Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avrupalıların ve Rusya'nın Ortadoğu Politikaları

I. Dünya Harbi'ne Kadar Ermeni Meselesi

Burada Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Avrupalıların ve Rusya'nın Ortadoğu Politikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:50

Avrupalıların ve Rusya'nın Ortadoğu Politikaları

Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde Ermenilerin devlet yönetimiyle ilgili bir problemleri görülmezken, devletin zaafa uğradığı XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, özellikle yabancı devletlerin Osmanlı Devleti'ne karşı sürdürdükleri politikalarının bir parçası olarak bu cemaati tahrik etmeye ve dini, siyasi ve ekonomik menfaatları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Avrupa devletlerinin takip ettikleri bu politika, "Şark Meselesi" olarak şöhret bulmuştur.

Bilindiği üzere Şark Meselesi, Avrupa devletlerinin Osmanlı tebaası hristiyanların haklarını korumak iddiası ile Osmanlı topraklarını parçalayarak aralarında bölüşmeyi ifade eder. Osmanlı Devleti tarafından "Düvel-i muazzama" da denilen bu güçlerin, Osmanlı Hristiyanları için sırasıyla imtiyaz, özerklik ve bağımsızlık istemeleri adeta değişmez bir politika olmuştur. Bilindiği gibi bu devletlerden Rusya, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması ile Osmanlı ortodoksları üzerinde söz sahibi oldu. 1789 Fransız ihtilalinden sonra yayılan milliyetçilik fikirleri bazı Avrupa devletleri tarafın-dan Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Hristiyanlara telkin edildi. Çok geçmeden 1804'de Osmanlı topraklarında ilk milliyetçi ayaklanmayı başlatan Sırplar, olaya Rusya'nın karışması sonucu Babıali'den imtiyazlar koparan ilk Hristi-yan topluluk oldu. Osmanlı Devleti'nden bağımsızlığını kazanan ilk Hristiyan topluluk ise Yunanlılardır. 1821'de başlayan Mora isyanına Rusya, İngiltere ve Fransa'nın müdahale etmesi sonucu 1829 Edirne Andlaşması ile Yunanistan'ın bağımsızlığı sağlandı. Osmanlı Devleti, Paris Andlaşması (1856) ile Balkan Hristiyanlannın imtiyazlarını genişlettiği gibi hem müttefiklerine ve hem de harbi mağlup olarak bitiren Rusya'ya gayrimüslim tebaa için gerekli ıslahatı yapacağı taahhüdünde bulundu. Bu taahhüdü kendi menfaatleri doğrultusunda değerlendiren bazı Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'nin içişlerine daha kolay karışmaya ve Hristiyan tebaayı kışkırtmaya başladılar. Bu kışkırtmaların sebebiyet verdiği 93 harbi, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne karşı galibiyeti ile sonuçlandı. Savaş sonrası imzalanan Ayastefanos ve Berlin Andlaşmaları sonunda Balkan Hristiyanlarından Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlıklarını kazandılar. Bulgaristan ise elde ettiği imtiyazlarla Babı-ali'ye adeta pamuk ipliği ile bağlı bir duruma gelmişti. Sözün kısası Balkan Hristiyanları artık bağımsızdılar. Şimdi sıra Anadolu Hristiyanlarmdaydı.

Ermeniler'in Kışkırtılması Emperyalist güçler, Anadolu Histiyanlarından Ermenileri seçtiler. Balkanlı Histiyanlara bağımsızlık veren Ayas-tefanos ve Berlin adlaşmalarına Ermeniler ile ilgili ıslahat maddelerini ilave ettiler. Bu şekilde hem Ermenilere ilgili bir konu ilk defa devletlerarası andlaşmalarda yer aldı, hem de Şark Meselesi içinde bir Ermeni konusu ortaya konulmuş oldu. Böyle bir konuyu kendi menfaatleri doğrultusunda istismar eden devletlerin başında Rusya ve İngiltere geliyordu.

Rusya ile Ermenilerin birbirlerine karşılıklı olarak ilgi duymaya başlaması, XVIII. yüzyıl başlarında I. Petro (öl. 1725) dönemine rastlar. Nitekim I. Petro, İran ile yaptığı savaşlarda Ermenilerden yararlandığı gibi onları Rus topraklarına yerleşmeye de davet etmiştir. Bu davet üzerine bir kısım Ermeniler İran'dan Rusya'ya göç etmiştir. Rusya, 1816'da Moskova'da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü'nü kurarak, Ermeni konusunu daha sistemli bir şekilde ele aldı. 1826-1828 yıllarında İran'la yaptığı savaşları kazandıktan sonra 1828'de imzaladığı Türkmençay Andlaşması ile elde ettiği Revan ve Nahçıvan hanlıklarını birleştirerek Ermeni vilayetini kurdu. Ardından İran'dan Ermeni göçünü gerçekleştirdi. Buna bağlı olarak Rusya'nın Osmanlı Ermenileri ile ilgilenmesi 1820'li yıllarda yoğunlaşmış olmalıdır. Çünkü 11 Mart 1828 tarihli bir yazı ile Erzurum Valisi Galip Paşa'nın, Rus sınırındaki Ermenilerin iç bölgelere tehcir edilmesini Babıali'ye teklif etmesi, bunun en belirgin belgesidir. Nitekim bundan bir ay kadar sonra patlak veren 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında Ermeniler, Babıali'ye ihanet ettiler. Rusya da bunlardan yararlanmasını bildi. Bu savaşlarda önemli bir miktarda Ermeni, Rus ordusuna asker olarak yazılmış, bir kısmı Erzurum'un teslim olmasında etkili olmuş ve bazıları da sivil Müslüman halka eziyet etmişlerdir. Savaş sonunda Kafkasya'ya hakim olan Rusya, daha önce topraklarında kurmuş olduğu Ermenistan vilayetine Anadolu'daki Ermenilerin göç etmelerini istemiştir. Babıali'nin arzusu hilafına göç eden Ermeniler olmuştur.

Kaynakça
Kitap: Ermeni Tehciri
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Avrupalıların ve Rusya'nın Ortadoğu Politikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:51

Ermeni İstekleri 24 Nisan 1877'de başlayan Osmanlı-Rus harbinde ise Rusya, Doğu Anadolu'da yaşayan Ermenilerden yararlanma yoluna gitmiştir. Buna karşılık Ermeniler savaş sonunda hizmetlerinin karşılığını derhal almak istemiş, Patrik Nerses ve İzmirliyan başkanlıklarında gizli olarak toplanan Ermeni meclisi, Çar II. Aleksandra ulaştırılmak üzere bir muhtıra hazırlamıştır.

Bu muhtırada Ermenilerin Rus Çarı'ndan istedikleri şunlardı:

1- Fırat'a kadar olan bölgenin Türklere geri verilmemesi ve buraların Ararat ili ile birleştirilerek, Rusya'ya bağlı bir Ermenistan kurulması,
2- Arazi ilhakı olmayacaksa, Bulgaristan'a ve Bulgar milletine verilecek imtiyazların, Ermeni milletine de verilmesi,
3- İşgal edilen topraklar boşaltılacaksa, Babıali'den ıslahat için maddi teminat alınması ve ıslahatın uygulama ve tamamlanmasına kadar, Rus askerlerinin işgal ettikleri toprakları boşaltmamaları.

Ermeni Islahatı

Ermeni Patriği Nerses Efendi, barış görüşmelerinin yapıldığı Ayastefanos'ta Rus Başkumandanı Grandük Niko-la'yı ziyaret ederek Ermeni isteklerini bildirdi. 3 Mart 1878'de imzalanan barış andlaşmasının 16. maddesine göre Ermenilerin sakin olduğu Doğu Anadolu vilayetlerinde ıslahat yapılacak ve buralardaki Hristiyanlar, Kürt ve Çerkes-lere karşı korunacaktı.

Rusya'nın Ayastefanos Andlaşması ile Kafkasya'ya hakim olması, Doğu Anadolu ve Balkanlarda etkili olması, an'anevi İngiliz potilikasına ters düştü. Çünkü Rus nüfûzunun bu şekilde yayılması, İngiltere'nin Hindistan'la olan bağlantısını tehdit ettiği gibi Ortadoğu'daki gücünü de zayıflatabilirdi. Bu bakımdan İngiltere derhal konuya eğildi.

İngiltere, Rusya'nın sıcak denizlere inmesine engel olması için öteden beri bu devlete karşı Osmanlı Devleti'ni desteklemiştir. Bunun yanısıra Osmanlı memleketinde Protestan misyonerlerinin faaliyetlerini yönlendirmiştir. Bu misyonerlik faaliyetlerinin Ermeni milliyetçiliğinin uyanmasındaki rolü büyüktür. Rusya'nın, Doğu Anadolu'da çok önemli stratejik noktaları (Kars gibi) ele geçirmesi, İngiltere'nin doğu ticareti bakımından hayati ehemmiyet taşıyan yolların güvenliğini tehlikeye düşürmekteydi. Ayrıca İngiltere, Rusya'nın Balkanlarda gerçekleştirdiği bölünmeyi, 16. madde ile Anadolu'da da yapmasından çekinmekteydi.
Bu yüzden İngiltere, Balkanlarda ve Akdeniz'deki dengenin bozulduğunu öne sürerek Ayastefanos Andlaşması yerine, diğer Avrupa devletlerinin de katılmasiyle yeni bir andlaşma yapılması isteğini Rusya'ya kabul ettirdi. Yeni andlaşmanın Berlin'de hazırlanması kararlaştırıldı.

Osmanlı Devleti, Berlin'de İngiltere'nin destek ve yardımını ummaktaydı. Babıali'nin içinde bulunduğu zor şartları çok iyi değerlendiren İngiltere, Berlin'deki konferans toplanmadan önce tehdit yolunu da deneyerek, Osmanlı Deveti'nden Kıbrıs'ı geçici de olsa almayı başardı. 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan ve II. Abdülhamid tarafından 15 Temmuz 1878'de tasdik edilen andlaşmaya göre Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu'daki Ermeniler için İngiltere ile kararlaştıracağı ıslahatı yapacaktı. İngiltere de Doğu Anadolu'daki Rus tehdidini önlemek için Rus tehlikesi kalkana kadar Kıbrıs adasına yerleşecekti. Bu şekilde İngiltere, Hindistan'a giden en kısa yolun güvenliğini sağlamış olmaktaydı.

Görüldüğü üzere Ermeni ıslahatı konusunda İngiltere, Ermenileri değil kendi menfaatlerini korumak için harekete geçmiş ve Kıbrıs Andlaşması'nı imzalamıştır. Gerçekten de Doğu Anadolu bölgesi ve Trabzon-Erzurum-Doğu Bayezid üzerinden Karadeniz'i İran'a ulaştıran ticaret yolu İngiltere için çok önemliydi. 1840'tan itibaren Manchester'e yerleşmiş olan Ermeni tüccarlar, Britanya adalarında imal edilen pamuklu kumaşları belirtilen yol üzerinden İran ve Türkistan'a pazarlıyorlardı. 1870 yılından sonra İngiltere'de artmaya başlayan mamul pamuklu stokları büyük bir iktisadi krize sebep olmak istidadındaydı. Bunlar, süratle erimez ve yeni imalat için pazar bulunmazsa birçok imalathanenin kapanması, iflasların birbirini takibi ve büyük bir işsiz kitlesinin devletin başına bela olması kaçınılmazdı. Bu ticaret yolu, stokları için tek kanaldı. İngilizler, sevkiyatı hızlandırmak için Doğu Anadolu'da Ermeni tüccarlarına sermaye ve kredi yardımında bulunmuşlar ve bunun çok faydasını görmüşlerdi. Ayastefanos Andlaşması'nın, bu yolu Rusların kontrolü altına sokan 19. ve 20. maddelerine İngiltere bu yüzden itiraz etmiş ve Berlin Andlaşması'nın 6. maddesiyle bu yerlerin tekrar Osmanlı Devleti'ne geçmesini sağlamıştı.

Ayastefanos Andlaşması'nın Ermenilerle ilgili 16. maddesi, biraz değiştirilerek Berlin Andlaşması'nda 61. madde olarak yer aldı. Bu maddeye göre Babıali, Doğu Anadolu'da ıslahat yapacak, asayişi sağlayacak ve bu konularda aldığı tedbirleri ara sıra ilgili devletlere bildirecekti. İlgili devletler de tedbirlerin icrasına nezaret edeceklerdi.

Ermeni Cemiyetlerinin Kurulması Rusya ile İngiltere arasındaki rekabet, Ermeni konusunu, devletlerarası bir hüviyete soktu. Bu durumdan cesaretlenen bazı Ermeniler de harekete geçtiler ve yurt içinde ve dışında ihtilalci Ermeni partileri ve dernekleri kurmaya başladılar.

Başlangıçta hayır işlemek amacıyla kurulan bu dernekler, kısa süre sonra Ermenistan kurma planı için birer tedhiş yuvası haline dönüştü. Bunlardan, 1878 yılında Van'da kurulan Kara Haç cemiyeti Amerika'daki Clu Clux Clan benzeri bir kuruluştu. Bundan iki yıl sonra, 1880 yılı civarında Rusya yönetimindeki Ermenistan'da kurulan dernekler ise Anadolu Ermenileri'ne silah göndermeye başlamışlardı. Buna ek olarak 1881'de Erzurum'da Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) derneği kuruldu; derneğin amacı, Ermenileri sözde saldırılardan korumak üzere, onları silah ve cephane ile donatmaktı.1885 sonlarında ise Van'da İhtilalci Armenakan Partisi kuruldu. Bu partinin kuruluş gayesi ise ihtilal çıkararak kendi kendilerini yönetme hakkını sağlamaktı.
1887'de Cenevre'de Marksist Ermeniler tarafından kurulan Hınçak Partisi, 1890'da İhtilalci Hmçak Partisi adını aldı. Partinin programındaki ilk hedef, Anadolu'daki Ermenilerin siyasi ve milli bağımsızlığını sağlamaktı. Anadolu'da ihtilalle gerçekleştirilecek hedeflere ulaşmak için takip edilecek usul; propaganda, kışkırtma, terör, teşkilatlanma ile işçi ve köylü hareketidir. Kışkırtma vasıtaları hükümete yönelik gösteriler, vergi vermemek, ıslahat istemek ve devlete karşı düşmanlık şeklindeydi. Terörün hedefi, Babı-ali ile hükümette görev yapan Türk ve Ermeniler, casus ve muhbirler idi. İhtilal, Osmanlı Devleti savaş halinde iken gerçekleştirilecek ve Anadolu'daki Ermenilerin bağımsızlığı sağlandıktan sonra Rusya ve İran Ermenileri ile federatif bir Ermenistan kurulacaktı. 1890 yazında Tiflis'de Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) kuruldu. Kısa adı Taşnak olan bu partinin 1892'de açıklanan programına göre hedefe isyanla ulaşmak, ihtilalci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, hükümet yetkilileri ve kurumları ile muhbir ve hainlere karşı hareketler düzenlemek esas ilkelerdi. Bu ihtilalci federasyona 1891'de Hınçak Partisi katıldı ise de bir yıl sonra anlaşmazlığa düşerek ayrıldı.

Yurt dışındaki kuruluşlar Rusya, İran, Avrupa ve Amerika şehirlerinde şubeler açtıkları gibi Osmanlı topraklarında da gizli olarak teşkilatlandılar. Armenakan Partisi İstanbul, Trabzon, Muş ve Bitlis'de; Hınçak Partisi de İstanbul, Bafra, Merzifon, Amasya, Tokat, Yozgat, Arapkir ve Trabzon'da şubeler açtı. Taşnaksutyun ise İstanbul ile Doğu Anadolu şehirlerinde teşkilatlandı. Bu derneklerin Türkiye'de teşkilatlanmaları ile birlikte art arda tedhiş hareketleri meydana geldi.

Berlin Andlaşması'ndan hemen sonra 19 Ağustos 1878'de İngiltere, 61. maddenin uygulanması için Babıali'ye bir nota verdi. Osmanlı hükümeti, içinde bulunduğu mali sıkıntıları öne sürerek, Doğu Anadolu'da bir ıslahata derhal başlanamayacağını İngiltere'ye bildirdi93. Bu arada İngiltere'de 1880'deki seçimlerden sonra Gladstone başkanlığındaki Liberal Parti iktidara gelince, bu devletin Doğu Anadolu ıslahatı politikasında değişiklik oldu. Daha önce verdiği nota karşısında Babıali'nin gösterdiği direnci farkeden İngiltere, sözkonusu ıslahat meselesinde diğer Avrupa devletlerinin desteğini sağlama yoluna gitti. Nitekim bu devlet, diğer beş Avrupa devletiyle ayrı ayrı, ama aynı mealde olan ve Doğu Anadolu'daki ıslahatın geciktirilmemesi hakkındaki bir notayı 11 Haziran 1880'de Babıali'ye vermekle bunu gerçekleştirdi. Böylece Doğu Anadolu ıslahatı konusu, milletlerarası bir nitelik kazandı.

1881'de Çar II. Aleksandre bir suikast sonucu öldürülünce Rusya, Ermeni ıslahatı için önceki gibi aktif politika takip etmemeye başladı. Bu durumda ıslahat konusunda İngiltere adeta yalnız kaldı. 1882'de Mısır'ı işgal ettikten sonra bu devlet, boğazlar ve Osmanlı Devleti ile ilgili politikasını değiştirdi. Çünkü Cebelitarık, Malta, Kıbrıs ve Mısıra hakim olan İngiltere için Hindistan yolu kesin olarak denetim altına girmiş olunca boğazların önemi azaldı. Bunun üzerine Osmanlı toprak bütünlüğüne yönelik politikasını terk eden İngiltere, Ermenilerle ilgili konularda daha aktif bir politika gütmeye başladı. Ayrıca 1888'den itibaren ülkesinde Anglo-Armenian Comittee'nin (İngiliz-Ermeni Komitesi) çalışmasına izin verdi.

İlk Şiddet Olayları Osmanlı topraklarında sosyal, ekonomik, ilmi, siyasi, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilayetinde yeterli nüfus çoğunluğuna sahip bulunmayan Ermenileri bir ayaklanmaya sevkedecek, yönetimden gelen herhangi bir baskı mevcut değildi. Bu gerçeklere rağmen bir isyan çıkartmak, maceraya atılmak demekti. Böyle olduğu halde, İngiltere ve Rusya'nın kendi çıkarlarını ön plana alarak bu toplumu kullanmak isteyip kışkırtması ve bu gelişmeleri hızlandırıp yaymak için Ermeni çete ve derneklerinin Türk ve Ermenilere yönelik şiddet hareketleri, iki toplumu birbirine düşürmekte gecikmedi. Nitekim ilk ciddi olaylar 1890 yılında meydana geldi. Bu yılın Haziran ayında Erzurum'da Anavatan Müdafileri Cemiyeti üyelerinin ve Temmuz ayında da İstanbul Kumkapı'da Hınçak Partisi üyelerinin, Ermeni halkını kışkırtması sonucu patlak veren olaylarla, yüzyıllardır barış içinde yaşayan iki topluluk karşı karşıya geldi. İki taraftan on iki kişinin öldüğü olaylar, Avrupa basınında Ermenilere karşı yapılmış bir katliam olarak yeraldı. Bu tür yalan haberler, Avrupa'da Er-meniler lehinde bir kamuoyu oluşturma çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Avrupa basınının dikkat ve ilgisini bu olaylarla üzerlerine çeken Ermenilerin beklentileri daha fazla idi ve Avrupa devletlerinin, ıslahat konusunda Babıali'ye baskı yapmalarını istiyorlardı. Avrupa devletlerinin temsilcilerinin Osmanlı Devleti'ne yaptıkları baskı, Erzurum ve Kumkapı olaylarındaki suçluların gerekli cezaya çarptırılmalarını önlemek şeklinde oldu. Bu durum çete ve dernek üyelerinin terör konusundaki cesaretlerini arttırdı. Öte yandan 1891 yılında II. Abdülhamid, Ermeniler için bir genel af çıkardı ise de komitecilik faaliyetleri ve olaylar devam etti. 1892'de İngiltere'de Gladstone'un yeniden iktidara gelmesi komiteci Ermenileri cesaretlendirdi. Aynı yılın sonlarında Van valisine karşı suikast teşebbüsünde bulunan Ermeniler, sonraki yıl içinde Amasya, Merzifon, Ankara, Çorum, Tokat, Yozgat ve Diyarbekir'de II. Abdülhamid aleyhine pankartlar astılar, olay ve isyan çıkardılar. Bu hadiseler özellikle İngiltere'deki Anglo-Armenian Comittee tarafından istismar edildi.

Avrupa devletlerini kendi olayları içine çekmek isteyen Ermeni komitacılar, 1894 yılında Patrik Aşıkyan'a başarısız bir suikast girişiminde bulundular, Tokat'ta posta Tatarını öldürüp posta arabasını soydular ve Sasun'da bir ayaklanma çıkardılar". Özellikle Sasun ayaklanması, Ermeni kayıplarından ötürü Avrupa basınını ve kamuoyunu Türkler aleyhine harekete geçirdi. Kurulan bir milletlerarası Tahkikat Komisyonu, 20 Temmuz 1895'te yayınladığı raporunda Sasun olaylarında Ermenilerin masum olmadığını açıkla-dı100. Bununla beraber isyan, Ermeni olaylarına milletlerarası boyut kazandırdı ve İngiltere, Fransa ve Rusya'yı ıslahat için ortak girişim ve baskılara yöneltti. Tahkikat Komisyonu, çalışmalarını sürdürürken İngiltere, ıslahat meselesini gündeme getirdi. Diğer Avrupa devletlerinin 11 Mayıs 1895'te Babıali'ye verilen notada, ıslahat yapılacak vilayetler, Vilayat-ı Sitte adıyla Erzurum, Bitlis, Van, Sivas, Mamu-retülaziz ve Diyarbekir olarak belirlenmekteydi. Bu altı vilayette Babıali'nin idari, adli, askeri ve mali yetkileri sınırlanırken, Ermenilere bu konularda imtiyazlar verilmekteydi. II. Abdülhamid, Doğu Anadolu'yu Balkanlaştıracak bu imtiyazlara karşı çıktı; Islahat'ın bütün tebaa için geçerli olmasını istedi. Babıali'nin bu direnişi üzerine İngiltere, Rusya'dan Osmanlı Devleti'ne baskı yapılmasını istedi. Ancak bu konuda, ne Rusya'dan ne de Fransa'dan umduğu desteği bulamadı.
Sasun isyanının Babıali üzerinde Avrupa'nın fiili bir müdahalesine yol açmaması karşısında Ermeniler, 1895 yılında özellikle Hmçak komitesi üyelerinin kışkırtmaları sonucu İstanbul, Divriği, Trabzon, Eğin, Develi, Akhisar, Erzincan, Gümüşhane, Bitlis, Bayburt, Urfa, Erzurum, Diyarbekir, Siverek, Malatya, Harput, Arapkir, Sivas, Merzifon, Maraş, Muş, Kayseri, Yozgat ve Zeytun'da olaylar çıkarttılar. Bu olaylarda Türklerin yanısıra kendilerine katılmayan Ermenilere karşı da cinayetler işlediler ve kundaklama faaliyetlerinde bulundular.

İstanbul olaylan, İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerini harekete geçirdi. Bu devletlerin baskısı üzerine Babıali, 20 Ekim 1895'te bir Islahat Nizamnamesi ilan etti. II. Abdülhamid, sözkonusu nizamnameyi uygulamanın Müslüman çoğunluğu rencide edeceği ve memleketi parçalayacağı düşüncesiyle bunu tatbike koymadı. İngiltere ise nizamnamenin tatbik edilmesine engel gördüğü padişaha karşı baskıdan yanaydı.

Yabancı devletlerin kendi konularına ilgilerinin devamını sağlamak amacıyla Taşnak ve Hınçak komiteleri, 1896'da Van'da bir isyan çıkarttılar. 418 Müslüman ve 1715 Ermeni'nin öldüğü isyanı, 26 Ağustos 1896'da Taşnak komitecilerinin planladığı İstanbul'daki Osmanlı Bankası saldırısı takip etti. Van isyanı ve Osmanlı Bankası saldırısı, İngiltere'ye beklediği fırsatı verdi. Nitekim, bir yandan II. Abdülhamid'i ıslahata zorlarken, diğer yandan da onu tahtından indirmeye çalıştı. Rusya, Babıali'ye baskı yapılmasından yana olduğunu bildirirken, taht değişikliğine karşı olduğunu açıkladı. İngiltere'nin Babıali'ye verdiği 20 Ekim 1896 tarihli notasını İtalya ve Avusturya desteklerken Fransa desteklemedi. Bu gelişmeler karşısında padişah, ıslahatın altı vilayette değil de bütün vilayetlerde uygulanması için bir iradeyi Kasım ayında, Ermenilere yönelik bir af kanununu da Aralık ayında çıkarttı.

Bu arada, 1896'da Girit'te isyan ve bir yıl sonra da Yunanistan'la savaş çıkması, ardından meydana gelen Makedonya olayları, Ermeni konusunu ikinci plana düşürdü.

Taşnak üyelerinin önayak oldukları 1904'teki Sasun isyanı ve 1905'teki II. Abdülhamid'e karşı girişilen suikast teşebbüsü dışında Ermeni dernekleri, Padişaha ve yönetime karşı ortaya çıkan Genç Türk muhalefeti hareketine katılarak hedeflerine varmak istediler.

Babıali yürüyüşü ve Avrupa devletlerinin tepkisi üzerine Ittihad ve Terakki Cemiyeti harekete geçti. Cemiyet, kurucularından Abdullah Cevdet'in kaleme aldığı ilk beyannamesini duvarlara yapıştırarak varlığını duyurdu. Bu beyannamede baskı rejiminin yıkılması için ülkedeki bütün unsurların elele vermeleri ve cemaat zihniyeti gütmemeleri
gerektiği ilan edildi.

1895-1897'de Genç Türk (Jön Türk) muhalefetine katılmış olan Mizancı Murat da, yenileşme hareketlerinin başarılı olma şartlarından biri olarak memleketteki bütün unsurlar arasında tabii bir karşılıklı güven duygusunun tesis edilmesinin üzerinde durmaktaydı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Avrupalıların ve Rusya'nın Ortadoğu Politikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 21:51

Prens Sabahaddin ve Ermeniler Avrupa devletlerinin Babıali'ye baskı politikası uygulamalarından ve Ermenileri de kışkırtmalarından dolayı, ülkedeki unsurlar arasında ne Abdullah Cevdet'in beklediği dayanışma, ne de Mizancı Murat'ın önem verdiği karşılıklı tabii güven duygusu meydana geldi. Bununla beraber yurt dışındaki cemiyet faaliyetlerinde ilişkiler giderek yoğunlaştı. Nitekim 4 Şubat 1902'de Paris'te toplanan I. Genç Türkler Kongresi'ne İttihad ve Terakki'nin iki güçlü lideri Prens Sabahaddin ve Ahmed Rıza Bey ile taraftarları yanısıra Ermeni delegeleri de katıldı. Kongrede alman kararlardan biri inkılabın başarıya ulaşması için yabancı devletlerin müdahalesinin gerekli olduğu şeklindeydi109. Bu kararı Ermeniler şiddetle istemekteydiler. Prens Sabahaddin de onlara katıldı. Ancak Ahmed Rıza Bey ve Genç Türklerin çoğu ülkeyi parçalanmaya götürebilecek böyle bir karara karşı çıktılar. Kongre sonunda müdahale yanlıları Prens Sabahaddin'in etrafında ve karşı görüşte olanlar da Ahmed Rıza Bey'in çevresinde toplandılar.

Prens Sabahaddin Bey'in siyasi programı, Ermenilere çok çekici geldi. Zira adem-i merkeziyetçi bir idare tarzını benimseyen bu programa göre devletin değişik bölgeleri, kendine has mahalli idarelere bölünecek, bölünme idari, mali ve adli yönlerden olacaktır. Bu sebeple bu program, Ermenilere önce muhtariyet ve sonra da bağımsızlık yolunu açabilirdi. Bu bakımdan Ermenilerden birçoğu Prens Sabahaddin'in programını desteklediler. Genç Türk Hareketi'nin yurt içinde ve dışında kurulan yeni cemiyetlerle iyice kuvvetlendiği bir zamanda Taşnak Cemiyeti, bir program üzerinde anlaşmak ve icraat şekillerini tayin etmek kaydıyla bir kongre teklifinde bulundu. Ahmed Rıza Bey ve Prens Sabahaddin tarafından kabul edilen teklif üzerine 27 Aralık 1907'de Paris'te II. Genç Türk Kongresi toplandı. Bu kongrede Ermeniler, uzlaşmacı bir yol takip ederek Osmanlı Devleti'nin mülki ve siyasi bağımsızlığını kabullendiklerini, asker vermemekten ve tedhişçilikten vazgeçtiklerini açıkladılar. Müdahalecilik fikrine son verilen kongrenin bitiminde delegeler, meşrutiyet ve meşveret usullerinin kurulmasının ihtilal ile gerçekleşebileceği hususunda anlaştılar.

Adana Olayları ve Ermenistan Kurma Çabaları II. Genç Türk Kongresi'nden sonra yaygınlaşan ve güçlenen muhalefet hareketleri karşısında II. Abdülhamid, 23 Temmuz 1908'de ikinci defa meşrutiyeti ilan etti. Bu durum devletin bütün unsurları tarafından sevinçle karşılandı. Fakat bu sırada milletlerarası dengelerin değişmesi ve Ermeniler'in bunlardan yararlanmak istemeleri yüzünden bu uzlaşma uzun ömürlü olmadı. Nitekim İngiltere, 1897'den beri Rusya'ya, Osmanlı Devleti'nin taksimine hazır olduğu-nu, hatta bu mirastan pay olarak boğazları kendilerine verebileceğini bildirmekteydi. Öte yandan, Uzak Doğu'daki anlaşmazlıklarını sulh yoluyla çözen ve 1907'de İran'ı aralarında nüfuz bölgelerine ayırmak suretiyle, Ortadoğu'da birbirlerinin çıkarlarını tanıyan bu iki devlet, "Ermeni Islahatı" adı altında Osmanlı Devleti'ne yapılan müdahalelerde artık birlikte hareket etme kararı almışlardı. Bundan istifade eden Ermeniler, batılı büyük devletlerin de desteğiyle yurt içinde ve dışında pekçok cemiyet kurarak teröre başlamışlardı. İttihatçıların bu tür cemiyetlerle meşrûtiyetin korunması uğruna münasebete girmesi, Taşnaksutyun gibi illegal cemiyetlerin legal hale gelmesine yardım etti. İttihatçıların "ittihad-ı anasır" uğruna verdikleri bu tavizler Ermenilerin işine yaradı. II. Abdülhamid'in koyduğu silah ithali yasağını meşrûti idare kaldırdığı için, Ermeniler hızla silahlandılar. İstanbul'da "Otuzbir Mart Vak'ası"nın çıkmasının ertesi günü, Adana'da Ermeniler de Müslümanları katletmeye başladılar (14 Nisan 1909)m. Olay, her zaman olduğu gibi Avrupa'ya, "Ermeniler öldürülüyor" şeklinde intikal ettirildiğinden, İttihatçılar telaşa düştüler. Bunun üzerine Adana Valiliği'ne gönderilen Cemal Paşa, Avrupa'ya hoş görünmek için Ermeni çetelerine dokunmayarak, kurduğu Divan-ı Harb'de 47 Müslüman ve buna karşılık ancak bir Ermeni'yi idama mahkum ettirdi.

1909 Adana olayları, Ermeni ıslahatı konusunu tekrar gündeme getirdi. İttihatçıların devamlı anlaşmak istemelerine rağmen Ermeniler, Balkan harbi sırasında devletin en sıkışık durumundan da yararlanarak yabancı devletleri işin içine soktular. Bunun üzerine Babıali, 24 Nisan 1913'te İngiltere'ye başvurarak Doğu Anadolu'da birtakım düzenlemeler yapacağını bildirerek, Doğu Anadolu'da görevlendirilmek üzere, kendilerinden subay ve müfettişler istedi. İngiltere, bu isteğe cevap vermeden önce Rusya ile görüşmelerde bulundu. Rusya, bu ıslahat projesinden yana olduğunu bildirdiği gibi, şayet Doğu Anadolu'da istediği şekil verilmezse, karışıklıklar çıkarmak suretiyle bölgeyi işgal edeceğini açıkladı.

Bu gelişmeden sonra İngiltere, Babıali'nin istediği subay ve müfettişleri göndermeyi kabul etti. Ancak bu defa da Rusya, Kafkas sınırlarına yakın Türk vilayetlerine İngiliz subaylarının gönderilmesine şiddetle karşı çıktı. Bu konuda uzun diplomatik tartışmalar yapıldı. Sonunda İngiltere, istenilen subayları şimdilik gönderemiyeceğini bildirmek zorunda kaldı. Fakat Babıali'nin ısrarı üzerine Kasım 1913'te, Osmanlı hizmetinde bulunan Albay Havker adlı İngiliz subayının, Doğu ve Kuzey-Doğu Anadolu vilayetleri jandarma teftiş heyeti başkanlığına tayinini kabul etti. Rusya, Havkerin geçici bir statüde tayin olunması dolayısiyle itiraz etmedi. Aslında Rusya, ıslahatın İstanbul'daki Rus, Fransız ve İngiliz elçileri arasında görüşülmesinden yana idi. Öte yandan Osmanlı Devleti'nde büyük yatırımlara girmiş olan ve bu yüzden Osmanlı Devleti'nin devamını isteyen Almanya ise, üç devletin Osmanlı topraklarını aralarında taksim etmelerinden çekinmekte ve Osmanlı Devleti dahil bütün devletlerin katılmasıyla ıslahatın görüşülmesini istemekteydi. Buna rağmen, üç devletin İstanbul'daki büyükelçileri bir alt komisyon kurarak, 1895'teki ıslahat projesinden de yararlanarak, yeni bir ıslahat projesi hazırladılar. Rus tasarısı adı verilen bu projeye göre Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas'ın bir kısmı "Ermeni Vilayeti" adı altında tek vilayet haline getirilmekte ve başına da, büyük devletlerin muvafakatiyle padişah tarafından beş yıl süreyle bir Osmanlı Hristiyanı veya tercihen bir Avrupalı genel valinin getirilmesi öngörülmükte idi. Genel valinin idari, mülki ve yargıya ait geniş yetkileri olacak, vilayette resmi yazışmalar Türkçe ve Ermenice yapılacaktı. Bu projenin uygulanması halinde, Doğu Anadolu'da II. Abdülha-mid'in önlemeye çalıştığı "Ermenistan'in kurulması, kaçınılmaz bir hal almakta idi.

Babıali, Almanya'nın da telkinleriyle bu tasarıyı reddetti. Rusya, tasarıya en büyük tepkinin Almanya'dan geldiğini anladıktan sonra, İstanbul'daki elçisine Almanya ile anlaşma yollarının araştırılması konusunda direktif verdi. Nitekim iki elçi arasında yapılan müzakereler, 22 Eylül 1913'te anlaşma ile neticelendi. Buna göre, Rus tasarısında tek genel valilik altında toplanan vilayetler, iki gruba ayrılarak Erzurum, Trabzon ve Sivas birinci grubu; Van, Bitlis, Har-put, Diyarbakır da ikinci grubu oluşturacaktı. Her grubun başına, beşer yıllık kontrat yapılan birer yabancı genel müfettiş atanacak ve her kontrat bitiminde büyük devletlere başvurulacak ve onlardan yeni müfettiş istenecekti. Ayrıca bu tasarıya göre ıslahatın yürütülmesi elçiler ve konsoloslar tarafından denetlenecek, ıslahat esasları ise Babıali tarafından yabancı devletlerle birlikte tesbit edilecekti.

Rus tasarısından pek farklı olmayan bu yeni tasarıya göre, genel müfettişlere geniş yetkiler verilmekteydi. Almanya, Rusya tarafından başka konularda tatmin edildiği için, Rusya'ya artık Osmanlı Devleti'ni parçalayan bir devlet gözüyle bakmamaktaydı. Öte yandan Türk tasarısını tutar gözükmekle birlikte, bunda Rusya'nın istediği pekçok değişikliğin yapılabileceğini de ihsas ettirmekteydi. Böylece Babıali, Ermeni meselesinde en çok güvendiği Almanya da dahil olmak üzere bütün devletleri karşısında buldu.

Babıali'nin Nisan 1913'te kendi isteği ile hazırladığı tasarıyı, Doğu Anadolu'da ve bütün ülkede ıslahat yapmak için ingiltere ve Almanya'ya dayandırmak düşüncesinin ne kadar yanlış olduğu ortaya çıktı. Osmanlı hükümeti bu hareketiyle Kafkas sınırlarına yakın yerler için Rusya'nın şüphelerini artırmış oldu. Bu hususta ne İngiltere ne de Almanya, Türkiye'nin hatırı için Rusya ile bozuşmayı göze alabildiler. Hatta onlar da Osmanlı Devleti'nin paylaşılmasından hisselerine düşeni koparmak üzere Rusya'ya uyarak hep birlikte Osmanlı hükümeti üzerinde baskıya başladılar. Rusya ise diğer Avrupa devletlerinden emin olarak, Doğu Anadolu Ermenilerini ayaklandırmak için bir taraftan insaniyet ve Hristiyanlık, öte yandan komşuluktan doğan menfaatlerini korumak bahanesiyle tehditlerini arttırdı.

Babıali, 28 Ekim 1913'te Rus ve Alman büyükelçiliklerine verdiği bir demeçte, bütün Osmanlı topraklarında ıslahat yapacağını, bu konuda hazırlamış olduğu kanun ve nizamları yürürlüğe koyacağını, ancak bu işi Balkan harbinin geciktirdiğini bildirdi. Islahatın gerçekleştirilmesinde büyük devletlerin yardımlarına güvendiğini ve onlardan istemiş olduğu uzmanları kendisine vermelerini talep ve buna mukabil padişahın hükümranlık haklarına ve ülkenin bağımsızlığına dokunulmamasını beklediğini ifade etti.

Diğer taraftan Sadrazam Said Halim Paşa, Alman büyükelçisi YVangenheim'la yaptığı konuşma sırasında birtakım yeni tekliflerde bulundu. Sadrazam bu teklifinde, iç politika ile ilgili sebepler yüzünden Türk genel müfettişi atayabileceğini, ancak, boyun eğmeye müsait kimseleri atamanın kendi elinde olduğunu, asıl idarenin her genel müfettişin yanında bulundurulacak Avrupalı yardımcının emrinde ve yine Avrupalı olan teknik elemanların elinde olacağını, o takdirde başarının da Avrupalı ıslahatçılara bağlı olduğunu ve onların yardımlarını da hararetle temenni ettiğini söyledi. Alman elçisini bile şaşırtan sadrazamın bu teklifi, Alman elçisi ile Rus elçisi Girs arasında olgunlaştırılarak 7 Kasım 1913'te altı maddelik bir teklif şeklinde sadrazama verildi. Buna göre, Babıali, Doğu Anadolu'nun iki kesiminin başına getireceği iki genel müfettişe yardım etmeleri için iki müşaviri kendisine tavsiye etmelerini büyük devletlerden isteyecek, her bittiğinde yenilenmek üzere bunlarla on yıllık kontrat yapılacaktı.

Sadrazam, bu Rus-Alman tasarısına karşılık olarak bir Osmanlı tasarısı verdiyse de bütün devletlerin tepkisiyle karşılaştı. Nihayet birtakım diplomatik yazışmalardan sonra, 26 Kasım 1913'te Rus ve Alman elçileri hazırladıkları mukabil tasarıyı Sadrazam'a verdiler. 16 maddeden oluşan ve aşağı yukarı ilk Rus tasarısının özeti olan bu tasarıya göre, iki kesimin başında kukla gibi iki müfettiş bulunacak, onların yanında büyük devletler tarafından seçilmiş iki müşavir her şeyin başı olacaktı. Müşavirler, en küçük memurun atanmasına varıncaya kadar her işe müdahale edebile-ceklerdi.

Alman elçisi Wangenheim, Ermeni meselesinde Almanya'nın yeni tutumu konusunda Sadrazamı ikna etmek için çok uğraştı. 1909'dan beri Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir mesele iken, şimdi milletlerarası mesele haline gelmesinin Osmanlı Devleti'ne sağladığı faydaları sayıp döktü. Aslında Almanya da yıkılmakta olan Osmanlı Devleti'nden hissesine düşeni almak için Rus tekliflerine diğer devletler gibi ses çıkarmak istemiyordu. Sadrazam ise Türk izzet-i nefsine dokunmayacak, yani görünüş korunularak, Avrupa'nın istediklerini göz önünde tutmak ve Rusya'nın isteğini yapmak düşüncesiyle hareket etmekte idi.
Rus elçisi Girs, yukarıda bahsedilen on altı maddelik tasarıyı Said Halim Paşa'ya gösterirken, bu tasarının büyük devletlerin isteklerinin en azı olduğunu, eğer Babıali bunu kabul etmez ve bundan sonra katliamlar olursa, Rus hükümetinin ne yapacağını kestiremiyeceğini bildirdi. Elçi, diğer büyük elçilerle de temasa geçerek Rus isteklerinin kabulü için sadrazamla görüşmelerini ve Rus teklifinden yana konuşmalarını istedi. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa, Babı-ali'ye Rus isteklerinin kabul edilmesi tavsiyesinde bulundular. Öte yandan Ermeni Patrikhanesi başta olmak üzere, bütün Ermeni cemiyetleri Avrupa devletlerini Ermeni ıslahatı konusunda yardıma çağırıyorlardı. Türk basını, Avrupa'nın iç işlerimize müdahalesini yeren yazılar yayınladı. Hükümet ise Doğu Anadolu'yu kendi eliyle vermek anlamına gelen Rus tekliflerini kabul etmemekte direndi.

Büyük devletler isteklerini kabul ettirmek için Avrupa'da, "Türk mezalimi" propagandası ile manevi baskıya başladılar. 1 Aralık 1913'te "Asya Fransız Komitesi", yirmi kadar ülkenin temsilcilerinin katılmasıyla toplandı. Ermeni delagasyonu başkanı Boghos Nubar Paşa'nın uzun bir konuşmasından sonra, büyük devletlerden, ıslahat yürürlüğe girinceye kadar Osmanlı hükümetine mali yardımda bulunulmaması, gümrük ve bazı vergilerin artışına razı olunmaması isteği kabul edildi.

O sırada, Babıali aylardan beri memur ve subaylarına maaş veremiyor, borçlanmak için Fransa'ya başvurduğu gibi, bazı yeni vergiler koymak ve gümrüklerini artırmak için büyük devletlerle müzakerelerde bulunuyordu. Said Halim Paşa, 13 Aralık 1913'te Paris'teki Türk büyükelçisi vasıtasıyla Boghos Nubar Paşa'yı, görüşmek üzere İstanbul'a davet etti. Nubar Paşa da, Açmiyazin Katogigosu'na danıştıktan sonra 17 Aralık'ta verdiği cevapta, kendisini vazifelendiren Katogigos'un Avrupa'da görev yapmak üzere gönderdiğini, Katogigos'un İstanbul'daki temsilcisinin Ermeni Patrikhanesi olduğunu ve Osmanlı hükümetinin onunla görüşebileceğini bildirdi.

Bu sırada İstanbul'da elçilerle Babıali arasında, Ermeni ıslahatıyla ilgili olarak görüşmelere devam edilmekteydi. 16 Aralık 1913'te Rus ve Alman elçilerinin baskılarını arttırmaları üzerine sadrazam, kamuoyunu memnun edecek bir değişiklik yapılması halinde tasarıyı kabul edeceğini bildirdi. Bunun üzerine yabancı müşavirlerden vazgeçildi. Genel müfettişlerin Osmanlı değil yabancı olmalarına, Sadrazamın "sözlü" olarak büyük devletlerden müfettişlerin ismini isteyip, onların da "sözlü" olarak bildirmelerine karar verildi. Babıali bir nota ile tayin edilen bu iki kişiyi on yıllık bir kontratla genel müfettiş atadığını, görev ve yetkilerini bil-direcekti. Böylece Rus ve Alman istekleri yerine getirilmiş ve Türk kamuoyu da aldatılmış oldu. Fakat Rus elçisi, kabul edilen bu metni de yeterli görmeyerek birtakım değişiklikler yaptığı gibi, Alman elçisinin 1913 yılının son günlerinde geçici bir süre İstanbul'dan ayrılması üzerine yeni isteklerde bulundu. Ardından 14 Ocak 1914'te Fransa, İngiltere ve Almanya'ya birer imzasız nota vererek, "Ermenistan" olarak nitelediği Doğu vilayetlerinde durumun kaygı verici olduğunu, buralardaki karışıklıkları önlemek için Babıali'nin dikkatinin çekildiğini bildirdi. Bu notadan sonra, Fransız hükümeti, Erzurum'daki konsolosuna durumu tetkik ettirdi ise de böyle bir karışıklığın olmadığı anlaşıldı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti, büyük devletler nezdin-de Rusya'yı aşırı isteklerinden dolayı şikayet etti ise de hep atlatıcı cevaplar aldı.

Büyük devletlerin baskıları yanısıra, İttihad ve Terakki iktidarının da içinde bulunduğu sıkıntılar, devleti Rusya ile bir andlaşmaya zorlamaktaydı. Nitekim 8 Şubat 1914'de Hariciye Nazırlığı görevini de üstlenmiş olan Sadrazam Said Halim Paşa ile Rusya'nın İstanbul'daki maslahatgüzarı arasında bir andlaşma imzalandı.

Bu andlaşmaya göre:

a) Doğu Anadolu'nun iki kesiminin başlarına seçilecek olan iki müfettişi büyük devletler teklif edecek ve Osmanlı Devleti de kimi atadığını bir nota ile bildirecek,
b) Her müfettiş kendi kesiminde idare, adliye, polis ve jandarmayı denetleyecek,
c) Toprak konusundaki anlaşmazlıklar müfettişlerin gözetimi altında çözülecek,
d) Kanun, nizamname ve resmi tebliğler mahalli dillerle ilan edilecek; genel müfettiş mümkün görürse, herkes mahkemelerde ve resmi dairelerde kendi dilini kullanabilecek, ancak mahkeme hükümleri Türkçe olacak ve imkan olursa ilgililerin diline de çevirisi yapılacak.

Bu tasarıda dil konusu, Rus tasarısına göre biraz yumuşatılmıştı. Rus tasarısında Doğu Anadolu için mahalli askerlik sistemi istenmişti. Yani herkes bulunduğu askeri müfettişlik sınırlarından çıkmadan askerliğini yapacaktı. Babı-ali, bunu yalnız Doğu Anadolu'ya hasretmeyi mahzurlu görerek, bütün devlete teşmil etti. 7 Ağustos 1913 tarihli irade ile herkesin bulunduğu yerde askerlik yapması esası getirildi. Bu, Rusların isteğinden daha fazla bir şeydi. Son derece zararlı olan bu karar, Osmanlı-Rus andlaşmasına da aynen geçti. Bilhassa, Ermenilerin Doğu Anadolu'da oturdukları bölgede askerlik yapmalarının kabulü, bir müddet sonra başlayan I. Dünya Savaşı esnasında, onların isyan etmelerine ve mahalli Müslüman halkı katletmelerine yol açtı. Alman kararda bundan başka II. Abdülhamid tarafından sırf Ermeni komitacılarının faaliyetlerini önlemek amacıyla kurulan Hamidiye alaylarına Ermenilerin de alınması, her iki bölgede bir yıl içinde seçim yapılarak, çeşitli din ve ırkların tespiti, vilayet meclislerine seçilen üyelerle, jandarma ve polis teşkilatının yarı yarıya olması hususları da bulun-maktaydı120.

Alman elçisi Wangenheimin, sadrazamı kandırmak için söylediği gibi Ermeni meselesinin milletlerarası bir mesele durumuna gelmediği bu anlaşmadan anlaşılmaktadır. Nitekim Ermeni meselesi, Berlin Andlaşması'nın 61. maddesiyle kazandığı milletlerarası durumunu kaybetmiş, adeta tekrar Ayastefanos Andlaşması'na dönülerek Osmanlı-Rus meselesi haline gelmişti. Çünkü, yukarıda çok kısa özeti verilen andlaşmadaki hükümleri, Osmanlı hükümeti yalnız Rusya'ya karşı taahhüt etmekte idi. Bunların yürütülüp yürütülmediğinden yalnız Rusya'ya karşı sorumlu bulunuyordu. Diğer devletler, sadece genel müfettişlerin seçiminde söz sahibiydiler. Anlaşmada, Rusya'nın hangi bakımlardan Osmanlı iç işlerine karışabileceği açık olarak sayılmıştı. Diğer süper güçlerin ise Rusya'yı neden bu kadar yalnız bıraktıklarının sebebi gayet açıktı. Çünkü, Ermeni ıslahatı konusunda Osmanlı-Rus andlaşma şartlan görüşülürken, bir yandan da Osmanlı Asyası'nın paylaşılması konuları görüşülmekte idi. Türk dostu gözüken Almanya da dahil olmak üzere herkes bir pay kapmak peşindeydi. Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu'yu da Rusya'nın payı olarak görüyorlardı.
Osmanlı hükümeti, bizzat kendisinin başlattığı ve daha sonra Osmanlı-Rus-Alman ve en sonunda da bir Osmanlı-Rus meselesi haline dönüşen ıslahat meselesinin aldığı şekli anlayamamanın ve durduramamanın şaşkınlığı içinde idi. Nitekim İttihad ve Terakki yönetimi I. Dünya harbine, devleti Rusya'nın ipoteği altına sokan bu andlaşmanm getirdiği karışıklıklar içinde girdi. Andlaşmanm en tehlikeli tarafı askeri taahhütlerdi. Osmanlı Devleti kendi tebaasına nasıl ve nerelerde askerlik yaptıracağını, Rusya ile yaptığı bu andlaşma ile sınırlandırıyordu. Hamidiye Alaylan'na Ermenileri de alacağını Rusya'ya karşı taahhüt ediyordu. En önemlisi Rus sınırına yakın yerlerde bulunacak Osmanlı birliklerinde yalnız Erzincan askeri mütefettişliği bölgesi içinden alınmış erler bulunacaktı. Rusya, andlaşmaya dayanarak buraları denetleyebilecekti. Bu askerlerin dörtte veya beşte biri Ermeni, kalanı da Türk olacağından Rusya'nın her an bunlardan yararlanması mümkündü. Ayrıca, genel müfettişlerin kabul edilmesiyle Osmanlı hükümeti, Anadolu'nun yansında yetkilerinin pek çoğunu kaybediyordu. Nitekim bir müddet sonra bu kararın olumsuz sonuçlan, Rusya'nın Van'ı işgali sırasında ortaya çıkmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ermeni Tehciri ve Terörist Ülke Ermenistan

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir