Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu'daki Hıristiyan Misyonerleri

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Anadolu'daki Hıristiyan Misyonerleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 23:49

Anadolu'daki Hıristiyan Misyonerleri

1850 yılının ortalarından itibaren Anadolu'da yeni sesler duyulmaya başlandı:


Avrupalı ve Amerikalı misyonerler. Bu Hıristiyan misyonerleri Osmanlı Devleti için büyük problemler yarattılar. Ermeni yazarı A. P. Vartugyan, bu misyonerlerin Ermeniler arasında yaydığı Katoliklik ve Protestanlığın "milletin daha önce yaşamadığı ölçüde yıkıcı etkilere" yol açtığını yazacaktır.

Esas sorun, farklı milletlerden gelen çeşitli misyoner grupları arasındaki iç kavgaydı. Fransa ve Avusturya, Katolikleri koruyordu. İngiltere ve ABD Protestanları destekliyordu. Ruslar ise Ortodoks Kilisesi'nin koruyucusu idi. Bu devletlerin her biri, yakında öleceğine inandıkları "Avrupa'nın hasta adamı" Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkilerini artırmak için büyük çabalar harcıyordu. Kendi ülkelerinden gelen misyonerleri koruduklarını iddia eden bu büyük güçler, aslında, kendi milli çıkarları için çalışıyordu.
Rusya, Akdeniz'in ılık sularına çıkarak İngiltere'nin Hindistan yolunu kesmek amacına ulaşabilmek için Ermenileri kullanıyordu.
Britanya candamarı olarak gördüğü Hindistan yolunun Ruslar veya Fransızlar tarafından kesilmesini engellemek için Protestan Ermenileri destekliyordu. Fransızlar Ortadoğu'daki kendi çıkarları için Katolik Ermenileri kullanıyordu. Yalnızca Amerikalıların kesin çizgilerle belirm-lenmiş bir milli hedefi bulunmuyordu.

Tüm bu güçler Hıristiyanlık dinini Osmanlı Hükümetinin içişlerine karışmak için kullanıyordu. Sık sık kendi misyonerlerinin haklarını ve onların Hıristiyan azınlıklar arasında yürüttükleri faaliyetleri koruduklarını öne sürüyorlardı.

Aslında gerçek şuydu:

Her biri, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından, onun topraklarının bir kısmını yorulmadan, bedelsiz ele geçirme derdindeydi. Başka türlü söylersek, bu Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun ölümünden sonra kemiklerini toplayacak bir akbaba gibi başında hazır bekliyorlardı. Bu ülkelerin her biri, Hıristiyanların haklarını savunma bahanesiyle Osmanlı Devletinin içişlerine sık sık karışmaktaydı. Ermenilerin gitgide artan kanlı saldırılarının en önemli nedeni budur. Bu tarihi süreç, Ermenilerin kanlı saldırılarının ve terörist faaliyetlerinin hız kazandığı bir dönem olmuştur.

Bizzat Ermeniler tarafından yaratılan "Ermeni Meselesi"nin yukarıda bahsedilen ülkelerin yönetimlerin gündemine alınması, bu giderek artan terör faaliyetleri sayesinde olmuştur.
16 Temmuz 1880 tarihinde İngiltere'nin Anadolu'daki Başkonsolosu Kurmay Albay C. W. Wilson, Ermeniler hakkındaki deneyimlerini kendi hükümetine rapor etmiştir.

Ermenileri şu şekilde tanımlamıştır:

Gözlerini para hırsı bürümüş açgözlüler, genellikle tamamen eğitimsiz, ahlaksız, fanatik ve bağnazlar Kör taassup içinde, her türlü eğitimin ve gelişmenin aleyhine olan bir din adamları grubunun tamamen etkisi altındalar.

Ermenilere ait görüşlerini açıklamaya devam eden Kurmay Albay Wilson şunları da ekler:

Ermeniler arasında doğruluk ve samimiyet üzüntü verecek derecede azdır. Ancak en umut verici işaretlerden biri, Amerikan misyonerlerinin eğitimi altında olan bir kesimin bu faziletlerin önemini yeterince kavramış görünmesidir.

Ve Albay raporunu şu tespitle tamamlamaktadır:

Ermeni hareketinin yönelimi, kurulu otoriteye muhalefet haline gelmiştir. Türklerin yerine geçmek isteyen Ermenileri İstanbul'u almak dışında hiçbir şey tatmin etmeyecektir.

Harold Armstrong, Ermenileri "Çok enerjik ve girişken soğuk, kıskanılan ve hakkında konuşulan" insanlar olarak anlatır. Ermenilerin iyi ticaret yetenekleri vardır, kanaatkar ve becerikli insanlardır. Ancak aynı zamanda "tartışmacı, kavgacı ve çok bilmiş"tirler.

Armstrong, daha sonra Ermeniler hakkındaki değerlendirmelerinde şu sonuca ulaşır:

"Kurnaz, açgözlü, ağzısıkı, maymun iştahlı, sahtekardırlar. Dinden büyük bir ustalıkla yararlanırlar, ancak dini ihanet ve açgözlülüklerini gizlemek için kullanırlar."

1876 yılında, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan hemen önce, Ermeni Patriği Nerses Varcabotyan, İngiltere Büyükelçisi Elliot'la görüşerek Balkanlar'da Osmanlı'ya karşı ayaklanan milli azınlıklara tanın hakların aynen Ermenilere de verilmesini istedi.
Yirminci yüzyıl yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü hızlandı. "Avrupa'nın hasta adamının" sonunun yaklaştığını hisseden Avrupa devletleri, imparatorluğun ölümünden sonra topraklarından daha büyük pay alabilmek için, çalışmalarını hızlandırdılar. Ermeniler ve özellikle onların Kiliseleri de daha fazla kazanç sağlamak için çabalıyordu.

12 Aralık 1876 ile 20 Ocak 1877 tarihleri arasında İstanbul'da yürütülen seri görüşmelerden önce, Ermeni patriği Nerses Varcabotyan İngiltere Büyükelçisi ile görüştü. Bu seri görüşmelerin gündeminde Balkanlar bulunuyordu. Ermeni Patriği, Balkanlar'daki milletlere vaat edilen her şeyin aynısının Ermenilere de verilmesini istedi. Patrik, Ermenilerin artık ayağa kalktığını ve eğer Avrupalıların güvenini ve desteğini kazanmaları için "isyan etmeleri gerekiyorsa" bunun "onlar için hiç de zor olmayacağını" söyledi.

Patrik, Rusya Ordularının Başkomutanı Büyük Knez Nikola ile de görüşerek bağımsız Ermeni Devletinin kurulması için yardım ve destek istedi. Bir süre sonra Patrik, kendi özel ricasını ulaştırmaları için eski Van Psikoposu Mıgırdiç Kırimyan başkanlığında bir heyeti Moskova'ya Büyük Knez'in yanına gönderdi. Patrik, Osmanlı Hükümetini Ermeni Hıristiyanları baskı altında tuttuğu için şikayet ediyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun altı Doğu vilayetinde bağımsız bir Ermenistan kurulması için yardımlarını rica ediyordu. Büyük Knez, Ermenileri büyük bir dikkatle dinledi ve onları Osmanlılara karşı vefasızlıklarını devam ettirmeleri yönünde cesaret verdi. Halbuki, Rusya'nın bağımsız bir Ermenistan kurulmasına destek olmak gibi bir niyeti kesinlikle yoktu.

Ocak 1882'de, İngiltere Konsolosu Binbaşı William Everett İstanbul'daki İngiltere Büyükelçisi Lord Dufferin'e gizli bir rapor gönderdi. Everetti, bu raporuna Erzurum'daki Ermeniler arasında elden ele gezen bir belge de eklemişti. Bu belge bir gizli orduya kayıt formuydu. Bu gizli orduya katılmak isteyen her Ermeni, ülkesinin özgürlüğü için sonuna kadar savaşacağına and içiyordu."
Aynı yılın ilkbaharında Everett, Ermeni isyan hareketinin gittikçe güçlendiğini bildiriyordu. Bu hareketin arkasında Rusya Ermenistanı'nın bulunduğunu ve Rusya tarafından da gizlice desteklendiğini düşünüyordu. Rusya'nın Van Konsolosu, Rus ordusunda görev yapan ve yıllarca Ermeniler arasında eğer Osmanlı zulmünden kurtulmak istiyorlarsa sadece Rusya'ya inanmak ve güvenmek zorunda oldukları propagandasını yürüten Ermeni asıllı bir binbaşıydı. Binbaşının yanı sıra bölgede görev yapan çok sayıda Rus ajanı bulunuyordu. Bu ajanlar, devamlı bölgeyi geziyor, Ermenileri isyana ve ortalığı karıştırmaya çağırıyorlardı.

Bir süre sonra Everett, ülkesine geri döndü ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Granville'e Rusların fırsatını buldukları anda Osmanlı topraklarını işgal etmek için büyük bir hazırlık içinde bulunduğu bilgisini verdi. Everett, Rusların bölgedeki Ermeni Hıristiyanların huzurunu bozduğunu ve şikayetçi olmalarını sağladığını ve bu şekilde "ezilen ırkları" koruma bahanesiyle Osmanlı topraklarına girebilmenin yasal kılıfını hazırladıklarını da raporuna ekliyordu.

Ortodoks Hıristiyan Rusların yeni tebaları Ermenilere, Osmanlıların verdiği kadar özgürlük vermeye tabii ki niyetleri yoktu. Mayıs 1883'te Çar, Ermeniler için asimilasyon ve Ruslaştırılma politikası uygulamaya başladı. Böylece Ermenilerin kendilerini Müslüman zulmünden kurtaranlar olarak gördüğü Ruslar, Ermenilere baskı uygulamaya başladı.

1887 yılında Avetis Nazarbekyan isimli bir Ermeni Cenevre'de Hınçak (Zil) adlı yeni bir siyasi örgüt kurdu. Bu örgüt, Marksist- Sosyalist esaslara dayanıyordu. 1890 yılında Tiflis'te, Milliyetçi Sosyalist prensipler doğrultusunda Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksiityım) kuruldu. Bu örgütün kurucuları, Kristafor Mikealim, Stepan Zartan ve Simon Zavaryan'dı. Bu kurucuların tümünün de eğitimlerini aldıkları yer Rus Üniversiteleri olmuştu. Her iki grubun da hedefi, Türkiye'nin altı Doğu vilayetinde Milliyetçi Sosyalist prensiplere bağlı, bağımsız bir Ermenistan kurmaktı.

Avetis Nazarbekyan, Hıııçak'ın Bağımsız Ermenistan'ı kurma çalışmalarını önce Cenevre'de, sonra Paris'te, daha sonra ise Londra'da yönetti. Onun düşünceleri ve sözleri, her zaman için son söz oluyordu. Sıradan Ermeniler ya da Osmanlılar bu örgütün hiç umurunda değildi, önemli olan amaçlarına ulaşabilmekti.
Zamanla, Nazarbekyan, en gaddar ve savaşçı Ermeni liderlerinden biri haline geldi. Amacı, Hıristiyan Ermeniler arasında huzursuzluk ve karışıklık çıkararak Müslüman Türklerinin karşılık vermesini sağlamak ve böylece Avrupalı Hıristiyan devletlerin bu işe karışmasını ve bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmalarını sağlamaktı. Ermeni teröristler, bitmek tükenmek bilmeyen saldırılarla Türkleri provoke edecekti.

Türkler buna yanıt verince de Nazarbekyan ve diğer Ermeniler yaygarayı basacaklardı:

"Barbar Müslüman Türkler, masum Hıristiyan Ermenileri katlediyorlar."

Hiçbir şey gerçekten bu kadar uzak olamaz.
Hınçak liderleri, taraftarlarından, kendileri için tehlike yaratabileceğini düşündükleri, Osmanlı Türkü olsun Ermeni olsun, herkesi, öldürmeleri emrini vermişti. Bu teröristler, soğukkanlılıkla Müslüman kanı soğukkanlılık ile dökmekte hiçbir zaman tereddüt etmemişlerdir. Onlar, iftira atamadıkları ve para yardımı alamadıkları varlıklı Ermenileri de öldürdüler. Başka türlü söylersek, bu katiller, onların şeytani emellerine ortak olmak istemeyen ve onlara yardım etmeyi reddeden, kendi insanlarını da acımasızca öldürdüler.

Kendi şeytani emellerini yerine getirebilmek için, Ermeniler adeta birn "Ölüm Çetesi" kurmuştu. Hınçak teşkilatının özel bir kolu kuruldu ve Türkiye Ermenilerinin kaderi, bir avuç Rusya Ermenisi anarşistin ellerine teslim edildi. Bu olay Ermeni tarihinin dönüm noktasıdır. Çok yıllar sürecek kanlı olaylarda, bundan sonra, Ermeni kilisesinden bir araç gibi yararlanılacaktı.

Bu dönemde, bağımsız devlet kurmak için Ermeni teröründen bir araç gibi yararlanılmasına tanık olunacaktır. Bu dönemde, aynı zamanda, Hıristiyan Ermenilerin, sırf dini inançları yüzünden vahşi Müslüman Türkler tarafından baskı altında tutuldukları ve katledildikleri konusunda Hıristiyan Batıyı ikna etmek için yalan ve sahtekarlıktan bir silah gibi yararlandıklarına da tanık olunacaktır. Büyük gürültüler kopartan Ermeniler Hıristiyan Batı'yı, kardeşleri Hıristiyan Ermenileri kurtarmak için Osmanlı topraklarına gelmeye davet ediyorlardı.

1889 yılının Ağustos ayında, İngiltere'nin Erzurum Konsolosu Albay Chermside, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi William White'a şu bilgiyi veriyordu:

"Ermenilerin öldürülmesi için yapıldığı söylenenler ve Müslüman haremlerinin Ermeni kızları ile doldurulması hakkında verilen beyanatlar, yalan ve yalnız mizah konusu olabilecek uydurmalardır."

Bu arada, İngiltere'nin Diyarbakır'daki Konsolos Yardımcısı Ermeni Tomas Boyacıyan, Osmanlı Sultanının Ermeni Hıristiyanların öldürülmesi emrini verdiği iddialarını araştırmasını isteyen Büyükelçi White'a bir raporla yanıt vermiştir. Ermeni asıllı görevli yanıtında "en olumlu şekilde ifade etmek gerekirse" sultandan böyle bir emrin hiçbir zaman gelmediğini ifade etmiştir. Hatta, Boyacıyan'ın verdiği bir kaç örneğe göre, birbirlerini öldüren Ermeniler, amaçlarına ulaşabilmek için suçu Müslümanların üstüne atıyordu.

1889 sonbaharında İngiltere'nin Konsolos Yardımcısı, Konsolosa verdiği bilgide Ermenilerin azınlık oldukları bölgelerde, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki şiddeti tırmandırdığından bahseder. Ermeni teröristler bir çok Müslümanı öldürmüş, sağ kalanları da kışkırtmıştım. Böyle davranmalarının gerçek nedeni, azınlıkta kaldıkları bölgelerde, Müslümanları kendilerine saldırtmak ve "fanatik Müslümanların" Hıristiyan Ermenileri öldürdüğü yaygarası yapma fırsatı kazanmaktı. Bu tür hikayeler uyduran ve bu hikayeleri yayan Ermeni teröristler, Ermeni örgütleri sayesinde aynı hikayelerin Avrupa çapında yayılacağını çok iyi biliyorlardı. 11 Aralık 1889 tarihinde, Londra'da yayınlanan Daily Nem gazetesinde çıkan bir haber buna örnek olarak gösterilebilir. Gazete Zitzan şehrinde yaşayan bir Ermeninin Müslümanlar tarafından kızartılarak öldürüldüğünü iddia ediyordu. İngiltere'nin Konsolos Yardımcısı Devey bu haberi "saçma" olarak değerlendirmiştir.

1890 yılında Taşnaklar, terör kampanyasının boyutlarını genişletti. Avrupalıları, Osmanlı İmparatorluğu'na müdahale ederek Hıristiyan Ermenilerin Osmanlı Hükümetini devirme girişimlerini desteklemelerini sağlamak için devrimci kampanyalar düzenlemek bunların temel amacıydı.

Bu Ermeni terör örgütü, yandaşlarına şu emri vermişti:

"Türkleri her yerde vurunuz! Yeminine ihanet eden döneklerle casusları, her koşulda öldürerek cezalandırınız ve Ermeni milletinin intikamını alınız."

Yabancı devlet ordularını Osmanlı topraklarına sokarak arzu ettikleri toprakları ve Doğu Anadolu'daki altı vilayeti ele geçirmek isteyen Ermeniler, ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Ermeniler, bu altı Osmanlı vilayetinin "kendi tarihi vatanları" olduğunu iddia ediyorlardı.

Onlara inanmak ve onları dinlemek isteyen herkese anlattıkları bu masalda basit bir sorun vardı:

Ermeniler bu bölgede azınlıktı. 1892 yılında İngiltere Dışişleri Bakanlığı Coğrafya Bölümü, Ermenilerin üzerinde hak iddia ettiği topraklardaki nüfus hakkıtıda şu bilgileri veriyordu:

EyaletMüslümanYunanErmeniDiğerToplam
Erzurum500.7823725135.08722636.616
Sivas839.51476.433170.4331.086.015
Diyarbakır377.6449.447945.233471.506
Harput504.94665069.178575.314
Van24779.998103.002430
Bitlis257.862210131.399.612398.624
Toplam2.687.74890.093665.815157.4193.601.075


Taşnak terör teşkilatı, adı geçen bu altı vilayette, kendi yönetimlerini kurmak için hazırlıklara başladı. Taşnaklar, Türklere yönelik terör kampanyalarını sürdürmek ve silahlanmak için Rusya Ermenistanı'nı ber merkez gibi kullanıyorlardı. Taşnaklar Ermeni Kilisesi'nden büyük yardım görüyordu. Kilise görevlileri Osmanlı-Rus sınırını kolaylıkla geçebiliyordu. Bir çok kilise görevlisi bu konumlarını Ermeni isyanının başarıya ulaşması için kendi kullanmaya başladı. Güney Kafkasya'dakiyle Anadolu'daki Taşnaklar arasında ve Rus hükümetiyle Taşnaklar arasında iletişimi Kilise sağlıyordu.

Ermeni Kilisesi rahiplerinin ve Psikoposlarının bu şekildeki faal müdahalesi ve katılımları sonucunda Ermenilerin en önemli silahı ortaya çıkmış oldu:

Kilise ve milliyetçilik.

Kilise görevlileri, teröristlere pek çok pratik konuda da destek veriyordu. İran topraklarında, Osmanlı-İran sınırının kuzeyinde bulunan Derik Manastırı, buna bir örnek olarak gösterilebilir. Bagrat Vartakael Tavarklıyan bu manastırın Başrahibi idi. Manastırı, Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren teröristlerin silah deposuna ve sığınma yerine çevirmişti.
Ermeniler, emellerine ulaşabilmek için yalnızca Müslümanlara değil, onlara yardım etmeyen ya da onlarla beraber terörist eylemlere katılmayan Ermenilere karşı da şiddet uyguluyorlardı. Dehşet ve korku salmak için, cezalandırdıkları Ermenileri ibret olması için, kötürüm halde bırakıyorlardı. 1893 yılının Şubat ayında, Türklere casusluk yaptıkları gerekçesiyle, Kilise şehri yakınındaki rahibe manastırında bir kısım Ermeni öldürüldü. Teröristler, öldürdükleri Ermenilerin kulaklarını da kestikten sonra Manastır girişine çivilemişlerdi.

A. J. Arnold, Evcınjelik Birliği teşkilatında sekreter olarak çalışıyordu. Şubat 1894'te, Ermeni terörizminin kendi amaçlarına ulaşmak için Türkiye'yi parçalamak istediğini fark etti. Ermenilerin Hıristiyanlara baskı yapıldığı yalanlarını yayarak Protestan İngiltere'yi Türkiye'nin aleyhine kışkırttıklarını gördü. "Ermeni devrimci hareketinin kötülükleri" konusunda misyonerler de hemfikirdi.

Arnold, bir Presbiteryan yayınında sonraları şunları yazdı:

Acaba bu Ermeni meselesi, Tanrı korkusu içindeki yasalara sonuna kadar bağlı insanların dini nedenlerle baskı altında tutulması mıdır, yoksa yanlış yola sapmış pervasız bir kısım insanın, vatan hainlikleri ve işledikleri cinayetler nedeniyle askeri kovuşturma altında olması mıdır?

Arnold, sorusunun yanıtını kendisi verdi:

Ermeniler vatan hainliği yapan ve cinayetler işleyen yanlış yola sapmış pervasız insanlardır.
1894 yılında, İngiltere'nin İstanbul'daki Büyükelçilik görevlileri, Ermeni devrimci hareketinin Osmanlı İmparatorluğu'nda başlatılmadığı ve bu hareketin liderlerinin Rusya Ermenistam'nda yaşadığı yolunda raporlar hazırlamıştır. İngilizler, bu teşkilatın kurucusu olan küçük grubun Osmanlı İmparatorluğu'na 1892 yılında geldiğini ve terör kampanyalarının planlamasını Kars şehrinde yaptıkları bir toplantıda yaptıklarını öğrenmişti.

Ermeni teröristleri o kadar gaddardılar ki, kendi Kiliselerinin Patriğini bile öldürmeye teşebbüs etmekten çekinmemişlerdir. İstanbul'daki Fransız Büyükelçisi'nin anlattıklarına göre, Patrik Aşıkyan 27 Nisan 1894'te, Kumkapı Kilisesi'ndeki dini törenin ardından İstanbul'a dönerken, 18 yaşında bir Ermeni gencinin saldırısına uğramış. Genç silahını doğrultmuş, fakat silah ateş almamış. Bu genç, yakalandıktan sonra Hınçak terör örgütünün bir üyesi olduğunu söylemiş.
İngiliz Parlamenter Sir Ellis Bartlett Şubat 1895'te, Ermeni terör kampanyası hakkında bir broşür yayınlamıştır.

Bartlett, Şunları söylemektedir:

Türk-Ermeni olayları hakkında yayılan masalların büyük çoğunluğu özel fantezilerle süslenir ve şiddet sahneleriyle dolu olarak anlatılır. Bunları anlatanların gerçek amacı, Ermenilere yapılan baskıların karşılığında para yardımı almak değil, kendi ülkelerinde (İngiltere) Türkiye'nin ve Türklerin aleyhinde bir hava yaratmaktır.
Bartlett, çoğu zaman, anlatılan bu masalların, onları anlatanların kişisel amaçlarına hizmet ettiğinin de altını çiziyordu. "Bu gerçekdışı masallar, Ermeni Devrim Komitelerinin çirkin icatlarıydı" ve Bu masallar "bütün Avrupa'ya propagandacılarının ve destekçileri Rus Panslavik toplulukların istekleri doğrultusunda yayılıyordu." 1876 yılındaki Türk-Bulgar çatışmasından sonra, aynı oyun, 1894 ve 1895 yıllarında, bu sefer de Ermenilere yönelik sözde zulüm propagandasıyla oynanıyordu.

Bartlett, "Türk Sultanının Hıristiyan tebasına hiçbir özgürlük sağlamadığı ve tanınan bir takım hakların yalnızca zorlamayla verilenler olduğu" şeklindeki Ermeni iddiasına da bir açıklık getirmektedir:

Son dört yüzyılda hiçbir hükümet dini konularda Osmanlı İmparatorluğu kadar hoşgörülü olmamış ve özgürlük vermemiştir. Dini inançlann tümüne -Yunan, Yahudi, Nasturi, Roma Katolikliği ve tüm diğerleri- her tür öğreti ve ibadet özgürlüğü sağlanmıştır. Eğer Türkler, geçmişte, bu kadar cömert olmasa, bugün karşılaştıkları sorunların çoğunu yaşamayacaklardı. Fransa'da, Almanya'da ve hatta İngiltere'de, kendi dininden olmayanların diri diri yakıldığı dönemde, Osmanlı Devleti kendi tebasına sınırsız din özgürlüğü vermişti.

Bartlett ayrıca, "İspanyol coğrafya bilgini, büyük bilim adamı ve hemen her şey hakkında bilgi sahibi olan centilmen M. Ximeues"un da "Ermeni isyanlarından birinin tanığı olduğunu ve gerçekte yaşananların Ermenilerin iddia ettiği gibi bir katliam değil, tam tersi olduğunu söylediğini" belirtmektedir. Ermenilerin "katliam" yaşandığını öne sürdüğü yerlerin çoğunu Ximeues de gezmiştir. O, açık ve sade sözlerle "çok dehşetli bir dille olayları bütün detaylarıyla aydınlatan ve üzerinde iyi düşünüldüğü belli olan tüm bu hikayeler, baştan sona kadar uydurmadır." Ximeues'e göre "binlerce Ermeninin öldürüldüğü, kadınlarına tecavüz edildiği, bir çok köyün harabeye çevrildiği, rahipler de dahil kadın-erkek tüm Ermenilere çok çeşitli işkencelerin yapıldığı hikayeleri yalancılığın en çılgın buluşlarındandır."

Bartlett, Ximeues'in şu gözlemini de aktarır:

"Ermeniler, bütün Doğu Halkları arasında yalanı en iyi beceren, yalana en yatkın ve alışkın olan halktır."

Bartlett, şu sonuca varmaktadır:

İngiltere ve genel anlamda bütün Avrupa, bu son derece büyük yalanın etkisi altına düşmüştür. Bu anlamda, meşhur İngiliz dergi ve gazetelerinin sahipleri ve redaktörler, yayınladıkları bu absürd, mantık dışı ve gerçekleşmesi olanaksız haberler nedeniyle çok ciddi sorumluluk altındadırlar. Çünkü, onların çoğunluğu sahtedir ve gerçeklerle tabn tabana zıttır. Onların hepsi, Ermeni üretimi yalanlardır ve etrafa bu şekilde yayılmışlardır. Bu zulüm uydurmasının tüm dayanakları İngiliz basınında Ermeni kaynaklarına dayanarak yayınlanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda görev yapmış İngiliz topçu subayı Yüzbaşı Charles Norman 1895 yılında tanık olduğu bir olaydan bahsetmektedir.

Yüzbaşına göre İngiltere artık şunları öğrenmelidir:

"Küçük Asya'daki karışıklıklar İngiltere'nin de farkında olmadan desteklediği yaygın anarşist hareketler yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu gerçek, Ermenileri masumiyetin ve zayıflığın, Türkleri ise her tür gaddarlığın ve kötülüğün simgesi olarak gösteren tüm yazıların zıddıdır." Norman'a göre, "barış, adalet ve gerçek adına, Ermeni devrimcilerinin gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılması, görev ve amaçlarının ne olduğunun bilinmesi" şarttır. Yüzbaşı ayrıca "son beş yılda Anadolu'da dökülmüş bütün kanlardan Hınçak komitesinin sorumlu olduğunu" belirtmekte ve olayları Müslümanların çıkardığı yolndaki Ermeni iddialarının tümünün yalan olduğunu söylemektedir.
İngiliz Yüzbaşısı Norman, Adana bölgesinde yaşayan Ermenilerin hazırladığı ve 19 Kasım 1895 yılında kabul edilen Ermeni manifestosundan da bahsetmektedir.

Manifestoda şöyle yazmaktadır:

"Ermeniler, Türklerle savaş için silahlanın! Gelin, kılıçlarımızı kınından çıkaralım ve düşmanımıza saldıralım!"
Norman'a göre, İngiliz gazeteciler "Ermeniler tarafından kandırılıyordu." Çünkü, İngiliz gazetelerinin "Ermeni kadınlarının onursuz yaşamaktansa, önce kendi çocuklarını sonra da kendilerini Sasun Dağları'nda uçuruma atmayı yeğledikleri haberleri gerçek değil, efsaneleşmiş yalanlardır."

Ermenilerin ölü sayısı hakkında verdikleri rakamların da abartı olduğunu ifade eden Yüzbaşı şöyle demektedir:

"Onlar, her şeyi, ölü sayılarını artırdıkları gibi, abartırlar."

Ermenilerin çıkardığı olayları incelemek maksadıyla Osmanlı Hükümeti 1894 yılında Sasun Tahkikat Komisyonu kurdu. Komisyonda Müslüman üyelerin yanı sıra, İngiliz, Fransız ve Ruslar da vardı. Komisyon, birbirine saldıran Ermenilerin ve Türklerin eşit derecede suçlu olduğu kanısına vardı.

Bu karara İngiliz temsilcisi H. S. Shipley, komisyon raporuna şerh düştü:

"Ermenilerin Türk askerleri tarafından katledildiği haberleri, özellikle Geliguzan'daki kilisede ve Talari'deki Surp Merapa Rahibe Manastırı'nda pek çok Ermeni kadınının öldürüldüğü bilgisi tamamen gerçekdışıdır."

30 Eylül 1908'de İngiliz Konsolos Yardımcısı Yüzbaşı Dickson, Büyükelçi Lowther'e hazırladığı raporda şunları yazıyordu; "Bence, Ermeniler, sevimsiz, gaddar, hasis, yalancı, yaltak, vicdansız ve hırsızdır. Özgürlüklerini kazanmak, bu özelliklerinden kurtulmalarını sağlamayacaktır, aksine daha da utanmaz, kendini beğenmiş ve despot olacaklardır. Onlarda, bir hırsızın sinsi uyanıklığı vardır ve bu özellikleri bölgenin cahil insanları arasında akıllılık olarak değerlendirilmektedir."

Dickson, Taşnak örgütünün amaç ve hedeflerinin Osmanlı, İran ve Rus toprakları üzerinde, Ermenistan Cumhuriyeti kurmak olduğunu ve bunun "mantıksız bir şekilde hırslı" olduğunu kaydetmektedir. Taşııak örgütü, bu bölgeyi kontrol ettikleri zaman Ermeni olmayanların tümünü o topraklardan göç ettirmeyi planlamaktadır. Ermeni Kilisesi, bütün gücüyle Taşnaklara yardım etmektedir. Hatta, Ermeni din adamları, Ermenilerin genç yaşlarda evlenerek büyük aileler kurmalarını ve böylece üzerinde hak iddia ettikleri topraklarda yaşayan diğer halkları kendi içlerinde eritebilecekleri propagandasını yapmaktadır.

Kaynakça
Kitap: ERMENİSTAN: TERÖRİST "HIRİSTİYAN" DEVLETİN SIRLARI
Yazar: Samuel E. Weems
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron