiler. Osmanlı Hükümeti de anında müttefiklerin bu saçma iddiasına gereken yanıtı bildirmekte gecikmedi.

Osmanlı Bakanlar Kurulu, 30 Mayıs 1915 günü, Doğu Anadolu'da Osmanlı ordularının savaş hatlarının gerisinde yaşayan Ermenilerin göç ettirilmesi hakkındaki kararı onayladı. Yani, Rusya, İngiltere ve Fransa "Ermeni katliamları" konusunda Osmanlı Hükümetinin sorumluluk taşıdığını açıkladıklarında, göç ettirme olayı henüz başlamamıştı ve olmayan bir soykırımın gürültüsünü koparmaktaydılar.

Tüm bu dış ülkelerin faaliyetleri, aslında, bir Ermeni din adamı tarafından başlatılmıştı. Üstelik Ermenilerin göç ettirilmesi hakkındaki emir verilmeden bir kaç hafta önce... Dolayısıyla, katliam masalları, hiçbir esasa veya belgelere dayanmadan bir Ermeni rahibinin açık uydurmalarıyla başlamıştı. Bu, Alman Nazi ve Rus Komünist liderlerinin ünlü "büyük yalan"larına benzemektedir. Almanlar ve Ruslar ile Ermeniler arasındaki tek fark ise, bu küçük Ermeni grubunun bir "temenni"den öte bir şey olmamasıdır.

Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı hainlik yapmışlardı. Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, Ermeniler, toprak alabilmek için Gürcistan'a sürpriz bir saldırı başlattılar, fakat başarılı olamadılar. Hemen ardından komşuları Azerbaycan'a hücum ettiler, ancak orada da yenildiler. Ardından, gözlerini, işgal altında olan Anadolu'ya diktiler. Fakat, bu sefer Türkler hazırlıklıydı. Ermenilerden önce hücuma geçtiler. Silahlarını savaş meydanında bırakıp kaçan Ermeniler yine yenildiler. Ermeniler silah alabilmek için İngiltere'ye yalvarıyor, kendilerini Türklerden korumaları için Ruslardan da yardım diliyorlardı. İngiltere'-den silah ve teçhizat yardımı aldıktan sonra Ruslarla yaptıkları gizli bir anlaşmayla Sovyetler Birliği'ne dahil oldular.
Soğuk savaş dönemi bittiğinde, Ermenistan'ın Ruslardan bir milyar dolarlık silah ve malzeme yardımı aldığı hakkında haberler çıktı. 1992 yılında, Ruslardan aldığı destekle Ermenistan, komşusu Azerbaycan'a saldırdı. Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal etti. Bu topraklarda yaşayan milyonlarca Müslümanı yerlerinden yurtlarından uzaklaştırdı. Bütün bunlardan sonra Ermenistan ülkesine yardım etmesi ve askeri üsler kurması için Rusya'yı davet etti. Bugün, Ermenistan'da Rus askeri üsleri bulunmaktadır ve bu üslerde Rus askerleri görev yapmaktadır.

Ermeni Katolikos V. Kevork'un 15 Temmuz 1915 günü yaptığına bir bakın. Bu yüksek din adamı, Bogos Nubar'a bir mektup yazmış, o da dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Arthur Nicholson ile ilişki kurmuştu. Bu yüksek din adamı, müttefiklerin "özerk ve tarafsız bir Ermenistan" kurmasını istiyordu. Yeni Ermenistan Devleti, Türkiye ve Kilikya'daki altı doğu vilayetinde kurulmalıydı. Rahip, ayrıca Mersin limanı üzerinden denize çıkış yolu da istemekteydi.
Nubar Paşa, kurulacak bu Ermeni Devletinin, özellikle İngiltere için, siyasi ve ekonomik yararlan olacağını öne sürüyordu. Bu devlet sayesinde İngiltere, Hindistan yolunun son durağının güvenliğini sağlamış olacaktı. Nubar'a göre, "Bu yeni Ermenistan sadece Rusya'nın değil, üç müttefik devletin de koruması altında olmalıdır."

Bütün bunlar, kilisenin hak iddia ettiği altı vilayetten Ermenilerin göç ettirilmeye başlanmasınndan sadece iki ay sonra olmuştur. Ermeni kilisesi için Ermeni göçmenlerinin kaderinin bir önemi yoktu. Kilisenin tek derdi Müttefiklerle diyaloga girerek o topraklar üzerinde Ermenilerin kendi devletlerini kurmasını sağlamaktı. Bu tavır, Ermeni liderlerinin gerçek amaçlarını ortaya koymaktadır ve göstermektedir ki, Ermeni rahibinin Nisan ayında söylediği gibi bir Türk katliamı olmadığını göstermektedir.
22 Temmuz 1915 tarihinde, Mısır'ın başkenti Kahire'de bulunan Ermeni Milli Savunma Komitesinin liderleri, İngiliz General Sir John Maxwell ile görüştüler ve Doğu Anadolu'daki Ermenilere yardım etmesini rica ettiler. Generale ABD'deki ve diğer yerlerdeki Ermeni kolonilerinin, bu savaşa gönüllü olarak talıbaliceğini anlattılar.

1915 yılının Temmuz ayında Ermeni Kilisesi Patriği, Avrupa'nın bütün Hıristiyan devletlerine, Doğu Anadolu'da Ermenilerin karşı karşıya kaldıkları dehşetli durumdan ve onların Doğu Anadolu topraklarından zorla göç ettirilmelerinden söz eden bir telgraf gönderdi. Elbette Patrik, Osmanlıların kendi kilisesinin görevlileri aracılığıyla bölgedeki terörist faaliyetlerin durdurulmasına yardım etmesi için başvurduğundan ve yasal hükümetin barışı sağlama çabalarına yardımçı olması ricalarını yerine getirmediğinden bahsetmiyordu.

İngiltere, bu "Hıristiyan" telgrafları, Türk düşmanı tavırları artırmanın bir aracı olarak kullanmaya karar verdi. Dışişleri Bakanı Lord Robert Cecil, bu telgrafları Amerika basının da bilmesinin doğru olacağını düşündü. Telgrafların birer kopyasını Washington Büyükelçiliğine gönderdi. R. Cecil, büyükelçinin bu telgrafları "gerekli yerlere ulaştıracağından" emindi. Fakat, Cecil, şu notu da ekliyordu: "Biz, bu telgraflarda istenenlerin hepsinin yerine getirileceği konusunda güvence veremeyiz."

9 Aralık 1915 günü, Ermeni Kilisesi Patriği, Hindistan'da tutulan 250 Ermeni savaş esirinin, gönüllü olarak Fransa Yabancılar Lejyonuna katılması ve eğitim yapmaları için Kıbrıs'a gönderilmesi hakkında, İngiliz ve Fransızlara teklifte bulundu. Ermeni Patriğinin oluşturulmasını önerdiği bu Ermeni Fransız Doğu Lejyonu, daha sonra Doğu Anadolu'da "Kutsal Teröre" başvurarak masum Müslümanların öldürülmesinde kullanılacaktır. Savaş sırasında ve savaşın ardından, bu askerler kadar gaddar olana rastlanmayacaktır.

Fransızlar Ermeni Patriğinin bahsettiği bu Ermenileri bölgeye getirdi. Fransa savaştan sonra, Türklere karşı sert tedbirler alırken en büyük yardımı Yabancılar Lejyonu'ndaki bu Ermenilerden aldı.
J. H. S. Dessez, ABD Donanmasına bağlı USS Smith Thompson gemisinin komutanıydı. 3 Mayıs 1920 tarihinde, kendi komutanı Amiral Mark Bristol'a (ABD Devlet Arşivinde 867.00/1288 sayı ile kayıtlıdır) ABD'li misyonerlerin büyük sorunlar yarattığı bilgisini vermişti.

O, bu misyonerlerden birini şöyle tarif ediyordu:

Doktor Nikols, kendisine biraz yetki verilse, çok büyük zarar verecek işler yapabilecek tehlikeli bir adamdır. Görünüşte fanatik bir dindardır. Ancak ABD kamuoyunu etkileyebilmek için, Türkler ve Ermeniler arasında yankı yaratan olaylar çıkması konusunda çok heyecanlıdır. Ermeniler ile Türkler arasındaki savaştan hoşnut kaldığı izlenimi uyandırıyor.

Amiral Bristol, bu bilgiyi derhal Washington'daki devlet yetkililerine bir raporla birlikte gönderdi. Amiral bu raporuna şu hususları da ekledi:
Bu raporda, Doktor Nikols hakkındaki bilgilere özellikle dikkat ediniz. Kendisi, Ortadoğu Yardım Teşkilatı'nın Suriye ve Kilikya arasındaki bölgesinden sorumludur. Türkiye'de bu şekilde davranan az sayıda başka Amerikalı da vardır.
Türk polisi, çeşitli yerlerdeki Amerikan misyoner merkezlerinde saklanmış silah ve çeşitli savaş malzemeleriyle Türk karşıtı propaganda içeren belgeler bulmuş ve bunu 25 Mayıs 1921 tarihinde kayıtlara geçirmişti.

General Hamelin, Fransız hükümetinden Ermeni Lejyonerlerinin Fransız askerleri ile değiştirilmelerini rica etti. Çünkü, Ermeniler nereye giderlerse gitsinler, Müslüman Türkleri öldürüyorlar, çalıp çırpıyor ve kadınlara tecavüz ediyordu.
Kilikya'da bulunan İngiliz subayları da, Ermenilerin disiplin altına girmediğinden ve kendi subaylarını bile dinlememelerinden şikayetçiydiler. Tabii, Ermenilerin tüm bu yaptıkları Fransızlara mal ediliyordu.

Amiral Bristol, kendi kaynaklarının ona ulaştırdığı bir rapor hakkında şu bilgiyi vermektedir:

Kilikya'da gerçekleyen bütün ölüm olayları, Türkleri vahşi yaratıklar olarak gören ve Ermenileri silahlandırıp koruyan Fransızların yanlışları sonucunda olmaktadır.

1917 yılındaki Bolşevik Devrimi'nden sonra, Osmanlı topraklarında savaşan Rus Ordularının tümü hemen kendi ülkesine döndü. Rusların boşalttığı Türk bölgelerini Ermeniler işgal etti.
Bu bölgeyi Ermenilerin ele geçirmesinden birkaç ay sonra İngiliz Ordusunun Binbaşılarından E. W. C. Noel, bölgede teftişe çıkmıştır.

Bölgede olanlar hakkında sunduğu resmi raporda şunları söylemektedir:

Rus ordusunun boşalttığı ve onları destekleyen intikamcı, Hıristiyan Ermeni Ordusu tarafından yakılıp yıkılarak işgal edilen topraklarda 1916 yılının ilkbahar ve yaz aylarında yaptığım geziler neticesinde şunları gürdüm: Hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki, Türkler, kendi düşmanlarına, bu düşmanlarının onlara yaptıklarını asla yapmazlar. Yerli sakinlerin ve olayları yaşayan şahitlerin hemen tümünün sözbrliği etmişçesine anlattıklarına göre, Ruslar, Ermenilerin kışkırtması ve tahriklerine kapılarak hareket etmişlerdir. Ermeniler, ellerine geçen tüm Müslüman sivil halkı bir kasap gibi doğramış ve sayısız insanı öldürmüşler. Revanduz ve Nel şehirlerinden geçen herhangi bir insan, Hıristiyanların Müslümanlara karşı uyguladıkları gaddarlıkların, işledikleri alçakça cinayetlerin izlerini her yerde görebilir.

Ermeniler, bu toprakları ele geçirmek için, o bölgede, büyük çoğunluğu uluşturan Müslümanlara karşı büyük bir yok etme kampanyasına başladılar. Ermeniler, bu topraklar üzerinde hiçbir Müslüman kalmazsa bağımsız devletlerini kurabileceklerine inanıyorlardı. Terörist eylemlerin ve bu katliamların esas nedeni buydu ve aynı politikayı bugün de işgal altında tuttukları Azerbaycan topraklarında sürdürmektedirler. Milliyetçi hareketlerinin başlangıcından beri, terör ve gaddarlık Ermenilerin resmi politikası haline gelmiştir.

Bir Ermeni-Rus yazarına göre ise, Ermeni liderleri bu politikayı kendi halkları için yeni bir ülke kurmak amacıyla değil bu bölgede yaşayan Müslümanları "öldürüp yok etmek" ve onların mallarını talan etmek amacıyla uygulamaktadır.

Amerikalı General Harbord ise "... Ermeniler, nerede Ruslarla birlikte ileri gider, ya da geri çekilirlerse, onların gaddarlığı, oralarda yaşayan Türklere yöneldirdi" diyor.
Bir İngiliz albayı, Ermenilerin, Van ve Bitlis şehirlerinde en az 300-400 bin Kürt Müslümanı yok ettikleri hakkında bir bilgi veriyor.

21 Şubat 1918 tarihinde İngiltere Dış İşleri Bakanlığı için hazırlanmış bir raporda şöyle denilmektedir:

Ben, Ermenilerin soykırım yaptıklarına hiçbir şüpheye mahal bırakmadan inanıyorum. Bu konu hakkında, Albay Pine, CITS'e gereken bilgiyi vermişti ve orada yazılanların he5p5 si doğruydu. Eminim ki, bu soruna gereken dikkat verilmemiştir.
20 Mart 1918'de, İngiltere'nin Mısır'daki Seferberlik Kuvvetleri Başkomutanı Generali F. Klayton, Dışişleri Bakanlığına, Bethlehem'daki Ourtass Manastırı rahibinden aldığı ve kendisinin "propaganda malzemesi" olarak değerlendirdiği bilgileri ulaştırdı. Rahip, "Türklerin katliamı" propagandasını yapıyordu. Dışişleri Bakanlığından William Young da "Bundan sonra Ermeni propagandası duymak istemiyoruz." demektedir. Arnold Tonybee'ye, S. Gaselee, bu konu hakkında ne düşündüğünü sorduğunda "Son çarpışmalarda Ermeniler katliam yaptığı için, zamanın uygun olmadığı" yanıtını almıştır.

Mark Sykes 1915 yılında yazdığı Halifenin Son Mirası isimli kitabında şunları söylemektedir:

Ermenilerin milli uyanışı henüz felaket halini almamış bir kazadır. Herhangi bir ciddi olay olmaması için bütün rahipler, misyonerler ve mollalar acilen bir yere kilitlenmelidir.

Sykes genç Ermeni erkeklerini ise şöyle tanımlamaktadır:

Genelde, güvensizlikle zehirlendiklerinden, saygısızlık ve kuşku içinde yaşamaktadırlar. Ermeni kimliğinin temel karakteri, kendi din kardeşlerine ve komşularına karşı güvensizlik halini almıştır.

Sir Mark Sykes, Ermenilerle hakkındaki düşüncelerini açıklamayı şu sözlerle sürdürür:

Ermeniler, büyük bir memnuniyetle katilleri saklayacak, onlara konukseverlik gösterecek ve onların sonunun gelmesini geciktireceklerdir. Bu milletin kendine has özellikleri, bir çok gariplikler ortaya çıkarmış ve Ermenilerin, misyonerlere, Cizvitlere, Konsüllere ve Avrupalı gezginlere karşı nefret dolu ve saygısız davranmasına neden olmuştur. Fakir Ermeniler, yüksek ve gür sesleriyle senden yardım isterler, fakat, yardımı aldıkları zaman ender durumlarda teşekkür ederler. Konsolosluk subaylarının ve misyonerlerin suistimali, ileride kullanacakları malzemelerinin sadece bir parçasıdır
Ermenilerin bir millet olarak kötü yaşama mahkum olmaları, bence kaçınılmazdır. Çünkü, onların bu kötü yaşamlarının azalma-masının bir nedeni, onların sefih, göçer, hasta karakterli olmaları veya despotizm altında yaşamaları değil, birbirleriyle olan kötü ilişkileridir. Bir zaman önce Van'daki kıtlıkta, Ermeni tüccarları tahılları gizlemeye çalışmışlardı. Ermeni devrimciler, düşmanlarıyla savaşa giden kendi askerlerinin malını mülkünü talan ediyorlardı. Konstaııtinopolis'teki anarşistler, katliam yalanını yaymak için, kendi insanlarının evlerine bomba atıyorlardı. Ermeni şehirleri ve köyleri çeşitli cephelere bölünmüş, devrimci teşkilatlar birbirleriyle didişiyor, dindarlar kendi piskoposlarının öldürülmesini kayıtsızca seyrediyordu. Kilise başlangıçtan beri bölünmüş durumdadır.

Hiçbir halk, hiçbir zaman, bir tiranın elinde oyuncak olmaya bu kadar hazır olmamış; devrimci teşkilatlara bu şekilde baş eğme-miştir. Hiçbir halkın ileri gitmesi ya da reform yaşaması bu derece zor olmamıştır. Ermenilerin bu özelliklerinin Müslümanların onlara yaptığı zulümle ortaya çıktığına bir an bile inanmadım.

Batı dünyasının hemen her yerinden, bir çok bilimadamı ve yazar, Ermenilerin tarih kitaplarında sahtekarlıklar yaparak gerçek olmayan bir manzara yaratmak istedikleri konusunda hemfikirdirler. Hıristiyan dünyasının içinde döne döne masallar anlatarak kendilerinin İsa yolunda azap çeken halk oldukları hakkında, Hıristiyan kamuoyunu ikna etmeye çalışmaktadırlar. Ermeniler, Hıristiyanlar arasındaki, Hıristiyan olmayanlara yönelik önyargılardan, korkulardan ve nefretten yararlanmasını bilmişlerdir.

Bugünlerde Ermenilerin anlattığı en büyük masal, 1915 yılında Türkler tarafından katledildikleri iddiasıdır. Ermeniler bu olayın, yirminci yüzyılın ilk soykırımı olduğunu öne sürmektedirler. Ermenilerin öldürüldüğünü iddia ettikleri sayı, o dönemde Anadolu'da yaşayan tüm Ermenilerden kat be kat fazladır.

Aşağıdaki kaynaklara göre o dönem Anadolu'daki Ermeni nüfusu şu şekildeydi.

M. Zarceşi (Fransa Van Konsolosu)1.300.000
Francis de Pressence (1895)1.200.000
Torumnekize1.300.000
Lynch (1901)1.158.000
Osmanlı nüfus sayımı (1905)1.294.851
İngiliz Mavi Kitap (1912)1.056.000
L. D. Conterson (1913)1.400.000
Fransız Sarı Kitap1.475.000
Ermeni Patriği Ormanyan1.579.000
Lepsius1.600.000
Muhterem Doktor Cyrus Hamlin İstanbul'daki Amerikan Misyoner


Kolejinin (Robert Koleji) ilk rektörüdür. Hamlin, Londra'da 1870 yılında, Türkleri ve Müslümanları kötüleyen haberleri yaymakla görevli bir propaganda bürosu kurulduğunu söylemektedir. Hamlin'e göre, Türklere yönelik bu tek yönlü ve sahte belgelere dayanan bu saldırılar, "Hangi halk hakkında yapılırsa yapılsın, bu kadar yaygın olduğu sürece, o halka karşı ortadan kaldırılması çok zor bir düşmanlık ve nefret yaratacaktır."

Hamlin sözlerine şöyle devam etmektedir:

"Elime ne zaman bir Batı gazetesi alsam, yalanlara inanmamak konusunda Allah'ın yardımı için dua ediyordum."

Ermeni milliyetçi hareketinin 1800'lü yılların başında başladığı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Başlangıç dönemi, şiddet ve terör üzerine inşa edilmişti. Ermeni Kilisesi hiçbir dönemde, barış ve güvenlik içinde yaşamak için sesini yükseltmedi. Olaylara faal olarak katıldı ve terörist saldırılara karşı kayıtsız ve umursamaz bir tavır takındı.

1970-1980 yılları arasında, Ermeni teröristleri bütün dünya çapında 70 Türk diplomatını, onların ailelerini ve günahsız Türk sivilleri öldürdüler. Türkiye dışındaki ülkelerde bulunan Ermeni Kiliseleri, art arda gerçekleştirilen bu terörist saldırıları sessizce karşıladılar. Bu sessizlik, dünyanın çeşitli ülkelerinde gerçekleştirilen bu terörist saldırılara destek verildiği anlamını taşıyordu.
Hıristiyan Ansiklopedisi'nin 2001 baskısında, Ermenistan ve Ermeni Gregoryan ya da Ortodoks Kilisesi hakkında ilginç bilgiler vermiş. Bu kitapta, Ermenistan nüfusunun 3.520.000 olduğu iddia ediliyor. Diğer güvenilir kaynaklarda da, 1992-2001 yılları arasında bir milyondan fazla Ermeninin küçük ülkelerini terk ettikleri hakkında bilgiler vardır. Anlaşılan, bu kadar insan ülkeyi terk etmesi Ermenistan'ın nüfusuyla ilgili rakamlara yansımamış.

Ermeniler, ülkelerinde yaşayan 3.520.000 insanın 2.959.051'inin Hıristiyan olduğunu iddia ediyorlar. 2001 rakamlarına göre Ermenistan'da yalnız 5568 Müslüman ve 24 Yahudi kalmış. Altı yıl önceki, yani 1995 yılı rakamlarına göre, Ermenistan'da 150.000'den fazla Müslüman yaşıyordu. Son altı yıl içinde, neler olmuştur ki, 145.000 Müslüman göç edip gitmişlerdir?

Bunun cevabı çok açıktır:

Ermeni Devletinin ve Kilisesi'nin etnik temizlik çabaları. Bugün Ermenistan halkının %94.5'i "saf' Ermenidir. %1.7'si Yezidi Kürdü, %1.5'i Rus, % 0.5'i Azeri, %0.2'si ise Müslüman Kürtlerdir. 1992 yılında Ermenistan, komşusu Azerbaycan'a yaptığı ani saldırıda, Azerbaycan topraklarının %20'sini işgal etmiş ve 1 milyondan fazla Müslümanı bu bölgedeki yerlerinden yurtlarından çıkarmıştır. Yapılan bu terör, ölüm, gözdağı ve etnik temizlik kampanyalarının sonucunda bugünkü Ermenistan'da neredeyse hiç Müslüman kalmamıştır.

Açık olarak görülmektedir ki, Ermenistan etnik bakımdan saf bir ülke yaratmak istiyor ve bilinen yöntemlerden yararlanarak "Ermenilerden başka hiç kimse"nin olmadığı bir saf ırk yaratmaya çalışıyor.
1800'lü yılların ortalarında Avrupalı ve Amerikan Protestan misyonerler, İsa Mesih'in öğretisini yaymak amacıyla Ermenistan'da faaliyet gösteriyorlardı. Ermeni Gregoryan rahipleri, bu "yabancı" Hıristiyanlara karşı çıktı ve onların takipçisi Ermenileri aforoz ettiler.

Ermeni kilisesinin aktif karşı çıkışı yüzünden, yabancı misyonerlerin faaliyetleri çok sınırlı kaldı. Baptist misyonerlerinin çabaları, Ermeni Gregoryan kilisesinin gücü hakkında bir fikir vermektedir. Uzun yıllar boyunca yapılan çalışmaların sonucunda, 1996 yılında Ermenistan'daki yedi Baptist Kilisesinin cemaati toplam 900 kişidir. 1930 yılında bu rakam 3800'dü. Eğer, orada "bütün" Hıristiyanlar için din özgürlüğü varsa, neden Baptistlerin sayılarında bir azalma yaşanmaktadır? Diğer Protestan kiliselerinin de cemaatlerinin sayısı çok açık bir şekilde azalmıştır.

Ermenistan Anayasası Devlet ile Kiliseyi iç içe kabul etmiştir. 1993 yılında, Ermeni Gregoryan kilisesinin rahipleri, devlete baskı yaparak kayda alınmamış diğer Hıristiyan grupların yasaklanmasını sağlayan bir yasa çıkarttılar. Bu yasada gerekçe olarak, diğer Hıristiyan grupların bozgunculuk yaptıkları ve askeri hizmete karşı oldukları yazılmıştır. 1993 yılı önemli bir yıldır. 1993, Ermenilerin komşusu Azerbaycan'a saldırdığı, topraklarını işgal ettiği, bir milyondan fazla Müslümanı topraklarından kovduğu ve etnik temizlik yaptığı yıldır. Tabii, Ermeniler, işgal ettikleri bu topraklar için bir kuruş bile ödememişlerdir.
Bu yıllarda, Ermeni Gregoryan Kilisesi dışındaki diğer dini gruplar üzerindeki devlet kontrolü, Din İşlerinden Sorumlu Devlet Konseyi'nin kurulmasıyla artırılmıştır.

1995 yılında Ermenistan Savunma Bakanı televizyona çıkarak, Ermeni Gregoryan kilisesinden ayrı bir şekilde, ibadetle meşgul olanlar görülürse, bunların devlet yetkililerine bildirilmesini rica etti. Bölgesel polis yetkililerine, Ermeni Gregoryan Kilisesi dışındaki diğer dini gruplara yakınlık duyanların listelerini hazırlamaları emredildi.
Ermeni polisi, Amerika Protestan Misyoner teşkilatının yönetim binasına baskın düzenledi, orada çalışanları korkuttu ve bütün dosyaları alıp götürdü. Ermeni polisi, Evanjelik ve Baptist Kiliselerine de baskınlar düzenledi ve kilisede bulunanları ibadetleri sırasında tehdit etti.
Halbuki, Ermenistan dışında yaşayan Ermeni Gregoryan Kilisesi cemaati, yüzden fazla ülkede dini özgürlüğün keyfini çıkarmaktadır. Kendi Hıristiyanlık anlayışını dış ülkelerde yayma çalışmalarının uzun bir tarihi vardır. Diğer bir deyişle, Ermeni Gregoryan Kilisesi çifte standart uygulamaktadır. Kilise ile Devlet iç içe olduğu için, bu "Resmi Devlet Kilisesi"nin yaşadığı özgürlük, diğer Hıristiyan öğretilerine kesinlikle tanınmıyor. Buna rağmen, dünyanın yüzden fazla Hıristiyan ülkesinde, Ermeni Gregoryan Kilisesine, diğer bütün kiliselere verilen dini özgürlüğün aynısı tanınmıştır. Ermeniler, diğer Hıristiyan inanışlarından niçin korkmaktadır ve diğer kiliselere, Ermeni Gregoryan Kilisesine tanınan özgürlüğü vermekten çekinmektedir?

MS 451 yılından beri, Ermeni Gregoryan ya da Ortodoks Kilisesi, yalnız üç "monofizit" kilise ile aynı görüşleri paylaşmaktadır: Mısır, Suriye (Süryani) ve Habeşistan Kiliseleri. Buna rağmen, Ermeni Gregoryan ya da Ortodoks Kilisesi, "insani yardım" isterken dünyanın bütün Hıristiyanlarına ve kiliselerine başvurmaktadır. Üstelik, yardım istediği kiliselerden hiçbirine Ermenistan'da dini özgürlük tanınmadığı halde... Beşinci yüzyılda burada, tek kilisenin hegomanyası ilan edilmişti. Bugün de, o anlayışı sürdürüyorlar.
Ermenistan'daki kapalı etnik Hıristiyan toplumuyla ABD'deki Ermeni Kilisesi'nin çalışmalarınıbir karşılaştırın. Kilisenin gücünü her halde buradan da anlayabilirsiniz.

Ermenistan Kilisesi'nin internet sayfasında, Amerikan Ermenilerinden şu görevleri yapmaları isteniyor:

- Yaşadığınız bölgenin yerel, eyalet ve ulusal devlet görevlilerine, 17 Haziran 2001 tarihini "Ermeni Kilisesi Günü" ilan etmeleri için yazılar yazın ve bu konuda lobi oluşturun.
- Yaşadığınız bölgede Ermeni Kilisesi olmayan ibadethanelerde toplantılar düzenlenmesine çalışın ve bu toplantılarda 301 yılının önemi ve 301-2001 yılları tarihi hakkında konuşmalar yapın.
- Bölgenizdeki din adamlarım ve onların cemaatlerini kendi kilisenize davet edin.
- Yaşadığınız bölgedeki kiliseleri, kendi kilisenizin rahibiyle birlikte ziyaret edin, cemaatinizdeki etkinliklerden bahsedin ve onları da etkinliklerinize davet edin.
ABD'de Ermeni Kilisesi çok cana yakın görünmektedir.

Halbuki bu açıklık Ermenistan'da yoktur:

- Kilise ve Devlet iç içedir.
- Kilise ve Devlet, Müslüman bölgelerinde etnik temizlik yapmıştır.
- Diğer Hıristiyan toplulukların Ermenistan'da İsa Mesih adına ibadet yapması mümkün değildir.
- Kilise ve Devlet, komşusunun topraklarının %20'sini işgal etmiş ve 1 milyondan fazla Müslümanı yerlerinden yurtlarından etmiştir.
- Kilise ve Devlet, vatandaşlarından açıkça, kendi kiliselerinden başka ibadet yerleri varsa, bunları hükümete bildirmesini istemiştir.
-Kilise ve Devlet polisi, diğer Hıristiyan topluluklarının ibadetlerini engellemekte, onlarla dini törenlere katılanlrı tehdit etmektedir.
- Kilise ve Devlet polisi, başkentlerindeki Amerikan Misyonerler teşkilatının binasını basarak evrakı alıp götürmüştür.
- Kilise ve Devlet, polis vasıtasıyla, Ermeni Kilisesine üye olmayanların da Kiliseye kaydolmalarını istemektedir.
- Kilise ve Devlet, diğer Hıristiyan topluluklarına bağlı olanları aforoz etmekte ve resmi kilise dışındaki kiliselere giden Ermenilerin cehennem ateşinde yanacağını söylemektedir.
20. ve 21. yüzyılın en büyük trajedilerinden biri, Ermenistan'ın ve Ermeni Kilisesi'nin hala tarihin karanlık çağlarında yaşıyormuş gibi davranmasıdır diyebiliriz. Aynı zamanda Ermeni Devleti de demek olan Ermeni Gregoryan kilisesi bir "Ermeni Engizisyonu" oluşturmuştur. Ermeni Engizisyonu Ortaçağ'da "sapkın" [fıeretic] ve "aykırı"ları arayan ve onları cezalandıran Engizisyonu andıran faaliyetlerde bulunmaktadır.

Ermeni Kilisesi tarafından "sapkınlık" şu şekilde tanımlanmaktadır:

"Kilisenin Ortodoks öğretisine karşı olmak."
"Kilise tarafından reddedilmiş inançlara sahip olmak."
"Kilisenin resmi ve yerleşik kanılarına ve öğretisine karşı görüşlere sahip olmak."
(Engizisyon, "sapkın" görüşleri açığa çıkarmak ve "sapkın" olanları cezalandırmak amacıyla 13. yüzyılda kurulmuş bir büyük mahkemedir.)

Görüldüğü üzere 13. yüzyıl Engizisyonu bugün Ermenistan'da hala açıkça faaliyet göstermektedir. Ermeni Gregoryan Kilisesi, diğer Hıristiyan kiliselerine katılan Ermenileri cezalandıran bir büyük mahkeme görevi de görmektedir. Kilise/Devlet polisi Ermeni Gregoryan Kilisesinden farklı şekilde ibadet edenleri kayıt altına almaktadır. Ermeni Kilise/Devlet polisi, "sapkm"lığı bastırmak adına, diğer Hıristiyan ibadet yerlerini alt üst etmekte, Amerikan misyoner teşkilatının yönetim binasını basmakta ve evraklarına el koymaktadır. Müslümanlar açısından ise, ülkenin etnik saflığının sağlanması için, hemen hemen tamamı ya öldürülmüş ya da ülkeden çıkarılmıştır.

Birlikte hareket eden Ermeni Kilisesi ve Devleti, milliyetçi hareketin başından beri terörizme öncelik tanımış ve başka halkların topraklarını ele geçirmeyi temel amaç olarak benimsemiştir.

Aziz Petrus İncil'de (Yeni Ahit) bu tip insanlar için şunları yazar:

... Bütün kötülük, riyakarlık, kıskançlık, yalancılık ve iftirayı bir kenara bırakınız. Saf süt hasreti çeken, yeni doğmuş bebekler gibi temiz olursanız, sizlere, kurtarıcı gibi hürmet edeceklerdir. (1. Peter 2:1-2)

Apostol James de, Ermenilerin yaptığı davranışlara benzer davranışlar hakkında ve onların kendi şeytani emellerinden uzaklaşabilmeleri için neler yapmaları gerektiği konusunda şunları yazmış: (James 3:16-18)

... Nerede kıskançlık, çekememezlik ve şüphe iddiaları varsa, orada her tür şeytani emeller için karışıklık var demektir. Fakat, her şeyden üstün olan, önce saf, sonra barışsever, nazik, akıllı, şefkatli, eli açık, kesin kararlı, riyakarlıktan uzak ve dirayetli olmaktır. Barış getirmek isteyenlerin, önce barışı yaratmak aşkı ile doğru ektiği tohumlar önemlidir.

Amerika Sivil Haklar Hareketiyle Ermeni Kilisesi ve Ermeni Devletinin Faaliyetlerinin Karşılaştırılması

Ermeni kilisesi, Afrikalı-Amerikalıların örneğini sürdürseydi iyi olurdu. Bu insanlar, 1600'lü yılların başlarında "tarihi" vatanlarından, kendi insanları tarafından esir edilmiş ve köle olarak satılmışlardır. Bu kara köleler, o dönemlerden beri özgürlük arıyışı içindeler. Amerikan iç Savaşı, köle ticareti meselesiyle ilgili olarak başlamıştı.
1955 yılında, Alabama eyaletinin Montgomery şehrinde "Sivil Haklar Hareketi" başlayıncaya kadar bu insanların mücadelesi gerçek anlamıyla bir başarıya ulaşamayacaktır. Bu harekete Dr. Martin Luther King liderlik ediyordu. Dr. King ve onun liderliğini yaptığı "Sivil Haklar Hareketi", büyük başarılar kazandı. Bu başarılarını, İsa'nın öğretisine dayanmalarına ve zor kullanmamaya borçludurlar. Dr. King, kendisine karşı da pek çok terörist salydırı düzenlenmiş olmasına karşın (evi bombalanmış, pek çok kez hayat itehlike atlatmış ve sonunda öldürülmüştür) taraftarlarıyla birlikte, Afrika-Amerikalılarının hakları için, polis ve beyaz teröristlerin pek de barışçı olmayan engellemelerine de göğüs gererek, sürekli barışçı yöntemlerle mücadele etmiştir. Siyahlara, karşı insafsızca güç kullanıldı, kiliseleri havaya uçuruldu, hatta siyahlar öldürüldü, korkutuldu ve siyahlara yönelik yüksek sesle tehditler her yerde sıradan bir olay haline geldi. Buna rağmen, King ve taraftarları, hiçbir terörist eyleme meydan vermeden, kendi kampanyalarını büyük bir azimle yürütmeyi başardı ve Afrikalı-Amerikalıların hak ve hukuklarını korudu.

Bu durumu ve "Sivil Haklar Hareketi"nin bugün de kendi barışçı metotları ile sürdürdükleri mücadelenin kazanımlarını bütün Amerikalılar bilmektedir. Bütün bunlara rağmen, öyle Amerikalılar olmuştur ki, bunlar, siyahların barışçı metotlarla sürdürdükleri mücadelelerinin karşısına, ABD'de terör metotları ile karşı çıkmak istemişlerdir.

Bu bölümün başında Ermeni kilisesinin resmi internet sayfasından bah-setmiştik. Bu kilise, bugün aynı internet sayfasında şunları da yazıyor; "Millet ve Kilise, bu iki kurum, o kadar iç içe geçip kaynaşmıştır ki, 'ınilli kilise' kavramı sanki yalnızca Ermeniler için bulunmuştur." Eğer, tarafsız biri, bu iç içe geçmiş Kilise ve Devletin faaliyetlerini incelerse, o zaman bu ikisinin neden iç içe geçmemesi gerektiğini anlayacaktır. Kilise'nin, Ermenistan'da vicdanın sesi olmadığı çok açıktır. Kilise, zorbalığı ve terörizmi lanetleyen açıklama yapmadığı gibi, bu faaliyetlerin bizzat içinde yer almaktadır. Kilise ve Devlet birbirlerinden ayrılmadığı ve Kilise; nefret, intikam, kin ve terör söylemlerini durdurmadığı sürece Yakın Doğu'da hiçbir szaman barış olmayacaktır!

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir